Türkiye'de yaşanan olaylar...
 Ana Sayfalar
BELGENET 
ARŞİV
BELGELER
DOSYALAR
HUKUK
EKONOMİ
KİM KİMDİR
.İlgili Sayfalar
KONUŞMA METNİ

DEMİREL'İN TBMM'NİN YASAMA YILINI AÇIŞ KONUŞMASI
Konuşmadan başlıklar... 
1 Ekim 1998
TBMM'nin 20. Dönem 4. Yasama Yılı, Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in Meclis Genel Kurulu'na hitaben yaptığı konuşmayla açıldı.
Cumhurbaşkanı Demirel'in konuşmasından başlıklar...
(1 Ekim 1998)

Önümüzdeki yüzyıl dünyasını şekillendirmekte olan küresel dönüşümlerin gerçekleştiği tarihî bir geçiş döneminde, cumhuriyetimizin 75 inci yılını kutlamaktayız. Önümüzdeki yıl ise, mirasçısı olduğumuz Osmanlı İmparatorluğunun 700 üncü yılını kutlayacağız. Hemen arkasından da yeni bir binyıla gireceğiz. Bütün bu kilometretaşları, bize, arka arkaya durum tespiti yapma imkânını sağlayacaktır. Esasen, büyük yıldönümleri, geçmişin yeniden değerlendirildiği ve bu değerlendirme ışığında geleceğin yeniden tasarlandığı tarihî anlardır. Böyle dönemler, milletlere, nereden gelip nereye gittiklerini gözden geçirecekleri bir kolektif düşünme fırsatı sağlarlar. 

Bugün, bizi yeniden bölgemizin en güçlü devleti haline getiren cumhuriyet, her şeyden önce, doğulu-batılı, güneyli-kuzeyli, genç-yaşlı, kadın-erkek, Türk ulusal kurtuluş savaşçılarının kahramanlıklarıyla ve fedakârlıklarıyla yaratılan eşsiz bir destandır. Bu büyük varoluş mücadelesinin zaferle sonuçlanması, insanlık tarihindeki en büyük zihniyet ve hukuk devrimlerinden birinin gerçekleştirilmesini mümkün kılmış, ülkeyi yönetme hakkını ve yetkisini hanedandan millete geçirmiş, kişiyi tebalıktan çıkarmış, vatandaş yapmıştır. Büyük bir devrim ve topyekûn bir değişim olan cumhuriyet, bir destandır, sürekli bir destandır ve bu destan, milletimizin eseridir.

Cumhuriyetimizin kurulduğu günden bugüne, temel amacımız değişmemiştir: Türkiye Cumhuriyetinin temelindeki iddia, vatandaşlarını çağdaş, demokratik bir devletin vatandaşı yapmaktır. Nitekim, cumhuriyet döneminde, Anadolu, tarihinin en mamur, müreffeh ve inşa edilmiş devrini yaşamaktadır. Türkiye, cumhuriyet sayesinde, her alanda evrensel frekansı yakalamıştır. Bu başarı, fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür cumhuriyet nesillerinin eseridir.

Tüm eksikliklere ve karşı karşıya olduğu sorunlara rağmen, Türkiye, doğru yolda ilerlemektedir. Cumhuriyet misakı etrafında birbirimize kenetlenerek, içbarışı, ülke ve millet bütünlüğünü korumalıyız. Esasen, en kıymetli varlığımız olan demokratik cumhuriyetin, Anayasamızın 2 nci maddesinde ifadesini bulan temel ilkelerinin herhangi birinden vazgeçilmesi, hiçbir şekilde söz konusu dahi edilemez. Zira, cumhuriyetin, demokratik, laik, sosyal hukuk devleti olma vasfı, milletimizin vazgeçilmez asgarî müştereğidir. 

Uluslararası ilişkilerde, her alanda yerleşik kural ve kurumların sorgulandığı, yeni arayışların hız kazandığı bir dönüm noktasındayız. Türkiye’nin kaybedecek vakti yoktur. Bu arayışların içinde yer almak, bulunacak çözümlerin parçası olmak zorundayız. Bunun için de, öncelikle siyasî, ekonomik ve hukukî alanlarda gerekli yapısal reformların, daha fazla vakit kaybına meydan verilmeden gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Unutulmaması gerekir ki, Türkiye’yi parlak geleceğine taşıma mücadelesi, hepimizin ortak mücadelesidir. 

Türkiye, demokratik istikrarı aramaktadır. Demokrasilerde, demokratik taleplere muşru zeminlerde çare aranır. Siyaset, başarısızlığı ve teslimiyeti kaldırmaz. Şayet, demokrasimizin ve devletimizin daha iyi işletilmesi beklentisi kamuoyuna mal olmuşsa, buna çözüm aramaktan kaçınılamaz. 

Küreselleşme bir ideoloji değil, her geçen gün yeni boyutlar kazanan dinamik bir olgudur. Esasen, Türk girişimcisi, bunu çok iyi anlamıştır. Türkiye, dünyayla rekabete açık bir ekonomi olarak kalmaya, dünyayla birlikte soluk alıp vermeye mecburdur. 

Anayasal demokraside çoğunluğun değil hukukun üstünlüğü esastır. Bu bakımdan, bağımsız yargı denetimi ve kamuoyu denetimi, işleyen bir demokraside denetimde müessiriyetin olmazsa olmazlarıdır. Demokrasiyi güçlü kılan da yaşatan da, esas itibariyle budur.

günümüzde yolsuzluklarla mücadele, demokratik siyasetin gündeminde ön sıralarda yer almaktadır. Bugün, Türkiye’nin de gündeminde bu mesele önemli bir yer tutmaktadır. Bu sorunla baş etmek için, öncelikle, devlet yönetimi, menfaat, nema dağıtan bir yer olmaktan çıkarılmalıdır. Bunun bir yolu özelleştirme ise, diğeri kamu idaresinde şeffaflığın sağlanmasıdır. 

Şeffaflık, dürüst devletin şartıdır. Dürüst devlet, işleyen devlettir; dürüst devlet, vatandaşlar arasında eşitliği koruyan devlettir; dürüst devlet, adalet duygusunun ve adalet kurumunun güçlü olduğu devlettir; dürüst devlet, güçlü denetim mekanizmaları olan devlettir.

Bağımsız yargı, hür basın, toplumun ortak geleceğine sahip çıkan, siyasette en geniş katılımı mümkün kılan sivil toplum kuruluşlarının varlığı, devletin, vatandaşına en yakın düzeyde karar alabilen bir biçimde yeniden yapılandırılabilmesi, yolsuzluklarla mücadele stratejisinin temel direkleridir.

Parti içi demokrasinin geliştirilmesi, partilerin malî kaynaklarının saydamlaştırılması, yolsuzluklarla ve siyasette yozlaşmayla mücadelede vazgeçilmez bir unsurdur.

Kararlı ve dinamik bir yaklaşımla gerekli reformları gerçekleştirdiğimiz takdirde, Türkiye’nin, önümüzdeki yüzyıla damgasını vuracak ilk on ülke arasına girmesine kimse engel olamayacaktır. Büyük projeler büyük hayal gücü ister ve büyük hedefler etrafında birleşmeyi gerektirir. Esasen, büyük milletlerin ufukları da hayalleri de büyük olmak zorundadır.

Türkiye’nin etrafında tarihten devraldığı birçok sorun mevcuttur. Ancak, yine, tarihin karşımıza çıkardığı fırsatlar da büyüktür. Türkiye’nin hasımları vardır; ancak, dostları da vardır. Dünyada yalnız olduğumuz gibi bir kaygıya hiçbir şekilde kapılmamıza gerek yoktur. Türkiye, güçlü ekonomisi, üstün savunma gücüyle kendisine karşı husumet içinde olanlara karşı yeterince caydırıcılığa sahiptir. Bu özellikleriyle dostluğu aranan bir ülkedir.

Türkiye, bütünleşmiş demokratik Avrupa idealine bağlılığını kararlılıkla sürdürecektir. Burada vurgulamak istediğim husus, bu ortak ideale bağlılığın, her şeyden önce, Türkiye’nin kendi menfaatlarının bir gereği olduğudur. Esasen, Türkiye’nin Avrupa Birliğine tam üye olması, Avrupa’nın da kendi menfaatınadır. Zira, tarih, Türkiyesiz bir Avrupa’nın ve Avrupasız bir Türkiye’nin düşünülemeyeceğini ortaya koymaktadır.

Kalkınmış, demokrat, müreffeh büyük Türkiye, bu hedeflere ulaştığında, Avrupa Birliğinin “de facto” üyesi olacaktır. Böylelikle, tarihiyle, coğrafyasıyla ve yaşam tarzıyla bir Avrupa ülkesi olan Türkiye’nin, önündeki mesele, bu “de facto” durumun hukuken tescilinden ibaret kalacaktır. 

İki komşu ve müttefik ülke olan Türkiye ve Yunanistan’ın iyi ilişkiler içinde olmalarında karşılıklı menfaatları vardır. İki ülke arasındaki işbirliğini geliştirmenin yolu bellidir. Türkiye ve Yunanistan’ın, bir yandan tek taraflı eylemlerden kaçınıp, birbirlerinin Ege’deki hayatî çıkarlarına saygı göstermeleri, diğer yandan ortaklaşa ciddî bir uzlaşma süreci başlatmaları gerekmektedir. 

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Denktaş, soruna kalıcı bir çözüm bulunması amacıyla iki devlet arasında bir konfederasyon kurulması önerisinde bulunmuştur; tarafımızdan da bütünüyle desteklenen bu öneri, çözüm çabalarını gerçekçi bir zemine oturtacak, Kıbrıs sorununun çözüm yollarının önünü açacak tarihî bir fırsat teşkil etmektedir. 

Hazar Geçişli Doğu-Batı Enerji Koridoru ve Bakü-Ceyhan, bölgede enerji güvenliğini teminat altına alacak, gelişmiş dünya pazarlarına en kolay, ekonomik ve istikrarlı ulaşım imkânı sağlayacak yegâne projedir. Bu projenin hayata geçirilmesiyle Türkiye, 21 inci Yüzyılın küresel enerji haritasının tam ortasında yer alacak bir merkez ülke olmaktadır.

Avrasya’nın parlak geleceğinde Rusya Federasyonuyla stratejik bir ortak olarak birlikte çalışmaya hazırız. Bu ülkenin istikrar ve dünyayla uyum içinde olmasında, bölgemizin olduğu kadar, Türkiye’nin de yüksek çıkarları vardır.

Suriye, Türkiye’ye karşı açık bir husumet politikası izlemektedir, PKK terör örgütüne aktif destek sağlamayı sürdürmektedir. Tüm uyarılarımıza ve barışçı açılımlarımıza rağmen hasmane tutumundan vazgeçmeyen Suriye’ye karşı mukabelede bulunma hakkımızı saklı tuttuğumuzu, sabrımızın taşmak üzere olduğunu bir kere daha dünyaya ilan ediyorum.

Cumhuriyetin temel niteliklerinden olan laiklik, ülkemizde aynı zamanda içbarışın önemli şartıdır. Laiklik, din ve vicdan hürriyetinin teminatı ve şemsiyesidir. Böylece, halkının yüzde 99,5’i Müslüman olan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları, din ve vicdan hürriyetini en iyi şekilde kullanmakta, ibadetlerini, Müslümanlığın icaplarını serbestçe yerine getirmektedir.

Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Anayasada tarif edilen şeklini değiştirmeye yönelik her hareket gibi, irtica da, devlete ve rejime yönelik bir tehdittir. Türkiye Cumhuriyeti kanunları ve Anayasası, devlete ve rejime yönelik her tehdidi olduğu gibi, irtica tehdidini de önleyecek güçtedir. 

İrticayla mücadelenin, halkın dinî inançlarına karşı çıkmak gibi gösterilmesi, din istismarının ta kendisidir. Bu mücadele, aynı zamanda, dini, istismardan koruma mücadelesidir. Ayrıca, toplum, bu çeşit tehditlere karşı hassastır; cumhuriyeti ayakta tutmaya da kararlıdır.

Bu ülkede okuma çağında bulunan çocuklarımızın hepsi okumalı, iyi okumalı ve daha çok okumalı. Niye okumalı; 21 inci Asra eğer Türkiye toplumu, Türk toplumu, Türk Milleti bir enformasyon toplumu olarak girecekse -ki, çağın icabı odur- eğitimden başka hiçbir yolu yoktur. 

Bu ülkenin okullarını 21 inci Yüzyılın okulları haline getirmezsek, çağdaş toplumu, arkasından çağdaş devleti 21 inci Yüzyılda beklememiz hayal olur. 

İç barış, mutlaka korunmalıdır. Bunun en önemli şartı; demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti olan cumhuriyetin etrafında toplanmalıyız; ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütün olan Türkiye Cumhuriyeti Devletine hep beraber ve sadakatle sahip çıkmalıyız.

Demokrasiyi daha da geliştirmeliyiz, cumhuriyeti daha da çağdaşlaştırmalıyız, bunun için gerekli reformları yapmalıyız. Gerekli reformların hedefi, daha iyi işleyen bir devlet, daha iyi işleyen bir demokrasi, daha iyi işleyen bir ekonomi olmalıdır. Bunlar, 21 inci Yüzyılın bizden talepleridir. Her ülke, bu çırpınmanın içindedir.

Türkiye, sosyal güvenlik şemsiyesini ülkenin bütün fertlerini kapsayacak duruma getirmelidir. Bugün, bu şemsiye yüzde 70’tir; yüzde 30 ise, şemsiyenin dışındadır. Bu şemsiyeyi yüzde 100’e çıkarmak, çağdaş devlet olabilmemizin şartıdır.
 

KONUŞMA METNİ


(1 EKİM 2001)
Geri
sayfa başı
Geldiğiniz sayfaya dönüş

© 2001 BELGEnet
belgenet.com sitesindeki metin, resim ve diğer içeriğin hakları saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.