Cumhurbaşkanı
Sezer'in, Cumhuriyet'in 79. yılı dolayısıyla yayınladığı mesaj şöyle:
(28 Ekim 2002)
Değerli Yurttaşlarım,
Yüce Atatürk'ün önderliğinde kurulan Cumhuriyet'in 79. yıldönümünü,
Ulusça büyük bir coşku içinde kutladığımız bu anlamlı günde, hepinize saygılarımı
ve en iyi dileklerimi sunuyorum.
Ulusumuz ve Devletimiz, Cumhuriyet'in sunduğu olanakları en iyi biçimde
kullanarak Yüce Atatürk'ün koyduğu gelişmiş ülkeler düzeyine ulaşma ereğine
kararlılıkla ilerlemektedir.
Bugün, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş aşamasında konulan ilkeleri ve
gerçekleştirilen devrimleri ulus olarak ne ölçüde başarıyla özümsediğimizi
görmekteyiz.
Ulusumuz, Cumhuriyet'i ve Atatürk devrimlerini içselleştirerek gelişimini
sürdürmüştür.
Bizler, uygarlığın tüm olanaklarından yararlanan özgür yurttaşlar olarak
geleceğe güvenle bakabiliyorsak, bunu Yüce Atatürk'ün kurduğu Cumhuriyet'e
ve onun kazanımlarına borçluyuz.
Cumhuriyetimizin kurucusu Ulu Önder Atatürk'ü, O'nun kahraman silah
arkadaşlarını, şehitlerimizi ve gazilerimizi sonsuz gönül borcu, saygı
ve rahmetle anıyorum.
Değerli Yurttaşlarım,
Yüce Atatürk'ün Samsun'a çıkışıyla başlayan bağımsızlık savaşımı, O'nun
önderliğinde büyük bir inanç ve kararlılıkla yürütülmüş, tüm olanaksızlıklara
karşın eşine az rastlanır bir zafer kazanılmıştır.
19 Mayıs'ta başlayan süreç, Ulusal Kurtuluş Savaşı'nın kazanılmasıyla
bitmemiş, Ulusumuzun çağdaş dünyayla bütünleşmesini olanaklı kılacak Cumhuriyet
rejiminin kurulmasıyla tarihimizin en büyük aydınlanma dönemi başlatılmıştır.
Ulus egemenliğine dayanan, saydam yönetim anlayışını getiren ve demokratik
açılımları olanaklı kılan Cumhuriyet'le ve ardından yapılan devrimlerle,
Türkiye, uygarlık yolunda önemli ilerlemeler kaydetmiştir.
Çağdaş dünyanın kurum, kural, kavram ve değerleriyle tanışan yurttaşlarımız,
demokrasiyi özümseyerek ülkemizi uygar ülkeler düzeyine çıkarma yarışına
girmişlerdir.
Yüce Atatürk, "Az zamanda çok büyük işler yaptık. Bu işlerin en büyüğü,
temeli Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü olan Türkiye Cumhuriyeti'dir.
" sözleriyle Cumhuriyet'in, Ulusumuz için anlam ve önemini özlü biçimde
ortaya koymuştur.
Cumhuriyet yalnız yönetim biçimi değil, her alanda çağdaşlaşmayı amaç
edinen, bilimsel, kültürel ve siyasal aydınlanma tasarımıdır.
Yüce Atatürk'ün, Ulusumuzun yapısına en uygun yönetim biçimi olarak
gördüğü Cumhuriyet, sağladığı etkileşim ve özgürlük ortamıyla kısa sürede
ülkemizi saygın ülkeler arasına sokmuştur.
Ulus egemenliği ve istenci ile özgür seçimleri temel alan Cumhuriyet
rejimi, bir yurttaşlık bilinci oluşturmuş, yurttaşlar arasında eşitliği
sağlayarak, herkese ülke yönetimine katılma ve ülkenin geleceğini belirleme
hakkını vermiştir. Böylece, Cumhuriyet'le birlikte kendini yöneten ve yönetme
hakkına sahip etkin yurttaşlar yaratılmıştır.
Cumhuriyet döneminde öngörülen toplumsal ve ekonomik gelişmenin sağlanması
ve dünyadaki koşulların netleşmesiyle, demokratikleşme süreci de hız kazanmış,
köklü değişiklikler ve devrimler art arda yaşama geçirilmiştir.
Cumhuriyet'in kuruluş felsefesi, insan hakları, demokrasi, hukuk devleti
ve temel özgürlükler alanlarında dünyada yaşanan gelişmelerin, ülkemiz
tarafından izlenmesini ve uygulanmasını gerekli kılmaktadır.
Kamusal alanın dinsel kurallardan arındırılarak, din ve vicdan özgürlüğünün
güvencesi ve çağdaşlığın temeli olan laiklik ilkesinin yaşama geçirilmesi
de, Cumhuriyet'in ve Yüce Meclisimizin en önemli başarılarındandır.
Cumhuriyet'le birlikte yaşamımıza giren demokrasi kültürünü yaşam biçimi
olarak benimsemeli ve ülkemizin sosyal hukuk devleti olmasının önünde duran
tüm engelleri hep birlikte kaldırmalıyız.
Başta laiklik olmak üzere, Devletimizin değiştirilemez nitelikteki temel
ilkeleri, yolumuzu aydınlatmayı sürdürmelidir.
Demokratik ve laik Cumhuriyetimizi yıkmayı amaçlayan terör ve irtica
ile savaşımı, Ulus olarak her koşulda sürdüreceğimizden emin olunmalıdır.
Demokratik toplum düzeninin, bireye sağladığı haklar yanında, yüklediği
görev ve sorumluluklar da bulunduğu unutulmamalıdır. Yurttaşlarımızı bu
konuda daha duyarlı olmaya çağırıyorum.
Değerli Yurttaşlarım,
Ulus istencinin temsil edildiği ve büyük saygınlığı olan parlamentolar,
demokratik rejimin işlemesinde yaşamsal öneme sahiptir. Parlamentoların
başarısı, demokratikleşmeyi sürdürme, özgürlükleri koruma, toplumun beklentilerine
yanıt verme, ulusal istenci yaşama geçirme, ülkeyi geleceğe taşıyacak kararları
alma ve istikrarlı çalışmalarıyla ölçülür.
Avrupa Birliği sürecinde önemli yasalar çıkaran ve yoğun bir çalışma
dönemi geçiren Yüce Meclisimiz, aldığı seçim kararının arkasında durarak
parlamentomuzun saygınlığını korumuştur.
Bu aşamada yurttaşlarımıza düşen görev seçme haklarını kullanmalarıdır.
Tüm yurttaşlarımızı, 3 Kasım'da oy kullanarak görevlerini yerine getirmeye
çağırıyorum.
Demokrasinin temel koşulu siyasal katılımdır. Kendisini yönetecek olanı
seçme hakkını kullanmayan yurttaşlar başkalarının istencine boyun eğerler.
Demokratik olgunluğunu birçok kez kanıtlamış olan Ulusumuzun 3 Kasım
seçimlerinde de başarılı bir demokrasi sınavı vereceğine inanıyorum.
Seçimlerden sonra oluşacak Meclisimiz, Atatürk'ün ilke ve devrimleri
ışığında, Cumhuriyet'in temel niteliklerini koruyarak ülkemizin gelişimini
hızlandıracak yaşamsal kararları almayı sürdürecektir.
Ulusumuzun yeni Meclisimizden beklentisi büyüktür. Meclisimizin önünde
bekleyen birçok konu ve sorun bulunmaktadır. İnanıyorum ki Meclisimiz,
Ulusumuzdan aldığı güçle bu sorunları çözecek, kararlı ve hızlı çalışma
temposuyla başarılı çalışmalar yapacaktır.
Yaşamın her alanında çağdaş toplum anlayışına işlerlik kazandırmanın
amaçlandığı ülkemizde, uygar ve demokratik bir devlet olmanın gereklerini
yerine getirecek köklü, kapsamlı ve hızlı yapısal değişiklikler ve düzenlemeler
kararlılıkla sürdürülecektir.
Değerli Yurttaşlarım,
Türkiye, aydınlık yarınlara ulaşmak için sorunlarını çözmek, Ulusumuzun
geleceğe güvenle bakmasını sağlayacak atılımları gerçekleştirmek zorundadır.
Geleceğe güvenle bakabilmek için, yaşamın çeşitli alanlarında karşılaşılan
eşitsizliklerin ortadan kaldırılması ve yurttaşlara beklentileri doğrultusunda,
hak ettikleri yaşam olanaklarının sunulması gerekmektedir.
Geçmişten günümüze uzanan süreçte, uzun yılların birikimi olan kimi
temel sorunlarımız, kalkınma ve gelişme çabalarının önünde engel oluşturmakta,
yurttaşlarımızın umutlarını yitirmelerine yol açmaktadır.
Enflasyon ve işsizlikle savaşım, gelir dağılımındaki adaletsizliğin
giderilmesi, yolsuzlukların önlenmesi, yurttaşlarımızın gönenç düzeyinin
yükseltilmesi, ülkemizin çözüm bekleyen önemli sorunlarıdır. Kuşkusuz tüm
bu sorunlar, ülkenin içinde bulunduğu ekonomik durumla doğrudan ilgilidir.
İyi bir gelecek, güçlü bir ekonomiyle kurulabilir. Bu nedenle, üretime
ve yatırıma ağırlık veren, sosyal adalet ilkesini gözeten ekonomik yapının
işletilmesine yönelik adımların kararlı biçimde atılması gerekmektedir.
Kendi dinamikleriyle işleyen, yönlendirmelerden etkilenmeyen, üretime
ve büyümeye süreklilik kazandıran, toplumun gönenç düzeyini yükselten ekonomik
yapıya ulaşılması, ülkemizi dünya ülkeleriyle rekabette güçlü kılacak,
yurttaşlarımızı çağdaş yaşam olanaklarına kavuşturacaktır.
Bir yandan bu adımlar atılırken, diğer yandan da yönetim sisteminin
çağdaş ve saydam yapıya kavuşturulmasına öncelik tanınmalı, tüm kademelerde
etkili denetim düzeneklerine işlerlik kazandırılmalıdır.
Böylelikle, ülke ekonomisi üzerine büyük yük getiren, kaynakların savurganca
tüketilmesine neden olan ve kişisel çıkarlara hizmet eden yolsuzluklar
önlenebilecek, Ulusumuzun temiz toplum özlemine yanıt oluşturulabilecektir.
Türkiye'nin, adı yolsuzluklarla anılan ülke görüntüsünden kurtarılması
ve temiz toplumun yaratılması kuşkusuz yalnız Devletin sorumluluğunda değildir.
Yolsuzlukların ortadan kaldırılması ve yönetimde saydamlığın sağlanabilmesi,
toplumun tüm kesimlerinin desteğini ve duyarlı yaklaşımlarını zorunlu kılmaktadır.
Ulusumuzun gönenç düzeyinin yükseldiği, ülkemizin demokratikleşme sürecini
tamamladığı, siyasal yapımızın istikrara kavuştuğu, işsizliğin azaldığı,
gerekli sosyal güvencenin sağlandığı, üreten güçlü ekonomisi olan Türkiye'ye
ulaşmak için çabalarımızı artırmalıyız.
Türkiye, ulusal çıkarları her şeyin üzerinde tutan bilinçli yurttaşlarının,
sorumluluk duygusuyla hareket eden kurum ve kuruluşlarının katkılarıyla
bu erekleri yakalayacak güçtedir. Herkesin çabalarıyla güçlü, başarılı,
huzurlu, mutlu Türkiye'ye ulaşacağımıza inanıyorum.
Değerli Yurttaşlarım,
Dış politikamızı ilgilendiren kimi konulara da bu fırsattan yararlanarak
değinmek istiyorum.
Avrupa'yla ilişkilerimiz kritik bir aşamaya gelmiştir. Türk halkı, 12-13
Aralık'ta Kopenhag'da yapılacak Avrupa Birliği Zirvesinde Türkiye'nin tam
üyelik görüşmelerinin 2003 yılında başlamasını sağlayacak bir siyasal kararın
alınmasını beklemektedir.
Geçen yıldan bu yana, Türkiye Büyük Millet Meclisi güçlü bir siyasal
iradenin göstergesi olacak biçimde halkımızın beklentilerine yanıt veren
köklü kararlar almış, Hükümetimiz de bu kararların uygulanmasına ilişkin
çalışmaları büyük ölçüde tamamlamıştır. Türkiye, böylece, Kopenhag siyasal
ölçütlerinin yaşama geçirilmesi yönünde önemli bir ilerleme sağlamıştır.
Her zaman vurguladığım gibi, Türkiye'nin Avrupa yönelimi Avrupa Birliği
üyeliğiyle sınırlı bir seçim değildir. Türkiye, Büyük Atatürk'ün çağdaş
uygarlık düzeyine ulaşmak amacıyla, 1923'te Cumhuriyeti kurarak başlattığı
dönüşümü kesintisiz sürdürmüş ve bugüne ulaşmıştır. Bu nedenle, Türkiye'nin
Avrupa Birliği'ne tam üye olma ereği, siyasal partilerimizin ve toplumumuzun
büyük çoğunluğu tarafından benimsenmiştir.
Türkiye'nin yeri Avrupa'dır. Türkiye, son bir yıl içinde gerçekleştirdiği
reformlarla Avrupa Birliği'yle tam üyelik görüşmelerine hazır olduğunu
göstermiştir. Avrupalı dostlarımızın da bu durumu nesnel biçimde değerlendirerek,
Türkiye'yle ilgili hakça bir karar alacaklarını umuyoruz.
Değerli Yurttaşlarım,
Uzun bir süredir komşumuz Irak'la ilgili uluslararası sorun bölgemizdeki
barış ve istikrarı ve ulusal çıkarlarımızı tehdit etmektedir. Türkiye,
bu sorunun Irak'ın toprak bütünlüğü, siyasal birliği ve uluslararası hukuk
temelinde bir an önce çözüme kavuşturulmasını ve Irak halkının yıllardır
çektiği sıkıntılara son verilmesini içtenlikle istemektedir. Bu konuda
Irak yönetimine büyük sorumluluk düştüğüne inanıyoruz. Birleşmiş Milletler
Güvenlik Konseyi'nin ilgili kararlarını uygulayıp, Birleşmiş Milletler
yetkilileriyle yapıcı bir işbirliği içinde hareket ederek askeri harekat
olasılığını gündemden düşürmek Irak'ın elindedir.
Türkiye, yakın geçmişteki deneyimleriyle askeri seçeneğin yalnız Irak
halkına değil, tüm bölge uluslarına zarar vereceğini bilmektedir. Bu nedenle,
herhangi bir askeri müdahaleye ancak son çare olarak ve ancak uluslararası
yasallık ve oydaşma temelinde karar verilebileceğine ilişkin tutumumuzu
korumaktayız. Bu görüşlerimizi ve kaygılarımızı, başta ABD ve Irak olmak
üzere ilgili tüm ülkelere her fırsatta vurgulamaktayız.
Bu nedenle, içinde bulunduğumuz dönemde, diplomatik girişimler sürmektedir.
Tüm barışçı yolların tükenmediğini, uluslararası düzeyde ve özellikle Birleşmiş
Milletler çerçevesinde atılabilecek adımlar bulunduğunu, işbirliği çağrılarına
Irak'ın vereceği karşılığın beklenmesi ve barışa şans tanınması gerektiğini
düşünüyoruz. Irak yönetiminin de durumun ciddiyetinin bilinci içinde sorumlulukla
hareket edeceğini umuyoruz.
Irak'a ilişkin tutumumuzda uluslararası yasallıkla birlikte ulusal çıkarlarımızın
korunmasını da her zaman ön planda tutmaktayız.
Bu bağlamda, Kuzey Irak'taki gelişmeleri de büyük bir duyarlılıkla izlemekteyiz.
Bölgeyle ilgili politikalarımız devletimizin ilgili tüm birimleri tarafından
titizlikle sürdürülmektedir.
Değerli Yurttaşlarım,
Cumhuriyet'i kuranlar bizlere, yeni ve çağdaş bir devlet, mutlu bir
gelecek, aydınlık yarınlar armağan etmişlerdir.
Bizlere düşen en büyük görev, Cumhuriyetimizi tüm kazanımlarına sahip
çıkarak korumak, yeni eserlerle yücelterek, geleceğe taşımak, genç kuşaklara
yurttaşı olmaktan onur duyacakları bir ülke bırakmaktır.
Türkiye'nin demokratik ve laik niteliğinden ödün vermeden her alanda
kendini geliştirmesi, dünyadaki dönüşümlere koşut olarak kendini yenilemesi,
evrensel değerleri özümseyerek çağdaş dünyayla bütünleşmesi temel amacımızdır.
Türkiye, Yüce Atatürk'ün ileri görüşlülüğü ile başlattığı çağdaşlaşma,
aydınlanma ve demokratikleşme çabalarını, dünyadaki değişimleri ve gelişmeleri
de dikkate alarak sürdürmek durumundadır.
Demokrasimizi evrensel ölçütler doğrultusunda geliştirmeli, hukuk devleti
ve insan hakları alanlarındaki eksikliklerimizi hızla gidermeliyiz. Bu
doğrultuda atacağımız reform nitelikli adımların, ülkemizin dünyadaki saygınlığını
artıracağı kuşkusuzdur.
Türkiye'nin çağdaş dünyada etkin bir ülke olarak öne çıkabilmesi için
yapılması gerekenler üzerinde toplumumuzun tüm kesimleri görüş birliği
içindedir.
Türkiye'nin, tüm kurumlarının ve yurttaşlarının katkılarıyla, dünyayla
bütünleşme çabalarını başarıya ulaştıracağına, güçlü bir ekonomi ve güçlü
bir demokrasi olarak, çağdaş uygarlığın dinamik ortaklarından biri durumuna
geleceğine inanıyoruz.
Bugüne kadar, karşısına çıkan tüm güçlükleri birlik ve dayanışma içinde
aşan Türk Ulusu, Yüce Atatürk'ü belirttiği gibi "Geçen zamana oranla daha
çok çalışacak, daha az zamanda daha büyük işler başaracak" güce ve istence
sahiptir.
Bu duygu ve düşüncelerle, yurt içinde ve dışındaki yurttaşlarımızın
Cumhuriyet Bayramı'nı kutluyor, tüm yurttaşlarımıza esenlikler diliyorum.
|