Türkiye'de yaşanan olaylar...
 Ana Sayfalar
BELGENET 
ARŞİV
BELGELER
DOSYALAR
HUKUK
EKONOMİ
KİM KİMDİR
.İlgili Sayfalar
KONUŞMADAN BAŞLIKLAR

DEMİREL'İN TBMM'NİN YASAMA YILINI AÇIŞ KONUŞMASI
Konuşma metni (1)
1 Ekim 1998
TBMM'nin 20. Dönem 4. Yasama Yılı, Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in Meclis Genel Kurulu'na hitaben yaptığı konuşmayla açıldı.
 
Cumhurbaşkanı Demirel'in, 20. Dönem 4. Yasama Yılı'nın açılışı dolayısıyla TBMM Genel Kurulu'nda yaptığı konuşma: 
(1 Ekim 1998)

Türkiye, bölgesel işbirliğinin, uluslararası barış, istikrar ve refahın anahtarı olduğuna yürekten inanmaktadır. Bu bağlamda, birbiriyle etkileşim halindeki bölgesel işbirliği hareketleri içinde, öncü ve aktif bir rol oynamaktadır. Karadeniz Ekonomik İşbirliği (KEİ), Ekonomik İşbirliği Teşkilatı (ECO) ve D-8 oluşumlarını, bölgemizin ortak refahının artırılmasına, geleceğin barışına katkıda bulunan girişimler olarak değerlendiriyoruz.

Mayıs ayında Kazakistan’ın Almatı Şehrinde katıldığımız ECO zirvesinde kabul edilen Almatı Deklarasyonu, haziran ayında Ukrayna’nın Yalta Şehrinde katıldığımız tarihî zirvede imzalanan Karadeniz Ekonomik İşbirliği Temel Şartı, bu girişimlerin somut başarılara dönüşmekte olduğunu bir kere daha göstermiştir. D-8 çerçevesinde de somut projeler geliştirilmektedir. Bütün bunlar, Türkiye’nin, gelişen pazarlar ile gelişmiş ekonomiler arasındaki köprü rolünü ortaya koymaktadır.

İslam Konferansı Örgütü, İslam dünyasıyla dayanışma ve işbirliğimizde aktif rol oynadığımız bir zemindir. Başkanı olduğum İKÖ, Ekonomik ve Ticarî İşbirliği Daimî Komitesi (İSEDAK) vasıtasıyla, İslam ülkelerinin kalkınma yolunda birlikte atabilecekleri ortak adımların saptanmasında yönlendirici bir faaliyetimiz bulunmaktadır. Kasım ayında, İSEDAK’ın 14 üncü toplantısı, Türkiye’nin başkanlığında, İstanbul’da yapılacaktır.

Değerli milletvekilleri, uluslararası ilişkiler alanında karşı karşıya olduğumuz bazı sorunlar, sınıraşan bir mahiyet taşımaktadır. Terör, organize suç, ırkçılık, köktendincilik bu nitelikte sorunlardır. Küresel nitelik taşıyan bu sorunlara karşı mücadelenin, aynı zamanda küresel boyutta yürütülmesi gerekmektedir. Bu bakımdan, öncelikle, evrensel toplumun oluşumuna katkıda bulunan medyanın sorumlu bir tavır sergilemesi önem taşımaktadır. Medya, bu sorunlara karşı, dünya vatandaşları arasında kolektif bir bilinç gelişmesini sağlayacak sivil diyaloglar tesis edilmesine yardımcı olmalıdır. Demokratik toplumlarda bunu sağlamanın tek yolu, basının kendi kendini denetleme mekanizmalarıdır. Dünya Basın Konseyleri Birliğinin İstanbul’da yapılan 7 nci uluslararası kongresinde bu konu ele alınmıştır. İnsanlar ve toplumlar arasında kin ve nefret tohumları saçan ve terörü teşvik eden söylemlerin yarattığı tehdidin basın özgürlüğüyle bağdaşıp bağdaşmadığı sorusunun da bu bağlamda tartışmaya açılmış olması olumlu bir gelişmedir. Şiddetin, hangi sebeple olursa olsun, yüceltilmesinin demokratik bir hak olup olmadığı da haklı olarak sorgulanmaktadır. Zira, terör ve şiddet, en temel insan hakkı olan yaşama hakkının vahim ihlalinden başka bir anlam taşımamaktadır. Teröre karşı küresel bilincin geliştirilmesi önemlidir; ancak, yeterli değildir. Terör ve diğer sınıraşan sorunlara karşı uluslararası işbirliği mekanizmalarının güçlendirilmesine ihtiyaç vardır. Türkiye, ikili ve çok taraflı her düzeyde gösterdiği çabalarla, terör, uyuşturucu ve silah kaçakçılığı, karaparanın aklanması, organize suçlarla mücadele konusunda işbirliği mekanizmalarının geliştirilmesine katkıda bulunmaktadır; bu çerçevede, 43 ülkeyle güvenlik işbirliği anlaşmaları imzalamıştır.

Bu noktada, kültürler ve uygarlıklararası çatışmadan söz ederek insanlığın ortak değerler etrafında buluşma taleplerine sorumsuzca karşı çıkan bazı görüşler üzerinde de durmakta yarar görüyorum. Türkiye, Kuzey ile Güneyi, Doğu ile Batıyı buluşturan kıtalararası köprü konumuyla, kültürlerin ve uygarlıkların harmonizasyonuna katkıda bulunmayı öncelikli bir görev bilmektedir. Bunu, bir kere daha dünyaya ilan etmek istiyorum.

Bu yıl içinde, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin kabulünün 50 nci yıldönümünü kutlayacağız. Günümüzde, insan hakları, artık, hiçbir ülkenin iç işi olarak görülmemektedir. İnsan haklarının uluslararası denetim mekanizmaları, insanlığın kolektif vicdanını, evrensel hukuku temsil etmekte; insanın insan olmaktan ötürü kazandığı vazgeçilmez haklarını uluslararası toplumun güvencesi altına almaktadır. İnsan hakları alanında her ileri adımı yeni bir başlangıç noktası sayan Türkiye, uluslararası denetim mekanizmalarına başlangıcından itibaren taraf olmuştur. Bu alanda eksiklerimiz varsa, bunların giderilmesi yönünde gerekli irademiz de vardır. Yüce Meclisin bu konuyla ilgili olarak gündeminde bulunan yasa tasarılarını süratle görüşerek sonuca bağlamasına büyük önem atfediyorum.

Türkiye dışpolitikasını yürütürken sürekli olarak bir imaj sorunuyla uğraşmak zorunda kalmaktadır. Bu imaj sorunundan, dikkatlerimizi sadece bize hasım çevrelerin yarattığı meselelere teksif ederek kurtulmamız mümkün değildir. Lafı sahibi çoğaltır. Türk insanı ülkesinin imajından memnun hale geldiğinde, sorun büyük ölçüde aşılmış olacaktır. Bu da, Türkiye Cumhuriyetinin temelindeki, vatandaşlarını çağdaş bir devletin vatandaşı yapma iddiasına ve medeniyetçilik kavgasına sahip çıkmakla mümkündür. İşte bu noktada, içpolitika ve dışpolitika iç içe geçmektedir. Dolayısıyla, sorumluluk yine bizlere düşmektedir.

Bugün karşımızdaki en önemli mesele, yarının dünyasını anlamak ve o dünyaya kendimizi en iyi şekilde hazırlamaktır. Çok uzak olmayan bir gelecekte, içerisinde yaşadığımız Avrasya coğrafyası, dünya ekonomisinde belirleyici bir rol oynamaya başlayacaktır. Türkiye, bu dünyanın kalbidir. Ufkumuzun en az bu dünya kadar geniş olması gerekmektedir. Hep birlikte, parlak geleceğimize hazırlanma irademizi en güçlü biçimde ortaya koymalıyız. Türkiye, kalkınma çabalarını kararlılıkla sürdürmeye; eğitimden sağlığa, çevreden trafiğe, tarımdan sanayie, telekomünikasyondan turizme, enerjiden ulaştırmaya, spordan kültür ve sanata kadar her alanda çağın standartlarını yakalamaya, dünyayla rekabet gücünü daha da geliştirmeye mecburdur.

Değerli milletvekilleri, Türkiye’nin güncel iç sorunları üzerinde kısaca durmak istiyorum.

Türkiye Cumhuriyeti Devletinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü, üniter vasfını, anayasal demokratik parlamenter düzenini ortadan kaldırmayı amaçlayan ve ülke gündeminde hâlâ önemli bir yer işgal etmeye devam eden bölücü terör hareketine karşı devletin, dünyada hiçbir ülkede görülmediği kadar, demokrasi, hukukun üstünlüğü ve insan haklarına saygı çerçevesi içinde kalarak sürdürdüğü meşru mücadelede çok büyük merhaleler katedilmiş olup, halen mezkûr tehdit kontrol edilebilir düzeye indirilmiş ve dağılma noktasına getirilmiş bulunmaktadır.

Terörle sürdürülen mücadelede sağlanan başarının nihaî sonuç alınana kadar aralıksız ve kararlı şekilde sürdürülmesi, bunun yanında, terörden etkilenen bölgelerimizin diğer bölgelerle olan gelişmişlik farklarını gidermeyi amaçlayan programların etkin olarak uygulanması, mümkün olan en erken zamanda bölgede normal duruma dönülmesi için gerekli şartların oluşması ve her halükârda içbarışın idamesi öncelikli görevler olmaktadır.

Bu vesileyle, terörle mücadelede ülke içinde ve dışında son derece başarılı operasyonlar sürdüren Türk Silahlı Kuvvetlerinin ve diğer tüm güvenlik güçlerinin fedakâr mensuplarına, milletçe topyekûn gösterilen birlik ve beraberliğe huzurunuzda teşekkür ediyor; şehitlerimizi rahmet, gazilerimizi minnetle anıyorum. Yüce Meclise de, bu ülkenin kahraman askerlerine ve güvenlik güçlerine her zaman sağladığı destekten ötürü teşekkür ediyorum.

Cumhuriyetin temel niteliklerinden olan laiklik, ülkemizde aynı zamanda içbarışın önemli şartıdır. Laiklik, din ve vicdan hürriyetinin teminatı ve şemsiyesidir. Böylece, halkının yüzde 99,5’i Müslüman olan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları, din ve vicdan hürriyetini en iyi şekilde kullanmakta, ibadetlerini, Müslümanlığın icaplarını serbestçe yerine getirmektedir.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti, çağdaş hukuka dayanan bir devlet olarak kurulmuştur ve devlet işleri ile din işlerini ayırmıştır.

Cumhuriyet kurulduğundan beri, bu duruma zaman zaman itirazlar olmuştur.

Dinî inançların siyaset tarafından istismar edildiği haller de görülmüştür. Bunların tümü “irtica” olarak adlandırılmaktadır. Bugünkü dünyada böyle bir cereyanın mevcut olduğu da herkesçe biliniyor.

Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Anayasada tarif edilen şeklini değiştirmeye yönelik her hareket gibi, irtica da, devlete ve rejime yönelik bir tehdittir. Türkiye Cumhuriyeti kanunları ve Anayasası, devlete ve rejime yönelik her tehdidi olduğu gibi, irtica tehdidini de önleyecek güçtedir. (DSP, CHP ve DTP sıralarından alkışlar)

İrticayla mücadelenin, halkın dinî inançlarına karşı çıkmak gibi gösterilmesi, din istismarının ta kendisidir. Bu mücadele, aynı zamanda, dini, istismardan koruma mücadelesidir. Ayrıca, toplum, bu çeşit tehditlere karşı hassastır; cumhuriyeti ayakta tutmaya da kararlıdır.

Örgütlü suçlarla mücadele, bugün pek çok ülkenin sorunu haline gelmiştir. Bizim ülkemizde de, devlet, bu mücadelenin içindedir.

Devletimizi ve kamuoyunu haklı olarak meşgul eden olaylar fevkalade günceldir.

Kanunları tanımayanlara ve zorbalara, devlet, her zaman haddini bildirmiştir -hiç kimse, devletten ve kanundan güçlü değildir- yine de bildirecektir.

Değerli milletvekilleri, ülkenin güncel konularından bir diğeri, uyuşturucuyla mücadeledir. Uyuşturucuyla mücadele, Türkiye’nin bundan evvelki gündemlerinde yoktu; şimdi, yavaş yavaş, iki şekilde gündeme gelmektedir: Birincisi, Türkiye’nin bir geçiş yeri, bir trafik, bir köprü olarak kullanılması, buna karşı çıkılması, bununla mücadele edilmesi; ikincisi de, Türkiye’nin kendi gençlerini koruması bakımından zarurî hale gelmiştir. Herkesin dikkatini çekiyorum buradan. Bilhassa büyük şehirlerde, lise çağındaki öğrencilerden, çocuklardan başlama ve sokak çocuğu bulunan -maaselef- büyük şehirlerimizde, bu meselenin ciddî boyutlara ulaşma istidadı vardır; bununla amansız şekilde mücadeleye devam edilmesi lazımdır.

Ülkemizin çok güncel diğer meselesi de trafik kazalarıdır. Maalesef, trafik kazaları, yine, senede 6 bin can almaya devam etmektedir. Alınmış bulunan tedbirlerin hepsi çok güzel tedbirlerdir; yenilerinin alınması lazımdır. Türkiye Büyük Millet Meclisi, yeni tedbirlerin alınmasında her zaman için büyük bir hassasiyetle davranmış ve Hükümetin getirdiği bütün yasal tedbirleri de kanunlaştırmıştır.

Güncel sorunlarımızdan bir diğeri doğal afetlerdir. Yurdumuzda, 1998 yılı başından bu yana çeşitli bölgelerimizde doğal afetler vuku bulmuştur; sel afetleri olmuştur ülkenin çeşitli köşelerinde, deprem olmuştur, toprak kayması olmuştur. Bunların hepsini size dağıttığım metne teker teker yazdım; fakat, bunlardan bilhassa Adana ve Ceyhan çevresinde 27 Haziran 1998 tarihinde meydana gelen deprem üzerinde durmak istiyorum. 145 vatandaşımızın ölümüne sebep olan bu depremde büyük hasar vardır. Meclisimizin dikkatini çekiyorum; Hükümete yardımcı olunması lazımdır. 9 385 konut, 489 işyeri yıkıktır, 18 bin konut orta hasarlıdır, 45 bin konut da şu veya bu şekilde hafif hasarlıdır. Bu, çok büyük bir bilançodur. Bu zamana kadar rastladığımız depremlerden en büyük hasar yapmış olanıdır. Hükümet, yeni kaynaklar bulmak, kıştan önce meskenlerin yapılmasına geçmek için çırpınmaktadır ki, Hükümetten, Büyük Meclisimiz hiçbir desteği esirgemeyecektir. Bu depremlerin hepsinde, bu sellerin, toprak kaymalarının hepsinde, devlet, vatandaşın yanında olmuştur, Kızılayımız da vatandaşın yanında olmuştur; anında olunmuştur ve hayatı normale çevirmek için her türlü gayret de sarf edilmiştir. Tabiî ki, canı yanan vatandaştır; evini su basan, çoluğunu çocuğunu alıp götüren afetler karşısında, vatandaş, çok hassastır. Ona büyük bir şefkatle yaklaşılması, bu olayın icabıdır.

Afet bölgelerinde, aslında, yerleşim yerlerinin de büyük sıkıntısı olmuştur. Yerleşim yerlerinde su tesisleri, kanalizasyon tesisleri, yollar pek çok zarar görmüştür ve belediyelerin bunları karşılayacak takatları da yoktur. Öyle bir yük de, yine devletin üzerindedir.

Yine, Türkiye’nin güncel sorunlarından bir tanesi, orman yangınlarıdır. Bu sene, 60 bin dekara yakın orman yanmıştır. Bu rakam, geçen seneki rakamın civarındadır. Her sene aşağı yukarı 100 bin dekara kadar orman yanıyor Türkiye’de ve bunun karşılığında da 1 milyon dekar orman dikilmesi lazım. Şimdi, burada üzerinde durmak istediğim şey, orman yangınlarında söndürme için alınacak tedbirlerin daha da geliştirilmesi; ama, ağaçlandırmanın hızlandırılması lazımdır.

Yine, burada da, Yüce Meclisimizden, Hükümetin getireceği ağaçlandırma projelerine destek istiyorum. Bunu çok önemsiyorum; çünkü, sanıyorum ki, gelecek nesillere bırakacağımız en önemli varlık, yeşil Türkiye olacaktır. Yeşil Türkiye için, topraklarımızın denizlere akıp gitmemesi için ve doğanın korunması için sarf edilen gayretler, her türlü takdirin üstündedir. Bunlar halka mal olmuştur. Okullarımızdan gönüllü kuruluşlarımıza kadar, bu gayretler yürüyor.

Halkımızın şikâyetçisi olduğu diğer bir sorun -ben, sadece şikâyetçisi olunan sorunları burada genel olarak söylüyorum- hayat pahalılığıdır. Uzunca süredir yüzde 50’lerin, 60’ların üstünde seyretmiş bulunan enflasyonun, hayat pahalılığı olarak, bilhassa -gelir dağılımı zaten iyi olmayan ülkemizde- alt gelir gruplarında meydana getirdiği sıkıntılar, büyük ıstıraba sebep olmaktadır.

Yine, enflasyonun tek rakamlı duruma indirilmesi için, Yüce Meclisimizin hükümetlere destek olmasını rica ediyorum.

Bir diğer sorun... Hep beraber, 1990 sonrasında, devletin radyo-televizyon monopolünü, tekelini kaldırdık. Şimdi, halen 1 000 ‘den fazla radyo ve 300’e yakın yerel televizyon vardır. Bir de RTÜK idaresi kurduk, bu televizyonların ve radyoların yaptığı neşriyatlarla ilgili olarak. Tabiî ki, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, genel ahlakın korunmasını, kamu düzeninin korunmasını, genel sağlığın korunmasını emretmektedir. Bu televizyonların birçoğunda, daha doğrusu, radyo ve televizyonların birçoğunda sınırı aşan, sınırları aşan pek çok neşriyat yapılmaktadır. Bu hususta da, yine, Meclisin dikkatini çekiyorum. Bununla mücadele edilmiyor değil, ediliyor; fakat, eşyanın tabiatında zorluk var. Yani, serbestsin, hürsün dediğin bir yerde birtakım kontroller icra etmek, genellikle kolay değil. En iyisi herkesin şuurla hareket etmesi, birtakım kontrollere, limitasyonlara hacet kalmamasıdır; ama, maalesef, her zaman bu böyle olmuyor.

Değerli milletvekilleri, ülkenin gündemindeki çok önemsediğim bazı konuları sadece sayacağım. Bunlardan birisi savunmadır. Türkiye Büyük Millet Meclisi, cumhuriyetin kurulduğu günden beri, savunmaya her şeyden çok önem vermiştir ve bu sayededir ki, bugün, Türk Silahlı Kuvvetleri, millî bir ordu olarak, halkın ordusu olarak, devletin ve rejimin teminatı olarak ve milletin gururu olarak bölgemizde her türlü caydırıcılığın menşei olmaktadır. Türk Silahlı Kuvvetlerinin, bugün, dünyada en iyi eğitilmiş, en iyi cihazlandırılmış ve en iyi disipline sahip birkaç ordudan biri olduğunu, başkumandanlığı Yüce Mecliste mündemiç olan bu Meclise, başkumandanlığı temsil eden Cumhurbaşkanı olarak -Anayasa tabirleridir bunlar- rapor etmekten gurur duyuyorum. (Alkışlar) Tabiî ki, Silahlı Kuvvetlerimizin güçlü durumda tutulması, millî güvenliğimiz açısından öncelikli bir görev. Türk Silahlı Kuvvetleri, milletin ve milletin birlik ve bütünlüğünün muhafazasında da hayatî bir sorumluluk taşımaktadır.

Değerli milletvekilleri, Türkiye çok güzel bir savunma sanayii kurmuştur. Önümüzdeki otuz sene içinde 150 milyar dolarlık savunma ihtiyacımız var. Bunun çok büyük bir kısmını Türkiye karşılayabilir; ayrıca, başka ülkelerin de savunma ihtiyaçlarını karşılayabilir. Binaenaleyh, Yüce Meclisin huzuruna getirdiğim mesele, savunma sanayiinde de hükümetlerin getireceği projelere destek verilmesidir.

Ülkenin çok önemsediğimiz diğer bir konusu, eğitimdir. Eğitim... Eğitimi anlata anlata bitiremeyiz; ama, hiç olmazsa üç cümleyi söyleyelim. Bu ülkede okuma çağında bulunan çocuklarımızın hepsi okumalı, iyi okumalı ve daha çok okumalı. Niye okumalı; 21 inci Asra eğer Türkiye toplumu, Türk toplumu, Türk Milleti bir enformasyon toplumu olarak girecekse -ki, çağın icabı odur- eğitimden başka hiçbir yolu yoktur. Girişilmiş çok büyük bir hamle var. Halen ilköğretimde 10 milyonu aşan çocuğumuz var ve bir sınıfta ortalama 58 çocuk okuyor. Büyük şehirlerde bu 70 ilâ 80’dir; ama, Anadolu’nun birçok yerinde bu rakam 25 ilâ 30’dur; yani, Çankırı’da 25 ilâ 30’dur, İstanbul’da 70’tir, Diyarbakır’da aşağı yukarı 60-65’tir,70’tir, Adana’da 70’tir ve İzmir’de 50’dir. Bu nispetlerin... Şimdi girişilmiş bulunan çok büyük hamle, Türkiye Büyük Millet Meclisinin, 8 yıllık eğitime verdiği destek ve Hükümetin getirdiği finansman ihtiyaçlarına verdiği destek sayesinde halen 32 bin derslik yapılıyor ve -huzurunuzda vatandaşlarıma teşekkür ediyorum, bu teşekkürü aynı zamanda size de bildiriyorum- vatandaşlarımız da 4 bin dersliği yapıyor; ülkenin her tarafı şantiye halinde. Sanıyorum ki, gelecek sene, bu ortalama 58 civarında olan sınıf mevcudu, 39’a indirilebilecektir; bir hamle daha yaparsak 30’a indirmiş olacağız. Şimdi, bu yürüyor, bu çok güzel yürüyor. Eksikleri, noksanları vardır; şurada şudur burada budur... Onlar eleştirilebilir; onlar sizin göreviniz veya eksikler kimin gözüne çarpıyorsa... Ama, temelde 58 çocuktan 30 çocuğa inme hamlesi yürüyor.

Şimdi, geriye kalan... 650 bin öğretmeni var Türkiye’nin. Bu öğretmen sayısı kâfi değil; yalnız ilköğretimde değil, ortaöğretimde de... Türkiye’nin öğretmen sorunu en önemli sorunlarından biridir. Yeniden öğretmen yetiştirilecektir ve kâfi sayıda öğretmen olacaktır, kâfi branşlarda öğretmen olacaktır; bu ihtiyaçların da önümüzdeki üç dört sene zarfında tamamlanması dahi büyük başarı olacaktır. Ondan sonra da, mademki bu işin üzerine bu kadar hızla gidiyoruz, devlet olarak fevkalade iyi gidiyoruz, o zaman yapılacak işlerden bir diğeri de araç ve gereçtir.

Gerçekten, bu ülkenin okullarını 21 inci Yüzyılın okulları haline getirmezsek, çağdaş toplumu, arkasından çağdaş devleti 21 inci Yüzyılda beklememiz hayal olur. Onun için, çağdaş toplumun, çağdaş devletin çağdaş eğitimden geçtiğini hep biliyoruz; bilmek yetmiyor, onu yapmamız gerekiyor. Eller kollar sıvanmıştır. Vatandaşlarımız da, en büyük hayır saydıkları eğitime yardımcı olmaya devam etmektedirler.

Burada, özellikle, yükseköğretime temas etmek istiyorum. 1932’de darülfünundan üniversiteye çevrilmiş bir tek üniversitesi bulunan Türkiye, bugün, 69’u faal 72 üniversiteye sahiptir. Bunlardan 16’sı vakıf üniversitesidir, 56’sı devlet üniversitesidir Türkiye’nin içinde.

Bu üniversitelerin kampuslarını geziyorum, bu üniversitelerin açılışlarına gidiyorum. Yirmi ilâ yirmibeş sene önce kurulmuş bulunan üniversitelerimiz, hepimizi sevindirecek şekilde, gurur verecek şekilde gelişmişlerdir. Eksikleri hâlâ vardır; ama, beş altı sene evvel başladığımız üniversiteler gelişme halinde, çok iyi de gelişiyor. Bunlara bir cansuyu verilecek. Yani, Türkiye Büyük Millet Meclisi hiçbir şeyi esirgemedi eğitimden de, yüksek eğitimden de. Önümüzdeki sene, bu kampusların tamamlanmasına ve bunların gelişmesine Hükümetin getireceği ödenek taleplerini desteklemede, Meclisimizden yardım istiyorum.

Bilhassa üzerinde durmak istediğim olay, bu üniversitelerin hastaneleridir. Bu, Türkiye’de yeni bir olay. Yani, dün, üniversite eğitimi, Türkiye’nin büyükşehirlerinin tekelindeydi. Bu tekelden çıkmıştır bu, Van’da da üniversitemiz var, Kars’ta da üniversitemiz var, Muğla’da da üniversitemiz var. Bu üniversitelerin hastaneleri var. Hemen hemen 44’e yakın tıp fakültesi var, bunların 25 tanesinde çok güzel hastaneler var. Bu hastanelerin bir kısmı örnek hastanelerdir; Çukurova Hastanesi, Kayseri Hastanesi, Diyarbakır Hastanesi... Diyarbakır Hastanesini, daha 20 Eylülde, Sayın Başbakanla birlikte ziyaret ettik. Yani, Avrupa’nın, Amerika’nın en modern hastanelerindeki alet edevat neyse, Diyarbakır Hastanesindeki de odur, hekim de o seviyededir; ama, yeni kurulmakta olan hastaneler var, eksikleri var. 760 yataklı Edirne Hastanesi, bugün büyük hizmet görüyor; ama, ufak tefek yardımlarla tamamlanıp ortaya çıkacaktır. Keza, Elazığ’da Fırat Hastanesi, Malatya’da merhum Özal’ın adına kurulmakta olan büyük hastane var. Bunların hepsi biraz destekli olacaktır. Konya’da çok güzel bir meydana gelmiştir; Trabzon’da, Samsun’da ve Sıvas’ta çok güzel hastaneler meydana gelmiştir; Bursa’da çok güzel bir hastane meydana gelmiştir. Yeniden, hastane yapan üniversitelerimizin hastanelerinin desteklenmesi suretiyle, sanıyorum ki, gerçekten, en yüksek seviyede hekimlik hizmeti, bu ülkenin her köşesine yayılmış olacaktır. Yakın zamanda, Van’da, kalp ameliyatı, beyin ameliyatı yapılır hale gelecektir.

Tabiî, üniversitelerimizin en önemli meselelerinden biri de, öğretim üyesi meselesidir. 300 öğretim üyesiyle işe başlamış bulunan Türkiye üniversitelerinin, bugün 55 000 öğretim üyesi vardır; fakat, çağa uymak bakımından bu kâfi değildir, daha da çok öğretim üyesi yetiştirme durumları vardır.

Üniversitelerin bütün şikâyeti, idarî ve malî serbestlikte rastladıkları kısıtlamalardır. Geçen sene, bütçe encümeni, 15 üniversite için “size şu kadar para veriyoruz, bunu nasıl kullanacaksanız kullanın” şeklinde bir karar aldı; onu da, Yüce Meclis tasdik etti. O istikamette atılacak adımların, üniversitelerin çalışmalarını çok kolaylaştıracağı kanaatindeyim; yani, biraz daha serbestiyet... Üniversitelere idarî ve malî serbestiyet, aranan bir şeydir; bu, üniversiteleri çok daha verimli hale getirecektir. Serbestiyetten kasıt şu: Devlet parasının kullanıldığı her yerde denetleme olacak; yani “bu parayı nereye koydun” diye soracaksınız, her kuruşun hesabı, herkese sorulacak; devlet parasını kim kullanıyorsa, ona bu sorulacak. Yalnız, burada, tabiî, biz, sorulmasın demiyoruz; ama, kullanılması kolaylaştırılsın; çünkü, verdiğiniz tahsisatlar hizmete dönüşmüyor, ertesi sene, o hizmetleri görmek için, iki misli, üç misli daha tahsisat vermek durumunda kalıyorsunuz.

Sağlık hizmetlerimizin sorunları var. Bu sorunların çözülmesi için çırpınılıyor; ama, yeşil kart, çok büyük bir hizmeti görmektedir. Meclisimiz sağlık sigortası meselesini yasalaştırır, sigorta primi verme takatında olmayan vatandaşlara devlet bu primi öder, böyle bir sistem kurarsa, sanıyorum ki, vatandaşlarımız çok iyi bir duruma gelirler. Bu ülkede, hiçbir vatandaş, hastane kapısına geldiği zaman, oradan “paran yok” diye çevrilmemelidir; nereye gidecektir o. İşte, bugün için, yeşilkart 6,5 milyon insana bunu sağlıyor, yarın sigorta sağlar. Yani, devletin finanse ettiği sigorta konulmadan, yeşilkart olayından da vazgeçilmemelidir.

Türkiye’nin en önemli meselelerinden biri enerjidir. Bugün, Türkiye’nin 21 bin megavatlık (aşağı yukarı 110 milyar kilovat/saat) kurulu gücü var. Bunun, 2020 yılında, 109 bin megavata (574 milyar kilovat/saat) yükseltilmesi öngörülmektedir; bunun için de, Türkiye’nin 128 milyar dolarlık yatırım yapması lazım.

“Bu yirmi yıl sonrasını filan anladık, daha oraya epey zaman var, bugünden bahset “ diyeceksiniz; bugünden de bahsedeyim: Türkiye enerji darboğazındadır; bunu aşmak için büyük çalışmalar yapılmıştır. Şimdi, yine de, bu sene, eğer gaz tedarik edilebilirse, yapılmış santrallar zamanında devreye sokulabilirse, çok büyük sıkıntı çekmeden; Bulgaristan’dan ve Gürcistan’dan enerji alarak iki seneyi böyle geçirmek mümkündür; ama, iki sene sonra... Başlanmış santralların yine zamanında bitirilmesi şartıyla, iki sene sonra ancak, bu işin içinden çıkabiliriz. Eğer, başlanmış santrallar zamanında bitmezse, o zaman, önümüzdeki zaman içinde, enerjinin sanayileşmeyi engelleyecek boyutlara ulaşmasını Türkiye mutlaka önlemelidir. Türkiye’nin önünde 30 milyar dolarlık bir enerji yatırımı vardır; imtiyaz ve tahkim sorunu, Türkiye’nin dışarıdan kaynak bulmasını zorlaştırmaktadır ve Yüce Meclisin, bu imtiyaz ve tahkim sorununu mutlaka düşünmesini, gerekiyorsa, ülkenin yararı için, anayasa değişikliği yapmasını teklif ediyorum.

Sanayileşme çok güzel gelişiyor. Sanayileşme ve organize sanayi bölgeleri, küçük sanayi bölgeleri; Türkiye, birçok sanayi şehrine sahip olma istidadındadır. Türk vatandaşına sanayileşme hevesi gelmiştir. Bence, bu heves kırılmamalıdır ve bu hevesin teşvik edilmesi istikametinde atılacak adımları takdirle karşılıyorum. Yine, burada, sanayileşme, sadece muayyen merkezlerin konusu olmaktan çıkmıştır; ülkenin her tarafında, sanayileşmeye önemli adımlar atılmaktadır. Yabancı sermaye, sanayileşme için mutlaka kullanılması gereken önemli bir olaydır. Küçük yatırım, büyük yatırım, yani hepsi bunun içerisindedir. Burada, tabiî ki, sanayileşmenin krizden müteessir olmadan çıkabilmesi de, yine Meclisin dikkati içerisinde olacaktır. Türkiye’de 41 tane organize sanayi bölgesi faaliyet halindedir. Bu sanayi şehirlerinin çoğunda, aynı zamanda eğitim ve kültür de beraberinde var ve 113 tane sanayi bölgesi de inşa edilmekte, yüzlerce fabrika yapılıyor.

Üzerinde durmak istediğim, Yüce Meclisi haberdar etmek istediğim diğer mesele, Doğu ve Güneydoğu Anadolu kalkınması ve GAP Projesidir. Doğu ve Güneydoğu Anadolu Projesiyle ilgili pek çok tedbir alınmıştır. Bu tedbirlerin işlemesinde, eğer eksikleri varsa bunların tamamlanmasında, Hükümet gayret içerisindedir. Bu gayretlere, yine Meclisten destek istiyoruz. s

GAP Projesi ise, Türkiye’nin 32 milyar dolarlık projesidir, cumhuriyetin en büyük projesidir; 16 milyar doları yatırılmıştır; bu, bir ucundan geri ödemeye başlamıştır. Zaten, 25 milyar kilovat/saat elektriği Fırat Nehri veriyor. Dicle, bu sene elektrik vermeye giriyor, sulamaya da giriyor; Kralkızı ve Dicle Barajlarıyla, daha sonra Batman Barajıyla, Ilısu ve Cizre Barajlarıyla. Dicle geliyor şimdi ve Fırat üzerindeki beş baraj da, zaten 25-30 milyar kilovat/saat elektrik ürettiği zaman -5 sentten derseniz- senede 1,5 milyar doları ödüyor; senede 1,5 milyar doları sadece elektrikle ödüyor. Yalnız, sulamalarda geç kaldık. Sulamalar için büyük tahsisatlara ihtiyacımız var ve eğer, Türkiye, kamu maliyesini bu faiz sarmalından kurtarabilirse, tabiî ki, yatırım yapmak için elinde daha çok para olacak. Yatırımı nereye yapalım derseniz, burada çok güzel proje var.

Altyapı, ulaşım ve iletişim mutlaka Türkiye’nin ihtiyaçlarını görür durumda olmalı.

Şunu ifade edeyim ki-üzüntüyle ifade edeyim ki demenin bir yararı yok da, memnuniyetle ifade etmiyorum- maalesef ulaşımda çok sıkıntıya girdik. Yaptığımız yolları aşağı yukarı çok güzel yaptık; bunların hepsi dar geldi, onları yeni baştan genişletme peşindeyiz. Otoyol sistemimiz de halen yarımdır; Bolu Dağı duruyor, İstanbul Boğazının bir defa daha geçilmesi zarurettir; her geçen gün, kayıptır... Nasıl geçileceği, bence, mühendislerin, mimarların, teknisyenlerin işidir, tabiî siyasetçilerin de işidir; ama, beni alakadar eden kısmı, nasıl geçileceği değil, beni alakadar eden kısmı, geçilmelidir. Ankara’ya kadar geldik; Ankara’dan Adana’ya kadar gitmeliyiz. Adana’dan Gaziantep’e kadar gittik; Gaziantep’ten Şanlıurfa’ya, Şanlıurfa’dan Habur’a, Şanlıurfa’dan Diyarbakır’a gitmemiz lazım.

Diyarbakır ve Şanlıurfa, GAP’ın çok önemli projeleri, yani gelişme yerleri; bunların limana bağlanması lazım. Bu hususta atılmış adımlar var, güzel adımlar. Bunların gerçekleşmesi, sanıyorum ki, büyük bir sıkıntıyı ortadan kaldıracak. Otoyol sistemi yapmaya devam edilmeli.

Havaalanlarımız var, bunların birkısmı yeniden işletmeye girecek; ama, memnuniyetle ifade edeyim ki, bu sene, Şanlıurfa Havaalanı inşaatına geçilmiştir.

Köy hizmetleri: Meclisimiz, köy hizmetlerine her zaman büyük tahsisatlar ayırdı. 319 bin kilometrelik köy yoluyla, bütün köyler birbirine bağlandı. İçmesuyunda hâlâ esef edilecek bir noktamız var; 76 bin üniteden 12 763 ünitenin yeterli ve sağlıklı içmesuyu yok. Bunlar da zor olan yerler; yani, dağda taşta; ama “bugünkü çağda içmesuyu olmayan köyü var Türkiye’nin” denilmesi üzücüdür. Türkiye’nin, bugün, sulanacak 85 milyon dönüm toprağı var; bunun 40 milyon dönümü sulanıyor ve 40 milyon dönümünü sulayacak projelerden bir tanesi GAP projesidir. Zaten GAP biterse, 15-16 milyon dönüm daha sulanmış olacak ve o yolda çalışmalara devam etmek lazım.

Çevre üzerindeki dikkatlerimizi sürdürmemiz gerekecek.

Tarım, Türkiye’nin büyük meselesi olmaya devam ediyor. Tarımdaki sıkıntı şudur: Tarımda çalışan nüfus, birinci meseledir, hâlâ yüzde 44’tür. İkinci mesele, tarımdaki verimsizliktir; yani, biz 100 milyon dönüm buğday ekeceğiz, hâlâ 20 milyon ton buğday çıkaracağız; 100 milyon dönüm buğday ekilen yerden 50 milyon ton buğday çıkarılması lazımdır.

Mekanizasyon iyidir; bir ara erimekte olan traktör parkı yeniden yenilenmeye başlanmıştır, Türk köylüsü yeniden traktör almaya başlamıştır. 60-70 bin traktörü Türkiye fabrikaları yapıyor ve 950 bin traktörü olan Türkiye’nin traktör parkının her sene yüzde 10’unun yenilenmesi lazımdır.
 

Mekanizasyonda bir gerileme yok; ama, gübrede de çok iyi sübvansiyonlar yapılmış olmasına rağmen, on senedir kullanılan gübre aynı. İşte, o konu üzerinde de yine teknisyenler durmaya devam edecekler.

Burada çok önemsediğim bir olay, eğer nüfusun yüzde 44-45’i tarımda çalışıyor veya gayri safî millî hâsılanın yüzde 15’ini alıyorsa, işte sorununuz burada; hiç başka yere aramaya gitmeyin ve 3 bin dolar seviyesine gelmiş Türkiye’de, adam başına gelir seviyesinin 400 dolara indiği yer burasıdır. Ne yapacağız derseniz, bence bu, cumhuriyetle yaşıt, Türkiye meselesidir. Tarımda çalışan nüfusta yüzde 80’lerden 40’lara gelmişizdir; 40’lardan 20’lere ineceğiz, 20’lerden 10’a ineceğiz; otuz sene daha lazım. Ben, başka tedbirler, çareler alınmasın demiyorum; ama, görünen bu. Türkiye, kendine yeten bir memleketti, dışarıdan 4 milyar dolarlık tarım ürünü alır duruma geldi.

Hayvancılıkta düştüğümüz durum gerçekten hazindir. Onun için, önümüzdeki kasım ayında, Tarım Bakanlığı bir hayvancılık şûrası yapacak. Bu işle ilgilenenlerin hepsinin gelip orada düşüncelerini söylemesi gerekir. Sonra da, Yüce Meclisin hayvancılıkla ilgili tedbirler konusunda desteğini esirgemeyeceğini biliyorum, bu desteği Yüce Meclis verecektir.

Orman, en önemli işimiz olmaya devam ediyor. Ormaniçi köyleri, önemli işimiz olmaya devam ediyor. Mera Kanunu, hayvancılığa çok büyük yararlar sağlayacaktır.

Şehircilikteki sorunlarımız devam ediyor ve şehirlerimiz büyüdükçe meselelerimiz de büyüyor.

Turizm olayı... Burada şu hususu Yüce Meclisin dikkatine birçok kere getirdim, bu defa da getireceğim: Sanıyorum ki, Türkiye, şu sıkıntının içerisinde olur bu sıkıntının içerisinde olur, etrafında bu olur; ama, Türkiye, eğer ödemeler dengesi sıkıntısı içerisinde değilse, bunların hepsini aşarız. Yani, Türkiye, olması lazım gelen ihtiyaçlarını almak için, fabrikalarını çalıştırmak için, hammaddeyi almak için, halkına lazım olan ilacı almak için, yarı mamul malları almak için, birtakım şeyleri almak için döviz sıkıntısı içerisinde değilse, diğer meseleleri aşıyoruz, görünen hep o; döviz sıkıntısı içerisine girerse, o zaman, siyasî endeksli borç para aramaya gidiyoruz; bunu da her zaman bulamıyoruz; işte o zaman bunalıma giriyoruz. Onun içindir ki, ihracata çok dikkat edilmesi lazım; 30 milyar dolar seviyesine gelmiştir. Turizme çok dikkat edilmesi lazım; 10 milyar dolar seviyesine gelmiştir; 40 milyar...

Taşımacılık, bize, aşağı yukarı bir 10 milyar dolar para getiriyor ona çok dikkat edilmesi lazım; kara, deniz, hava... Nihayet “dış âlem gelirleri” dediğimiz, bilhassa dış ülkelerde işadamlarımızın ve inşaat gücümüzün yaptığı işler var. Bugün, 100 bin işçimiz dış ülkelerde çalışıyor; Orta Asya’yı yapıyor, Kafkasya’yı yapıyor, Balkanları yapıyor ve Rusya’da çok önemli işler yapıyorlar ve bu, mutlaka devam edebilmeli.

Turizm: Halen Türkiye’nin, belgeli belgesiz, 700 bin yatağı var; 1,5 milyon yatağa Türkiye çıkmalı. 25 milyon turist nasıl olsa Türkiye’ye gelecek, hiç kimsenin endişesi olmasın ve 500 milyar dolar olan dünya turizm pastasından Türkiye bir 15 milyar dolarını mutlaka almalı, bunu alacak gücü de vardır. Binaenaleyh, turizmde görülen sıkıntılar konjonktüreldir; bizim daha iyisini yapmaya devam etmemiz, bunların hepsini ortadan kaldıracaktır.

Özelleştirmeye dokunmadan geçmeyeceğim. Konuşmamın başında bir yerde söyledim, özelleştirmenin fevkalade önemi var; şöyle var: Aslında bu, değişen devletin, değişen devlet kavramının zaruretidir. Devlet ne kadar ticaretin, devlet ne kadar sanayiin içinde olmaya devam edecek?! Eğer, devlet ticaretin ve sanayiin içinde olmaya devam edecekse, devletin diğer fonksiyonlarını görmesi mümkün değildir ve onun içindir ki, bugünkü dünyada devletin, ticaretin, sanayiin içinden çıkması ve devletin, sınaî teşebbüslerinin, ticarî teşebbüslerinin vergi parasından talepte bulunmaması lazım. Onun içindir ki, özelleştirmeyi Türkiye -henüz 4,5 milyar dolarlık özelleştirme yapmış, bu sene 8 milyar dolar civarında hedefleniyor- bu sene, gelecek sene, öbür sene, yani önümüzdeki beş sene içinde tamamlarsa, devlet daha da iyi işleyecektir, her şey daha iyi olacaktır; bu, benim düşüncem.

Değerli milletvekilleri, ülkenin çeşitli sorunlarını ve hedeflerini nasıl gördüğümü sizlere anlatmaya çalıştım.

Cumhuriyetin 75 inci yıldönümünde milletimizin ve devletimizin başarıları, gelecek için ümit vericidir. Bu, aynı zamanda, ülkenin vatandaşlarına yeni sorumluluklar yüklemektedir. Geldiğimiz yerde duramayız. Daha ileri gitmeye, dünya devletleri arasındaki haklı yerimizi korumaya ve pekiştirmeye mecburuz.

İç barış, mutlaka korunmalıdır. Bunun en önemli şartı; demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti olan cumhuriyetin etrafında toplanmalıyız; ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütün olan Türkiye Cumhuriyeti Devletine hep beraber ve sadakatle sahip çıkmalıyız.

Demokrasiyi daha da geliştirmeliyiz, cumhuriyeti daha da çağdaşlaştırmalıyız, bunun için gerekli reformları yapmalıyız. Gerekli reformların hedefi, daha iyi işleyen bir devlet, daha iyi işleyen bir demokrasi, daha iyi işleyen bir ekonomi olmalıdır. Bunlar, 21 inci Yüzyılın bizden talepleridir. Her ülke, bu çırpınmanın içindedir.

Türkiye, her alanda girişmiş bulunduğu atılımlarını sürdürmelidir. İstikrar içerisinde kalkınma, en önemli hedefimiz olmaya devam edecektir.

Altyapı darboğazları, kalkınmayı engellememelidir.

Türkiye, mutlaka, enflasyonu kontrol altına alabilmeli, dünyayla rekabete devam edebilmelidir.

Ülkede büyük bir sanayileşme hevesi mevcuttur. Türkiye, bu hevesten en geniş şekilde yararlanabilmelidir.

Türkiye, bilgi çağının icaplarını yerine getirebilmelidir.

Eğitim ve kültür alanındaki girişilen gayretler, kesintisiz sürdürülmelidir.

Türkiye, bilim ve teknolojide mutlaka söz sahibi olmalı, gelişmiş ülkelerle rekabet edebilmelidir.

Türkiye, sosyal güvenlik şemsiyesini ülkenin bütün fertlerini kapsayacak duruma getirmelidir. Bugün, bu şemsiye yüzde 70’tir; yüzde 30 ise, şemsiyenin dışındadır. Bu şemsiyeyi yüzde 100’e çıkarmak, çağdaş devlet olabilmemizin şartıdır.

Değerli milletvekilleri, bütün gayretler, Büyük Atatürk’ün kurduğu çağdaş Türkiye Cumhuriyeti Devletini güçlendirmek, Türk Milletini refah ve mutluluğa ulaştırmak içindir; hedef budur.

Cumhuriyetin uygarlık mücadelesinin, hedefine ulaşması için gayret sarf eden sizleri kutluyorum.

Barış ve mutluluk, huzur, güven, beraberlik, kardeşlik içerisinde yücelmek için didinen, çırpınan milletimizin hakkıdır.

Demokrat, büyük Türkiye hedefine mutlaka ulaşacağız.

Cenab-ı Allah, milletimizin, hepinizin, herkesin yardımcısı olsun.

Hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

Önceki sayfa


(1 EKİM 2001)
Geri
sayfa başı
Geldiğiniz sayfaya dönüş

© 2001 BELGEnet
belgenet.com sitesindeki metin, resim ve diğer içeriğin hakları saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.