6. Cumhurbaşkanı
Fahri Korutürk'ün, Cumhuriyet'in 53. yılı dolayısıyla yayınladığı mesaj şöyle:
(29 Ekim 1976)
Aziz Vatandaşlarım,
Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşunun 53. yıldönümündeyiz. Yurt içinde ve yurt dışında bütün vatandaşlarıma bu mutlu günü içtenlikle kutluyorum. Her geçen yıl, bilincine olumlu yeni katkılar ekliyerek gelişen, kalkınan Türk vatandaşı, kendisinde ve çevresinde maddi ve manevi ihtiyaçların arttığını duymakta ve haklı olarak uygarlığın daha yenisini, daha ilerisini istemektedir.
Biz, çok kere bu isteklere tercüman olurken Cumhuriyete girdiğimiz günlerin tablosunu yılda bir defa, kısmen olsun, tekrar olsun gözler önüne koymakta yarar görüyoruz.
58 yıl önce, bir büyük dünya savaşından yenik çıkmış, yabancı devletlerin kontrolu altında uzun ve uzun olduğu kadar acı işgal yılları yaşamışızdır.
Öz vatan bildiğimiz toprakların, çizdiğimiz sınırları içinde bağımsız ve özgür yaşayabilmek için tekrar bir savaşa, bir (Kurtuluş Savaşı) na tutuşmak zorunda bırakılmışızdır. Kan ve ateş içinde uzun yıllar süren bu ölüm - kalım savaşı, bir 30 Ağustos sabahı zafere ulaşmış ve bu zafer bize Cumhuriyeti getirmiştir.
Anadolu yarımadası üzerinde dünyanın en güçlü devletlerine karşı kazandığımız bu zafer ve kurduğumuz Cumhuriyet Türkiyesi, yaşlı ve çileli dünyanın pek çok mazlum ülkesine bağımsızlık savaşları için güç, örnek ve ümit vermiştir. Eğer bugün Birleşmiş Milletler topluluğunda bağımsız ülkelerin sayısı (140) 'ın üstüne çıkabilmiş ise, bunda, Türk Kurtuluş Savaşı mucizesinin, bunda, Cumhuriyet Türkiyesi kuruluşunun payı büyüktür.
Bu gerçeği, sadece kendi görüşüm olarak değil, son yarım yüzyıl içinde bağımsızlığına kavuşmuş devletlerin, Ankara'da, kırk aydan beri bana güven mektuplarını sunan Büyükelçilerinin açıklamalarından aktarıyorum. Bugün, 53. yıldönümüne ulaştığımız ve bayramını yapmakta olduğumuz Cumhuriyet, işte bu Cumhuriyettir. Eğer 1. Dünya Savaşı sonunda Sevr Andlaşmasının siyasi şartları içinde kalsaydık bugünkü Türkiye'nin ismine, gücüne, kadrolarına ve ümitlerine asla, asla sahip olamazdık!..
Bugün birinci görevimiz Kurtuluş Savaşı Kahramanlarını, Cumhuriyeti kuranları nasıl saygıyla, minnetle anmak ise; takınamıyacağımız tek tutum da Atatürk başta olmak üzere siyaset dünyasında bugünkü varlığımızı kendilerine borçlu olduklarımıza karşı nankörlüğe düşmektir.
Aziz Vatandaşlarım,
Cumhuriyeti kurduktan bu yana ülkemizde insan haysiyetine layık sosyal adalete uygun bir (düzen)'in hakim olmasını amaç bilmişizdir. Ve bu amacı kemaliyle gerçekleştirmek için kendi içimizde bir mücadeleye girişmişizdir.
Siyasi Partiler, sendikalar, dernekler kurmuşuzdur. Basınımıza serbestlik vermişizdir. Amaca ulaşmak için aldığımız mesafe cidden, cidden büyüktür. Lakin görüyoruz ki, içimizde vermekte olduğumuz savaştan vatandaş acılıdır!. Yürüdüğümüz yolun tehlikelerinin kendi kendimize bir hesabını, bir tanımını yapmaklığımız zamanı gelmiştir.
Kurduğumuz Cumhuriyet bize açık rejimi kazandırmıştır!.. Bu sayede memleket yüzünde cereyan eden olayları, yeraltında ülke aleyhine hazırlanan oyunları kabil olan en geniş ölçüde görüyor, gösteriyor, eleştiriyoruz. Milletimizin hayatını uygarlık dünyasında layık olduğu düzeye ulaştırmaya çalışıyoruz.
Fakat hür demokratik parlamenter rejimin getirdiği özgürlüklerin bugün kendi kendilerini koruma mekanizmasının yeterince işletildiğini iddia edemeyiz.
Her açık rejimde olduğu gibi, bugün bizde de günün kavramlarını kasden veya bilmeden karıştıranlar, hukuk anlayışını kasden olduğu kadar bilmeden iktidar için başka, muhalefet için başka manaya saptıranlar vardır. Bir dereceye kadar açık rejimin tabiatından gelen bu aksamalar toplumun eğitim seviyesi, sağduyusu oranında her ülkede elbet başka başka etki ve anlam taşımaktadır.
Basından kaldırdığımız (sansür) 'ü, yazarlarımız, muhabirlerimiz, mensup oldukları gazetenin, derginin, ajansın mesleğine, meşrebine uygun olduğu için kendi kendilerine, kendi kalemlerine koymak zorunluğu içinde görünmektedirler.
Bu koşullar altında ulaşılan başarılar, bulaşılan hastalıklar, kamu oyunda kuşkular ve güvensizlikler yaratmaktadır.
O halde, her birimizin, her kuruluşumuzun şahsi çıkarı, mesleki çıkarı yanında (rejim ve ulus yararı)'nı sözde değil esasta üstün tutmamız, Cumhuriyetimizin bugünü ve yarını için mutlak şarttır!. Bu maksatla, ülkede kanun hakimiyetini korumak ve kollamak mutlak şarttır.
Yürürlükteki Anayasamızın temel ilkelerinde, sosyal adalet ve eşitlik ile ahlak ve maneviyatın en halis ölçüleri gösterilmiştir. Özgür insanın serbest düşünme, istediği yerde ve meslekte, istediği kişilik içinde serbest yaşama, kanunların çizdiği şekilde bir (malik olma) hakkı elbet vardır.
Özgür insanın, elbet, vicdan hürriyeti, Tanrı inancı, kutsal saydığı manevi ve ahlaki kuralları olacaktır!..
Fakat, bir takım sosyalist geçinenlerin, inanmadan söyledikleri özgürlük şarkılarına uyarak, veya dini siyasete araç kılan günahkarların, yobazların ahlak ve maneviyat teraneleri ile, veyahut çağı geçmiş üstün ırk efsaneleri ile, sola ve sağa sınırsız açılmak, ülkeyi felaketli maceralara sürüklemek demek olacağı örnekleriyle ortadadır. Bu aşırılıkların herbiri diğerinden ağır Anayasa suçlarıdır.
Evet, bütün bu çağdışı aşırı akımların herbiri ötekinden ağır birer Anayasa suçudur.
Komünizm ve faşizm, anarşiyi tutuşturarak ülkeleri sultası altına almaya çalışan 50 yıllık, fakat hafife alınması caiz olmayan nasıl büyük birer (zamane tehlikesi) iseler; dinin siyasete araç kılınması ve hortlayan yobazlık da ülkeleri yüzyıllardan beri çağ dışına iten eski, kronik ve tehlikeli bir hastalıktır.
Kaldı ki; bizim yetmiş milyona yaklaşan uyanmış, eğitilmiş bir insan gücü, geniş ve zengin bir coğrafya potansiyeli ile XXI'inci yüzyıla girmemizi, çıkarlarına uygun bulmayan, memleketimizi bölmeye uğraşan sömürgen dış düşmanlarımız olduğunu bilmeyenimiz kalmamıştır. Aşırı uçlarda yaşayan ülkelerin serüvenlerine elbet karışamayız, karışmayız. Ancak oralara ibretle bakmak hakkımızdır, görevimizdir.
Komünizm ile faşizm'de, kimin rejime sadık olduğu, kimin yarın Partiye ihanet içinde bulunmakla suçlanacağı bilinemez!. (40) yıl tapınılan komünist ve faşist liderlerin, bir gün içinde halk düşmanı ilan olunabildiği görülmüş iken, bugün bu hastalığı ülkelerine davet edenlerin, yarın hangilerinin altta ve hangilerinin üstte kalacağını kestirmek, elbet mümkün değildir.
Diğer taraftan, dini inançların siyasete ve devlet idaresine hakim kılınmasından insanlık yüzyıllar boyu büyük acılar ve felaketler çekmiştir. (Hilal-salip) boğuşmalarının ülkeleri, ülkeleri olduğu kadar uygarlıkları yüzyıllar boyu nasıl mahvu perişan ettiği hatırlardadır. Bugün bile aynı peygambere inananlar arasında nasıl birbirlerinin canlarına susamış olanlar bulunduğunu görmenin, çağın insanının gözüne ve kulağına elbet gerçeği haykırmış olması lazımdır.
Aziz Vatandaşlarım,
Bugün, bayramını kutladığımız, (Cumhuriyet)'in bize getirdiği Anayasa nizamı içinde sosyal adalet, eşitlik ve hukukun üstünlüğü ilkeleri etrafında birleşmeliyiz. Gerçekleştirmeye mecbur olduğumuz ekonomik kalkınma yanında, ülkemizde huzur ve güveni, sosyal adaleti ve kanun hakimiyetini sağlamaya mecburuz.
Huzur bozucu olayların toplandığı kesimlere kulak vermeliyiz. Eğitim sahasında çalışan en yetkili ağızlar, güçlü sendika liderlerimiz (siyasi partiler, içimizden ellerini çekmelidir!.) diye feryat etmektedirler. Güvenlik kuvvetlerinin büyük bir kısmının ülkede Anayasa nizamını korumak ve asayişi sağlamak için büyük bir fedakarlık içinde çalışmaları yanında, bir kısmının tarafsız hareket etmeyişi kamu huzuru ve vicdanını büyük ölçüde rahatsız etmektedir. Diğer taraftan particiliğin, partizanlığın ve iltimas, rüşvet gibi sosyal hastalıkların ülkedeki tahribatının yine kamu vicdan ve huzurunu büyük ölçüde rahatsız ettiği ortadadır.
Buna mukabil yürütme yani (İcra), adalete tevdi ettiği (düzen bozuculuk), (devlet güvenliğine kasdetme) ve başkaları gibi ağır suç sanıklarının, toplum içine kayıtsızca serbest bırakılabildiğinden haklı olarak yakınmaktadır.
Bütün bu elem verici gözlem ve iddiaların, koyu örtüler altında karanlıkta yaşayan toplumlara kıyasla bizde açıkça dile getirilmesi ve eleştirilebilmesinin, bizim için, ferahlık verici ve ümit sağlayıcı çok önemli bir tarafı vardır.
Bizim, tehlikeleri, birlikte, aynı dehşette gördüğümüz zaman birleşip onları yendiğimiz, tarihte çok kere görülmüştür.
Bizim, ülkelerin kılıç ile fetholunduğu fakat (adalet) ile idare edilebildiğini söyleyen bir (Ata sözü) 'müz vardır.
Bugün görülen odur ki, ülkemizde kanun hakimiyetini kayıtsız şartsız sağlamak en başta gelen görevimizdir. Suç ile ceza arasındaki boşlukları (usul) bakımından, (zaman) bakımından mutlaka süratle doldurmak ihtiyacındayız.
Cumhuriyet savcılarımızın, bağımsız oldukları kadar tarafsız olan hakimlerimizin şikayet ve önerilerini dikkate almaya mecburuz. Bu arada, (adli zabıta kurulmasını, ceza ve tutukevleri örgütlerini, tüzüklerini ve kadrolarını da kapsayan) bir Adalet Reformuna sür'atle giderek ülkemizde kanunların eksiksiz, mazeretsiz hakim kılınmasını sağlamak zorunluğundayız.
Memleketimizde yine süratle (yeni bir iş hukuku)'nu mevzuatımız içine alabilmeliyiz. Özgür dünya, işçi ve işveren ilişkilerinde ağır bunalımlara düşmüştür. Türkiye'de, bu büyük sorunun çözümüne yönelik örnek vermek amacımız olmalıdır. Halkımız bilinçlenmiştir, üstün karakterini korumaktadır. Eski anlayışları çağdışı gören güçlü sendika liderlerimiz, çok tecrübeli ve dünya görüşü geniş olan işverenlerimiz vardır.
Türkiye'de birbirini seven, komşusunun yardımına koşan, yol arkadaşı ile ekmeğini ve katığını bölüşebilen, soydaşı güreşçiyi futbol takımını alkışa tutabilmek için masraf edip şehirden şehire koşan, yolda, televizyonda, başında mızıkası ve milli bayrağı, ile yürüyen askerini görünce kalbi gururla çarpan vatandaş kitlesi; bugün bizde el'an üstün çoğunluktadır. Bunların sayısı, çıkarcılardan, bozgunculardan, yıkıcı ve bölücülerden, kendimizi küçük görenlerden kat kat fazladır!.
Biz, daha ağır koşullar altında bağımsızlık savaşını böyle bir ruh, böyle bir güç ve bu karakterimizle kazandık!. Ayni ruh, ayni güç ve ayni karakter, Cumhuriyetimizin 53 yıllık nimetleriyle ulaştığımız bugünkü düzeyden, bizi, uygarlık düzeyinin üstüne elbet çıkaracaktır!..
Bu inançla, Sevgili Vatandaşlarımın bayramlarını tekrar kutluyor ve esenlikler diliyorum.
|