6. Cumhurbaşkanı
Fahri Korutürk'ün, Cumhuriyet'in 55. yılı dolayısıyla yayınladığı mesaj şöyle:
(29 Ekim 1978)
Sevgili Vatandaşlarım,
Bugün Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşunun ellibeşinci yıldönümünü idrak
etmiş bulunuyoruz. Ellibeş yıl öncesinin hiçbir istikbal vaadetmeyen,
kıt’alar aşan sınırlarından sürüle sürüle Orta Anadolu’ya sıkıştırılmak
istenen, bütün medeni alemin topu tüfeği ve teknolojisi ile karşısına dikilmiş
olduğu Türkiye’sinden inanılmaz gibi görünen bir mucize gerçekleştirilerek
bugünün güçlü, dinç, geleceğe güvenli bakabilen Türkiye’sini yaratan Mustafa
Kemal Atatürk’ü ve Kurtuluş Savaşı şehitlerimizi rahmetle anıyor, gazilerimize
şükran duygularımızı ifade ediyorum.
Aziz vatandaşlarım,
29 Ekim bize Türkiye Cumhuriyetinin yarım yüzyılı aşkın süre içinde
almış olduğu yolu, nereden hareket edip, nereye ulaştığını ve nereye varmak
istediğini düşündürecek çok anlamlı bir yıldönümüdür. Türkiye Cumhuriyeti
her alanda yetişmiş elemanları, güçlü ve inançlı ordusu, geniş kültür birikimi,
yeraltı ve yerüstü zenginlikleri, büyük ölçüde gerçekleştirilmiş alt yapısı,
emsalsiz coğrafi konumu ve artık kurumlaşmış demokrasi anlayışı ile geleceğe
umutla bakması gereken büyük bir Devlettir. Devletimizin sahip olduğu bu
nitelikleri, pek küçük bir zümre dışında, tüm vatandaşlarımın ortak bir
heyecan, ortak bir övünç ve güven ile değerlendirdiğini şu anda kesinlikle
hissediyorum. Fakat aynı zamanda milyonlarca ve milyonlarca vatandaşımın
kalblerinin bütün samimiyeti ve ulusal ideallerimize bağlılıklarına rağmen,
çözümlemek zorunda oldukları ve içinden çıkılmaz gibi görünen bazı sorunların
zihinlerinin her köşesinde belirdiğini de biliyorum.
Her sabah gazetelerimizi açtığımızda veya radyo, televizyonu dinlediğimizde
aldığımız birtakım haberler süregelen anarşi, hemen hergün birkaç yurttaşımızın
tedhiş hareketleri sonucunda hayatlarını kaybetmeleri, özellikle sabit
ve dar gelirli vatandaşlarımız üzerinde giderek ağırlığını arttıran hayat
pahalılığı karşısında kendimizi bazı sorular sormaktan alakoyamıyoruz.
Beri taraftan biliyoruz ki Devletimiz güçlüdür, Cumhuriyet İdaremiz âdil
ve müşfiktir, anayasal kuruluşlarımız işbaşındadır, ordumuz kudretlidir.
Bütün bu gerçeklere rağmen üzüntü verici olaylar neden durmuyor, niçin
azalmıyor? Memleketimizin bugünkü görüntüsü niçin daha ılımlı ve daha aydınlık
bir tabloya dönüşmüyor? Huzurlu bir ortam ne zaman sağlanacaktır? Okullarımızda
ne zaman güven içinde öğretim yapılacaktır? Hemen her ailenin omuzuna çöken
hayat pahalılığı nasıl hafifletilecektir? Döviz darboğazı nasıl aşılıp,
endüstrimiz tam randımanla ne vakit çalışabilecektir? Ekonomik ve sosyal
kalkınmamız daha hızlı ve istikrarlı bir tempo içinde nasıl sağlanabilecektir?
Demokratik yaşamımızın vazgeçilmez unsurları olan siyasi partilerimizin,
bu sorunların cevaplarının verilmesinde birleşebilecekleri asgari müşterekleri
arayıp bulmalarının zamanı çoktan gelmiştir. Bugünkü koşullarda kısa dönemli
siyasal plan ve strateji uğruna Türkiye’nin içinde bulunduğu sorunları
abartarak yurttaşları umutsuzluğa ve karamsarlığa sokmanın ya da sorunlarımızın
çözümünü tozpembe hayaller ile değerlendirmenin hiç kimseye uzun sürede
bir yarar sağlamayacağı açıktır.
Aziz vatandaşlarım,
Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana Devletimizin temel siyasetine "Yurtta
barış, cihanda barış" ilkesi ışık tutmuştur. Bu ellibeşinci yıldönümünde
başta siyasi partilerimiz olmak üzere tüm vatandaşlarımızın bütün dikkatlerini
bu ilke üzerinde teksif etmeleri gerekmektedir. Yakın ve Orta-Doğu diye
adlandırılan bölgede son zamanlarda meydana gelen gelişmeler ülkemiz bakımından
yakinen ilgilenilmesi ve çeşitli yönlerden değerlendirilmesi gereken bir
nitelik arzetmektedir. Bölge ülkelerinde bozulan iç barış giderek bu ülkelerin
bütünlüklerini tehlikeye düşürecek ölçülere varmakta, bölgenin siyasal
coğrafyası çeşitli bölge dışı mihraklarca şu veya bu şekilde değiştirilmeğe
çalışılmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti bölgenin en güçlü Devletlerinden biri
olarak bu gelişmelerden gerekli sonuçları çıkarmalı, aynı oyunların kendi
sınırları içinde sahneye konulmasına meydan vermemelidir. Bunun için memleketimizin
kaderi üzerinde söz sahibi olan siyasi kadrolarımız yapıcı bir yaklaşımla
her şeyden önce bozulmak istenen iç barışı tesis ve korumada birleşmelidirler.
Bu gerçeği teşhis ederek bir ağızdan ilân etmede geçirecek zamanımız
kalmamıştır. Türkiye’de uzunca bir süredir uyguladığımız açık demokratik
rejim her sorunun ortaya konulabildiği, tartışılabildiği, bunların çözümlerinin
aranabildiği bir rejimdir.
Ulusumuzun çeşitli sorunları ile ilgili olarak değişik görüşlerin var
olması, başka başka çözümlerin önerilmesi, birbirinden farklı yöntemlerin
benimsenmesi tabiidir. Ancak, bütün bunlar, Anayasamızın çizdiği sınırlar
içinde değerlendirilmek zorundadır. Bu görüş ve önerilerin uygulamaya konulabilmesi
için tek meşru olanak demokratik rejim mekanizmasıdır. Bu mekanizmanın
dışındaki tüm yollar ve yöntemler gayri meşrudur.
Ülkemizde son yıllarda süregelen ‘anarşik olaylar ve terörist eylemler
dünyanın demokratik rejimle yönetilen pek çok ülkesinin de ortak sıkıntısıdır.
Ancak, üzerinde dikkatle durmamız gereken şudur ki, yurdumuzda meydana
gelen bu olaylar yalnızca bir grup gözü dönmüş, insanlık duygusundan yoksun
kimselerin şuursuzca giriştikleri eylemlerden ibaret değildir. İç ve dış
düşman çevrelerce tezgâhlanan bu. eylemler, artık iyice anlaşılmıştır ki,
milletimizin ve Devletimizin bütünlüğüne yönelik eylemlerdir ve uzun yıllardır
sinsi bir şekilde sürdürülen çalışmaların planlı bir şekilde uygulanması
ile sıkı sıkıya bağlantılıdır. Halkın desteğine sahip olamayacaklarını
anladıkça şiddet ve tedhiş hareketlerini arttırmağa yeltenenler, kesinlikle
ifade etmek isterim ki, nereden kaynaklanırlarsa kaynaklansınlar, karşılarında
Devleti bulacaklar ve er geç Türk milletinin azmi ve iradesinin karşısında
silinip gideceklerdir.
Ülkemizi ve Devletimizi bölmeğe ve özgürlükçü demokratik rejimi yok
etmeğe yönelik tutum ve davranışlar karşısında siyasi partilerimizin sür’atle
çözüm aramalarını ve bu konuda kısa sürede sonuç alacak bir işbirliği içine
girmelerini halkımız artık özlemle beklemektedir.
Değişen sosyal ve siyasal şartların karşısında kanunlarımızın, zaman
zaman Anayasamızın öngördüğü özgürlükçü demokrasiyi ve Devletimizin bütünlüğünü
korumada yetersiz kaldığı da düşünülebilir. Bu takdirde, kaynağını Türk
milletinin iradesinden alan TBMM’mizin hür demokratik rejimi ve Devletimizin
bütünlüğünü korumak için gerekli yasal önlemlerin Anayasal sınırlar içinde
alınacağı ortamı sağlamada tereddüt etmemesi gerekir. Değerli Senatör ve
Milletvekillerimizin, yasama görevine başlarken yapmış oldukları andın
da gereği olan bu görevi yerine getireceklerine inanıyorum.
Böylece, gelişen olaylar karşısında İdarenin ve güvenlik kuvvetlerinin
etkinliği ve yargı organlarımızın demokratik rejimimizi
korumaktaki kararlılığı olumlu ve mutlu sonuçlarını kısa dönemde verecektir.
Demokratik parlamenter sistemlerde siyasi partilerin zaman zaman iktidar
ya da muhalefet görevi yapmaları bu rejimin işleyişinden kaynaklanan bir
husustur. Bu sistemin kazaya uğramasını önlemek siyasi partilerimizin temel
görevidir. Bu nedenle, zor dönemlerde zaman zaman batı demokrasilerinde
görüldüğü gibi, siyasal görüş bakımından çeşitli eğilimlere sahip olan
partilerimizin verimsiz çekişmeleri bir yana bırakarak her şeyden önce
rejime sahip çıkmakta gecikmemeleri gerekir.
Sevgili vatandaşlarım,
Türkiye sorunları olan tek ülke değildir. Ekonomik ve sosyal alanlarda
en gelişmişler dahil, hemen her ülkenin bir değil, pekçok sorunu vardır.
Bunları yenmede şüphesiz milletçe bazı fedakârlıklara katlanmamız kaçınılmaz
olacaktır.
Cumhuriyet İdaremiz ellibeş yıl içerisinde büyük ve vahim sorunları
çözmesini bilmiştir. Yeni yasama yılına girerken TBMM’mizin halkımızı mutluluk
ve esenliğe çıkaracak gerekli önlemleri alacağına inanıyorum.
Özgürlüklerin kötüye kullanılmasına meydan verilmemelidir. Kanun Hakimiyeti
kesinlikle korunmalı ve onun dışına çıkanlar gene Kanunun âdil hükümlerine
tevdi edilmelidir. Anayasamızın tanımış olduğu geniş özgürlüklerin kullanılması,
bizzat Anayasa tarafından güvence altına alınmıştır. Ancak, bunların Devletimizin
bağımsızlığını, Vatanımızın ve milletimizin bütünlüğünü ve İnsan Haklarına
dayanan demokrasimizi tahribe yönelmiş bir biçimde kullanılmasına asla
müsaade edilemez.
Yurdumuzda huzur ve güven sağlandıktan sonra ekonomik sorunlarımızın,
dar ve sabit gelirli vatandaşlarımızın çekmekte oldukları geçim sıkıntısının
çok daha kolaylıkla çözümlenmesi mümkün olacaktır. Böylece, toplum, sorunların
demokratik rejim içinde sür’atle çözümlenebileceğini görecek ve ulusumuz
kısa zamanda layık olduğu esenlik ve mutluluğa kavuşacaktır.
Türk ulusunu mutluluğa götürecek yolda siyasi partilerimiz arasındaki
yakınlaşmanın sağlanmasında lider kadrolarının bana yardımcı olacaklarına
inanıyorum.
Türk ulusunu, Devletinin ve kendi kendisinin hakimi, efendisi yapan
Cumhuriyetimizin bu yıldönümünde Aziz Vatandaşlarımızı en içten duygularla
kutluyor, sevgi ve saygılar sunuyorum.
|