Cumhurbaşkanı
Sezer'in, Cumhuriyet'in 83. yılı dolayısıyla yayınladığı mesaj şöyle:
(28 Ekim 2006)
Değerli Yurttaşlarım,
Yüce Atatürk'ün önderliğinde kurulan Cumhuriyet'in 83. yıldönümünü,
Ulusça coşkuyla kutladığımız bu günde, saygılarımı ve en iyi dileklerimi
sunuyorum.
Yüce Önderimizin nitelemesiyle bu "en büyük bayramımızda" geçmişimizle
gurur duyuyor, yarınlara güvenle bakıyoruz. Bu anlamlı günde, Ulusumuzun
uygar dünyada hak ettiği yeri almasını sağlayan Cumhuriyet'e, Atatürk gibi
insanlığın övgüsünü ve sevgisini kazanan büyük bir Önder'e, bağımsız bir
yurda, ülkesini gönülden seven kuşaklara sahip olmanın kıvancını yaşıyoruz.
Cumhuriyet, korumamız ve ödün vermeden yaşatmamız gereken en değerli
varlığımızdır.
Bunun bilinciyle, bizlere parlak bir gelecek, onurlu bir yaşam, tam
bağımsız, çağdaş ve ulusal bir devlet armağan edenlere sonsuz minnet duyuyoruz.
Cumhuriyetimizin kurucusu, Ölümsüz Önderimiz Atatürk'ü, silah arkadaşlarını,
kahraman şehitlerimizi ve gazilerimizi gönül borcu ve saygıyla anıyoruz.
Değerli Yurttaşlarım,
Ulusumuzun ve Ordumuzun Atatürk'ün çevresinde kenetlenmesiyle yürütülen
Kurtuluş Savaşı'nın zaferle sonuçlanması ve ardından ülkemizi karanlıktan
kurtararak aydınlığa çıkaran Cumhuriyet'in kurulması tarihin ender kaydettiği
bir başarıdır. Kurtuluş Savaşı, Ulusumuzun varolma savaşımı, Cumhuriyet
ise, yeniden dirilişin simgesidir. Türkiye, Kurtuluş Savaşı'yla düşmandan,
Cumhuriyet'le çağdışılıktan kurtulmuştur.
Türk Ulusu'nun özlemlerini, inandığı değerleri, toplumsal dinamiklerini
çok iyi bilen Yüce Önder, tam bağımsızlık ve ulusal egemenlik gibi ilkelerin
yaşama geçirilmesinin, ancak Cumhuriyet rejimi ile olanaklı kılınabileceğini
görmüş;"Türk Ulusu'nun doğasına ve geleneklerine en uygun yönetim biçimi"
olduğu için Cumhuriyet'i seçmiştir.
Cumhuriyet, bağımsızlığından ödün vermeyen, dayatmalara boyun eğmeyen,
Atatürk öncülüğünde yurduna ve egemenliğine sahip çıkan, O'nun ilke ve
devrimlerini gönülden benimseyen Ulusumuzun soylu kişilik özelliklerinin
bir yansımasıdır. Bu yönüyle Cumhuriyet, ulusal onurumuzun bayraklaşan
simgesi, büyük Türk Devrimi'nin adıdır.
Cumhuriyet, ümmetçilik yerine ulusçuluğu, kulluk yerine yurttaşlığı,
kişi iktidarı yerine ulus istencini, bağnazlık yerine çağdaşlığı ve ulus
devleti seçenlerin kurduğu bir rejimdir.
Türk insanı, Cumhuriyet'le teba olmaktan çıkıp yurttaş konumuna yükselmiş,
devletin tek ve gerçek sahibi olmuştur. Ulus istenci, yönetimin kaynağı
durumuna getirilmiş, egemenlik kayıtsız koşulsuz Türk Ulusu'na verilmiştir.
Türk Aydınlanma Devrimi ile büyük bir düşünce değişimi gerçekleştirilmiş,
çağdaş bir hukuk düzeni kurulmuş, hukuk dışılığa ve çağdışı kavramlara
son verilmiş, toplumun yapısı uygar ilkelerle oluşturulmuştur.
Yüce Atatürk, "çağdaş-yurttaş, çağdaş-toplum, çağdaş-devlet" ülküsüne
ulaşılmasını sağlayacak yapılanmaları özenle yaşama geçirmiştir.
Cumhuriyet yönetimi herkesi kucaklamış, yurttaşların tümünü eşit haklara
sahip kılmıştır. Böylelikle, bireyin özgürleşerek, haklarına kavuşmasının
önü açılmış, temel hak ve özgürlükler güvenceye alınmış, herkese yönetime
katılma hakkı tanınmış, toplumsal yaşama canlılık kazandırılmıştır. Kadının
erkekle eşit duruma gelmesini, toplumsal ve kamusal yaşamda hak ettiği
yeri almasını sağlayan Cumhuriyet'tir.
Haklarının ve sorumluluklarının bilincine vararak yurttaş olmanın erdemini
yaşayan, çağdaş dünyanın kavram ve değerleriyle buluşan Türk insanı, ülkenin
geleceğinde söz sahibi olmuş, yarınların biçimlenmesinde önemli rol üstlenmiştir.
Cumhuriyet, bilgisizliğe, bağnazlığa, yobazlığa, yoksulluğa, çaresizliğe
karşı verilen savaşımın adıdır. Yüce Önder'in deyişiyle, "Cumhuriyet, bilhassa
kimsesizlerin kimsesidir."
Bir aydınlanma tasarımı olan Cumhuriyet, siyasal, toplumsal, hukuksal,
kültürel ve ekonomik dönüşümlerin yolunu açmış, Türkiye çağdaş uygarlıkla
bütünleşme yolunda övgüye değer atılımlar gerçekleştirmiştir.
Türk Devrimi, çağın getirdiği ve gerektirdiği koşulları toplum yararına
yaşama geçiren, yapıldığı dönemle sınırlı kalmayan, süreklilik boyutu bulunan,
yeni kazanımlarla ve ilk günkü bilinçle sürdürmemiz gereken bir çağdaşlaşma
atılımıdır.
Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş felsefesi ve dayandığı ilkeler, çağdaş
bir yaşam biçiminin de çerçevesini çizmektedir. Cumhuriyet, gücünü ulus
istencinden almış, demokrasinin kurum ve kurallarıyla yaşama geçirilebilmesini
olanaklı kılmıştır.
Hedefini çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmak ve onu aşmak biçiminde ortaya
koyan Türkiye Cumhuriyeti, Atatürk'ün başlattığı, demokrasiye geçişi de
içeren yapısal dönüşüm sürecinin temeline laiklik ilkesini yerleştirmiştir.
Laiklik ilkesinin benimsenmesi, din ve dünya işlerini ayırarak toplumu
ve devleti çağdaş bir kimliğe kavuşturmuş, özgürlükler ve demokrasi güvenceye
alınmıştır. Siyasal rejimle birlikte, hukuk ve eğitim sistemleri de laikleştirilmiştir.
Yurttaşlarımız, laik rejim sayesinde inancını özgürce yaşamaktadır.
Türkiye, ulus egemenliğine dayanan, laik ve demokratik bir Cumhuriyet'tir.
Türkiye'nin çağdaş dünyayla bütünleşme kararlılığının göstergesi olan bu
yapı, geride kalan 83 yılda toplumsal barışın ve huzurun kaynağı olmuş,
ülkemizi her alanda güçlü kılmış, dünyada saygınlık kazandırmıştır.
Türk Devrimi'ne yönelebilecek tehditlere karşı, her zaman ve her dönemde
dikkatli ve uyanık olunması zorunludur. Bu konuda gösterilebilecek zayıflık,
Türkiye Cumhuriyeti'nin dayandığı değerlere ters düşecek, bilinçli ve planlı
tehditlerin süreklilik kazanması sonucunu doğuracaktır.
Yüce Atatürk, "Arkadaşlar, efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki, Türkiye
Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz. En
doğru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır" sözüyle izlenmesi gereken
yolu göstermiştir.
Bu yoldaki ışığın, Cumhuriyet rejiminin temelini de oluşturan, akıl
ve bilim olduğu da Yüce Önder'in şu sözünde açıkça vurgulanmıştır:
"Ben, manevi miras olarak hiçbir ayet, hiçbir dogma, hiçbir
donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevi mirasım bilim ve
akıldır."
Cumhuriyet ile barışık olmayan kimi oluşumların, çağdaş Türkiye görüntüsüyle
örtüşmediği ortadadır. Devrim yasalarına göre kapatılması gereken bu oluşumların,
eğitim başta olmak üzere etkinlik alanlarını genişletme çabası içine girdikleri
gözlenmektedir.
Bu oluşumların güç toplama, egemenlik kurma, bireyi kendi yanlışlarına
ortak etme, yurttaşlık duygusundan uzaklaştırma, hurafelere dayanan, dinin
gerekleriyle örtüşmeyen simgesel kurallar ortaya koyma gibi çalışmalar
yürütmesi kabul edilemez. Bununla birlikte, bu oluşumların sivil toplum
örgütleri olarak sunulması da, iyiniyetten yoksun girişimlerdir.
Toplumu gerecek inanan-inanmayan ayrımından, dinin kötüye kullanılmasına
neden olacak tutum ve davranışlardan özenle kaçınılmalıdır. Din, siyasete
alet edilmemesi gereken kutsal bir olgudur.
Dindarlarla, kutsal din duygularını kötüye kullanmak isteyenler iyi
ayırt edilmelidir. Kendi hedeflerine ulaşmak adına halkın din duygularını,
dince kutsal saydığı değerleri kötüye kullanmaya kalkanlara yanıtı yine
halkımız verecektir. Türkiye hiçbir zaman çağdışı bir ülke olmamıştır ve
olmayacaktır.
Bunun için, eğitim ve öğretimin, Atatürk ilke ve devrimleri doğrultusunda
oluşturulan çağdaş bilim ve eğitim ölçütlerini temel alan yapısı korunmalı,
Öğretim Birliği ilkesine bağlı kalınarak, devletin gözetim ve denetimi
altında yapılmasına önem verilmelidir.
Atatürk ilke ve devrimlerini özümsemiş, Cumhuriyet'in çok yönlü kazanımlarının,
hak ve sorumluluklarının bilincinde olan, üretken ve çağın gerektirdiği
beceri ve bilgilerle donatılmış, demokrasiden ödün vermeyen, sağlam değer
yargılarını benimseyen bireyler, toplumsal gelişmenin öncüsü olacaktır.
Değerli Yurttaşlarım,
Bölgesinin ve dünyanın önemli devletlerinden biri olan Türkiye Cumhuriyeti,
benimsediği büyük hedeflerle geleceğe yönelmiştir. Türkiye, sorunlara karşın,
küresel bir güç olma yolunda emin adımlarla ilerlemektedir.
Türkiye'nin, küreselleşmenin avantajlarından en üst düzeyde yararlanabilmesi,
gönenç düzeyini artırabilmesi ve etkili bir dünya devleti olabilmesi öncelikli
amacımızdır. Ülkemizin, toplumumuzun ve uluslararası ortamın farklılaşan
gereksinimleri doğrultusunda, açılımlarını sürdürerek, saptadığı hedeflere
ulaşabilecek güç ve potansiyele sahip olduğundan kuşku duymuyoruz.
Bu süreçte, ekonominin rekabet gücü yüksek bir yapıya kavuşturulması,
toplumsal gönencin yükseltilmesi, yurttaşların yaşam ölçütlerinin iyileştirilmesi,
işsizlik, yoksulluk ve yolsuzluk gibi temel sorunlara kalıcı çözümler üretilmesi
önemsenmelidir.
Engin bir geçmişe sahip, zengin ögeler içeren kültürel değerlerimizin,
dilimiz başta olmak üzere tüm boyutlarıyla korunması ve evrensel kültür
ile uyumlulaştırılmış biçimde gelecek kuşaklara aktarılmasına gereken özen
gösterilmeli, bu amaçla önlemler alınmalıdır.
Türkiye'nin güvenliğini tehdit eden her türlü terör etkinliklerine karşı
savaşım kararlılıkla sürdürülmelidir.
Türkiye'nin terörle savaşımı, hiç kimsenin tartışamayacağı ve haklılığını
sorgulayamayacağı gerçeklerden kaynaklanmaktadır.
Ulusal birliğimizin ve egemenliğimizin korunmasının, geleceğimiz yönünden
yaşamsal önem taşıdığını, ayrılık yaratmak isteyenlere hiçbir biçimde fırsat
verilmeyeceğini bir kez daha vurgulamakta yarar görüyorum.
İçten ve dıştan gelen gerici, bölücü ve yıkıcı tehlikelere karşı Ulusumuz,
her zaman Atatürk Cumhuriyeti'ni korumuş ve ona sahip çıkmıştır.
Hiçbir kötü emel, Türkiye Cumhuriyeti'ne zarar veremeyecek, yüreği Atatürk
inancı ve yurt sevgisiyle dolu Türk Ulusu'nun gücü ve istenci karşısında
tutunamayacaktır.
Değerli Yurttaşlarım,
Ülkemizin çağdaş dünyada saygın konuma yükselmesi, Atatürk ve O'nun
kurduğu Cumhuriyet rejimi sayesinde başarılmıştır.
Cumhuriyet'in, yeni eserlerle yüceltilmesi, değiştirilemez nitelikleriyle
korunması ve yaşatılması, varlığımızın sonsuza kadar sürdürülebilmesinin
en önemli güvencesidir.
Atatürk Türkiye Cumhuriyeti'ni kurarken, rejimin geriye dönüşünü engelleyecek
anayasal ilkeleri ve kurumları da oluşturmuştur. Türkiye Cumhuriyeti'nin
kazanımlarından, ilkelerinden ödün vermesi düşünülemez.
Cumhuriyet'in devrimci ve aydınlanmacı ruhunu ilk günkü coşkuyla sürdürmek
zorundayız. Bu, Cumhuriyet'i kuran Atatürk ve dava arkadaşlarına, bu uğurda
büyük bedeller ödeyen Ulusumuza karşı borcumuzdur.
Cumhuriyet'i yaşatmak, toplumun tüm kesimlerinin, yöneteni ve yönetileniyle
herkesin sorumluluklarını, hiçbir kuşkuya yer bırakmadan yerine getirmesiyle
başarılabilecek bir amaçtır.
Atatürk'ün izinden yürümeye, Cumhuriyet'i yaşatmaya ant içmiş, ilke
ve devrimlerini, çağdaş yaşamı gönülden benimsemiş, Cumhuriyet'in sağladığı
kazanımların bilincinde olan Türk Ulusu, genci ve yaşlısıyla Türkiye'nin
aydınlık ve mutlu yarınlara ulaşması konusundaki en büyük güvencemizdir.
Konuşmamı Yüce Atatürk'ün eşsiz sözlerini bir kez daha anımsatarak bitirmek
istiyorum:
"Ey yükselen yeni nesil, istikbal sizindir. Cumhuriyet'i biz
kurduk, O'nu yükseltecek ve sürdürecek sizlersiniz."
"Ey Türk gençliği, birinci vazifen Türk istiklalini ve Türk Cumhuriyetini
ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir... Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki
asil kanda mevcuttur."
Bu duygu ve düşüncelerle, yurt içindeki ve dışındaki tüm yurttaşlarımızın
Cumhuriyet Bayramı'nı kutluyor, herkese esenlikler diliyorum."
|