Türkiye'de yaşanan olaylar...
 Ana Sayfalar
BELGENET 
ARŞİV
BELGELER
DOSYALAR
HUKUK
EKONOMİ
KİM KİMDİR
.İlgili Sayfalar
KONUŞMA METNİ

DEMİREL'İN TBMM'NİN YASAMA YILINI AÇIŞ KONUŞMASI
Konuşmadan başlıklar...
1 Eylül 1994
TBMM'nin 19. Dönem 4. Yasama Yılı, 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in Meclis Genel Kurulu'na hitaben yaptığı konuşmayla açıldı.
 
Cumhurbaşkanı Demirel'in konuşmasından başlıklar...
(1 Eylül 1994)

"Küreselleşme süreci" olarak adlandırılan içinde bulunduğumuz dönemin bariz özelliği, insan haklarının korunması, demokrasi, serbest piyasa ekonomisi ve çevre korumacılığının evrensel düzeyde kabul görmesidir. Dünyayı 2000'li yıllara götürmekte olan ve tüm insanlığın barış ve refah içinde yaşamasına dayalı bu değişim süreci, birtakım belirsizlikler ve tehditlerle de karşı karşıyadır.

Küreselleşme olayının amacı, dünyada sınırları kaldırmak, milletler camiasını insanlık ailesi haline getirmek ve böylece yerküre üzerinde tek dünyaya ulaşmaktır. Bu bir vizyondur. Bugün için ütopya, hayal bile olsa, herkes için barış, herkes için refah ve herkes için mutluluk arayışını takdirle karşılamak ve ona katkıda bulunmak lazımdır.

Sermayenin, malların, işgücünün ve bilginin insanlık tarihinde ilk kez bu kadar geniş bir hareketlilik kazandığına şahit oluyoruz.Küreselleşmenin en pratik aracı budur.

Dünyada oluşan dinamik değişim süreci içinde faal bir yer almak, dünyayla bütünleşmek, sadece treni kaçırmamak için değil, aynı zamanda, ortaya çıkan yeni fırsatları değerlendirmek bakımından da şarttır.

Dünyanın gidişatı, istikameti budur: Daha çok işbirliği, daha çok yakınlaşma, barışı ve küreyi beraberce koruma... Bu bir yarıştır. Türkiye, kendisini böyle bir dünyaya ve böyle bir yarışa göre ayarlamak mecburiyetindedir.

Avrupa Birliğiyle ilişkilerimizi tam üyelik hedefi doğrultusunda geliştirmeliyiz. Avrupa Birliğiyle 1995 yılı sonu itibariyle gerçekleştirileceği düşünülen gümrük birliğini ertelemek yönünde ortaya atılan istekler vardır; bunları doğal karşılıyorum; fakat, bunları uygun bulmadığımı ifade etmeliyim. Türkiye'nin, elbette, karşılıklı şartlar dikkate alınmak kaydıyla dahil olacağı adil bir gümrük birliğinden sayısız yarar bulunduğunu düşünüyorum.

Avrupa ile bütünleşme, Avrupa'nın kalkınmışlık seviyesini yakalama anlamındadır. Kendi kimliğimizi, kültürümüzü, manevî ve moral değerlerimizi muhafaza ve onları zenginleştirme hedefinden vazgeçecek değiliz. Avrupa'nın kalkınmışlık seviyesine ulaşma, çağdaş uygarlık seviyesidir, büyük Atatürk'ün tarif ettiği hedeftir; onu yakalamış olacağız ve böylece de bir büyük hayal gerçekleşmiş olacaktır.

Bosna-Hersek' te büyük bir insanlık dramı cereyan etmiş ve uygarlık, maalesef, buna seyirci kalmıştır.

Kıbrıs Türk Halkının, eşit kurucu olarak Ada'nın geleceğini belirlemekte eşit söz hakkı olduğu dikkate alınmadan yapılan tam üyelik müracaatı, Kıbrıs Türk toplumunun ve Türkiye'nin de taraf oldukları Kıbrıs ile ilgili uluslararası antlaşmalara aykırıdır; bu antlaşmaların gözettiği hassas dengeleri bozar niteliktedir. Ciddî etkileri ve sonuçları olabilecek bu durumun uluslararası camia tarafından dikkate alınmasını bekliyoruz.

Türkiye, sivil ve örgütlü bir toplum olma yolunda hızlı bir gelişme içindedir. Rejimin istikrarı bakımından, örgütlü toplumu çok önemsediğimi ifade etmeliyim. Böylece, vatandaş, hem beldesinin hem ülkesinin hem de dünyanın sorunlarına daha çok sahip çıkacak ve daha çok vatandaş olacaktır.

Sorunlar ne kadar zor ve karışık olursa olsun, rejime olan inanç sürdürüldüğü ve bunun gereği olan sabır gösterildiği takdirde, çözüme ulaşıldığı görülecektir.

Sahip olduğumuz sistemin ikincisi yoktur, vazgeçebilme seçeneği mevcut değildir. Bunun için, arızaları giderme, sistemi ayakta tutma, eskitmeme, ona olan inancı koruma, herkesin sorumluluğudur.

48 senedir, çeşitli bunalımlara rağmen yaşatmayı başardığımız çokpartili siyasî sistem, çağdaş dünyanın uyguladığı rejimdir. Sistemin temel kurumları, hür seçim, hür parlamento, hür yargı, hür basın, hür sendika, hür meslek kuruluşları ve hür üniversite, ülkemizde mevcuttur ve işlemektedir.

Her şey herkesin gözü önünde cereyan etmekte, her şey yazılabilmekte, her şey söylenebilmektedir... Hak arama yolları ardına kadar açıktır. Temel insan hakları, herkes için -eşitlikle- mevcuttur ve herkes birinci sınıf vatandaştır. Din ve vicdan hürriyeti, temel haklar meyanındadır ve korunmaktadır.

Türkiye'de, hem hürriyet olmalı hem huzur ve güven olmalı hem de aş-ekmek olmalıdır. Üçü de olmalıdır ve aynı zamanda olmalıdır. Birisinin diğerine tercih edildiği hallerle karşılaşılmalıdır. Aynı zamanda, devlet yönetilebilmeli, bütün organları işleyebilmelidir. Sokak, devleti aşmamalı, devletin demokratik otoritesi mevcut olmalı, otorite cinsine bakılmaksızın, kişi tarafından, ülkenin insanı tarafından ne cins olursa olsun, aranır hale gelmemelidir.

Ülke, bütün sorunlarını, olumsuz tartışmalarını tasfiye etmeye çalıştığımız arayışlara gerek olmaksızın, demokratik kurallar içerisinde kalarak çözebilmelidir.

Türkiye, yakın geçmişte, bölünme, parçalanma korku ve endişesi içine sürüklenmiş, meydana gelen bu ortamda, demokratik hak ve hürriyetlere sahip çıkılıp, demokratik otorite korunmak yerine, rejim askıya alınmış, militer otorite, yönetimi ele almıştır ve l982 Anayasası, devlete disiplin getirmeyi demokrasinin önünde tutmuş, sınırsız hak ve hürriyetleri, yönetilebilir devlet kavramıyla sınırlamıştır. Halkın yüzde 92'si de bu Anayasaya "evet" oyu vermiştir. Buna rağmen, yeni ve çağdaş bir anayasaya Türkiye'nin sahip olması kaçınılmazdır.

Yargı organına sahip çıkılmasını istiyoruz. Eğer yargı organına sahip çıkılmazsa, yani yargı organı yasaları uygulamaktan dolayı eleştirilir ve kınanırsa, o zaman, devleti işletme imkânımız olmaz. Onun içindir ki, kuvvetler ayrılığına dayalı sistemde, her kuvvet ayrı ayrı fonksiyon da yapsa, rejimi koruma açısından hepsinin birbirleriyle irtibatları vardır.

Teröristler, örgütlü bir biçimde, çok iyi silahlanmış olarak, daha çok güneydoğu bölgemizin dağlarına yerleşmiş olup, seri cineyetler işlemişlerdir ve işlemeye de devam ediyorlar. Yolları kesmişlerdir; mezraları, köyleri, karakolları basmışlardır; beş aylık çocuğu öldürmüşlerdir, eli hamurlu yetmişlik kadını öldürmüşlerdir; devletin polisini, askerini, öğretmenini, din adamını kurşunlamışlardır; sivil ve devlet görevlisi masum insanları şehit etmişlerdir. Bu halen devam ediyor.

Yapılmak istenen nedir? Hiç kimse aldanmasın, başkasını da aldatmasın; bunu herkese birden söylüyorum; Türkiye parçalanmak isteniyor. İçeride ve dışarıda cereyan eden olay, doğrudan doğruya, bir Sevr modeli... Hiç kimse bunun dışında bir şey düşünmesin.

Geçen 10 senede 2 682 güvenlik mensubumuz şehit olmuştur, 3 299 vatandaşımız şehit olmuştur ve bu cinayetleri işleyen 6 790 kişi de hayatını yitirmiştir. Ölenler de, öldürenler de, öldürülenler de bu ülkenin insanlarıdır.

Birçok kere tekrar ettim, birçok kere söyledim, yine huzurunuzda söylüyorum; Türkiye Cumhuriyeti Devletinin hakkından gelemezsiniz; bu mümkün değildir. Gelin, Türkiye Cumhuriyeti Devletiyle uğraşmayı bir kenara bırakın, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin adaletine teslim olun. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, ülkenin her köşesinde, avuç içi kadar olan yerinde hukuku sağlayacak güce sahiptir ve sağlayacaktır.

Bugün yine buradan bir çağrıda bulunuyorum: Gelin, gelin, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin adaletine teslim olun. Çıkamazsınız işin içerisinden. Hem haksız yere kan döküyorsunuz hem kendi kanınızı döktürüyorsunuz...

Gelibolu Millî Parkımızı, bizim için bir destan olan Çanakkale Destanından ruh alacak şekilde bir dünya barış mekânı haline getirmeliyiz. Burada, 283 bini başka ülkelerin, 250 bini bizim olmak üzere, 19 ilâ 25 yaş arasında 533 bin genç insan yatmaktadır. Gelibolu Millî Parkını bir barış ziyaretgâhı haline getirme zamanı gelmiştir.

Devlet, ekonominin içinden çekilmeli -hemen yarın olacak iş değil bu; ben hedef söylüyorum- yönetici ve yönlendirici fonksiyonlarını bırakmalı; sadece düzenleyici olmalıdır.

Türkiye'nin, teşebbüs gücünden, kişinin potansiyelinden azamî şekilde faydalanması gerekmektedir; bunun altını çiziyorum. Türkiye'nin en büyük gücü, Türk vatandaşının kabiliyeti, potansiyelidir.

Devlet, savunma, huzur ve güven, adaletin dağıtılması, eğitim, sağlık, sosyal güvenlik ve sosyal adalet ile altyapı gibi temel fonksiyonlarını daha iyi yapabilmelidir. Onu daha iyi yapabilmesi için öbür taraftan da çekilmesi lazımdır.

Devletin elindeki ticarî ve ekonomik karakterli hizmetlerin tümü, en kısa zamanda özelleştirilmelidir. Ne kadar erken yapabilirsek, ülkemizi o kadar çabuk zenginleştiririz.

Siyasî liberalizm ve ekonomik liberalizm birbirini tamamlar, ikisi beraber büyür, çoğulcu ve etkin toplumu meydana getirir. Siyasette ve ekonomide liberalizm, Türkiye'nin geleceğidir, gücüdür, kudretidir.
 

Konuşma Metni


(23 HAZİRAN 2006)
Geri
sayfa başı
Geldiğiniz sayfaya dönüş

© 1999 - 2006 BELGEnet
belgenet.com sitesindeki metin, resim ve diğer içeriğin hakları saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.