Türkiye'de yaşanan olaylar...
 Ana Sayfalar
BELGENET
ARŞİV
BELGELER
DOSYALAR
KİM KİMDİR
.İlgili Sayfalar
ERMENİ TERÖRÜ
SEMPOZYUM

TARİH BOYUNCA TÜRK-ERMENİ İLİŞKİLERİ SEMPOZYUMU
13-14 Nisan 2001
AÇILIŞ OTURUMU

BAŞKAN (Aydın TUĞ) – Türkiye Büyük Millet Meclisinin Sayın Başkanı ve saygıdeğer konuklar; Sayın Meclis Başkanımızın yüksek himayelerinde Türk Parlamenterler Birliğinin düzenlediği Tarih Boyunca Türk Ermeni İlişkileri konulu sempozyumu açıyorum. 

Teşriflerinizden dolayı hepinize hoş geldiniz diyor, teşekkürlerimizi sunuyoruz. 

Önce, sizleri, Yüce Atatürk, onun silah arkadaşları ve tüm şehitlerimiz için 1 dakika saygı duruşuna davet ediyorum. 

(Saygı duruşunda bulunuldu ve İstiklal Marşı okundu) 

Sayın konuklar, Sayın Cumhurbaşkanımızın Meclis Başkanlığına hitaben gönderdikleri mesajı okuyorum: 

“Sayın Başkan, Türk Parlamenterler Birliği tarafından tarih boyunca Türk Ermeni ilişkileri konusunda himayenizde düzenlenen sempozyuma yapılan davete teşekkür ederim. 

Sözde Ermeni soykırım iddialarının aşırı Ermeni grupların propaganda etkinlikleriyle uluslararası düzeyde gündeme geldiği bir dönemde yetkin bilim adamlarını, uzman ve araştırmacıları bir araya getiren bu toplantının iç ve dış kamuoyunun tarihsel gerçekler hakkında aydınlatılmasına büyük katkıda bulunacağınıza inanıyorum. Önyargılı, kimi çevrelerin köklü bir geçmişe sahip Türk Ermeni ilişkilerini saptırıp tarihî kısır siyasî emellere alet etme yönündeki çabalarına karşı en iyi yanıtın bu tür bilimsel toplantılarla verileceğine kuşku yoktur. Türk Ermeni ilişkilerinin kapsamlı biçimde değerlendirilmesine olanak sağlayacak olan sempozyumun başarılı geçmesini dilerim.” 

Muhterem konuklar, şimdi, programımıza başlamadan evvel, Türk Parlamenterler Birliği Sayın Başkanını konuşmalarını yapmak üzere mikrofona davet ediyorum. 

Buyurun Sayın Başkan. (Alkışlar) 

TÜRK PARLAMENTERLER BİRLİĞİ GENEL BAŞKANI ZEKİ ÇELİKER – Sayın Başkan, Yüce Meclisin Sayın Başkanı, değerli konuklar ve basınımızın değerli temsilcileri; konuşmama başlamadan önce hepinizi saygıyla selamlıyorum; hoş geldiniz. 

Ekonomik krizin ve siyasetteki belirsizliğin ülkenin tüm dinamiklerini etkisiz hale getirdiği bir ortamda, bugün, Yüce Parlamento çatısı altında, yarınlarımızı çok yakından ilgilendiren bir konuyu bilimsel açıdan ele almak ve tarihe ışık tutmak amacıyla toplanmış bulunuyoruz. Hepsi birbirinden kıymetli, ülke yararına çok önemli hizmet ve katkıları olmuş, yenisiyle eskisiyle 2 800 üyeden oluşan Türk Parlamenterler Birliği, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da Türkiye’nin acil çözüm bekleyen tüm meselelerine uzmanların, bilim adamlarının önderliğinde bilimsel çözümler üretmeye ve bu çözümleri yetkililerin dikkatine sunmaya devam edecektir. Hükümetimiz, mutlaka, bu bilgi ve tecrübe birikiminden istifade etmelidir. Şunu belirtmeliyim ki, her birisi vatanperver insanlar olan üyelerimiz gönüllü olarak hizmet etmeye hazırdır. 1920’lerden bugüne kadar Türk siyasî hayatına katkıda bulunmuş ve damgasını vurmuş bu üyelerin, organize bir şekilde, Yüce Milletimizin ve Yüce Meclisimizin emrinde olduğunu huzurlarınızda bir kere daha ifade etmek istiyorum. 

Sayın Başkan, değerli konuklar; malumlarınız olduğu üzere, Ermeni lobisi, uzun yıllardır sürdürdüğü ve Türkiye Cumhuriyeti düşmanlığı üzerine oturttuğu çalışmalarına son iki yılda tüm dünyada hız vermiştir. Bugün, dünyanın birçok yerinde, Ermenilerin, zulüm ve soykırıma uğramış, çeşitli haksızlıklarla karşılaşmış bir topluluk olarak gösterilmesi için yapılan propaganda ve eylemlere ve dost görünen ülkelerin parlamentolarında alınan dostluğa hiç yakışmayan kararlara Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak sağlam delil ve belgelere dayanan tarihe ışık tutacak bir yanıt vermemiz, artık, zorunlu hale gelmiştir. Maalesef, bugüne kadar, bizler devlet olarak, üniversiteler olarak, demokratik kitle örgütleri olarak yapmamız gerekenleri yapmadık, belki de yapamadık, yapmamız lazımdı. 

Ermeni diasporası ve Erivan asılsız iddialar ve sahte belgelerle binlerce eser meydana getirip, batı dillerine çevirirken, biz, bu konu gündeme geldikçe, kalıplaşmış ifadelerle kendi kamuoyumuza mesajlar vermekten öteye gidemedik. Şerefli geçmişinde hiçbir leke ve karanlık nokta bulunmayan 70 milyonluk bu aziz millet, bu yüce millet, kendisine vurulmak istenen bu damgadan kurtarılmalıdır. Bu sempozyumun bu yönde atılacak adımların ilki olması en önemli dileğimizdir. 

Sayın başkan, değerli konuklar; son olarak Fransız Parlamentosunda alınan haksız, mantıksız, hukuk dışı kararın, çeşitli gündelik siyasî oyunların ve yine Kafkasya’ya yönelik çeşitli ekonomik ve stratejik planların bir parçası olduğu, her aklı başında insanın görebileceği bir gerçektir. Bilimsel tarafsızlığa sahip olmayan sözde aydınlar, oy avcısı politikacılar ve taraflı tarihçiler ne yaparlarsa yapsınlar, yüzyıllardır bir arada yaşayan, ortak kültüre sahip, acı ve tatlı pek çok olay ve anıları birbirine karışmış, Türk ve Ermeni milletlerinin kardeşlik ve dostluk duygularını hiçbir güç temelden değiştiremez. Büyük Ermenistan hayalleriyle yaşayan Asala, bu insanların yaptığı haksız ve asılsız propagandalar, eylemler ve yıldırma ve korkutma faaliyetleri, geçmişte diplomatlarımıza yaptıkları hain saldırılar, Türk Milletini olduğu kadar, ülkemizdeki Ermeni azınlığı da huzursuz etmektedir. İnsan hakları ve demokrasi konusunda kimseden ders almaya ihtiyacı olmayan ve yüzyıllardır toplumların barış ve huzur içinde yaşadığı bir coğrafyada hüküm süren Türk Milleti ve onun en kıymetli varlığı olan Türkiye Cumhuriyeti, vatandaşlarını hiçbir şekilde birbirinden ayırmamakta ve herhangi bir ayrıcalık tanımamaktadır. 

Hal böyleyken, tamamen siyasî ve tarihsel nedenlerle çarpıtılarak ortaya atılmış iddialarla Türkiye Cumhuriyetini karalamaya çalışmak isteyenlere, bu millet, asla izin vermeyecektir. Kendileriyle ilgili belgelerle ispatlanmış iddialar gündeme geldiğinde hep “tarihi siyasetçilere bırakalım” sözünün arkasına sığınan çifte standartçı batıya sesleniyorum. İşte, fırsat; gelin, tarihi, tarihçilere bırakalım. Bırakalım ki, gerçekler ortaya çıksın; yeni nesiller, bu anlamsız ve kimseye hiçbir fayda getirmeyecek tartışmaların içine çekilmesin; halklar arasında düşmanlık tohumları atılmasın. 

Sayın Başkan, değerli konuklar; konuşmama son verirken, bu sempozyumun, Türk ve Ermeni halkları arasındaki barış ve kardeşlik duygularının sonsuza kadar yaşaması için bir vesile olmasını ve buradan çıkacak sonuçların tarihe ışık tutmasını diler; ülkemiz için çok önemli olduğuna inandığımız bu çalışmamızda, bizden destek ve ilgisini esirgemeyen Sayın Meclis Başkanımıza ve tüm katılımcılara ve teşrif eden sizlere en derin saygı ve sevgilerimi sunuyorum. Teşekkür ederim. (Alkışlar) 

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Başkan. 

Sayın Başkanım, değerli konuklar; izinlerinizle, sempozyumun teknik tarafı hakkında sizlere bir iki malumat arz etmeyi yararlı görüyorum. 

Yüce Atatürk’ün bir söylevinde “tarih yazmak, tarih yapmak kadar ehemmiyetlidir; eğer yazan yapana sadık kalmazsa, değişmiş olan hakikat şüpheli bir şekil alır ki, beşeriyetin yolunu değiştirir. Biz, daima hakikati arayan ve onu buldukça ve bulduğumuza kani oldukça söylemeye cesaret gösteren insanlar olmalıyız” diyor. İşte, biz de, Türk Parlamenterler Birliği olarak, O’nun direktiflerini bu sempozyumla yerine getirmeye çalışıyoruz ve yine bu sempozyumla, Ermeni sorununu tek boyutuyla değil, birçok boyutuyla, yansız, objektif bir gözle irdeleyip, gerçekleri tarihî, askerî, hukukî ve siyasî açıdan belgelere dayalı olarak ortaya koymaya çalışıyoruz. 

Bu sempozyumun yapılmasına karar verildikten sonra, komisyonumuzca ciddî bir kaynak araştırmasına gidilmiştir. Sonuçta, 60-70 yıldan bu yana, Ermeni asıllı bilim adamlarının büyük bir azim, ısrar ve bitmek bilmeyen gayretleriyle, kendi tezlerini, Batı’daki siyasal kuruluşların, parlamentoların ve akademik çevrelerin gündemine aldırdıkları görülmüştür. Öte yandan, Türk aydın ve bilim adamlarının bir kesimi, vakur bir sessizlik içerisinde, bu konudaki güncel polemiklerin ve tartışmaların dışında kalmayı yeğledikleri ortaya çıkmıştır ve yine bu konuda basılmış 26 000 eserden 25 000’inin Ermeni yanlısı olduğunu görmekteyiz. Ermeni diasporasının 2000 yılı içinde, Amerika Birleşik Devletlerinde bu amaç için sarf ettiği meblağ 60 milyon doların üzerindedir. Bize ait eserlere baktığımızda, bunların ancak onda 1’i yabancı dillere çevrilebilmiştir. Büyük Millet Meclisimizin kütüphanesinde yaptığımız bir araştırmada da Türkçe, İngilizce, Fransızca, Almanca ve Ermenice yazılmış 422 eser tespit edilmiştir. 

Saygıdeğer konuklar, bu sempozyum sonunda konuşma tutanakları, bildiriler kitap ve kitapçıklar haline getirilip, üniversitelere, parlamentolara, çeşitli kütüphanelere gönderilecektir. Şu an dahi, bu toplantımıza iştirak etmeyen bazı büyükelçiliklerin bize talepleri olmuştur. Tutanakları ve buradan çıkacak kitapları şimdiden istemektedirler. 

Türk Parlamenterler Birliği, bundan böyle, kurduğu uzman kadro, konuşmacı ve araştırmacılarla, imkânların elverdiği ölçüde yurtdışı sempozyum ve seminer ve konferansları düzenleme gayreti içerisinde olmalıdır. Türk Parlamenterler Birliği bilim ve kültür komisyonu olarak, bu yılki çalışmalarımızın ana unsurunu teşkil eden 4 sempozyum, 2’si Ankara dışında olmak üzere 6 panel gündemimizde yerini almıştır. Bunlardan Sayın Meclis Başkanımızın onayından geçmiş olan “Küreselleşmenin ve Avrupa Birliği Sürecinin Ulusal Kamu Yönetimleri Üzerindeki Etkileri” ve yine “Hukuk Reformu ve Yargının Yeniden Yapılanması” konulu sempozyumlara çok önem veriyoruz. 

Muhterem konuklar, bu sempozyum, ilk olarak, TRT-INT ve diğer kanallar vasıtasıyla, Amerika Birleşik Devletleri, Kanada, Güney Afrika’ya kadar geniş bir alanda izlenecektir. Bu imkânı sağlamak için, teknik detaylar bize TRT tarafından ulaştırılmıştır. Biz de bu detayları, Dışişleri Bakanlığımızın yardımıyla yurtdışı temsilciliklerimize, vatandaşlarımızın yoğun olduğu ülkelerde seyredilsin diye ulaştırdık. Yine, bu sempozyum süresinde, yurtiçi ve yurtdışından gelen ve sempozyumumuza iştirak eden konuşmacılarımızın bazıları televizyon kanallarında söyleşi programlarına iştirak ettirilecektir. 

Ayrıca, bu sempozyuma, Fransız Parlamentosundan lehimizde ve aleyhimizde olan bazı parlamenterler davet edilmiştir. Maalesef, bugüne kadar onlardan cevap dahi alamadık. 

Değerli konuklar, yine, Ermenistan’dan davet ettiğimiz bilim adamları, yaptığımız birçok görüşmeye rağmen, açıkkalplilikle ve dostça yaklaşımlarımıza rağmen, 10 Nisan’da Ankara’da olacaklarını beyan etmelerine rağmen, önce sempozyumun ismini beğenmemişlerdir, sonra 31 Mart 2001 tarihli Zaman Gazetesinde çıkan bir başlığı, sonra da Lavrenti Barsekyan adındaki bir tarihçinin vize meselesini bahane ederek sempozyuma gelmekten kaçınmışlardır. 

Sayın Başkanım, değerli konuklar; bu arada, yine İstanbul’da Patrikhanenin başı olan Mesrob Mutafyan bu sempozyuma davet edilmiştir; ama, bugünlerde Hıristiyanlığın önemli günleri nedeniyle kendisinin dinî vecibelerini yerine getirmek için iştirak edemeyeceği öğrenilmiştir. 

Burada konuşmamı keserken, önce bu sempozyumun ülkemiz için hayırlı olmasını diliyorum; yurtdışında ses getirmesini diliyorum. Bu sempozyumun yapılmasında bize gerçekten yardımcı olan Sayın Meclis Başkanımıza, yine konuşmacılara, oturum başkanlarına, Meclisin personeline ve bize bağlı olan personele, emeği geçen herkese sonsuz şükranlarımı sunuyorum, saygılarımı sunuyorum. 

Şimdi, Sayın Meclis Başkanımızı konuşmalarını yapmak üzere mikrofona davet ediyorum. 

Buyurun Sayın Başkanım. (Alkışlar) 

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANI ÖMER İZGİ – Sayın Başkan, Türk Parlamenterler Birliğinin değerli mensupları ve muhterem dinleyenler; hepimizce bilindiği üzere, ülkemiz, bir süredir sözde Ermeni soykırım iddialarıyla haksız ve dayanaksız bir biçimde suçlanmaktadır. Bu asılsız iddialar, tek taraflı olarak her türlü tarihî ve bilimsel verilerden uzak bir nitelikte, dünya kamuoyunu ve Batı dünyasını etkilemekte ve yönlendirmede de maalesef başarılı olabilmektedir. Böyle bir ortamda, Türk Parlamenterler Birliğince, Tarih Boyunca Türk-Ermeni İlişkileri konulu bir sempozyum düzenlenmesi, son derece yerinde bir girişimdir. Esasen, bu konuda kamu kuruluşları, üniversiteler ve sivil toplum örgütleri tarafsız bir yaklaşımla iç kamuoyumuzu ve dünya kamuoyunu bilgilendirme gayretleri içerisinde olmaktadırlar, olmalıdırlar. Dün olduğu gibi bugün de Ermeni toplumu üzerinden çıkar uman kimi çevreler ve devletler, tarihî gerçeklerin aksine, devletimizi ağır bir biçimde suçlama alışkanlıklarını sürdürmekte ve bu hususu siyasal bir malzeme olarak kullanarak, parlamentolarından aleyhimize kararlar çıkarmakta ya da çıkarma gayretlerini sürdürmektedirler. Uluslararası pek çok kuruluşta işbirliği içinde bulunduğumuz ve müttefikimiz olan bazı ülkelerde bile Ermeni konusu siyasal amaçlı olarak kullanılmakta, kimi zaman bir eyalet seçimini, kimi zaman da bir belediye başkanlığını kazanabilmek uğruna, insafsızca gündeme getirilebilmektedir. Bu tutum, tarihe karşı saygısızlık ve Türk toplumuna karşı da çok büyük ayıp ve haksızlıktır. Hiçbir bilimsel veriye dayanmayan suçlamalarla koskoca bir ulus itham edilmektedir ve maalesef, bu haksız ve insafsız suçlamalar konusunda belli sonuçlar da alınabilmektedir. Halbuki, Türk-Ermeni ilişkileri geniş bir tarihsel, hukuksal ve bilimsel boyut içinde irdelenirse, ileri sürülen ve baştan sona akıldışı olan suçlamaların ne kadar dayanaktan yoksun olduğu kolayca anlaşılacaktır. Bir Türk düşünürünün söylediği gibi, ilimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır. Bu karanlıktan medet umanlar, elbette ki hayal peşindedirler. 

Değerli konuklar, eminim, biraz sonra, konunun uzmanı bilim adamları, tarihçiler, hepimizin yararlanacağı bildirileriyle konuyu inceleyecekler, irdeleyecekler ve konuya yepyeni boyutlar katacaklardır. Ben, siz değerli dinleyicilerim ve bilim adamlarımızın dikkatlerine bazı hususları getirerek, konunun biraz daha boyutlandırılmasına katkıda bulunmayı düşünüyor ve hukukçu kimliğimle birlikte, tarihe olan ilgim dolayısıyla şu soruları ve cevaplarını tartışmaya açmak istiyorum: Soykırım nedir? Soykırımın unsurları nelerdir? Osmanlı İmparatorluğunda sistematik soykırım uygulaması olmuş mudur? Dünyada soykırım örnekleri nerelerde yaşanmıştır ve boyutları nelerdir? Evrensel hukuk ve devletler hukukunda soykırım kavramı nasıl tanımlanmıştır ve ne zaman şekillenmiştir? Tarih boyunca Türk devletleri egemenlikleri altında herhangi bir etnik gruba, kavme, ulusa soykırım uygulanmış mıdır? Türk tarihinin herhangi bir döneminde düşmanlık ve asimile duygularını körükleyen herhangi bir eğitim programı veya bu amaçlı propaganda var mıdır? Savaşlar dışında toplu insan ölümleri yaşanmış mıdır? Kültürel ve etnik yok edişler tarihimizde Türk Ulusu için hiç görülmüş müdür, gerçekleşmiş midir? Bunların cevabını tüm bilim dünyasına sormak ve yanıtlarını almak istiyoruz. İnanıyorum ki, bu konularda Türk Milletinin sabıkası yoktur. Oysa, bugün bizleri insanlık suçu olan soykırımla suçlayan kimi ülkelerin tarihlerinin insanlık dramıyla dolu olduğu tarihî birer gerçekliktir. Türk toplumu ve devleti, bu haksız ve asılsız iddiaları şiddetle reddetmekte; bizi suçlamaya kalkanları, önce kendi evlerinin önünü temizlemeye davet ediyoruz. Soykırım konusunda ciddî manada araştırma yapmak ve sonuçlarını dünya kamuoyuna açıklamak üzere bu konuda belge ve bilgilerin bulunduğu kabul edilen çeşitli devlet arşivlerinin, konunun uzmanı bilim adamları ve tarihçilerden oluşan bir uzman grubunun oluşturulması artık kabul edilmelidir. 

1071’de kesin olarak Türkleşen Anadolu coğrafyasında hükmeden pek çok Türk beyliği ve devletlerine, yaklaşık bin yıl niye böyle bir iddiada bulunulmadığı ciddî ciddî düşünülmeli ve sorulmalıdır. Biraz önce de ifade ettiğim gibi, gerek beyliklerde ve gerekse Selçuklu ve Osmanlı İmparatorluğu dönemlerinde egemenlikleri altındaki etnik gruplara, uluslara hiçbir surette müdahale edilmemiş, özgürce yaşamaları temin edilmiştir. Ne var ki, Osmanlı Devleti gücünü yitirmeye başladığı dönemde, Fransız İhtilalinin getirdiği ulusçuluk akımları yayılmaya başlamıştı; ama, bu ortamda bile, Osmanlı tebaı durumundaki Sırplar, Yunanlılar, Bulgarlar, Romenler ve Araplar bu akımdan etkilenip ayaklandıkları halde, sadık yurttaş anlamına gelen tebaı sadıka olarak tanımlanan Ermenilerde herhangi bir başkaldırı dahi söz konusu olmamıştır. 

Çok ağır bir yenilgi sonucunda, 1878‘de imzalamak zorunda kaldığımız Berlin Antlaşmasıyla, tarihte ilk kez, Ermeniler hakkında Osmanlı devletini doğrudan ilgilendiren hususlar devletler hukukunda, üzülerek belirtiyoruz, yer almıştır. 1877 Osmanlı-Rus Savaşından başlayarak, Birinci Cihan Savaşı sonuna kadar olan sürecin çok ciddî bir tarih süzgecinden geçirilmek ve mercek altına alınarak, bir kez daha incelenmesinde yarar görüyorum. 

Yüzyıllarca Osmanlı döneminde barış, hoşgörü ve adalet anlayışıyla yönetilen ve herhangi bir sorun yaşanmayan Ermeni tebaı, birdenbire bulundukları bölgelerde isyanlar çıkarmış, kanlı katliamlara karışmış; elbette ki, bu sorunun yanıtı hayır. 

Değerli konuklar, bağımsız devlet kurmak hayaliyle, emperyalist devletlerce tahrik edilen Ermeni komitacılarının 1915’te Van’da başlattıkları acımasız, insanlık dışı katliamlar, bu tarihî olayların başlangıcı olmuştur. Bu arada, Anadolu’daki diğer Ermeni grupları da, aynı kışkırtmalarla harekete geçerek, bölgelerinde isyanlar çıkarmışlar ve Müslüman halkı katletmeye başlamışlardır. 

Ordusu dağılmış, dağıtılmış, etkinliği azalmış Osmanlı yönetimi, bu bölgedeki Ermenileri daha az sorunlu bölgelere kaydırma kararı alarak, uygulamaya koymuştur. İdarî ve askerî yöneticilerden, Ermenî nüfusun güvenlik içerisinde Suriye ve Ürdün’e nakli istenmiş ve bunun önlemleri dahi alınmıştır. Bu nasıl soykırımdır?! Bu nakil sırasında hiçbir şey olmadığını söylemek de, elbette ki, doğru olamaz. Eşkıya baskınları ve hastalıklar sebebiyle Ermeni ölümleri olmuştur; ancak, abartıldığı gibi hiçbir zaman yüzbinler rakamını bulmamıştır; ki, bu olaylarda öldürülen Müslümanların sayısı çok çok daha fazladır. 

1918’de kurulan kısa ömürlü Ermenistan Devleti, bölgede Müslüman nüfusa karşı kanlı, iğrenç katliamlarını başlatmıştı. Bütün bu olayların belgeleri elimizdedir ve bütün dünya da bunu büyük ölçüde bilmektedir. 

Değerli dinleyenlerim, Türkiye Büyük Millet Meclisinin kurulmasıyla, bilindiği üzere, ulusumuz kendi kaderini eline aldı. Türkiye Büyük Millet Meclisi orduları, doğu cephesi komutanı Kazım Karabekir Paşanın yönetiminde Ermeni güçlerini yenilgiye uğrattı ve 3 Aralık 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisiyle Uluslararası Barış Anlaşmasını Gümrü’de Ermenistan hükümeti imzaladı. Sevr ile Ermenilere sağlanan haksız ve yersiz imtiyazlar böylece ortadan kalkıyordu ve 16 Mart 1921’de de Moskova Anlaşması imzalanarak, Sovyet Rusya da bu hükümleri kabul etmiş oluyordu. Sovyet Rusya’nın önerisiyle, 13 Ekim 1921’de, ayrıca Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan ile imzalanan Kars Anlaşmasıyla, diplomasi ve devletler hukuku bakımından Türkiye Devletinin bütün hakları bir kez daha tanınmış oluyordu. Bu antlaşmalar ihtilaf devletleri açısından geçersiz sayılıyordu; ama, kesin zaferimizden sonra Lozan’da erişilen büyük başarı, özellikle anılmaya değer. Lozan’da Ermeni işi söz konusu olduğu zaman, İsmet Paşa “devletimiz bu konuda Ermenilerle antlaşmalar imzalamıştır; bir Ermeni sorunu yoktur” demişti. 

İşin dikkate değer yanı, o zamana kadar uydurma Ermeni savlarını destekleyen İngilizlerin de gerçeği görmüş olmalarıdır. Nitekim, Ermeni işi bir daha Lozan’da konuşulmamış, sorun bitmiş ve Sevr bir daha dirilmemek üzere tarihe gömülmüştür. Öyleyse, böyle bir sorun devletler hukuku açısından yoktur. Zira, Lozan Barışı, çok şükür, yürürlüktedir. 

Ayrı bir hukuksal açıdan da konuya bakıldığında, Birleşmiş Milletlerin koyduğu soykırım suçunun unsurlarının hiçbirinin ileri sürülen savlarda mevcut bulunmadığı da anlaşılacaktır. Olay, Ermenilerce başlatılmış, bir iç kargaşa biçiminde sürmüş ve sonunda, haklı olduğumuz devletler hukukunda kabul görmüştür. Artık tamamen tarih sayfaları arasında kalması gereken bu konu yine gün ışığına çıkarılmak isteniyor. Türkiye üzerindeki hesaplar ve oyunları dindirmek istemeyenler yine görev başında bulunuyorlar. 

Bir Ermeni sorunu yoktur, yapay olarak yaratılan bir zihin kargaşası vardır. Bu kargaşayı giderip, gerçekleri durup dinlenmeden dünya kamuoyuna göstermek bizlerin görevidir. Gerçek ulus sevgisiyle dolu bütün kuruluşlarımız, bu konuda çalışıyorlar, çalışmalıdırlar. Yüce Meclisimiz de, iş yine alevlendirilince, üzerine düşen görevi yerine getirmeye başlamıştır. Seçkin tarihçi ve bilim adamlarımızdan oluşturulan bir komisyon, konuyu bütün incelikleri ve ayrıntılarıyla belgelere dayanarak araştırmıştır. Bu büyük çalışma yakında yayınlanacak ve İngilizce olarak da bastırılıp, dünyaya, bilhassa dünya parlamenterlerine dağıtılacaktır. 

Konunun hukuksal yönü üzerinde de ayrıca durulmalıdır. Bu hususta ilk önemli adım, hukukçu meslektaşlarım tarafından, 20 Nisan 2001 günü Kars’ta yapılacak Millî Egemenlik Haftası Açış Sempozyumunda anlatılacaktır. Bu tür çalışmaları hem yürütmek hem de özendirmek başlıca görevlerimiz arasındadır; onu yerine getirmeye çalışıyoruz. 

Bugün başlayacak sempozyumu da bu düşüncelerimin ışığı altında değerlendiriyorum. Sempozyumu düzenleyen Türk Parlamenterler Birliğinin Sayın Başkanı ile Yönetim Kurulu üyelerine ve diğer arkadaşlarıma, katkılarıyla sempozyuma can verecek değerli bilim adamlarımıza içten teşekkürlerimi sunuyor; sonuçlarının hepimize ışık tutacağı inancıyla, bu bilimsel toplantının hayırlı olmasını diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar) 

BAŞKAN – Efendim, Sayın Meclis Başkanımıza bu güzel konuşmalarından dolayı teşekkür ediyoruz. Sayın Meclis Başkanımız programları nedeniyle aramızdan ayrılacaklardır. Onun için, oturuma 10 dakika ara veriyorum. 

ŞEVKET DOĞAN (Kayseri eski Milletvekili ve TBMM eski Başkanvekili) - Sayın Başkan, bir hususu öğrenmek istiyorum. Bendeniz Kayseri eski Milletvekili ve Meclis Başkanvekili Şevket Doğan. Biraz evvel takdim konuşmanızda bahsettiğiniz isim ve durumları dolayısıyla zarurî olan zevata, acaba, harcırahları ve uçak biletleri gönderilmiş midir, gönderilmemiş midir; buhususu öğrenmek istiyorum. 

BAŞKAN – Efendim, her türlü yardım ve kolaylık sağlanmıştır, sağlanacaktır, gereken bütün teminatlar da kendilerine verilmiştir. 

Teşekkür ederim. 

 

ÖNCEKİ SAYFA    SONRAKİ SAYFA


(21 NİSAN 2001)
Geri
sayfa başı
Geldiğiniz sayfaya dönüş