|
Keskin sirke küpüne zarar verir
Türkiye, Ankara'daki "ayak oyunları"nın "hasadı"nı Paris'ten
kaldırdı. Fransız Parlamentosu, oturuma katılan 50 üyenin oybirliğiyle
bizim resmi dildeki "sözde Ermeni soykırımı"nı yasalaştırdı. Karar, "Fransa
1915 yılında Ermenilerin soykırıma maruz kaldığını kabul eder" cümlesinden
ibaret.
Gerçi, Fransız Parlamentosu'nun kararı üye tam sayısının
onda birinden az kişiyle alınmış durumda ve 60 milletvekili karara itiraz
ederse ya da Cumhurbaşkanı Jacques Chirac, Fransız Anayasa Mahkemesi'ne
incelemesi için sevkederse, yürürlüğe girmiş olmayacak ama nereden bakarsanız
bakın, bu bir "yasa". Ve, ilk kez Türkiye'nin müttefiki bir Batılı ülkede
-hem de önde gelen bir Batılı ülkede- "sözde Ermeni soykırımı" yasalaşmış
oluyor.
"Fransa 1915'te Ermenilerin soykırıma maruz kaldığını
kabul eder" hükmündeki yasa, Yahudilere yönelik holocaust'un inkarını yasaklayan
ve dolayısıyla cezalandıran "Gayssot Yasası" ile aynı kapsama girecek.
Yani, Fransa'da "sözde Ermeni soykırımı" demek "suç" olacak. Bu tür yasalar,
Fransa'da ciddi biçimde uygulanıyor. Bu yüzden "Yahudi soykırımı" kavramına
karşı çıkan ünlü düşünür Roger Garaudy, Fransa'da yargılanmıştı.
Türkiye'yi kollama gayretini elden bırakmayan Fransız
bakanlar ve milletvekilleri Türkiye'yi "teskin etmek" amacıyla, bunun "sembolik"
olduğundan, Türkiye'ye karşı bir "yaptırım" içermediğinden dem vuruyorlar.
Ne var ki, Türkiye'nin bu açıklamalarla "teskin" olması beklenemez. Her
zaman olduğu gibi, öfkeler ve bu öfkelerin yön verdiği tepkiler ön alacak.
Ulusal öfke ve tepki ise, dış politikanın içine düştüğü çaresizliğin görülmesini
bir süre daha engelleyecek. Dış politikanın içine düştüğü çaresizliğin,
iç politikadaki Ankara eksenli, ülkeyi "kısırlaştırma"nın bir yansımasının
sonucu olduğu yine gözardı edilecek.
Çünkü, Fransız Parlamentosu'nda -kaç kişiyle alınmış olursa
olsun- bu kararın niçin ve nasıl alındığı, alınmış olmasından daha önemli
ve öğreticidir. Bunu, Fransa'nın Ermeni kökenli seçmenlerine göz kırpmak
amacıyla, yaklaşan seçimlere yatırım yapma niyetiyle aldığı bir karar olarak
görmek, yani işi tümüyle Fransız iç politikasının oportünizmine bağlamak
isabetli değildir.
Kuşkusuz, bu faktörlerin, söz konusu yasanın kabulünde
rolü vardır. Ancak, Fransa'da Ermeni kökenli Fransız vatandaşları onyıllardır
yaşıyorlar ve Fransa, genel ve yerel, kimbilir kaç seçim geçirdi. Peki,
o takdirde, bu yasa niçin daha önce Fransız Parlamentosu'ndan geçmedi de,
şimdi geçti? Niçin, iki yıl önce aynı tasarı Fransız Parlamentosu'na sevkedildiğinde
Fransız hükümeti gündeme alınmasını engellemek için büyük gayret göstermişti
de, bu kez, aynı ölçüde enerji sarfetmedi?
Bu soruların cevabı, Türkiye'nin dış politika açısından
aldığı bu büyük hasarın sebebini ortaya çıkaracaktır. Dahası, önümüzdeki
dönem, Türkiye'nin içine girmesi muhtemel cendereye dair de ipuçları verecektir.
Sebep, öyle uzun boylu "komplo teorileri"yle açıklanacak
cinsten değil. "Avrupa Birliği yolunda ilerleyen Türkiye katarının raydan
çıkartılması"yla ilgili.
Türkiye, aylardır, Avrupa Birliği ile Helsinki'nin açtığı
yolda buluşmaya doğru yol alan bir "müstakbel ortak"tan ziyade, AB ile
"hır çıkartmaya teşne" bir ülke görüntüsü veriyor. Haftalardır, AB'nin
"Sevr'i hortlatarak Türkiye'yi bölmek istediğini" ilan ederek gerçekdışı
gerekçelerle "anti-Avrupa" söylemler üreten askeri şahsiyetler ve bunların
hükümeti paylaşan sivil paralelleri, Avrupa'ya "hasmane" bir "Türkiye fotoğrafı"
sunuyorlar. Kıbrıs konusunda, diplomasiye aykırı akıldışı çıkışlar yapılıyor.
"Kopenhag kriterleri" gibi, Avrupalı olmanın önşartı halindeki ve Türkiye'nin
demokratikleşmesi bakımından ise "olmazsa olmaz" niteliğindeki hükümler,
Türkiye'nin birlik ve bütünlüğüne kastetmiş hainane planlar safsatası olarak
takdim ediliyor. "Ya üniter devlet, ya Avrupa" gibisinden anlamsız ve üstelik
gerçekte varolmayan bir durumu yansıtan sloganlarla, Türkiye'nin demokrasi
ve bununla bağlı olarak Avrupa ufku karartılmak isteniyor.
Böyle bir Türkiye'ye karşı, Avrupa'da "atış serbest" hale
gelir. Geldi de nitekim. Üstelik, Silahlı Kuvvetler'in OYAK kanalıyla en
yakın Avrupalı ekonomik partneri Fransa'dan geldi. Yani, Fransa'ya "ekonomik
boykot" pek tutmaz.
Türkiye, içerde özgür bireylerin şeffaf demokratik toplumu
olmak yerine, baskıların ve hamasi sloganların kıstırdığı boynu eğik bireylerin
hastalıklı toplumu olarak tutulduğu sürece, dış politikada ve özellikle
Batı kaynaklı goller yemesi kaçınılmazdır.
"Sözde Ermeni soykırım" sloganıyla, sabah akşam, Türk'ten
Türk'e propaganda yapmaya devam ederek; bir de Ermeni sorununa ilişkin
olarak dış kuşatmayı da yaramayız, Türkiye'yi uluslararası yalnızlıktan
da çıkaramayız.
Paris'te çıkan yasaya, ne kadar öfkelenirsek öfkelenelim,
hedefimizi ve yolumuzu şaşırmamalıyız: İçte "Kopenhag demokrasisi", dışta
Avrupa.
Bu istikamette yol aldığımız takdirde, dış kuşatmayı da
ortadan kaldırırız; Fransa'daki yasanın tekrarını da engellemiş oluruz…
|