|
|
 |
Cumhurbaşkanı
Süleyman Demirel'in
TBMM'nin 21.
Dönem 2. Yasama Yılı'nı
açış konuşması...
(1
Ekim 1999)
Şimdi, ben, kendi
vizyonumu size aktaracağım: Benim ortaya koyduğum vizyon üzerinde mutabık
olmayabilirsiniz ve bu vizyonu aktarırken, keşke, ben, çok şey söylemek
mecburiyetinde kalmasam; ama, dünya şartları az şey söylemekle iktifa ettirmiyor.
21
inci Yüzyılda;
Türkiye,
dünyadaki gelişmiş ilk 10 ülke arasına girecek güçlü ve büyük bir ülke
olacaktır. Bunu çocuklarımızın kafasına yerleştirmeliyiz; yani, belki büyüklerimizin
kafasına yerleştirmekte zorluk çekmeyiz aslında; ama, çocuklarda hiç çekmeyiz;
çünkü, onların geleceğini yapıyoruz.
Türkiye,
demokratik, laik, üniter bir devlet olma vasfını koruyacaktır, içbarış
buna bağlıdır.
Türkiye,
Atatürk'ün anayasal vatandaşlık ve anayasal vatanseverliğe dayanan milliyetçilik
anlayışına bağlı kalarak, ırk, dil, din, mezhep, cinsiyet temelinde hiçbir
ayırımcılığa ve bölücülüğe geçit vermeyecektir.
Türkiye,
Atatürk'ün en anlamlı miraslarından biri olan kadın-erkek eşitliğini titizlikle
koruyacak, Türk kadınının ekonomik, toplumsal ve kamusal hayattaki konumunun
daha da güçlenmesi için gerekli şartları yaratacaktır.
Türkiye,
anayasal, idarî ve hukukî alanlarda çağın icabına uygun gerekli tüm dönüşümleri
gerçekleştiren bir kapsamlı devlet reformunu mutlaka tamamlayacaktır.
Türkiye,
yargının hızlı, adil ve bağımsız çalışmasını sağlayacaktır.
Türkiye,
uluslararası barış ve güvenliğin muhafazasında etkili bir ülke olmaya devam
edecektir.
Türkiye,
ekonomik alanda küreselleşmenin gerektirdiği açılımları sürdürürken, hukuk
alanındaki evrenselleşmeye de kararlılıkla uyum sağlamaya devam edecektir.
Türkiye,
Avrupa Birliğine tam üye olarak, medeniyetler çatışmasından söz edenlerin
kehanetlerini boşa çıkaracak, Avrupa Birliğinin çoğulcu yapısına, demokrasi,
laiklik ve İslamı bağdaştırmış bir ülke olarak ilave bir zenginlik kazandıracaktır.
Türkiye,
caydırıcılığını koruyacak, önümüzdeki otuz yıl içerisinde yapacağı 150
milyar dolarlık yatırımlarla, üstün savunma gücünde en ufak bir zaaf meydana
gelmesine izin vermeyecektir.
Türkiye,
yapısal reformlarını sürdürerek, enflasyonu, Avrupa Birliğinin Maastricht
standartlarına indirecek, dünyanın kalkınma çabalarına çok daha fazla kaynak
sağlayacaktır.
Türkiye,
nüfus artışını yüzde 1'ler düzeyine indirecektir. Her şeyin kökü buradadır
beyler. Yüzde 3 civarında nüfus artışı, her sene 1,5 milyon çocuğun okul
kapılarını çalmasıdır. Bizim yüzde 5 ekonomik kalkınmamız, ancak 400 ilâ
500 bin çocuğa hem iş verir hem okul verir. Yani, böyle, iyi okutamadığımız,
iyi bakamadığımız, iyi iş imkânları sağlayamadığımız... Yani, o bir güç
değil ki.
Türkiye,
bilgi çağında bilgi toplumu olmayı mutlaka başaracak, eğitim ve sağlık
alanındaki reformlar gerçekleşecek, eğitim alanında yaptığımız hamle kültür
alanına da intikal edecek, ileri okuryazarlık ve yüksek kültür düzeyiyle
tarihten devraldığımız tüm sorunları çözecek ve Türkiye, tarihiyle barışacaktır.
Türkiye,
üniversite projesini geliştirecek, spordan sanat ve bilime, yaratıcı bireylere
sahip bir millet olduğunu kanıtlayacaktır.
Türk
ekonomisi, uzun vadede, ortalama yüzde 5 kalkınma hızını mutlaka sürdürecektir.
Yine, bunu çok önemsediğimi ifade etmeliyim. Problemin kökü nüfus artışı
ise, problemin çaresi kalkınmadır; yani, yüzde 5'in üzerindeki kalkınmayı
sağlayabilmektir.
Türkiye,
iletişim ve ulaşım altyapılarını çağdaş standartlara yükseltecek, İpek
Yolu tekrar tarih sahnesine gelecektir.
Türkiye,
bütün vatandaşlarını, çağdaş bir sosyal güvenlik şemsiyesi altına almayı
başaracaktır.
Türkiye,
kalkınırken de, sanayileşirken de, çevreyi tahrip etmeyecektir ve -konuşmam
içinde de söyledim- 100 milyar dolarlık özelleştirme programını Türkiye'nin
tamamlaması lazımdır.
Burada
bir hususu dikkatinize getirmek istiyorum. Adım atmışız özelleştireceğiz
diye, özelleştirmiyoruz -5 sene, 6 sene yahut 8 sene, 10 sene geçmiş- yeni
iyileştirme yatırımı da yapmıyoruz. Dün zarar etmeyen tesisler, bugün,
daha çok, zarar ediyor. Yani, özelleştirmeyi yapıp bitirmediğimiz takdirde,
boyuna fukaralaşmaya gidiyoruz. Yani, enflasyonu neyle önleyeceğiz; kamu
maliyesi diyoruz işte, oradan geliyor. Dün zarar etmiyordu. Özelleştireceğiz
dedik, bakmadık, satmadık, ondan sonra da, bir süre sonra zaten kimse almaz
onları. Onun için, yapa yapa 10 senede sağladığımız özelleştirme 5-6 milyar
dolar. 100 milyar dolarlık tesisimiz var ve özelleştirmeye bizden sonra
başlayan Doğu Avrupa ülkelerinin hepsi, bizden çok öne geçti. Bulgaristan,
Romanya, Polonya, Macaristan özelleştirmelerini bitirdi. İşin enteresanı,
bu ülkelerde pek çok Türk işadamı tesis aldı. Yani, kendi ülkesinde tesisler
batmak üzere, beni çağırıyor -Bulgaristan'da- ben de gidiyorum, özelleştirilmiş
bir tesisi almış, onu açıyoruz.
Türkiye,
Karadeniz, Hazar ve Akdeniz havzalarının refah, istikrar ve barışında nâzım
bir rol oynamaya devam edecek.
Türkiye,
önümüzdeki 10 yıl içinde turizm alanına yeni yatırımlar yapacak. 15 milyar
dolar özel teşebbüs tarafından, bir o kadar, 15 milyar dolar kadar da devlet
tarafından turizme yatırım yapılmıştır. Bugün, Türkiye, aşağı yukarı, 600
000-700 000 yatak ve 10 milyon turisti barındıracak şekilde veya 100 milyon
dolar turizm parasından -1970'li yıllarda- 7-8 milyar dolar turizm parasına
gelmiş bir ülkedir. Hedef, petrolden önemlidir. Hedef, 1,5 milyon yatak,
25 milyon insan ve 15 milyar dolardır. Bunu, ödemeler dengemiz için fevkalade
hayatî sayıyorum. İşte, bu istikamette devam etmemiz lazım.
Bir
hususu daha dikkatinize getirmek istiyorum, gerçi onun kanununu çıkardınız.
Türkiye'de, Türkiye sathında, halen, 1 000'den fazla radyo var ve 300'e
yakın da televizyon var. Bu televizyonlar, Türkiye'nin her köşesinde istedikleri
gibi neşriyat yapıyorlar. Yalnız, devletin sesi olan, daha çok devletin
radyosu olan TRT, ülkenin dinlenilmesi lazım gelen birçok yerinde dinlenilmiyor
veya seyredilmiyor. Bu olmaz!..
TRT,
Avustralya'da seyrediliyor, Bişkek'de seyrediliyor, Suudi Arabistan'da
seyrediliyor, Balkanların her yerinde seyrediliyor, Almanya'da seyrediliyor;
ama, bizim kendi ülkemizin birtakım köşelerinde seyredilmiyor. Bu olmaz!..
Kanun çıkardınız, kaynak lazım, hükümet meseleyi biliyor. Hükümet bir kaynak
talebiyle gelirse, Yüce Meclisin buna destek vermesi, aynı zamanda benim
de ricam ve talebimdir.
Değerli
milletvekilleri, 21 inci Yüzyıla giriyoruz. Bu, sadece takvim bakımından
değil, önümüzdeki yüzyılın sorunlarını göğüslemeye, şartlarını ve uluslararası
yarışı kabullenmeye hazır olduğumuz anlamına gelmelidir. Takvim bakımından
21 inci Yüzyıla gireriz; fakat, biz, eğer, 20 nci Yüzyılda kalırsak, bu
mesafeyi öderiz, çocuklarımız öder; yani, hakikaten, 21 inci Yüzyıla, sadece
takvim bakımından değil, 21 inci Yüzyılın standartlarıyla girelim.
Demokrasi,
insan hakları ve piyasa ekonomisi kavramlarına dayanan, ekonomide küreselleşen,
hukukta evrenselleşen bir dünya içinde olacağız ve bugün için, bu dünyadan
çok da geride değiliz, onları anlattım; yani, pek çok alanda çok başarılarımız
var; ekonomi bakımından -16 ncı durumdayız- eğitim bakımından, sağlık bakımından
pek çok gelişmeler yapmışız.
Devletin
fonksiyonu değişmiştir; fakat, önemi azalmamıştır.
Sanayi
toplumundan bilgi toplumuna geçilmiş olacaktır. Biz, hâlâ, tarım toplumunda
olamayız; yani, tarım toplumundan sanayi toplumuna, sanayi toplumundan
bilgi toplumuna... Bizim de, tarım toplumunun içinden kısa zamanda çıkmamız
lazım. Bu toplum -bilgi toplumu- hür bir toplum olacaktır; odağında kişi
vardır; kişinin yaratıcı gücü, refahın kaynağı olacaktır; sanıyorum ki,
çok büyük devrim bu.
Her
şeyi devletten bekleyen toplum ve kişi yerine, toplumun ve ülkenin işlerini
yüklenmeye hazır ve onun için yetiştirilmiş "bu yükü ben de kaldırırım"
diyebilecek cesaret ve bilgiye sahip bir topluma geçmemiz lazım. Refah
devletinden refah toplumuna geçilmiştir; refah toplumu refahı kendisi yaratacaktır.
Kalkınmanın
kökü insan sermayesidir. Yüksek teknoloji, eğitim, kültür, sağlık, çevre,
gündemin başında olacaktır.
Ülkeler,
hedef ve stratejilerini gözden geçirmek, yeniden saptamak durumundadır.
Devletin küçülmesi, bireyin bütün kapasitesini ortaya koyması, ortamının
mevcudiyeti, toplumun kendine güveni... Bunu çok önemsiyorum, kendine güvenmeyen
bir toplum, geleceği daha iyi yapma şevki olmayan bir toplum hiçbir şey
yapamaz. Bu, aslında, sermayeden, şundan bundan, petrolden, kaynaktan,
hepsinden önemlidir.
Daha
güvenli, daha hür, daha zengin, daha temiz bir dünya, insanlığın hedefi
görülüyor. Biz de, bu dünyanın içinde yaşayacağız.
Her
alanda, uluslararası standartlarda yaşayan, yarışan bir Türkiye, global
düşünen, global hareket eden, iyi eğitim görmüş, iyi yetişmiş Türk vatandaşının
eseri olacaktır.
Değerli
milletvekilleri, 16 Mayıs 1993 tarihinde, Yüce Meclisimiz tarafından Cumhurbaşkanı
seçildim.
Metni,
şu Anayasanın 103 üncü maddesinde yer alan andı huzurunuzda içtim. Geçen
altıbuçuk sene zarfında, bu anttaki taahhütlere tamamen uydum. Onu müteakip,
yine huzurunuzda yaptığım konuşmamdaki vaatlerime de uydum; yani, andı
takip eden konuşmamda.
Bu
konuşmamdan iki hususu dikkatinize getirmek istiyorum.
Bunlardan
birincisi; dedim ki: "Türkiye Cumhuriyetinin, Türk Milletinin birliğini
temsil eden ve bütün vatandaşlarımızın, onların siyasî partileri dahil,
her türlü yasal örgütlerini kucaklamak göreviyle yükümlü olan cumhurbaşkanının,
taraf olması veya tarafsızlığa gölge düşürecek herhangi bir davranış içinde
olması düşünülemez.
Tarafsızlığı,
niteliğinde siyaset olan ülke ve dünya sorunları dışında kalmak, hiçbir
şeye karışmamak şeklinde yorumlamak yanlıştır. Cumhurbaşkanı, Anayasanın
kendisine verdiği görevleri yaparken, sağduyunun ve kamu vicdanının denetimi
altında bu görevleri gerçekleştirecektir. Doğruya, haklıya arka çıkmak,
ülke menfaatlarını korumanın şartıdır.
Cumhurbaşkanı,
görevini yorumlarken, bazı moral ölçüleri bulacak, bunları kullanacaktır.
Yine
de, tartışılabilir bir konum içerisinde olunduğunu kabul ediyorum -yani,
tarafsızlık olayını tartışıyorum-
ancak,
benim sizlere söyleyeceğim, bu hususta, ölçülere ve sınırlara azami dikkat
ve itina gösterilecektir. Bunu söyledim ve bunu yaptım.
İkinci
dikkatinize getirmek istediğim husus; Türkiye Cumhuriyetininin bütün vatandaşları;
bölge, köken, dil, din, mezhep ve cinsiyet farkı gözetilmeden kanun önünde
eşit haklara sapip birinci sınıf vatandaşlardır. Ülkenin ve devletin sahibidirler
ve böyle kalacaklardır. Böyle baktım bu ülkenin insanlarına. İnsanlarımızı
bu topraklar üzerinde birleştiren, tasada ve kıvançta ortaklık, güzel bir
gelecek beklentisi; tarihe beraber sahip olma yanında, eşitliktir. Ulusal
egemenliğin ortak kullanımıdır. Esasında, başlatılmış bulunan demokratikleşme
hareketi, ulusal egemenliğin bu .ortak kullanımını her geçen gün biraz
daha kuvvetlendirmeye ve zenginleştirmeye yönelmiş temel bir reform niteliğindedir.
Bunlara da uydum.
Türkiye'de
iç barışı bütün hedeflerimizin üstünde tutalım. Büyük Atatürk'ün kurduğu
Türkiye Cumhuriyeti, demokratik, laik ve üniter devlet prensiplerine dayanmakla,
iç barış için temel çerçeveyi ortaya koymuştur. Demokratik hak ve hürriyetler,
demokratik kural ve kurumlar, demokratik zeminler ve bütün bunların sağlıklı
işleyebilmesi için siyasì istikrara atfettiğim önemi tekrarlamak istiyorum.
Değerli
milletvekilleri, Cumhurbaşkanı sıfatımla huzurunuzda yaptığım sekizinci
ve son konuşmamın nihayetine geldim. Sözlerimi tamamlıyorum.
"Bir
tane Türkiye var; bu bizim vatanımızdır; her şeyimizdir ve hepimizindir.
Mutluluğu, her topraktan çok hak etmiş anamızdır. Mustafa Kemal ateşiyle
karanlıkları delip, dev atılımlarla onu yüceltmek, en uzak yıldızlara gururla
adını yazmak, inanın, baş görevimdir..." diyen... bunu ben söylemiyorum;
benim karşıma Sıvas'ın bir lisesinden bir genç kız geliyor bunları söylüyor;
bir defa daha okumak istiyorum:
"Bir
tane Türkiye vardır. Bu, bizim vatanımızdır, her şeyimizdir, hepimizindir.
Mutluluğu
her topraktan çok hak etmiş anamızdır. Mustafa Kemal ateşiyle karanlıkları
delip, dev atılımlarla onu yüceltmek, en uzak yıldızlara gururla adını
yazmak, inanın baş görevimdir" diye haykıran Türk gençliği, sonsuza kadar
varlığımızın teminatıdır.
Milletimize,
devletimize, geleceğimize ve kendimize güven, karşılaştığımız bütün zorlukların
ilacıdır. Tekrar çağrıda bulunuyorum, aman bunu zedelemeyelim.
Hepinizi
saygı ve sevgiyle selamlıyorum.
Cenabı
Allah, milletimizin, devletimizin, hepinizin yardımcısı olsun.
Çok
teşekkür ederim beni dinlediğiniz için.
1
- 2 - 3
- 4- 5
(1 Ekim.1999)
  |