Cumhurbaşkanı Demirel'in, 20. Dönem 3. Yasama Yılı'nın
açılışı dolayısıyla TBMM Genel Kurulu'nda yaptığı konuşma:
(1 Ekim 1997)
Bu arada, cumhuriyetin temel niteliklerinden olan laikliğe karşı bazı
tezahürler, irtica tehlikesiyle ilgili kaygılar yaratmıştır. Türkiye Cumhuriyetinin
kanunları ve cumhuriyet adliyesi, her türlü rejim karşıtı olayı tesirsiz
hale getirecek güçtedir.
Ayrıca, yetişmiş bulunan cumhuriyet nesilleri, Büyük Atatürk’ün kurduğu
demokratik, laik cumhuriyete sahiptir. Parlamentomuzun, basınımızın, halkımızın
uyanıklığı ve devletimizin kanun uygulayıcılarının görev bilinci, rejimin
de, devletin de teminatıdır. Demokratik, laik cumhuriyet sonsuza kadar
yaşayacaktır. (ANAP, DSP, CHP ve DTP sıralarından alkışlar)
Ülkemizin çok önemli bir güncel sorunu da trafik kazalarıdır; trafik
terörü demek daha doğrudur. Bu konuda pek çok gayret sarf edilmiş olmasına
ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin, lüzum görülen yasaları her defasında
çok çabuk çıkarmış bulunmasına rağmen, trafik kazaları, çok büyük acılara
sebep olmaya devam etmektedir. Her ay ortalama 600 vatandaşımız hayatını
kaybetmekte, her yıl 7-8 bin vatandaşımız şehit olmaktadır, trafik şehidi.
Türkiye, bu hususta tedbirler almaya devam edecektir. Bu tedbirlerin başında,
sanıyorum ki, Türk vatandaşına kendi hayatının değerini bilme bilincini
aşılamak gelmektedir.
Yüce Meclisin dikkatine getirmek istediğim diğer bir konu da, uyuşturucu
sorunudur. Aslında bu sorun, dış ve iç bağlantıları, Türkiye’de uyuşturucu
bağımlılığının yaygınlaştırılmasına dönük örgütlü gayretlerin amaçları
itibariyle çok boyutlu bir nitelik kazanmaktadır. Türk halkının, son dönemlere
kadar, uyuşturucu madde bağımlılığı konusunda yaygın ve ciddî bir sorunu
olmamıştır. Son yıllarda uyuşturucu alışkanlığının çeşitli amaçlarla Türkiye’de
yerleştirilmesi çabalarının artmakta olduğunu müşahede ediyoruz. Devletin
bütün organlarını, bütün makamları, aileleri, herkesi ve basınımızı uyuşturucu
konusunda uyanık olmaya, dikkatli olmaya ve hassas olmaya çağırıyorum.
Ülkemizin diğer bir güncel konusu çevre sorunudur. Nüfusumuz arttıkça,
sanayimiz geliştikçe, hızlı kentleşme süreci kaçınılmaz hale geldikçe,
havayı, suyu, toprağı, yeşili korumak, yaşatmak, temiz tutmak fevkalade
zorlaşmıştır. Onun içindir ki, eğer, bir gün bir yudum suya, bir dilim
ekmeğe ve bir soluk havaya muhtaç olmak istemiyorsak, bu çevre sorunu denen
işe, devletçe ve milletçe gerekli önemi vermemiz lazımdır. Orman yangınları
ve erozyonun sebep olduğu kayıplar çok büyüktür. Bilindiği gibi, bu ülkenin
tabiî kaynakları bize ait değildir; biz bunları gelecek nesillerden ödünç
almışızdır. Binaenaleyh, her şeyi, bizim deyip tüketmemiz, gelecek nesillere
bir şey bırakmamamız, bizim herhalde iyi bir şekilde anılmamız anlamına
gelmeyecektir. Onun içindir ki, bu çevre sorunları üzerinde, bir millî
dava olarak, erozyon üzerinde, ormanlaştırma üzerinde, yeşilleştirme üzerinde
durmamızın değerine işaret etmek istiyorum.
Değerli milletvekilleri, Türkiye, dünyanın en hassas siyasî, askerî
ve ekonomik fay hattı üzerinde bulunmaktadır. Diğer taraftan, Türkiye halen
çok yönlü, karmaşık ve değişken güvenlik sorunlarıyla karşı karşıya bulunmaktadır.
Bugün için NATO’da bir kanat üyesi olma durumundan çıkıp, bir cephe
ülkesi durumuna gelen Türkiye’nin yüz yüze bulunduğu risk ve tehditler
geçmiştekinden oldukça farklıdır. Türkiye’nin güvenliğine yönelik tehlikeler
artık eskiden olduğu gibi sadece potansiyel tehdit teşkil edebilecek ülkelerin
askerî güçlerini değil, aynı zamanda bu ülkelerdeki politik, ekonomik ve
sosyal istikrarsızlıklarını, sınır anlaşmazlıklarını, etnik ve aşırı milliyetçilik
çatışmalarını, ülke içi ve bölgeye yönelik iktidar ve nüfuz mücadelelerini,
doğal kaynakların paylaşılmasını, köktendinciliği, terörizmi ve kitlesel
göç riskini de ihtiva etmektedir.
Etrafındaki uluslararası ortamın belirsizliklerle, istikrarsızlıklarla,
ihtilaf ve çatışmalarla, ayrıca potansiyel risk ve tehditlerle dolu olması
karşısında, Türkiye’nin savunma siyasetininin dayandığı temel düşünce,
Silahlı Kuvvetlerimizi, diğer millî güç unsurlarıyla birlikte, yurdumuza
yönelik iç ve dış tehditleri caydıracak, emniyetle savunacak ve millî çıkarlarımızı
koruyacak modern güç ve kudrette idame etmektir.
Bütün dünyadaki silahlı kuvvetlerin azaltılması, savunma harcamalarının
kısılması ve askerlik sürelerinin indirilmesi eğilimine Türkiye de genel
olarak uymakla birlikte, mevcut belirsizlik ve risk ortamı dikkate alınarak,
bu konularda ölçülü hareket etme, savunma gücünü elde bulundurma ve geliştirme,
dikkatliliği elden bırakmama kararlılığı içinde bulunulmaktadır.
Güçlü bir demokrasi, güçlü bir ekonomi, güçlü bir savunma şeklinde ifade
ettiğimiz altın üçgen, Türkiye’nin millî güvenliğinin en veciz tanımıdır.
Türkiye’nin hedefi, 2000’li yılların ihtiyaçlarını göz önünde tutarak,
daha küçük, ancak daha güçlü, ateş, manevra ve hazırlık durumu daha yüksek,
modern silahlı kuvvetlere sahip olmaktır.
Türkiye, cumhuriyetin kuruluşundan beri, savunma gücünün geliştirilmesine
büyük önem vermiş, yayılmacı bir politikayı değil, caydırıcılığı sağlayan,
barışı koruyan ve kendisini devamlı yenileyerek modernleşen bir savunma
gücünü kurmuş ve devam ettirmiştir.
Devletimizin omurgası mesabesinde olan Silahlı Kuvvetlerimiz, bu ülkenin
sınırlarını, bağımsızlığını savunma ihtiyacı doğarsa, bu görevi eksiksiz
ve başarıyla yapacak güce sahip bulunmaktadır. Ordumuz, demokrat bir ülkenin,
demokrat bir milletin ve demokrat bir devletin ordusudur. (ANAP, DSP, CHP
ve DTP sıralarından alkışlar) Türk Milleti, kendi özü olan Silahlı Kuvvetlerine
her zaman güvenmiş, onu her zaman kucaklamıştır.
Türk Silahlı Kuvvetleri, milletin birlik ve bütünlüğünü perçinleştiren
bir unsurdur. Türk Silahlı Kuvvetleri, millî bir ordu olarak, dünyadaki
en disiplinli, en iyi eğitim görmüş, en iyi donatılmış birkaç ordudan biridir;
dünya çapında itibar sahibidir. Avrupa’da, ittifak içinde, en büyük orduya
Türkiye sahip bulunmaktadır. Türk Silahlı Kuvvetleri, bölgevî barışçı rolüne
ilaveten, uluslararası ihtilaflarda, barışı koruma harekâtlarına iştirak
ederek, dünyadaki barış ve istikrara da katkıda bulunmaktadır.
Türk Silahlı Kuvvetlerinin, reorganizasyon ve modernizasyon dahil, her
türlü ihtiyaçlarının, artırılan savunma bütçeleri içinde, devletimizce
hızla karşılanmasına devam edilmesi gereğine işaret etmek istiyorum.
Türk Savunma Sanayiinin, Silahlı Kuvvetlerin çağdaş ihtiyaçlarına cevap
verebilecek yüksek teknoloji ürünü silah ve malzeme sistemlerinin önemli
bir bölümünü yurt içinde üretebilecek düzeye çıkarılması, böylece dış bağımlılığın
azaltılması ve caydırıcılığa katkıda bulunulması, savunma siyasetimizin
önemli bir unsurunu teşkil etmektedir. Halen yürütülen üretim programlarının
boyutu, Türkiye’de modern bir savunma sanayii altyapısı kurulduğuna ve
müşahhas ürünlerini vermeye başladığına işaret etmektedir.
Değerli milletvekilleri, Türkiye’nin bazı ekonomik, sosyal ve güncel
sorunlarına temas etmek istiyorum. Bu sorunların hiçbirisi bir günde meydana
gelmiş değildir. Hükümetlerin programlarında bu sorunlara temas edilmiş,
bunların çareleri söylenmiş olmasına rağmen, bunların tekrar altını çizmek
istiyorum.
Bu sorunların başında, hiç şüphesiz ki, yıllardır süren enflasyon gelmektedir.
Enflasyon, sarf edilen bütün gayretlere rağmen, istenilen seviyelere indirilememiş
ve uzunca süredir 70’ler civarında dolaşır olmuştur. OECD ülkelerinde ortalama
yıllık enflasyonun yüzde 2,5-3 arasında olduğu düşünülürse, bizim, ondan
20-30 kat fazla enflasyonu taşımamızın, herhalde bir hüner olmadığı ortaya
çıkar. Enflasyonun toplum içindeki tahribatı büyüktür ve büyük olmuştur.
Halkın, paraya olan güvenini azaltmış, gelir dağılımını daha da çarpıklaştırmış,
yaşamı çok güçleştirmiştir.
Eldeki mevcut bilgilere göre, gelir dağılımdaki durum iç açıçı değildir.
Gayri safî millî hâsıladan alt gelirdeki yüzde 10’luk kesim, yüzde 1,9
-buna dikkat edin, dikkatinizi çekiyorum, yüzde 1,9- en üst gelirdeki yüzde
10’luk kesim, yüzde 34 pay almaktadır. Dikkatinizi çektiğim nokta, yüzde
10’luk kesimin yüzde 1,9; en düşük yüzde 20 ise yüzde 5,2; en yüksek yüzde
20, yüzde 49,9 pay almaktadır. Binaenaleyh, yani, gayri safî millî hâsılanın
yüzde 80’ini nüfusun yarısı, yüzde 20’sini diğer yarısı almaktadır ve burada,
alt sınırların sefalet sınırları noktasına varmaması için gayretler sarf
edilmeye devam ediliyor.
Bu çarpıklık, gün meselesi değildir, bir günde de düzeltilecek gibi
değildir -kimse, üstüne, hiçbir şey alınmasın- ama, sanıyorum ki, siyasetüstü
bir millî mesele olarak, Meclisimizin önünde, milletimizin önünde durmaktadır.
İşsizlik, Türkiye’nin diğer bir önemli sorunudur. İşsizlik oranı bir
hayli yüksektir, işsizlik sigortası da yoktur. Bu, çok önemli bir sosyal
yaradır. Gönül ister ki, devletimizin malî takatı, bir an evvel, işsizlik
sigortasını kademeli bir şekilde koyabilme imkânını Parlamentomuza versin.
Ayrıca, toplam istihdamın yarısına yakını tarım sektöründedir. Tarım sektöründeki
istihdamın ne kadar düşük bir gelir ifade ettiği de ortadadır.
Binaenaleyh, Türkiye’de, adam başına yıllık geliri 500 doların altında
yaşayan vatandaşlar var mı; evet, Türkiye’nin, bugün 5 bin dolara çıkmış
satın alma gücü karşısında, 500 doların altında yıllık gelirle yaşayan
vatandaşlar bir sosyal problemdir. Ben, bu Yüce Meclisin önünde, bu sosyal
probleme parmak basıyorum.
Kalkınmışlık farklılıkları, Türkiye’nin bir diğer önemli sorunudur.
Bu, sadece doğu-batı meselesi de değildir; ama, aslında, Türkiye’nin dağlık
bölgeleriyle ovalık bölgeleri arasında ve bir miktar sahil bölgeleri arasında,
bir miktar sanayinin girdiği bölgeler arasında, girmediği bölgeler arasında
büyük farklılıklar vardır.
Doğal ve toplumsal kaynakların mekân üzerinde dağılımı mutlak anlamda
eşitlik arz etmediğinden, kalkınma, dengeli bir süreçten geçmemektedir.
Bölgesel gelişme, kamu ve özel sektörün birlikteliği ve etkinliği ölçüsünde
başarılı olacaktır. Kamu sektörünün, bölgesel dengeleri sağlama amacıyla
kaynak dağılımına yön vermediği durumlarda, piyasa güçlerinin bunu tek
başına götürmesi mümkün değildir; yani, hâlâ, bizim, kalkınmamış, kalkınma
farklılığı bulunan bölgeler için, meseleyi, sadece piyasa ekonomisine terk
edip çıkmamız mümkün değildir; devletin buralarda önemli rol oynamaya devam
etmesi lazımdır.
Ekonomik açıdan, piyasa koşulları altında bir işletme için en uygun
kuruluş yeri, doğal olarak maliyetlerin en düşük olduğu yerdir; ama, maliyetlerin
en düşük olduğu yer, her zaman kalkınmamış bölgelere rastlamayabilir.
Terörle mücadelenin başarılı bir noktaya gelmiş olması, Türkiye’nin
bilhassa doğu ve güneydoğu bölgelerinde yeni bir kalkınma stratejisi uygulamasını
zarurî kılmaktadır.
Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun birçok yörelerinde sanayileşmeye büyük
bir heves vardır. Burada, devletin ve yerel yönetimlerin hatırı sayılır
teşviklere başvurması fevkalade zamanlıdır. Esasen Hükümet, bu hususta
birçok tedbirleri kamuoyunun önünde ifade etmiştir.
Ben, burada, bilhassa sanayileşmeyle ilgili tedbirler meselesinde bir
şeyi Meclisimizin nazarı dikkatine getirmek istiyorum. Sanayileşme, bilhassa
güneydoğu illerimizde fevkalade güzel gidiyor. Bunu ısıtmak lazım. Üç tane
tedbiri Hükümet de düşünüyor ve karara da bağlamıştır. Parasız arsa temini.
Bu, fevkalade önemli, fevkalade değerli bir tedbir. Yüzde 30’a kadar elektrik
ucuzluğu ve 10 seneye kadar -3 seneden başlayıp, 10 seneye kadar- vergi
muafiyeti. Ben, bunları, Yüce Meclisin önünde artırıyorum; yani şöyle artırıyorum:
Eğer bir tedbir olacaksa, bence, tedbir dozunda olmalı. Şimdi, esasen buralarda
sanayi yok... Sanayi olmadığına göre, vergi mi alıyoruz? Vergi falan almıyoruz...
Sanayi olursa bir gün, vergi alırız.
Binaenaleyh, 3 sene vergi muafiyeti değil, gayet cesurca çıkıp, 10 sene,
bu bölgelere vergi muafiyeti getirmek lazım. (Alkışlar) Yüzde 30 elektrik
indirimi değil, yüzde 50 elektrik indirimi getirmek lazım ve bedava arsa
getirmek lazım. Göreceksiniz, üç beş sene zarfında buralarda sanayi fışkıracaktır.
Diğer bir sorun sağlık hizmetleridir. Birleşmiş Milletler 2000’li yılların
başında herkese sağlık hizmeti verilmesini slogan olarak benimsemiştir.
Bugün, tüm ülkeler, değişen şartlara uyum gösterebilmek ve vatandaşlarına
sosyal bir sektör olarak sağlık hizmetlerinde en iyiyi sağlayabilmek için,
sağlık sistemlerini gözden geçirmektedirler. Türkiye’nin, genel reform
ihtiyacı içerisinde, sağlık alanında geniş kapsamlı bir reform yapılması
şarttır ve Türkiye’ye, bir sağlık sigortası reformu getirinceye kadar da
yeşil kartı devam ettirmelidir.
Türkiye’nin bir diğer sorunu köy hizmetleridir. 76 457 adet kırsal yerleşim
var. Bu kırsal yerleşimin hemen hemen tümüne medeni hizmetler götürülmüştür.
Kırsal
alanda yaşayan nüfusun bir kısmı hâlâ içme suyundan mahrumdur. Hükümetler
tarafından bir seferberlik yürütülüyordu; bu seferberliğin yürütülüp, içmesuyundan
mahrum köylerin içmesuyuna kavuşmuş hale getirilmesi şarttır. Bunların
bir kısmında fizikî imkânsızlıklar vardır; çünkü, köy, çok küçüktür, çok
yenidir, hiç suyu olmayan bir yere kurulmuştur; ama, ne yapıp yapıp bu
köyün yerini değiştirmek veya başka bir şey yapmak ve böyle bir çağda,
Türkiye’de, suyu olmayan insan olayını ortadan kaldırmak lazımdır.
Kalkınma hamlemizin darboğazlarıyla ilgili bazı düşüncelerimi söylemek
istiyorum. Bunların başında, kamu maliyesinin sağlıklı hale getirilmesi,
herkesin bildiği ödemeler dengesinin korunması -çok önemsiyorum- ihracat
seferberliğinin devamı -bunu da çok önemsiyorum- özelleştirmenin çabuklaştırılması,
sanayileşmenin süratle devamı, daha çok yatırım yapılması gelmektedir.
İhale sisteminin seffaflaştırılması, yine, devletin önemli sorunları arasındadır.
Altyapı darboğazları ise, mutlaka, kısa zamanda aşılması gereken bir
önem arz etmektedir. Altyapı yatırımları, genellikle, bu zamana kadar,
devlet tarafından yapılagelmiştir. Devletin elindeki yatırım programı,
5 binden fazla projeyi içermektedir ve yapılan hesaplara göre, devletin
başladığı projelerin bitirilmesi için on ilâ oniki sene lazımdır. Böyle
bir yatırım yükü altında bulunan devletin, bilhassa, darboğazları bir seferberlik
yapıp aşması lazım; darboğazlar da biraz buradan ileri gelmiştir.
Darboğazların başında enerji darboğazı geliyor. Türkiye, 100 milyar
kilovat/saat civarında elektrik üretmeye gidiyor; ama, daha bugünden, 6-7
milyar kilovat/saat elektrik ihtiyacı darboğazına girmiştir. Türkiye’de
meydana gelen sanayi patlaması eğer enerji darboğazıyla engellenirse, Türkiye’nin
kalkınması engellenmiş olacaktır. Ne yapıp yapıp, Meclisimizin, Hükümetimize,
hükümetlerimize destek vermesi; ne yapıp yapıp, bu enerji darboğazını aşacak
cesur tedbirlerin alınması şarttır. İster devlet yatırımı, ister yap-işlet-devret,
ister yap-işlet, ister kiraya ver, ister otoprodüktör, bütün imkânların
kullanılması lazım. Bunca sene uğraştık sanayi olsun diye; sanayi oluyor;
sanayi oluyor, bu defa elektrik sıkıntısıyla karşı karşıya kalıyoruz. Birçok
sanayi mamulünde -metalurji hariç- elektriğin payı yüzde 5’in altındadır.
Mesele, elektriğin fiyatı değildir, elektriğin varlığıdır; yoksa, o sanayii
yapmak mümkün değildir. Bu hususu, Yüce Meclisin dikkatine bir defa daha
getiriyorum.
Keza, Türkiye, her bulduğu yerden gaz almalıdır; Orta Asya’dan almalıdır,
Rusya’dan almalıdır, İran’dan almalıdır, Irak’tan almalıdır, Hazar Denizinden
almalıdır, nereden buluyorsa gaz almalıdır; çünkü, bugün, aşağı yukarı,
Türkiye’nin elinde 6 ilâ 9 milyar metremikâp gaz var, 20 milyar metremikâp
gaza ihtiyaç var. Onun için, tabiî gaz, Türkiye’nin kalkınma ihtiyacını
fevkalade kısıtlar hale gelmiştir. Önümüzdeki on yıl zarfında Türkiye,
senede 2 ilâ 2,5 milyar dolar, enerji yatırımlarına para yatırmak durumundadır;
eğer bunu yapamazsa, Türkiye’nin beş altı sene sonraki kalkınması adamakıllı
engellenmiş olacaktır.
Otoyollarımız, limanlarımız, havayollarımız, yollarımız, haberleşme,
iletişim, kentsel meselelerimiz, altyapı sorunları olarak milletimizin
önünde duruyor, devletimizin önünde duruyor, hükümetlerimizin, Parlamentomuzun
önünde duruyor, halkımızın önünde duruyor. Binaenaleyh, burada, darboğazları
aşarak gitmemiz lazım.
Türkiye, 69 tane üniversite kurmaya girişmiştir. Bu üniversiteler, Türkiye’nin
çeşitli bölgelerindedir. Sanıyorum ki, üniversite projesi, Türkiye’nin
sahip olduğu en parlak projelerden birisidir. Bu projeye, Türkiye, önem
vermeye devam etmelidir. Kars’ta, Edirne’de, Muğla’da, Van’da ve Anadolu’nun
çeşitli yerlerinde kurmaya çalıştığımız üniversitelerin hepsi kurulup,
ortaya çıkmalıdır. Büyük bir gayret vardır, bilim adamlarımızı tebrik ediyorum,
öncü bilim adamlarımızı tebrik ediyorum; büyük bir feragatla çalışmaktadırlar.
Bundan yirmibeş otuz sene evvel başladığımız üniversitelerin çoğu çok iyi
kurulmuştur. Gidin, bakın; Türkiye’nin, Kayseri’de çok güzel bir üniversitesi
var, Çukurova’da çok güzel bir üniversitesi var, Samsun’da çok güzel bir
üniversitesi var; Sıvas’ta, Konya’da, Bursa’da, Eskişehir’de çok güzel
üniversiteleri var. Üniversite, tabiî, gelenek isteyen bir şey; ama, yirmi
otuz sene zarfında, Türkiye, çok güzel üniversiteler kurmuştur. Yeni başladığımız
bu yirmibeş otuz üniversiteyi de kurup, ortaya çıkarmamız lazımdır.
Türkiye’de, 100 çocuktan 9’u üniversite bitiriyor; böyle gidemeyiz.
İddia, 100 çocuktan 30’unun üniversiteyi bitirmesidir. İşte, onun için,
bu üniversitelerin bir an evvel kurulup, ortaya çıkması lazımdır. Bir de,
bilimin, teknolojinin, fennin, aynı zamanda kültürün, Türkiye’nin her tarafına
yayılması lazım; yani, bilim, fen, teknoloji, kültür, spor ve güzel sanatlar,
ülkenin üç büyük şehrinin inhisarında olmamalıdır; her tarafına yayılmalıdır.
İşte, o zaman, Türkiye çok güçlü olacaktır.
Sanayileşmeye devam ediyoruz. Organize sanayi bölgelerinde meydana gelen
gelişmeler fevkalade, hepimizi rahatlatacak, hepimizi memnun edecek durumdadır.
Beş altı sene zarfında, Adapazarı Sanayi Bölgesinin birinci sanayi bölgesindeki
61 parseli satılmıştır ve çoğu inşa halinde, bir kısmı da inşa edilmiştir.
İkinci sanayi bölgesi alınmış, ikinci sanayi bölgesindeki 105 parsel de
satılmıştır; şimdi, üçüncüsü aranmaktadır. Bunu devlet yapmıyor, bunu fertler
yapıyor. Türk vatandaşının, sanayileşme üzerindeki hevesinden, kalkınma
için yararlanmak lazımdır; bu, Türkiye için çok büyük bir şanstır.
Türkiye’nin turizm potansiyeli çok güzel gelişiyor. Hedefleyelim: 1
milyon yatak; 25 milyon turist ve 15 milyar dolar turist parası... Buna
erişeceğiz. Halen, 500 bin yatak, 10 milyon turist ve 7 milyar dolar turist
parasına eriştik. Bu, hayaldi Türkiye için. Burada gördüğümüz gayret de,
Türkiye’nin kalkınmasında fevkalade önemli bir yeri ihtiva etmektedir.
Sayın milletvekilleri, tarım, Türkiye’nin önünde duran en önemli meselelerden
biridir. Geçen sene de söyledim, daha uzun seneler söylenmeli; bir defa
söylenince olacak bir şey değil. Hepiniz biliyorsunuz; ama hep beraber
düşünmekte yarar var. Çünkü, Türkiye nüfusunun yüzde 44’ü tarımda çalışıyor;
köylü... Rakamlar neyi gösterirse göstersin; yani, 2 000 nüfuslu yeri şehir
de saysanız, nüfusun yüzde 44’ü geçimini tarımdan sağlıyor. Gayri safî
millî hâsıladan yüzde 44’ün aldığı yüzde 15’tir. İşte, Türkiye’nin sorunu
burada yatıyor. Türk tarımına randıman (verim) lazım. Türk tarımındaki
nüfusu azaltmamız lazım. Ne zaman Türk tarımındaki nüfus yüzde 10’un altına
düştü, işte o zaman Türkiye, ekonomik devrimini yapmıştır.
GAP, gayet iyi bir şekilde yürüyor ve Keban, Karakaya, Atatürk Barajları
Türkiye elektriğinin dörtte birini veriyor; dördüncüsü Birecik, beşincisi
Karkamış Barajları yürüyor. Dicle üzerinde on seneyi aşan süredir yapılmakta
olan -geçen sene de söyledim- Dicle Kralkızı ve Batman Barajlarının bu
sene dolması lazım. Ümit ediyorum ki, ekimin sonuna doğru her üç barajın
da kapakları kapanacak ve dolacaktır. Bu, GAP Projemizin yeni bir safhasıdır
ve fevkalade parlak neticeler verecektir. Diyarbakır ovalarında 3-4 milyon
dönüm toprak vardır. Bu topraklar da Türkiye’nin en güzel topraklarıdır;
hem drenaj bakımından, hem verim bakımından. Bu topraklara, gelecek senenin
başından itibaren su salınacaktır. Bir kısmını halk kendisi kullanacak,
bir kısmı şebekeyle olacaktır; ama, herhalde üç beş sene zarfında, Diyarbakır
ovalarında, Şanlıurfa ovalarında meydana getirmeye çalıştığımız manzarayı
göreceğiz.
Şanlıurfa Havalimanı bir an evvel ihale edilmelidir. Şanlıurfa-Mardin
kanalının bir kısmı, 60 kilometresi ihale edilmiştir; öbür kısmı da bir
an evvel ihale edilmelidir. Türkiye, 32 milyar dolar sarfı göze alıp giriştiği
bu projeye, 16 milyar dolar sarf etmiştir. Şimdi, yeniden 16 milyar dolar
daha sarf etmesi lazım. Yalnız, proje gelir verir hale gelmiştir; çünkü,
sadece, elektriği -aşağı yukarı 25 milyar kilovat/saat elektrik- hesaba
vurduğunuz takdirde, birkaç milyar dolar oradan veriyor. Pamuk üretimi
de başlamıştır. Çeşitli yörelerden devletin Hazinesine gelecek paralarla,
bu proje yürüyecek. 16 milyar doları daha yatırıp, bu projeyi tamamlaması,
Türkiye’nin gururu olacaktır.
Değerli milletvekilleri, sahip olduğu potansiyel, gelişme imkânları,
ülkenin jeopolitiği ve jeostratejisiyle Türkiye, bir cazibe merkezidir;
ileri, kalkınmış ülkeler arasında yer almaya, en yakın ve en önemli namzettir.
Türkiye, dünyada, nüfus itibariyle 16 ncı, toprak büyüklüğü itibariyle
32 nci, gayri safî millî hâsıla bakımından da 19 uncu sırada yer alan büyük
bir ekonomidir. Daha ön sıralara geçmek, Türkiye’nin iddiasıdır. Bunun
başarılması, Türkiye için bir sınavdır.
İnsanlık, 2000’li yılları, yeniden yapılanma, uyum ve atılım yüzyılı
olarak algılamaktadır. Herkes, dorukta yer almanın yarışı içindedir. Türkiye,
bu yarışın dışında kalmayacaktır ve hak ettiği yeri alacaktır. Bunun için
ne yapmalıdır; ne yapılmalıdır? Kendi düşüncelerimi söylüyorum.
Demokratik rejim tartışmaları, ülkenin gündeminde artık yer almamalıdır
2000’li yıllarda; yani, 2000’li yıllara nasıl girelim diyorsanız, rejim
tartışmaları artık yer almamalı, rejim sorunu memleketimizin gündeminden
çıkmalı, destabilize olma endişeleri geride kalmalı; yani, uçurumun kenarına
mı geldik, yıkılıyor muyuz gibi, parçalanıyor muyuz gibi endişeler herkesin
zihninden çıkmalı.
Türkiye, demokraside mükemmele erişme çaba ve uğraşını aralıksız sürdürmeli.
Türkiye, daha iyi işleyen bir devletin gerektirdiği reformları yapabilmeli.
Hiç kimse bundan alınmasın. Daima, iyi, aranacak; iyi, aranıyor. İyiyi
aramaya kalkmak, her şeyi kötü saymak değil. Daha iyiyi aramak, daha iyi;
daha iyi, milletin hakkıdır çünkü.
Yetki ve sorumluluklarda desantralizasyon yürürlüğe konmalı; yani, 65
milyonluk Türkiye’yi Ankara’dan idare etmekte zorluğumuz var. Yetki...
Hep bunları konuştuk, bu kürsülerde çok konuşuldu, ben tekrarlıyorum bunları
unutulmasın diye. Gerçekten, merkezî idareler ile mahallî idareler arasındaki
yetki ve sorumluluğu Yüce Meclis ayarlamalı; bu, size ait bir olay. Ankara’da
toplanmış bulunan bu yetki yığılmasını dağıtmalı. Böylece, ülkenin her
köşesindeki diğer yöneticilere, yerel yöneticilere daha çok kişilik gelecek,
onların takatından daha çok faydalanacağız; halk, daha çok, daha çabuk
hizmet alacak.
Kuvvetler ayrılığının işlediği, devletin bütün kurumlarının görevlerini
yapabildiği, her kurumun yerinde bu görevi yaptığı ahenkli bir çalışmanın
gerçekleştirilmesi, devlet reformunun hedefidir.
Adaletin tevzii, mutlaka çabuklaştırılmalı.
Türkiye, insan haklarını ihlal eden ülkeler arasında sayılmaktan mutlaka
çıkmalı.
Cumhuriyetin temel niteliklerinin tartışılması, Türkiye’nin siyasî gündeminden
çıkmalı.
Türkiye, demokratik, laik, hukuk devleti olan cumhuriyetin etrafında
toplanmalıdır. (ANAP, DSP, DTP ve CHP sıralarından alkışlar)
Çağdaş, etkin ve kapsamlı eğitim, gelecek yüzyıl Türkiyesinin en büyük
servetidir. Bu konuda çok ciddî ve geleceğe yönelik temeller atılmıştır.
Ülkemiz eğitim ve öğretimde, bugün yaklaşık yüzde 8 olan okulöncesi
okullaşma oranını yüzde 15’in üstüne çıkarmalı; ilköğretimde yüzde 100
oranını devam ettirmeli; ortaöğretimde halen yüzde 55 civarında olan okullaşma,
yüzde 75’in üstüne çıkmalı; yükseköğretimdeki okullaşma, yüzde 15’ten yüzde
30’un üstüne çıkmalı. Türkiye’nin 2000’li yıllardaki hedefi olarak bunları
sizlere aktarmak istiyorum.
21 inci Yüzyılda Türkiye, mutlaka iletişim ve bilgi toplumu olabilmeli
ve tüm teknolojisini buna göre, yeniden, günün şartlarına uydurabilmeli.
Her anlamda hür ve özgür medya, rejimin en temel güvencelerinden biridir.
Medya, kamuoyunu aydınlatan, yönlendiren işlevini, ancak yasal ve ekonomik
bağımsızlık içinde yapabilir.
21 inci Yüzyıl Türkiyesi, ekonomik ve malî alanlarda ve girişimcilikte
uluslararası duvarları aşmış bir Türkiye olmalı.
Refahın tabana yayıldığı toplumun tüm katmanlarının aktif olarak ekonomik
faaliyete katıldığı bir toplumsal adalet Türkiyesi, herkesin en büyük güvencesidir.
Türk ekonomisinin daha sağlıklı bir yapıya kavuşması için, halen yüzde
40 civarında olan tarım nüfusu oranı, ilk safhada yüzde 20’ye, onu takiben
de yüzde 10’a indirilmeli.
Türkiye, 2000’li yıllarda yapısal işsizlik sorununu halletmiş ve işsizlik
konusunu ekonominin normal işleyişi içinde gelişmiş ekonomilerde makul
kabul edilen boyutlara indirmiş olmalı.
Ülkemiz, sanayileşme hamlesini, dünyayla rekabet edebilir bir sanayi
yapısı içinde devam ettirebilmeli.
Türkiye, ulaştırma, enerji, haberleşme, iletişim ve kentsel temel altyapı
konularında darboğazlara girmemeli; özelleştirme tümüyle gerçekleştirilmeli.
Türkiye, ekonomik büyümesini, hızla, kalkınmasının gerektirdiği seviyelerde
gerçekleştirmeli.
Türkiye, bütün vatandaşlarını, sosyal güvenlik şemsiyesi altına almalı,
Türkiye, bütün vatandaşlarını, sağlık sigortası şemsiyesi altına almalıdır.
Nihayet, yurt dışına tamamen açılmış bir Türkiye; yurt dışında, dinamik
bir Türk özel girişimi küreselleşmeye katkı sağlayacaktır; yani, bugün,
beş kıtaya mal satan Türkiye, beş kıtada işadamları, beş kıtada bilim adamları
bulunan bir Türkiye haline gelmeli ve dünyayla böylece kucaklaşmalı. Bunlar
zor değil, bunların çok önemli mesafelerini almışızdır. Yani, benim istediğim
şey, bu istikametteki gayretlerimizi sürdürmektir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bütün gayretler, Büyük Atatürk’ün
kurduğu, çağdaş Türkiye Cumhuriyeti Devletini güçlendirmek ve Türk Milletini
refah ve mutluluğa ulaştırmak içindir.
Cumhuriyetin uygarlık mücadelesinin hedefi olan bu gayeye erişmek için,
şevkle, hevesle gayret sarf eden sizleri kutluyorum.
Dirlik, düzenlik, beraberlik, kardeşlik içerisinde çalışan milletimiz,
demokrat büyük Türkiye’yi mutlaka yapacaktır.
Cenabı Allah, milletimizin ve hepinizin yardımcısı olsun.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (Ayakta alkışlar) |