Türkiye'de yaşanan olaylar...
 Ana Sayfalar
BELGENET 
ARŞİV
BELGELER
DOSYALAR
HUKUK
EKONOMİ
KİM KİMDİR
.İlgili Sayfalar
CUMHURBAŞKANI SEZER'İN 78. YIL MESAJI
CUMHURBAŞKANI DEMİREL'İN 76. YIL MESAJI
CUMHURBAŞKANI DEMİREL'İN 75. YIL MESAJI
CUMHURBAŞKANI DEMİREL'İN 73. YIL MESAJI

CUMHURİYET'İN 77. YILI... 
Cumhurbaşkanı Sezer'in mesajı
29 Ekim 2000
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Cumhuriyet'in kuruluşunun 77. yıldönümü dolayısıyla yayınladığı mesajda, çağdaş demokrasilerde devletin insan için var olduğunu belirterek, "Devlet, tüm kurum ve kuruluşları ile birlikte daha sosyal, daha demokratik yapılanmalı, sosyal adalete ve demokrasiye evrensel düzeyde geçerlilik kazandırılmalıdır" dedi.  

Sezer, Türkiye'nin, her düzeyde katılıma olanak sağlayıp, sivil toplumu güçlendirecek adımı atarak demokrasiyi daha ileri düzeylere taşıma başarısını gösterebilmesi gerektiğini belirtti.   

 
Cumhurbaşkanı Sezer'in, Cumhuriyet'in 77. yılı dolayısıyla yayınladığı mesaj şöyle:  
(28 Ekim 2000) 

Değerli Yurttaşlarım, 

Cumhuriyetimizin 77. yıldönümünü, kıvanç ve coşkuyla kutladığımız bu en büyük Bayramda, hepinize sevgilerimi ve saygılarımı sunuyorum. 

Bugün ülkenin her köşesinde, ortak bir coşku ve heyecan yaşanmaktadır. Tüm yurttaşlarımı bu coşkuyu paylaşarak, Cumhuriyet'i ve değerlerini anlamaya çağırıyorum. 

Bu anlamlı günde, Cumhuriyetimizin kurucusu Ulu Önder Atatürk'ü, O'nun kahraman silah arkadaşlarını, bu toprakları vatan yapan şehitlerimizi ve gazilerimizi sonsuz minnet, şükran ve rahmetle anıyorum. 

Değerli Yurttaşlarım,  

Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunun 77. yılını kutladığımız bugün, Devletimizin kuruluş aşamasında konulan ilkeleri ve gerçekleştirilen devrimleri ulus olarak ne derece başarıyla özümsediğimizi görmekteyiz.  

Cumhuriyet, yeni kurulan bir devletin, ulusal bağımsızlığını kazanabilmek için giriştiği eşsiz bir savaşın sonucunda elde ettiği büyük bir kazanımdır.  

Türk Ulusu, Atatürk'ün önderliğinde dünya tarihinde eşine ender rastlanır büyük bir destan yazarak, tüm zorluklara göğüs germesini bilmiş, en değerli varlığımız Cumhuriyeti kurmuş ve genç Türkiye Cumhuriyeti, gelişmesini kesintisiz sürdürerek adım adım bugünkü düzeyine ulaşmıştır. 

Cumhuriyet'in sağladığı barış ve huzur ortamı sayesinde,Türkiye, eğitimden sağlığa, sanayileşmeden altyapıya, siyasetten ekonomiye her alanda önemli atılımlar gerçekleştirmiştir. 

Egemenliğin kayıtsız, koşulsuz ulusun olduğu bu yeni yönetim biçimi, Türkiye Cumhuriyeti'ne yurttaşlık bağı ile bağlı olan herkese birey olma hakkını vermiş ve sorumluluğunu yüklemiştir. 

Devletin ve toplumun geleceğinden kendini sorumlu tutma bilincine erişmiş, etkin bireyi var eden bu anlayış, insanlığın ortak değeri olan uygarlığın gelişimine büyük katkılar sağlamıştır. Atatürk ilke ve devrimleriyle de, yeni Türkiye'nin tüm yönleriyle uygar dünyanın etkin bir üyesi olması amaçlanmıştır.  

Türk Ulusu'nun bu ilke ve devrimleri bilinçli ve kararlı bir biçimde benimsemesi ise, ülkemizin bağımsızlığına, çağdaşlaşmasına ve kalkınmasına olan inancımızın göstergesidir.  

Türkiye Cumhuriyeti'nin ülkesi ve ulusuyla bölünmez bütünlüğünün, Atatürk ilke ve devrimlerinin korunup kollanmasında hepimize sorumluluk düşmektedir. 

Cumhuriyet'le birlikte yaşamımıza giren demokrasi kültürünü yaşam biçimi olarak benimsemeli ve ülkemizin demokratik, laik bir sosyal hukuk devleti olmasının önünde duran tüm engelleri hep birlikte kaldırmalıyız.  

Başta laiklik olmak üzere, Devletimizin değiştirilemez nitelikteki temel ilkeleri, yolumuzu aydınlatmayı sürdürmektedir. Bu ilkeleri değiştirmeye yönelik hareketlere karşı kararlılıkla savaşım vermemiz gerektiğini burada bir kez daha vurgulamak istiyorum. 

Devletin resmi dili, bayrağı, sınırları, egemenlik hakları her türlü tartışmanın üstünde olup, bunların korunması Devletin yasal hakkı ve görevidir.  

Demokratik, laik Cumhuriyetimizi yıkmayı hedefleyen, terör ve irtica ile savaşımı, ulus olarak her koşulda sürdüreceğimizden emin olunmalıdır. 

Demokratik toplum düzeninin, bireye sağladığı haklar yanında, yüklediği görev ve sorumluluklar da bulunduğu unutulmamalıdır. Yurttaşlarımızı bu konuda daha duyarlı olmaya çağırıyorum. 

Değerli Yurttaşlarım, 

Bağımsız ve özgür kalabilmek için çağa ayak uydurmak zorundayız. Bağımsız, güçlü, çağdaş Türk Devleti'ni vareden Cumhuriyet yönetimi, ülkemizin gelecekte de, uygar ve demokratik bir ülke olarak varlığını ve gelişimini sürdürmesinin güvencesidir.  

Demokrasiyi kişiye göre yorumlamadan, toplumun tüm kurum ve kurallarında yaşatmak, insan hak ve özgürlüklerine saygılı, hukuka inanan her bireyin ortak sorumluluğudur.  

Türk Anayasa sisteminde, yönetim biçimi olarak kabul edilen Cumhuriyet, devrimci, ulusal, laik ve toplumsal bir devletin niteliğidir.  

Cumhuriyet'i bizlere armağan eden Atatürk'ü eşşiz bir önder yapan, onun büyük asker, öngörülü devlet kurucusu ve büyük politikacı olmasının yanı sıra, kişiliğini ve eylemlerini uygarlık ve kültür alanlarında da yoğunlaştırmış olmasıdır.  

Bugün eğer çağdaş bir Türkiye Cumhuriyeti'nden söz edebiliyorsak; bunun nedeni, siyaset, kültür ve uygarlık kavramlarının birbirinden bağımsız düşünülmemesidir. 

Türk Ulusu, bağımsızlık anlayışından ve kendi kültüründen ödün vermeden, çağdaş dünyanın insanlığa sunduğu iyiliklerden yararlanmalı, bunu yaparken de ulusal tarihini ve öz değerlerini unutmamalıdır.  

Değerli Yurttaşlarım, 

29 Ekim, Türkiye için, temelleri 77 yıl önce atılan yeni bir başlangıcı temsil etmektedir. 

Cumhuriyet, yüce Türk Ulusu'nun, Atatürk'ün önderliğinde gerçekleştirdiği devrimlerin başında gelmektedir. 
 
Ulu Önder Atatürk'ün "Türk Ulusu'nun özyapısına ve geleneklerine en uygun yönetim Cumhuriyet yönetimidir" sözü, Cumhuriyet'in anlam ve önemini en güzel biçimde ortaya koymaktadır.  

Cumhuriyet, çağdaşlık, eşitlik ve özgürlüktür; büyük bir düşünce devrimidir.  

Cumhuriyet'in temelinde yatan olgu, Türk insanını, tüm kurum ve kurallarıyla çağdaş bir yönetime, hak ettiği bir yaşam standardına kavuşturmaktır.  

Cumhuriyet, Türk insanının ufkunu açmış, yaratıcı gücünü ortaya çıkarmış; onu, uygar dünyanın kavram ve değerleri ile tanıştırmıştır. 

Türk Ulusu, Cumhuriyet ile çağdaş olmanın haklı onurunu tatmış; gelişen ve kalkınan bir "dünya devleti" olmanın kıvancına erişmiştir. 

Cumhuriyet, Türk Ulusu'nun çağdaş uygarlık düzeyini geçme ereğinde simgeleşen büyük bir atılım ve kapsamlı bir dönüşüm projesidir. 77 yıllık Cumhuriyet tarihimiz içinde gerçekleştirilenler, Türk insanının kısa bir sürede neleri başarabileceğinin en güzel kanıtıdır. 

Cumhuriyetçi, devrimci ve aydınlanmaya açık olunmadan ve hukukun üstünlüğü egemen kılınmadan az gelişmişlikten kurtulmanın olanağı yoktur. 

Değerli Yurttaşlarım, 

Dünyamız, geride bıraktığımız 20. Yüzyıl içinde yaşamın her alanını etkileyen büyük bir dönüşüm sürecine tanık olmuştur.  

Bu kapsamda, düşünce sistemleri de değişmiş; demokrasi, hukukun üstünlüğü ve insan hakları kavramları, ulusların geleceğe yönelişlerinde belirleyici rol oynayan evrensel değerler olarak daha da önem kazanmıştır.  

Dünya gündeminin son yirmi yıllık bölümünü kapsayan küreselleşme olgusu, ülkelerin siyasal ve ekonomik bütünleşmesini amaçlayan yeni bir dünya düzenini anlatmaktadır.  

Küreselleşme, ulus devlet, ulusal egemenlik ve bağımsızlık ilkelerinden vazgeçme anlamında alınamaz. Küreselleşme, ülkelerin, ortak insanlık ideali doğrultusunda, birbirlerine karşılıklı olarak aynı ölçüde gösterdikleri özveri ve anlayış sonucu ulaşılan uluslararası boyutu anlatır. 

Kuşkusuz, gelişen dünya düzeninin dışında kalınması doğru görülemez. Ülkemiz, ekonomi, ticaret, teknoloji, iletişim, çevre ve dış politika gibi alanlarda küreselleşmenin yarattığı olanaklardan daha iyi yararlanmalıdır. 

Ancak, bu süreçte, dünya uluslar ailesinin eşit haklara sahip onurlu bir üyesi gibi davranılmalı ve ortaya çıkacak yeni sorunların üstesinden gelinebilmesi için hazırlıklı olunmalıdır. 

Günümüzün dünyası, tıpkı bireyler gibi ulusların da kendilerini sürekli olarak yenilemesini, geliştirmesini gerekli kılmaktadır. Türkiye'nin, yetişmiş insan gücü ve zengin kaynaklarıyla bu gelişimini başarıyla gerçekleştirip yeni binyılda en ileri ülkeler arasında yerini alacağından kuşku duyulmamalıdır. 

Çağdaş demokrasilerde devlet insan için vardır. Devlet yurttaşına hizmet götürmek, onun gereksinmelerini karşılayacak uygulamalarda bulunmak ve toplumsal yaşamı, düzenli işleyecek biçimde örgütlemek durumundadır. Bu bağlamda, devletin toplumsal yaşamdaki rolünün, yurttaşlarımızın saygısının pekişeceği bir etkinlik düzeyine ulaştırılması ve devlet yapısında buna uygun düzenlemelerin gerçekleştirilmesi gerekmektedir. 

Devlet, tüm kurum ve kuruluşları ile birlikte daha sosyal, daha demokratik yapılanmalı, sosyal adalete ve demokrasiye evrensel düzeyde geçerlilik kazandırılmalıdır.  

Demokrasi, insanların sahip oldukları hakları en iyi biçimde kullanmalarına ve insanca yaşamalarına olanak tanıyan bir yönetim biçimidir. Cumhuriyet'in ilanının ardından toplumsal yaşamımıza giren demokrasiyi benimsememizin temelinde bu gerçek yatmaktadır. 

Dünyamızın yaşadığı gelişmeler karşısında çağdaş demokrasi anlayışı da değişmiş, katılımcılığın her düzlemde yaygınlaştığı yeni bir içeriğe kavuşmuştur. 

Bu nedenle, Türkiye, her düzeyde katılıma olanak sağlayıp, sivil toplumu güçlendirecek adımı atarak demokrasimizi daha ileri düzeylere taşıma başarısını gösterebilmelidir. 

Değerli Yurttaşlarım, 

Türkiye'nin, önceliklerini yeniden gözden geçirmesi gereken önemli bir dönemecin eşiğindeyiz. Türkiye, çağın gereklerini iyi anlamalı ve bunları doğru yorumlamalıdır. Bu, dünya üzerinde hak ettiğimiz düzeye ulaşabilmemizin de vazgeçilmez koşuludur. 

Toplumsal örgütlenmenin çeşitli aşamalardan sonra ulaştığı ileri ve çağdaş düzey, çoğulcu, demokratik, sosyal hukuk devleti düzeyidir. Hukuk devleti ilkesi, çağdaş devletlerin belirleyici özelliğidir. Anayasamıza göre, Türkiye CumhuriyetiÕnin temel niteliği ve rejimin güvencesi hukuk devleti ilkesidir. 

Hukuk devleti, hukukun üstünlüğü temeline dayanır. Hiçbir organ ya da kişi hukukun üstünde olamaz. Hukukun üstünlüğü, Devletin tüm organlarının hukuka bağlılığını anlatır. Devletin tüm organlarının üstünde hukukun mutlak egemenliği vardır. 

Kurallar, yalnızca yönetilenler için değil, aynı zamanda yönetenler içindir. Yönetenlerin kurallara uymama özgürlüğü yoktur. Tam tersine, yönetim sorumluluğunu üstlenenlerin öncelikle kurallara uyma ve uyulmasını sağlama yükümlülüğü vardır. 

Unutulmamalıdır ki, hukuk devleti, temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alındığı, yönetenlerin her türlü eylem ve işleminin yargı denetimine bağlı olduğu, böylelikle bireylere hukuk güvenliğinin sağlandığı devlettir. 

Türkiye, önümüzdeki dönemde bir hukuk devleti olmayı mutlaka başarmalıdır. 

Uygulamalar açısından ele alındığında, yıllardır yazılı bir kural olmaktan öteye geçemeyen hukukun üstünlüğü ilkesi, toplumsal yaşamı yönlendiren en önemli ilke konumuna getirilmelidir. 

Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Ulu Önder Atatürk'ün çağdaş uygarlık düzeyine erişmemiz yönündeki yönergesiyle uyumlu olacak biçimde, Anayasamızda Türk Ulusu'nun gereksinimlerine yanıt oluşturacak iyileştirmelerin yapılması ve evrensel ölçütlerin hukuk sistemimize kazandırılmasının zamanı gelmiştir.  

Uygarlık düzeyinin bir göstergesi olarak kabul edilen ve uluslararası alanda büyük gelişme gösteren insan hak ve özgürlükleri hukukunun evrensel ölçütleri hukukumuza kazandırılmalıdır. Bu durum, Avrupa Birliği'ne üyelik amacımıza da uygun düşecektir. 

Batı demokrasilerinin en büyük özelliği, temel hak ve özgürlükler ile demokratik toplum düzeninin korunması arasında gerekli dengenin sağlanmış olmasıdır. Temel hak ve özgürlükler evrensel ölçütlere göre yeniden düzenlenirken bu dengenin sağlanmasına da özen gösterilmelidir.  

Çağdaş demokratik uluslar topluluğuna katılabilmemiz için Anayasa'nın gözden geçirilip, özgürlükçü, çoğulcu, katılımcı, güvenceli, devlet organları arasında görev ve yetkileri dengeleyen, "hukuk devleti" ilkesini sözde bırakmayıp yaşama geçiren bir "Anayasa" oluşturulması kaçınılmazdır.  

Değerli Yurttaşlarım,  

Türkiye, bir türlü istenilen yaşam standardına kavuşturulamayan yurttaşlarımızın yaşam koşullarını her geçen gün daha da güçleştiren enflasyonla savaşımı mutlaka başarıyla sonuçlandırmalıdır. 

Ayrıca, ülkemizin bir diğer önemli sorunu olan gelir dağılımındaki adaletsizlik giderilmeli, her bireyin, gücü oranında sorumluluk üstlendiği bir ekonomik düzen kurulabilmelidir. 

Türkiye, içinde bulunduğumuz dönemde, ülkemizi geleceğe taşıyacak önemli altyapı yatırımlarını sürdürmeli ve bunlara gerekli kaynağı ayırabilmelidir. 

Türkiye Cumhuriyeti, köklü, büyük ve güçlü bir devlettir. Gerek kuruluşu, gerek kuruluşundan bu yana gerçekleştirdiği atılımlarla pek çok ülke için örnek durumundadır. 21. Yüzyıl'da, tüm dünya Türkiye Cumhuriyeti'nin başarılarını ilgiyle ve dikkatle izlemektedir. 

Bu büyüklüğe yaraşır biçimde, birlik ve dirliğimizi her zaman korumalıyız. Yapmamız gerekenlerin, birlik ve dirliğimizden alınacak güçle çok daha kolay ve çok daha sağlıklı olarak gerçekleşeceğine inanıyorum. 

Değerli Yurttaşlarım, 

Eğitim, toplulukları çağdaş uygarlık düzeyine yükselten vazgeçilmez temel etkinliktir. 

Çağdaş uygarlık düzeyine ulaşabilmek için, çağdaş bilgilerle beslenen, akıldışılıktan ve bağnazlıktan uzak, herhangi bir doğmaya saplanmadan sorgulayabilen, özgür düşünen, tartışan, üreten ve paylaşmayı bilen bireyler yetiştirmek zorundayız. 

Çağdaş ve evrensel ilkeleri benimsemiş Türk toplumu olarak, gelişmiş ve ileri ülkeler arasında yer almamız, eğitimi yaygınlaştırmak, kalitesini artırmak ve eğitimde ileri programları uygulamakla olanaklıdır.  

Toplumsal kaygı ve beklentiler dışlanmadan, bireyin varlığı, kişiliği, üretkenliği ve yaratıcılığını gerçekleştirecek, toplam kaliteyi artıracak evrensel ve çağdaş değerleri yakalamak, eğitim politikasının özünü oluşturmalıdır. 

Anayasamıza göre eğitim ve öğretim, Atatürk ilke ve devrimleri doğrultusunda, çağdaş bilim ve eğitim ilkelerine uygun olarak, Devletin gözetim ve denetimi altında yapılmalıdır.  

Devrim yasaları arasında yer alan Öğretim Birliği YasasıÕnın uygulanması, Devletin ülkesi ve ulusuyla bölünmez bütünlüğünü ve Türkiye CumhuriyetiÕnin varlığını sonsuza kadar korumanın tek yoludur. 

Öğretim birliği, ancak, Atatürk ilke ve devrimleri etrafında bütünleşmiş, çağdaş ve evrensel bilim ve eğitim temeline dayalı tek tip öğretim kurumları ile sağlanabilir. 

Geleceğimizi güvence altına almak istiyorsak, çocuklarımızı ve gençlerimizi iyi eğitmeliyiz. Bu konuda en önemli görev, tüm yönetici ve eğitimci kadrosuyla Cumhuriyet okullarına düşmektedir. 

Değerli Yurttaşlarım, 

Türkiye, bir yandan gelişmesini sürdürürken, diğer yandan da barışçı bir devlet olarak, dünyadaki ve bölgesindeki sorunların çözümünde kilit rol üstlenmektedir. 

Son günlerde bölgemizde yaşanan gelişmeler, Türkiye'nin bölge ve dünya barışı için önemini bir kez daha ortaya koymuştur. Türkiye, sorumluluğunun bilincinde bir ülke olarak, dünya barışına katkıda bulunmayı her koşulda sürdürecektir. 

Değerli Yurttaşlarım, 

Ülkemiz, sosyal ve ekonomik koşullarıyla her alanda gelişmektedir. Bu gelişmenin istikrarlı ve hızlı biçimde sürdürülmesi için toplumsal yaşamımızda ve devlet yönetiminin çeşitli dallarında sağlam temellere dayanan yeniden yapılanmalara gereksinim vardır.  

Toplumsal düzeni ve kamu kaynaklarını aşırı derecede yıpratan yolsuzluk, toplumsal bir hastalık olarak kabul edilmektedir. 

Yolsuzluğun olumsuz etkileri önce demokrasinin temelini oluşturan hukuk devleti ilkesi alanında görülmekte, yolsuzluk, giderek toplumda güvensizlik ortamının doğmasına neden olmaktadır. 

Bunun yanısıra yolsuzluk, yasal otoriteye karşı duyulan saygıya büyük zarar vermekte, toplumsal ve bireysel etiğin aşınmasına ve sosyal çöküntüye neden olmaktadır. 

Devletimiz yolsuzluk hastalığından kurtarılmalıdır. Bunun için saydam bir Devlet yapısı oluşturulması zorunludur. 

Parlamenter sisteme dayanan köklü demokrasimizin amacı, halk istencinin en üst düzeyde belirmesine olanak vermesidir. Parlamenter sistemin tüm ögeleriyle sağlıklı işlemesi, hepimize aydınlık bir gelecek için güven ve umut vermektedir. 

Cumhuriyet BayramıÕnı coşkuyla kutladığımız bugün, ulusal bağımsızlık ve halk egemenliğine dayanan çağdaş, laik, demokratik ve sosyal hukuk devletini gerçekleştirme ereğinin neresinde olduğumuzu sorgulamalı ve birey olarak daha güzel bir gelecek için üstümüze düşeni yapmalıyız. 

Geçmişten devraldığımız sorumluluklarımız yerine getirilmeyi, geldiğimiz düzey ile sınırlamadığımız ereklerimiz ise, gerçekleştirilmeyi beklemektedir. 

Her şeyden önce Cumhuriyet kuşaklarının büyük bir başarıyla sürdürdükleri çağdaşlık yürüyüşünün kesintiye uğramadan sürdürülmesi amacımız olmalıdır. 

Türkiye'yi aydınlık bir geleceğe taşımak konusunda herkese önemli ödevler düşmektedir.  

Yüce Önder Atatürk'ün özenle vurguladığı "çağdaş uygarlık düzeyini yakalama", giderek onu geçme amacına da, yine O'nun belirttiği gibi, "bilim ve tekniğin yol göstericiliğinde" ulaşacağız.  

Türkiye Cumhuriyeti, Ulusu ve ülkesiyle bölünmez bir bütün olarak, birlik ve dirlik içinde, yurttaşlarımızın sahipliğinde sonsuza kadar yaşayacaktır. 

Türkiye önümüzdeki dönemde, tarihin ve coğrafyanın önüne çıkardığı fırsatları en iyi biçimde değerlendirecek ve daha güzel günlere mutlaka kavuşacaktır. 

Hep birlikte bunu başarabileceğimize inanıyorum. 

Bu duygu ve düşüncelerle, yurt içinde ve dışındaki yurttaşlarımın Cumhuriyet Bayramı'nı kutluyor; hepinize saygılarımı, sevgilerimi ve esenlik dileklerimi sunuyorum." 

 


(29 EKİM 2000)
Geri
sayfa başı
Geldiğiniz sayfaya dönüş

© 2001 BELGEnet
belgenet.com sitesindeki metin, resim ve diğer içeriğin hakları saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.