|
AÇILIŞ OTURUMU
BAŞKAN (Aydın TUĞ) – Türkiye Büyük Millet Meclisinin Sayın Başkanı
ve saygıdeğer konuklar; Sayın Meclis Başkanımızın yüksek himayelerinde
Türk Parlamenterler Birliğinin düzenlediği Tarih Boyunca Türk Ermeni İlişkileri
konulu sempozyumu açıyorum.
Teşriflerinizden dolayı hepinize hoş geldiniz diyor, teşekkürlerimizi
sunuyoruz.
Önce, sizleri, Yüce Atatürk, onun silah arkadaşları ve tüm şehitlerimiz
için 1 dakika saygı duruşuna davet ediyorum.
(Saygı duruşunda bulunuldu ve İstiklal Marşı okundu)
Sayın konuklar, Sayın Cumhurbaşkanımızın Meclis Başkanlığına hitaben
gönderdikleri mesajı okuyorum:
“Sayın Başkan, Türk Parlamenterler Birliği tarafından tarih boyunca
Türk Ermeni ilişkileri konusunda himayenizde düzenlenen sempozyuma yapılan
davete teşekkür ederim.
Sözde Ermeni soykırım iddialarının aşırı Ermeni grupların propaganda
etkinlikleriyle uluslararası düzeyde gündeme geldiği bir dönemde yetkin
bilim adamlarını, uzman ve araştırmacıları bir araya getiren bu toplantının
iç ve dış kamuoyunun tarihsel gerçekler hakkında aydınlatılmasına büyük
katkıda bulunacağınıza inanıyorum. Önyargılı, kimi çevrelerin köklü bir
geçmişe sahip Türk Ermeni ilişkilerini saptırıp tarihî kısır siyasî emellere
alet etme yönündeki çabalarına karşı en iyi yanıtın bu tür bilimsel toplantılarla
verileceğine kuşku yoktur. Türk Ermeni ilişkilerinin kapsamlı biçimde değerlendirilmesine
olanak sağlayacak olan sempozyumun başarılı geçmesini dilerim.”
Muhterem konuklar, şimdi, programımıza başlamadan evvel, Türk Parlamenterler
Birliği Sayın Başkanını konuşmalarını yapmak üzere mikrofona davet ediyorum.
Buyurun Sayın Başkan. (Alkışlar)
TÜRK PARLAMENTERLER BİRLİĞİ GENEL BAŞKANI ZEKİ ÇELİKER
– Sayın Başkan, Yüce Meclisin Sayın Başkanı, değerli konuklar ve basınımızın
değerli temsilcileri; konuşmama başlamadan önce hepinizi saygıyla selamlıyorum;
hoş geldiniz.
Ekonomik krizin ve siyasetteki belirsizliğin ülkenin tüm dinamiklerini
etkisiz hale getirdiği bir ortamda, bugün, Yüce Parlamento çatısı altında,
yarınlarımızı çok yakından ilgilendiren bir konuyu bilimsel açıdan ele
almak ve tarihe ışık tutmak amacıyla toplanmış bulunuyoruz. Hepsi birbirinden
kıymetli, ülke yararına çok önemli hizmet ve katkıları olmuş, yenisiyle
eskisiyle 2 800 üyeden oluşan Türk Parlamenterler Birliği, bugüne kadar
olduğu gibi bundan sonra da Türkiye’nin acil çözüm bekleyen tüm meselelerine
uzmanların, bilim adamlarının önderliğinde bilimsel çözümler üretmeye ve
bu çözümleri yetkililerin dikkatine sunmaya devam edecektir. Hükümetimiz,
mutlaka, bu bilgi ve tecrübe birikiminden istifade etmelidir. Şunu belirtmeliyim
ki, her birisi vatanperver insanlar olan üyelerimiz gönüllü olarak hizmet
etmeye hazırdır. 1920’lerden bugüne kadar Türk siyasî hayatına katkıda
bulunmuş ve damgasını vurmuş bu üyelerin, organize bir şekilde, Yüce Milletimizin
ve Yüce Meclisimizin emrinde olduğunu huzurlarınızda bir kere daha ifade
etmek istiyorum.
Sayın Başkan, değerli konuklar; malumlarınız olduğu üzere, Ermeni lobisi,
uzun yıllardır sürdürdüğü ve Türkiye Cumhuriyeti düşmanlığı üzerine oturttuğu
çalışmalarına son iki yılda tüm dünyada hız vermiştir. Bugün, dünyanın
birçok yerinde, Ermenilerin, zulüm ve soykırıma uğramış, çeşitli haksızlıklarla
karşılaşmış bir topluluk olarak gösterilmesi için yapılan propaganda ve
eylemlere ve dost görünen ülkelerin parlamentolarında alınan dostluğa hiç
yakışmayan kararlara Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak sağlam delil ve
belgelere dayanan tarihe ışık tutacak bir yanıt vermemiz, artık, zorunlu
hale gelmiştir. Maalesef, bugüne kadar, bizler devlet olarak, üniversiteler
olarak, demokratik kitle örgütleri olarak yapmamız gerekenleri yapmadık,
belki de yapamadık, yapmamız lazımdı.
Ermeni diasporası ve Erivan asılsız iddialar ve sahte belgelerle binlerce
eser meydana getirip, batı dillerine çevirirken, biz, bu konu gündeme geldikçe,
kalıplaşmış ifadelerle kendi kamuoyumuza mesajlar vermekten öteye gidemedik.
Şerefli geçmişinde hiçbir leke ve karanlık nokta bulunmayan 70 milyonluk
bu aziz millet, bu yüce millet, kendisine vurulmak istenen bu damgadan
kurtarılmalıdır. Bu sempozyumun bu yönde atılacak adımların ilki olması
en önemli dileğimizdir.
Sayın başkan, değerli konuklar; son olarak Fransız Parlamentosunda alınan
haksız, mantıksız, hukuk dışı kararın, çeşitli gündelik siyasî oyunların
ve yine Kafkasya’ya yönelik çeşitli ekonomik ve stratejik planların bir
parçası olduğu, her aklı başında insanın görebileceği bir gerçektir. Bilimsel
tarafsızlığa sahip olmayan sözde aydınlar, oy avcısı politikacılar ve taraflı
tarihçiler ne yaparlarsa yapsınlar, yüzyıllardır bir arada yaşayan, ortak
kültüre sahip, acı ve tatlı pek çok olay ve anıları birbirine karışmış,
Türk ve Ermeni milletlerinin kardeşlik ve dostluk duygularını hiçbir güç
temelden değiştiremez. Büyük Ermenistan hayalleriyle yaşayan Asala, bu
insanların yaptığı haksız ve asılsız propagandalar, eylemler ve yıldırma
ve korkutma faaliyetleri, geçmişte diplomatlarımıza yaptıkları hain saldırılar,
Türk Milletini olduğu kadar, ülkemizdeki Ermeni azınlığı da huzursuz etmektedir.
İnsan hakları ve demokrasi konusunda kimseden ders almaya ihtiyacı olmayan
ve yüzyıllardır toplumların barış ve huzur içinde yaşadığı bir coğrafyada
hüküm süren Türk Milleti ve onun en kıymetli varlığı olan Türkiye Cumhuriyeti,
vatandaşlarını hiçbir şekilde birbirinden ayırmamakta ve herhangi bir ayrıcalık
tanımamaktadır.
Hal böyleyken, tamamen siyasî ve tarihsel nedenlerle çarpıtılarak ortaya
atılmış iddialarla Türkiye Cumhuriyetini karalamaya çalışmak isteyenlere,
bu millet, asla izin vermeyecektir. Kendileriyle ilgili belgelerle ispatlanmış
iddialar gündeme geldiğinde hep “tarihi siyasetçilere bırakalım” sözünün
arkasına sığınan çifte standartçı batıya sesleniyorum. İşte, fırsat; gelin,
tarihi, tarihçilere bırakalım. Bırakalım ki, gerçekler ortaya çıksın; yeni
nesiller, bu anlamsız ve kimseye hiçbir fayda getirmeyecek tartışmaların
içine çekilmesin; halklar arasında düşmanlık tohumları atılmasın.
Sayın Başkan, değerli konuklar; konuşmama son verirken, bu sempozyumun,
Türk ve Ermeni halkları arasındaki barış ve kardeşlik duygularının sonsuza
kadar yaşaması için bir vesile olmasını ve buradan çıkacak sonuçların tarihe
ışık tutmasını diler; ülkemiz için çok önemli olduğuna inandığımız bu çalışmamızda,
bizden destek ve ilgisini esirgemeyen Sayın Meclis Başkanımıza ve tüm katılımcılara
ve teşrif eden sizlere en derin saygı ve sevgilerimi sunuyorum. Teşekkür
ederim. (Alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Başkanım, değerli konuklar; izinlerinizle, sempozyumun teknik
tarafı hakkında sizlere bir iki malumat arz etmeyi yararlı görüyorum.
Yüce Atatürk’ün bir söylevinde “tarih yazmak, tarih yapmak kadar ehemmiyetlidir;
eğer yazan yapana sadık kalmazsa, değişmiş olan hakikat şüpheli bir şekil
alır ki, beşeriyetin yolunu değiştirir. Biz, daima hakikati arayan ve onu
buldukça ve bulduğumuza kani oldukça söylemeye cesaret gösteren insanlar
olmalıyız” diyor. İşte, biz de, Türk Parlamenterler Birliği olarak, O’nun
direktiflerini bu sempozyumla yerine getirmeye çalışıyoruz ve yine bu sempozyumla,
Ermeni sorununu tek boyutuyla değil, birçok boyutuyla, yansız, objektif
bir gözle irdeleyip, gerçekleri tarihî, askerî, hukukî ve siyasî açıdan
belgelere dayalı olarak ortaya koymaya çalışıyoruz.
Bu sempozyumun yapılmasına karar verildikten sonra, komisyonumuzca ciddî
bir kaynak araştırmasına gidilmiştir. Sonuçta, 60-70 yıldan bu yana, Ermeni
asıllı bilim adamlarının büyük bir azim, ısrar ve bitmek bilmeyen gayretleriyle,
kendi tezlerini, Batı’daki siyasal kuruluşların, parlamentoların ve akademik
çevrelerin gündemine aldırdıkları görülmüştür. Öte yandan, Türk aydın ve
bilim adamlarının bir kesimi, vakur bir sessizlik içerisinde, bu konudaki
güncel polemiklerin ve tartışmaların dışında kalmayı yeğledikleri ortaya
çıkmıştır ve yine bu konuda basılmış 26 000 eserden 25 000’inin Ermeni
yanlısı olduğunu görmekteyiz. Ermeni diasporasının 2000 yılı içinde, Amerika
Birleşik Devletlerinde bu amaç için sarf ettiği meblağ 60 milyon doların
üzerindedir. Bize ait eserlere baktığımızda, bunların ancak onda 1’i yabancı
dillere çevrilebilmiştir. Büyük Millet Meclisimizin kütüphanesinde yaptığımız
bir araştırmada da Türkçe, İngilizce, Fransızca, Almanca ve Ermenice yazılmış
422 eser tespit edilmiştir.
Saygıdeğer konuklar, bu sempozyum sonunda konuşma tutanakları, bildiriler
kitap ve kitapçıklar haline getirilip, üniversitelere, parlamentolara,
çeşitli kütüphanelere gönderilecektir. Şu an dahi, bu toplantımıza iştirak
etmeyen bazı büyükelçiliklerin bize talepleri olmuştur. Tutanakları ve
buradan çıkacak kitapları şimdiden istemektedirler.
Türk Parlamenterler Birliği, bundan böyle, kurduğu uzman kadro, konuşmacı
ve araştırmacılarla, imkânların elverdiği ölçüde yurtdışı sempozyum ve
seminer ve konferansları düzenleme gayreti içerisinde olmalıdır. Türk Parlamenterler
Birliği bilim ve kültür komisyonu olarak, bu yılki çalışmalarımızın ana
unsurunu teşkil eden 4 sempozyum, 2’si Ankara dışında olmak üzere 6 panel
gündemimizde yerini almıştır. Bunlardan Sayın Meclis Başkanımızın onayından
geçmiş olan “Küreselleşmenin ve Avrupa Birliği Sürecinin Ulusal Kamu Yönetimleri
Üzerindeki Etkileri” ve yine “Hukuk Reformu ve Yargının Yeniden Yapılanması”
konulu sempozyumlara çok önem veriyoruz.
Muhterem konuklar, bu sempozyum, ilk olarak, TRT-INT ve diğer kanallar
vasıtasıyla, Amerika Birleşik Devletleri, Kanada, Güney Afrika’ya kadar
geniş bir alanda izlenecektir. Bu imkânı sağlamak için, teknik detaylar
bize TRT tarafından ulaştırılmıştır. Biz de bu detayları, Dışişleri Bakanlığımızın
yardımıyla yurtdışı temsilciliklerimize, vatandaşlarımızın yoğun olduğu
ülkelerde seyredilsin diye ulaştırdık. Yine, bu sempozyum süresinde, yurtiçi
ve yurtdışından gelen ve sempozyumumuza iştirak eden konuşmacılarımızın
bazıları televizyon kanallarında söyleşi programlarına iştirak ettirilecektir.
Ayrıca, bu sempozyuma, Fransız Parlamentosundan lehimizde ve aleyhimizde
olan bazı parlamenterler davet edilmiştir. Maalesef, bugüne kadar onlardan
cevap dahi alamadık.
Değerli konuklar, yine, Ermenistan’dan davet ettiğimiz bilim adamları,
yaptığımız birçok görüşmeye rağmen, açıkkalplilikle ve dostça yaklaşımlarımıza
rağmen, 10 Nisan’da Ankara’da olacaklarını beyan etmelerine rağmen, önce
sempozyumun ismini beğenmemişlerdir, sonra 31 Mart 2001 tarihli Zaman Gazetesinde
çıkan bir başlığı, sonra da Lavrenti Barsekyan adındaki bir tarihçinin
vize meselesini bahane ederek sempozyuma gelmekten kaçınmışlardır.
Sayın Başkanım, değerli konuklar; bu arada, yine İstanbul’da Patrikhanenin
başı olan Mesrob Mutafyan bu sempozyuma davet edilmiştir; ama, bugünlerde
Hıristiyanlığın önemli günleri nedeniyle kendisinin dinî vecibelerini yerine
getirmek için iştirak edemeyeceği öğrenilmiştir.
Burada konuşmamı keserken, önce bu sempozyumun ülkemiz için hayırlı
olmasını diliyorum; yurtdışında ses getirmesini diliyorum. Bu sempozyumun
yapılmasında bize gerçekten yardımcı olan Sayın Meclis Başkanımıza, yine
konuşmacılara, oturum başkanlarına, Meclisin personeline ve bize bağlı
olan personele, emeği geçen herkese sonsuz şükranlarımı sunuyorum, saygılarımı
sunuyorum.
Şimdi, Sayın Meclis Başkanımızı konuşmalarını yapmak üzere mikrofona
davet ediyorum.
Buyurun Sayın Başkanım. (Alkışlar)
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANI ÖMER İZGİ –
Sayın Başkan, Türk Parlamenterler Birliğinin değerli mensupları ve
muhterem dinleyenler; hepimizce bilindiği üzere, ülkemiz, bir süredir sözde
Ermeni soykırım iddialarıyla haksız ve dayanaksız bir biçimde suçlanmaktadır.
Bu asılsız iddialar, tek taraflı olarak her türlü tarihî ve bilimsel verilerden
uzak bir nitelikte, dünya kamuoyunu ve Batı dünyasını etkilemekte ve yönlendirmede
de maalesef başarılı olabilmektedir. Böyle bir ortamda, Türk Parlamenterler
Birliğince, Tarih Boyunca Türk-Ermeni İlişkileri konulu bir sempozyum düzenlenmesi,
son derece yerinde bir girişimdir. Esasen, bu konuda kamu kuruluşları,
üniversiteler ve sivil toplum örgütleri tarafsız bir yaklaşımla iç kamuoyumuzu
ve dünya kamuoyunu bilgilendirme gayretleri içerisinde olmaktadırlar, olmalıdırlar.
Dün olduğu gibi bugün de Ermeni toplumu üzerinden çıkar uman kimi çevreler
ve devletler, tarihî gerçeklerin aksine, devletimizi ağır bir biçimde suçlama
alışkanlıklarını sürdürmekte ve bu hususu siyasal bir malzeme olarak kullanarak,
parlamentolarından aleyhimize kararlar çıkarmakta ya da çıkarma gayretlerini
sürdürmektedirler. Uluslararası pek çok kuruluşta işbirliği içinde bulunduğumuz
ve müttefikimiz olan bazı ülkelerde bile Ermeni konusu siyasal amaçlı olarak
kullanılmakta, kimi zaman bir eyalet seçimini, kimi zaman da bir belediye
başkanlığını kazanabilmek uğruna, insafsızca gündeme getirilebilmektedir.
Bu tutum, tarihe karşı saygısızlık ve Türk toplumuna karşı da çok büyük
ayıp ve haksızlıktır. Hiçbir bilimsel veriye dayanmayan suçlamalarla koskoca
bir ulus itham edilmektedir ve maalesef, bu haksız ve insafsız suçlamalar
konusunda belli sonuçlar da alınabilmektedir. Halbuki, Türk-Ermeni ilişkileri
geniş bir tarihsel, hukuksal ve bilimsel boyut içinde irdelenirse, ileri
sürülen ve baştan sona akıldışı olan suçlamaların ne kadar dayanaktan yoksun
olduğu kolayca anlaşılacaktır. Bir Türk düşünürünün söylediği gibi, ilimden
gidilmeyen yolun sonu karanlıktır. Bu karanlıktan medet umanlar, elbette
ki hayal peşindedirler.
Değerli konuklar, eminim, biraz sonra, konunun uzmanı bilim adamları,
tarihçiler, hepimizin yararlanacağı bildirileriyle konuyu inceleyecekler,
irdeleyecekler ve konuya yepyeni boyutlar katacaklardır. Ben, siz değerli
dinleyicilerim ve bilim adamlarımızın dikkatlerine bazı hususları getirerek,
konunun biraz daha boyutlandırılmasına katkıda bulunmayı düşünüyor ve hukukçu
kimliğimle birlikte, tarihe olan ilgim dolayısıyla şu soruları ve cevaplarını
tartışmaya açmak istiyorum: Soykırım nedir? Soykırımın unsurları nelerdir?
Osmanlı İmparatorluğunda sistematik soykırım uygulaması olmuş mudur? Dünyada
soykırım örnekleri nerelerde yaşanmıştır ve boyutları nelerdir? Evrensel
hukuk ve devletler hukukunda soykırım kavramı nasıl tanımlanmıştır ve ne
zaman şekillenmiştir? Tarih boyunca Türk devletleri egemenlikleri altında
herhangi bir etnik gruba, kavme, ulusa soykırım uygulanmış mıdır? Türk
tarihinin herhangi bir döneminde düşmanlık ve asimile duygularını körükleyen
herhangi bir eğitim programı veya bu amaçlı propaganda var mıdır? Savaşlar
dışında toplu insan ölümleri yaşanmış mıdır? Kültürel ve etnik yok edişler
tarihimizde Türk Ulusu için hiç görülmüş müdür, gerçekleşmiş midir? Bunların
cevabını tüm bilim dünyasına sormak ve yanıtlarını almak istiyoruz. İnanıyorum
ki, bu konularda Türk Milletinin sabıkası yoktur. Oysa, bugün bizleri insanlık
suçu olan soykırımla suçlayan kimi ülkelerin tarihlerinin insanlık dramıyla
dolu olduğu tarihî birer gerçekliktir. Türk toplumu ve devleti, bu haksız
ve asılsız iddiaları şiddetle reddetmekte; bizi suçlamaya kalkanları, önce
kendi evlerinin önünü temizlemeye davet ediyoruz. Soykırım konusunda ciddî
manada araştırma yapmak ve sonuçlarını dünya kamuoyuna açıklamak üzere
bu konuda belge ve bilgilerin bulunduğu kabul edilen çeşitli devlet arşivlerinin,
konunun uzmanı bilim adamları ve tarihçilerden oluşan bir uzman grubunun
oluşturulması artık kabul edilmelidir.
1071’de kesin olarak Türkleşen Anadolu coğrafyasında hükmeden pek çok
Türk beyliği ve devletlerine, yaklaşık bin yıl niye böyle bir iddiada bulunulmadığı
ciddî ciddî düşünülmeli ve sorulmalıdır. Biraz önce de ifade ettiğim gibi,
gerek beyliklerde ve gerekse Selçuklu ve Osmanlı İmparatorluğu dönemlerinde
egemenlikleri altındaki etnik gruplara, uluslara hiçbir surette müdahale
edilmemiş, özgürce yaşamaları temin edilmiştir. Ne var ki, Osmanlı Devleti
gücünü yitirmeye başladığı dönemde, Fransız İhtilalinin getirdiği ulusçuluk
akımları yayılmaya başlamıştı; ama, bu ortamda bile, Osmanlı tebaı durumundaki
Sırplar, Yunanlılar, Bulgarlar, Romenler ve Araplar bu akımdan etkilenip
ayaklandıkları halde, sadık yurttaş anlamına gelen tebaı sadıka olarak
tanımlanan Ermenilerde herhangi bir başkaldırı dahi söz konusu olmamıştır.
Çok ağır bir yenilgi sonucunda, 1878‘de imzalamak zorunda kaldığımız
Berlin Antlaşmasıyla, tarihte ilk kez, Ermeniler hakkında Osmanlı devletini
doğrudan ilgilendiren hususlar devletler hukukunda, üzülerek belirtiyoruz,
yer almıştır. 1877 Osmanlı-Rus Savaşından başlayarak, Birinci Cihan Savaşı
sonuna kadar olan sürecin çok ciddî bir tarih süzgecinden geçirilmek ve
mercek altına alınarak, bir kez daha incelenmesinde yarar görüyorum.
Yüzyıllarca Osmanlı döneminde barış, hoşgörü ve adalet anlayışıyla yönetilen
ve herhangi bir sorun yaşanmayan Ermeni tebaı, birdenbire bulundukları
bölgelerde isyanlar çıkarmış, kanlı katliamlara karışmış; elbette ki, bu
sorunun yanıtı hayır.
Değerli konuklar, bağımsız devlet kurmak hayaliyle, emperyalist devletlerce
tahrik edilen Ermeni komitacılarının 1915’te Van’da başlattıkları acımasız,
insanlık dışı katliamlar, bu tarihî olayların başlangıcı olmuştur. Bu arada,
Anadolu’daki diğer Ermeni grupları da, aynı kışkırtmalarla harekete geçerek,
bölgelerinde isyanlar çıkarmışlar ve Müslüman halkı katletmeye başlamışlardır.
Ordusu dağılmış, dağıtılmış, etkinliği azalmış Osmanlı yönetimi, bu
bölgedeki Ermenileri daha az sorunlu bölgelere kaydırma kararı alarak,
uygulamaya koymuştur. İdarî ve askerî yöneticilerden, Ermenî nüfusun güvenlik
içerisinde Suriye ve Ürdün’e nakli istenmiş ve bunun önlemleri dahi alınmıştır.
Bu nasıl soykırımdır?! Bu nakil sırasında hiçbir şey olmadığını söylemek
de, elbette ki, doğru olamaz. Eşkıya baskınları ve hastalıklar sebebiyle
Ermeni ölümleri olmuştur; ancak, abartıldığı gibi hiçbir zaman yüzbinler
rakamını bulmamıştır; ki, bu olaylarda öldürülen Müslümanların sayısı çok
çok daha fazladır.
1918’de kurulan kısa ömürlü Ermenistan Devleti, bölgede Müslüman nüfusa
karşı kanlı, iğrenç katliamlarını başlatmıştı. Bütün bu olayların belgeleri
elimizdedir ve bütün dünya da bunu büyük ölçüde bilmektedir.
Değerli dinleyenlerim, Türkiye Büyük Millet Meclisinin kurulmasıyla,
bilindiği üzere, ulusumuz kendi kaderini eline aldı. Türkiye Büyük Millet
Meclisi orduları, doğu cephesi komutanı Kazım Karabekir Paşanın yönetiminde
Ermeni güçlerini yenilgiye uğrattı ve 3 Aralık 1920’de Türkiye Büyük Millet
Meclisiyle Uluslararası Barış Anlaşmasını Gümrü’de Ermenistan hükümeti
imzaladı. Sevr ile Ermenilere sağlanan haksız ve yersiz imtiyazlar böylece
ortadan kalkıyordu ve 16 Mart 1921’de de Moskova Anlaşması imzalanarak,
Sovyet Rusya da bu hükümleri kabul etmiş oluyordu. Sovyet Rusya’nın önerisiyle,
13 Ekim 1921’de, ayrıca Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan ile imzalanan
Kars Anlaşmasıyla, diplomasi ve devletler hukuku bakımından Türkiye Devletinin
bütün hakları bir kez daha tanınmış oluyordu. Bu antlaşmalar ihtilaf devletleri
açısından geçersiz sayılıyordu; ama, kesin zaferimizden sonra Lozan’da
erişilen büyük başarı, özellikle anılmaya değer. Lozan’da Ermeni işi söz
konusu olduğu zaman, İsmet Paşa “devletimiz bu konuda Ermenilerle antlaşmalar
imzalamıştır; bir Ermeni sorunu yoktur” demişti.
İşin dikkate değer yanı, o zamana kadar uydurma Ermeni savlarını destekleyen
İngilizlerin de gerçeği görmüş olmalarıdır. Nitekim, Ermeni işi bir daha
Lozan’da konuşulmamış, sorun bitmiş ve Sevr bir daha dirilmemek üzere tarihe
gömülmüştür. Öyleyse, böyle bir sorun devletler hukuku açısından yoktur.
Zira, Lozan Barışı, çok şükür, yürürlüktedir.
Ayrı bir hukuksal açıdan da konuya bakıldığında, Birleşmiş Milletlerin
koyduğu soykırım suçunun unsurlarının hiçbirinin ileri sürülen savlarda
mevcut bulunmadığı da anlaşılacaktır. Olay, Ermenilerce başlatılmış, bir
iç kargaşa biçiminde sürmüş ve sonunda, haklı olduğumuz devletler hukukunda
kabul görmüştür. Artık tamamen tarih sayfaları arasında kalması gereken
bu konu yine gün ışığına çıkarılmak isteniyor. Türkiye üzerindeki hesaplar
ve oyunları dindirmek istemeyenler yine görev başında bulunuyorlar.
Bir Ermeni sorunu yoktur, yapay olarak yaratılan bir zihin kargaşası
vardır. Bu kargaşayı giderip, gerçekleri durup dinlenmeden dünya kamuoyuna
göstermek bizlerin görevidir. Gerçek ulus sevgisiyle dolu bütün kuruluşlarımız,
bu konuda çalışıyorlar, çalışmalıdırlar. Yüce Meclisimiz de, iş yine alevlendirilince,
üzerine düşen görevi yerine getirmeye başlamıştır. Seçkin tarihçi ve bilim
adamlarımızdan oluşturulan bir komisyon, konuyu bütün incelikleri ve ayrıntılarıyla
belgelere dayanarak araştırmıştır. Bu büyük çalışma yakında yayınlanacak
ve İngilizce olarak da bastırılıp, dünyaya, bilhassa dünya parlamenterlerine
dağıtılacaktır.
Konunun hukuksal yönü üzerinde de ayrıca durulmalıdır. Bu hususta ilk
önemli adım, hukukçu meslektaşlarım tarafından, 20 Nisan 2001 günü Kars’ta
yapılacak Millî Egemenlik Haftası Açış Sempozyumunda anlatılacaktır. Bu
tür çalışmaları hem yürütmek hem de özendirmek başlıca görevlerimiz arasındadır;
onu yerine getirmeye çalışıyoruz.
Bugün başlayacak sempozyumu da bu düşüncelerimin ışığı altında değerlendiriyorum.
Sempozyumu düzenleyen Türk Parlamenterler Birliğinin Sayın Başkanı ile
Yönetim Kurulu üyelerine ve diğer arkadaşlarıma, katkılarıyla sempozyuma
can verecek değerli bilim adamlarımıza içten teşekkürlerimi sunuyor; sonuçlarının
hepimize ışık tutacağı inancıyla, bu bilimsel toplantının hayırlı olmasını
diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN – Efendim, Sayın Meclis Başkanımıza bu güzel konuşmalarından
dolayı teşekkür ediyoruz. Sayın Meclis Başkanımız programları nedeniyle
aramızdan ayrılacaklardır. Onun için, oturuma 10 dakika ara veriyorum.
ŞEVKET DOĞAN (Kayseri eski Milletvekili ve TBMM eski Başkanvekili)
- Sayın Başkan, bir hususu öğrenmek istiyorum. Bendeniz Kayseri eski
Milletvekili ve Meclis Başkanvekili Şevket Doğan. Biraz evvel takdim konuşmanızda
bahsettiğiniz isim ve durumları dolayısıyla zarurî olan zevata, acaba,
harcırahları ve uçak biletleri gönderilmiş midir, gönderilmemiş midir;
buhususu öğrenmek istiyorum.
BAŞKAN – Efendim, her türlü yardım ve kolaylık sağlanmıştır,
sağlanacaktır, gereken bütün teminatlar da kendilerine verilmiştir.
Teşekkür ederim.
|