Türkiye'de yaşanan olaylar...
 Ana Sayfalar
BELGENET 
ARŞİV
BELGELER
DOSYALAR
HUKUK
EKONOMİ
KİM KİMDİR
.İlgili Sayfalar
KONUŞMADAN BAŞLIKLAR

DEMİREL'İN TBMM'NİN YASAMA YILINI AÇIŞ KONUŞMASI
Konuşma metni... (1)
1 Ekim 1995
TBMM'nin 19. Dönem  5. Yasama Yılı, 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in konuşmasıyla açıldı.
 
Cumhurbaşkanı Demirel'in, 19. Dönem 5. Yasama Yılı'nın açılışı dolayısıyla TBMM Genel Kurulu'nda yaptığı konuşma: 
(1 Ekim 1995)

Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin Sayın Başkanı,

Değerli Milletvekilleri,

Ekranları başında bu toplantıyı takip eden sevgili vatandaşlarım,

Hepinizi sevgi ve saygı ile selamlıyorum.

1995-96 Yasama Yılının milletimize, memleketimize, Meclisimize hayırlı uğurlu olmasını, Cenab-ı Allah'tan niyaz ediyorum.

Bu vesile ile, yüce Meclise yeni yasama yılında yapacağı değerli çalışmalarda başarılar diliyorum.

İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesinin 50'nci yılı bu sene anılmıştır.

22-24 Ekim'de Birleşmiş Milletler'in kuruluşunun 50'nci yılı kutlanacaktır. Bu 50 yıl içerisinde, -yerel savaşlar dışında- barış korunabilmiştir. Buna rağmen, dünyanın güvenlik sistemi, Avrupa'nın güvenlik sistemi, bilhassa Bosna-Hersek olayı dolayısıyla tartışılır hale gelmiştir. Dünyanın ve Avrupa'nın yeni bir güvenlik sistemine ihtiyacı kesindir.

Bu 50 yıl zarfında Türkiye, çok partili demokratik hayatı yaşam tarzı olarak seçmiş ve çeşitli denemelerden sonra bugüne gelebilmiştir.

Bugün ülkemizde demokrasinin bütün kavramları vardır; bu kavramlar üzerine kurallar konulmuştur, bu kavram ve kuralların gerektirdiği kurumlar vardır ve bunların hepsi işlemektedir. Bütün sorunların çaresi buradan aranacaktır. Her şeyin başında, milletimizin hür iradesinin neticesi olan yüce Meclisimiz görevinin başındadır. Demokrasinin kalbi olan yüce Meclisimizin, ülkenin bütün sorunlarına en doğru çareleri bulacağından hiç kimsenin şüphesi olmamalıdır.

Demokrasimizi iyileştirme, standardını yükseltme için girişilen gayretler sürdürülmektedir.

1982 Anayasasında bu maksatla önemli değişiklikler yapılabilmiştir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde mevcut bütün siyasi partileri ve değerli üyeleri tebrik ediyorum.

Demokrasimize daha çok nitelik, vasıf kazandırmak, devletimizi daha iyi işletmek için bir çok gayretler sarf edilmiş ve önemli yasalar çıkarılmıştır. Meclisimiz denetleme görevini de gayretle sürdürmüştür.

Anayasa'nın değişen maddelerinin uygulama kanunları ile, yeni bir seçim kanunu, yargının çabuklaştırılması, eğitim ve üniversitede reform, yerel yönetimlerle merkezi yönetim arasındaki yetki ve sorumluluk dengelerinin yeniden ayarlanması, sağlık hizmetlerinde reform yapılması, önümüzdeki yasama yılında Meclisimizin gayret ve himmetlerini beklemektedir.

184 dünya ülkesi içerisinde;

Nüfus itibarı ile 16’ncı
Toprak itibarı ile 32’nci ve
Gayri Safi Milli Hasıla itibarı ile 20’nci sırada
olan Türkiye, bir büyük devlettir, bir büyük dünya devletidir. Çok önemli bir konuma sahiptir. Barışçıdır. Sorunları vardır. Zaten sorunu olmayan ülke yoktur. Ancak, bu sorunların üstesinden gelebilecek gücü ve niyeti vardır.

Etrafımıza bir bakarak konuşmama devam etmek istiyorum:

Türkiye, dünyada ve bölgesinde güçlü, dünyayla her alanda bütünleşen, kendisine saygı duyulan ve kendine güvenen, ağırlığı ve etkinliği ile barış ve istikrarın güvencesi olan, dostluğu ve işbirliği aranan bir ülkedir. Atatürk'ün koyduğu barışçı ilkelere dayanan Türk dış politikasında atılan her adım, bu görüntüyü yaşama geçirmeye yöneliktir.

Türkiye, dünya üzerinde çok özel bir konumda bulunmaktadır. Bizim geniş olduğu kadar, sorunlar, çatışmalar ve istikrarsızlık içeren bir coğrafyada yaşadığımızı hiçbir zaman gözardı etmiyoruz ve bu özel coğrafyanın gerektirdiği bir dış politikayı devletimiz uygulamaya çalışmaktadır. Siyasal barış ve güven ortamının; insanların esenlik ve huzurunu sağlamanın, çeşitli sorunlarla boğuşan bölgemizde siyasi, ekonomik işbirliği potansiyellerini harekete geçirmek ve refahı yaygınlaştırmakla mümkün olabileceğine inanıyoruz. Bu sebeple, gayretlerimiz, küresel ve bölgesel planda barış ve güvenliğe katkıda bulunmaya yönelmektedir. Soğuk Savaşın sona ermesi sonrasında ortaya çıkan tarihi fırsatları en iyi şekilde değerlendirmeye matuf işbirliği şemalarında, Türkiye yine bu sebeple öncü bir rol oynamaktadır. Türkiye'nin bir model olma vasfını kazanmış bu olağanüstü konumu, kendi alınterimizle kazandığımız en değerli bir üründür ve Cumhuriyetimizin kazanımları üzerine oturmaktadır. Türkiye, bu konumunu, hem kendi ulusumuzun hem de bölgemizdeki ulusların barış ve esenlik içinde yaşamasının güvencesi olarak görmektedir.

İşte bu görünüm dahilinde yeni asrın Türkiye'sini, herkes; bölgesel zenginliklerini entegre olduğu Avrupa'ya taşıyan; küreselleşme olgusunu ileri götüren ve küreselleşme hareketinde belli başlı bir aktör olarak ortaya çıkan, nihayet, kalkınma ve işbirliği hamlelerinde barıştan yana ve öncü bir ülke olarak görüyor.

Bu bakış gerçekleşme yolundadır. Balkanlar'dan Orta Asya'ya kadar Türkiye'nin önünde yeni ufuklar açılmış, Türkiye yepyeni işbirliği imkanlarına ve dayanışmalara kavuşmuştur. Bu anlayışla Türkiye, dışarıya daha fazla açılıyor, coğrafi uzaklığın artık önemi olmadığı günümüz dünyasında, Uzakdoğu'dan Latin Amerika'ya kadar uzanan geniş bir yelpaze içinde yeni dostlar, yeni pazarlar ve yeni ilişkiler kurmaya çalışıyor. Kısaca, bir dünya devleti olma yolunda hızla ilerliyor.

Ulaştığımız noktadan daha ileriye gitmek kendi elimizdedir. Bu büyük hedef, birlik ve beraberlik, demokrasi ve hoşgörü içerisinde gerçekleştirilecektir. 2000'li yıllarda Türkiye daha müreffeh, daha zengin, daha güçlü bir devlet olacaktır. Yeni yüzyılın medeniyet oluşumları içerisinde kendisine en saygın bir yeri de mutlaka edinecektir.

Sayın Milletvekilleri,

Türkiye, dış politikadaki her adımını bu geniş perspektif içerisinde değerlendirmeye devam etmelidir. Türkiye ile dostluk ilişkileri içinde olmak herkesin lehinedir. Türkiye'nin temel çıkarlarına zarar vermeyi hedef haline getirenler ise, bunun bir bedeli olduğunu hatırda tutmalıdırlar. Bilhassa, terör örgütlerine müsamaha göstermeyi, hatta onlara arka çıkmayı uzunca bir süreden beri bir politika aracı haline getirmiş olan çevrelerin, bu hususun farkında olmaları gerekir. Unutulmamalıdır ki, ki, nifak ve zulüm tohumları ekenler, tarih boyunca, eninde sonunda bunun bedelini ödemişlerdir. Türkiye'nin düşmanlığının değil, dostluğunun aranması gerektiğini buradan bir kez daha hatırlatırım.

Dünyanın en sorunlu bir bölgesindeyiz. Ve Allah'a şükür ki, Türkiye'miz bir barış ve istikrar adası olarak duruyor.

Etrafımıza biraz daha yakından bakalım, etrafımızda neler oluyor!

Ortadoğu'da tarihi bir dönem yaşıyoruz. Önemli gelişmelere tanık oluyoruz. Barış Sürecinde büyük açılımlar yaşanmaktadır.

Türkiye, Filistin sorununda ve Arap-İsrail uzlaşmazlığında bütün tarafların meşru hak ve çıkarlarını gözeten dengeli bir tutumu izleyegelmiştir. Türkiye, bölgede genel ve kalıcı barışın tesis edilmesinin, bölgenin istikrarının yanı sıra, bölgenin ekonomik kalkınmasına da çok önemli katkılarda bulunacağına inanmaktadır. Bu çerçevede, çok özel yakınlığa sahip olduğumuz bölge ülkeleriyle ilişkilerimizi, daha da geniş bir perspektif içinde geliştirmeye büyük önem atfediyoruz.

Ortadoğu'da kalıcı ve kapsamlı bir barışın sağlanması ve refah ve kalkınma yollarının bulunması çabalarına aktif bir şekilde destek vermeye devam etmeliyiz. Ekonomik istikrar ve refaha giden yolun barıştan geçtiğini biliyoruz. Bunu herkese söylüyoruz. Bu kapsamda, Barış Sürecinin başarıya ulaşması neticesinde ortaya çıkacak yeni fırsat ve imkanların, bölgenin dünya ile bütünleşmesine de katkıda bulunacağını düşünüyoruz. Türkiye, bu hususta çok önemli bir rol oynayacak zengin bir tecrübe birikimine ve kapasiteye sahiptir.

Bu sebeple, Türkiye, Filistin'in İsrail ile imzalamış olduğu tarihi nitelikteki İlkeler Bildirgesi'ni ve Kahire Uygulama Anlaşması'nı memnuniyetle karşılamış, İsrail ile Ürdün arasında imzalanan Barış Antlaşması'ndan da memnuniyet duymuştur. Nihayet, birkaç gün önce Washington'da İsrail ile Filistin arasında imzalanan anlaşma da, Barış Sürecinde tarihi bir adım teşkil etmiştir.

Bütün tarafların şu anda tarih sahnesinde ortaya çıkan altın fırsattan yararlanmalarını ve BM Güvenlik Konseyi'nin ilgili kararları doğrultusunda sorunlara acil çözümler bulma konusunda esnek ve pratik tutumlar takınmalarını tavsiye ve temenni ediyoruz.

Ne var ki, Barış Sürecinde nazik bir dönemden geçilmektedir. Kuşku duyanların varlığına karşın, sürecin tam anlamıyla canlı tutulmasına çalışılmalıdır. Bu hususta herkes üzerine düşen tarihi sorumluluğu üstlenmelidir.

Netice itibariyle, önümüzde tüm bölge ülkeleri için gerçekten çok değerli bir fırsat bulunmaktadır. Bu fırsatın kaçırılmaması gereklidir. Gelişmeler, belki arzu edilen süratte ilerlememektedir. Ancak, önemli olan nihai barışa adım adım ve kararlı bir şekilde ulaşılmasıdır.

Diğer taraftan, Irak ile ilgili gelişmeleri de çok yakından ve dikkatle izlemekteyiz. Irak'a uygulanan ambargonun Irak halkı için yarattığı güçlükleri ve çekilen acıları biliyoruz. Bu acıların sona ermesi için Irak'ın Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarını yerine getirmesi gereklidir. Irak'ın egemenliğinin ve toprak bütünlüğünün korunması, bölgesel istikrar açısından hayati önem taşımaktadır. Biz, Irak topraklarında yaşayan tüm halkların, bu komşu ülkenin kalkınmasına kendi katkılarını getirebilecekleri bir ortam yaratılmasını arzu ediyor ve tüm Irak vatandaşlarının temel hak ve özgürlüklerini kullanmalarını ve iyi birer vatandaş olarak çağdaş bir yaşam idame ettirmelerini istiyoruz.

Türkmen kardeşlerimizin refahı ve selameti ile de yakından ilgileniyoruz. Irak'ta oluşmasını temenni ettiğimiz istikrar ortamında Türkmen kardeşlerimizin de çok önemli bir katkısı olacaktır.

Değerli Milletvekilleri,

Yıl boyunca Bosna-Hersek'te hepimizin yüreğini parçalayan hadiselere şahit olduk. Bütün ikazlara rağmen, uluslararası toplumun geçen 4 yıldır sürdürdüğü kararsızlık, çaresizlik, şaşkınlık ve etkisizlikten istifade eden Sırplar, insanlık aleminin gözleri önünde, uluslararası meşruiyeti ve BM Güvenlik Konseyi kararlarını hiçe saydılar, ayaklar altına aldılar. Böylece, İkinci Dünya Savaşı'ndan beri işlenen en büyük insan hakları ihlallerine ve insanlık ayıplarına göz yumuldu. Bunun vebalini, dökülen kandan, yerlerinden, yurtlarından olan masum insanların çektikleri ıstıraptan doğrudan doğruya sorumlu bulunan Sırplar kadar, onların bu hareketine göz yumanlar da taşıyacaktır.

Ancak, Eylül başında bölgede vuku bulan gelişmeler ve NATO'nun etkili müdahalesi, yıllardır süren bu trajediye son verilmesi imkanını ortaya çıkartmış ve Amerika Birleşik Devletleri bir barış inisiyatifi başlatmıştır. Bu çerçevede Türkiye, Boşnak kardeşlerimizin yaralarının sarılmasına yardımcı olmaya devam edecek ve bölgede adil ve kalıcı bir barışın tesisi yolundaki yoğun çabalarını sürdürecektir.

Bugün geriye dönüp baktığımızda, Türkiye'nin, eski Yugoslavya'nın dağılma süreci içine girdiği andan itibaren bulunduğu ikazlarda ne yazık ki haklı çıktığını görüyoruz; keşke haklı çıkmasaydık. Gerçekten, ikili olsun, çok taraflı olsun, her forum ve platformda, her düzeyde Balkanlar'ı tehdit altına sokan saldırganlığın ne surette olursa olsun önlenmesi gerektiğini defaatle dile getirdik. Bugün de Bosna-Hersek'in varlığını; mevcut sınırları içinde, egemen ve uluslararası toplumun eşit üyesi olarak sürdürmesine dayanan kalıcı bir çözüm bulunması yönündeki çabaları, etkinlikle desteklemeye devam edeceğiz. Türkiye, aynı zamanda, Bosna-Hersek'te yaraların sarılmasına, ülkenin yeniden imarına her türlü katkıda bulunmaya da hazırdır.

Son olarak İKO üyesi ülkelerin Bosna-Hersek'e destek olmak yönündeki çalışmalarını memnuniyetle karşılıyor, bu forumda etkin ve öncü rolümüzü sürdürüyoruz.

Türkiye'nin barışın tesisi yolunda önemli bir rol oynadığı ve bu rolü devam ettireceği muhakkaktır. Kendisiyle çeşitli görüşmelerimde Sayın İzetbegoviç ve çalışma arkadaşlarında gördüğüm büyük morali ve haklı mücadelelerini sonuna kadar sürdürme kararlılığının, beni çok etkilediğini ifade ederek dile getirmek istiyorum.

Kimsenin, Türkiye'nin, zor günlerinde daima bu acılı ülkenin yanında yer almış olduğundan ve bunun böyle devam edeceğinden şüphesi olmaması gerekir. Barış ve istikrarın tesis edilmesini, bölgede yaşayan bütün halkların geleceğinin ve temel hak ve özgürlüklerinin güvence altına alınmasını hedefleyen siyasetini Türkiye sürdürmelidir.

Netice itibariyle, bugün, Bosna-Hersek'te, dolayısiyle Balkanlar'da barışın tesisi yolunda önemli bir dönem noktasına gelinmiştir. Daha çok mesafe vardır, bu mesafe katedilmelidir. Ancak sağduyu, uzlaşma ruhu ve sabırla, bu doğrultuda adım adım ilerleneceğine ve bu talihsiz ülkenin aydınlığa kavuşacağına inanıyoruz.

Kafkasya'nın barış ve istikrarı, Türkiye için çok büyük önem taşımaktadır. Bu anlayışla, Türkiye Azerbaycan ve Gürcistan ile birlikte Ermenistan'ı da ayrım gözetmeksizin aynı tarihte tanımıştır. Azeri-Ermeni uyuşmazlığının barışçı yoldan çözümü için oluşturulan, üyesi olduğumuz AGİT/Minsk Grubu'nun faaliyetlerinde etkin bir şekilde yer alıyoruz.

Türkiye, kardeşi Azerbaycan'ı haklı davasında daima destekleyecektir.

Ermenistan ile ilişkilerimizin geliştirilebilmesi ise, Ermenilerin işgal ettikleri Azeri topraklarından çekilmelerine bağlıdır. Ermenistan'ın bu doğrultuda atacağı adımlar olumlu bir şekilde değerlendirilecektir. Ermenistan işgal ettiği toprakları tahliye ederek, 1 milyon 400 bin göçmenin evlerine dönmelerine, haklı ve şerefli bir çözüme razı olduğu takdirde, Türkiye ile Ermenistan arasında iyi komşuluk ve işbirliği ortamı da yaratılmış olacaktır. Bunu müteaddit defalar Ermeni liderlerine duyurduk ve duyurmaya da devam edeceğiz.

Abhaza-Gürcü, Gürcü-Oshetya ihtilafı da, Kafkaslar'da önemli rahatsızlıklara sebep olmuştur.

Kafkaslar'daki barış, fevkalade önemlidir. Çünkü, yüz seneden fazla süre sonra Kafkaslar'da yeni devletler kurulmuştur ve bu devletler bağımsızdır. Bu bağımsızlığın değerini iyi bilmeleri, kendi açılarından fevkalade önemlidir, bizim açımızdan da fevkalade önemlidir. Türkiye'nin, Kafkaslar'da barış olması halinde Orta Asya'ya geçebilmesi daha kolaylaşacak, Orta Asya'nın Türkiye'ye, Türkiye üzerinden Avrupa'ya geçebilmesi imkan dahiline gelecektir.

Kafkasya'daki barışın bir an evvel tesisini, bölgenin bütün ülkelerinin yararına sayıyoruz.

Türkiye'nin Gürcistan ile çok iyi münasebetleri vardır. Sarp Kapısı'na ilaveten, Türkgözü Kapısı açılmıştır.

Aktaş Kapısı'nın açılış hazırlıkları yapılmaktadır.

Ermenistan ile Türkiye arasındaki münasebetlerin Azerbaycan'daki duruma bağlı olarak düzelmesi neticesinde, Kars'ta Doğu kapısı da açılacaktır. İşbirliği ve karşılıklı bağlılığın artırılması, ortak menfaatlerin doğru teşhis edilip çağdaş refah düzeyine doğru elbirliği ile hareket edilmesi, bu sorunların ortadan kaldırılmasını sağlayacaktır.

Çeçenistan'da cereyan eden kanlı olaylar bizleri derin üzüntüye sevketmiştir. Sorunun, varılan mecraya girmeden, diyalogla, uzlaşma ruhuyla ve barışçı bir yaklaşımla çözümünü temenni ederdik. Nitekim, Başkan Yeltsin'e olayların henüz başında, 17 Aralık 1994'de gönderdiğim mesajda, Çeçenistan sorununun, Rusya Federasyonu'nun toprak bütünlüğü çerçevesinde kansız bir şekilde çözümü için çağrıda bulundum. Bugün bölgede sükün avdet etmiştir. Ancak, bedeli, can ve mal kaybı bakımından çok ağır olmuştur. Umalım ki, kesin sonuca varsın.

Şimdi önemli olan, diyaloğun hakim olduğu bir ortamda taraflar arasında varılan anlaşmanın uygulanması ve Çeçen kardeşlerimizin yaralarının sarılmasıdır. Türkiye daha şimdiden, Çeçenistan'ın yeniden imarı ve Çeçen halkının selameti için elden gelen yardımı esirgemeyeceğini beyan etmiştir.

Karadeniz'in karşı kıyılarındaki komşumuz Moldova'nın topraklarında, ulusal benliklerine, dillerine, kültürlerine asırlarca sıkı sıkıya sarılan Gagoğuz halkı, Avrasya'ya yayılan Türk Dünyasının oluşturduğu zincirde sağlam bir halka ve Türkiye ile Moldova arasında sağlam bir dostluk köprüsüdür. Gagoğuz kardeşlerimiz ile Moldova yönetimi arasında uzlaşı, iyiniyet ve sağduyulu bir yaklaşımla bu yıl içinde gerçekleşen özel statü anlaşması takdire şayan ve örnek bir olgudur. Osmanlı İdaresinin (Bucak beldesi olan) Gagoğuz Yeri'nin idari sınırlarının halkoylaması neticesinde belirlenmesiyle, bu kardeşlerimizin anayurtlarında huzur içinde yaşayacaklarına, kimliklerini güven içinde devam ettireceklerine ve Moldova'nın kalkınmasına ve refahına gereken katkılarda bulunacaklarına inanıyoruz. Biz de, Moldova ile tesis edilen yakın dostluk ilişkilerinden ve Gagoğuz halkına olan gönülden bağlarımızdan esinlenerek bu ülkeye Türkiye'nin imkanları ölçüsünde yardımcı olmaya devam etmeliyiz.

Aynı coğrafi bölgede Türkiye ile Ukrayna arasındaki ilişkilerde güçlü bir bağ oluşturan Kırım Türk halkına da desteğimizi sürdürmekteyiz. Tarihte maruz kaldıkları zor koşullara karşı kahramanca göğüs geren Kırım Türkleri, yumuşama ve hoşgörü sürecine giren dünyamızda hakettikleri uygar ve insan haklarına saygılı ortama kavuşmaktadırlar. Türkiye, Kırımlı Türk kardeşlerinin anayurtlarına dönüşlerinden kaynaklanan iskan sorunlarını ve ekonomik sıkıntılarını gidermek için Ukrayna Hükümeti ve ilgili uluslararası kuruluşlarla işbirliği halindedir. Umudumuz, Kırım Türklerinin de sorumlu birer Ukrayna vatandaşı olarak ülkenin kalkınmasına ve refaha kavuşmasına katkıda bulunmalarını görmektir. Bu yolda her türlü katkıyı yapmaktayız ve yapmalıyız.

Burada bir iki cümle de Ahıska Türkleri için söyleyeceğim. Rusya'nın hemen hemen her tarafına dağıtılmış bulunan Ahıska Türkleri, Türkiye'yi anavatanları olarak görmektedir ve her fırsatta, Orta Asya'nın her bölgesinde, diğer bölgelerde karşımıza çıkmakta, Türkiye'ye dönme arzularını tekrarlamaktadırlar. Türkiye, imkanlarının elverdiği ölçüde Ahıska Türklerine himaye vermeye ve onlara sıcak sinesini açmaya devam edecektir.

Değerli Milletvekilleri,

Değişen dünya şartları muvacehesinde, Türkiye'nin tarihten ve coğrafyadan kaynaklanan varlarını bileştirdiğimizde, Avrasya kıtasının ortaya çıktığı görülmektedir. Avrasya olgusu üzerinde hassasiyetle duruyorum; Adriyatik'ten Çin Denizi'ne kadar uzanan kuşakta, 11 milyon kilometrekare üzerinde aynı kökleri paylaşan 200 milyon insanın tarih, dil, din, kültür gibi ortaklıkları her geçen gün daha belirgin bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Bu bir gerçektir ve bunun kabul edilemeyecek bir tarafı da yoktur. Destanlarımız, şarkılarımız, ninnilerimiz, örflerimiz-adetlerimiz, yediklerimiz-içtiklerimiz, konuştuğumuz dil birdir. Bundan başka birleştirici unsurlar, başka ortaklıklarda görülemez.

Biz hiçbir zaman Avrasya olgusunu siyasi hesaplar güderek bir nüfuz sağlama aracı olarak görmemekteyiz. Amacımız, bağımsızlığına yeni kavuşan ve yıllardır uzak kaldığımız kardeşlerimizin kendi ayakları üzerinde durmalarına ve uluslararası toplum içinde her bakımdan saygın birer üye olarak hakettikleri yerlerini almalarına yardımcı olmaktır. Bu yolda bugüne kadar yürüttüğümüz faaliyetler bunu kanıtla maktadır. İşadamlarımız ve müteahhitlerimiz buralarda hizmet görmekte, haberleşme ve ulaşım ağları kurulmakta, imkanlar ölçüsünde krediler verilmekte, okullar açılmakta, burslar verilmekte, tarihi ve kültürel eserler onarılmakta, ezcümle, bu kardeş ülkelerin kalkınma ve istikrar hamlelerine Türkiye çok geniş bir şekilde destekte bulunmaktadır.

Türkiye, köklü demokratik gelenekleriyle, serbest pazar ekonomisi uygulamasında edindiği birikimlerle, çağdaş dünyayı anlamış büyük bir devlet olarak bu ülkeler için bir ışıktır, bir penceredir. Bu ülkelere yön verme imkanına da en iyi bir şekilde sahiptir. Bunların dünya ile bütünleşmeleri için ideal bir köprü konumundadır -yön vermeyi bu anlamda kullanıyorum-. Bu bakımdan da, ayrıca, üçüncü ülkelerle her türlü ortaklığa da hazırdır. Kardeşlerimizin bu fırsatlardan yararlanmaları da son derece doğaldır.

Nitekim, yıl içinde Avrasya bölgesinde yer alan ülkelerle bulunduğumuz faaliyetlere bakılacak olunursa, gıpta edilecek bir durum görülecektir. En üst düzeyde karşılıklı ziyaretler yoğun olarak gerçekleştirilmiştir. Zirveler düzenlenmiştir. Uluslararası platformda buluşulmuştur. Ekonomik, ticari ve kültürel alanlarda yüzden fazla anlaşma aktedilmiştir. İstişareler yapılmış, karşılıklı dertleşilmiş, bayram mutlulukları paylaşılmıştır.

Burada önemli olan, Avrasya olgusunun kendiliğinden ortaya çıkmasıdır. Yani, gönüller kendiliğinden birleşmiştir. Bu gönülden kaynaklanan bağlarımızı güçlendirmeye ve açılan yeni ufukları yapıcı amaçla karşılıklı olarak değerlendirmeye devam edeceğiz, etmeliyiz. Zira, mevcut işbirliği potansiyelini harekete geçirmemiz, halklarımızın karşılıklı refahına, esenliğine ve dolayısıyla huzuruna hizmet etmektedir. Bu da, bölgemizde ve dünyamızda barış ve istikrara toplu halde yaptığımız küçümsenmeyecek bir katkı olarak görülmelidir.

Sayın Milletvekilleri,

PKK terör örgütü Kuzey Irak'ta sınırlarımıza bitişik kurtarılmış bir şerit ilan etmek üzereyken, Silahlı Kuvvetlerimiz, Irak'ın toprak bütünlüğünün korunması ve sivil halka zarar verilmemesi ilkelerine dayanan, kararlı bir harekatı gerçekleştirilmesine ve bu harekata katılan birliklerin büyüklüğü, harekattan bir an önce sonuç alınmasını sağlayacak ölçüde tutulmuştur. Buradaki amaç, aynı zamanda, mevcut koşullar altında Kuzey Irak'a hükmedebilen bir otoritenin yokluğu karşısında, terör örgütünün istifade imkanı bulduğu tesis ve silah depoları gibi altyapıyı imha etmek olmuştur. Bir kolorduya yetecek çapta silah, tonlarca yiyecek malzemesinin yanı sıra, büyük miktarda uyuşturucu da ele geçirilmiştir. Türkiye, bu bölgeden topraklarına karşı saldırılar gerçekleştirilmesine ve Kuzey Irak'ın teröristlerin üssü haline getirilmesine müsaade edemezdi ve yine de müsaade edemez.

Kuzey Irak'taki otorite boşluğu, çok büyük kargaşaya sebep olmuştur. Konunun enternasyonalize olması ve bölgenin daha çok rahatsız edici bir duruma itilmesi endişeleri mevcuttur. Bu endişeler muvacehesinde gelişen durum, devletimiz tarafından, parlamentomuz tarafından fevkalade yakından takip edilmekte ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin bütün etkinliği kullanılarak gerekli müdahaleler yapılmaktadır.

Sayın Milletvekilleri,

Kıbrıs sorununun çözümü, adada yaşayan iki ulusal toplumun, siyasi eşitlik ve egemenlik hakları üzerine bina edilmeli, iki toplumlu, iki kesimli bir düzen esas alınmalı, Türkiye'nin hukuki ve fiili garantisi devam etmelidir.

Kıbrıs sorunu bir çözüme ulaştırılmadan Kıbrıs'ın Avrupa Birliği üyeliği konusunun gündeme getirilmesi de, sorunun halline yardımcı olmamaktadır. Bugün Kıbrıs'ta gündemi, Avrupa Birliği üyeliği değil, nasıl bir çözüme ulaşılacağı oluşturmalıdır. Dolayısıyla, bu yönde çaba sarf edilmelidir. Karşılıklı güven ortamının yaratılması için Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin önerdiği Güven Arttırıcı Önlemlerin uygulanması çözümü kolaylaştırabilecektir.

Kıbrıs davası Türkiye için ulusal bir davadır. Türkiye Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne desteğini her alanda kararlılıkla sürdürmelidir. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin karşılaştığı ekonomik sorunların aşılmasına ve Türkiye ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti arasında mevcut yakın işbirliğinin daha da derinleştirilmesine yönelik gayretlerimiz devam ettirilmelidir.

Yunanistan ile ilişkilerimiz, dış politikamız içinde kendine özgü bir önem ve önceliğe sahiptir. Ülkelerimiz arasındaki sorunları komşuluğun tabii sonuçları olarak kabul eden Türkiye, bu sorunların üstesinden iyiniyetli, barışçı yöntemlerle gelinmesi için mümkün olan her çabayı sarf etmiştir. Aynı zamanda, Lozan dengesinin korunmasına da büyük bir önem atfetmiştir. Çeşitli sorunların yanı sıra, Ege Denizi'nden kaynaklanan anlaşmazlıklar mevcuttur. Bu anlaşmazlıkların nedenini, Yunanistan'ın Ege Denizi'ni bir Yunan gölü olarak algılayan yaklaşımı oluşturmaktadır. Ege Kıta Sahanlığı, Türkiye ile Yunanistan arasında sınırlandırılmamıştır ve iki ülke arasında Ege Denizi'nden kaynaklanan sorunların hepsi birbiriyle yakından ilgilidir. Esasen, Türk-Yunan sorunları, ilişkilerimiz çerçevesinde bir bütün teşkil etmektedir. Biz, bu sorunların bir bütün olarak ele alınmasını ve müzakereler yoluyla iki ülke arasındaki temel dengeyi gözeten siyasi çözümler aranmasını en akılcı yöntem olarak görüyoruz. Hedefimiz, diyalog kanallarını açık tutmak ve bu yolda ileri adımlar atmaktır.

Türkiye, Batı Trakya'daki Türk azınlığının anlaşmalardan kaynaklanan haklarının korunmasından Ege Denizi'ndeki sorunlara kadar Yunanistan ile ilişkilerinde milli menfaatlerine ve güvenliğine zarar verecek her türlü oldu bitti, emrivaki, "fait accompli" -anlaşılacak şekilde söylüyorum, herkes anlasın diye- ile Türkiye'yi kimse karşı karşıya koymamalı, iki ülke arasında hak ve çıkar dengelerini gözeten bir müzakerenin gereğine samimiyetle inanılmalıdır.

Değerli Milletvekilleri,

Dört Türk vatandaşının Ağustos ayında Suudi Arabistan'da uyuşturucu madde kaçakçılığı nedeniyle ardarda idam edilmeleri, tüm Türk kamuoyunu derinden etkilemiş ve üzüntüye sevketmiştir. Bu konudaki hissiyatımızı en yüksek düzeyde Suudi Arabistan Kralı nezdinde birçok defalar dile getirmiştik.

Suudi Arabistan ile mevcut dostluk ve kardeşlik bağlarımıza karşılıklı olarak büyük önem vermekteyiz. Bu itibarla, halen bu ülkede tutuklu ve hükümlü bulunan vatandaşlarımızın hayatlarının bağışlanmasının ve ülkelerimiz arasında kurulacak etkili işbirliği sayesinde uyuşturucu madde kaçakçılığının önlenmesinin daha etkili ve yararlı bir yol olacağına inanıyoruz. Suudi Arabistan nezdinde bu konudaki girişimlerimizi sürdürüyoruz.

Değerli Milletvekilleri,

Türkiye'nin uyguladığı çok yönlü, çok boyutlu dış politikanın bir boyutu, benzer görüşleri ve idealleri paylaşan ülkeleri bölgesel forumlar etrafında biraraya getirmek suretiyle işbirliği imkanlarını en iyi şekilde değerlendirme hedefidir. Zira, Türkiye, çağımızda uluslararası güvenin arttırılmasının ve barış ve istikrarın sağlamlaştırılmasının ekonomik işbirliği vasıtasıyla başarılabileceğine inanmaktadır. Karadeniz Ekonomik İşbirliği (KEİ), Türkiye'nin ekonomik işbirliği alanında Balkanlar-Rusya-Kafkaslar boyutunu, Ekonomik İşbirliği Teşkilatı (ECO) ise Orta ve Batı Asya boyutunu ortaya çıkarmaktadır. Bu itibarla, Türkiye, Karadeniz Ekonomik İşbirliği'nin 11 üyesi ve Ekonomik İşbirliği Teşkilatı'nın 10 üyesi ile bu iki forum çerçevesinde çeşitli ekonomik işbirliği projeleri üzerinde temaslarını sürdürmeli ve derinleştirmeye gayret etmelidir.

Bu yıl Bükreş'te yapılan Karadeniz Ekonomik İşbirliği Zirvesi, Karadeniz Ekonomik İşbirliği sürecinin kuruluş safhasının sonunu, gerçek işbirliği safhasının başlangıcını gerçekleştirmiştir. Karadeniz Ekonomik İşbirliği, artık altyapısını tamamlamış ve üye ülkeler arasında ekonomik işbirliğini gerçekleştirecek aşamaya varmıştır. Önümüzde özel sektörlerin ön plana çıkacağı uygulama dönemi başlamaktadır. Bu dönemde, özel sektörler hükümetlerin de desteğiyle somut projeler üretme sürecine girecektir. Karadeniz Ekonomik İşbirliği'nin en belirgin özelliği, modelinin, özel sektörlerin girişimciliğine ve dinamizmine dayandırılmasıdır.

Karadeniz Ekonomik İşbirliği sürecine kuruluşundan beri yaptığımız faal katkılarla ve bu bölgesel ekonomik işbirliği girişimine büyük önem atfetmekle, Türkiye'nin çağımızda ivme kazanan küreselleşme süreci içinde saygın bir yer aldığını bir kere daha kanıtlamış bulunuyoruz.

Karadeniz Ekonomik İşbirliği, dünya ortamı ile yeni bütünleşen bölge ülkeleri için ne kadar büyük anlam taşıyorsa, ECO da yeni bağımsızlığına kavuşan Orta Asya cumhuriyetleri için benzer anlam taşımaktadır. ECO dediğimiz Ekonomik İşbirliği, aslında üye ülkeler arasında ekonomik, teknik ve kültürel işbirliğini öngören boyutları aşan, bölgede barış ve istikrara katkıda bulunan bir platform niteliğine de sahiptir. İslamabad'da yapılan son Zirvede bunun en canlı örneğini gördük. Zirve'de yaptığım tüm temaslarda bölgede ekonomik işbirliğinin tam anlamıyla gerçekleşmesi için siyasi istikrarın da gerekli olduğunu vurguladık. Bu meyanda, özellikle istikrar özlemi içinde yaşayan bazı ülkelerde -bu daha çok Afganistan ve Tacikistan'dır- iç barışın bir an önce sağlanmasının, bölgesel işbirliğine büyük katkılarda bulunacağını tekrarladık.

ECO teşkilatını yeniden yapılandırma çalışmalarına da somut katkılarımız olmaktadır. Bu kuruluşun yakın gelecekte daha etkili işbirliğini doğuracak bir şekil alacağına inanıyoruz.

Burada altı çizilecek bir husus, Türkiye'nin gerek Karadeniz Ekonomik İşbirliği'nde, gerek ECO'da üyeleri nezdinde sahip olduğu konumdur. Demokratik, laik, pazar ekonomisini başarılı bir şekilde yürüten ve çağdaş dünya ile bütünleşen dinamik bir Türkiye, birçoğu geçiş döneminin sancılarını çeken bu ülkeler için bir örnek teşkil etmekte ve bir yol gösterici rolünü oynamaktadır. Türkiye, bu işleviyle bölgesel ve uluslararası itibar kazanmakta, barış ve istikrara ilave katkılarda bulunmaktadır. Ayrıca Türkiye, Karadeniz Ekonomik İşbirliği ve ECO çerçevesinde kazandığı bölgesel işbirliği tecrübesini önümüzdeki dönemde büyük bir dinamizme kavuşması beklenen Akdeniz İşbirliği Forumu'na da taşıyabilecektir.

Türkiye, İslam Konferansı Teşkilatı'nın her zemininde fevkalade etkin bir rolü oynamaktadır.

Değerli Milletvekilleri,

Avrupa kuruluşları ile daima yakın ilişkiler içinde olduk; 43 yıldır NATO üyesiyiz. En riskli dönemlerde Batı'nın güvenliğine önemli katkılarda bulunduk.

Avrupa ile bütünleşmiş, ekonomik ve sosyal alanda güçlü, istikrarlı bir Türkiye, çoğulcu parlamenter demokrasi, hukuk devleti ve insan hakları gibi çağdaş değerler ile Doğu'yu kucaklaştıran bir köprü, "kültürler çatışması" teorilerinin panzehiridir.

Türkiye, köklü demokrasi geleneği, laiklik ilkesine bağlılığı ve serbest pazar ekonomisinde katettiği büyük merhale ile, keza dinamik nüfusa ve etkili bir rekabet gücüne sahip olmakla, diğer taraftan uluslararası ve bölgesel çaptaki siyasi ağırlığıyla, bugün Avrupa Birliği üyeliğine aday olan ülkeler arasında en üstün bir konumu haizdir. Bunu görmemek mümkün değildir.

1995 sonunda gerçekleştirilmesi öngörülen "Gümrük Birliği", tam üyelik yolunda önemli bir aşamayı oluşturacaktır. Gümrük Birliği karşılıklı ahdi bir vecibedir. Bu vecibenin yerine getirilmesini bekliyoruz.

Diğer ülkelerde olduğu gibi Türkiye'de de zaman zaman münferit insan hakları sorunlarıyla karşılaşıldığı doğrudur. Ama bu, halkın, parlamentonun ve hükümetin iradesinden kuşku duyma hakkını kimseye vermez. Bazı Batılı ülkelerden zaman zaman ülkemize yöneltilen eleştiriler Türk halkını üzüntüye ve tepkiye sevketmektedir. Cumhuriyet Türkiye'si en ileri uygarlık düzeyine ulaşma yolundaki gayretlerini hiçbir zaman başkaları istediği için yapmamıştır. Kendi halkı istediği ve buna layık olduğu için yapmıştır.

Türkiye'nin Avrupa ile yıllarca önce yaptığı bazı anlaşmalarını bu arada Gümrük Birliği'nin yaşama geçirilmesi için Türkiye'ye şart koşmaya kalkanlar, Türk halkının ve Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin esasen gerçekleştirmeyi düşündüğü hususları Türkiye'nin önüne bir ön koşul olarak getirenler, Türkiye-Avrupa ilişkilerine zarar vermekte ve Türk halkının gözünde Avrupa'nın itibarını zedelemektedirler. Türkiye Avrupa'ya girecektir, ama boynunu bükerek değil, başı dik olarak girecektir. Herkes bunu böyle bilmelidir. Türkiye'nin Avrupa ile bütünleşmesini engellemeye çalışanlar tarih önünde sorumluluk taşıyacaklardır. Bizim Avrupa hükümetlerinden beklediğimiz, Türkiye'nin demokrasiyi daha ileriye götürme yolundaki siyasi iradesine saygı duyarak, kendi ülkelerindeki bazı radikal çevrelerin uluslararası ilişkilerde geçerli olan karşılıklı saygı ilkesine uymayan görüşlerine kararlılıkla karşı koymalarıdır.

Türkiye'nin, Amerika Birleşik Devletleri ve Rusya Federasyonu ile çok iyi münasebetleri mevcuttur.

Dost ve müttefikimiz Amerika Birleşik Devletleri ile ilişkilerimizi her alanda geliştirmeye, derinleştirmeye özen gösteriyoruz. Amerika Birleşik Devletleri ile hem güvenlik alanında, hem stratejik alanda, hem de ekonomik alanda ortak çıkarlarımız vardır. Amerika Birleşik Devletleri'nin, Türkiye'nin Avrupa ile bütünleşmesi için verdiği desteği takdirle karşılamaktayız.

Bölgenin iki güçlü devleti olan Türkiye ve Rusya arasında işbirliğinin karşılıklı güven ortamı içinde geliştirilmesi, gerek bölgesel, gerek küresel barış ve istikrara önemli katkıda bulunacaktır. Türkiye, Rus halkının demokrasi içinde refaha ulaşmasını samimiyetle arzu etmektedir. Rusya ile ekonomi, ticaret, enerji turizm ve ulaştırma alanlarında mevcut işbirliği potansiyelinden en iyi şekilde yararlanmayı, ilişkilerimizi daha da geliştirmeyi arzuluyoruz.

Hazar petrollerinin uluslararası piyasalara nakli bir diğer güncel ve önemli konu olarak bizim ve dünyanın işgal etmektedir.

Türkiye, Hazar petrollerinin bir bölümünün boru hatları ile ülkemiz üzerinden Akdeniz'e, Ceyhan-Yumurtalık tesislerine taşınmasına taliptir.

Bu maksatla hazırlanan ve uluslararası çevrede de destek bulan Hazar-Akdeniz Petrol Boru Hattı projemiz, Hazar Denizi havzasında süratle artacak ham petrol üretimi muvacehesinde yetersiz kalacağı anlaşılan mevcut boru hatları şebekelerine bir ilave kapasite yaratacaktır. Bu husus dikkate alındığında, sözkonusu boru hattı Azerbaycan, Kazakistan, Türkmenistan ve hatta Rusya için olduğu gibi, bölgeye yatırım yapmış petrol şirketleri için de bir acil ihtiyaç, vazgeçilmez ihtiyaç, ayrıca açık deniz ve uluslararası pazarlara ulaşılmasında bölge coğrafyasının gerekli kıldığı büyük bir zorunluluktur.

Projemiz, her şeyden evvel, bölgede nakil güzergahı olarak en istikrarlı, güvenli ortamı bahşettiği, ayrıca taşımacılık maliyetleri açısından uluslararası ölçülerde en elverişli imkanları verdiği için ve nihayet çevre ve doğanın korunması kaygıları açısından da en az risk taşıyan imkanlardan yararlanmayı öngörmesi nedeniyle, Hazar petrollerinin -petrole gazı da dahil ediyorum- uluslararası piyasalara taşınmasında öncelikle tercih edilmesi gereken bir proje niteliğindedir.

Diğer taraftan, petrol boru hatları konuları, teknik, ticari ve ekonomik veçhelerinin yanında, her zaman siyasi ve stratejik boyutları ile de dikkate alınması gereken konular olmuştur.

Türkiye, zengin doğal kaynaklarının faydalı şekilde kullanılması, uluslararası piyasalarda değerlendirilmesi ve en etkin ve hesaplı yollardan bu piyasalara ulaştırılması halinde, yıllardır uzak düştükleri refah ve çağdaş olanaklara kavuşma imkanı olan yeni bağımsız devletlerin müreffeh ve mutlu bir istikbale sahip olmasını arzulamaktadır. Bu dönemde ortaya çıkan eşsiz fırsatların; oluşmakta olan yeni dünya gerçekleri ve giderek güçlenen küreselleşme eğilimiyle bağdaşmayan bir rekabet anlayışı içinde değil, bilakis, yapıcı ve dengeli bir işbirliği yaklaşımı içinde değerlendirilmesi gerektiği görüşündedir. Aynı zamanda, böyle bir yaklaşımın bölgede demokratik ve çağdaş yaşam biçiminin temellerini sağlamlaştıracağı ve uluslararası serbest iradelerini ortaya koymalarını kolaylaştıracağı inancındayım.

Hazar Denizi petrollerinin Rusya Federasyonu ve diğer ülkeler arasında bir ihtilaf konusu haline gelmeyeceğini, burada siyasi ihtilaflar çıkmayacağını ummak istiyorum.

Türkiye gibi bir imparatorluk tasfiye etmiş bir ülkede, tarihin ve coğrafyanın getirdiği fırsatlar olduğu kadar, pek çok sorumluluklar da vardır. Dış politikamızın oluşumunda tarihimiz ve coğrafyamız her zaman dikkate alınmıştır. Bunda kültür unsurunun çok önemli bir yer tuttuğunu tekrarlamalıyım.

Bugün Avrasya diye nitelediğimiz toprakları bir ucundan diğerine katedersek, atılan her adımda Türk tarih ve kültürünü yansıtan ve ayakta tutan bir esere rastlamak mümkündür. Bu bir camidir, bir medresedir, köprüdür, anıttır, şehitliktir. Ne olursa olsun, bunlar bizi o topraklarla özdeşleştiren, geçmişimizi geleceğimizle kenetleyen ve gelecek nesillere ulusal kimliğimiz hakkında ışık tutan simgelerdir. Bu eserler aynı zamanda bulundukları ülkeler ile aramızdaki tarihi ve kültürel bağlan canlı tutan birer manevi abidelerdir.

Binaenaleyh, bunları korumak, onarmak, restore etmek ve sadece Türk toplumunun değil, yer aldıkları ülke halkının bilincinde yaşatmak, tarihe karşı bir sorumluluğumuzdur. Bunları yaparken, kuşkusuz, ikili ve gerektiğinde uluslararası düzeyde işbirliği yollarını araştırmamız doğru bir yaklaşımdır.

Genel olarak baktığımızda, yurtdışındaki Türk kültür varlıklarının durumu ve görünümü ümit vericidir. Macaristan'da Zigetvar'da dikilen Kanuni Anıtı örnek bir jesttir. Macar milletinin hoşgörüsünün en güzel bir anıtıdır. Geçmişin husumetlerini bir kenara bırakan, geleceğin mutlu günlerine yönelen yapıcı bir zihniyetin eseridir. Zigetvar, böylece, Türk tarihinin en önemli dönemini yaşatan bir ziyaret yeri haline dönüşmüştür. Burada, Macar devletinin hoşgörüsünü, Macar devletinin tarihe bakışını ve Türkiye ile Macaristan arasındaki dostluğa bakışını övüyorum. Nihayet Budin Kalesinde Arnavut Abdi Paşa'nın mezarı da yerinde duruyor ve kitabesinde de "Arnavut Abdi Paşa yatıyor, düşmanımızdı, ama kahramandı" yazıyor. Bu kitabe duruyor orada.

Bu yıl içinde ziyaret ettiğim Romanya, Bulgaristan, Arnavutluk ve Makedonya'da benzer olumlu yaklaşımları görmüş olmaktan büyük memnuniyet duymaktayım. Bu fırsat Türkiye'nin önüne diyebilirim ki ilk defa geliyor. Eserlerimizin korunması için ilişkilerimizin yakınlığı ve dünyamızda beliren uzlaşı ve hoşgörü ortamı ile bağdaşan şekilde ilgi göstermeleri bizi çok sevindirmiştir.

Dobruca'da "Babadağ Camii", Bulgaristan'da "Tombul Camii" yıkılmaktan kurtarılmalıdır.

Dünyaya kapılarını yeni açan Orta Asya cumhuriyetlerinde bulunan eserlerin ve ortak kültürel değerlerimizin korunması için de aynı gayreti karşılıklı olarak göstermeliyiz. Büyük Türk düşünürü Hoca Ahmet Yesevi'nin Kazakistan'daki muhteşem türbesi, bu ülke ile işbirliği halinde restore edilmektedir. Bu türbenin temeli sağlamlaştırılmış ve yıkılmaktan kurtarılmıştır. Ahiren Moğolistan'a yaptığımız resmi ziyaret sırasında gördüğümüz Tonyukuk ve Orhun Anıtları'nın ortak tarihimize yaraşır şekilde onarılmaları ve restore edilmeleri için Moğolistan'ın gösterdiği ilgi memnuniyet vericidir. Pek yakında, tüm Türk dünyası için tarihe ışık tutan bu anıtların sadece Türk değil, dünya kültürünün de hizmetine sunulacağını umuyoruz. Bu eserlerin restorasyonları tamamlandığında, bütün insanlık için Tonyukuk ve Orhun Vadisi kendini Türk sayan insanlar için bir ziyaretgah olacaktır.

Sayın Milletvekilleri,

Geçen seneki konuşmamda da ifade ettim; Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin değerli üyelerinden, hepinizden, Türkiye içindeki ve Türkiye dışındaki kültür eserlerine daha çok yardımcı olmanızı, daha çok destek vermenizi rica ediyorum. Gerçekte bunun değerini bir Avrasya olgusu içerisinde bir süre sonra daha iyi takdir eder hale geleceğiz.
 

SONRAKİ SAYFA


(10 KASIM 2001)
Geri
sayfa başı
Geldiğiniz sayfaya dönüş

© 2001 BELGEnet
belgenet.com sitesindeki metin, resim ve diğer içeriğin hakları saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.