|
|
 |
Cumhurbaşkanı
Süleyman Demirel'in
TBMM'nin 21.
Dönem 2. Yasama Yılı'nı
açış konuşması...
(1
Ekim 1999)
-
``TÜRKİYE,
ARTIK ANAYASASIYLA İLGİLİ TARTIŞMALARI GERİDE BIRAKACAK YAPISAL REFORMLARI
TAMAMLAMALIDIR``
-
``BANA
GÖRE 7 YILLIK CUMHURBAŞKANLIĞI DÖNEMİ UZUN, CUMHURBAŞKANI HALK TARAFINDAN
SEÇİLMELİDİR``
-
``SİYASİ
PARTİLERİMİZ, SEÇİM SİSTEMİ, SEÇİM KANUNU VE SİYASİ PARTİLER KANUNU`NDA
YAPACAKLARI İYİLEŞTİRME İLE DEMOKRASİMİZİ DAHA SAĞLIKLI HALE GETİREBİLİRLER``
-
''HALK
REJİMİN SAHİBİ YAPILMALIDIR''
-
``DEPREME
DAYANIKLI BİNALAR YAPMAK İÇİN YENİ TEDBİRLER GETİRMELİYİZ``
-
``KIBRIS`TA
KALICI BİR UZLAŞMAYA VARILMASI, ANCAK ADA`DAKİ GERÇEKLER TEMELİNDE MÜMKÜNDÜR``
-
``TÜRKİYE,
KENDİSİNE KARŞI YAPILAN HAKSIZLIKLARA KARARLILIKLA KARŞI ÇIKARAK, AB İLE
YÜRÜMEYE DEVAM EDECEKTİR``
-
``KUZEY
IRAK`TAKİ OTORİTE BOŞLUĞUNUN YARATTIĞI GÜVENLİK SORUNUNDAN RAHATSIZLIK
DUYUYORUZ``
-
``TERÖRİZMİN
HİÇBİR ŞEKİLDE MAZUR GÖSTERİLMESİ MÜMKÜN DEĞİLDİR``
-
``TERÖR
ÖRGÜTÜNÜN KARARI, TERÖR TEHDİDİNİN POTANSİYEL NİTELİĞİNİ DEĞİŞTİRMEMEKTEDİR``
-
``CUMHURİYETİN
TEMEL NİTELİKLERİNDEN BİRİ OLAN LAİKLİK, İÇ BARIŞIN KORUNMASINDA EN ÖNEMLİ
ŞARTLARDAN BİRİDİR``
-
``DEVLET,
HER TÜRLÜ TEHDİTİ OLDUĞU GİBİ İRTİCA TEHDİDİNİ DE ÖNLEMEK MECBURİYETİNDEDİR``
-
``TÜRKİYE,
DEMOKRATİK, LAİK, ÜNİTER BİR DEVLET OLMA VASFINI KORUYACAKTIR``
-
``TÜRKİYE,
ATATÜRK`ÜN ANAYASAL VATANDAŞLIK VE ANAYASAL VATANSEVERLİĞE DAYANAN MİLLİYETÇİLİK
ANLAYIŞINA BAĞLI KALARAK IRK, DİL, DİN, MEZHEP, CİNSİYET TEMELİNDE HİÇBİR
AYRIMCILIĞA VE BÖLÜCÜLÜĞE GEÇİT VERMEYECEKTİR``
-
``GEÇEN
6.5 YIL BOYUNCA ANAYASA`NIN 103. MADDESİNDE YER ALAN ANTDAKİ TAAHHÜTLERE
TAMAMEN UYDUM``
-
``CUMHURBAŞKANI
SIFATIMLA HUZURUNUZDA YAPTIĞIM 8. VE SON KONUŞMA``
-
``TÜRKİYE`DE
İÇ BARIŞI, BÜTÜN HEDEFLERİN ÜSTÜNDE TUTARIM``
-
``ECEVİT`İN
AMERİKA GEZİSİ BAŞARIDIR``
Türkiye
Büyük Millet Meclisi'nin Sayın Başkanı, değerli milletvekilleri, ekranları
başında bu toplantıyı izleyen sevgili vatandaşlarım; hepinizi sevgi ve
saygıyla selamlıyorum.
Türkiye
Büyük Millet Meclisinin bu dönem çalışmalarının milletimize, memleketimize
hayırlı olmasını Cenabı Allah'tan niyaz ediyorum.
20
nci Yüzyıl sona ererken, karşı karşıya kaldığımız büyük deprem felaketi,
milletimizi derin acılara gark etmiştir. Bu depremde: 15 802 vatandaşımız
hayatını kaybetmiş, 43 872 vatandaşımız yaralanmıştır. 66 441 konut ve
10 901 işyeri yıkılmış, 67 242 konut ve 9 927 işyeri orta hasar görmüş,
80 160 konut ve 9 712 işyeri az hasar görmüştür. Toplam olarak 244 383
konut ve işyeri yıkılmış ve hasara uğramıştır. Kamu binaları; bu arada
okullar, hastaneler kamuya hizmet eden diğer tesisler, ağır hasar görmüştür.
Onbine yakın fabrikanın bulunduğu bölgede, sanayimiz de önemli zarar görmüştür.
Halkımız
ve ülkemiz, 17 Ağustos sabahı saat 03.02'den itibaren, felaketi göğüslemek
mecburiyetinde kalmıştır. Gösterilen millî dayanışma, her türlü övgünün
üstündedir. Keza, 86 ülke yardımda bulunmuştur. 364 uçak yardım malzemesi
getirmiş, 43 ülke tarafından gönderilen arama-kurtarma ekibiyle 2 456 kurtarma
uzmanı gelmiştir.19 ülke, seyyar hastane göndermiş ve 41 bin çadır gelmiştir.
Bu,
görülmemiş bir uluslararası dayanışmadır.
Depremde
hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah'tan rahmet, yaralılarımıza, tekrar,
şifa diliyorum. Milletimize "geçmiş olsun" derken, Cenabı Allah'ın milletimizi,
memleketimizi böyle bir felaketin tekrarından ve beterinden korumasını
da niyaz ediyorum.
Tekirdağ'dan
Bolu Dağına kadar 400 kilometrelik bir alanda ve 150 kilometre derinlikte
meydana gelen ve 20 milyon insanı etkisi altında bulunduran bu afet "asrın
felaketi" olarak adlandırılmıştır. Türkiye, deprem bölgesindedir. Geçen
10 sene içerisinde; Erzincan, Dinar, Çorum ve Amasya, Adana gibi ülke köşelerinde
pek çok vatandaşımızın hayatına mal olan, büyük tahribat yapan depremlerle
karşı karşıya kaldık. Milletimizin ve devletimizin gayretleriyle bu yaralar
sarılmıştır; ancak, bu defa, karşı karşıya kaldığımız afet, hepsinin toplamından
daha büyüktür.
Böyle
bir afetin meydana getirdiği durumla uğraşmak kolay değildir. Buna hazırlıklı
değildik. Olunabilir miydi; ayrı meseledir.
Bu
felaketi bizzat yaşayan insanların acılarını, ıstıraplarını, hissiyatını
anlamamak mümkün değildir. Devletimizin -başta Silahlı Kuvvetlerimiz olmak
üzere- bütün kurumları, Kızılayımız, sivil toplum örgütlerimiz büyük gayret
gösterdiler ve göstermeye de devam ediyorlar.
Yıkıntıların
altından insanların canlı kurtarılmasına, yaralıların sağlık merkezlerine
acilen intikal ettirilmesine ve güncel hayatın gereklerinin yerine getirilmesine,
salgın hastalık çıkmasının önlenmesine azamî gayret sarf edilmiştir.
Bugün,
bölgede, 121 çadır kent kurulmuş, 112 445 çadır dağıtılmış; 200 000 kişiye
de sıcak yemek verilmektedir.
Depremin
meydana getirdiği hasarın tamiri ve yıkılanların yeniden yapılması, altyapının
onarılması, hayatın tamamıyla normale çevrilmesi için 6 ilâ 10 milyar dolara
ihtiyaç hâsıl olacaktır.
Dünya
Bankası, IMF, Avrupa Birliği, Körfez İşbirliği Konyesi ve Almanya'nın cem'an
2 milyar 575 milyon dolar taahhüdü vardır.
Avrupa
Birliği, İslam Kalkınma Bankası, Avrupa Konseyi Sosyal Kalkınma Fonu, Japonya,
Amerika Birleşik Devletleri cem'an 1 milyar 177 milyon dolar yardım vaadinde
bulunmuşlardır.
Silahlı
Kuvvetlerimizin bedelli askerlikle ilgili bir teklif hazırlaması ve buradan
gelecek 1 milyar dolar civarındaki kaynağın deprem yardımı olarak ödenmesi
şeklindeki teklifi hükümetçe memnuniyetle karşılanmıştır. Yüce Meclisimizce
kanunlaştırılması halinde, bu kaynak da depremin yaralarının sarılmasında
kullanılacaktır.
Halkımızın
cömertçe yapmış bulunduğu aynî ve nakdî bağışlar ve yardımlar bunun dışındadır.
Önümüzde
çok acil sorunlar vardır; zamanla yarışıyoruz.
Bu
sorunlardan birincisi, artçı depremlerin hâlâ devam etmesi sebebiyle güncel
hayata dönülememesi -tedbiri olmayan bir şey- okulların, fabrikaların,
çarşı-pazarın çalışır hale gelememesi ve hâlâ çadır ihtiyacının devam etmesidir.
Bu durumun yarattığı sıkıntılar şikâyetlere sebep olmaktadır. İnsanüstü
gayretlerin sarf edildiğini söylemeliyim. Yine de bu şikâyetlerin ve hoşnutsuzlukların
ortadan kaldırılmasına sabırla çalışılmalıdır.
İkincisi,
kış öncesinde deprem bölgesindeki vatandaşlarımızın yağmur ve soğuğun,
daha doğrusu, kış şartlarının zulmüne terk edilmemesinin tedbirlerinin
alınıp, icra edilmesidir. Bu maksatla, uygulama kabiliyeti olan her çareye
başvurulmaktadır. Hükümet, bu istikamette önemli tedbirler almış ve bunlar
icra edilmektedir.
Başka
depremlerde uyguladığımız; isteyen vatandaşa aylık kira verilmesi, isteyenlere
hafif hasarlı binalarını tamir için yardımcı olunması, isteyenlerin boş
yazlık dinlenme yerlerine ve boş binalara yerleştirilmesi, tamamlanmaya
yaklaşmış binaların oturulur hale getirilmesi için malî yardımda bulunulması,
kıştan önce konut ihtiyacını azaltmak için düşünülen tedbirlerdir ve bunların
uygulamasına geçilmelidir.
Değerli
milletvekilleri, ülkemizin önünde duran bu meseledeki en önemli husus,
15 Kasım ile kasım sonu arasında, artık, çadırlarda yaşama imkânının kalmayacağı
düşünülerek, bugünkü yaz şartları içinde barınılabilen çadırlardan, vatandaşlarımızı,
prefabrik binalara ve kış şartlarına dayanıklı çadırlara çıkarmamız ve
vatandaşların şikâyetlerini ortadan tümüyle kaldırmamız gerekecektir. Bu
hususta, hükümet, fevkalade zamanla yarışmaktadır, fevkalade zor şartlarla
uğraşmaktadır ve herkesin, bu neticenin sağlanmasında hükümete yardımcı
olması lazımdır.
İşin
diğer bir safhasında, okulların, hastanelerin, üniversite binalarının -muvakkat
bile olsa- tamir edilerek, mümkün olduğu kadar kısa süre içerisinde hizmete
geçirilmesi lazımdır, tabiî ki, artçı depremlerin müsaade ettiği ölçü içerisinde.
Sanayi
kuruluşlarına, üretime geçebilmeleri ve insanların tekrar çalışır, üretir
hale gelmeleri için yardımcı olunmalıdır.
Çarşı-pazar,
yeniden işlemelidir. Esnafa, sanayiciye, tüccara, çiftçiye destek için
önemli kararlar alınmıştır.
Hayatın,
olabildiği kadar kısa süre içerisinde normale döndürülmesi, yaranın sarılmasında
en önemli faktördür. İşte, bunun için her türlü gayret sarf edilmeli, lazım
mıydı değil miydi tartışmaları asgarîye indirilmelidir. Aslında, atalarımız
"aş daşanda kepceye baha yetmez" derler. Burada aş taşıyor. Alınacak tedbirlerin
fazlalığı eksikliği, aşı taşırmadan yerine getirilmelidir; yani, aş taşmasın,
tedbirler bir miktar fazla olsun.
Kalıcı
yerleşim yerleri için çok dikkatli davranılmalıdır. Yerin üstünde yapılacak
her şey, yerin altındaki muhtemel hareketlere uygun olmalıdır; yani, bilimin
ve teknolojinin ışığında yapılmalı, doğru yerlere ve doğru şekilde inşa
olunmalıdır. Burada, nereye ne yapılacağı, nasıl yapılacağı, üniversitelerimiz
ve bilim adamlarımızla işbirliği halinde ve buna mutlaka uyularak gerçekleştirilmelidir.
Bu
depremden alınacak dersler vardır. Yapacağımız birinci iş, bu dersleri
almakta mutlaka kararlı olmamızdır; yani, depremi kısa süre içerisinde
unutup gitmememizdir. İkinci iş, bunların neler olduğunda bir öncelik sırasına
sahip olmamızdır. Depreme dayanıklı binalar, köyler, kasabalar, şehirler
yapmak için yasal tedbirlerimizi en kısa zamanda gözden geçirmeli ve yeni
tedbirler getirmeliyiz. Bu tedbirler, uygulama için birtakım yaptırımları
da içermelidir. Sanıyorum ki, burada, Yüce Meclisimize bir hayli görev
düşüyor.
İnşaatlarımız
depreme dayanıklı olacak şekilde projelendirilmeli, öylece yapılmalı ve
iyi denetlenmelidir. Mutlaka, fay hatlarının etki alanlarından kaçınılmalıdır.
Her
şeye rağmen, depremin ne zaman, nerede ve hangi şiddette olacağı bilinmiyor;
işte, onun için adı afet. Buna rağmen, bir gün oluyor ve can yakıyor. İnsanlar,
başka tehdit ve tehlikelere karşı kendilerini koruma ihtiyacı hissedip
tedbir aldıkları gibi, bu, çok belirli olmayan; ama, bir gün ortaya çıkan
tehlikeye karşı da tedbir almalıdırlar. tedbirin başı, bilinçlenmedir.
Devlet
ve toplum olarak, her türlü felaket karşısında, daha iyi yardımcı olacak
şekilde örgütlenmeliyiz. Devletin çok etkin bir sivil savunma teşkilatı
kurması ve gönüllü kuruluşlara destek vermesi, çok önemli bir ihtiyaç haline
gelmiştir. AKUT ve benzeri gönüllü kuruluşların ortaya koydukları başarı,
takdire şayandır. Bundan ders almak lazımdır.
Ülkemiz,
bir felaketle karşı karşıya kalmıştır. Bunu göğüsleyemez ve yarattığı şokun
altında kalırsak, bu, ikinci bir felaket olur. Bu şokun etkisi altında
kalarak, kendimizi çok kötüledik. İçeride, dışarıda imajımızı zaafa uğrattık.
Yaralar,
millet-devlet işbirliğiyle sarılacaktır. Medet umacağımız yer, orasıdır.
Eğer, buna inancımızı yitirirsek; yani, hem millete inancımızı hem devlete
inancımızı yitirirsek, nereden medet umacağız?
Deprem,
birçok eksiğimizi ortaya çıkarmıştır; doğrudur. Depremden çok şey öğrenilecektir;
o da doğrudur. Bunlar eleştirilmelidir; tamam. Fakat, duygusallığa kapılarak,
devleti kurum olarak eleştirmek ve kötülemek yanlıştır; kurum olarak devleti
zaafa uğratacak, tahrip edecek veya devlete olan inancı geniş çapta azaltacak
kötülemeler yanlış olmuştur. Eleştiri, hata kimdeyse, hata neyse, o ortaya
konularak yapılmalıydı. Eleştiriye bir itirazımız yok; ama, bir kişinin,
kişilerin, bir kurumun veya kurumların, birtakım kişilerin kusurlarını,
hatalarını, vazgeçemeyeceğimiz devlet kavramının üstüne -devletten vazgeçemeyiz-
yığarak, onu kötülemenin anlamı yoktu.
Değerli
milletvekilleri, hadiseler ne kadar vahim olursa olsun, kendimize, devletimize
ve geleceğimize olan güven ve ümidi koruyamazsak, kimseye değil, bizzat
kendimize kötülük yapmış oluruz.
Bu
arada, dünyanın başka yerlerinde de depremler olmuştur. Komşumuz Yunanistan'da,
Tayvan'da, daha dün Meksika'da can ve mal kaybına sebep olan depremlere
şahit olundu. Onların acılarına katıldık, yardımlarına koştuk. Geçmiş olsun
diyoruz.
Tekrar
ediyorum: Depreme dayanıklı köyler, kasabalar, şehirler yapacağız; evler,
okullar, hastaneler, köprüler, yollar, işyerleri yapacağız. Yapacağımız
bu. Zaafa uğratılan devlet imajını da tamir edeceğiz. Bunları başkası yapıverecek
değil.
Değerli
milletvekilleri, 20 nci Yüzyılın son 10 yılında Türkiye üç defa genel seçime
gitmiştir. 10 yılda -bugünkü 57 nci Hükümet dahil- 11 hükümet kurulmuştur.
Tabiî, bu, istikrar manzarası değildir, istikrarsızlık manzarasıdır; ülke
idaresini hayli güçleştirmiştir ve bu manzaranın ülke idaresi üzerindeki
etkileri de henüz ortadan kalkmış değildir.
Türkiye,
18 Nisan seçimlerine, istikrar arayarak gitmiştir. Bu seçimlerde, 37 495
217 kayıtlı seçmenin 31 184 496'sı geçerli, 1 474 574'ü geçersiz oy kullanmıştır.
Seçime katılma oranı yüzde 87 olmuştur. Bu, müthiş bir şey...
Genel
seçimle yerel seçimler aynı zamanda yapılmış olmasına, halkın önüne 7 sandık
aynı zamanda konulmuş bulunmasına rağmen, seçimler büyük bir intizam içerisinde
yapılmış, yüksek bir iştirak sağlanmıştır. Vatandaş, ülkeyi, istikrar arayan
Türkiye durumundan çıkarmak için sandık başına gitmiş ve iradesini ortaya
koymuştur. Bu irade tecelli etmiştir ve bu iradenin tecellisi hiç eleştiriye
uğramamıştır; yani, seçimler, düzgün, hür ve adil yapılmıştır. Türk Milleti,
demokratik olgunluğunu bir defa daha ortaya koymuş ve Türk demokrasisi,
gücünü, tekrar ispatlamıştır.
Seçim
sonrasında göreve başlayan Yüce Meclis, bir koalisyon hükümetine güvenoyu
vermiş, ülkenin çok önemli sorunlarını çözme yolunda büyük bir gayret sarf
etmiş, Anayasa değişikliği yapmış, birçok tasarıyı yasalaştırmıştır. 18
Nisan sonrası beklentilerini geniş çapta silmiş, ülkeye bir rahatlık getirmiştir.
Rejimin
kalbi olan ve Büyük Atatürk'ün "en büyük eserim" dediği Türkiye Büyük Millet
Meclisinin, halkın nazarında itibarını yükselten bu durum dolayısıyla,
Yüce Meclisimizin bütün üyelerini ve siyasî partilerimizi kutluyorum.
Siyasî
partilerimizin çokpartili demokrasimizi güçlendirmek bakımından beraberce
alacağı tedbirler bulunduğuna kaniim; buna ihtiyaç vardır.
18
Nisan seçimlerinden alınacak dersler vardır:
1,5
milyona yakın oy geçersiz sayılmıştır. Bu, çok... Bu kadar vatandaşın iradesi,
ülke idaresine intikal etmemiştir. Dışarıda 3 milyona yakın insanımız var,
1,5-2 milyon oy demektir. Bunlardan sadece 65 254'ü geçerli olarak oy kullanabilmiştir.
Dışarıdaki vatandaşlarımızın oy kullanabilmesi Anayasa emridir; bu, yerine
getirilmelidir.
Siyasî
partilerimiz, seçim sisteminde, Seçim Kanunu ve Siyasî Partiler Kanununda
yapacakları iyileştirmeyle, demokrasimizi daha sağlıklı hale getirmelidirler.
Halkımızın,
demokrasiyle kenetlenmesi lazımdır. Türk vatandaşı, ülke sorunlarına, seçimden
seçime karışırsa, bu, rejime seyirciliktir.
Demokrasinin
katılımcılık yeteneği güçlendirilmelidir ve halk, rejimin sahibi yapılmalıdır.
Ülke, devlete, rejime, geleceğine ve kendine güvensiz hale hiçbir zaman
düşmemelidir. İstikrar arayan bir ülke olmaktan da, Türkiye, mutlaka çıkmalıdır.
Türkiye
Büyük Millet Meclisinin, önümüzdeki günlerde de, çalışmalarını, halkın
takdirini kalıcı hale getirecek şekilde devam ettirmesi lazımdır.
Türkiye
Büyük Millet Meclisi, Türk Milletinin birliğinin korunmasında en önemli
kurumumuzdur.
Bir
değerli tarihçimizin 18 Nisan seçimleriyle ilgili sözlerini sizlere nakletmek
istiyorum. Bu tarihçimiz diyor ki: "Olgun Türk Milleti, ne istediğini son
seçimlerde göstermiştir. Millet, millî irade, millî birlik, uzlaşma ve
istikrar istemektedir. Bu, bugün için bir ölüm-kalım sorunudur. Bunu, millet,
çok iyi anlamıştır. Birlik ve uzlaşma, Kuvayı Milliye dönemindeki kadar
hayatî bir zaruret olarak önümüzdedir."
Milletimizin
gelecek ümidini güçlü ve demokrasi meşalesini yanar tutmak mecburiyetindeyiz.
1
- 2 - 3
- 4 - 5
(1 Ekim.1999)
  |