Cumhurbaşkanı
Sezer'in, Cumhuriyet'in 82. yılı dolayısıyla yayınladığı mesaj şöyle:
(28 Ekim 2005)
Değerli Yurttaşlarım,
Yüce Atatürk'ün önderliğinde kurulan Cumhuriyet'in 82. yıldönümünü,
Ulusça coşku içinde kutladığımız bu büyük günde, saygılarımı ve en iyi
dileklerimi sunuyorum.
En büyük bayramımızda, başımızı her dönemde dik tutabilmek için Cumhuriyetimizin
taşıdığı önemi daha iyi anlıyor, başarılarıyla ve kazanımlarıyla gurur
duyuyoruz.
Önsezileri güçlü bir önder olan Yüce Atatürk, "Türk Ulusu'nun tabiat
ve adetlerine en uygun yönetim biçimi" olduğu için Cumhuriyet'i seçmiştir.
Türkiye, Cumhuriyet'in ilanıyla, Ulusumuzun kötüye giden yazgısını tersine
çevirmiş, Atatürk'ün aydınlattığı yolda, O'nun gösterdiği hedef doğrultusunda
ilerlemesini sürdürmüş, laik ve demokratik yapısıyla örnek alınan bir model,
istikrar ve güç ögesi durumuna gelmiştir.
Bizlere parlak bir gelecek, tam bağımsız, çağdaş bir devlet armağan
edenlere sonsuz minnet duyuyoruz.
Cumhuriyetimizin kurucusu Ulu Önder Atatürk'ü, silah arkadaşlarını,
kahraman şehitlerimizi ve gazilerimizi gönül borcu ve saygıyla anıyoruz.
Değerli Yurttaşlarım,
Cumhuriyet, toplumu ümmetten ulus, bireyi kuldan yurttaş konumuna yükselten
bir Aydınlanma Devrimi'dir. 29 Ekim, bir doğuşun, bir devrimin, kısacası
bir mucizenin yıldönümüdür.
Dünya tarihinde seçkin yeri bulunan Türk Devrimi, 20. yüzyılın en büyük
çağdaşlaşma hareketlerinden biridir; Türkiye'nin çağdaş ülkeler ve değerler
sistemine girebilmesini, orada kalabilmesini sağlamıştır.
Yüce Önder, "Yaptığımız ve yapmakta olduğumuz devrimin amacı, Türkiye
Cumhuriyeti halkını tamamen çağdaş ve bütün anlam ve biçimi ile uygar bir
toplum haline ulaştırmaktır. Devrimimizin temel ilkesi budur" sözüyle,
Türk Devrimi'nin çerçevesini ortaya koymuştur.
Ulusumuzu demokrasi, hukuk devleti, temel hak ve özgürlükler gibi evrensel
değerlerle buluşturan Cumhuriyet yönetimi, köklü değişim sürecinin temeline
laiklik ilkesini yerleştirmiştir. Laiklik, Türkiye Cumhuriyeti'nin yeniliklere
açık, aklı ve bilimi ön plana çıkaran en temel niteliğidir.
Türkiye Cumhuriyeti'nin vazgeçilmez önemdeki niteliklerinden biri de,
ulus devlet olmasıdır. Türkiye Cumhuriyet'i ulusal sınırlar içinde, aynı
geçmişi ve geleceği paylaşan yurttaşların oluşturduğu bir ulus devlet olarak
kurulmuştur.
Cumhuriyet, etnik kökeni ne olursa olsun tüm yurttaşlarını Türk Ulusu
çatı kimliğinde birleştirmiştir.
Her karış toprağıyla bölünmez bütün olan ülkemiz Edirne'den Kars'a,
İzmir'den Hakkari'ye, Sinop'tan Hatay'a, Türk Devleti'ne yurttaşlık bağı
ile bağlı olan herkesin ortak yurdudur.
Tekil devlet yapımız, ulusal birliğimizin, huzurun ve toplumsal barışın
en önemli güvencesidir. Tekil devlet yapımızın, ülke tümlüğünün, ulusal
birliğimizin sonsuza kadar korunacağından kimse kuşku duymamalıdır.
Değerli Yurttaşlarım,
Cumhuriyet rejimini de yakından ilgilendiren kimi güncel konulara ilişkin
düşüncelerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.
Anayasa'da, Cumhurbaşkanı'nın Anayasa ve yasalarda tek başına yapabileceği
belirtilen işlemleri dışındaki tüm kararlarının Başbakan ve ilgili bakanca
imzalanacağı, bu kararlardan Başbakan ve ilgili bakanın sorumlu olacağı
belirtilmiştir. Burada sözü edilen siyasal sorumluluktur.
Devlet yönetiminde söz sahibi olan organların ve kişilerin sorumluluğu,
yalnızca siyasal sorumluluktan oluşmaz; bunun çok ötesinde, önemi içeriğinden
kaynaklanan sorumlulukları vardır. Bu sorumlulukların en başta geleni,
temelleri Atatürk ilke ve devrimleriyle, anayasal kurallarla belirginleştirilmiş
Türkiye Cumhuriyeti'ni koruyarak sürdürmektir.
Bu anayasal sorumluluğun kapsamı yalnızca Devleti yönetenlerle sınırlı
da değildir. Her yurttaş, Cumhuriyet rejimini benimsemek, bu rejime bağlı
kalmak ve onu korumak görevini, ödevini ve sorumluluğunu taşımaktadır.
Toplumların rejimini koruma güdüsü, kurallarına yansımıştır. Anayasamızda,
Cumhuriyet'in nitelikleri sayılmış, bu niteliklerin değiştirilemeyeceği
ve değiştirilmesinin önerilemeyeceği belirtilmiş, Türk Ulusu'nun bağımsızlığını
ve birliğini, Ülkenin bölünmez bütünlüğünü, Cumhuriyet'i ve demokrasiyi
korumak, Devlet'in temel amaç ve görevleri arasında sayılmış, hak ve özgürlüklerin
hiçbirinin, laik Cumhuriyet'i ortadan kaldırmayı amaçlayan etkinlikler
biçiminde kullanılamayacağı açıkça vurgulanmıştır.
Anayasa koyucu, bu kuralları getirdikten sonra, milletvekilleri ile
Cumhurbaşkanı'nın, laik ve demokratik Cumhuriyet ile Atatürk ilke ve devrimlerine
bağlı kalacaklarına yemin ederek göreve başlamalarını ve Atatürkçü düşünce
temelinde doğan Cumhuriyet'in korunup, sonsuza kadar yaşatılması sorumluluğunu
üstlenmelerini sağlamıştır.
Bu kurallar, Devlet'i yönetenleri, her şeyden önce laik Cumhuriyet yönünde
yanlı olmak zorunda bırakmaktadır.
Değerli Yurttaşlarım,
Anayasamızda, Türkiye Cumhuriyeti'nin nitelikleri arasında sayılan hukuk
devletinin en önemli özelliklerinden biri yargı bağımsızlığı ilkesinin
kabul edilmiş olmasıdır.
Güçler ayrılığı ilkesini benimseyen parlamenter demokrasilerde, bu ilkenin
doğal sonucu olarak yargı erki, yasama ve özellikle gerçek gücü elinde
bulunduran yürütmeye karşı korunmuş ve bağımsız kılınmıştır.
Yargı bağımsızlığının gerçekleştirilebilmesi için, mahkemelerin yanında,
yargı erkinin en önemli öğesi ve temsilcisi olan yargıçların da bağımsız
olması gerekmektedir.
Bu nedenle, Anayasa'da, yargı yetkisinin Türk Ulusu adına "bağımsız
mahkemelerce" kullanılacağı ve yargıçların görevlerinde bağımsız oldukları
belirtilmiştir.
Yine Anayasamızda, yargı erkinin yürütmenin etki ve karışmasından uzak
tutulabilmesi için kimi düzenlemeler yapılmış, yargıçların, mahkemelerin
bağımsızlığı ve yargıçlık güvencesi ilkelerine göre görev yapacakları,
Anayasa, yasa ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre karar verecekleri,
hiçbir organ, makam, merci ya da kişinin, yargı yetkisinin kullanılmasında
mahkemelere ve yargıçlara emir ve talimat veremeyeceği, genelge gönderemeyeceği,
tavsiye ve telkinde bulunamayacağı açıkça belirtilmiştir.
Yargı organlarının kuruluşu, çalışma ilkeleri, yargıçların seçimi ve
özlük hakları konularında yargı bağımsızlığını gölgeleyecek yöntemlerden
uzak durulması, hukuk devleti ilkesinin gereğidir.
Yargıç ve savcıların tüm özlük ve disiplin işleri, Yargıtay, Danıştay
ve Uyuşmazlık Mahkemesi üyelerinin seçimi gibi önemli yetkilerle donatılmış
Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun oluşumunda bir siyasal parti mensubu
olan Bakan'ın ve onun yönergeleriyle hareket eden Müsteşar'ın yer alması
yargı bağımsızlığını, dolayısıyla hukuk devleti ilkesini zedelemektedir.
Çeşitli hükümet programlarında da vurgulandığı gibi, hukukun kişiselleştirilmesi
ve siyasallaştırılmasının önlenebilmesi için, yargı bağımsızlığıyla bağdaşmayan
bu durumun ivedi olarak düzeltilmesi gerekir.
Değerli Yurttaşlarım,
Bir üniversitemizin rektörünün tutuklanmasıyla başlayan süreç, Cumhuriyet'in
kurumlarının karşı karşıya geldiği yönünde bir izlenimin uyanmasına neden
olmuştur.
Öncellikle kurumlarımızın sağduyulu davranmaya özen göstereceklerine
inancımı belirtmek istiyorum. Toplumda rahatsızlık yaratan kimi uygulamaların
dile getirilmesine farklı anlamlar yüklenilmesinden kaçınılmalıdır. Kurumların
yıpratılmasını, kişi ve kurumlara zarar verecek istenmeyen sonuçların ortaya
çıkmasını önlemek herkesin ortak sorumluluğudur.
Hukukun işlerlik kazanmadığı bir rejimin, yurttaşlarına güven vermesi
ve varlığını koruması beklenemez.
Değerli Yurttaşlarım,
Geleceğe güçlü biçimde ulaşabilmek, Cumhuriyetimizi korumak ve yaşatmakla
olanaklıdır.
Sağladığı kazanımlar gözardı edilerek, temel niteliklerinin tartışmaya
açılmak istenmesi, Cumhuriyet'in felsefesiyle bağdaşmayan, üzüntü verici
bir durumdur. Bağnaz düşüncelerin etkisinde kalarak, yapılanları küçümsemek
ya da önyargıyla yaklaşmak, yurdumuzu kurtaranlara, Cumhuriyetimizi kuranlara
karşı en büyük haksızlık olacaktır.
Böyle bir arayış içine girenlerin, birliğimize, tekil devlet yapımıza,
bölünmez bütünlüğümüze ve Cumhuriyetimize zarar veremeyeceklerini bir kez
daha anımsatmak isterim. Bu konudaki en büyük güvencemiz, Atatürk'e inanan,
ilke ve devrimlerine sahip çıkma kararlılığını gösteren ve Cumhuriyetimizin
çevresinde kenetlenen yüce Türk Ulusu'dur. Türk Ulusu, Cumhuriyet rejiminin
kazanımlarıyla ulaştığı konumun bilincindedir.
Bugün, Avrupa Birliği'ne üye olmaktan söz edebiliyorsak, bunu Ulusal
Önderimize, Atatürk ilke ve devrimlerine, Cumhuriyet'in temel niteliklerine,
başlatılan ve günümüzde de aynı anlayışla sürdürülmesi gereken çağdaş atılımlara
borçlu olduğumuzu unutmamalıyız.
Atatürk'ün, "Ey Türk millleti! Sen yalnız kahramanlık ve cengaverlikte
değil, fikirde ve uygarlıkta da insanlığın şerefisinÉ Hafızasında binlerce
yılın hatırasını taşıyan tarih, uygarlık safında layık olduğun yeri sana
parmağıyla gösteriyor. Oraya yürü ve yüksel! Bu, senin için hem bir hak,
hem de bir vazifedir" sözü, yöneteni ve yönetileniyle hepimize büyük sorumluluk
yüklemektedir.
Yüce Önder, Onuncu Yıl Nutku'ndaki "Asla şüphem yoktur ki, Türklüğün
unutulmuş büyük medeni vasfı ve büyük medeni kabiliyeti, bundan sonraki
inkişafıyla, atinin yüksek medeniyet ufkunda yeni bir güneş gibi doğacaktır"
sözleriyle de ulaşılması gereken hedefi göstermiştir.
O'nun işaret ettiği gibi yaptıklarımızı yeterli görmeyecek, daha çok
çalışacak, Türkiye Cumhuriyeti'ni dünyanın en bayındır ve uygar ülkeleri
düzeyine çıkaracağız.
Hep ileriye umutla bakacak, toplumumuzun özgüvenini koruması amacıyla,
çabalarımızı anlayış birliği içinde sürdürecek, sorunlarımızı çözeceğiz.
Atatürk ilke ve devrimlerinin yol göstericiliğinde çağdaşlaşma yolundan
sapmadan Cumhuriyet'i yücelterek yeni atılımları kararlılıkla gerçekleştireceğiz.
Şanlı geçmişinde sınav niteliğinde pek çok güçlüğü yüz akı ile aşma
başarısını gösteren Türkiye'nin, bu hedeflere ulaşacağından kuşku duyulmamalıdır.
Esin kaynağımız, Atatürk'ün öncülük ettiği Türk aydınlanma felsefesi,
gücümüz ise yurt sevgimiz, ulusal bilincimiz, birlik ve dayanışma ruhumuz
olacaktır.
Bu duygu ve düşüncelerle, yurt içinde ve dışındaki tüm yurttaşlarımızın
Cumhuriyet Bayramı'nı kutluyor, herkese esenlikler diliyorum.
|