|
İsmi: Albert Azaryan
AYNI başlıkla bir yazıyı 24 Nisan 1994 günü yazmıştım.
Albert Azaryan Fransa'da (Marsilya'da) yaşayan 65 yaşlarında
bir Ermeni idi. Türkiye'den göçmüştü, uzun yıllardan beri vatan
hasretiyle yaşıyordu.
Tanışmamız, bana okuyucu olarak mektup yazmasıyla başladı. Önce ‘‘Sayın
Çölaşan’’ diye başlayan mektupların başlığı sonraları ‘‘Sevgili
ordinaryüs’’ oldu. ‘‘Fenerbahçeli Lefter futbolda ordinaryüstü,
sen gazetecilikte’’ diyordu!
Türkiye'deki yolsuzluklardan çok yakınıyordu... ‘‘Burada her gün
Hürriyet'i okuyorum. Biz bu memleketi sokakta mı bulduk be! Nasıl bu kadar
hırsızlık yolsuzluk olur? Sen her gün yazıyorsun, ben her gün burada çıldırıyorum.
Yok mu bunların hesabını soracak kimse?..’’
***
Aylar geçiyor, zamanla ilişkimiz sıklaşıyor. Bu kez telefon sohbetleri
başlıyor... ‘‘Ah be Emincim, tam zamanında aradın. Ben de şimdi kahveden
gelmiştim...’’ ‘‘Ne kahvesi Baba?..’’ Bizim buradaki Türk işçilerin kahvesine
takılıyorum. Hepsi benim evladımdır burada.''
Bir gün gazeteye bir işçi geliyor... ‘‘Abi, Fransa'dan Yozgat'a geçiyorum
arabamla. Bizim Albert Baba bu koliyi sana gönderdi. Bizim babamızdır,
oradaki elimiz ayağımızdır. Fakir fukara dostudur...’’
10 kiloluk koliden bana kazak, plastik mandallar, sabun, deterjan, deodorant,
çikolata, káğıt peçete, koku, viski gibi hediyeler çıkıyor. Telefonda teşekkür
ediyorum... ‘‘Rüşvet değildir, çam sakızı çoban armağınıdır...’’
Muhteşem bir adam. Telefon ediyorum, yanı başındaki radyodan Türk sanat
müziği, ya da Kara Kartal'ın maçlarını dinliyor. Beşiktaş yeniyor,
arayıp mutluluğunu bildiriyor. Yeniliyor, bu kez ‘‘Bu takım beni kalpten
götürecek’’ diyor. Bir gün yenildiğinde takılmak için ‘‘Nasıl geçirdiler
size’’ diyorum... ‘‘Bunu senden başka biri söyleseydi, inan ki bundan
sonra yüzüne bakmazdım’’ diyor.
Mektuplarını ‘‘En büyük Kara Kartal’’ diye bitiriyor.
Fotoğraflar gönderiyor, kendisi siyah beyaz, arkadaşı Paul
Susikyan sarı kırmızı bayraklara sarınmışlar.
***
Erzincan depremi oluyor, Albert Azaryan para gönderiyor. Gülhane'de
yatan terör gazileri için kampanya başlatıyoruz, yine para gönderiyor.
Türkiye'de bazı öğrencileri okutuyor. İnanılmaz bir şey.
Albert Baba hep Türkiye sevgisiyle yaşıyor, sürekli vatan
hasreti çekiyor. ‘‘Ah ölmeden Türkiyemi bir görebilsem. Ah İstanbul,
çok değişmiş diyorlar... Bir Beşiktaş maçını orada seyredebilsem gözüm
açık gitmem.’’
Ermeni Albert Azaryan günün birinde kısa süre için İstanbul'a
geliyor. Ne yazık ki ben gidip onu göremiyorum. Ankara'ya çağırıyorum,
o gelemiyor. Dönüşte mektup yazıyor:
‘‘Tam yedi yıldır Türkiye'yi görmemiştim. Vatan hasretinin ne olduğunu
ben bilirim. Kartal'ın maçına da gittim. Kara Kartal karşımdaydı, düşünebiliyor
musun? Artık ölsem de gam yemem.’’
* * *
Bir süre sonra, bu kez postadan bir kart çıkıyor. Albert Baba'nın
bir resmi. Ah canım, yine bana resmini göndermiş.
Kartın arkasını çeviriyorum... ‘‘Aaaaa, yapma be Albert Baba’’ diye
bağırıyorum.
Albert Azaryan ölmüş.
Dostları, onun ölümünü Türkçe, Ermenice ve Fransızca bildiriyor.
Son cümle şöyle:
‘‘Son arzusuna uyularak BJK bayrağına sarılı olarak gömülmüştür.’’
Gözlerimden yaş geliyor. Şimdi, şu anda, bu satırları yazarken de öyle!
***
Fransız Parlamentosu dün Ermeni soykırımı tasarısını kabul etmiş.
Aferin, iyi etmiş!
Bir şeyi çok iyi bilelim. Hem Türkiye'de, hem de dünyanın dört bir
yanında nice Ermeni kardeşlerimiz, nice Albert Azaryan'lar var. Bu toprakları
vatan bilen, Türkiye sevgisiyle yaşayan milyonlarca Ermeni. Ama onların
sesi şu veya bu nedenle çıkmıyor.
Dünkü kararı öğrenince aklıma, son arzusu olarak Beşiktaş bayrağına
sarılıp gömülen Albert Baba geldi. Albert Baba onlara ders olsun, nur içinde
yatsın.
|