Cumhurbaşkanı Sezer'in, Cumhuriyet'in 77. yılı dolayısıyla
yayınladığı mesaj şöyle:
(28 Ekim 2000)
Değerli Yurttaşlarım,
Cumhuriyetimizin 77. yıldönümünü, kıvanç ve coşkuyla kutladığımız bu
en büyük Bayramda, hepinize sevgilerimi ve saygılarımı sunuyorum.
Bugün ülkenin her köşesinde, ortak bir coşku ve heyecan yaşanmaktadır.
Tüm yurttaşlarımı bu coşkuyu paylaşarak, Cumhuriyet'i ve değerlerini anlamaya
çağırıyorum.
Bu anlamlı günde, Cumhuriyetimizin kurucusu Ulu Önder Atatürk'ü, O'nun
kahraman silah arkadaşlarını, bu toprakları vatan yapan şehitlerimizi ve
gazilerimizi sonsuz minnet, şükran ve rahmetle anıyorum.
Değerli Yurttaşlarım,
Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunun 77. yılını kutladığımız bugün, Devletimizin
kuruluş aşamasında konulan ilkeleri ve gerçekleştirilen devrimleri ulus
olarak ne derece başarıyla özümsediğimizi görmekteyiz.
Cumhuriyet, yeni kurulan bir devletin, ulusal bağımsızlığını kazanabilmek
için giriştiği eşsiz bir savaşın sonucunda elde ettiği büyük bir kazanımdır.
Türk Ulusu, Atatürk'ün önderliğinde dünya tarihinde eşine ender rastlanır
büyük bir destan yazarak, tüm zorluklara göğüs germesini bilmiş, en değerli
varlığımız Cumhuriyeti kurmuş ve genç Türkiye Cumhuriyeti, gelişmesini
kesintisiz sürdürerek adım adım bugünkü düzeyine ulaşmıştır.
Cumhuriyet'in sağladığı barış ve huzur ortamı sayesinde,Türkiye, eğitimden
sağlığa, sanayileşmeden altyapıya, siyasetten ekonomiye her alanda önemli
atılımlar gerçekleştirmiştir.
Egemenliğin kayıtsız, koşulsuz ulusun olduğu bu yeni yönetim biçimi,
Türkiye Cumhuriyeti'ne yurttaşlık bağı ile bağlı olan herkese birey olma
hakkını vermiş ve sorumluluğunu yüklemiştir.
Devletin ve toplumun geleceğinden kendini sorumlu tutma bilincine erişmiş,
etkin bireyi var eden bu anlayış, insanlığın ortak değeri olan uygarlığın
gelişimine büyük katkılar sağlamıştır. Atatürk ilke ve devrimleriyle de,
yeni Türkiye'nin tüm yönleriyle uygar dünyanın etkin bir üyesi olması amaçlanmıştır.
Türk Ulusu'nun bu ilke ve devrimleri bilinçli ve kararlı bir biçimde
benimsemesi ise, ülkemizin bağımsızlığına, çağdaşlaşmasına ve kalkınmasına
olan inancımızın göstergesidir.
Türkiye Cumhuriyeti'nin ülkesi ve ulusuyla bölünmez bütünlüğünün, Atatürk
ilke ve devrimlerinin korunup kollanmasında hepimize sorumluluk düşmektedir.
Cumhuriyet'le birlikte yaşamımıza giren demokrasi kültürünü yaşam biçimi
olarak benimsemeli ve ülkemizin demokratik, laik bir sosyal hukuk devleti
olmasının önünde duran tüm engelleri hep birlikte kaldırmalıyız.
Başta laiklik olmak üzere, Devletimizin değiştirilemez nitelikteki temel
ilkeleri, yolumuzu aydınlatmayı sürdürmektedir. Bu ilkeleri değiştirmeye
yönelik hareketlere karşı kararlılıkla savaşım vermemiz gerektiğini burada
bir kez daha vurgulamak istiyorum.
Devletin resmi dili, bayrağı, sınırları, egemenlik hakları her türlü
tartışmanın üstünde olup, bunların korunması Devletin yasal hakkı ve görevidir.
Demokratik, laik Cumhuriyetimizi yıkmayı hedefleyen, terör ve irtica
ile savaşımı, ulus olarak her koşulda sürdüreceğimizden emin olunmalıdır.
Demokratik toplum düzeninin, bireye sağladığı haklar yanında, yüklediği
görev ve sorumluluklar da bulunduğu unutulmamalıdır. Yurttaşlarımızı bu
konuda daha duyarlı olmaya çağırıyorum.
Değerli Yurttaşlarım,
Bağımsız ve özgür kalabilmek için çağa ayak uydurmak zorundayız. Bağımsız,
güçlü, çağdaş Türk Devleti'ni vareden Cumhuriyet yönetimi, ülkemizin gelecekte
de, uygar ve demokratik bir ülke olarak varlığını ve gelişimini sürdürmesinin
güvencesidir.
Demokrasiyi kişiye göre yorumlamadan, toplumun tüm kurum ve kurallarında
yaşatmak, insan hak ve özgürlüklerine saygılı, hukuka inanan her bireyin
ortak sorumluluğudur.
Türk Anayasa sisteminde, yönetim biçimi olarak kabul edilen Cumhuriyet,
devrimci, ulusal, laik ve toplumsal bir devletin niteliğidir.
Cumhuriyet'i bizlere armağan eden Atatürk'ü eşşiz bir önder yapan, onun
büyük asker, öngörülü devlet kurucusu ve büyük politikacı olmasının yanı
sıra, kişiliğini ve eylemlerini uygarlık ve kültür alanlarında da yoğunlaştırmış
olmasıdır.
Bugün eğer çağdaş bir Türkiye Cumhuriyeti'nden söz edebiliyorsak; bunun
nedeni, siyaset, kültür ve uygarlık kavramlarının birbirinden bağımsız
düşünülmemesidir.
Türk Ulusu, bağımsızlık anlayışından ve kendi kültüründen ödün vermeden,
çağdaş dünyanın insanlığa sunduğu iyiliklerden yararlanmalı, bunu yaparken
de ulusal tarihini ve öz değerlerini unutmamalıdır.
Değerli Yurttaşlarım,
29 Ekim, Türkiye için, temelleri 77 yıl önce atılan yeni bir başlangıcı
temsil etmektedir.
Cumhuriyet, yüce Türk Ulusu'nun, Atatürk'ün önderliğinde gerçekleştirdiği
devrimlerin başında gelmektedir.
Ulu Önder Atatürk'ün "Türk Ulusu'nun özyapısına ve geleneklerine en
uygun yönetim Cumhuriyet yönetimidir" sözü, Cumhuriyet'in anlam ve önemini
en güzel biçimde ortaya koymaktadır.
Cumhuriyet, çağdaşlık, eşitlik ve özgürlüktür; büyük bir düşünce devrimidir.
Cumhuriyet'in temelinde yatan olgu, Türk insanını, tüm kurum ve kurallarıyla
çağdaş bir yönetime, hak ettiği bir yaşam standardına kavuşturmaktır.
Cumhuriyet, Türk insanının ufkunu açmış, yaratıcı gücünü ortaya çıkarmış;
onu, uygar dünyanın kavram ve değerleri ile tanıştırmıştır.
Türk Ulusu, Cumhuriyet ile çağdaş olmanın haklı onurunu tatmış; gelişen
ve kalkınan bir "dünya devleti" olmanın kıvancına erişmiştir.
Cumhuriyet, Türk Ulusu'nun çağdaş uygarlık düzeyini geçme ereğinde simgeleşen
büyük bir atılım ve kapsamlı bir dönüşüm projesidir. 77 yıllık Cumhuriyet
tarihimiz içinde gerçekleştirilenler, Türk insanının kısa bir sürede neleri
başarabileceğinin en güzel kanıtıdır.
Cumhuriyetçi, devrimci ve aydınlanmaya açık olunmadan ve hukukun üstünlüğü
egemen kılınmadan az gelişmişlikten kurtulmanın olanağı yoktur.
Değerli Yurttaşlarım,
Dünyamız, geride bıraktığımız 20. Yüzyıl içinde yaşamın her alanını
etkileyen büyük bir dönüşüm sürecine tanık olmuştur.
Bu kapsamda, düşünce sistemleri de değişmiş; demokrasi, hukukun üstünlüğü
ve insan hakları kavramları, ulusların geleceğe yönelişlerinde belirleyici
rol oynayan evrensel değerler olarak daha da önem kazanmıştır.
Dünya gündeminin son yirmi yıllık bölümünü kapsayan küreselleşme olgusu,
ülkelerin siyasal ve ekonomik bütünleşmesini amaçlayan yeni bir dünya düzenini
anlatmaktadır.
Küreselleşme, ulus devlet, ulusal egemenlik ve bağımsızlık ilkelerinden
vazgeçme anlamında alınamaz. Küreselleşme, ülkelerin, ortak insanlık ideali
doğrultusunda, birbirlerine karşılıklı olarak aynı ölçüde gösterdikleri
özveri ve anlayış sonucu ulaşılan uluslararası boyutu anlatır.
Kuşkusuz, gelişen dünya düzeninin dışında kalınması doğru görülemez.
Ülkemiz, ekonomi, ticaret, teknoloji, iletişim, çevre ve dış politika gibi
alanlarda küreselleşmenin yarattığı olanaklardan daha iyi yararlanmalıdır.
Ancak, bu süreçte, dünya uluslar ailesinin eşit haklara sahip onurlu
bir üyesi gibi davranılmalı ve ortaya çıkacak yeni sorunların üstesinden
gelinebilmesi için hazırlıklı olunmalıdır.
Günümüzün dünyası, tıpkı bireyler gibi ulusların da kendilerini sürekli
olarak yenilemesini, geliştirmesini gerekli kılmaktadır. Türkiye'nin, yetişmiş
insan gücü ve zengin kaynaklarıyla bu gelişimini başarıyla gerçekleştirip
yeni binyılda en ileri ülkeler arasında yerini alacağından kuşku duyulmamalıdır.
Çağdaş demokrasilerde devlet insan için vardır. Devlet yurttaşına hizmet
götürmek, onun gereksinmelerini karşılayacak uygulamalarda bulunmak ve
toplumsal yaşamı, düzenli işleyecek biçimde örgütlemek durumundadır. Bu
bağlamda, devletin toplumsal yaşamdaki rolünün, yurttaşlarımızın saygısının
pekişeceği bir etkinlik düzeyine ulaştırılması ve devlet yapısında buna
uygun düzenlemelerin gerçekleştirilmesi gerekmektedir.
Devlet, tüm kurum ve kuruluşları ile birlikte daha sosyal, daha demokratik
yapılanmalı, sosyal adalete ve demokrasiye evrensel düzeyde geçerlilik
kazandırılmalıdır.
Demokrasi, insanların sahip oldukları hakları en iyi biçimde kullanmalarına
ve insanca yaşamalarına olanak tanıyan bir yönetim biçimidir. Cumhuriyet'in
ilanının ardından toplumsal yaşamımıza giren demokrasiyi benimsememizin
temelinde bu gerçek yatmaktadır.
Dünyamızın yaşadığı gelişmeler karşısında çağdaş demokrasi anlayışı
da değişmiş, katılımcılığın her düzlemde yaygınlaştığı yeni bir içeriğe
kavuşmuştur.
Bu nedenle, Türkiye, her düzeyde katılıma olanak sağlayıp, sivil toplumu
güçlendirecek adımı atarak demokrasimizi daha ileri düzeylere taşıma başarısını
gösterebilmelidir.
Değerli Yurttaşlarım,
Türkiye'nin, önceliklerini yeniden gözden geçirmesi gereken önemli bir
dönemecin eşiğindeyiz. Türkiye, çağın gereklerini iyi anlamalı ve bunları
doğru yorumlamalıdır. Bu, dünya üzerinde hak ettiğimiz düzeye ulaşabilmemizin
de vazgeçilmez koşuludur.
Toplumsal örgütlenmenin çeşitli aşamalardan sonra ulaştığı ileri ve
çağdaş düzey, çoğulcu, demokratik, sosyal hukuk devleti düzeyidir. Hukuk
devleti ilkesi, çağdaş devletlerin belirleyici özelliğidir. Anayasamıza
göre, Türkiye CumhuriyetiÕnin temel niteliği ve rejimin güvencesi hukuk
devleti ilkesidir.
Hukuk devleti, hukukun üstünlüğü temeline dayanır. Hiçbir organ ya da
kişi hukukun üstünde olamaz. Hukukun üstünlüğü, Devletin tüm organlarının
hukuka bağlılığını anlatır. Devletin tüm organlarının üstünde hukukun mutlak
egemenliği vardır.
Kurallar, yalnızca yönetilenler için değil, aynı zamanda yönetenler
içindir. Yönetenlerin kurallara uymama özgürlüğü yoktur. Tam tersine, yönetim
sorumluluğunu üstlenenlerin öncelikle kurallara uyma ve uyulmasını sağlama
yükümlülüğü vardır.
Unutulmamalıdır ki, hukuk devleti, temel hak ve özgürlüklerin güvence
altına alındığı, yönetenlerin her türlü eylem ve işleminin yargı denetimine
bağlı olduğu, böylelikle bireylere hukuk güvenliğinin sağlandığı devlettir.
Türkiye, önümüzdeki dönemde bir hukuk devleti olmayı mutlaka başarmalıdır.
Uygulamalar açısından ele alındığında, yıllardır yazılı bir kural olmaktan
öteye geçemeyen hukukun üstünlüğü ilkesi, toplumsal yaşamı yönlendiren
en önemli ilke konumuna getirilmelidir.
Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Ulu Önder Atatürk'ün çağdaş uygarlık
düzeyine erişmemiz yönündeki yönergesiyle uyumlu olacak biçimde, Anayasamızda
Türk Ulusu'nun gereksinimlerine yanıt oluşturacak iyileştirmelerin yapılması
ve evrensel ölçütlerin hukuk sistemimize kazandırılmasının zamanı gelmiştir.
Uygarlık düzeyinin bir göstergesi olarak kabul edilen ve uluslararası
alanda büyük gelişme gösteren insan hak ve özgürlükleri hukukunun evrensel
ölçütleri hukukumuza kazandırılmalıdır. Bu durum, Avrupa Birliği'ne üyelik
amacımıza da uygun düşecektir.
Batı demokrasilerinin en büyük özelliği, temel hak ve özgürlükler ile
demokratik toplum düzeninin korunması arasında gerekli dengenin sağlanmış
olmasıdır. Temel hak ve özgürlükler evrensel ölçütlere göre yeniden düzenlenirken
bu dengenin sağlanmasına da özen gösterilmelidir.
Çağdaş demokratik uluslar topluluğuna katılabilmemiz için Anayasa'nın
gözden geçirilip, özgürlükçü, çoğulcu, katılımcı, güvenceli, devlet organları
arasında görev ve yetkileri dengeleyen, "hukuk devleti" ilkesini sözde
bırakmayıp yaşama geçiren bir "Anayasa" oluşturulması kaçınılmazdır.
Değerli Yurttaşlarım,
Türkiye, bir türlü istenilen yaşam standardına kavuşturulamayan yurttaşlarımızın
yaşam koşullarını her geçen gün daha da güçleştiren enflasyonla savaşımı
mutlaka başarıyla sonuçlandırmalıdır.
Ayrıca, ülkemizin bir diğer önemli sorunu olan gelir dağılımındaki adaletsizlik
giderilmeli, her bireyin, gücü oranında sorumluluk üstlendiği bir ekonomik
düzen kurulabilmelidir.
Türkiye, içinde bulunduğumuz dönemde, ülkemizi geleceğe taşıyacak önemli
altyapı yatırımlarını sürdürmeli ve bunlara gerekli kaynağı ayırabilmelidir.
Türkiye Cumhuriyeti, köklü, büyük ve güçlü bir devlettir. Gerek kuruluşu,
gerek kuruluşundan bu yana gerçekleştirdiği atılımlarla pek çok ülke için
örnek durumundadır. 21. Yüzyıl'da, tüm dünya Türkiye Cumhuriyeti'nin başarılarını
ilgiyle ve dikkatle izlemektedir.
Bu büyüklüğe yaraşır biçimde, birlik ve dirliğimizi her zaman korumalıyız.
Yapmamız gerekenlerin, birlik ve dirliğimizden alınacak güçle çok daha
kolay ve çok daha sağlıklı olarak gerçekleşeceğine inanıyorum.
Değerli Yurttaşlarım,
Eğitim, toplulukları çağdaş uygarlık düzeyine yükselten vazgeçilmez
temel etkinliktir.
Çağdaş uygarlık düzeyine ulaşabilmek için, çağdaş bilgilerle beslenen,
akıldışılıktan ve bağnazlıktan uzak, herhangi bir doğmaya saplanmadan sorgulayabilen,
özgür düşünen, tartışan, üreten ve paylaşmayı bilen bireyler yetiştirmek
zorundayız.
Çağdaş ve evrensel ilkeleri benimsemiş Türk toplumu olarak, gelişmiş
ve ileri ülkeler arasında yer almamız, eğitimi yaygınlaştırmak, kalitesini
artırmak ve eğitimde ileri programları uygulamakla olanaklıdır.
Toplumsal kaygı ve beklentiler dışlanmadan, bireyin varlığı, kişiliği,
üretkenliği ve yaratıcılığını gerçekleştirecek, toplam kaliteyi artıracak
evrensel ve çağdaş değerleri yakalamak, eğitim politikasının özünü oluşturmalıdır.
Anayasamıza göre eğitim ve öğretim, Atatürk ilke ve devrimleri doğrultusunda,
çağdaş bilim ve eğitim ilkelerine uygun olarak, Devletin gözetim ve denetimi
altında yapılmalıdır.
Devrim yasaları arasında yer alan Öğretim Birliği YasasıÕnın uygulanması,
Devletin ülkesi ve ulusuyla bölünmez bütünlüğünü ve Türkiye CumhuriyetiÕnin
varlığını sonsuza kadar korumanın tek yoludur.
Öğretim birliği, ancak, Atatürk ilke ve devrimleri etrafında bütünleşmiş,
çağdaş ve evrensel bilim ve eğitim temeline dayalı tek tip öğretim kurumları
ile sağlanabilir.
Geleceğimizi güvence altına almak istiyorsak, çocuklarımızı ve gençlerimizi
iyi eğitmeliyiz. Bu konuda en önemli görev, tüm yönetici ve eğitimci kadrosuyla
Cumhuriyet okullarına düşmektedir.
Değerli Yurttaşlarım,
Türkiye, bir yandan gelişmesini sürdürürken, diğer yandan da barışçı
bir devlet olarak, dünyadaki ve bölgesindeki sorunların çözümünde kilit
rol üstlenmektedir.
Son günlerde bölgemizde yaşanan gelişmeler, Türkiye'nin bölge ve dünya
barışı için önemini bir kez daha ortaya koymuştur. Türkiye, sorumluluğunun
bilincinde bir ülke olarak, dünya barışına katkıda bulunmayı her koşulda
sürdürecektir.
Değerli Yurttaşlarım,
Ülkemiz, sosyal ve ekonomik koşullarıyla her alanda gelişmektedir. Bu
gelişmenin istikrarlı ve hızlı biçimde sürdürülmesi için toplumsal yaşamımızda
ve devlet yönetiminin çeşitli dallarında sağlam temellere dayanan yeniden
yapılanmalara gereksinim vardır.
Toplumsal düzeni ve kamu kaynaklarını aşırı derecede yıpratan yolsuzluk,
toplumsal bir hastalık olarak kabul edilmektedir.
Yolsuzluğun olumsuz etkileri önce demokrasinin temelini oluşturan hukuk
devleti ilkesi alanında görülmekte, yolsuzluk, giderek toplumda güvensizlik
ortamının doğmasına neden olmaktadır.
Bunun yanısıra yolsuzluk, yasal otoriteye karşı duyulan saygıya büyük
zarar vermekte, toplumsal ve bireysel etiğin aşınmasına ve sosyal çöküntüye
neden olmaktadır.
Devletimiz yolsuzluk hastalığından kurtarılmalıdır. Bunun için saydam
bir Devlet yapısı oluşturulması zorunludur.
Parlamenter sisteme dayanan köklü demokrasimizin amacı, halk istencinin
en üst düzeyde belirmesine olanak vermesidir. Parlamenter sistemin tüm
ögeleriyle sağlıklı işlemesi, hepimize aydınlık bir gelecek için güven
ve umut vermektedir.
Cumhuriyet BayramıÕnı coşkuyla kutladığımız bugün, ulusal bağımsızlık
ve halk egemenliğine dayanan çağdaş, laik, demokratik ve sosyal hukuk devletini
gerçekleştirme ereğinin neresinde olduğumuzu sorgulamalı ve birey olarak
daha güzel bir gelecek için üstümüze düşeni yapmalıyız.
Geçmişten devraldığımız sorumluluklarımız yerine getirilmeyi, geldiğimiz
düzey ile sınırlamadığımız ereklerimiz ise, gerçekleştirilmeyi beklemektedir.
Her şeyden önce Cumhuriyet kuşaklarının büyük bir başarıyla sürdürdükleri
çağdaşlık yürüyüşünün kesintiye uğramadan sürdürülmesi amacımız olmalıdır.
Türkiye'yi aydınlık bir geleceğe taşımak konusunda herkese önemli ödevler
düşmektedir.
Yüce Önder Atatürk'ün özenle vurguladığı "çağdaş uygarlık düzeyini yakalama",
giderek onu geçme amacına da, yine O'nun belirttiği gibi, "bilim ve tekniğin
yol göstericiliğinde" ulaşacağız.
Türkiye Cumhuriyeti, Ulusu ve ülkesiyle bölünmez bir bütün olarak, birlik
ve dirlik içinde, yurttaşlarımızın sahipliğinde sonsuza kadar yaşayacaktır.
Türkiye önümüzdeki dönemde, tarihin ve coğrafyanın önüne çıkardığı fırsatları
en iyi biçimde değerlendirecek ve daha güzel günlere mutlaka kavuşacaktır.
Hep birlikte bunu başarabileceğimize inanıyorum.
Bu duygu ve düşüncelerle, yurt içinde ve dışındaki yurttaşlarımın Cumhuriyet
Bayramı'nı kutluyor; hepinize saygılarımı, sevgilerimi ve esenlik dileklerimi
sunuyorum."
|