Cumhurbaşkanı Demirel'in konuşmasından başlıklar...
(1 Ekim 1997)
Cumhuriyetle birlikte elde ettiğimiz kazanımların tümünü, Büyük Atatürk
önderliğindeki Türk ulusal kurtuluş savaşçılarının yarattığı yeni toplumsal
sözleşmemize borçluyuz.
Demokrasi ve laiklik birbirinden ayrı düşünülemeyecek iki kavramdır. Laik
hukuk düzeni, devletin, tüm inanç, fikir, dil, din, mezheplere karşı eşit
mesafede ve tarafsız durmasını sağlamakta; aynı zamanda, kadın erkek eşitliğini
güvence altına almaktadır. Dolayısıyla, laiklik olmadan demokrasiden bahsedilemez;
zira, laiklik, demokrasi gibi, her fikrin ve inancın yaşama hakkını teminat
altına alır.
Türk Milleti, seçimini, demokrasi, laiklik, insan hakları ve barıştan yana
yapmıştır. Cumhuriyet, bu ortak iradenin en muhteşem eseridir.
Herkesin birbirini kabul etmesi, anlaması, birbirine destek olması sayesinde,
Türkiye, toplumsal uzlaşıyı bulacaktır.
Önümüzdeki yüzyılın dünyası, Karadenizin etrafını dolaşacak otoyolların
tamamlanacağı, telekomünikasyon ve fiber optik ağlarının, Karadeniz havzasını
ve Orta Asya’yı Türkiye üzerinden Avrupa’ya bağlayacağı tarihî İpek Yolu’nun
yeniden canlanacağı, döşenecek yeni boru hatlarıyla doğalgaz ve petrol
gibi enerji kaynaklarının bu coğrafyalardan Akdenize akacağı bir dünya
olacaktır. Türkiye, işte bu dünyanın kalbidir. Ufkumuz, en az bu dünya
kadar geniş olmalıdır.
Küresel ekonominin büyük çapta ekonomik gruplaşmalarının birbirine eklenmesinden
oluştuğu günümüzde, bizim coğrafyamızda her alanda dünya optimaline ulaşılması
için, Avrupa Birliği mutlaka uğranılması gereken bir limandır. Esasen,
cumhuriyetin çağdaşlık projesi de Avrupa Birliğine tam üyelik hedefiyle
içiçe geçmiştir.
Türkiye, süratli ve dinamik bir yaklaşımla gerekli reformları gerçekleştirdiği
takdirde, hiç kimse Türkiye’nin Avrupa Birliğine tam üyeliğine engel olamayacak
ve Türkiye, Avrupa’nın çağdaş ülkeleri arasındaki yerini mutlaka alacaktır.
Ancak, bu hedefe ulaşmak için esas sorumluluk bizim üzerimizdedir. Türkiye’nin
Avrupa Birliğine tam üye olması için, eksiklerini tamamlaması lâzımdır.
Avrupa’nın güvenlik, istikrar ve refahı, demokrasi coğrafyasının genişlemesine
bağlıdır. Dolayısıyla, yeni Avrupa mimarisi, Balkanlar’dan Kafkasya’ya,
Karadeniz’den Akdeniz’e uzanan coğrafyada barış, istikrar ve ortak refahın
kök salmasını başarabilmeli; Avrupa bütünleşmesi, çağdaş, evrensel değerlere
dayanmalıdır. Türkiye, bu bakımdan öncü ve belirleyici rol oynayacak stratejik
bir konuma sahiptir.
Türkiye’nin hedefi, siyasi, savunma, güvenlik, ekonomik, sosyal, kültürel
ve çevre alanlarında değişen Avrupa’nın gelişen işbirliği, bütünleşme ağına
katılmaktır.
Yunanistan’ı sağduyuya ve akılcı davranmaya davet ediyorum.
Avrupa Birliğinin, uluslararası anlaşmaları hiçe sayarak Güney Kıbrıs Rum
yönetimiyle tam üyelik müzakereleri başlatma eğilimi, Kıbrıs sorununa adil
ve yaşayabilir bir çözüm bulunması doğrultusunda, Birleşmiş Milletler Genel
Sekreterinin iyi niyet misyonu çerçevesinde yürütülmekte olan toplumlararası
görüşmeleri olumsuz yönde etkilemektedir.
Türk dünyası bir gerçektir. Türkiye’nin tek arzusu, bu kardeş ulusların
bağımsızlık ve egemenliklerini koruyarak, kalkınmalarını sürdürmeleri,
sahip oldukları zengin doğal kaynakların da yardımıyla tam olarak kendi
ayakları üzerinde durabilmeleridir.
Türkiye’nin üniter devlet olma şeklindeki tarihî tercihi ve ulusal uzlaşması,
İstiklal Savaşımız sonunda oluşmuş bir durumdur. Cumhuriyetimizin uzun
tarihi içinde gelişmiş ve Anayasamızın temeli olmuş bu tercihin, hiçbir
etkenle değiştirilmesi söz konusu değildir. Devletin resmî dili, bayrağı,
nitelikleri, sınırları ve Türkiye Cumhuriyetinin egemenlik hakları her
türlü tartışmanın dışında ve üstündedir.
Türk Devletinin anayasal düzeninin ve bölünmez bütünlüğünün her şart altında
sonuna kadar savunulmasına ve kesinlikle korunmasına kararlıyız.
Müteaddit teşebbüs ve gayretlere rağmen, Türkiye’nin mücadele etmekte olduğu
teröre aralarında komşu ve hatta müttefikimiz olan ülkelerin de bulunduğu
bazı memleketler dış yardım ve destek vermeyi esefle sürdürmektedirler.
Cumhuriyetin temel niteliklerinden olan laikliğe karşı bazı tezahürler,
irtica tehlikesiyle ilgili kaygılar yaratmıştır. Türkiye Cumhuriyetinin
kanunları ve cumhuriyet adliyesi, her türlü rejim karşıtı olayı tesirsiz
hale getirecek güçtedir.
Yetişmiş bulunan cumhuriyet nesilleri, Büyük Atatürk’ün kurduğu demokratik,
laik cumhuriyete sahiptir. Parlamentomuzun, basınımızın, halkımızın uyanıklığı
ve devletimizin kanun uygulayıcılarının görev bilinci, rejimin de, devletin
de teminatıdır. Demokratik, laik cumhuriyet sonsuza kadar yaşayacaktır.
Ülkemizin diğer bir güncel konusu çevre sorunudur. eğer, bir gün bir yudum
suya, bir dilim ekmeğe ve bir soluk havaya muhtaç olmak istemiyorsak, bu
çevre sorunu denen işe, devletçe ve milletçe gerekli önemi vermemiz lazımdır.
Güçlü bir demokrasi, güçlü bir ekonomi, güçlü bir savunma şeklinde ifade
ettiğimiz altın üçgen, Türkiye’nin millî güvenliğinin en veciz tanımıdır.
Ordumuz, demokrat bir ülkenin, demokrat bir milletin ve demokrat bir devletin
ordusudur. Türk Silahlı Kuvvetleri, milletin birlik ve bütünlüğünü perçinleştiren
bir unsurdur.
Gayri safî millî hâsılanın yüzde 80’ini nüfusun yarısı, yüzde 20’sini diğer
yarısı almaktadır ve burada, alt sınırların sefalet sınırları noktasına
varmaması için gayretler sarf edilmeye devam ediliyor. Bu çarpıklık, gün
meselesi değildir, bir günde de düzeltilecek gibi değildir -kimse, üstüne,
hiçbir şey alınmasın- ama, sanıyorum ki, siyasetüstü bir millî mesele olarak,
Meclisimizin önünde, milletimizin önünde durmaktadır.
Türkiye’de, 100 çocuktan 9’u üniversite bitiriyor; böyle gidemeyiz. İddia,
100 çocuktan 30’unun üniversiteyi bitirmesidir.
Türkiye, dünyada, nüfus itibariyle 16 ncı, toprak büyüklüğü itibariyle
32 nci, gayri safî millî hâsıla bakımından da 19 uncu sırada yer alan büyük
bir ekonomidir. Daha ön sıralara geçmek, Türkiye’nin iddiasıdır. Bunun
başarılması, Türkiye için bir sınavdır.
Demokratik rejim tartışmaları, ülkenin gündeminde artık yer almamalıdır
2000’li yıllarda; yani, 2000’li yıllara nasıl girelim diyorsanız, rejim
tartışmaları artık yer almamalı, rejim sorunu memleketimizin gündeminden
çıkmalı, destabilize olma endişeleri geride kalmalı; yani, uçurumun kenarına
mı geldik, yıkılıyor muyuz gibi, parçalanıyor muyuz gibi endişeler herkesin
zihninden çıkmalı. Türkiye, demokraside mükemmele erişme çaba ve uğraşını
aralıksız sürdürmeli.
Adaletin tevzii, mutlaka çabuklaştırılmalı.
Türkiye, insan haklarını ihlal eden ülkeler arasında sayılmaktan mutlaka
çıkmalı.
Cumhuriyetin temel niteliklerinin tartışılması, Türkiye’nin siyasî gündeminden
çıkmalı.
Türkiye, demokratik, laik, hukuk devleti olan cumhuriyetin etrafında toplanmalıdır.
Çağdaş, etkin ve kapsamlı eğitim, gelecek yüzyıl Türkiyesinin en büyük
servetidir. Bu konuda çok ciddî ve geleceğe yönelik temeller atılmıştır.
|