| ZİYARET ANA SAYFA | GÜNÜN İÇİNDEN|BELGENET ANA SAYFA

 
ECEVİT'İN ABD ZİYARETİ
(27 Eylül - 2 Ekim 1999)
HABERLER...
YORUMLAR...
AÇIKLAMALAR...

 
ABD DIŞİŞLERİ BAKANI ALBRIGHT'IN AÇIKLAMALARI                   26.9.1999

Başbakan Bülent Ecevit'in ABD'yi ziyareti öncesi, ABD Dışişleri Bakanı Madeleine Albriht, Milliyet Gazetesi'ne bir mülakat verdi. Mülakat, ''KIBRIS'TA ÇÖZÜM ZAMANI''  başlığıyla 26 Eylül 1999 Pazar günü Milliyet Gazetesi'nde yayımlandı. 

(Yasemin Çongar - Milliyet Gazetesi Washington)

      Başbakan Bülent Ecevit'i bu akşamdan itibaren Washington'da ağırlayacak olan Clinton yönetimi, 28 Eylül'deki Beyaz Saray görüşmesinde, "iktisadi reform, insan hakları, Türkiye'deki genel durum, deprem sonrası yeniden imar, Türk - Yunan ilişkileri ve Kıbrıs" konularını gündeme getireceğini açıkladı. 
       Bu açıklama, ABD Dışişleri Bakanı Madeleine Albright'ın Milliyet ve Yunanistan'ın Kathimerini gazetelerine verdiği ortak mülakatta yer aldı. Türk ve Yunan basınına ilk kez konuşan Albright, iki ülke arasındaki yakınlaşmadan çok memnun olduklarını ve bunun Ege - Kıbrıs dahil birçok sorunun çözümünü kolaylaştırabileceğini söyledi.
       Kıbrıs'da çözüm için önemli bir "fırsat penceresi" yakalandığını vurgulayan Albright, görüşmelerin "iki bölgeli, iki toplumlu" temelde başlamasını istedi ve "Kıbrıs Türkleri'nin içerikli müzakereler yapmanın önemini ve bunları yapma zamanının artık geldiğini anlayacaklarını umuyorum" dedi. Ancak Albright'ın görüşmelerin tipi konusunda kesin bir yargı belirtmeyerek, "dolaylı müzakere" fikrine kapıyı kapamaması dikkat çekti.
       Türkiye'nin Avrupa Birliği adaylığının tescil edilmesine çok önem verdiklerini belirten Albright, Yunanistan'ın bu konuda yardımcı olmasını isterken, Türkiye'den de Heybeliada Ruhban Okulu'nun açılmasını talep etti.
       ABD Dışişleri Bakanı, insan hakları alanında Türkiye'de "uğraşılması gereken çok ciddi sorunlar" olduğunu dikkat çekti. "Türkiye'de gerçekten bir toplumsal uzlaşma yeteneğinin mevcut omlduğunu görmek istediklerini" vurgulayan Albright, Ecevit hükümetinin bu konularda "ilerleme kaydetmeye ve tartışmaya istekli" olmasından memnuniyet bildirdi.
       Depremden sonra Türkiye'ye çok yardım yapıldığını savunan Albright, Türk hükümetinin konut tahvillerine ABD garantisi istemekten vazgeçmesini "Bu, kanımca herkes için iyi bir haber, çünkü gerek biz, gerek uluslararası topluluk tarafından yeterli yardımın sağlanmış olduğunu gösteriyor" diye değerlendirdi.
 
 

Albright neler istiyor?
1 Türk - Yunan temasları artarak sürsün,
2 Kıbrıs'ta çözüm müzakereleri başlasın,
3 Atina, Türkiye'nin AB adaylığını desteklesin,
4 Heybeliada Ruhban Okulu açılsın,
5 Türkiye'de daha fazla açıklık ve özgürlük sağlansın,
6 Cezaevindeki gazeteciler serbest bırakılsın.

       Albright ile Kathimerini Washington temsilcisi Thomas Ellis ile birlikte yaptığımız şöyleşi şöyle:

       YÇ: Sayın Bakan, yönetiminiz Türkiye ile Yunanistan arasındaki ilişkilerde son dönemde gözlenen iyileşmeye büyük destek verdi. Bu yakınlaşmadan elde edilmesini beklediğiniz somut sonuçlar neler?
       MA: Başlangıçta Dışişleri Bakanı Papandreu ile Dışişleri Bakanı Cem'in öncülüğünde hükümetler arası temasların artmasında büyük memnuniyet duymuştuk. Esasen depremden önce gelişen bu temaslar konusunda fikrimiz çok olumluydu. Ancak depremden sonra iki halk arasındaki olumlu hisler, bu temasların da kuşkusuz çok ötesine geçti. Biz de bu ilişkinin sürdüğünü ve arttığını görmek istiyoruz. Açıktır ki, ele alınması gereken konular Ege'deki meselelerdir; ordudan orduya müzakerelerdir, genel dış politika konularıdır ve Kıbrıs meselesidir. Bu tür temaslarla, yaratılan iyi niyet çerçevesinde, bu konularda ilerleme sağlanacağını kuvvetle ümit etmekteyiz.
       TE: Daha spesifik olarak, ABD'nin görmek istediği somut adımlar nelerdir? Örneğin Yunanistan'ın, Avrupa Birliği'nin (AB) Helsinki Zirvesi'nde Türkiye'ye adaylık statüsü tanınmasına yardım etmesi ya da Türkiye'nin Ege'deki anlaşmazlıklar ve hak iddiaları konusunda Uluslararası Adalet Divanı'nın muhakemesini kabulu gibi...
       MA: Her şeyden önce söz ettiğiniz türden konularda çözüme varmanın çok önemli olduğuna inanıyorum. Türkiye'nin AB'ye adaylığı meselesi, bizim çok önemli saydığımız bir konudur. Uzun süredir bu konuyu konuşuyoruz. Yunanistan'ın bu konuda çok yardımcı olabileceğine inanıyoruz ve belki de ilişkilerdeki ısınma buna katkıda bulunacaktır. Açıktır ki, Ege'de birçok mesele, kıta sahanlığı ve buna benzer bir sürü anlaşmazlık konusu vardır. Bence, ki ne zaman iki ülkeden birine gitsem bu konu hep gündeme gelir, gerginlikleri azaltmanın ve çok uzun zamandan beri gündemde olan bu meseleleri çözmenin yolları mevcuttur. Ve tabii Kıbrıs'ta ilerleme kaydetmenin de. Biz, G - 8'in önkoşulsuz görüşme çağrısının desteklenmesini ve bu görüşmelerin yapıldığını görmeyi çok istiyoruz.
 

'Kıbrıs Türkleri anlamalı'

       YÇ: Sayın Bakan, Kıbrıs Türk yönetiminin doğrudan görüşmeler konusundaki isteksizliğinin nasıl aşılacağını düşünüyorsunuz?
       MA: Burada bir fırsat penceresi olduğunun kavranacağını umuyoruz. İlişkilerdeki ısınma önemli. İçinde bulunduğumuz bu dönemde çeşitli imkanlar var, uluslararası topluluk konuya ilgi gösteriyor, Birleşmiş Milletler de (BM) G - 8'in çağrısı doğrultusunda bu görüşmeleri yürütmeye hazır. Ben bunun tam zamanı olduğunu düşünüyorum. Kıbrıs Türkleri'nin içerikli müzakereler yapmanın önemini ve bunları yapma zamanının artık geldiğini anlayacaklarını umuyoruz.
       YÇ: Sorumu sürdürecek olursam, Kıbrıs Rum hükümetinin adanın tümü üzerinde denetim ve yetki sahibi olduğunu düşünüyor musunuz?
       MA: Mevcut ilkeler temelinde, iki bölgenin, iki toplumlu temelde müzakere yapmanın çok önemli olduğuna inanıyoruz ve bu görüşmelerin koşulsuz olarak başlamasını istiyoruz.
       TE: Bu görüşmeler dolaylı mı yoksa doğrudan mı olmalı? ABD hükümeti, Kıbrıs'ı önceliklerinden biri olarak tanımlıyor. Bunu Başkan da söyledi, siz de söylediniz. Yönetiminiz Kıbrıs meselesine Camp David'de, Dayton'da, Wye River görüşmelerinde yaptığı gibi ısrarcı olacak kadar kendisini adadı mı?
       MA: Hepimiz bunun öncelikli bir konu olduğunu daha önce söyledik. Ben de şimdi bir fırsat penceresi doğduğunu belirttim. Ne tür görüşmeler olacağı konusunda önceden bir yargı belirtmek istemiyorum. Sadece BM himayesinde olması ve koşulsuz yapılmasının önemini vurguluyorum. Kuşkusuz, taraflar bir aşamada birbirleriyle konuşmak durumundalar. Ancak böyle karmaşık ve uzun süreli anlaşmazlık konularında, hepimizin başvurduğu ya da başkaları uygularken izlediği çok çeşitli yöntemler var. Bence diplomat olmanın bir yanı da kullanılabilecek çeşit çeşit araçlara sahip olmaktır.
       TE: 'Fırsat penceresi var' dediğinize göre, ABD bu kez baskı yapmak niyetinde mi?
       MA: Bence, Başkan'ın bu konuya özel ilgisi olduğu aşikar, benim de öyle. Şimdi yeni bir özel temsilci de atadık, Alfred Moses. Bu konuya uzun süredir ilgili olan Büyükelçi Grossman da şu anda Avrupa işlerinden sorumlu dışişleri bakan yardımcısı. Öylesine derinden ilgilendiğimiz bir konu ki bu, elimizden geldiğince yardımcı olacağız. Ancak bundan sonraki bir dizi görüşmenin BM himayesinde yapılması gerektiğini düşünüyorum.
 

'Ecevit iyi ki geliyor'

       YÇ: Size göre, sayın Bakan, Başbakan Ecevit'in ziyaretini neler başarılı kılabilir? Sizin taraf bu ziyaretten ne elde etmek istiyor?
       MA: Herşeyden önce, Türkiye ile çok uzun süredir iki uçtan da beslenen çok önemli bir ilişkimiz olduğunu düşünüyorum. Türkiye'yi elbette ki NATO'nun çok önemli bir üyesi sayıyoruz ve AB adaylığını elde etmesi gerektiğini de açıkça söyledik. Yıllar boyunca, çok çeşitli konularda ikili görüşmeler gerçekleştirdik. Başbakan Ecevit'in geliyor olması son derece iyi. Başkanın gündeme getireceği konular, iktisadi reform, insan hakları ve Türkiye'nin içinde bulunduğu genel durumdur. Elbetteki yine depremle ilgili başsağlığı dileklerini iletecektir ve yeniden imar çalışmasının nasıl gittiği konusunu konuşacaktır. Türk - Yunan meselelerini ve Kıbrıs meselesini tartışacaktır. Dolu bir gündemimiz var. Başkan da, ben de Ecevit'le görüşmeyi sabırsızlıkla bekliyoruz.
       TE: Şimdi Başbakan Ecevit geliyor. Başbakan Yılmaz da Aralık 1997'de gelmişti. Yunan başbakanı geleliyse üç yıl kadar oldu. Önümüzdeki aylarda Başbakan Simitis'in Washington'ı ziyaret etmesi söz konusu olabilir mi? Ayrıca kasımda İstanbul'da hepsi AGİT Zirvesi'ne katılmak için orada olduğu sırada, Başkan ile iki ülke başbakanları arasında üçlü bir görüşme düşünülüyor mu?
       MA: İkisinin (Clinton ile Simitis) biraraya gelmesi için önümüzde birçok fırsat var. Başkan, zirvede (Nisan 1999 NATO zirvesi) ve diğer toplantılarda Başbakan Simitis ile biraraya geldi. Başkan bölgeyi ziyaret ettiğinde de eminim görüşecekler. Birbirleriyle konuşmak için birçok fırsatları olacak. Biz, kadim dostlarımızla, NATO ve diğer kurumlardaki müttefiklerimizden biri olan Yunan Başbakanı ve hükümetiyle ilişkimizi çok çok önemli sayıyoruz. Dünyanın en eski demokrasisiyle ABD arasındaki ilişki çok güçlüdür.
       TE: Türk ve Yunan başbakanlarıyla Başkan arasında üçlü bir görüşme mümkün mü?
       MA: Bu konuda spekülasyon yapmak istemiyorum. Çok yaratıcı ve mümkün olan her ortamda kendisini angaje eden bir başkanımız olduğunu düşünüyorum. Ancak bu konuda daha fazla birşey söylememize gerek yok. 
 

'Gazeteciler serbest kalsın'

       YÇ: Az önce, insan hakları konusunu salı günü Beyaz Saray'da görüşülecek gündemin bir unsuru olarak saydınız. PKK liderinin mahkumiyeti ve PKK güçlerinin geri çekilme olasılığı gibi son gelişmeler ışığında, Türkiye'nin insan hakları alanındaki uygulamalarını bekleyen yeni sınavlar ve fırsatlar sizce nelerdir?
       MA: Bence bu alanda ele alınması gereken birçok mesele var. Özgürlüklerin arttırılması gereğini, örneğin Heybeliada Manastırı'nın açılması gibi bazı konuları, genelde insan haklarının nasıl uygulandığı meselesinin, bütün Amerikalılar, yönetim ve Kongre'yi çok yakından ilgilendirdiğini Türk yetkililerle konuştuk. Kabul edilen çeşitli yasaların, daha fazla açıklık ve özgürlük sağlayacağından emin olmak istiyoruz. Gazetecilerin serbest bırakıldığını görmek istiyoruz. Ve gerçekten bir toplumsal uzlaşma yeteneğinin mevcut olduğunu... Türkiye'de uğraşılması gereken çok ciddi bazı sorunlar var. Bu konuda, Türk hükümetinin ilerleme kaydettiğini düşünüyorum. Ancak kuşkusuz daha yapılması gereken şeyler var. Ve biz, Ecevit hükümetinin bu konuyu bizimle tartışmaya ve ilerleme kaydetmeye istekli olmasından memnuniyet duyuyoruz.
       TE: En önemli insan haklarından biri, dinsel özgürlük. Oysa Ekümenik Patrikhane'nin bir sorunu var; Heybeliada Ruhban Okulu uzun süredir kapalı. Büyükelçi Grossman bu okulun açılması için çalıştıklarını söylemişti. ABD bunu sağlamak için ne yapabilir?
       MA: Bir kere öncelikle bu konuyu daha dün Dışişleri Bakanı Cem ve Dışişleri Bakanı Papandreu ile görüşürken gündeme getirip tartıştım. Başkan'ın da, Başbakan Ecevit ile görüşmesinde dile getireceği konusunda sizi temin edebilirim. Bu konu, her zaman gündemimizdedir. Biz dinsel özgürlüğün bir insan hakkı evrensel bir hak olduğuna inanıyoruz ve bu okulun açılmasına büyük önem veriyoruz.
 

'Yeterli yardım sağlandı'

       YÇ: Sayın Bakan, depremden biraz sözettik. Bugün Türkiye'de ve tabii Yunanistan'daki okurlarımıza yönetiminizin özellikle yeniden imar projelerine yapacağı katkıya ilişkin hazırlıkları ve taahütleri konusunda ne söyleyebilirsiniz?
       MA: Bu konuda çok şey yaptığımız kanısındayım. Birkaçımız Türkiye'yi ziyaret ettik. Ben de bizzat, yıkımın boyutunu görmek için oraya gittim. Uluslararası topluluk Türkiye'ye çok yardım etti ve etmeyi de sürdürecek. Ve bence yeterli yardım sağlanmış durumda. Zira, Türk hükümeti de şimdi bize tahvil garantisine artık ihtiyacı olmadığını bildirdi. Bu, kanımca herkes açısından iyi bir haber, çünkü gerek biz, gerek uluslararası topluluk tarafından yeterli yardımın sağlanmış olduğunu gösteriyor.
       Şunu söylemeliyim ki, bir depremin ya da bir dizi depremin iyi bir tarafı olduğundan bahsedebilmek, hayatta çok ender mümkün olur. Ancak burada böyle olduğunu düşünüyorum. Yunanistan ile Türkiye arasındaki ilişkiler depremden önce bile iyileşmeye başlamıştı, ama şimdi elle tutulur bir ilerleme var. Ve bu mülakatı yapıyor olmamızın bile, bunun bir başka önemli işareti olduğu kanısındayım. Çok ümit ediyorum ki bu, hepimizin üzerine birşeyler inşa edebileceği bir temel olsun. Çünkü ilişkilerin iyileşmesi, iki ülke için iyidir, iki halk için iyidir, bölge için ve kuşkuşuz ABD için iyidir. Zira hem Yunanistan, hem Türkiye bizim yakın dostlarımızdır ve sahip olduğumuz en önemli ittifakın üyeleridir.
       YÇ, TE: Çok teşekkür ederiz.
 
 
 

KAYNAK: MİLLİYET GAZETESİ - 26.9.1999

SAYFA BAŞI