Türkiye'de yaşanan olaylar...

 
 Ana Sayfalar
 BELGENET 
 ARŞİV 
 BELGELER 
Basın toplantısı
KONUŞMA METNİ
BASIN TOPLANTISINDAN BAŞLIKLAR

DEMİREL'DEN 1999 VE YENİ YÜZYILA BAKIŞ. . .
(Sorular-Cevaplar)
 

Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, 25 Aralık 1999 tarihinde Çankaya Köşkü'nde düzenlediği basın toplantısında 1999 yılının önemli iç ve dış gelişmelerini değerlendirdi. 

Cumhurbaşkanı Demirel, gazetecilerin sorularını yanıtlarken de, 28 Şubat sürecinden, Cumhurbaşkanlığı seçimi tartışmalarına, 57. Hükümet'in performansından, idam cezası konusuna kadar pek çok güncel sorun hakkında önemli açıklamalarda bulundu. 

  • 28 ŞUBAT SON BULMAMIŞTIR
  • ŞU SİYASETİ CAMİYE SOKMAYIN. SOKMAYIN KARDEŞİM... SİYASETİN YAPILABİLECEĞİ BAŞKA YERLER VAR
  • KIYAFET, BİR CUMHURİYET DÜŞMANLIĞI SİMGESİ HALİNE GETİRİLİYORSA, O ZAMAN, O KIYAFET OLMAKTAN ÇIKIYOR. CUMHURİYET DÜŞMANLARININ İŞARETİ OLUYOR. BU DA DEVLETİ RAHATSIZ EDER 
  • 57. HÜKÜMET GÖREVİNİ YAPIYOR. BANA GÖRE, BAŞARILI YAPIYOR 
  • MECLİS`İN 18 NİSAN SEÇİMLERİ SONRASI PERFORMANSI TÜRKİYE`DE REJİMİN İTİBARINI YÜKSELTMİŞTİR 
  • AB, KENDİMİZİ AVRUPA`YA UYDURMAKTAN GEÇER, REFORMLARDAN GEÇER 
  • 2000`Lİ YILLARDA BARIŞ, REFAH, DAYANIŞMA İÇİNDE YAŞAYAN BİR TÜRKİYE İSTİYORUM 
  • DEMİREL, ÖCALAN`IN İDAMI KONUSUNDA, ``TÜRKİYE`DEKİ HUKUKİ SÜREÇ TAMAMLANDIKTAN SONRA, BENİM KANATİME GÖRE, TÜRKİYE AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ`NİN KARARINI BEKLEMELİDİR. ONDAN SONRA TBMM`YE GİDİLMELİDİR`` DEDİ.
  • BU, RASTGELE BİR HADİSE DEĞİLDİR
  • BURADA, VERİLECEK KARAR ÇOK DÜŞÜNE TAŞINA VERİLMELİDİR. TÜRKİYE`NİN YÜKSEK MENFAATLARINI DÜŞÜNMEK LAZIMDIR
  • YÜKSEK MENFEAATLERİ DÜŞÜNÜRKEN ÖFKEDEN, HİSLERDEN VE HİDDETTEN SIYRILMAK LAZIM 
  • KAMU HİSSİYATININ DEĞİL, KAMU AKLININ KABUL EDECEĞİ BİR ÇÖZÜM BULMAK MECBURİYETİNDEYİZ 
  • DEMİREL, CUMHURBAŞKANLIĞI`NA ADAYLIĞI KONUSUNDA, ``BEN HİÇBİR ZAMAN DEREYİ GÖRMEDEN, PAÇALARI SIVAMADIM. DÜŞÜNÜR, TAŞINIRIZ. VAKTİ, SAATİ VAR`` DEDİ. 
  • TÜRKİYE İLE YUNANİSTAN ARASINDAKİ SORUNLARIN HEPSİNİ BARIŞÇI YOLLARDAN ÇÖZMEK LAZIMDIR
  • ASKERLİKTEN İHRAÇ EDİLMİŞ KİŞİLER AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ`NE GİTMİŞ, ORADA MAHKEMEYİ KAYBETMİŞLERDİR
  • AİHM; (ORDUYA GELİP SUBAY OLUYORSANIZ, ORDUNUN KOYDUĞU KURALLARA UYACAKSINIZ. BU KURALLARA UYMAZSANIZ, ORDU SİZİ KENDİ İÇİNDE TUTMAK MECBURİYETİNDE DEĞİLDİR) DEMİŞTİR. BEN DE ONUN GÖRÜŞÜNE KATILIYORUM
  • TÜRKİYE`DE DARBELER OLMASAYDI, ŞU ANDA AB`YE ÜYE OLURDUK
  • BENİM İSMİMİ TAŞIYANLARIN HERHANGİ BİR HAREKETİ BENİ İLZAM ETMEZ 
  • BÜTÇE AÇIĞININ GSYİH`NIN YÜZDE 3`NÜ GEÇMEMESİ LAZIM, BU ORAN TÜRKİYE`DE YÜZDE 12`DİR. İŞTE ENFLASYONUN NEDENİ BUDUR
    Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, ``2000`e girerken Türkiye, 1999 yılının gelişmeleri  ve 2000 yılı hedefleri`ni konu alan ``Yıllık Basın Toplantısı``nda gazetecilerin çeşitli konulara ilişkin sorularını da yanıtladı. 
    Cumhurbaşkanı Demirel, 28 Şubat sürecinin son bulmadığını belirterek, MGK toplantısında alınan 18 kararı özetledi ve bunların geçerliliğini koruduğunu bildirdi. Camiye siyaset sokulmamasını isteyen Demirel, ``Kıyafet, bir cumhuriyet düşmanlığı simgesi haline getiriliyorsa, o zaman, o kıyafet olmaktan çıkıyor. Cumhuriyet düşmanlarının işareti oluyor. Bu da devleti rahatsız eder`` dedi. 
    Demirel, ``28 Şubat süreci bitti mi?`` şeklindeki bir soruyu yanıtlarken, Türkiye`nin bazı şeyleri soğukkanlılıkla tartışamadığını, daha sonra bu konuların sloganlaştığını ve yanlış verilere dayanmaya 
başladığını söyledi. Pek çok şeyin maksadını aşar hale geldiğini ve bunun sonucunda da tartışmaların kolay kolay yapılamadığını bildiren Demirel, şöyle devam etti: 
    ``28 Şubat süreci son bulmuş mudur? Hayır bulmamıştır. Neden bulsun ki? Evvela 28 Şubat süreci neydi ki? Ona bir bakalım. Yani (Son bulmamıştır, neden bulsun ki)nin cevabına... 
    18 tedbir var, tavsiye... Hükümet tarafından benimsenmiş. Zaten hükümet Milli Güvenlik Kurulu`nun içinde. Orada hükümetin başbakanı, başbakan yardımcısı ve diğer üyeleri de var. 28 Şubat 1997 tarihindeki hükümet, bu 18 maddelik tedbire imza koymuş. Sonra da Bakanlar Kurulu`na gitmiş... Bakanlar Kurulu da imza koymuş. Sonra da imza koyanlar dahil birçok kişi buna itiraz etmiş. 
    Şimdi neresinden başlayalım bunun? Şurasından başlayalım... Neymiş bu 28 Şubat? Birinci maddesi; (laiklik ilkesi korunmalı). Yani, buna itiraz eden var mı? Yok. 
    İkinci maddesi; (tarikatlarla bağlantılı özel yurt, vakıf  ve okullar Milli Eğitim Bakanlığı`na devredilmeli). Şikayet şu: Birtakım Türkiye`de dini cemaatler, tarikatlar, vakıflar -daha çok dini ağırlıklı- özel yurtlar açmış. Burada sadece çocuklar barındırılıyor, dini terbiye veriliyor değil...Ama din istismarına dayalı birtakım zihinler yıkanıyor... İddia bu... 
    O zaman ne olmalı? Bu yurtlar, Milli Eğitim Bakanlığı`nın şeyine girmeli. 
    Üçüncüsü; (8 yıllık kesintisiz eğitim uygulamaya konulmalı). Konuldu. Ama uygulama devam etmeli. 
    Dördüncüsü; (din adamı ihtiyaç olduğu kadar yetiştirilmeli). 
    Beşincisi; (dini tesisler, yani camiler, mabetler, mescidler istismar konusu yapılmamalı). 30 senedir söylüyorum ben bunu.`` 

    -``SİYASETİ CAMİYE SOKMAYIN``-

    Demirel, ülkede insanların yüzde 99.9`unun müslüman olduğunu belirterek, içinde bulunduğumuz Ramazan ayında camilerin dolup taştığını, teravihlerin kılındığını, 5 vakit ezan okunduğunu ifade 
etti. ``Buna bir şey diyen var mı?`` sorusuna yine kendisi ``Hayır`` cevabını veren Demirel, şunları söyledi: 
    ``Yalnız cami hocası hutbeye çıkıp da, eğer gazetelerdeki tartışmaları, hutbede tartışma haline getirirse, cami cemaatini bölersiniz. Girmeyin bu işlere. Siz orada, Kuran`a, hadise, islam büyüklerinin söyledikleri sözlere, büyük imamlara, mutasavvıflara dair bir şey söylediniz de kimse bir şey mi dedi? Hayır. Rahat rahat ibadetini yapsın herkes. 
    Şu siyaseti camiye sokmayın. Sokmayın kardeşim. Siyasetin yapılabileceği başka yerler var. Yani bir bütün cami kaldı, insanlar saf saf duruyor. Saf duruyor insan... Sağınızdaki, solunuzdaki insanı bilmezsiniz. Bu iki adamı birbirine düşman haline getirmenin ne gereği var. Yani dini tesisler istismar konusu yapılmamalıdır.`` 

    -``HER HAFTA ASKERLE CUMA NAMAZI KILIYORUM``-

    Cumhurbaşkanı Demirel, daha sonra, MGK kararlarını özetlemeyi sürdürdü: 
    ``(Kanunla men edilmiş tarikatların faaliyetlerine son verilmesi). Yani, kanun birtakım tarikatları men etmiş. Eğer bu doğru ise kanunu kaldırmak lazım. Tarikatlar devam edeceklerler mesailerine, o zaman kanunu kaldırmak lazım. Hem kanunu kaldırmıyorsunuz, hem onlar devam ediyor. O zaman kanuna olan saygı kalkıyor orta yerden. Neyin kanun devletisiniz o zaman? 
    Askeri Şura kararlarıyla, Türk Silahlı Kuvvetleri`nden ilişiği kesilen personel konusu istismar edilerek, Türk Silahlı Kuvvetleri dine karşıymış gibi gösterilmemeli. Gösterilsin mi? 
    TSK`nın 150 bin personeli var. Ve TSK`nın her garnizonunda cami var. Ben de burada Cuma namazını -gelin bir gün görün- buradaki askerlerle beraber kılıyorum. Her Cuma... TSK`nın bir yemekhanesine 
gittiğiniz zaman, Allahımıza, milletimize şükür demeden yemeğe oturulmaz. 
    TSK`yı dine karşıymış gibi gösterilmesi, Türkiye Cumhuriyeti`nin omurgası olan bu teşkilatın, her başınız sıkıştıkça -deprem dahil- (hadi bakalım) dediğiniz insanlar... Bunlar sizin, milletin ordusu... 
Milletin çocukları burada. Askeri de subayı da her şeyi o... Ondan sonra yaptığı işten gurur duyuyorsunuz.`` 

    -TSK`DAN ATILANLAR-

    Daha sonra, TSK`nın Bosna-Hersek`te yaptığı hizmetlerden ve elde ettiği başarılardan örnekler veren Cumhurbaşkanı Demirel, şöyle konuştu: 
    ``Eksi 7-8 derecede, herkes sıcak sıcak yatağındayken, hududu bekleyen bu insanlara herkesin sahip çıkması lazım. Onun için bitmedi 28 Şubat...
    Türk Silahlı Kuvvetleri`nden ilişiği kesilenlerin kamu kurum ve kuruluşlarında istihdamına gidilmemeli. E, adam ölsün mü diyorsunuz, değil mi? Şimdi bakın ne oluyor... Birtakım insanlar, TSK içine sızıp,
birtakım ideolojik şeyler yapmak istiyor. E, Silahlı Kuvvetler ideolojiye müsaade etmez. Hangi istikametten gelirse gelsin. Halkı müslüman olan bir devletin silahlı kuvvetleridir. Ve nihayet, hücuma 
geçtiği zaman (Allah, Allah) diye giden askerlerin teşkil ettiği bir Silahlı Kuvvetleridir. Dini duyguları gayet yüksektir. 
    Yalnız din ile devlet ayrılmış. Acaba din ile devlet ayrılmışken, devlet tehlikeye mi düşüyor gibi bir intibayı vermemek lazımdır. Bu, 31 Mart, Volkan gazetesi, Derviş Vahdeti`den beri gelen bir korku. Her sene Kubilay anılıyor... Onun için bir endişeye kaptırmamak lazımdır. Silahlı Kuvvetler halkın, kuşku duyan da halktır...`` 
    Demirel, bazı özel kuruluşların, TSK`dan atılanları istihdam ederek, ``biz sizi himaye ederiz`` duygusu verdiğine işaret ederek, bunun işleri zorlaştırdığını kaydetti. Demirel, Türk Silahlı Kuvvetleri`nin bir tek personelini bile feda etmemek için çok dikkatle çalıştığına işaret etti. 
    Demirel, 28 Şubat kararlarını özetlemeyi şöyle sürdürdü: 
    ``Burada tabii ki, daha önceleri İran`dan falan gelmiş cereyanlar var. Onlara karşı dikkatli olunması şeklinde, İran`ı incitmeyecek biçimde maddeler var... 
    (Mezhep ayrılıklarını körükleyerek, kutuplaşmalara neden olunmamalı). Olunmasın. Ben de aynı şeyi söylüyorum. Benim ülkemde alevidir, sünnidir diye bir ayrımın yanlışlığını söylüyorum. Ve ben bunu göstermek için her 16 Ağustos`ta Hacıbektaş`a gittim. Oraya gelen vatandaşlarıma seslendim. Sizin inancınız Allah ile kul arasındadır. Bu ülkenin insanları alevisi sünnisi, asırlar boyu birbiriyle yaşamış. Kimsenin kimseye karşı düşmanlığı yok. Onlara söyledim: Aman birtakım kimselerin karanlık emellerine alet olmayın ve inançlarınızı istismar ettirmeyin.`` 

     -TÜRBAN SORUNU-

    Demirel, Cumhuriyet`in kuruluşunda inançların üstüne çıktığını ve inanç serbesliği getirdiğini vurguladı. Demirel, şöyle konuştu: 
    ``(Kıyafetle ilgili kurallar uygulanmalıdır). Bildiğiniz meşhur türban hadisesi bunun içine dahildir. Ama türbanın dışında, İstanbul`da bilhassa... Yani Anadolu`da kıyafete falan karışan yok. Halkın kıyafetine karışıldığı falan yok. Ama bir Cumhuriyet düşmanlığı simgesi haline kıyafet getiriliyorsa, o zaman, o kıyafet olmaktan çıkıyor. Cumhuriyet düşmanlarının işareti oluyor. Bu da, gayet tabii ki devleti rahatsız eder. 
    Silah ruhsatlarından şikayet var. Buna da kimsenin bir şey diyeceği yok. 
    Kurban derilerinin toplanmasından şikayet var. Çünkü bu kurban derileri bir yerde lüzumsuz tartışmalara sebep olmuş. 
    (Özel üniformalar giydirilmiş korumalar)... Onaltıncı madde... Bazı belediyeler, Kayseri Belediyesi yaptı bunu... Özel üniforma giydirdi belediye korumalarına. Bu çok rahatsız eder devleti. Devleti rahatsız eden şey sadece bu ülkenin askerini mi rahatsız eder? Yani sadece bu ülkenin askerini rahatsız eder de başkasını etmez mi? Herkesi etmesi lazım. Herkesi etmediği yerde, askerini ediyorsa, bunun kınanacak bir yeri yok. Yani yanlış olan şeyleri yaşatmamak lazım o bakımdan söylüyorum.
    Ve, millet kavramı yerine ümmet kavramına gidilmemeli... Aslında Cumhuriyet ile Cumhuriyet öncesinin farkı o. Türkiye Cumhuriyeti, bir milli devletin adıdır. Ve Türkiye Cumhuriyeti`dir adı. Ve halkı da Türk milletidir. Türk milleti olmak için mutlaka ırk mecburiyeti yoktur. `Ben bu milletin ferdiyim, ben bunun geleceğine beraberce sahip çıkıyorum` dediğin yerde, ister Kürt kökenli ol, ister başka menşeilerden gel...`` 

    -İÇ BARIŞI KORUMAK- 

    Anadolu halkının çok değişik menşeilerden gelen insanlardan meydana geldiğine işaret eden Demirel, ``Kafkaslarından, balkanlarından, kırımından, ortadoğusundan, her yerinden gelen insanlar cıvıl cıvıl, herkes birbirine bağlıdır. Bunların arasına bir şey sokmamak lazım. Yani Türk milletiyiz desek bunun kime ne zararı var. İşte o bozulmamalı`` dedi. Demirel, şöyle devam etti: 
   ``Ve 18`inci madde: `Atatürk`e yapılan saygısızlıklar önlenmeli.` Atatürk`e yapılan saygısızlıklar bugünün eseri değil. Bunlar yıllardır gelen şeyler. Ta o zaman kanun çıkarılmış. `3 tane kendini bilmeyen adam bunu yapıyor` deyip geçemezsiniz. Yani, Atatürk`ü korumayacak, bayrağını korumayacak, milli duygularını korumayacak... E, o zaman biz nasıl koruyacağız burada iç barışı? Millet olmaya nasıl devam edeceğiz? Ve başkalarını karşısına nasıl çıkacağız? Herkes bizim paçamızdan çeker.`` 

   -''BARIŞ, REFAH İÇİNDE YAŞAYAN BİR TÜRKİYE İSTİYORUM''-

   Cumhurbaşkanı Demirel, bir soru üzerine, Türkiye`nin sağladığı gelişmeye işaret etti. Anadolu`nun, tarihinde, 1999`daki kadar mamur ve müreffeh olmadığını belirten Demirel, Cumhuriyet`in, ülkenin her 
köşesine medeni hizmetlerin tümünü götürdüğünü söyledi. Demirel, şöyle devam etti: 
    ``Ama zenginliği aynı şekilde götüremedik. 400-500 dolar kişi başına gelir olan yerler var. Keşke, onu daha ileriye götürebilseydik. 6000 bin dolar gelir seviyesiyle bunu yapamayız. 20 bin dolar gelire 
çıktığımız zaman benim içimdeki ukde gidecektir. 
    (2000`li yıllarda ne istiyorsunuz) derseniz. Ben barış adamıyım. Ülkemde iç barış, kardeşlik istiyorum. Vatandaşlarımın işbirliği içinde olmasını istiyorum. Barış, refah, dayanışma içinde yaşayan bir Türkiye istiyorum.`` 
    Bir gazetecinin, ``AB`nin yolu nereden geçer`` tartışmasına işaret ederek, ``Sizce nereden geçiyor`` şeklindeki soruya Demirel, şu yanıtı verdi: 
    ``AB`nin yolunun nereden geçeceği size bağlı. Nereden geçirecekseniz, oradan geçer. Bana sorarsanız, saydığım reformlardan geçer, kendimizi Avrupa`ya uydurmaktan geçer. Ama siz başka yerden geçirebiliyorsanız, daha kolay... Mesele oraya varmak, ben kolayca sizinle beraber olurum.`` 

    -``57. HÜKÜMET BAŞARILI...``-

    Demirel, bir başka soruyu yanıtlarken de, 57. Hükümet`in görevini yaptığını belirterek, ``Bana göre başarılı yapıyor`` dedi. Demirel, sözlerini şöyle sürdürdü: 
    ``Böyle desem muhalefet kızar bana. Çünkü, ben de muhalefet olduğum zaman cumhurbaşkanı böyle dediğinde kızdım. Ama sen sordun, ben de kem-küm ile geçiştirmek istemedim. Türkiye`nin bugün istikrara çok ihtiyacı var. Bir taraftan ekenomik meseleleri düzeltmeye çalışıyoruz. Fevkalade zor kararlar alınmış. IMF ile Stand By kolay değildir. 
    Bu hükümet 3 partiden müteşekkil. Her üç partinin de kendine göre görüşleri, bakışları, soranları, dün söylediği laflar var. İkide bir önüne getirip korlar, sen dün bunu söylemedin mi, diye. Herkes benim gibi `Dün dündür, bugün bugündür` deyip çıkmaz işin içinden, alınganlığa girer.``
    TBMM`nin, 18 Nisan seçimleri sonrasındaki performansının Türkiye`de rejimin itibarını yükselttiğini de ifade eden Cumhurbaşkanı Demirel, ``Bugün halk Meclis`ten şikayetçi değil`` dedi. 
    Demirel, bu performansın istikrar açısından da önemli olduğunu söyledi.Cumhurbaşkanı Demirel, şöyle konuştu: 
    ``Her üç parti başkanı da çok dikkatli ve ahenkli gidiyorlar. Ve taşıdıkları sorumluluğun ağırlığını da biliyorlar. Umuyorum ki, bu böyle devam etsin. Zaten, bu koalisyonlar Batı`nın işidir. Biz, 70`li yıllardan beri yapıyoruz, ama bu kadar kolay yapamadık bu koalisyon işini. Demek ki, biz de bu işleri yapabiliyoruz. Bu, sevindirici bir şey. Yeni bir hükümet meselesi çıkmaması, Meclis`in çalışmaya devam etmesi, alınan kararların devamı... 
    Muhalefet ne yapacak bu durumda? Muhalefet yıpranmaz, iktidar yıpranır. Muhalefet, muhalefet görevini yapacak, iyi yapacak. Halkın gözünde alternatif olacak şekilde sınavdadır. Bana göre, muhalefet 
iktidardan daha önemli ve zordur. Altınızda idare yoktur. Emeğinizle yapacaksınız, ne yapacaksanız. O, kişiyi de hamlamış olmaktan çıkarır, çalıştırır.`` 

    -``BU AĞIRLIKLA BİR YERE GİDEMEYİZ``-

    Demirel, enerji konusundaki bir soruyu yanıtlarken de, Türkiye`nin en kısa zamanda geriye işleyecek şekilde uyum kanunlarını çıkarması gerektiğini ifade etti. 
    Cumhurbaşkanı Demirel, yap-işlet-devret modeliyle 3.5 yılda tamamlanan Karkamış Barajı`nın bürokratik işlemlerinin 6.5 yıl sürdüğünü kaydetti. Demirel, ``biz bu ağırlıkla bir yere gidemeyiz. Hem zihnimizi, hem de bürokrasimizi değiştireceğiz`` diye konuştu. 

    -CUMHURBAŞKANLIĞI KONUSU-

    Demirel, Anayasa değiştirilerek, ikinci kez seçilme hakkının tanınması durumunda cumhurbaşkanlığına aday olup olmayacağının sorulması üzerine, cumhurbaşkanının Anayasa`ya göre seçileceğine dikkati çekti. Türkiye`nin kuralsız bir ülke olmadığını vurgulayan Demirel, ``Bence, meraka ve tedirginliğe gerek yok. Bu kurallar işler. Ben, 16 Mayıs`a kadar buradayım. Bu kuralların işlemesini gözetlerim. Görevim bu...`` diye konuştu.
    16 Mayıs akşamına kadar siyasi hiçbir harekette bulunamayacağını vurgulayan Demirel, şöyle devam etti:
    ``Yani ne kulis yaparım, ne şu veya bu şekilde siyasi sayılabilecek bir hareketin içinde olurum. Neden? Çünkü, benim yeminim bu tarihe kadar devam ediyor. Tarafsızlığımı muhafaza ederim. Onun 
dışında olacak şeyler benim dışımdadır. Ben, 6 sene 8 aydır devam eden görevimi yüz akıyla tamamlamaya çalışıyorum.``
    Cumhurbaşkanı`nın halk tarafından seçilmesi yönündeki tercihini yineleyen Demirel, ``Ama, Parlamento derse ki, (biz ona hazır değiliz), mekanizma işler. Parlamento derse ki, 2 tane 5 yıl... Böyle yaparlarsa ben ne yaparım? Ben, hiçbir zaman dereyi görmeden, paçaları sıvamadım. Görelim bakalım, ne yapılacak. Öyle yaparlarsa, ne yapacağımızı düşünür, taşınırız. Vakti, saati var.`` 

    -``AVRUPA HUKUK SİSTEMİNE UYULMALI``-

    Cumhurbaşkanı Demirel, ``idam cezası`` konusundaki bir soruyu yanıtlarken de, ``(Avrupa hukuk sitemine uyulmalıdır) diyorum. Hem Avrupalı olma iddiasında bulunacağız, hem de Avrupa şablonuna 
uymayacağız... Yadırganırız...`` diye konuştu.
    Her konuda Avrupa`nın doğrularına uymak gerektiğini belirten Demirel, şöyle konuştu:
    ``Bunu yapmayacaksak, bunu içimize sindiremeyeceksek, beyhude bir işin içinde oluruz. Demek istediğim şey, geneldir. Avrupa, hukuk sistemine uyalım, tümüyle uyalım, başkaları gibi biz de uyalım. Avrupa sofrasına oturduğumuz zaman eksikli, gedikli hissetmeyelim. Ama olabilir ki bizim savunabildiğimiz bir durum vardır. Savunabileceğimiz durumda da kendimizi savunalım, onları ikna edelim. 
    Bugünlerde idam cezası konusu çok revaçta. Yani, idam cezası kalkmalı mı, kalkmamalı mı? (Kalkmalı) diyenler var, (kalkmamalı) diyenler var. Zaten fiilen idam cezası icra edilmiyor Türkiye`de. 
Avrupa bu cezayı kaldırdı, sadece biz kaldık. Bir de Ukrayna, kaldı.``

    -``BU ÇEŞİT KARARLAR, BÜYÜK KARARLAR...``-

    Meseleye TBMM`nin karar vereceğini belirten Demirel, şunları söyledi:
    ``Yalnız, bu çeşit kararlar büyük kararlar. Keşke Türkiye`nin referandum mekanizması çalışsa, bu çeşit meseleleri referanduma götürsek, tartışmaları çatışma haline getirmekten çıkarırız. Ben onun için istiyorum referandumu. 
    Önümüzde bir vaka var. Bu vaka olmasa, bu tartışma da olmazdı. Bugün Türkiye`nin tartıştığı şey, (idam cezası kalksın mı, kalkmasın mı)dan daha çok PKK`nın başına verilen cezanın infaz edilip edilmeyeceği olayıdır. O, güncel ve hassas bir mevzuudur. Burada, bence çok düşüne taşına hereket etmek lazım. Çünkü, zaten idam cezasını kaldırsanız, bunu acaba makabline şamil yapacak mısınız, yoksa bundan sonra mı yapacaksınız? Bundan sonra yapacaksanız, bu zamana kadar ceza almış sanıyorum 20 kişi var, onları ne yapacaksınız? Çok karmaşık bir iş var.``

    -``DEVLETİN YÜKSEK MAKAMLARINDA DÜŞÜNÜLÜYOR``-

    Öcalan, hadisesinin henüz tekemmül halinde olduğunu belirten Demirel, şöyle devam etti:
    ``Ben, bunun önünü kesmek istemiyorum. Türkiye`de hukuki süreç tamamlandıktan sonra, benim kanatime göre, Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi`nin kararını beklemelidir. Ondan sonra TBMM`ye gidilmelidir. Bu, Türkiye`nin geleceğini alakadar eden bir hadisedir, rastgele bir hadise değildir. Burada, verilecek karar, çok düşüne taşına verilmelidir. Türkiye`nin yüksek menfaatlerini düşünmek lazımdır. Yüksek menfaatleri düşünürken öfkeden, hislerden ve 
hiddetten sıyrılmak lazım.
    (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi`ni tanımıyoruz) diyorsanız, o zaman daha başlangıçta ip kopar, Avrupa ile... Avrupa`ya yaklaşıyorsanız... başlangıçta ipi koparırsınız. O zaman, Avrupa 
kurumlarını işinize geldiği zaman tanıyacaksınız, işinize gelmediği zaman tanımayacaksınız. Çünkü, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi`ni kabul etmişsiniz. Onu iç hukukunuzun bir parçası saymışsınız. Onun ararlarına uyuyorsunuz zaten. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi`ne karar verir? Ayrı mesele o. Usuli, şekli karar verir. Onlar başka meseleler... Ama herhalde burada çok acele hareket etmenin bir anlamı olmadığı kanaatindeyim. 
    İdam cezası kalkmalı mı, kalmamalı mı, meselesi bana göre ikinci derecededir. Çünkü, hem idam cezasını kaldırsanız, hem de bu infazı yapsanız, işi kimseye anlatmanız mümkün olmaz. İkisini beraberce düşünmek lazım. Ona göre karar vermek lazım. Bu da düşünülmüyor değil.
Düşünülüyor. Devletin sorumlu makamları bunları düşünüyor. Şimdi Türkiye uzunca süredir bu kadar önemli bir kararla karşı karşıya kalmadı. Yani, hislerinize sorarsanız, şöyle yapmak lazım, kolay o. Hislerinizde  haklıklık da var. Fakat, aklınıza sorarsanız, mesele biraz daha değişik. Türkiye`de kamu hissiyatının değil, kamu aklının kabul edeceği bir şeyi bulup bir çözüm bulmak mecburiyetindeyiz. Bu çözüm orta yerde yok. Şöyle mi olsun, böyle mi olsun diye alternatifler var. Sanıyorum ki Türkiye`yi bu konu işgal edecektir.``

    -''HÜKÜMET NASIL ANAYASAL KURUM İSE MGK DA ÖYLEDİR''-

    Cumhurbaşkanı Demirel, AB`ye girerken, Anayasa ve yasalarda yapılması istenilen değişikliklerle ilgili bir soruyu yanıtlarken, aslında Türkiye`den bugüne kadar istenen bir şey olmadığını, ancak önümüzdeki zaman içinde isteneceğini ifade etti. 
    Bu istekler gündeme getirilirken, Türkiye`nin söyleyeceklerinin de dikkate alınması gerektiğine işaret eden Demirel, bu çerçevede, Milli Güvenlik Kurulu`nun mevcudiyetinin yaratabileceği tartışmalara 
değindi. MGK`nın 1961 Anayasası`ndan beri varolduğunu ve kurul içinde asker üyeler olduğundan hareket ederek, ``askeri demokrasi``, ``asker ne derse hükümetler onu yapıyor`` gibi birtakım yanlış imajlara maruz kaldığını anlatan Demirel, ``MGK Türk devletinin fevkalade önemli bir kurumudur ve Anayasal bir müessesedir. Yani hükümet nasıl anayasal kurum ise o da öyledir`` diye konuştu. 
    Türkiye`nin MGK`yı sisteminden çıkarması talebiyle bu zamana kadar karşılaşılmadığını belirten Demirel, Türkiye hakkında bugüne kadar yazılan raporların da Türkiye`nin yokluğunda ve muhatap alınmadan hazırlandığını vurguladı. 
    Bundan sonrası için bir program yapılacağını ve eksiklerin tespit edileceğini bildiren Demirel, ``(Şurada eksiğiniz var) derlerse, ona karşı diyeceğimiz nedir; hakikaten bir eksiğimiz varsa oturup düzelteceğiz`` dedi. 
    Demirel, ``Her ihtilalin Türkiye`ye 10 yıl geriye götürdüğü söylenir. Bu görüşe katılıyor musunuz?`` sorusuna, ``Katılıyorum, onu söyleyenlerden biri benim`` karşılığını verdi. 
    ``Türkiye`de 3 darbe olmasaydı, şu anda AB`ye üye olur muyduk?`` sorusunu ise Demirel, ``Olurduk`` diye yanıtladı. 
    Helsinki`de Ege sorunuyla ilgili olarak alınan kararın değerlendirmesi istenince ise Demirel, Musul sorununda verilen karar dolayısıyla Türkiye`nin Lahey Adalet Divanı`na karşı tarihten kaynaklanan bir çekingenliği olduğuna dikkati çekti. Musul`un Türkiye`ye bağlanamamasının ``derin bir yara`` oluşturduğunu ifade eden Demirel, ``Ondan sonra Türkiye`de bir ürküntü olmuştur. Acaba oraya gitsek adil bir karar çıkar mı gibi... O yüzden de, o ürküntü açıkça telaffuz edilmemiştir, ama görünüyor ne olduğu... Şimdi bu ürküntüler yavaş yavaş geçecektir`` dedi. 
    Türkiye ile Yunanistan arasındaki sorunların bir kısmının Osmanlı İmparatorluğu`nun tasfiyesinden geldiğini, kıta sahanlığı, hava sahanlığı, deniz altı kaynakları gibi sorunların ise zaman içinde 
ortaya çıktığını anlatan Demirel, şöyle devam etti: 
    ``Gri alanlar diye bir sorun da başlangıçta yoktu. 1100-1200 tane ada, adacık ve taş parçası Ege Denizi içinde vardı. Türkiye çok fazla adaya, taş parçasına hevesli olmamıştır başında. Bu adalardan sadece iki tanesi Türkiye`nin elinde kalmıştır. Yunanistan bir adalar devleti kurabilmiştir. Sonradan da bu gri alanlar çıktı. Bu taşlıklar kime aittir sorunu çıktı. 
    Bunların böyle kolay kolay çözülmesi mümkün değil. Hatta savaşla bile çözülmesi mümkün değil. Çünkü savaştan sonra yine masaya oturacaksınız. Öyleyse, bunların hepsini barışçı yollardan çözmek 
lazım. 
    Helsinki`de alınan karar Türkiye`ye bir mecburiyet empoze etmiyor.Kararda, (üye ülkeler aralarındaki sorunları barışçı yollardan giderek çözmelidirler) deniyor. Kim buna hayır diyebilir? Zaten sadece bize ait de değil... Yani o namzet devletlerin hepsine birden söylüyor... 
Barışçı yollardan kendi aranızda çözemiyorsanız, mahkemeye gidin... Ve 2004 yılına kadar bunları yapmazsanız, hem çözmezseniz hem mahkemeye de gitmezseniz, meseleyi o zaman bir defa daha düşünürüm, ne yapılması gerekiyor, deniyor. Bir şey empoze edilmiyor. Çok dikkatle yazılmıştır. Bugünden çok telaşlanmaya gerek yok. Eğer Türkiye ekonomik bakımdan güçlü kalırsa, düzgün kamu maliyesine sahip olursa, sanayisini geliştirirse, rejimdeki istikrarını korumaya devam ederse, demokrasinin birtakım gürültüleri var onlara tahammül edilirse, Türkiye`nin aleyhine hiçbir mesele çözülmez. Türkiye lehine de çözülmez... Yalnız her şey makul ölçüler içinde, uluslararası adalet esas kılınacak biçimde çözülür. Yani insanların adil diye kabul edebilecekleri bir biçimde çözülür.`` 

    -YAŞ KARARLARINA YARGI DENETİMİ- 

    Demirel, Yüksek Askeri Şura kararlarının yargı denetimine tabi olması gerektiğine dair daha önceki yıllarda açıkladığı görüşünün hatırlatılması üzerine, bu görüşün doğru olduğunu tekrarladı. Demirel şöyle devam etti: 
    ``Askerlikten ihraç edilmiş kişilerin bu karara karşı çıkılmamasını hukuki bulmadığımı söylüyorsunuz. Fakat bundan sonrası var. Bundan sonra; bu gibi kişiler Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi`ne gitmiş, orada mahkemeyi kaybetmişlerdir. Şöyle: Eğer siz bu çeşit faaliyetlerle uğraşmak istiyorsanız, ordunun dışına çıkın demişlerdir. Ordu, bir disiplin müessesedir. Siz mecbur değilsiniz orduya gelip subay olmaya. Orduya gelip subay oluyorsanız, ordunun koyduğu kurallara uyacaksınız. Bu kurallara uymazsanız, ordu sizi kendi içinde tutmak mecburiyetinde değildir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi`nin dediği budur. Ben de onun görüşüne katılıyorum.`` 

    -DEMİREL SOYADINI TAŞIYANLAR-

    Cumhurbaşkanı Demirel, kendisiyle aynı soyadını taşıyan kişilerin faaliyetlerinin kamuoyuna yansımasıyla ilgili bir soru üzerine de ``Benim ismimi taşıyanların herhangi bir hareketi beni ilzam etmez`` karşılığını verdi. 
    Bu konuların 1970`li yıllarda da gündeme geldiğini hatırlatan Demirel, şöyle devam etti: 
    ``Benim ismimi taşıyan, benim yakınlarım sayılan kişiler suç işlemişlerse; Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıdırlar, suçun şahsiliği asıldır ve TC kanunları onların yakalarına yapışır, başkalarının yakasına yakışmaz. 
    Benim soyadımı taşıyan kişiler kendilerini savunacak güçtedir, onu da söyleyeyim. Benim soyadımı taşıdıkları için ne bir düşmanlığa ne de bir iltimasa maruz kalmamalıdırlar. Hiçbir iltimasa maruz kalmamışlardır. 
    Ve benim soyadımı taşıyan bir kişinin sahibi olduğu bankanın kararnamesi önüme gelince, baktım, devletin iddiaları var, devletin kararı var. Ben devlet görevi yapıyorum. Eğer o iddialar mukni (inandırıcı) olmasaydı, ben yalnız benim ismimi taşıdığı için değil, herhangi bir vatandaşım için de aynı şeyi yapardım, Ama iddialar muknidir. Adamın elinden bankasını alıyorsunuz, onun altında da benim imzam var. Bu kişiden dolayı ben kötüleniyorsam, bunun mantığı yoktur, insafı da yoktur. Yani daha ne yapayım? İşte almışız bankasını elinden.`` 
    Cumhurbaşkanı Demirel, 1975 yılında başbakan iken Yahya Demirel`i Zonguldak hapishanesine kendisinin gönderdiğini de kaydetti. 
    Bu ülkede, kendisinin soyadını taşısın taşımasın bütün vatandaşların yaşama hakkı olduğunu ifade eden Demirel, kendisi Cumhurbaşkanı oldu diye, yakınlarının bu yaşama hakkından vazgeçmelerinin söz konusu olmayacağını kaydetti. Demirel, şöyle dedi:
    ``Ama siyaset bu... Adam sizi rahatsız etmek için, incitmek için elinden gelen fırsatı kullanır. Birtakım lafları söyler. Ne yazdılar, ne çizdiler bilmiyorum. Ben bunlara çok alışığım. Beni rahatsız eden bir durum yoktur. Çünkü herkes anasından ayrı doğdu. Ben de ayrı doğdum. Ben zaten burada devlet işiyle kafi derecede meşgulüm. Başka hiçbir işle de meşgul olmadım. Hiç kimsenin ne yaptığını bilmem, yakınlarım olarak söylüyorum. Başarılı olsalar, düzgün olsalar memnun olurum gayet tabii ki. Sıkıntıya düşerlerse, başarısız olurlarsa -kendi kusurlarından dolayı veya değil- ondan dolayı da üzülürüm, ben 
insanım.`` 

    -ENFLASYONUN NEDENİ...-

    Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, bütçe açığının, gayri safi yurtiçi hasılanın (GSYİH) yüzde 3`nü geçmemesi gerektiğini belirterek, ``Bu oran, Türkiye`de yüzde 12`dir. İşte enflasyonun nedeni budur`` dedi.
    Cumhurbaşkanı, konuşma metninin dışına çıkarak yaptığı vurgulamalarda, Türkiye`nin 2000 yılında, bütçe açığının GSYİH`ya oranını yüzde 11`e indirmeyi hedeflediğini söyledi. Cumhurbaşkanı 
Demirel, AB`ye tam üyelik için bu oranın, başta Tarım Reformu olmak üzere, temel yapısal reformların hayata geçirilerek süratle yüzde 3`ün altına çekilmesi gerektiğini yineledi.
    Devletin ticaretin içinden çıkması gerektiğini, ülkenin siyasi ve ekonomik istikrar arayan bir ülke konumunda olmasını arzuladığını bildiren Cumhurbaşkanı, Türkiye`nin tepeden tırnağa reformdan geçmesi gerektiğini anlattı. Demirel, ``Merkezden yönetim yerine, yerinden yönetime geçilmeli, piyasa ekonomisini gerekli kılacak tüm hukuki düzenlemeler tesis edilmeli ve vatandaşa güven verilmelidir`` diye konuştu.
    Devlet reformuna büyük önem verdiğini 21. yüzyıl çağdaş devletinin önde gelen iki temel normunun, siyasal rejimin katılımcı ve demokrasi anlayışına dayalı olması ve bireyi esas alan liberal bir felsefeyi benimsemek olduğunu belirten Demirel, şunları söyledi:
    ``Bu bağlamda, bireyler temel hak ve özgürlükleri açısından  hem kendilerine hem de devlete karşı tam bir güven duygusu içinde olmalı, devlet de bireye kuşkuyla değil, güvenle yaklaşmalıdır.``

    -FAKİRLEŞMENİN NEDENİ?-

    Yapılacak reformlarla, devletin, adelet, asayiş, güvenlik eğitim, sağlık hizmetlerinde daha verimli hale gelmesinin sağlanması gerektiğini kaydeden Cumhurbaşkanı, ekonomik anlamda yapılacak reformlara ilişkin de şunları söyledi:
    ``Gelir dağılımını, ödemeler dengesini  yatırımları çok önemsiyorum. Türkiye yatırım yapmaya devam etmelidir. Kamu maliyesindeki bozulma nedeniyle, yatırımlar azalmıştır. 5 bin proje var bunlar 10-12 yılda bitirilemiyor. 15 yılda bitiriliyor. Bir projeyi 15 senede bitirerek gidemeyiz. Bu fakirleşme demektir. 15 sene önce yatırılan para, 15 sene sonra nema veriyor. Bu kendi kendini fakirleştirmektir.``
    Sosyal güvenlik konusuna da büyük önem verdiğine dikkat çeken Cumhurbaşkanı, devletin kesinlikle ticaretin ve sanayinin içinden çıkması gerektiğini tekrarladı. Bunun için de özelleştirmeye büyük önem
atfettiğine işaret eden Cumhurbaşkanı Demirel, özelleştirme yapılamadığı takdirde, diğer alanlarda yapılacak reformlarda başarıya ulaşmanın mümkün olmadığını bildirdi.
    Demirel konuşmasında, ``Nükleler enerjiyi zaruri sayıyorum`` diyerek, tarım ve köylü sorunlarının başlı başına çözüme kavuşturulması gereken sorunlar olarak gördüğünü belirtti. Demirel, GAP`ın bitirilmesininin gerektiğini, turizm sektörünün de gelecek için önemli bir sektör olduğunu bildirdi.

    -İZLENİMLER-

    Cumhurbaşkanı Demirel`in, ``2000`e girerken Türkiye, 1999 yılının gelişmeleri  ve 2000 yılı hedefleri`ni konu alan basın toplantısında konuşma metni 244 sayfadan oluştu.
    Cumhurbaşkanı, yüzlerce sayfadan oluşan ve saat 10.00`da başladığı konuşma metninin özetini saat 11.40`da tamamladı. Ancak ``Devlet Reformu``na ilişkin görüşlerinin yer aldığı bölüm için gazatecilerden 
biraz daha izin istedi. Önem atfettiği bu bölümü de tamamlayan Cumhurbaşkanı daha sonra ``sorular`` bölümüne geçti.
    Cumhurbaşkanı, basın toplantısında zaman zaman yaptığı esprilerle gazetecileri de güldürdü.
    Bir gazetecinin ``AB üyeliğinin şartı nereden geçiyor`` sorusuna Cumhurbaşkanı`nın verdiği mizahi yanıt, salonu kahkahalara boğdu.
    Cumhurbaşanı`nın, bir soruya verdiği yanıtta, kendisine ait olan ve ``herkes benim gibi (Dün dündür bugün bugündür) deyip işin içinden çıkamaz`` demesi ise basın toplantısını renklendiren bir başka espri 
oldu.
    Cumhurbaşkanlığı Köşkü Çalışma Ofisi Binası`nda yeni yapılan konferans salonunda gerçekleştirilen basın toplantısına, 14`ü yabancı yaklaşık 200 gazeteci katıldı.
    Cumhurbaşkanı Demirel`in bugün düzenlediği toplantı, göreve geldiğinden bu yana düzenlediği 7. basın toplantısı oldu.

ANADOLU AJANSI HABERLERİNDEN DERLENMİŞTİR.

(25 ARALIK 1999)

sayfa başı