7. Cumhurbaşkanı
Evren'in, Cumhuriyet'in 61. yılı dolayısıyla yayınladığı mesaj şöyle:
(29 Ekim 1984)
Kıymetli Vatandaşlarım,
Bugün, varlığımıza kasteden sinsice ve ustalıkla hazırlanmış acımasızca
saldırıları, tuzakları ve ihanetleri milli birlik ve beraberliğimizden
güç alarak, birer birer aşmak suretiyle, insan hak ve hürriyetine dayalı
ve mevcut rejimlerin en faziletlisi ve Türk Milletine en yaraşırı olan
Cumhuriyetimizin kuruluşunun 61’inci yıldönümüne ulaşmanın engin sevincini
ve mutluluğunu yaşıyoruz. Ulu önder Atatürk’ün deyimi ile, bu en büyük
bayram günü, bütün vatandaşlarıma kutlu olsun.
Tarihi boyunca daima hür ve bağımsız olarak yaşamış milletimizin, temelinde
yüzbinlerce vatan evladının teri ve asil kanı bulunan bu Cumhuriyet yönetimine
kavuşmasının kolay olmadığını biliyorsunuz. Ancak, o günlerdeki karanlık
tabloyu çok kısa da olsa hatırlatmayı, Türkiye üzerinde dün olduğu gibi,
bugün de oynanmak istenen haince oyunlara, doğru ve gerçekçi teşhisler
koyabilmemiz bakımından yararlı görüyorum. Zira Türk Milleti kendisine
yapılmış olan kötülükleri kısa zamanda ya unutmuş veya hoşgörülü tabiatından
dolayı af etmiştir.
Aziz Vatandaşlarım,
1918 yılında Birinci Dünya Savaşından galip çıkan devletler, daima hür
ve bağımsız yaşamış Türk Milletinin, boynuna esaret zincirini geçirmek
ve tarih sahifelerinden silmek için, akla - hayale gelmeyecek bütün oyunlarını
insafsızca sahneye koydular. Bugün üzerinde yaşadığımız ve havasını özgürce
teneffüs ettiğimiz bu kutsal vatan topraklarımızı aralarında paylaştılar
veya başka ülkelere peşkeş çektiler. Bu topraklar üzerinde yeni yeni devletler
kurdurma çabası içerisinde bulundular. Bu cesareti sosyal ve ekonomik bakımdan
bir enkaz yığını haline düşmüş olan Osmanlı İmparatorluğunun durumundan
alan düşmanlarımız, bir noktayı unutuyorlardı. O da, Türk Milletinin böyle
tehlikeler karşısında bütün anlaşmazlıkları bir tarafa bırakarak birlik
ve beraberlik içerisinde olabilecek ve bağımlı yaşamaktansa ölmeyi tercih
edebilecek bir haslete sahip bulunmasıydı.
Nitekim bu millet, bağrından bir Mustafa Kemal çıkarmış ve O’nun önderliğinde,
O’nun gösterdiği aydınlık fakat meşakkatli yolda azimle ilerlemiş, neyi
varsa milleti uğruna sarf etmiş, önüne çıkarılan bütün maniaları teker
teker aşmış ve sonunda boynuna takılmak istenen o esaret zincirini daha
takılmadan parça parça etmek suretiyle Misaki Milli hudutları içerisindeki
bugünkü Türkiyemizi kurmuştur.
Kurtuluş Savaşı olarak adlandırdığımız bu savaştan sonra yine yüce Atatürk’ün
direktifleri ile 29 Ekim 1923 günü Cumhuriyetimiz ilan edilmiştir. Cumhuriyetin
ilanı, tarihimizin en önemli noktalarından birini oluşturur.
Çünkü; Cumhuriyetin ilanından sonra gerçekleştirilen çeşitli reformlar
sayesindedir ki, Türk Milletini içinde bulunduğu hayat şartlarından çok
daha iyi yaşam düzeyine ulaştırabilmenin adımları atılabilmiştir.
Cumhuriyet yönetimi, Türkiye’yi bir taraftan çağdaş medeniyet seviyesine
ulaşabilmek için, şekilde yenilik çabalarına girişirken, diğer taraftan
bünyede de köklü değişikliklere yönelik reformlara başlamıştır. Toplumumuzun
bugünkü modern yapısına damgasını vuran da bu değişiklikler olmuştur.
Eğer Türkiye bugün medeni alemin saygı duyduğu bir ülke durumunda ise,
bunda çağdaş hukuk sistemlerinin benimsenmesine, teokratik devlet düzeni
yerine laik devlet ilkesinin kabul edilmesine, sosyal ve ekonomik alanda
ileriye dönük reformları gerçekleştirmesine borçludur.
Ancak, üzülerek belirtmek isterim ki; büyük fedakarlıklarla gerçekleştirdiğimiz
ve çağdaş milletler arasında onurlu bir yere sahip olmamızı sağlayan bugünkü
demokratik parlamenter Cumhuriyetimizi, zaman zaman yozlaştıranlar, tehlikeye
sürükleyenler, aramızdan çıkmıştır. Onu yok etme gafletine düşenler ise,
bu emellerine erişebilmek için iç ve dış odaklarla her türlü işbirliği
yapmaktan çekinmemişlerdir. Bunun en son, ama boyutları en büyük ve korkunç
olanını 12 Eylül öncesinde yaşadık. Bugün ülkemizde huzur ve güven ortamının
sağlanmış olmasına rağmen, hatırlayacağınız gibi, çeşitli konuşmalarımda;
yurt içindeki ve yurt dışındaki ihanet odaklarının yüce milletimizi ve
devletimizi bölme, parçalama ham hayallerinden hiçbir zaman vazgeçemeyeceklerini;
her fırsattan yararlanarak, evvelce olduğu gibi, eylemlerine çeşitli şekillerde
devam edeceklerini; bunun için de bu gibi olaylara karşı her zaman hazırlıklı
olmamız, birlik ve beraberliğimizi kaybetmememiz gerektiğini dile getirmiştim.
Bunun bir örneğini Güneydoğu Bölgemizde yakın bir zamanda gördük.
İç ve dış ihanet merkezlerinin Türkiye’ye yönelik bu art niyetlerine,
seçimlerden sonra yaptığım konuşmalarımda sık sık dikkat çekmemi bir siyasal
taktik olarak değerlendiren bazı çevreler, umarım ki, bu son olaylar karşısında
uyanmışlardır.
Sevgili Vatandaşlarım,
12 Eylül 1980’den evvel demokrasiyi yıkmak, memleketi bölmek ve parçalamak,
başka ülkelere peşkeş çekmek isteyen güçlerin tamamıyla ortadan kalkmadığını
ve dünyanın bugün içinde bulunduğu durum karşısında da kalkmayacağını hiçbir
zaman hatırdan çıkarmayalım. Bunlar her türlü yolu deneyeceklerdir. Her
fırsatı değerlendireceklerdir. Bilmeyerek onlara bu fırsatı vermeyelim.
Bugün içinde yaşadığımız demokratik parlamenter sisteme dayalı Cumhuriyetimize
inanıyor ve güveniyorsak - ki, milletimiz buna inancını ve güvenini Anayasa
oylaması ve seçimlerle ortaya koymuştur - demokrasi ve Cumhuriyet düşmanları
ile mücadelede birlik ve beraberlik içinde olalım. Kulaklara fısıldanan
yanlış ve maksatlı haberlerle, yine maksatlı yorumlara kendimizi kaptırmayalım.
Hepimizin büyük bir çoğunlukla kabul ettiği ve komünizm, faşizm ve teokratik
düzen arayıcılarının karşısında en büyük güvencemiz olan bugünkü Anayasamıza
sahip çıkalım.
Aziz Vatandaşlarım,
Türkiye bugün 50 milyona yaklaşan nüfusu, zengin kaynakları, her alanda
yetişmiş insan gücü ile gelişme azmi ve heyecanı içinde sürekli atılımlar
yapan, bölgesinde güven ve istikrar unsuru büyük bir ülkedir.
Dünyanın hiçbir ülkesinde çözüm bekleyen sorunlar bitmemiştir. Elbette
Türkiye’de de bitmeyecektir. Bir sorun bitecek, başka bir sorun ortaya
çıkacaktır.
Ancak, kişisel beklentiler, siyasal çıkar ve hesaplar uğruna, Türkiye’nin
içinde bulunduğu sorunları abartarak vatandaşları umutsuzluk ve karamsarlığa
sürüklemenin hiçbir yararı olmayacağı gibi, var olan sorunları yok kabul
etmenin de fayda sağlamayacağı açıktır.
Sorunlarımızı kırıcı, yıkıcı olmadan, karşılıklı sevgi, saygı, hoşgörü
ortamı içinde çözmeyi temel ilke edindiğimiz takdirde, daha mutlu ve aydınlık
günlerin bizim olacağına inanıyorum.
Bu duygu ve düşüncelerle Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu Ulu önder Atatürk’ü,
dava arkadaşlarını ve aziz şehitlerimizi minnet ve rahmetle bir kere daha
anıyor, yurt içindeki ve yurt dışındaki bütün vatandaşlarımın ve Kıbrıslı
soydaşlarımızın Cumhuriyet Bayramını kutluyarak sevgi ve saygılar sunuyorum.
|