6. Cumhurbaşkanı
Fahri Korutürk'ün, Cumhuriyet'in 56. yılı dolayısıyla yayınladığı mesaj şöyle:
(29 Ekim 1979)
Aziz Türk Milleti,
Cumhuriyet Bayramının 56’ncı Yıldönümünü hep birlikte kutlamanın mutluluğu
içindeyiz.
Sevgili Vatandaşlarım,
Cumhuriyet Bayramının anlamını ve Cumhuriyet İlânıyla birlikte kurmuş
olduğumuz bugünün genç ve kuvvetli Türkiyesi’ni daha iyi anlayabilmek için,
Birinci Dünya Savaşını takiben sıkıntılı günlerle, bugünü mukayeseli bir
şekilde gözönünde tutmakta yarar vardır. Birinci Dünya Savaşından sonra
Büyük Osmanlı İmparatorluğu tam anlamıyla çökmüştü, sürekli savaşlardan
sonra yorgun ve yoksul düşmüş olan Türk Milletinin yok edilebileceği ve
aziz Vatanımızın yapmacık bir takım Devletçiklere bölünebileceği ham hayaline
kapılan düşmanlarımız güzel vatanımızı dört köşesinden işgale başlamışlardı.
İşte bu durumda, Kahraman Türk Milleti Kuzeylisi, Güneylisi, Doğulusu
Batılısı ile hep birlikte Aziz Vatanımızı iç ve dış düşmanlara karşı müdafaa
etmek ve ülke bütünlüğünü korumak azim ve kararı ile ATATÜRK’ün önderliğinde
ve bir Bayrak altında toplanmıştır.
Büyük fedakârlıklar ve kahramanca savaşlardan sonra, Türk Vatanının
ve Milletinin bölünemiyeceği bütün dünyaya kabul ettirilmiştir.
Bundan sonra da, yoksul ve harap vatan toprakları üstünde limanlar,
yollar, demiryolları, fabrikalar yeni ve modern kentler kurulmuş, sağlam
bünyeli ve aydın kafalı yeni kuşaklar yetiştirilmiş, bugünün güçlü Türkiye
Cumhuriyeti devleti Dünya Devletleri içindeki saygın yerini almıştır.
1923’den bugüne ulaşmış olduğumuz gelişimi daha iyi değerlendirebilmek
için bazı somut örnekleri hep birlikte hatırlamamızda yarar görüyorum:
1923 yılında 13 küsur milyon (13.648.000) olan ülke nüfusu 1979 yılında
44 milyonu bulmuştur. (43.972.000).
1935’de vatandaşlarımızın sadece % 15 ile % 16’sı (15,58) okur yazar
olduğu halde bu oran 1975 yılında % 61’i aşmıştır. (% 61,6)
1923 yılında sadece 554 tabibimiz varken, ülke 1979 yılında 25.230 tabibe
kavuşmuştur.
1923 yılında fert başına düşen milli gelir yaklaşık 70 TL. iken, 1978
yılında fert başına düşen milli gelir 27 bin (27.176) TL’ye ulaşmıştır.
Birkaç rakam daha vermeme müsaadenizi rica ederim: Sınaî Kalkınma bakımından
çok önemli olan demir çelik üretimi 1923’de sıfır iken 1978 yılında 3,5
milyon tona, çimento üretimi de 1923 yılında sıfır iken, 1978 yılında 15
milyon tona ulaşmıştır.
1923’te Devlet ve il yolları toplamı 18.335 kilometre iken, 1978’de
60.000 kilometrelik yol şebekesine kavuşmuşuzdur. Keza, Cumhuriyetin ilânında
bir kilometre dahi asfalt yolumuz yok iken, bugün 25.000 kilometreyi bulan
asfalt yol şebekesinin sağladığı imkanlar sayesinde ülkemiz rahat ve süratli
bir ulaşım düzenine sahip olmuştur.
Aziz Vatandaşlarım,
Cumhuriyet döneminin sağladığı bütün bunlar ve benzeri nimetler yanında
elbette, bugün hepimizin en samimi duygularla tamamlanmasını arzuladığımız
ekonomik ve sosyal pek çok noksanımız vardır.
Ayrıca, yurdumuzun çeşitli bölgeleri arasında ekonomik ve sosyal açıdan
bazı önemli farklılıklar ve eşitsizlikler mevcuttur. Ancak, ister demokrasi
ile ister diktatörlükle idare edilmiş olsunlar, yeryüzünde mevcut devletlerin
hiç birisinde o devletin bütün bölgeleri ve vatandaşlarının tamamı aynı
ekonomik ve sosyal imkanlara kavuşturulamamıştır. Hatta, aynı bölge içindeki
çeşitli yöreler arasında dahi ekonomik ve sosyal yönden önemli farklılıklar
mevcuttur.
Devletimizin bütün gayreti, yıllık kalkınma planları ile refahı memleketin
en ücra köşelerine yayabilmektir.
Sevgili vatandaşlarım,
Cumhuriyetin ilânından bu yana, sadece ekonomik, sosyal ve kültürel
kalkınma yollarında büyük adımlar atılmamıştır. Aynı zamanda yeryüzündeki
siyasi rejimler arasında insan kişiliğine ve onuruna en çok değer veren
özgürlükçü demokrasi de ülkemizde tam anlamıyla kurulmuştur. Dünya haritasına
baktığımızda, gerçek anlamda demokrasi ile idare edilen pek az ülke arasında
Türkiye Cumhuriyeti Devletinin de yer aldığını gururla görmekteyiz.
Türk Ulusunun demokrasiye ve onun temelinde yatan seçme ve seçilme hakkına
nasıl büyük bir titizlikle sahip olmaya kararlı bulunduğu 14 Ekim seçimleri
ile bir kere daha sabit olmuştur.
Biliyorsunuz, seçimlerden önce çıkarılan çeşitli olumsuz propagandalara
ve tehditlere rağmen, Türk Milleti büyük bir sükun ve olgunluk içinde seçim
sandığına gitmiş ve vicdanının sesine göre oyunu kullanmıştır. Böylece,
Devletin teminatı altındaki seçim güvenliğine ve oy hakkına, Türkiye Cumhuriyeti
sınırları içinde hiçbir kimsenin müdahale etmek cesaretini gösteremiyeceği
anlaşılmıştır.
Aziz Yurttaşlarım,
Önümüzde iktisadi bazı darboğazlar mevcuttur, anarşi vatandaşlarımızın
huzurunu kaçıran boyutlarda hala devam etmektedir. Ancak, Türkiye Cumhuriyeti
Devleti bütün bunların üstesinden gelecek güçtedir. Memleket sorunlarının
çözüm yeri T. B. M. M. dir. Yüce Meclisin Aziz Türk Milletine layık olduğu
refah, güven ve mutluluğu sağlamak için kendisine düşen görevi mümkün olan
kısa zamanda yerine getireceğine hep birlikte inanmalıyız.
Demokrasi ile idare edilen ülkelerden seçim sistemi olarak nisbî temsili
kabul etmiş olanlarda, çoğu kez parlamentoda mevcut siyasi partilerden
birisi tek başına Hükümet kurmak için yeter oya sahip olamamaktadır. Nisbî
temsil sistemini kabul etmiş olan ülkemizde de, bugün parlamentoda temsil
edilen siyasi partilerimizden hiçbirisi tek başına Hükümet kurabilmek için
yeterli oya sahip değildir. Bu nedenle, Dünyanın nisbî temsili kabul eden
diğer ülkelerinde olduğu gibi zaman zaman bizde de Hükümet kurulması önemli
bir sorun olmakta ve bazen çok kısa zamanda Hükümetler kurulamamaktadır.
Nisbî temsil sisteminin yararlı birçok özellikleri yanında, bu zorluğu
da mevcuttur. Ancak, Hükümet sorununun bütün gerçek demokrasilerde olduğu
gibi, bizde de demokratik kurallar içinde ve parlamentoda çözümleneceği
tabiidir. Vatandaşlarımın bu konuda en ufak bir kuşkuları olmaması gerekir.
Sevgili Vatandaşlarım,
Diğer taraftan, ülkemizin içinde bulunduğu bölgenin stratejik önemini
ve bu nedenle nasıl hassas bir coğrafyada yaşadığımızı hepimiz biliyoruz.
Bu bölgeye yönelen dış tehlike ve tehditlerin son zamanlarda yeni şekiller
ve boyutlar almaya başladığı kuşkusuz dikkatinizden kaçmamaktadır. Geçmişte
alınan derslerden bilinen odur ki, bu gibi tertipler daima bölge ülkelerinin
istikrar ve huzuru aleyhine sonuç vermiştir. Bazen bunlardan birinin veya
bir kısmının diğer bir bölge ülkesine veya ülkelerine karşı kullanılmak
istendiği de görülmüştür. Her hal ve kârda, beliren bu yeni gelişmeler
karşısında bölgede yaşayan tüm ulusların çok uyanık olmalarında hem bölge
huzuru hem kendileri için yarar vardır.
Bu münasebetle, üzüntü ile ifade etmek gerekir ki, komşu ve müttefikimiz
Yunanistan son zamanlarda Ege’de dostça sayılamayacak bir siyaset gütmek
istediği izlenimini vermektedir. Halbuki, büyük Atatürk’ün de belirttiği
gibi, Türkiye ile Yunanistan arasında düşmanlıktan iki ülkeden hiç birine
yarar gelmez. Aksine, ancak zarar gelir. Türk ve Yunan ulusları karşılıklı
anlayış ve işbirliği içinde oldukça, hem kendilerinin hem de bölgenin huzur
ve güvenliğinin arttığı, iki ulusun da bundan yararlandığı tecrübe ile
sabittir.
Tarihin yanılmazlığı ve affetmezliği nasıl bir gerçek ise, iki komşu
ulusun herhangi bir oyuna gelmemeleri için gösterecekleri dikkat ve özenin
de o derecede yerinde bir gerçekçilik olacağına özellikle işaret etmek
isterim.
Aziz Vatandaşlarım,
Kendi aramızda birlik ve anlaşma oldukça bütün iç ve dış zorlukları
yeneceğimizden asla hiçbirimizin şüphesi olmamalıdır.
Bu duygu ve düşüncelerle ve kısa zamanda lâyık olduğumuz huzur, güven
ve mutluluğa kavuşacağınız inancı ile, kahraman Türk Milletinin Cumhuriyet
Bayramını ve Müslüman vatandaşlarımın yaklaşmakta olan Kurban Bayramını
sevgilerle kutluyorum. Sözlerimi Aziz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün manâsını
dimağlarımızda, derinliğine kavrayarak, heyecanını kalplerimizde daima
canlı tutarak şu sözler ile bitiriyorum: “Türk! Öğün, Çalış, Güven.”
Hepinize sağlık ve esenlikler diliyorum.
|