Türkiye'de yaşanan olaylar...
 Ana Sayfalar
BELGENET 
ARŞİV
BELGELER
DOSYALAR
KİM KİMDİR
.İlgili Sayfalar
FRANSA 'SOYKIRIM'I TANIDI
TÜRKİYE'NİN TEPKİSİ
YORUMLAR
ERMENİ TERÖRÜ

"SÖZDE ERMENİ SOYKIRIMI" VE FRANSA 
Yorumlar: Cengiz Çandar (Yeni Şafak Gazetesi) 
19 Ocak 2001
 
 
Keskin sirke küpüne zarar verir 

Türkiye, Ankara'daki "ayak oyunları"nın "hasadı"nı Paris'ten kaldırdı. Fransız Parlamentosu, oturuma katılan 50 üyenin oybirliğiyle bizim resmi dildeki "sözde Ermeni soykırımı"nı yasalaştırdı. Karar, "Fransa 1915 yılında Ermenilerin soykırıma maruz kaldığını kabul eder" cümlesinden ibaret.

Gerçi, Fransız Parlamentosu'nun kararı üye tam sayısının onda birinden az kişiyle alınmış durumda ve 60 milletvekili karara itiraz ederse ya da Cumhurbaşkanı Jacques Chirac, Fransız Anayasa Mahkemesi'ne incelemesi için sevkederse, yürürlüğe girmiş olmayacak ama nereden bakarsanız bakın, bu bir "yasa". Ve, ilk kez Türkiye'nin müttefiki bir Batılı ülkede -hem de önde gelen bir Batılı ülkede- "sözde Ermeni soykırımı" yasalaşmış oluyor.

"Fransa 1915'te Ermenilerin soykırıma maruz kaldığını kabul eder" hükmündeki yasa, Yahudilere yönelik holocaust'un inkarını yasaklayan ve dolayısıyla cezalandıran "Gayssot Yasası" ile aynı kapsama girecek. Yani, Fransa'da "sözde Ermeni soykırımı" demek "suç" olacak. Bu tür yasalar, Fransa'da ciddi biçimde uygulanıyor. Bu yüzden "Yahudi soykırımı" kavramına karşı çıkan ünlü düşünür Roger Garaudy, Fransa'da yargılanmıştı.

Türkiye'yi kollama gayretini elden bırakmayan Fransız bakanlar ve milletvekilleri Türkiye'yi "teskin etmek" amacıyla, bunun "sembolik" olduğundan, Türkiye'ye karşı bir "yaptırım" içermediğinden dem vuruyorlar. Ne var ki, Türkiye'nin bu açıklamalarla "teskin" olması beklenemez. Her zaman olduğu gibi, öfkeler ve bu öfkelerin yön verdiği tepkiler ön alacak. Ulusal öfke ve tepki ise, dış politikanın içine düştüğü çaresizliğin görülmesini bir süre daha engelleyecek. Dış politikanın içine düştüğü çaresizliğin, iç politikadaki Ankara eksenli, ülkeyi "kısırlaştırma"nın bir yansımasının sonucu olduğu yine gözardı edilecek.

Çünkü, Fransız Parlamentosu'nda -kaç kişiyle alınmış olursa olsun- bu kararın niçin ve nasıl alındığı, alınmış olmasından daha önemli ve öğreticidir. Bunu, Fransa'nın Ermeni kökenli seçmenlerine göz kırpmak amacıyla, yaklaşan seçimlere yatırım yapma niyetiyle aldığı bir karar olarak görmek, yani işi tümüyle Fransız iç politikasının oportünizmine bağlamak isabetli değildir.

Kuşkusuz, bu faktörlerin, söz konusu yasanın kabulünde rolü vardır. Ancak, Fransa'da Ermeni kökenli Fransız vatandaşları onyıllardır yaşıyorlar ve Fransa, genel ve yerel, kimbilir kaç seçim geçirdi. Peki, o takdirde, bu yasa niçin daha önce Fransız Parlamentosu'ndan geçmedi de, şimdi geçti? Niçin, iki yıl önce aynı tasarı Fransız Parlamentosu'na sevkedildiğinde Fransız hükümeti gündeme alınmasını engellemek için büyük gayret göstermişti de, bu kez, aynı ölçüde enerji sarfetmedi?

Bu soruların cevabı, Türkiye'nin dış politika açısından aldığı bu büyük hasarın sebebini ortaya çıkaracaktır. Dahası, önümüzdeki dönem, Türkiye'nin içine girmesi muhtemel cendereye dair de ipuçları verecektir.

Sebep, öyle uzun boylu "komplo teorileri"yle açıklanacak cinsten değil. "Avrupa Birliği yolunda ilerleyen Türkiye katarının raydan çıkartılması"yla ilgili.

Türkiye, aylardır, Avrupa Birliği ile Helsinki'nin açtığı yolda buluşmaya doğru yol alan bir "müstakbel ortak"tan ziyade, AB ile "hır çıkartmaya teşne" bir ülke görüntüsü veriyor. Haftalardır, AB'nin "Sevr'i hortlatarak Türkiye'yi bölmek istediğini" ilan ederek gerçekdışı gerekçelerle "anti-Avrupa" söylemler üreten askeri şahsiyetler ve bunların hükümeti paylaşan sivil paralelleri, Avrupa'ya "hasmane" bir "Türkiye fotoğrafı" sunuyorlar. Kıbrıs konusunda, diplomasiye aykırı akıldışı çıkışlar yapılıyor. "Kopenhag kriterleri" gibi, Avrupalı olmanın önşartı halindeki ve Türkiye'nin demokratikleşmesi bakımından ise "olmazsa olmaz" niteliğindeki hükümler, Türkiye'nin birlik ve bütünlüğüne kastetmiş hainane planlar safsatası olarak takdim ediliyor. "Ya üniter devlet, ya Avrupa" gibisinden anlamsız ve üstelik gerçekte varolmayan bir durumu yansıtan sloganlarla, Türkiye'nin demokrasi ve bununla bağlı olarak Avrupa ufku karartılmak isteniyor.

Böyle bir Türkiye'ye karşı, Avrupa'da "atış serbest" hale gelir. Geldi de nitekim. Üstelik, Silahlı Kuvvetler'in OYAK kanalıyla en yakın Avrupalı ekonomik partneri Fransa'dan geldi. Yani, Fransa'ya "ekonomik boykot" pek tutmaz.

Türkiye, içerde özgür bireylerin şeffaf demokratik toplumu olmak yerine, baskıların ve hamasi sloganların kıstırdığı boynu eğik bireylerin hastalıklı toplumu olarak tutulduğu sürece, dış politikada ve özellikle Batı kaynaklı goller yemesi kaçınılmazdır.

"Sözde Ermeni soykırım" sloganıyla, sabah akşam, Türk'ten Türk'e propaganda yapmaya devam ederek; bir de Ermeni sorununa ilişkin olarak dış kuşatmayı da yaramayız, Türkiye'yi uluslararası yalnızlıktan da çıkaramayız.

Paris'te çıkan yasaya, ne kadar öfkelenirsek öfkelenelim, hedefimizi ve yolumuzu şaşırmamalıyız: İçte "Kopenhag demokrasisi", dışta Avrupa.

Bu istikamette yol aldığımız takdirde, dış kuşatmayı da ortadan kaldırırız; Fransa'daki yasanın tekrarını da engellemiş oluruz… 

 



(19 OCAK 2001)
Geri
sayfa başı
Geldiğiniz sayfaya dönüş