Türkiye'de yaşanan olaylar...
 Ana Sayfalar
BELGENET 
ARŞİV
BELGELER
DOSYALAR
KİM KİMDİR
.İlgili Sayfalar
FRANSA 'SOYKIRIM'I TANIDI
TÜRKİYE'NİN TEPKİSİ
YORUMLAR
ERMENİ TERÖRÜ

"SÖZDE ERMENİ SOYKIRIMI" VE FRANSA 
Yorumlar: Emin Çölaşan (Hürriyet Gazetesi) 
19 Ocak 2001
 
 
İsmi: Albert Azaryan

AYNI başlıkla bir yazıyı 24 Nisan 1994 günü yazmıştım. Albert Azaryan Fransa'da (Marsilya'da) yaşayan 65 yaşlarında bir Ermeni idi. Türkiye'den göçmüştü, uzun yıllardan beri vatan hasretiyle yaşıyordu. 

Tanışmamız, bana okuyucu olarak mektup yazmasıyla başladı. Önce ‘‘Sayın Çölaşan’’ diye başlayan mektupların başlığı sonraları ‘‘Sevgili ordinaryüs’’ oldu. ‘‘Fenerbahçeli Lefter futbolda ordinaryüstü, sen gazetecilikte’’ diyordu! 

Türkiye'deki yolsuzluklardan çok yakınıyordu... ‘‘Burada her gün Hürriyet'i okuyorum. Biz bu memleketi sokakta mı bulduk be! Nasıl bu kadar hırsızlık yolsuzluk olur? Sen her gün yazıyorsun, ben her gün burada çıldırıyorum. Yok mu bunların hesabını soracak kimse?..’’

***

Aylar geçiyor, zamanla ilişkimiz sıklaşıyor. Bu kez telefon sohbetleri başlıyor... ‘‘Ah be Emincim, tam zamanında aradın. Ben de şimdi kahveden gelmiştim...’’ ‘‘Ne kahvesi Baba?..’’ Bizim buradaki Türk işçilerin kahvesine takılıyorum. Hepsi benim evladımdır burada.'' 

Bir gün gazeteye bir işçi geliyor... ‘‘Abi, Fransa'dan Yozgat'a geçiyorum arabamla. Bizim Albert Baba bu koliyi sana gönderdi. Bizim babamızdır, oradaki elimiz ayağımızdır. Fakir fukara dostudur...’’

10 kiloluk koliden bana kazak, plastik mandallar, sabun, deterjan, deodorant, çikolata, káğıt peçete, koku, viski gibi hediyeler çıkıyor. Telefonda teşekkür ediyorum... ‘‘Rüşvet değildir, çam sakızı çoban armağınıdır...’’

Muhteşem bir adam. Telefon ediyorum, yanı başındaki radyodan Türk sanat müziği, ya da Kara Kartal'ın maçlarını dinliyor. Beşiktaş yeniyor, arayıp mutluluğunu bildiriyor. Yeniliyor, bu kez ‘‘Bu takım beni kalpten götürecek’’ diyor. Bir gün yenildiğinde takılmak için ‘‘Nasıl geçirdiler size’’ diyorum... ‘‘Bunu senden başka biri söyleseydi, inan ki bundan sonra yüzüne bakmazdım’’ diyor.

Mektuplarını ‘‘En büyük Kara Kartal’’ diye bitiriyor. 

Fotoğraflar gönderiyor, kendisi siyah beyaz, arkadaşı Paul Susikyan sarı kırmızı bayraklara sarınmışlar.

***

Erzincan depremi oluyor, Albert Azaryan para gönderiyor. Gülhane'de yatan terör gazileri için kampanya başlatıyoruz, yine para gönderiyor. Türkiye'de bazı öğrencileri okutuyor. İnanılmaz bir şey. 

Albert Baba hep Türkiye sevgisiyle yaşıyor, sürekli vatan hasreti çekiyor. ‘‘Ah ölmeden Türkiyemi bir görebilsem. Ah İstanbul, çok değişmiş diyorlar... Bir Beşiktaş maçını orada seyredebilsem gözüm açık gitmem.’’

Ermeni Albert Azaryan günün birinde kısa süre için İstanbul'a geliyor. Ne yazık ki ben gidip onu göremiyorum. Ankara'ya çağırıyorum, o gelemiyor. Dönüşte mektup yazıyor:

‘‘Tam yedi yıldır Türkiye'yi görmemiştim. Vatan hasretinin ne olduğunu ben bilirim. Kartal'ın maçına da gittim. Kara Kartal karşımdaydı, düşünebiliyor musun? Artık ölsem de gam yemem.’’ 

* * *

Bir süre sonra, bu kez postadan bir kart çıkıyor. Albert Baba'nın bir resmi. Ah canım, yine bana resmini göndermiş. 

Kartın arkasını çeviriyorum... ‘‘Aaaaa, yapma be Albert Baba’’ diye bağırıyorum.

Albert Azaryan ölmüş. 

Dostları, onun ölümünü Türkçe, Ermenice ve Fransızca bildiriyor. 

Son cümle şöyle: 

‘‘Son arzusuna uyularak BJK bayrağına sarılı olarak gömülmüştür.’’ 

Gözlerimden yaş geliyor. Şimdi, şu anda, bu satırları yazarken de öyle! 

***

Fransız Parlamentosu dün Ermeni soykırımı tasarısını kabul etmiş. Aferin, iyi etmiş!

Bir şeyi çok iyi bilelim. Hem Türkiye'de, hem de dünyanın dört bir yanında nice Ermeni kardeşlerimiz, nice Albert Azaryan'lar var. Bu toprakları vatan bilen, Türkiye sevgisiyle yaşayan milyonlarca Ermeni. Ama onların sesi şu veya bu nedenle çıkmıyor. 

Dünkü kararı öğrenince aklıma, son arzusu olarak Beşiktaş bayrağına sarılıp gömülen Albert Baba geldi. Albert Baba onlara ders olsun, nur içinde yatsın. 
 



(19 OCAK 2001)
Geri
sayfa başı
Geldiğiniz sayfaya dönüş