Cumhurbaşkanı
Sezer'in, Cumhuriyet'in 81. yılı dolayısıyla yayınladığı mesaj şöyle:
(28 Ekim 2004)
Değerli Yurttaşlarım,
Yüce Atatürk'ün önderliğinde kurulan Cumhuriyet'in 81. yıldönümünü,
Ulusça büyük coşku içinde kutladığımız bu anlamlı günde, hepinize saygılarımı
ve en iyi dileklerimi sunuyorum.
Devletimiz ve Ulusumuz, Cumhuriyet'in sunduğu olanakları en iyi biçimde
kullanarak Yüce Atatürk'ün gösterdiği gelişmiş ülkeler düzeyine ulaşma
ereğine kararlılıkla ilerlemektedir.
Bizler, uygarlığın tüm olanaklarından yararlanan özgür yurttaşlar olarak
geleceğe güvenle bakabiliyorsak, bunu Yüce Atatürk'ün kurduğu Cumhuriyet'e
ve onun kazanımlarına borçluyuz.
Ulusumuz, kendisini çağdaş dünya ile buluşturan ve özgürlük ortamı yaratan
Cumhuriyet'i korumaya ve sonsuza değin yaşatmaya kararlıdır.
Cumhuriyetimizin kurucusu Ulu Önder Atatürk'ü, silah arkadaşlarını,
kahraman şehitlerimizi ve gazilerimizi sonsuz gönül borcu ve saygıyla anıyorum.
Değerli Yurttaşlarım,
Yüce Atatürk'ün Samsun'a çıkışıyla başlayan bağımsızlık savaşımı, O'nun
önderliğinde büyük bir inanç ve kararlılıkla yürütülmüş, tüm olanaksızlıklara
karşın eşine az rastlanır bir zafer kazanılmıştır.
Bu zafer, Cumhuriyet'le taçlandırılarak, tarihimizin en büyük çağdaşlaşma
ve aydınlanma hareketi başlatılmıştır.
Ulus egemenliğine ve ulusal istence dayanan, demokratik açılımları olanaklı
kılan Cumhuriyet ve ardından yapılan devrimlerle, Türkiye, uygarlık yolunda
önemli ilerlemeler kaydetmiştir.
Cumhuriyet, çağdaşlık, eşitlik ve özgürlük getirmiş, büyük bir düşünce
devrimi başlatmıştır.
Cumhuriyet rejimi, bir yurttaşlık bilinci oluşturmuş, yurttaşlar arasında
eşitliği sağlayarak, herkese ülke yönetimine katılma ve ülkenin geleceğini
belirleme hakkını vermiştir. Böylece, Cumhuriyet'le birlikte kendini yöneten
ve yönetme hakkına sahip etkin yurttaşlar yaratılmıştır.
Cumhuriyet'in başarılarının gerisinde din ve vicdan özgürlüğünün güvencesi
ve çağdaşlığın temeli olan laiklik ilkesi yatmaktadır. Türk Aydınlanma
Devrimi'nin ekseni olan laiklik ilkesi, çağdaşlaşma ve toplumsal dönüşüm
tasarımını hedefine ulaştırmıştır.
Özgür bireyin ortaya çıkmasını sağlayan laiklik ilkesi, toplum ve cemaat
baskısını engellemiş, bireylerin yaratıcılıklarını harekete geçirmiştir.
Dinsel kurallarla yönetilen bir devletten, bireyi yücelten çağdaş devlete
geçişi anlatan laik ve demokratik Türkiye Cumhuriyeti, art arda gerçekleştirdiği
devrim niteliğindeki düzenlemeler sayesinde, uygar dünya ile hızla bütünleşmiştir.
Cumhuriyet'in 81 yıllık kazanımları, "Türk milletinin tabiat ve adetlerine
en uygun idare, Cumhuriyet idaresidir" diyen Yüce Atatürk'ün haklılığını
ortaya koymaktadır.
Türk Ulusu, Atatürk'ün gösterdiği yolda ilerlemiş, O'nun devrim ve ilkelerini
kısa sırada özümseyerek Cumhuriyet'i yaşam biçimi olarak benimsemiştir.
Cumhuriyet, siyasal, toplumsal ve kültürel alanda bir yenilenme, çağdaşlaşma
ve aydınlanma tasarımıdır. Yüce Atatürk, "Cumhuriyet yeni ve sağlam esaslarıyla
Türk milletini emin ve sağlam bir gelecek yoluna koyduğu kadar, asıl fikirlerde
ve ruhlarda yarattığı güvenlik itibarıyla, büsbütün yeni bir hayatın müjdecisi
olmuştur." sözleriyle bunu anlatmıştır.
Tam bağımsızlık ve ulus egemenliğine dayanan Cumhuriyet rejimi, Yüce
Atatürk'ün çağdaş, laik, demokratik ve sosyal hukuk devletini gerçekleştirme
inancının temel dayanağı olmuştur.
Çoğulcu, katılımcı, özgürlükçü bir yönetim biçimiyle demokrasiyi geliştirmek
ve Ulusumuzu, gönenç içinde uygar ve ileri bir toplum düzenine ulaştırmak
Cumhuriyet'in en büyük ereğidir.
Cumhuriyet'i tüm ilke ve değerleriyle benimsemeyi, korumayı ve geliştirmeyi
temel alan Cumhuriyetçilik ilkesi, Türkiye'nin hedeflerine ulaşması sürecinde
Atatürk'ün diğer ilkeleri gibi Ulusumuza yol göstermiştir.
Değerli Yurttaşlarım,
Cumhuriyetimizin 81. yılını kutladığımız bu günde, yurdun ve ulusun
bölünmez bütünlüğünü korumaya andiçmiş bir Cumhurbaşkanı olarak, Türkiye
Cumhuriyeti'nin çok önemli gördüğüm bir niteliği üzerinde durmak istiyorum.
Anayasamızın değiştirilemez kuralları arasında yer verilen 3. maddesine
göre, Türkiye Cumhuriyeti, ülkesi ve ulusuyla bölünmez bir bütündür. Bu
düzenleme ile Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş felsefesi kurallaştırılmaktadır.
Türkiye Cumhuriyeti kurulurken "tekil devlet" modeli benimsenmiştir. Bu
nedenle, anayasal kuralın değiştirilmesinin önerilmesi de yasaklanmıştır.
"Tekil devlet"te, ülke de, ulus da, egemenlik de tektir ve bölünemez.
Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucu ve asli öğesi tektir ve Türk Ulusu'dur.
Egemenlik kayıtsız koşulsuz Türk Ulusu'nundur.
Türk Ulusu, siyasal bir kavramdır ve "Atatürk Milliyetçiliği" esasına
dayanır. "Atatürk Milliyetçiliği" akılcı, çağdaş, uygar ve barışçı bir
ulusçuluk anlayışıdır.
"Atatürk Milliyetçiliği", Türkiye Cumhuriyeti'ne vatandaşlık bağıyla
bağlı olan herkesi "Türk Ulusu"ndan sayan; etnik köken, dil, din ve mezhep
gibi nedenlerle yapılacak her türlü ayrımcılığı reddeden, birleştirici
ve bütünleştirici bir anlayışı içerir.
Anayasamızda benimsenen ulusçuluk da, etnik köken, dil, din, mezhep
gibi benzerliklere değil; yazgı, kıvanç, tasa ve ülkü ortaklığına ve birlikte
yaşama isteğine dayanan ulusçuluk anlayışıdır. Türk Ulusu'ndan sayılmanın
tek koşulu vatandaşlık bağıdır. Bu, Anayasa'nın 66. maddesinde, "Türk Devleti'ne
vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk'tür." söylemiyle açıkça vurgulanmıştır.
Maddede, Türk olmak etnik kökenle değil hukuksal bir bağla "Vatandaşlıkla"
ilişkilendirilmiştir. Ulusal Kurtuluş Savaşı yıllarında oluşan bu tanım
1924 Anayasası'na da aynı biçimde girmiştir. Bundan etnik bir anlam çıkarmak
doğru olmaz.
"Türk Ulusu" kavramı Türkiye'ye gönül bağı ile bağlı olan herkesi kapsamaktadır.
Yüce Önder Atatürk'ün "Ne mutlu Türküm diyene" özlü sözü bunu en iyi biçimde
anlatmaktadır. Çünkü, bu söyleyişte "Türk olana" değil, "Türküm diyene"
denilmiştir.
Bütün bunlardan çıkaracağımız sonuç; Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş
felsefesinde bulunan ve anayasalarda da yer verilen Türk Ulusu kavramının
bir üst kimlik olarak kullanıldığıdır.
Yüce Atatürk'ün deyişiyle, "Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni kuran Türkiye
halkına Türk Ulusu denir".
Ulusal Kurtuluş Savaşı, toplumun bünyesinde barındırdığı tüm etnik ve
dinsel öğelerin katılımıyla yapılmış, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasıyla
bu öğeler, "Türk Ulusu" çatı kimliğinde, onurlu biçimde temsil edilmişlerdir.
Ülke ve ulus yönünden bölünmez bütünlüğü vazgeçilmez gören tekil devlet,
özel yaşam alanında kalmak koşuluyla alt kimlikleri benimser; çünkü, farklı
alt kimlikler toplumun zenginliğidir.
Birlikte yaşayan ve kaynaşmış toplulukların, kültürel haklar dışında,
etnik, dinsel ya da mezhepsel kimliklerinin öne çıkarılması ulus devleti
yıpratmanın ötesinde, ulusal birliğe zarar verecek niteliktedir.
Değerli Yurttaşlarım,
Cumhuriyetimizin 81. yıldönümünü kutlarken, dış politikaya ilişkin kimi
konulara da bu fırsattan yararlanarak değinmek istiyorum.
Değişim rüzgarlarının güçlü biçimde duyumsandığı, koşulların her geçen
gün farklılaştığı bir dünyada yaşadığımızı gözününde bulundurmamız gerektiğini
düşünüyoruz. Bölgemizde yaşanan kapsamlı değişimler, kuşkusuz Türkiye'yi
de doğrudan ilgilendirmektedir. Ülkemizin gönenç, istikrar ve güvenliğini
ilgilendiren bu konuların dikkatle izlenmesi ve ulusal çıkarlarımızın gerektirdiği
önlemlerin alınması yönünde özenle çaba gösterilmesi, içinde bulunduğumuz
dönemde daha da büyük önem taşımaktadır.
Uluslararası alanda karşımıza çıkan sorunlara akılcı çözümleri üretmeyi
sürdürebilme yeteneğimiz, Türk Ulusu'nun geleceğe güven ve umutla bakmasını
sağlamaktadır. Kararlı, ileriyi düşünen, girişimci, ön alan ve çözümden
yana yaklaşımlarımızın, Cumhuriyetimizin uluslararası alandaki konumuna
ve saygınlığına giderek daha fazla güç kazandırması sevindiricidir.
Komşularımızla iyi ilişkiler kurmaya yönelik çabalarımız, günümüzde
de dış politikamızın temelini oluşturmaktadır. Bu çabalarımızın giderek
daha fazla sonuç vermekte olduğunu mutlulukla gözlemliyoruz. Komşularımızla
ilişkilerimizde sağlanan ilerlemelerin güçlenerek sürdürülmesi, en içten
dileğimizdir.
Avrupa Birliği üyelik sürecimizin olumlu biçimde sonuçlanması için üzerimize
düşeni yaptığımıza inanıyoruz. Adım atma sırası artık Avrupalı ortaklarımızdadır.
Bu gerçeklerin bilincinde olan Türk Ulusu'nun haklı beklentisi, 17 Aralık
2004 tarihinde yapılacak Avrupa Birliği KonseyiÕnde katılım görüşmelerine
2005 yılının ilk aylarında başlanması kararının alınması ve ülkemize yönelik
ek bir koşul getirilmemesi, ayırımcılık yapılmamasıdır.
Türk ve dünya kamuoyu önünde içtenlik ve inandırıcılık sınavı verecek
olan Avrupa Birliği üyesi ülkelerin, nesnel, tutarlı ve yapıcı bir tutum
benimsemelerini ve ülkemize farklı ölçüt ve yöntemler uygulamamalarını
umuyoruz.
Cumhuriyet Bayramlarını kutlarken her geçen yıl ülkemizde sağlanan ilerlemeleri
gözlemleyince, bugüne kadar yaptıklarımızın, üyelik görüşmelerine başlayınca
başaracaklarımızın bir güvencesi olarak görülmesinin yerinde olacağına
inanıyoruz.
Üyelik görüşmelerimizin zorlu geçeceğinin bilincindeyiz. Üyeliğimizin
gerçekleşeceği dönemde ülkemizin her alanda ulaşmış olacağına inandığımız
düzey, bugün Avrupa kamuoylarında tartışma konusu olan kimi ögelerin büyük
ölçüde ortadan kalkması sonucunu verecektir.
Öte yandan, Türkiye'deki kapsamlı değişim sürecinin önümüzdeki yıllarda
da süreceği ve buna koşut olarak, Avrupa Birliği'nin de aynı kalmayacağının
unutulmaması önem taşımaktadır. Her genişleme dalgasıyla yeni boyutlar
elde eden Avrupa Birliği'nin, Türkiye'nin üyeliğiyle sağlayacağı kazanımları
da kapsamlı biçimde değerlendirmesi gerekmektedir.
Değerli Yurttaşlarım,
Cumhuriyet'in 81 yıllık kazanımları, onurlu bir Ulus olarak geleceğe
güvenle bakmamızı olanaklı kılmaktadır. Bununla birlikte, gelir dağılımındaki
adaletsizlik ve işsizlik gibi kimi önemli sorunlarımız vardır. Ancak, ülkemizin
ve Ulusumuzun potansiyeli doğru kullanıldığında tüm sorunlarımızı aşacak
güce sahip olduğumuzdan kuşku duymuyoruz.
Türkiye, içinde bulunduğumuz dönemde, ülkemizi geleceğe taşıyacak tasarıları
sürdürmeli ve bunlara gerekli kaynağı ayırabilmelidir.
Türkiye Cumhuriyeti, köklü, büyük ve güçlü bir devlettir. Laik, demokratik
ve çağdaş yapısıyla pek çok ülke için örnek durumundadır. Bu büyüklüğe
yaraşır biçimde, birlik ve dirliğimizi her zaman korumalıyız.
Atatürk ilke ve devrimlerine sahip çıkılması, Cumhuriyet'in tüm değerleriyle
sonsuza değin yaşatılması hepimizin ortak sorumluluğudur.
Tüm yurttaşların, kurum ve kuruluşların, Türkiye Cumhuriyeti'nin Anayasa'da
belirtilen niteliklerini korumak ve bunlar yönünden taraf olmak zorunda
olduklarını bir kez daha anımsatmak istiyorum.
Yurttaşlarımızın bu bilinçle, Cumhuriyet'in çevresinde kenetleneceğine
ve O'nu yeni eserlerle yücelterek geleceğe güçlü biçimde taşıyacağına inancımız
sonsuzdur.
Büyük Önder Atatürk'ün, "Cumhuriyet, ahlaki fazilete dayanan bir idaredir.
Cumhuriyet fazilettir." sözü, Cumhuriyet'in erdemli bireylerin yaşatacağı
bir rejim olduğunu göstermektedir.
Yüce Atatürk'ün, Cumhurbaşkanı seçildikten sonra Meclis'e verdiği "Türkiye
Cumhuriyeti, mesut, muvaffak ve muzaffer olacaktır!" iletisi, aslında bizlere
yüklediği büyük bir sorumluluktur. Bunu unutmadan çalışacak, ülkemizi aydınlık
yarınlara taşıyacağız.
Cumhuriyet'in anlam ve kazanımlarının çok iyi özümsenmesi, 81 yıllık
başarılarımızı katlayarak artıracaktır. Ulusumuzun ortak bilinci, birlik
ve beraberliği bu süreçte en büyük gücümüz olacaktır. Ulusal birliğimizi
zayıflatmaya yönelik hareketlere asla izin vermeyeceğiz.
Bu duygu ve düşüncelerle, yurt içinde ve dışındaki yurttaşlarımızın
Cumhuriyet Bayramı'nı kutluyor, tüm yurttaşlarımıza esenlikler diliyorum.
|