Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in, 19. Dönem 4. Yasama Yılı'nın
açılışı dolayısıyla TBMM Genel Kurulu'nda yaptığı konuşma:
(1 Eylül 1994)
Değerli milletvekilleri,
Unutmamak lazımdır ki, bu tartışmaların yapıldığı ülkemizde, on senedir,
bir kanlı terör olayı cereyan ediyor.
Teröristler, örgütlü bir biçimde, çok iyi silahlanmış olarak, daha çok
güneydoğu bölgemizin dağlarına yerleşmiş olup, seri cineyetler işlemişlerdir
ve işlemeye de devam ediyorlar. Yolları kesmişlerdir; mezraları, köyleri,
karakolları basmışlardır; beş aylık çocuğu öldürmüşlerdir, eli hamurlu
yetmişlik kadını öldürmüşlerdir; devletin polisini, askerini, öğretmenini,
din adamını kurşunlamışlardır; sivil ve devlet görevlisi masum insanları
şehit etmişlerdir. Bu halen devam ediyor.
Yapılmak istenen nedir? Hiç kimse aldanmasın, başkasını da aldatmasın;
bunu herkese birden söylüyorum; Türkiye parçalanmak isteniyor. İçeride
ve dışarıda cereyan eden olay, doğrudan doğruya, bir Sevr modeli... Hiç
kimse bunun dışında bir şey düşünmesin.
Bilhassa 1994 senesi içerisinde Amerika'da ve Avrupa'da gördüğümüz durum
iyice kendisini belli etmiştir, maske düşmüştür. Osmanlı Devletinin bünyesinden
27 tane devlet çıkmıştır; çıkmamış olanlarını çıkarmaya çalışanlar var.
Bu maksatla giriştikleri kanlı macerada -ki, bu insanlar yalnız değildir,
çeşitli mihraklardan destek görmüşlerdir- geçen on senede 2 682 güvenlik
mensubumuz şehit olmuştur, 3 299 vatandaşımız şehit olmuştur ve bu cinayetleri
işleyen 6 790 kişi de hayatını yitirmiştir. Ölenler de, öldürenler de,
öldürülenler de bu ülkenin insanlarıdır.
Birçok kere tekrar ettim, birçok kere söyledim, yine huzurunuzda söylüyorum;
Türkiye Cumhuriyeti Devletinin hakkından gelemezsiniz; bu mümkün değildir.
Gelin, Türkiye Cumhuriyeti Devletiyle uğraşmayı bir kenara bırakın, Türkiye
Cumhuriyeti Devletinin adaletine teslim olun. Türkiye Cumhuriyeti Devleti,
ülkenin her köşesinde, avuç içi kadar olan yerinde hukuku sağlayacak güce
sahiptir ve sağlayacaktır.
Bugün yine buradan bir çağrıda bulunuyorum: Gelin, gelin, Türkiye Cumhuriyeti
Devletinin adaletine teslim olun. Çıkamazsınız işin içerisinden. Hem haksız
yere kan döküyorsunuz hem kendi kanınızı döktürüyorsunuz...
Devletin meşru güvenlik güçleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin verdiği
ve her dört ayda yenilediği yetkiye dayanarak, ülkenin sınırlarını, topraklarını
ve insanlarını koruyor, görevini kahramanca yapıyor, sinesini kurşuna siper
ediyor.
Terör mücadelesinde önemli mesafeler alınmıştır; ancak, hâlâ büyük gayretlerin
sarfı gerekiyor.
Daha 26 Ağustos 1994 günü (5 gün evvel) saat 00.30 sıralarında, Bingöl
İli Yayladere İlçesi, Çalıkağıl Jandarma Karakoluna teröristler saldırmış;
1 üsteğmen ve 11 erimiz şehit olmuş; 1 üsteğmen, 1 astsubay ve 13 erbaşımız
yaralanmıştır.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti, kendisine musallat olmuş bu saldırıyı defetmeye
çalışıyor; hiç kimsenin şüphesi olmasın, mutlaka defedecektir. (Alkışlar
)
Türkiye'nin kahraman askerlerine ve güvenlik güçlerine; Türkiye Büyük
Millet Meclisi olarak, Türk Milleti olarak, Türk basını olarak gösterdiğiniz
güvenden, verdiğiniz destekten dolayı, Devlet Başkanı olarak sizlere minnet
ve şükranlarımı sunuyorum.
"Vatan her şeydir" diyerek, canlarını seve seve veren milletimin kahraman
evlatlarını, askerlerimizi, polislerimizi, bütün güvenlik gücü mensuplarımızı,
öğretmenlerimizi, din adamlarımızı, idarecilerimizi takdir ve tebrik ediyorum.
Bölgede terörün her türlü kanlı tecavüzüne maruz kalarak, çoluğunu çocuğunu,
ailesini, yerini yurdunu kaybeden; ama, metanetle direnen, devletinin yanında
yer alan vatandaşlarıma da ayrıca şükranlarımı sunuyorum.
Korunacak olan insan hakkı, bizim insanlarımızın hakkıdır. Bir taraftan
terörle mücadeleyi destekleyen dünya, öbür taraftan insan hakları ihlali
iddiasıyla, bu mücadeleyi yapılamaz hale getirmemelidir. Bu kadar hayatî
bir konuda kendimizi anlatmakta sıkıntı çekeceğimiz gözüküyor. Önümüzdeki
günlerde, bu sıkıntıları hep beraber göğüsleyeceğiz.
Tabiî ki, dünyadan kopamayız, tabiî ki, insan hakları ve demokrasi de
ne oluyor diyemeyiz; ancak, iyi niyetlilerle art niyetlileri karıştıramayız;
ayırt etmekte müşkülatımız olsa bile. Tabiî ki, Türkiye'nin bölünmesi ve
parçalanması, halkın birbirine düşmesi sonucunu verecek hiçbir şeye de
razı olamayız.
Değerli milletvekilleri,
Maalesef, bu sene, ülkemizin çeşitli köşelerinde 15 bin hektarın üzerinde
ormanımız yanmıştır. Dikkatsizlik, kasıt, sabotaj, velhâsıl, her ne sebeble
olursu olsun, yanan ormanlarımız, bütün milleti derinden hüzne gark etmiştir.
Yanan yerler, yeniden ormanlaştırılacaktır. Türkiye, senede, 100 bin
hektar araziyi ormanlaştırıyor, ortalama olarak da 15 bin hektar yanıyor.
Ormanlaştırmaya verilen destek, Türkiye savunmasına verilen destekle eşdeğerdir.
Çıkan yangınların söndürülmesindeki fedakâr gayretleri için, orman teşkilatımızın
bütün mensuplarına, başta Sayın Bakan olmak üzere, idarecilerimize, askerlerimize,
halkımıza şükranlarımı sunuyorum.
Gelibolu Millî Parkında 25-26-27 Temmuz günlerinde vuku bulan yangın,
4 049 hektar; yani 40 490 dönüm sahayı kül etmiştir. Bu yangının söndürülmesinde,
ağaçlarıyla beraber yanarak şehit düşen Orman Bölge Müdürü Talât Göktepe'yi
rahmetle anıyorum. Gelibolu Yarımadasında yatan şehitlerimizin yeşil yorganı
yanmıştır. Bu yorgan en kısa zamanda yeniden meydana getirilecektir.
Burada, Türkiye Büyük Millet Meclisinin değerli üyeleri, sizlere bir
ricada bulunacağım:
Gelibolu Millî Parkı 380 bin dekardır. Bu parkın 40 bin dönümü yanmıştır
ve halen içinde birkaç tane de köy vardır. Burada, 283 bini başka ülkelerin,
250 bini bizim olmak üzere, 19 ilâ 25 yaş arasında 533 bin genç insan yatmaktadır.
Aslında, Gelibolu Millî Parkını bir barış ziyaretgâhı haline getirme zamanı
gelmiştir. Buna bütün dünyanın katkıda bulunacağını umuyorum. Burada, senede
bir ay çeşitli etkinlikler gösterilmeli; hem bizim çocuklarımıza hem de
başka ülkelerin insanlarına, "Savaş diyorsanız, savaş, cinayettir; buyurun
cinayeti görün; 533 bin kişi, 533 bin genç, ömürlerinin baharında bu topraklara
düşmüş, sırt sırta, kefensiz yatıyor. Savaş bu. Barışsa, gelin, elbirliğiyle,
beraberce, barışı bulalım" denilmeli. Binaenaleyh, Gelibolu Millî Parkımızı,
bizim için bir destan olan Çanakkale Destanından ruh alacak şekilde bir
dünya barış mekânı haline getirmeliyiz. Bu hususta yardımınızı istiyorum.
(DYP ve SHP sıralarından alkışlar)
Ülkemizde hemen her gün meydana gelen trafik kazaları, birçok ocağı
söndürüyor, millî serveti tahrip ediyor ve birçok vatandaşımızı da sakat
bırakıyor. Türkiye'deki trafik kazalarında meydana gelen ölüm sayısı, Batı
ülkelerindekinin 10 katıdır. Otomobil sayısına bakın, oralardaki kalabalığa
bakın, bir de bize bakın, 10 katı trafik kazası... Vatandaşlarımıza bu
hususta yeni tedbirler ve yeni düzenlenmeler beklenmektedir. Meclisimiz,
bütün partilerin katılımıyla, fevkalade bir millî afet haline gelmiş bu
meseleye hassasiyetle eğilecektir.
Değerli milletvekilleri,
Ülke ve dünya sorunlarının tümüne temas etmeme vakit müsait değildir.
Ayrıca, konumum gereksiz tartışmalara elverişli olmadığından, düşüncelerimi
dikkat ve itina ile sizlere ulaştırmaya çalışıyorum.
Türkiye, dünyada 184 ülke arasında nüfus bakımından 16 ncı, toprak büyüklüğü
bakımından 32 nci, ürettiği gayri safî hâsıla bakımından 20 nci, adam başına
düşen gayri safî hâsıla bakımından 54 üncüdür. Buğday üretiminde 7 nci,
pamuk üretiminde 8 inci, çelik üretiminden 15 inci, çimento üretiminde
ise 17 nci sıradadır; yani, Türkiye büyük ve önemli bir devlettir.Her bakımdan
öyledir; ama, bu rakamlar da öyle gösteriyor ki, böyledir.
Türkiye, istikrar içerisinde kalkınma, zenginleşme; fukaralığı, yoksulluğu,
işsizliği, çaresizliği yenme gayretlerini cumhuriyetin kuruluşundan beri
sürdüregelmiştir.
Türkiye Cumhuriyeti, geçen yetmiş senesinde her alanda önemli gelişmeler
kaydetmiştir.
70 sene zarfında, nüfusun, 6 defa artarak, 10 milyondan 60 milyona çıkmış
olması, bugünkü çeşitli zorluklar değerlendirilirken, göz önünde tutulmalıdır.
10 defa büyüyen bir ülkenin hiçbir probleminin olmaması mümkün değildir.
Birkaç gün sonra açılacak olan okullarımıza girecek olan çocuklarımızın
sayısı, yetmiş sene evvelki nüfusumuzdan fazladır; çocuklarımızın sayısı,
Avrupa'daki devletlerin bir kısmının nüfuslarından daha fazladır.
Türkiye, bugün, ilkokul çağındaki bütün çocuklarına okuma imkânını sağlıyor.
Ülkenin her tarafına gidilebiliyor. Ülkenin her köşesi aynı sistemden elektrik
alıyor. Sağlık hizmetlerini, istediğimiz kadar olmasa bile, önemli derecede
ülkeye yayabilmişiz. 57 üniversitesiyle ülkenin her tarafına yükseköğrenim
ve eğitim götürmeye çalışıyoruz.
1993 senesi sonunda, Türkiye, 15.5 milyar dolar ihracat yapabilmiştir;
bunun yüzde 81'i sanayi malıdır. 4 milyar dolar turizmden, 4 milyar dolar
dış taşımacılık ve müteahhitlikten, 3 milyar dolar civarında da dışarıdaki
çalışanlardan döviz sağlamıştır. Yani, önemli döviz kazanç kaynakları olan
bir ülkeyiz. Yüzde 7 civarında da kalkınma hızı sağlamıştır. Yatırım yapmış,
üretim yapmış, ihracat yapmıştır. Türkiye, geçen otuz sene zarfında yüzde
5 ortalama kalkınma hızını gerçekleştirmiştir. Bu, OECD ülkeleri içerisinde
en yüksek hızdır.
Türkiye, güçlü bir savunmaya sahiptir. Dünyanın en iyi eğitilmiş ve
en disiplinli birkaç silahlı kuvvetinden birine sahiptir. Bu silahlı kuvvetin
arkasında, uçağını, gemisini, pek çok savunma araç ve gerecini yapan; yakında
helikopterini yapacak olan bir savunma sanayii vardır.
Türkiye'nin, 40 ülkeye ihracat yapacak kadar güçlü bir ilaç sanayii
vardır; İngiltere'ye ihracat yapacak kadar da gelişmiş bir gemi sanayiine
sahiptir.
Türkiye, kendi hizmetlerini rahatlıkla görecek, Türkiye'nin kalkınmasını
ileriye taşıyacak, hatta diğer ülkelerin kalkınmasına yardımcı olacak iyi
yetişmiş bir insan gücüne sahiptir. Fevkalade önemsiyorum; buraya kadar
saydıklarımın hepsi kadar önemlidir.
Bütün bunların yanında, Türkiye'nin zorlukları da vardır.
Türkiye Cumhuriyeti kurulduğundan beri başlıca iki önemli sorun Türkiye'ye
hep ayak bağı olmuştur. Bunlardan birisi kamu maliyesidir, diğeri de ödemeler
dengesidir.
Kamu maliyesinin bugün için sorun olması, kamunun personel giderleri
ile devletin borçlarının faiz giderlerinin, vergi gelirleriyle karşılanamayacak
kadar yükselmiş olmasıdır. Yani, kamunun personel giderleri ile, faiz giderleri,
vergi gelirlerini götürüyor, hatta biraz da üstüne koymak lazım.
Tabiî ki, kamu iktisadî teşebbüslerinin zararları, sosyal güvenlik kuruluşlarının
yükü, tarım satış kooperatiflerinin talebi, belediyelerin ihtiyaçları,
kamu maliyesi dengesini altüst etmekte, devleti ağır bir biçimde borçlanmaya
itmektedir. Devlet, bu durumuda, yatırım yapmakta fevkalade güçlük içerisindedir.
Türkiye Cumhuriyeti Devletinin yatırım yapma gücü olmayacak mıdır...
Bunu düşünemeyiz. Çünkü, devletin yatırım yapma gücü yoksa, o zaman, devlet
geleceğe ipotek koymaktadır; yani, geleceğin refahından, aslında, birkısım
almaktadır. Binaenaleyh, devletin mutlaka yatırım yapacak gücü olacaktır.
Diğer devlet sorunu olan ödemeler dengesi ise, her zaman çok önemli
olmuştur; bugün de öyledir; yüz senedir çok önemli olmuştur.
Türkiye, 1993 yılında 29 milyar dolarlık ithalat ve buna karşı 15,5
milyar dolarlık ihracat yapmış; aradaki büyük fark -içeride-dışarıda- Türkiye'nin
borçlarını ödeyemeyeceği gibi bir zehap hâsıl etmiş, paniğe sebep olmuştur.
Halbuki, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin, bugün de, bir kuruş, ödenmemiş
borcu yoktur; hepsini ödeyerek geliyor. Güven bunalımı meydana gelmiş üreten
bir ekonomiye... Yüzde 7 büyümüş 1993 senesi içerisinde... Konvertibl paraya
sahip olan ve dünya para piyasalarından, Tokyo'dan, New York'tan, Avrupa'dan
-hazine bonosu satmak suretiyle- rahatça kaynak bulabilen Türkiye, neredeyse
bunalıma sürüklenmiştir. Türkiye'yi kim idare ederse etsin...
Bakın beyler, ben bunların hepsinin üstündeyim; şimdi uzman olarak konuşuyorum...
(Alkışlar) Maksadım, hiç kimseyi incitmek veya hiç kimseyi şu veya
bu şekilde rahatsız etmek değil; ama bakın burada ne diyorum: Türkiye'yi
kim idare ederse etsin, bu iki konuya bir disiplin ve denge getirilemediği
sürece, sürdürülebilir bir kalkınma fevkalade güçtür. Binaenaleyh, bütün
olay bu iki büyük problemde. Devlet bu demek zaten: Kamu maliyesi ve ödemeler
dengesi...
MUSTAFA BALCILAR (Eskişehir)- Hükümet mesajı aldı...
CUMHURBAŞKANI SÜLEYMAN DEMİREL (Devamla)- Benim mesajım Hükümete
değil, benim mesajım herkese. Ben zaten -buradan yayın da yapıldığına göre-
Türkiye'ye söylüyorum.
Türkiye'yi kim idare ederse etsin, bununla karşı karşıyadır.
Şimdi, "efendim, sen şöyle yaptın, ben böyle yaptım" tartışmalarını
ben bu kürsüden çok yaptığım için, onlardan mümkün mertebe kaçarak bunları
söylüyorum. (Alkışlar)
Devletin Hazinesi üzerindeki yüklerin azaltılması kaçınılmazdır. Yani,
sadece bunları söyleyip geçmiyorum; alınabilecek en önemli tedbirlerden
biri, kamu iktisadî teşebbüslerinden süratle kurtulmaktır. Özelleştirme,
çarelerden biridir. Bu yapılamadığı takdirde, topladığımız vergi gelirleri,
yani personel masraflarına ve faize yetmeyen vergi gelirleri ve yüzde bilmem
kaç faizle piyasalardan ödünç aldığınız paralar, filin karnına gidecektir,
filin karnına!.. Binaenaleyh, sıkıntılar devam edecektir.
Değerli milletvekilleri,
Dünyayla birlikte, Türkiye bir noktaya gelmiştir. Burada şunu söyleyeyim
ki, ödemeler dengesi bakımından, Türkiye'nin turizme, Türkiye'nin ihracata,
Türkiye'nin taşımacılığa ve Türkiye'nin, bilhassa, bugün 10,5 milyar dolar
civarında dışarılarda iş almış müteahhit gelirlerine çok büyük bir önem
atfetmesi lazım.
Dünyayla birlikte, Türkiye bir noktaya gelmiştir. Serbest piyasa ekonomisi
denen sistem, kaynakları israf edilmekten kurtaran ve en iyi şekilde kullanan
dinamikleri içine alır; bu, rekabettir. Türkiye, pazar ekonomisinin altyapısını
henüz istenildiği şekilde kurabilmiş değildir. Devlet, hâlâ, ekonomiyi
geniş çapta kontrol etmektedir; çünkü, iktisadî sistemi işletmeye devam
ettiği sürece, yani iktisadî teşebbüsü bulunduğu sürece, devletin ekonomiden
elini çekmesi mümkün değildir.
Devlet, ekonominin içinden çekilmeli -hemen yarın olacak iş değil bu;
ben hedef söylüyorum- yönetici ve yönlendirici fonksiyonlarını bırakmalı;
sadece düzenleyici olmalıdır.
Türkiye'nin, teşebbüs gücünden, kişinin potansiyelinden azamî şekilde
faydalanması gerekmektedir; bunun altını çiziyorum. Türkiye'nin en büyük
gücü, Türk vatandaşının kabiliyeti, potansiyelidir.
Devlet, savunma, huzur ve güven, adaletin dağıtılması, eğitim, sağlık,
sosyal güvenlik ve sosyal adalet ile altyapı gibi temel fonksiyonlarını
daha iyi yapabilmelidir. Onu daha iyi yapabilmesi için öbür taraftan da
çekilmesi lazımdır.
Devletin elindeki ticarî ve ekonomik karakterli hizmetlerin tümü, en
kısa zamanda özelleştirilmelidir. Ne kadar erken yapabilirsek, ülkemizi
o kadar çabuk zenginleştiririz.
Kaynakların kullanılmasında hesabî olmak mecburiyetindeyiz. Yani, bunu
buraya koyarsan ne getirir ne götürür... Bu, tüm dünyanın karşılaştığı
bir olaydır, ilmin ve aklın gereğidir; siyasî tarafı yoktur.
Siyasî liberalizm ve ekonomik liberalizm birbirini tamamlar, ikisi beraber
büyür, çoğulcu ve etkin toplumu meydana getirir. Siyasette ve ekonomide
liberalizm, Türkiye'nin geleceğidir, gücüdür, kudretidir.
Değerli milletvekilleri,
İlerleyen, gelişen, büyüyen, kalkınan Türkiye'nin önünde birbirinden
daha önemli hedefler vardır. Bunların bazılarını sıralayacağım. Buraya
kadar birçok şeyleri söyledim, bunlara bazı ilaveler yapacağım.
Halkın refahı ve mutluluğu için, gerçek demokrasiyi eksiksiz biçimde
kurmaya devam etmeliyiz, bu hedeften hiç vazgeçmemeliyiz. Bu maksatla,
Anayasamızı ve kanunlarımızı yeniden düzenlemeliyiz, bu hususta girişilmiş
bulunan gayretleri sürdürmeliyiz ve bir sonuca eriştirmeliyiz. Bu, Türkiye
Büyük Millet Meclisine, yani bu Meclise çok büyük itibar kazandıracaktır.
Ekonomide güven ortamını yeniden ve tam olarak sağlamalıyız, dengeleri
kurmalıyız. Rekabet gücü olan bir ekonomiyi kurabilmeliyiz ve işletebilmeliyiz.
Kalkınmaya devam etmeliyiz. Yüzde 5 veya üzerinde bir kalkınma hızını
Türkiye mutlaka sağlamaya devam etmelidir ve ortalama olarak yüzde 5'in
aşağısına düşmemeliyiz...
YAVUZ KÖYMEN (Giresun) - Şimdi kaç?!
CUMHURBAŞKANI SÜLEYMAN DEMİREL (Devamla)- Hayatî sayıyorum...
30 sene sağlamıştır, vasatî olarak...
Çalışma barışını korumalıyız. Alınteri, elemeği ve göznurunun karşılığı,
onurlu bir hayatı sürdürebilecek şekilde verilebilmeli.
Bugünkü zorlukları biliyorum; ama, ben prensibini söylüyorum...
Bugünkü rekabet ortamında; işyeri olan kurumlar, sadece onu kuranların
değil, çalışanı ile çalıştıranın beraber sahipliğindedir. İşyerlerinin
ayakta durmasını beraber düşünmek mecburiyeti, önümüzdeki günlerin önemli
sorunu... Yani, çalışanı ve çalıştıranı beraber düşünecektir.
Kamu çalışanlarının sendikal haklara kavuşturulması zamanı gelmiştir.
Nüfusumuzun yüzde 45'ini teşkil eden köy, köylü ve çiftçiye yönelik
hizmetler, insanlık ve uygarlık mücadelesinin gereğidir, bu hizmetlerin
verilmesine devam edilmelidir.
Altyapı devlet tarafından meydana getirilmeye devam olunmalıdır. Hangi
şekilde yaparsanız yapın; yap- işlet - devret şeklinde yapın, şunu yapın
bunu yapın; ama altyapı mutlaka geride kalmamalıdır.
Sanayileşmeye Türkiye devam etmelidir.
Tarımın modernleştirilmesine ve geliştirilmesine; tarımın rasyonelleştirilmesine,
tarımda randımanın artırılmasına devam olunmalıdır.
Yatırım, üretim, ihracat ve istihdam dörtlüsü, kalkınmanın hedefidir;
bu hedef mutlaka korunmalıdır. Bu hedefi korumayan bir kalkınmanın bir
yere varması mümkün değildir.
Altyapıda kapasiteleri büyütmeli; bu arada, 18 milyon kilovat olan kurulu
enerji gücüne bir 7 milyon kilovat daha eklenebilmeli ve Türkiye, bir gün
enerji yokluğu diye bir olayla karşılaşmamalıdır.
Güneydoğu Anadolu Projesi yatırımları süratle tamamlanmalı, Doğu ve
Güneydoğu Anadolu'daki hizmet seferberliği, yüksek derecede seferberlik
haline de çevrilerek sürdürülmelidir.
Sanayileşmede, organize sanayi bölgeleri fevkalade başarılıdır. 400
tane fabrika İzmir Atatürk Sanayi Bölgesinde, Kayseri'de, Manisa'da 68
tane fabrika, Eskişehir'de aşağı yukarı 100'e yakın fabrika, Bursa'da fabrika
yapacak yer yok ve bu gayret ülkenin her tarafında sürdürülmelidir. Bunu,
şahıslar kendileri yapıyor. Devlet, sadece altyapının yapılmasına yardımcı
oluyor; hepsi o kadar. Üretim arıyoruz; Denizli başlıbaşına bir örnektir.
Turizmde; 20 milyon turist, 10 milyar dolar gelir hedefine, 2000'li
yıllardan önce varacağız.
Türkiye içindeki ve Türkiye dışındaki kültür varlıklarımıza daha çok
sahip çıkmalıyız. Türkiye içinde pek çok yerde -İstanbul dahil- bu kadar
gayret sarf etmiş olmamıza rağmen, kültür varlıklarımız yıkılma yolunda.
Keza, Balkanlardaki, keza imparatorluğumuzun bulunduğu yerlerdeki kültür
varlıklarımızın daha çok himmete ihtiyacı vardır; Türkiye Büyük Millet
Meclisinin nazarı dikkatine arz ediyorum.
Çevre, "sürdürülebilir kalkınma" kavramını dikkate alarak korunmalıdır.
"Hiç dokunmayacaksınız buraya" dendiği zaman, çevreyi korumayı sürdüremeyiz.
Yani, çevreyi tahrip etmeden, onun -çevrenin- insanların refahına vereceği
kadarını alarak; ama, mutlaka çevreyi ayakta tutarak devam etmeliyiz; yoksa,
"hiçbir şeye dokunmayacaksınız" derseniz, insanlara yer kalmaz, onu da
savunamayız.
Kültür, sanat ve spor hayatımıza ve gençliğe gerekli itinayı göstermeye
devam etmeliyiz. Dünyada çok kaynak var, çok para var; 200 milyar dolar
dolaşan para var, her sene. Bunun yüzde 1'i, 2 milyar dolar eder. Türkiye,
dışarıdaki bu kaynaktan ve teknolojiden mutlaka yararlanmalıdır.
Sayın milletvekilleri,
Sizlerden, "fikrî mülkiyet ve patent hakkı" diye bir kanun tasarısının
bir an evvel kanunlaştırılmasını rica ediyorum. Bu tasarı komisyonlardadır.
Fikrî mülkiyet ve patent hakkı olmadıkça, yabancı sermayeyi celp etmekte
büyük sıkıntılar var. Bu fikrî mülkiyet hakkı, aynı zamanda, bizim fikir
üreticilerimizin de, müzisyenlerimizin de, hepsinin ilgilendiği bir konudur.
2000'li yıllara bakarken, Türkiye, bütün bunları yaparken, bir transformasyonu
gözden kaçırmamalı.
Nüfus artışını yüzde 2,5'lerden yüzde 1'e indirebilmeliyiz; kırsal alandaki
nüfusu, yüzde 50'den yüzde 25'e indirebilmeliyiz. Çağdaş Türkiye'yi arıyoruz;
zengin, herkesin refah içinde bulunduğu Türkiye'yi... Nüfusunun yüzde 50'si,
yüzde 45'i toprakta bulunan bir Türkiye'yi refah içerisinde tutmak mümkün
değildir. Bakın işte, bu sene, yıl, iyi geldi geldi, sonra kurağa döndü.
Binaenaleyh, kuru tarımda bulunan vatandaşlarımız büyük bir sıkıntı içerisinde.
Binaenaleyh, topraktan, vatandaşı, endüstriye, hizmetlere, başka sahalara
çekmeliyiz; şehirlerdeki nüfusu yüzde 50'den yüzde 75'e çıkarmalıyız. Geleceğin
dünyası, şehirler dünyasıdır. Tarımdan yaşamını kazanan nüfusu, yüzde 45'lerden
yüzde 20'lere, daha sonra yüzde 10'lara indirmeliyiz.
Eğitim ve sağlık hizmetlerine daha yüksek nispetlerde ulaşmalıyız. Bu
bakımdan, burada tekrar nazarı dikkatinizi çekiyorum. Tabiî, bunların hepsi,
var meselesi, olanı taksim etme meselesi; ama, Türkiye, gayri safî millî
hâsıla bakımından, adam başına düşen hâsıla bakımından 54 üncü sırada yer
alırken, insanî gelişme indeksi bakımından 68 inci sırada yer alıyor...
"İnsanî gelişme indeksi" diye bir indeks, bugün, uygarlıkları ölçen bir
indekstir. Burada, birinci faktör, vasatî ömür; ki, Türkiye'de 66 ilâ 69
yıl arasında. Yetmiş sene evvel bu, 35 sene idi... 35 seneden 65 seneye
gelmişizdir.
İkinci faktör, okumuşluk. Ama, okuma yazma nispeti değil; kaç sene okumuş,
yani adamınız kaç sene okumuş... Buraya geldiğiniz zaman, Türkiye'de okuma
yazma nispeti yüzde 90'ın üzerinde iken, okumuşluk nispeti yüzde 3,2. Endonezya'dan
ve Malezya'dan daha aşağıdayız. Binaenaleyh, Türkiye Büyük Millet Meclisine,
bilhassa eğitime ve sağlığa, gayri safî milî hâsıladan, ister resmî kanallarla,
ister devletin bütçesinden, ister başka yollarla, daha çok imkân ayırmanın,
çağdaş Türkiye için zaruretini bir defa daha hatırlatmak istiyorum. Adam
başına gayri safî millî hâsılamızı, 5 bin dolar civarına çıkarabilmeliyiz.
Değerli milletvekilleri,
Devletimiz daha iyi işlemelidir; daha iyi işlediği yerde, ondan daha
iyi işlemelidir... Yani, bu, gelişmişliğin, gelişmenin şartıdır. Türkiye'de,
devletin bütün kapıları, halkımıza, sonuna kadar açıktır. Bununla birlikte,
ülkemizin ve dünyanın yaşadığı gelişmeler, devlet-halk, devlet -vatandaş
ilişkilerinde daha ileri adımlar atılmasını gerektirmektedir. Yasama organımız
daha çabuk işlemelidir. Bu hususta pek çok çalışma yapılmıştır. Bilhassa
İçtüzük üzerinde yapılan çalışmalar sonuçlandırılmalıdır.
Demokrasimizin temel kanunu olan, halkla Meclisi ve devleti bağlayan
seçim kanunları üzerindeki eleştirilere, mutlaka kulak verilmesi zamanı
gelmiştir. Bu maksatla, geçmişte görüldüğü gibi, partilerarası bir çalışmayla,
yarın seçim olacakmış gibi bir hazırlığa girişilmesinde yarar görüyorum.
Yürütme, merkezî hükümetin elinde toplanmış durumdadır. Cumhurbaşkanının
ve hükümetin önüne, çok daha alt düzeylerde çözülmesi mümkün olan pek çok
iş gelmektedir. 10 milyonluk bir Türkiye'nin yönetim şemasıyla, 60 milyonluk,
gelişen Türkiye'yi idare etmenin imkânsızlığını yaşıyoruz.
Binaenaleyh, devletin çeşitli kademelerinin, fonksiyonlarının ve yetkilerinin
yeni baştan gözden geçirilmesinde yarar vardır.
Her kademede, görevlerini, titizlikle ve hiç bir tesir altında kalmaksızın,
objektif bir tutumla yapmakta olan yargı organlarımızın işleyişinde de
birtakım tıkanıklıklar vardır. Çeşitli sebep ve yetersizliklerden kaynaklanan
adaletin tevziindeki gecikme, mutlaka giderilmelidir.
Bütün bu sorunların, çözülerek, devletin ve rejimin daha iyi ve etkin
işler hale getirilmesi için, bir dizi reforma ihtiyaç vardır. Bu konuda
yapılmış pek çok çalışma, Meclisimizin gündeminde mevcuttur -yenileri de
yapılabilir- bunlar sonuçlandırılmalıdır. Devleti dahi iyi işletecek istikametteki
adımlara, Meclisimizin tümü destek vermelidir.
Öncelikle, merkezî yönetimle yerel yönetimler arasındaki görev ve yetki
dağılımı yeniden düzenlenmeli; halkın, her düzeyde, kendi yerel sorunlarına
sahip çıkması için gerekli mekanizmalar oluşturulmalıdır. Bu reform içerisinde,
sağlık, eğitim ve altyapının inşaı gibi hizmetlerin, belirli esaslar dahilinde,
belirli yerlerde, değişik şartlarla, değişik ölçülerle yerel yönetimlerin
inisiyatiflerine bırakılması lazımdır. Merkezî hükümetin yükünü azaltmadığımız
sürece, devletin etkinliğini artırmak mümkün değildir.
Adaletin tevziinde ortaya çıkan geciikmenin önünün alınması ve demokratik
hukuk sistemine güvenini pekiştirilmesi için, yargı reformu yapılması,
yargı organlarının iş yüklerinin makul bir düzeye çekilmesi ve işleyişlerinin
rasyonel esaslara oturtulması da şarttır. Bu hususta da, yapılmış çok güzel
çalışmalar var; bunların da bir neticeye bağlanması lazımdır. Hazine davaları,
orman davaları ve benzerî davalar, aşağı yukarı mahkemelerin yarı yükünü
teşkil ediylor.
Pek çok gayretlere rağmen, vergi reformu üzerinde hâlâ tartışmalar sürmektedir.
Anlaşılıyor ki, vergi dendiği zaman, çok sempatik olmadığı için, ne yapsanız,
bundan memnuniyet duyulmayacak; ama, yine de, bu şikâyetlerin, vergi adaletsizliği
şikâyetlerinin giderilmesi Parlamentonun baş görevidir; vergi, Parlamentonun
en önemli işidir.
Sosyal güvenlik şemsiyesi ise, halkımızın ancak yarısını kapsamaktadır.
Velhâsıl, yapılacak çok işimiz vardır.
Değerli milletvekilleri,
Bütün zorluklarımıza rağmen, geleceğe güvenle bakmak için de pek çok
sebep mevcuttur. Türkiye, birliğini beraberliğini, dirliğini düzenliğini
ve huzurunu muhafaza ederek ilerlemeye, gelişmeye, büyümeye, güçlenmeye
devam edecektir ve bunu, hür demokratik rejim içinde yapacaktır. Büyük
Atatürk'ün gösterdiği hedefe ulaşacağız: Büyük, demokrat, laik; imar ve
inşa edilmiş; barış, huzur ve güven içerisinde yaşayan mutlu Türkiye!..
Değerli milletvekilleri, sizlere başarılar diliyorum. Sizleri ve ekranları
başında beni dinleyen vatandaşlarımı saygıyla selamlıyorum. Allah, milletimizin
ve hepimizin yardımcısı olsun.
Hepinize saygılar sunuyorum. (Ayakta alkışlar)
|