|
BEŞİNCİ OTURUM
BAŞKAN – Efendim, son, değerlendirme oturumunu açıyorum.
Bu konuda, isimleri listemizde bulunan arkadaşlarımızı buraya, yerlerini
almaya davet ediyorum. Sayın Sadıklar, Ömer Lütem Bey, Sayın Gündüz Aktan...
Efendim, Türk Parlamenterler Birliği tarafından düzenlenen tarih boyunca
Türk-Ermeni ilişkileri sempozyumu bugüne kadar yapılan benzer toplantıların
en kapsamlısını oluşturdu. 40’ın üzerinde uzman ve akademisyeni bir araya
getiren bu sempozyumun kaderi bir saman alevi gibi yanıp sönme olmamalı.
Karşılaştığımız sorunun çözümüne bir katkıda bulunmalı ve verimli bir şekilde
değerlendirilmeli. Bu bakımdan, ben, bu toplantıyı bir sürecin başlangıcı
olarak görüyorum.
Bir yıl sonra tekrar bir sempozyum yapılması hususundaki önerilerimiz
geniş kabul gördü. Bunun için, ayrıca bir izleme komitesi kurmayı da düşünüyoruz.
Aynı zamanda, burada konuşulmuş olan hususları, açıklanan fikirleri
bir bildiride bir araya getirmeyi uygun gördük. Bunun için, tarihte Türk-Ermeni
ilişkileri Sempozyumu Bildirisi hazırladık. Bu bildiriyi raportörümüz Sayın
Büyükelçi Bolat Tacar bizlerle yakın istişare ve gene burada bulunan arkadaşlarımızın
görüşlerini alarak hazırladı. Benim yöntemim burada bu bildiriyi sizlere
okumak olacak ve aynı zamanda, bu konuda arkadaşlarımın görüşlerini alacağım.
Bunu takiben de, eğer uygun görürseniz, sempozyum son bulacak. Tabiî ki,
Sayın Başkan, muhakkak ki bazı sözler söylemek isteyecektir.
Efendim, şimdi, ben, sizlere Tarihte Türk-Ermeni İlişkileri Sempozyumu
Bildirisini okuyorum:
Sempozyuma sunulan bildirgeler ve yapılan konuşmalar ayrıca yayınlanacak
olmakla birlikte, bu sempozyum sonunda bir bildiri yayınlanması ve özellikle
sempozyumda yapılan yazılı veya sözlü önerilerin dile getirilmesinde yarar
görülmüştür. Bu geniş kapsamlı uzmanlar sempozyumunun yapılması çok yararlı
bir girişim sayılmalıdır. Harcanan bu çalışmaların heba olmaması için en
geç bir yıl içinde bu sempozyumun tekrarlanması ve bir yıl içerisinde elde
edilen sonuçların irdelenmesi gereklidir. Sempozyum sonuçlarının Ankara’da
Ermeni Araştırmaları Enstitüsü tarafından izlenerek gelecek toplantıya
bir rapor yazılması kararlaştırılmıştır.
Genç Türkiye Cumhuriyeti hümanist evrensel yaklaşımlar ve ülkeyi barışçı
bir çevrede yeniden kurmak için yaşanan yakın tarih felaketleri olan Balkanlardan,
Kafkasya ve Kırım’dan göçlerde ve sürgünlerde yaşanan zulümleri unutmayı,
ileriye dönük bir barış atmosferi yaratmayı tercih etmiştir. Oysa, olaylar
ve gerçekler bu bilinçli hatırlamama tutumunun değişikliğe uğramasına yol
açmıştır. Savunma için tarihi ve gerçekleri tüm çıplaklığıyla bilmek zorundayız.
İmparatorluklar yıkılır, bazı etnik grupların bağımsızlık emeli uyanır,
fakat bu kavimlerin mücadelelerini yürütecek öncülerin ve stratejilerinin
hatalarını tarih ödetir. Ermeniler azınlıkta oldukları bir bölgede yanlış
taktikler, stratejiler ve örgütlenmelerle yanlış bir savaş vermişlerdir.
Sonuçlar, her iki taraf için trajiktir ve trajik bir çözümsüzlük yaratmıştır.
Tarihî gerçekler ışığında bu olaylar ancak mukatele, yani, karşılıklı kırım
olarak tanımlanabilir. Bu ortamın ve çatışmaların soykırım fiilleriyle
benzeştirilmesi yanlıştır. Hitler Almanyasının 6 milyon Yahudi’yi ve 1
milyon çingeneyi yok eden ırkçı eylemiyle benzeştirilecek olaylar değildir.
Bu, tarihe ve gerçek soykırımı, yani, Yahudilerin Holokostu kurbanlarına
karşı bir haksızlıktır.
Sempozyuma iştirak edenler soykırımının bir uluslararası suç olduğunu
ve 9.12.1948 tarihli soykırımı suçunu önleme ve cezalandırma sözleşmesinin
2 nci maddesinin bu suçu tanımladığı hususunda görüş birliği içindedirler.
Bu maddeye göre Ermeni olayları soykırımı olayları soykırımı olarak değerlendirilemez.
Tehcir, etnik temizlikten daha hafif olarak insanlığa karşı suç çerçevesine
girmez. Buna mukabil, 1912-1913 Balkan Savaşları en ağır etnik temizlik
örneği olarak 20 nci Yüzyılın ilk soykırımı sayılmalıdır. Bu bağlamda,
aşağıdaki hususların gözden uzak tutulmaması gereklidir:
Soykırımı Sözleşmesi, bu suçu hakikî şahısların işleyebileceğini göstermektedir.
Soykırımı yapılıp yapılmadığını tespit etmek ve bu konuda hüküm vermekle
yetkili mahkeme, soykırımı eyleminin yapıldığı yer mahkemesidir. Ayrıca
akit taraflar aralarında anlaşırlarsa, dava, bir uluslararası ceza mahkemesinde
görülür. Bu nedenle, parlamentoların, derneklerin, başka örgütlerin veya
kişilerin soykırımı yapıldığı yolunda bir karar alma yetkileri yoktur.
Soykırımı Sözleşmesinin yorumu, uygulanması ve hayata geçirilmesi konusunda
itilaf varsa, taraflardan biri, konuyu Uluslararası Adalet Divanına götürebilir.
Bu bağlamda, Fransa Parlamentosunun soykırımı yapıldığı konusunda bir
karar alma ve yasa çıkarma yetkisi bulunmamaktadır. Oysa Fransa Parlamentosu
ve benzer kararları alan parlamentolar yetkileri dahilinde bulunmayan bir
karar almışlardır. Fransa Hükümeti, kararı yasalaştırarak, uluslararası
hukuka aykırı davranmıştır. Türkiye’nin bu yetkisizliği tespit amacıyla,
Uluslararası Adalet Divanına başvurması sempozyumda önerilen hususlar arasındadır.
Osmanlı Ermenileri, Osmanlı Devletine karşı savaşmışlar ve bu hususu
Sevr Anlaşması müzakerelerine savaşan taraf olarak katılma talebinde bulunarak
resmen kabul etmişlerdir. Siyasî mücadele yapan gruplar, Soykırım Sözleşmesinin
dışında kalmaktadır. Osmanlı Devleti, İttihat ve Terakki döneminde, tehcir
sırasında, göçe tabi tutulanlara kötü muamele yaptıkları, mal ve canlarını
koruyamadıkları savı ile 1 367 görevliyi mahkûm etmiş, bunlardan yaklaşık
yarısını da idam eylemiştir. Soykırımı yapan bir ülkenin böyle davranması
olası değildir.
Ermeni sorununa eğilenlerin büyük çoğunluğu 1915’te yaşanan bir insanlık
trajedisi sırasında, Osmanlı vatandaşlarının katliama uğradıkları ve bunlar
arasında pek çok Ermeni’nin büyük acılar çektikleri ve hayatlarını kaybettikleri
konusunda kanaat sahibidirler. Bu çeşit eylemler savaş sırasında ve karşılıklı
olarak da yapılmış olsa da, hoş görülecek, alkışlanan tutumlar sayılamaz.
O eylemlerde ölenlerin soylarının belleklerine işlemiş olan ve günümüze
kadar gelen acıların yok sayılması küçümsenmesi doğru olmamalıdır. Ancak,
anılan acıları, taraflardan sadece birinin çektiği düşüncesinin ve bunu
o çatışmaların kışkırtıcıları tarafından bugün de desteklenmesini kabul
olunacak bir yaklaşım saymak mümkün değildir.
Ermenistan Cumhuriyeti bölgede saldırgan bir tavır içindedir. Ermenistan’ın
ASALA terör örgütünü desteklemeye devam ettiği bilinmektedir. Türkiye’nin
doğusunu bir millî hedef halinde Batı Ermenistan olarak adlandırmaktadır.
Türkiye ile arasındaki sınırı tespit eden 1921 Kars Anlaşmasını feshettiğini
açıklamıştır.
Ermenistan, ayrıca Azerbaycan topraklarını da kısmen işgal etmiştir
ve bir büyük Ermenistan davası peşindedir.
Ermenistan Cumhurbaşkanı, bir Türk gazetecisine verdiği demeçte kullandığı
ifadelerle soykırımın tanınmasının ilişkilerin normalleşmesi için bir koşul
olduğunu belirtmiştir.
Ermeni soykırımı konusunda kimi Batılı ülke parlamentolarında yapılan
girişimlerin arkasında Ermeni Hükümetinin bulunduğu aşikârdır.
Sempozyuma katılan konuşmacılar, Türkiye’nin insanî yardım kisvesi altında
Ermenistan’a havadan yapılan nakliyatın durdurulması, İstanbul-Erivan arasındaki
uçak seferlerine son verilmesi ve bu ülkeye yönelik dolaylı yiyecek ihracatının
kısıtlanması gibi yaptırımlar uygulanmasına ilaveten, bu ülkeyi uluslararası
örgütlere şikâyet ederek, kınanmasının sağlanmasını önermişlerdir. Keza,
sempozyumdaki konuşmacılar, Amerika Birleşik Devletleri ve başka parlamentolar
nezdinde, Ermeniler veya onların taraftarlarınca yapılan soykırımını tanıma
girişimlerini en etkin şekilde akamete uğratma yönteminin hukuksal alan
olduğunu ve bu konuda geç kalınmaması icap ettiğini ve Dışişleri Bakanlığının,
Türk ve uluslararası uzmanlardan kurulu bir hukuk danışma komitesi kurarak,
Türkiye’nin girişimlerine esas teşkil edecek temel unsurları oluşturmasını
önermişlerdir.
Pek çok konuşmacı, Ermenilerin kimliklerini oluşturan bir dogma haline
gelen soykırım konusunda herhangi ortak bilimsel inceleme, araştırma yapılmasına
katılmak istemeyecekleri, bu nedenle de, davet edildikleri bu sempozyuma
katılmadıkları, tek istekleri, gerçek saydıkları soykırımının Türkiye tarafından
tanınması olduğu vurgulamışlardır.
Sempozyuma iştirak edenler pek çok görüş yanında, aşağıdaki ayrıntılı
önerileri de dile getirmişlerdir:
Tarihî araştırmaların gerçek belgelere ve bilgilere dayanması çok büyük
önem taşımaktadır. Maalesef kimi Ermeni tarihçileri ve onları destekleyenler
belgeler üzerinde tahrifat yapmışlar ya da hiç olmayan belgeleri varmış
gibi göstererek dünya kamuoyunu yanıltmışlardır. Bu tahrifatın önlenmesi
ve gerçeklerin ortaya çıkarılması için tüm gayretler gösterilmeli ve bu
önemli çalışma için gerekli fonlar tahsis olunmalıdır.
Tarihî araştırmaların önceden tespit edilecek bir plana göre teşviki
büyük öncelik taşımaktadır. Bu araştırmaları yapacak tarihçilerin gereğinde
burs vererek yetiştirilmesi elzemdir. Bu alanda yapılan araştırmaların
ve yazılmış doktora tezlerin malî imkânsızlık nedeniyle bastırılamadığı
bilinmektedir. Üniversitelere bu amaçla malî destek sağlanması önerilmektedir.
Yapılacak araştırmalar meyanında, Amerika Library of Congress de bulunan
1914-1921 tarihlerinde yayımlanan Ermenice gazeteler koleksiyonlarının
incelenmesi pek çok gerçeğin Ermeni ağzıyla ortaya çıkarılmasına yardım
edecektir. Arşivler Genel Müdürlüğünün yayınladığı Osmanlı-Ermeni İlişkileri
1915-1921 adlı yapıtın içerdiği belgelerin ilk aşamada İngilizce’ye çevrilmesinde
büyük yarar vardır. Keza, Anadolu’daki Ermeni mezalimi adlı dört ciltlik
eserdeki belgelerin İngilizce’ye çevrilerek yayınlanması önerilmiştir.
Yayınlanacak bu gibi araştırma ve incelemelerin dağıtımı profesyonelce
ele alınmalı ve sonuçları sürekli olarak izlenmelidir.
Ermeni soykırımı savlarının yanlışlığını ve tarihî tahrifatın önlenmesini
sağlamak amacıyla faaliyet gösteren tüm kurumlar arasında eşgüdümü ve izlemeyi
sağlayacak bir yapı oluşturulması gereğinin sempozyumda altı çizilmiştir.
Bu bağlamda, Ermeni İncelemeleri Enstitüsünün aktif bir görev üslenmesi
yararlı olacaktır.
Yurt içinde ve yurt dışında görev yapan Türk-Amerikan Dernekleri Asamblesi,
Türk-Amerikan Dernekleri Federasyonu ve Turkish Forum gibi Amerika’da veya
Avrupa’da faaliyet gösteren derneklerin desteklenmesinin çok büyük önem
taşıdığı vurgulanmıştır.
Bu arada, Amerika’da kurulmuş bulunan Türk Etütleri Enstitüsünün, Türkiye
ile Amerika arasındaki stratejik, politik ve ekonomik ilişkiler alanında
araştırmalar yapan bir araştırma merkezine dönüştürülmesi üzerinde durulmaya
değer bir görüş olarak ileri sürülmüştür.
Türk Demokrasi Vakfının, Ermeni soykırım iddialarını göğüsleme ve geriletme
eylem planı çerçevesindeki faaliyetleri de sempozyum katılımcıları tarafından
takdirle karşılanmıştır.
Sempozyum katılımcıları, son olarak, Ermenistan’ın olumlu bir yaklaşım
sergilememesine rağmen, Türkiye ile Ermenistan arasında tarihî gerçeklerin
bilimsel bir yaklaşımla aydınlatılması amacıyla, ortak inceleme ve araştırmalar
yapılması üzerinde önemle durmuşlardır.
Sempozyum katılımcıları işbu bildirinin önemini binaen Türk Parlamenterler
Birliği tarafından Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlığına sunulmasını önemle
vurgulamışlardır.
Teşekkürler ediyorum. (Alkışlar)
DOĞU PERİNÇEK – Sayın Başkan, bu bildiri üzerine 3 dakikalık
söz istiyorum. Yanlıştır bu bildiri. Temelden yanlış bir bildiri çıkarıyorsunuz.
Bunun için...
BAŞKAN – Tabiî efendim, veririz; sizi dinleriz muhakkak ki.
Efendim, ilk önce ben arkadaşlarımın görüşlerini alayım burada.
Buyurun.
AYDIN TUĞ – Sayın Başkanım, bu çalışmalar yapılırken, Amasya
Milletvekili Amasya Milletvekili Sayın Gönül Saray Alphan, İstanbul’da
bir toplantıya iştirak ettiğini bize bildirmişlerdi. Bu toplantıda Türk-Ermeni
bayan milletvekilleri yeni bir başlangıç, yeni bir oluşum üzerinde çalıştılar
ve zannedersem bir mesafe kat ettiler.
İzinleriniz olursa, Sayın Milletvekilimize 5 ve 7 dakika arasında bir
söz verme imkânımız olursa, bu gelişmeyi anlatmak istiyorlar efendim.
Uygun görüyorsanız...
BAŞKAN – Efendim, ilk önce, buradaki, sizin görüşlerinizi alayım.
Normal olarak, bu oturuma katılanların. Ondan sonra, tabiatıyla, Sayın
Milletvekilimize söz veririz. Sonra da, aynı zamanda, Sayın Perinçek’e.
Buyurun efendim.
PROF. DR. CAFER TAYYAR SADIKLAR – Sayın
Başkan, görüşlerimin çoğunu toplantıyı yönetmeye çalışırken arz etmeye
çalıştım; ancak, ilave edeceğim birkaç şey var efendim. Bunlardan birincisi
arşivler konusu. Bizim arşivlerin açık olmadığı konusundaki yaygın kanı
ve bu konudaki eleştiriler şahsen beni fazla rahatsız etmişti. Bu yönden,
kendim, bir araştırmacı olarak, İstanbul’daki arşive gittim. Acaba, hakikaten
açık mı değil mi, şunu bir gözlerimle göreyim, bizzat tespit edeyim diye.
Gittim, benim araştırmalarıma, benim gözlemlerime göre, bir arşivin açık
olabileceği kadar açık bir arşivimiz var. Ayrıca, askerî arşiv konusunda
da aynı şikâyetler vardı. Harp tarihi başkanıyla, kumandanıyla görüştüm.
O arşive de gittim ve bana verilen bilgi şu ki, o arşivde özellikle Ermeni
konularıyla ilgili kısımlar gereği gibi tasnif edilmiş ve yabancı araştırmacılara
da açılmıştır ve bütün taleplere ve ısrarlara rağmen, bugüne kadar gelen
araştırmacı sayısı 3’tür, bütün davetlere rağmen. Şüphesiz, bu benim aldığım
ön bilgiler. Bu konularda eksiklerimiz varsa şayet bunları süratle düzenleyip,
düzeltip, dünyaya, tekrar, bizim arşivlerimiz açık, gelin beraber, isterseniz
kendiniz bu konuda gerekli araştırmaları yapın diye ilan etmek durumundayız.
İkincisi, Sayın Profesör İngiltere’den çok değerli Sonyel çok değerli
görüşler, katkılar verdi ve bazı belgeleri konuşturdu. Onların arasında
İngiliz konsoloslarının yazdığı bazı görüşler var ve Ermenileri çok alçaltan,
çok küçülten sözler var. Ben, bu İngiliz konsolosunun bu görüşlerinin sadece
anarşist, terörist ve çeteci Ermenilerle ilgili olduğu, bizim Türk Ermeni
vatandaşlarımızla uzaktan yakından ilgisi olmadığı kanısındayım. Şunu samimiyetle
belirteyim ki, biz, hâlâ, Ermenilerle, Türk Ermeni vatandaşlarımızla iç
içe, kardeş kardeş yaşıyoruz. Benim şahsen pek çok Ermeni dostum var. En
geç her ayda bir toplanıp birlikte yeriz, içeriz ve şarkı söyleriz. Bu
bakımdan, bu görüşlerin sadece terörist, anarşist ve çeteci Ermenilerle
ilgili olduğu kanısındayım. Bunu düzeltmek isterim. Bir de şunu ilave etmek
istiyorum.
Amerika’da kongreye sunulduğu zaman karar tasarısı, şahsen, ben, bu
konunun derin bir araştırıcısı değildim o güne kadar ve birçok şeyi de
bilmiyordum ve bundan dolayı utandım. Toplumumuzun da birçok şeyi bilmediği
sonucuna vardım ve toplumumuzun her şeyden evvel bilgilendirilmesi gerektiği
kanısındayım; çünkü, herhangi bir uluslararası toplantıya gidildiği zaman
bizim entelektüellerimiz, bürokratlarımız bu gibi konular aşıldığı zaman
bilgisizlik yüzünden şaşırıp kalıyorlar. Önce kendimizi bir bilgilendirmemiz
lazım. Bu bakımdan, bu gibi toplantıların yapılması ve çoğunlukla yapılması
gerektiğine inanıyorum ve bunun için ben bir sivil toplum örgütünün başındayım,
Türk Japon Vakfında ve o kültür merkezinde toplantılardan birini yaptık.
Büyükelçi Gündüz Bey geldi ve çok değerli bir konuşma yaptı. Dinleyiciler
hakikaten çok etkilendi ve bu gibi toplantıların devam ettirilmesi konusunda
devamlı ısrarlar aldık. Bu bakımdan, diyorum ki, bu toplantılar en az ayda
bir yapılmalıdır. Yeni bir kuruluşun ortaya çıkması da şanstır bu konuda.
Bu arada pek çok toplantı oldu. Birbirinden habersiz, birbiriyle ilişkisiz
ve bazen çelişkili konuşmalar da oldu. Bir kurulun, bir kuruluşun, yine,
sivil toplum örgütü, devletin demiyorum. Bu konuda koordinatör olması gerektiği
kanısındayım ve bu konuda yapılan toplantıların belgelerinin de toplanması
gerektiği inancındayım.
Bu inançlarla hepinize saygılar sunuyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN – Buyurun.
GÜNDÜZ AKTAN – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
İki günlük uzun bir toplantıda doğal olarak çok yararlı birçok fikir
söylendi. Bunları özetlemek ve bunların birçoğu üzerinde yorum yapmak için
zaman yok. Bu nedenle, ben, değerlendirmemi ve yorumlarımı birkaç nokta
üzerinde toplamak istiyorum. Kendimin katıldığı hukuk konusu üzerinde birkaç
noktayı daha vurgulamak istiyorum. İki arkadaş hukuk konusunda hukukun
lehimize olduğunu vurguladık. Sonradan, hukukla ilgili bazı kuşkular ifade
edildi. Bu kuşkuların tahlilini yapıp cevap vermek istemiyorum. Hukuk,
yani, bu konudaki sözleşme ve ikinci maddesi –ki, soykırımı tanımı yapmaktadır-
Türkiye’nin lehinedir. Türkiye’nin lehine olan bir şeyi kullanmakta tereddüt
etmek için hiçbir neden görmüyorum. Bu, batının etkisinde olabilir, doğunun
etkisinde olabilir, bir ülkenin etkisinde olabilir diye bir şey olamaz.
Hukuk, önümüzde yazılı bir belgedir, dolayısıyla, Türkiye, bunu mutlaka
kullanmalıdır. Türkiye’nin veya Türkiye’de söz sahibi insan ve kurumların
zaman zaman kendi lehimize olan şeyleri birtakım anlaşılması zor tereddütlerle
yeterince kullanmadıklarını gördüm. Bu, garip bir eğilimdir. Bu eğilimin
hiçbir şekilde burada geçmemesi lazım.
İkinci madde, çok özetle, siyasî mücadele yapan Ermenileri soykırım
sözleşmesinin dışında bir siyasî grup olarak nitelemeye elverişlidir. Bir
anda siyasî mücadele yapan bir grup soykırım sözleşmesinin dışına çıkmaktadır.
Hiçbir Ermeni hukukçusu veya hiçbir uluslararası hukukçu bu engeli aşıp
Osmanlı İmparatorluğunun 1915-1916’da soykırım yaptığını iddia edemez.
1948 yılında yapılmış bir sözleşmeyi geriye çevirseniz dahi, bu da hukuken
son derece zor bir şeydir, hiçbir şekilde siyasî bir gruba karşı, o grubun
sivillerine karşı dahi soykırım yapmış olmazsınız. Bu bir başka kategoriye
geçer.
İki, Osmanlı İmparatorluğunun o döneminde hükümete hiçbir şekilde Ermenileri
yok etme kastıyla tehcir yaptığı kanıtlanamaz. Bunun için, hukuka göre
plan yapmış olmak lazım, örgütlü bir şekilde bunu yapmış olmak lazım. Anlattığımız
gibi, 2 Mayıs 1915’te Enver Paşanın telgrafı üzerine başlayan tehcirde
hiçbir hazırlık yoktur. Hazırlıksız olması, yok etme iradesinin mevcut
olmadığını gösterir.
Üçüncüsü, yok etme iradesinde, kastında, behemehal ırkçı nefret olması
gerekir. Bir grubu grup olarak yok edeceksiniz, başka bir sebep olmayacak.
Ne siyasî ne dinî ne ırkî hiçbir sebep olmayacak. Sadece bir grubu yok
etmek için yok edeceksiniz. Sözleşmenin ikinci maddesi bunu öngörmektedir.
Böyle bir şey, Nazilerin Yahudileri yok ettiği ırkçı nefrette, antisemitizmde
bulunabilir. Türkiye’de bu olmamıştır. Bütün bunlar lehimizeyken bu bir
batı şeyidir diye, elimizin tersiyle, bizim en lehimize olan şeyi kıyıya
bırakmayı hiçbir şekilde anlamaya imkân yok.
Hukuk iki şekilde kullanılır. Bir, hukukî argümanlarınızı, siyasî argümanlarınızı
içine katarsınız. Tarihinizi onunla izah edersiniz. Bu sizi son derece
güçlü ve haklı kılar. İki, yine hacette, gerektiğinde mahkemeye gidersiniz,
bu ikisi ayrı şeylerdir. Bugün tarihçiler, arşivciler ve diğer bilim adamlarının
yapacağı ilave çalışmalara ihtiyacımız var. Ancak, şundan emin olalım ki,
biraz evvel bir Rus katılmacının kendi ansiklopedilerine yaptığı atıflarla
açık şekilde ortaya çıktığı gibi, her kafadan birbirinden farklı şey çıkacak
ve her tarihçi, Türk tarihçisi Türk tarafına, Ermeni tarihçisi Ermeni tarafına
bakacak olayların ve her zaman tarihçi gruplar arasındaki tartışmalar ortada
kalmaya mahkûm olacak ve birçok Ermeni artık böyle bir çalışmayla ilgilenmediğini
söylüyor. Bu şartlar altında, Fransa Parlamentosunun hukuk dışı olarak
bir siyasî kanun çıkarması, devletler hukukuna aykırıdır. Türkiye, Fransa
aleyhine, istediği takdirde, Lahey Uluslararası Adalet Divanında veya Lahey
Daimî Hakemlik Mahkemesinde dava açabilmelidir, açabilir; ben, açılması
gerektiğine inanıyorum; çünkü, göreceksiniz, böyle bir davaya Fransa katılmaktan
büyük ölçüde kaçınacaktır; çünkü, Fransız devletinin avukatları Fransız
milletvekillerinden daha iyi hukuku bilmektedirler ve kaybedeceklerini
de bileceklerdir.
Tarihle ilgili olarak şunu söylemek istiyorum: Tarihi hukuka göre yazmaya
başlamamız lazım. Yanlış yazalım demek istemiyorum. Çünkü, bu iş hukuktan
başka bir yolla çözülemeyecektir. Biz, onları, onlar bizi ikna edemeyecekler.
Şu halde, hukuken ihtiyacımız olan hususlarda tarihî araştırmaların yoğunlaşması
lazım. Üniversitelerimiz, bu çerçevede, YÖK ile yazışmayı, araştırma ve
geliştirme fonlarını artırmayı bir yana bırakıp, çok daha pratik, çok daha
kolay yöntemler bulmaları lazım. Bu yöntemler, üç dört öğrenciye doktora
yaptırmak, asistanlara bu konuları verip doçentlik tezlerini burada hazırlattırmak
şeklinde de olabilmeli. Nihayet, son nokta, Türkiye, sürekli olarak, 20
nci Yüzyılın ilk soykırımını işlemekle suçlanmaktadır. Ermeni tehciriyle
Balkanlarda 1912-1913 yıllarında cereyan eden etnik temizliği mukayese
ettiğiniz zaman, tehcirin bir insanlık suçu dahi olmadığını, ama, Türk
ve Müslümanların Balkanlarda maruz kaldığı etnik temizliğin bir soykırım
boyutunda etnik temizlik olduğu açıktır. Onun için, tarihçilerimizin, bu
konuya, yani, Balkan savaşları konusuna soykırım açısından yaklaşması Türk
tarihinde ve dünya tarihinde bugüne kadar yanlış anlaşılmış bir konunun
düzeltilmesi için de şarttır.
Çok teşekkür ederim efendim.
BAŞKAN – Buyurun.
PROF. DR. ALİ BOZER – Efendim, hepinizi tekrar
saygıyla selamlarım.
Bazı itiraflarda bulunursam beni müsamahayla karşılamanızı istirham
ediyorum. Evvela, bu bildiriyi hazırlayan arkadaşlarıma içten teşekkürlerimi
sunarım. Fakat, bu bildiri benim için sürpriz oldu. Mutat olan usul, şu
panel yapıldıktan sonra ortaya çıkacak sonuçlara göre bildirinin hazırlanmasıdır.
Bu paneli niçin yapıyoruz? Ben, bunu değerlendirme aczi içinde olduğumu
ifade etmek isterim. Bir usul hatası ve ciddî bir usul hatası yapılmıştır.
İkinci konu, bu bildiri bir manifesto şeklinde inkılap etmiştir, bildiri
değildir. Çok uzundur. Bildiri, kısa, vurucu ve bazı gerçekleri dile getirir
nitelikte olur.
Üçüncüsü, burada çok tartışmalı olan konular, sanki, muhterem heyetin
tümüyle kabulünden geçmiş konular gibi takdim edilmektedir. Bunu da değerlendirmem
mümkün olmamıştır. Müsaade ederseniz, bu fikirleri biraz daha açmak istiyorum.
Evvela, bana bu görev verilirken görevimin hudutları çizildi. Denildi ki,
sizin oturumunuzda yapılan tartışmaların somut ve özet biçimde takdimini
yapacaksınız. Ben de kendimi ona göre hazırladım. Fakat, bu atmosferin
böyle bir müdahaleye müsait olmadığını görüyorum, bana verilen görevin
yanlış olduğunu tespit ediyorum. Öyleyse, bu şekilde hazırladığım metinden
rücu ederek önemli gördüğüm birkaç hususu belirtmekle yetineceğim. Bir
kere, bildiride açıkça şunun belirtilmesi lazım. Bugüne kadar olduğu gibi
Ermeni meselesini inkâr edeceğiz veya Ermeni meselesini Ermenilerle, Ermeni
Devletiyle iktisadî ve siyasî ilişkileri geliştirmek suretiyle çözüme mi
kavuşturacağız, bu soykırım iddialarını hükümden mi düşüreceğiz, yoksa,
daha aktif bir politika mı güdeceğiz? Bunun bu ilkenin tespiti gerekir.
Bu ilke yeterince tespit edilmemiştir. Benim görüşümü müsaade ederseniz,
bu vesileyle arz edeyim. Biz, pasif politikadan vazgeçmeliyiz. Ermeni Devletiyle
ilişkilerimizi genişletmek suretiyle hiçbir sonuca varamayacağız. (Alkışlar)
Bu itibarla, buranın bildiride vurgulanmasını istiyorum.
İkincisi, bu aktif politika neleri kapsayabilir. Bir, Ermenilerin gerçek
niyetlerini; iki, eksponsiyonist politikaları güttüklerini; üç, Amerika
Birleşik Devletlerinde ve Avrupa’da kendilerini mazlum geçindirerek Türkiye’nin
üzerinden kimlik ispatında olduklarının belirtilmesi lazımdır. Bunlar,
benden değil, birçok arkadaşım tarafından fevkalade veciz bir şekilde ifade
edilmiştir. Bunlara hiç yer verilmemiştir. Bunun dışında, çok değerli arkadaşlarım,
bir hususu bildiriyle alakalı olmadan bilgilerinize sunmak istiyorum. Burada
ve bazı basın yayın organlarında yanlış ve yetkilerini aşan kimselerin
verdikleri beyanlar Türkiye’yi çok müşkül durumda bırakacak şekilde yayınlanmaktadır.
Amerika’da bir sigorta şirketi, Ermenilere tazminat ödemiş, Ermeniler Türk
Devletine rücu edecekmiş. Müsaade ederseniz, bunu bir garip kelimeyle ifade
edeceğim; gafleti azim. Esasını bilmeyen insanlar nasıl böyle hüküm verirler
ve Türkiye’yi nasıl bir rizikoyla karşı karşıya bırakırlar?! Hayat sigortalarının
hiçbir türünde ne halefiyet ne rücu vardır. Bu rücu meselesi yalnız març
sigortaları içindir. Ermenilere ödenen tazminat da hayat sigortası çerçevesinde
ödenmiştir. Bunu zabıtlara geçmesi için söylüyorum. Birbiriyle alakalı
tarafı yoktur.
Lahey meselesine gelince, beni çok değerli arkadaşım Gündüz Aktan müsamahayla
karşılaşın, şöyle söyleyeceğim. Lahey meselesi, burada, bütün heyetin tasvibine
mazhar olmuş değildir. Arkadaşlarımın bir kısmı hukukî yollara müracaat
suretiyle, hukuktan ziyade siyasî mülahazaların hâkim olacağı endişesi
içinde bu davaları kabul etme, kaybetme ihtimaliyle karşı karşıya olduğumuzu
belirtmişlerdir. Bu mütalaalar varken, bunu nasıl bu heyetin mutlak bir
görüşü olarak ifade edersiniz anlamıyorum. (Alkışlar) Bu itibarla, eğer,
buna mutlaka bir şey koyacaksanız, bir tespit davasıyla belki yetinilebilir.
Denilebilir ki, yetkili mahkemenin neresi olduğunun Lahey Adalet Divanı
tespiti cihetine gitsin, o kadar. Buna da taraftar değilim, onu da peşinen
söyleyeyim.
Değerli vakitlerinizi almak istemiyorum. Şunu söyleyerek bitirmek istiyorum:
Sayın Elekdağ kendileri fevkalade dikkate değer önlemler ileri sürdüler.
Ben demiyorum ki, bu önlemleri kamuoyuna diplomatik dilin dışında açıklayalım.
Ama, bunu mazbut bir lisanla, diplomatik terbiyeye uygun bir şekilde bu
önlemlerin mutlaka uygulanması gerektiği hususunda Başbakanlığı ikaz etmemiz
lazımdır.
Benim maruzatım bundan ibaret. Beni sabırla dinlediğiniz için teşekkür
ederim. (Alkışlar)
BAŞKAN – Buyurun.
ÖMER LÜTEM – Sayın Başkan, zannediyorum ki,
bildiri, dün sabahtan beri yapmakta olduğumuz görüşmelerin bir özetini
teşkil ediyor. Tabiî, şu veya bu fikir girmemiş olabilir, her şeyi koymaya
pek imkân yok. Görüşmeler yapılırken, özellikle bizim çok üzerinde durduğumuz
hukuk yolu hakkında, bu hukuk yolunun uygun olmayacağı hakkında karşı fikir
duyduğumu zannetmiyorum. Yanılmış olabilirim, dışarıda olabilirim. Onun
için, bizdeki kanaat, sanki, hukuk yolunun herkes tarafından kabul edildiği
gibi idi.
Bu arada, yine bir ikinci husus ortada. Zannediyorum ki, Ermenilerle
Ermenistan’ı karıştırmak gayet tabiî ki doğru değil. Zaten bildiride de
Ermenistan deniliyor. Ermenistan denildiği zaman bir halkı mı almak lazım,
yoksa, bir politikayı mı almak lazım. Bildiride Ermenistan’a karşı alınması
uygun görülen bazı önlemler var. Bu önlemler gayet tabiî ki Ermeni halkına
karşı değil, şu andaki idareye karşı. Ermenistan 1991’den beri bağımsız
bir ülke. 1991’den 1998’e kadar geçen zaman zarfında bu sempozyumu o yıllarda
yapsaydık, herhalde, Ermenistan’a karşı bir önlem almayı düşünmezdik; ama,
şurası muhakkak ki, 1998’den bu yana ve git gide artan ölçüde, başka parlamentolarda
sözde soykırımını tanıyan kararlar çıktıkça artan ölçüde Ermenistan’ın
da Türkiye’ye karşı gayet belirgin bir husumet politikası vardır. Bunu
reddetmek mümkün değil. O sebepledir ki, biz, bu politikaya karşı olabilecek
bazı fikirleri bildiriye koyduk. Bunları arz etmek isterim.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Buyurun.
GÖNÜL SARAY ALPHAN – Teşekkür ederim Sayın
Başkan.
Sayın Başkan, değerli konuklar; iki gündür, burada çok değerli bilim
adamları, tarihçiler, büyükelçiler, tarihçiler, siyasîler Türk Ermeni ilişkilerini
enine boyuna irdelediler. Tarih boyunca yaşananları, Türk savlarını, hataları,
ihmalleri, yanlı veya yansız dost ülkelerin konuya yaklaşım biçimlerini
ele aldılar. Bu nedenle, konuya klasik gözlüklerden değil, bazı çevreleri
çok kızdırmak pahasına farklı bir açıdan yaklaşarak milletvekili kimliğim
ve kadın kimliğimle bakarak sonuç oturumundaki görüşlerimi sizlere aktarmak
arzusundayım.
Neden bu şekilde yaklaştığımı anlayabilmeniz için de, affınıza sığınarak
biraz kendimden bahsetmek zorundayım. Rusya sözcüğünün değil dillerde düşüncede
bile suç olduğu dönemlerde, 1982’de Rusya ile ticarî faaliyetlere başlayan
ilk Türk kadınıyım. Milletvekili olmadan önce, 18 yıl boyunca devam eden
dış ticaret uğraşımda, kimi zaman bombalar altında Irak ve İran’da, kimi
zaman Türk Dili cumhuriyetler Kafkasya’da, kimi zaman Avrupa’da, Libya
bombalanırken Tripoli’de oldum, Glasnost’u yaşadım. Savaşı ve savaş kadınlarının
acısını, ilaç bulamayan çocukları onlarla birlikte bizzat yaşamak, bende,
siyasetçilerin yarattığı savaşların hiçbir zaman içinde olmamayı, direnme
içgüdüsünü geliştirdi. Hemen hemen hepsinde bulunduğum, yurdumuzu çepeçevre
kuşatan dünyanın bu sorunlu bölgesinde yaratılan, körüklenen siyasal, ekonomik
ya da silahlı çatışmaların yalnızca ve yalnızca o ülkelerin halklarına
zarar verdiğini gözlemledim. Irak-Türkiye, Suriye-Türkiye, Yunanistan-Türkiye,
İran-Türkiye, Kafkaslar-Türkiye can kayıpları, harcanan trilyonlarca dolarlar.
Değerli konuklar, bu uğurda uçup giden bu dolarlar, bölge halklarının sağlığı,
eğitimi ve kalkınmasına harcanabilseydi, her türlü doğal zenginlik ve enerji
kaynaklarının yer aldığı bölgemiz, dünyanın en kalkınmış ülkelerinin yer
aldığı bir coğrafya haline dönüşebilirdi.
Eğer, halen, NATO’nun bölgemiz için öngördüğü 19 savaş planının 13’ünde
Türkiye yer alıyorsa, tek bir düğmeye basılmış gibi dost bildiğimiz ülkelerin
parlamentoları ardı ardına Türkiye’nin siyasal geleceğini karalayacak kararlar
alıyorlarsa, PKK’nın siyasallaşması yönünde Avrupa’da güçlü hazırlıklar
yapılıyorsa, hatta, bu hazırlıklar Alevî, Sünnî mezhep hazırlıklarını kapsayan
boyutlara taşınmaya çalışılıyorsa, durup, soluklu bir düşünmenin ve dış
politikalarımızda yeniden bir yapılanma için atağa geçmenin zamanı gelmiştir
diye düşünüyorum.
Bu çerçeveden bakarak, yapılması gerekenleri kısaca özetlemeye çalışacağım.
Dünyada yükselen üç değer demokrasi ve insan hakları, kadın ve çocukların
gözetilmesi ile çevredir. Dış siyasetteki silahlarımız da bu değerler olmalıdır.
Dünyadaki savaşların, artık, silahla değil, ekonomiyle yapılması da ikinci
büyük gücümüz olmalıdır. Unutmayalım ki, ekonomik entegrasyon iyi siyasî
ilişkileri zorlayacak bir süreci de otomatikman getirecektir. Kendimizi
anlatabilmekte güçlük çektiğimiz batı dünyasına, Diaspora’nın, Ermeni halkını
fakirleştiren, göçe zorlayan politikalarının yanlışlığını vurgulayarak
işe başlamalıyız. Diaspora’nın, Ermenistan’da yatırıma gitmemesi, işsizlik
ve fakirliğin boyutlarının gün geçtikçe arttığı, Ermeni vatandaşların Türkiye’de
çalışabilmek, gelebilmek için her türlü yolu denedikleri bu ortamda, Sayın
Başkanın söylemlerinin tam tersine, vize problemini ortadan kaldırmamız
gerektiğini düşünüyorum. Diplomatik ilişkimiz olmadığı için de sınırda
vize uygulamasının derhal başlaması gerekliliğini vurguluyorum. Benim inancım
ve dünya gözlemim, yasakçı politikaların demokratik açılımları güçlü ülkelerde
iflas etmiş olduğudur. Kontrol edemiyorsan, savaşamıyorsan yasakla zihniyeti
en kolay, ancak, en tehlikeli bir düşence olup, hem iç hem de dış siyasetimizde
zorunlu oldukça artık yer bulmamalıdır.
Dünden beri tüm konuşmacılar Ermenistan halkını incitmeden Koçaryan
hükümetiyle siyasal problemlerin çözümünde hemen hemen mutabık kaldılar.
O halde, Ermeni halkının Türk halkıyla kaynaşması, tanışması, dertleşmesi,
alışverişi eleştirdiğimiz Koçaryan hükümetine karşı en güçlü mücadele şekli
olmayacak mıdır? Bizim savlarımızı dinleyen bu insanların kafalarında Diaspora’ya
karşı şüpheler uyanmayacak mıdır? Doğu illerimizin kalkınması için kaynak
arayışında olduğumuz bu dönemde, kapının açılması Ermenistan ve Türkiye
halkını da mutlu kılmayacak mıdır? Karşılıklı alışverişi isteyen, zorlayan
ve memnun ayrılan Ermeni halkı Koçaryan’ın sert siyasetini sorgulamaya
başlamayacak mıdır? Şu anda Gürcistan ve İran üzerinden Ermenistan’a giden
ve orada dört katına satılan her türlü gıda ve tüketim mallarımızın Ermenistan’a
direkt satımından her iki ülke her yönden kazançlı çıkmayacak mıdır? Biz,
bu gemiyi 1996’da kaçırdık. Zamanın Petrosyan hükümeti, o dönemin cumhurbaşkanına
ekonomik işbirliğini önerdiğinde bazı politikalarımız yüzünden reddetmemiş
olsaydık, belki, şimdi, Ermenistan, Amerika’ya ve en başta Fransa’ya “ne
yapıyorsunuz, Türkiye’den bizim karnımız doyuyor” diyebilirlerdi. Halen,
gecikilmiş değildir.
Azerbaycan, Fransa’da kraldan daha çok kralcı olamamışsa, Türkiye’nin
de Irak’ta, Ermenistan’da, Suriye veya İran’da, Rusya ve batıya karşı kraldan
daha çok kralcı olamama politikalarını sabırla, incelikle ve dantel sabrıyla
örmesi gerekmektedir. Diyasporaya rağmen Ermenistan vatandaşının insan
haklarını korumak, kadın ve çocuklarına karşın her türlü ayırımcılığı önlemek
için komşuluk ilişkilerini kullanarak himayeci bir çabanın içindeki tek
ülkenin, yalnızca Türkiye olduğunu Batı dünyasına göstermek elimizdedir.
Çağdaş ve uygar dışpolitikalar izleyen Türkiye imajı bazılarının düşündüğü
gibi bizleri küçültmeyecek, aksine büyütecek, iyi kullanılırsa taçlandıracaktır.
Değerli konuklar, Ermeni ve Türk bilim adamlarının, siyasetçilerinin,
iş adamlarının, Almanya’da, Fransa’da değil, Türkiye ve Ermenistan’da bir
araya gelmeleri gerekmektedir. İki komşu ülkenin sorunlarını çözecek olanlar
bu iki ülkenin vatandaşları ve yöneticileri olmalıdırlar. Üçüncü kişi ya
da ülkelerle haberleşmek, çözümü değil, çözümsüzlüğü getirir. Evet sorunlarımız
vardır, evet hâlâ her iki ülke insanı da acılarını unutmamışlardır; ancak,
diyalog metodu küçük bir adım atmak, bir adımın da karşıdan gelmesi iki
ülkeyi yüreklendirecektir.
Bizler de birer kanı önderiyiz. Biz kadın milletvekillerinin bu çerçevede
olmak üzere geçtiğimiz haftalar içinde küçük; ancak, anlamlı bir adım attığımıza
inanıyorum. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü etkinlikleri kapsamında Ermenistan
Parlamentosu iktidar milletvekili Sayın Hermine Nagdalyan ve güçlü bir
sivil toplum örgütü Başkanı olan Haranuş Hagopyan’la İstanbul’da barış
panelinde bir araya geldik. Panel öncesi iki gün boyunca konuştuk ve birbirimiz
dinledik. Acılarımızı yüreğimizde taşımanın, her ülkenin geleceği olan
çocuklarımıza yapılacak en büyük haksızlık olacağı konusunda çok kolayca
anlaştık. Konu çocuklarımız olunca uzlaşmak hiç zor olmadı. Kadın milletvekillerinin
ekonomik ve siyasal savaşların en çok kadın ve çocukları yorduğunu anlaması
ise çok kolaydı; çünkü, tüm sıkıntıları yaşayanlar Batılı dostlarımız veya
diyaspora değil, bizlerdik. Panel sonucunda her ülkenin tüm otoritelerine
bir deklarasyonla seslendik. Tutanaklara geçmesi açısından bu deklarasyonu
sizin dikkatlerinize sunmak istiyorum.
“Bizler Ermenistan ve Türkiye’den iki milletvekili, kadın binali çerçevesinde
İstanbul’da bir araya geldik. Küçük ancak güçlü bir grubuz. Milliyet ve
siyasî görüş açısından farklıyız; ancak, kadınlar açısından çok kolay olan
bir şeyi başardık, birbirimizi dinledik, birbirimizin endişelerini anlamaya
çalıştık, sorunlarıma ilişkin konuştuk ve gönülden gönüle içten bir sohbet
gerçekleştirmeyi başardık.
Bu şekilde de, kültürlerimiz ve ilgilerimiz açısından en az farklılıklarımız
kadar benzerliklerimizin de var olduğunu keşfettik, ortak sorunlarımız
ve ortak kaygılarımız vardı. En önemlisi bir tarafın mağlup diğerinin galip
olduğu sözde çözümler yerine, her iki tarafın da yararına olan gerçek ve
adil çözümlerin mümkün olduğunu ve bunların aranması gerektiği konusunda
anlaştık. Ülkelerimizin en önemli ilgisinin sorunların göz dağı veya silahlanma
yöntemleri yerine, diyalog yoluyla ve barışçıl bir şekilde çözülmesi olduğuna
inanıyoruz. Barışçı yöntem bizi yalnızca korku ve düşmanlık duygularından
arındırmakla kalmayacak, aynı zamanda kadınlarımız başta olmak üzere halklarımızın
acil sorunlarının çözümü için ve ülkelerimizin gelişimi için kullanılabilecek
büyük olanaklar da sağlayacaktır.
Bir kadın ve milletvekili olarak, halklarımız arasındaki yakınlaşmayı
sağlamak için elimizden gelen her türlü katkıyı sağlamaya kararlıyız. İlk
adım olarak kadın siyasîlerimizden başlamak üzere, partilerimiz, milletvekillerimiz
arasında her düzeyde diyalog sağlanması için çalışacağız. Hükümetlerimize
siyasî bir diyaloğa başlama çağrısında bulunuyoruz. Siyasî partilere, milletvekillerine,
kadınlara, basına da halklarımız arasında dostluğun ve barışın gelişmesi
için gösterdiğimiz çabalarımıza destek vermeleri çağrısında bulunuyoruz.
Ermenistan ve Türkiye’de oldukça yer bulan, Ermenistan’daki o hanım
milletvekilinin bazı çevrelerce hırpalanmasını, benim burada bazı çevrelerce
hırpalanmamı da göze alarak biz kadın milletvekilleri olarak böyle bir
adım attık.
Değerli konuklar, Ermenistan kadın milletvekilleri, Birleşmiş Milletler
Dünya Çocuklar Gününde Türkiye’den 6 kadın milletvekilini, 20 sivil toplum
örgütü kadın başkanını ve 25 üniversite öğrencisini Erivan’a 3 günlüğüne
davet ettiler. Bizler ilk adımları atıyoruz, şimdi sıra sizlerde.
Teşekkür ediyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN – Sağ olun.
Sayın Tuğ, sizin ilave edecek bir şeyiniz var mı?
AYDIN TUĞ – Sayın Başkanım, izin verirseniz
, evvela muhterem hanımefendi Sayın Gönül Saray Alpay’a bu iyiniyetini
takdir etmek lazım ama bir sorum olacak. Biz de buluştuk, biz de konuştuk,
biz de yemekler yedik, el sıkıştık bu arkadaşlarımızla, bu Ermeni dostlarımızla,
onlara kardeşim diye hitap ettik; ama, ayrılırken, kendileri, lütfen, genositi
kabul ediyor musunuz, etmiyor musunuz gibi bir meselede sual sordular mı
acaba; çünkü, genelde bu toplantılar son derece güzel, duygusal şartlar
içerisinde başlıyor; ama, ayrılırken “efendim, siz bunu kabul edin de biz
de sonunda gereğini düşünürüz, size elimizi uzatırız” gibi bir sonuç çıkıyor.
Kendileri sordular mı veya kendileri bunu kabul edip etmiyorlar mı? Lütfen
onu bir söylesinler, ben ondan sonra bir iki şey ilave etmek istiyorum.
GÖNÜL SARAY ALPHAN (Amasya) – Son derece net soruldu, geçmişle
ilgilenmiyoruz geleceğe bakmak istiyoruz dediler, bunlar diyasporanın sorunlarıdır
ve ülkelerimizi kullanıyoruz dediler. Bizler kadın milletvekilleri olarak
görmüş isek, siyasîlerin, bilim adamlarının, ekonomistlerin ve iş adamlarının
da bunu görmede bize yardımcı olmalarını bekliyoruz.
AYDIN TUĞ – Sayın Başkanım, biz bu iyiniyeti gösterdik. Muhterem
hanımefendi dediler ki, bu iyiniyetle başlıyor falan. Türkiye Cumhuriyeti
bu iyiniyeti göstermiştir. Benim yakın arkadaşım dışişleri bakanı olduğu
zaman, İstanbul’da yaptığı bir toplantıda bu konuda biraz tenkit de almıştır.
Taksim toplantılarında; ama, şu cümleleri sarf etmiştir: Biz Türkiye Cumhuriyeti
olarak komşularımızla özellikle Ermenistan’la yakın ilişkiler içerisine
girmek istiyoruz; ama, onlardan da aynı elin uzatılmasını bekliyoruz. 100
bin ton buğdayı Türkiye o günkü koşullar içerisinde Ermenistan’a hibe olarak
vermiştir. Arkasından Ermenistan’ı tanımıştır. Bunları söylerken ben sizin
fikirlerinize karşı oldum için söylemiyorum; ama, en ufak bir sempozyumu
düzenlemekte çektiğim sıkıntıyı, ıstırabı anlatmak için söylüyorum.
Benim Ermenistan’a yazdığım, gönderdiğim fakslar inanır mısınız bu kadar
yükseklikte bir kitap haline geldi. Çok isterdim onların da burada olmasını,
çok isterdim de onlarla gerçekten uzattığımız yardım ellerimizin burada
sıkışmasını; ama, hiçbirini buraya getiremedim. Çok sudan sebeplerle gelmediler.
Siz bayanlar olarak belki bizden farklı taraflarınız olabilir; ama, esas
devlet politikalarına bakmak lazım, esas devleti yönetenlere bakmak lazım,
başındaki kişilerin verdiği beyanatlara bakmak lazım ve sonuçta bu politikayı
yürüten insanların esas niyetlerine bakmak lazım.
Ben bu kadar kısa bir girişten sonra, iki üç konuya daha temas etmek
isterim.
Efendim, bu, bilimsel bir toplantıdır. Burada birtakım fikirler konuşulur,
tartışılır. Bu bilimsel toplantılardan bazı gerçekler ortaya çıkar. Bu
konuda çalışmak isteyen arkadaşlarımıza ve insanlara, bilim adamlarına
bu bilimsel toplantıların bir yön gösterici tarafı vardır. Biz bunu amaçladık.
Bunu amaçlarken de gerçekten her kesimden, her düşünceden insanları buraya
toplamak istedik; ama, eminim ki, bunda biraz gayretimizle beraber biraz
da iyiniyetimizle beraber faydamız olduğu kanısındayım. Bir başlangıcı
biz de başlattık, başlatmak istedik. Bunun haricinde, kesin değildir hiçbir
zaman bilimsel toplantılardan alınan sonuçlar ve kararlar. Bildiri de şu
olmuştur bu olmuştur. Bunlar Tanrı’nın emirleri değildir, niçin burada
panel yapıyoruz; fikirler ortaya çıksın, tartışmalar ortaya çıksın, tenkitler
ortaya çıksın; ama, ana mesele bizler tarafından sonuca ulaştırılsın.
Sayın hocamın görüşüne bu konuda karşı değilim; ama, kesin değildir
öneriler, beğenilmeyen yerler, benim de mesela beğenmediğim yer vardır,
içimde bir şüphe vardır, Avrupa mahkemelerine gitme konusunda benim endişelerim
de vardır. Bizim yaptığımız toplantılara ben konuşmacıya bunu bir defa
değil, iki defa değil, üç defa sormuşumdur. Ama görüşleri öyledir, o görüşlere
ben katılmıyorum, katılanlar da olabilir.
Bu toplantıların en önemli taraflarından bir tanesi arşivlerdi efendim.
Biz bu işe başladığımız zaman inanır mısınız yabancı, yerli herkesten arşivler
konusunda, hatta bizim Türkiye’deki profesörler konusunda dahi, arşivler
konusunda büyük tenkit aldık. Bu arşivleri düzeltin, bu arşivlere başlayın,
bu arşivler şöyle böyle; ama, size kesinlikle ifade ederim ki, arkadaşımız
bilhassa rica ettik gitti bu arşivleri görmek için Prof. Sadıklar, ne askerî
arşivlerde ne Başbakanlık arşivlerinde Osmanlı arşivlerinde kısıtlayıcı,
kimseye kötü muamele edici bir sonuç yoktur; bunu kesinlikle burada belirtmek
istiyorum. Her çalışmak isteyen gerek askerî arşivlere gerek sivil arşivlere
istediği zaman bunlara ulaşabilir.
Biz açık kalplilikle bunu düzenlerken, Ermenistan’daki kardeşlerimize
diyeceğim, çok iyi tekliflerle gittik ve burada bu işin başlangıcı biz
olalım dedik, geçmişteki olaylara takılmayalım dedik; fakat, açık söyleyeyim,
bir kol tarafından, bir merkez idare edilen bir mekanizmayla karşı karşıya
kaldık. Ekipleri değiştirdik, peki siz böyle düşünüyorsanız yeni ekipleriniz
çıksın karşımıza, onlarla konuşalım dedik. Son dakikada baktık ki o ekipler
de gelmedi. Ben bizim Türkiye’deki Ermeni kardeşlerimizi de davet ettim
buraya, biraz evvel “trene biniyoruz geliyoruz, yarın oradayız” dediler;
ama, kendilerini burada göremedim, ona da, onlara da üzgünüm ayrıca.
Efendim, ben şöyle bir sonuçla bunu kapatmak istiyorum izin verirseniz:
Yüce Atatürk dünya gençlerinin, nesillerinin her türlü kin, nefret ve intikam
duygularından ari yetiştirilmesini buyurmuşlardır. İnsanlık kendi varlığını
geçmişten ve geçmişten miras kalmış birtakım olaylara nefretle intikam
duygularına dayanak sürdürmemelidir, yürütmemelidir, tarihten ders alınır;
ama, tarihle beraber yaşanmaz. İnsan beyni geçmiş olaylara saplanıp kalmamalıdır,
kalmaz. Dünya halkları, devletleri barış içinde birlikte yaşama gereğine
geçmişteki felaketlerin gölge düşürmemesine fırsat vermemelidirler. Tarihten
miras kalmış problemler politikacılar tarafından değil, yetenekli ve dürüst
bilim adamları tarafından saptanır. Titizlikle, yan gütmeden, adalet ve
hukuk ilkelerine dayanarak incelenmelidir. Özellikle Türk-Ermeni ilişkileri
konusunda taraflar akademik düzeyde işbirliği sağlamadır ve bu ilişkileri
iyiye götürmek görüş alışverişinde bulunmalıdırlar. Bu atılım iyi bir başlangıç
olabilir, biz bu atılımlara her zaman açığız her zaman elimizi uzattık
ve uzatacağız.
Türk ve Ermeni tarafları veya politikacıları aklıselim sahibi önderleriyle
haklarına, adalet, tolerans ve dünyevî kardeşlik ilkelerine aşılayarak
Türk-Ermeni uzlaşmasına katkıda bulunabilirler. Bunu kesinlikle söylüyorum,
katkıda bulunabilirler. Yanlış beyanlarla, yanlış yöntemlerle ve politikalarla
halkları birbirine düşman etmeye gerek yoktur.
Son cümle olarak şunu söylüyorum: Ermeniler birtakım anlaşmazlıklarını,
birtakım düşündüklerini veyahut da problemlerini bunları gerçekten gidermek
istiyorlarsa, gerçekten ellerini bize uzatmak istiyorlarsa, Türkiye’nin
uzattığı eli, dostça uzattığı eli her zaman sıkı sıkıya tutmalıdırlar;
çünkü, onların da bunda menfaatı vardır.
Sayın Başkanım, izin verirseniz ben burada konuşmamı bitiriyorum. Bütün
iyi duygularla Ermeni halklarına da buradan mesajlarımızı veriyoruz, keşke
dinî liderleri buraya gelseydi. Onlar için önemli olan bu günlerde dünyanın
barış, kardeşlik, huzur içerisinde olmasını ve aynı zamanda, Hıristiyanlığın
önemli günlerinden olan bugünde bu başlangıcı onların da söylemelerini
isterdim.
Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkanım. (Alkışlar)
BAŞKAN – Efendim, ben ilkönce Sayın Alphan’ın görüşmesiyle ilgili
olarak bazı hususları vurgulamak istiyorum.
Tabiatıyla durum Sayın Alphan’ın söylediği gibi olsa fevkalade olur,
hepimizin istediği de o; ama, karşımızda bir Ermenistan devleti var. Küçük
büyük bir devlet, Birleşmiş Milletler de bunun bir oyu var, aynı zamanda
bir etkisi var. Bu devletin başındaki insan Türkiye’ye karşı çok yukarıdan
bakıyor, çok yüksekten atıyor. Tabiatıyla bizim için önemli olan hükümetin
başındaki insanın ne söylediğidir.
Şimdi, Ermenistan devlet başkanı diyor ki, eğer Türkiye soykırımını
tanırsa o zaman Türkiye’yle diplomatik ilişkiler kurarım. İşleri bu noktaya
getiriyor her halükârda. Yani makul bir yaklaşım değil, dengeli bir yaklaşım
değil, öyle değil mi? Arkadan diyor ki, soykırım tartışılamaz; çünkü, soykırım
hakkında hüküm verilmiştir. Bunu kabul edin, ondan sonra oturalım sizinle
istediğinizi yapalım diyor. Zannediyorum ki bu hanımların da maksadı bu.
Geçmişe bakmayalım, ileri bakalım. Eğer bu hakikaten herhangi bir şekilde
Ermenistan diyasporasının ve Ermenistan Devletinin Türkiye aleyhinde tezviratta
bulunmayacakları, bizi dünyaya karşı karalamaya çalışmayacakları, Amerikan
Kongresinde Türkiye aleyhinde türlü türlü kararlar geçirmeyecekleri hususunda
eğer bir teminatsa, tabiatıyla çok iyi olur. Ben bunu burada bırakıyorum.
Şimdi, efendim, biz bu bildiriyi neden hazırladık? Şimdi, sorunun gayet
acil bir yönü var. Amerika’da ve Fransa’da kısa vadede olumsuz gelişmelerle
karşılaşabiliriz. Şimdi Amerika’da Temsilciler Meclisine seçimler her iki
yılda birdir. Amerika’da politika pahalıya mal olur. Bu yüzden seçimlerde
para çok büyük rol oynar. Parada de Ermeni diyasparasında, Ermeni lobi
kuruluşlarında son derece boldur. Bu bakımdan önümüzdeki iki yıl içinde,
iki yıla varmadan Amerika Ermeni karar tasarısını geçirmesi amacıyla yeni
bir girişimlere Amerika’da karşı karşıya kalabiliriz. Bu itibarla önümüzdeki
bir yıl içinde muhakkak muhtemel bir soykırım kararının Amerikan kongresinden
geçmesine engelleyecek bazı önlemleri uygulamaya koymalıyız.
Şimdi Fransa’daki durum da elimizi çabuk tutmamıza gerektiriyor. Fransız
Parlamentosunun kabul ettiği karar değildir bir yasadır. Şimdi bize deniyor
ki, bu yasa deklaratiftir deniyor, bunun yaptırım gücü yoktur deniyor.
Ben buna kesinlikle inanmıyorum; çünkü, bu yasa çıkmadan çok önce Türklerin
tezleri de dikkate alınmalıdır diyen Bernard Luis soykırımını reddettiği
iddiasıyla Fransız mahkemelerince mahkûm edilmişti; bunu unutmayınız. Bu
bakımdan, bu yasa Fransa’da Türkiye aleyhinde yeni girişimlerin öncüsü
olacaktır. Bu yasaya gayso yasası, statüsü kazandırılmaya çalışılacaktır.
Biliyorsunuz bu geyso veya gayso yasası şudur: Yahudi soykırımını reddeden,
bunun olmadığını iddia eden beş yıla kadar hapse mahkûm edilebilir, 30
000 frank da para cezası yiyebilir. Yani şimdi yapmak istedikleri budur.
İşi bu istikamete götürecekler. Binaenaleyh Amerika’daki ve Fransa’daki
bu muhtemel gelişmeleri önlemek için acil önlemler almamız lazım. Hukuk
yolu bunun için son derece önemli. Biz bildiride hukuk yoluna gidin demiyoruz,
burada dediğimiz şey şu: Bir komite kurun, gecikmeyin. Bunun için de, Türk
uzmanlar, hukukçular ve aynı zamanda yabancı uzmanlar, hukuk uzmanları
olsun bu konuda ve durumu etraflı bir şekilde ele alsın, incelesin ve Türkiye
bu konularda neyi, ne zaman, ne şekilde yapabilir, bu ortaya çıksın istiyoruz.
Bizim söylediğimiz budur.
Şimdi, bu aynı zamanda bildiri, hiçbir şekilde pasif bir yaklaşımı önermiyor,
bu son derece aktif bir yaklaşım var, burada cephesel bir yaklaşım var.
Burada diyoruz ki, hem hukuk yolunu deneyelim hem aynı zamanda Ermenistan’a
karşı birtakım yaptırımlar uygulayalım hem de aynı zamanda gelin konuşalım
yolunu açık tutalım diyoruz. Bu, budur.
Şimdi, efendim, tabiatıyla gayet haklı olarak ve ben bunu çok ciddî
olarak görüyorum, bu konuyla ilgili anlaşılan birtakım başka öneriler var.
Nitekim, ben Sayın Prof. Suat Bilge’nin, Sayın Prof. Hamza Eroğlu’nun,
Sayın Prof. Nuri Tostop’un, Dr. Mustafa Çelebi’den de birtakım öneriler
aldım, çok nazikler. Tabiatıyla gayet önemli hususları vurguluyorlar. Esasında
biz bu konuları burada aldık; fakat, biraz daha kuvvetlendirilmesini onların
öneriyorlar zannediyorum. Ben Sayın Perinçek’ten de lütfen önerilerini
yazılı bize bildirmesini istirham edeceğim.
Binaenaleyh bütün bu görüşler istikametinde bu bildiri yeniden kaleme
alınacaktır, bütün bu hususlar buna derç edilecektir.
DOĞU PERİNÇEK – Niye yazılı veriyormuşum? Siz tertip yapıyorsunuz!..
BAŞKAN – Çok teşekkür ediyorum Sayın Perinçek’e; etraflı bir
araştırma yapmış onu da okuyacağım. Kitabını da aldım çok teşekkür ediyorum.
DOĞU PERİNÇEK – Ben teşekkür etmiyorum ki...
BAŞKAN – Bu oturumu burada son veriyorum ve Sayın Çeliker’i buraya
konuşma yapmak üzere davet ediyorum.
DOĞU PERİNÇEK – O zaman siz kendi adınıza bir bildiri yayınlayın,
bu topluluk adına yayınlamayın. Siz kendi imzanızla bir bildiri yayınlayabilirsiniz.
BAŞKAN – Dikkate alırız efendim sizin görüşlerinizi; lütfen...
DOĞU PERİNÇEK – Bir Kurtuluş Savaşından bile bahsetmiyorsunuz.
Biz Kurtuluş Savaşı yaptık, vatanımızı savunduk, toprak bütünlüğümüzü savunduk
bile diyemiyorsunuz; mahcubiyet içindesiniz.
AYDIN TUĞ – Değiliz Sayın Perinçek.
DOĞU PERİNÇEK – Atatürk’ten bile söz etmiyorsunuz! Böyle bildiri
mi olur?!
BAŞKAN – Bu şekilde hitap edeceğiniz en son kişi benim efendim.
DOĞU PERİNÇEK – Bakın, 30 sayfa bildiri yazıyorsunuz, biz Kurtuluş
Savaşı yaptık, vatanımızı savunduk bile diyemiyorsunuz!
AYDIN TUĞ – Deriz efendim.
DOĞU PERİNÇEK – Düveni muazzamanın korkusundan!
AYDIN TUĞ – Yapmayın allahaşkına.
DOĞU PERİNÇEK – Bir Kurtuluş Savaşı yaptık diyemiyorsunuz. Bu
hale getirdiniz.
AYDIN TUĞ – Sayın Başkan, lütfen başlayınız.
TPB GENEL BAŞKANI ZEKİ ÇELİKER – Sayın
Başkan, değerli katılımcılar, çok kıymetli izleyiciler, Türk Parlamenterler
Birliğinin değerli üyeleri; iki gündür bir tatil günü dahil olmak üzere
büyük bir merak, sabır, tecessüs ve meseleleri kapsamak için dikkatle bu
toplantıyı izlenme lütfunda bulunduğunuz için ve katıldığınız için hepinize,
Türk Parlamenterler Birliği adına şükranlarımı arz ediyorum.
Netice olarak şunu diyorum ki, buradan istihsal edilen netice, değerli
katılımcıların ifadeleri, tarihsel, arşivsel araştırmaları neticesinde
ortaya koymuş oldukları ciddî konular ve sizin dinleyici olarak, katılımcı
olarak bu toplantıya vermiş olduğunuz şeref ve heyecandan kaynaklanıyordur.
Bu itibarla, bunu şahıslara mal etmek imkânı yoktur. Bir tek nokta vardır,
Türk Parlamenterler Birliği genel yönetimi olarak ve genel başkanı olarak,
ülkemiz yararına olabilecek, olması gereken ve çok geç kalınmış olan bir
meseleyi vuzuha kavuşturmak için böyle bir toplantıyı icra etmek için,
mütevazı bütçemiz içerisinde gerekirse son kuruşuna kadar harcamayı arkadaşlarıma
yetki vererek harcamaya izin verdim.
Tabiî, bu, Türk Parlamenterler Birliğinin takaddüm ederek çok daha mesul
makam ve birimlerde icra edilmesi gereken bu konuyu ele almış olmaktan
sizleri memnun gördüm, müteşekkir gördüm. Ben de bu heyecan içinde sizlere
teşekkür ediyorum; ancak, konuşmamın başında şunu söyledim: Bundan ders
alacak makamlar iyi kulak versinler dedim. Burada üzüntüyle ifade edeyim
ki, hiç kimseyi yermek için konuşmuyorum. Mesul makamları temsil eden kişiler
sizin de müşahedeniz içinde gerekli ilgiyi göstermek suretiyle bizim bu
heyecanımıza katılmak suretiyle, teşvik edici bir tavır içinde olmak suretiyle
burayı şereflendirmemeleri beni üzdüğü kadar, ikili görüşmelerimizde müşahede
ettiğim kadarıyla sizleri de üzmüştür. Ancak bilinmelidir ki, biz yaptığımız
böyle vatan, milletimiz için yaptığımız bir toplantıyı şov mahiyetinde
yapmak niyetinde değiliz, sonuna kadar gerekirse bu toplantının aynısı
Paris’te icra edilebilir, gerekirse bu toplantının aynısı Strausbourg’da
icra edilebilir, gerekirse bu toplantının aynısı Brüksel’de icra edilebilir,
Lahey’de icra edilebilir. Türk Parlamenterler Birliği sonuna kadar bu işin
üzerine gidecektir. Deşifre edilecek olan bu zabıtlar Fransızcaya , İngilizceye
ve Türçede iktibas edilerek bütün dünya parlamentolarına ve parlamenterlerine
duyurulması için elinden gelen gayreti sarf etmeye çalışacaktır. Bunun
bu şekilde bilinmesini rica ediyorum.
Ayrıca, öncelikle de bizim yetkili ve etkili makam sahiplerine bununla
ilgilenmesi gereken makamlara da postayla değil, tıpkı davetiyelerini elden
götürüp verdiğimiz gibi, bunları da bu kitapçıkların mahiyetini huzurlarında
ifade etmek suretiyle kendilerine takdim edeceğiz.
Türk Parlamenterler Birliği bu cümleden olmak üzere, aklımdan kaldığı
kadarıyla 16-17 nci sempozyumunu idrak etmiştir. Türk Parlamenterler Birliği
şov mahiyetinde herhangi bir toplantıya, bir basın şovuna işi dönüştürmemek
için sizlerin maziden gelen ve bugün yaşadığınız vekar, haysiyet ve hüviyetinize
yakışır vaziyette konuşması lazım geldiği zaman konuşmuştur, konuşmaması
lazım geldiği zaman konuşmamıştır, ülke yararına olabilecek nitelikte bir
şeye, güncel bir şeye ihtiyaç varsa huzura çıkmıştır; ama, beni onurlandıran,
benim karşımda, mazide işgal ettikleri makamların abidesi olan insanlar
var. Bu beni çok mutlu etti. Türk Parlamenterler Birliği adına, ülkem adına
kendilerine şükran borcum var, ben bunu dediğim zaman Sayın Çeliker sen
ne diyorsun, biz esasen bundan, yani teşekkür etmen için bir sebep yok,
bu mesele bizim ortak meselemizdir dediklerinizi gözlerinizden ve mimiklerinizden
anlamış bulunuyorum.
Toplantı büyük bir rağbet görmüştür ve ülkeye yararlı neticeler istihsal
edilmiştir. Burada tek taraflı bir müzakereye mahal vermemek için tez ve
antitezin yaratılabilmesi için Türk Parlamenterler Birliği camiası olarak
hiçbir ferde şahsım dahil olmak üzere bu yapılan icraat hiçbir ferde mal
edilemez. Zeki Çeliker dahil olmak üzere; ama, bunun finansörü, Türk Parlamenterler
Birliğidir ve bunun mimarı da, değerli arkadaşlarımdır, huzurlarında kendilerine
teşekkür ediyorum.
Tekrar çok değerli vakitlerinizi bir heyecan içerisinde buraya teksif
ettiğiniz için şükranlarımı arz ediyor, diğer başka sevebileceğiniz ve
zevkle takip edebileceğiniz sempozyumlarda bulunmak üzere hepinize en derin
saygı ve sevgilerimi sunuyorum.
Teşekkür ederim.(Alkışlar)
AYDIN TUĞ – Teşekkür ederiz Sayın Başkan.
Değerli katılımcılar, akşamın bu saatinde sizleri bu kadar dikkatle
dinlediğiniz için saygıyla karşılıyorum. Yalnız bir iki kelimeyi söylemek
mecburiyetindeyim; lütfen, oturur musunuz efendim.
Bu sonuç bildirgelerinde panelistler vardır, panelistler görüşlerini
ortaya koyarlar, bu görüşler tartışılır, ondan sonra bir sonuç çıkar, bu
sonuçlar da sonuç bildirgesi olarak ortaya konulur, gerekirse basına anlatılır.
Biz bu toplantıyı bir stadyumda yapsaydık, 20 bin kişinin her görüşünü
alıp bu sonuç bildirgesine derç etmeye imkânımız yoktu.
Sayın Perinçek’in fikirlerini yazılı olarak istiyoruz.
DOĞU PERİNÇEK – Benim fikirlerim değil, milletin fikirleri!
AYDIN TUĞ – Efendim, lütfen lafımı kesmeyin... Size söz verdiğimiz
zaman, o zaman konuşun!
Herkesin fikrini almak gibi bir usulümüz yoktur. Panelistlerin görüşleri
alınmıştır, onlar bu görüş doğrultusunda gelen tenkitlerle beraber bazı
düzeltmeler yapılacaktır. Bu düzeltmelerde gerçekten bu memleketin menfaatına
olan şeyler ortaya konulacaktır. Bundan emin olunuz; ama, her kişinin düşüncesini,
sonuç bildirgesine kendi siyasî kafasına, siyasî düşüncesine göre yazmamız
mümkün değildir.
DOĞU PERİNÇEK – Hiç alakası yok.
AYDIN TUĞ – Bu düşünceler yapılmaktadır, dışarıda bu görüşler
ortaya konup sonuç bildirgesi hazırlanacaktır ve pazartesi günü de Türk
basınına verilecektir.
Hepinize iştirak ettiğiniz için sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. (Alkışlar)
|