|
Fransa Keyif Veriyor
Evet Fransa bana keyif veriyor. Bu değişik keyfi ilk kez, sosyalistleri
iktidara getiren 1981 seçimlerini Cumhuriyet adına izlemeye gittiğimde
Palaiseau'da tatmıştım.
Sosyalist Parti'ye üye olan ve Palaiseau'da yaşayan bir dostum, oy verme
ve sayım sürecini yakından izlemem için beni bu şirin kasabaya davet etmişti.
Oylamayı, ardından oy sayımını biraz izledikten sonra eve döndük ve
TV'nin karşısına geçtik.
Bir ara Fransız Komünist Partisi'nin lideri Georges Marchais göründü
ekranda.
Tam bir kasaba demagogu edasıyla konuşuyor, her haliyle çağın trenini
kaçırdığını belli ediyor, ilerici sloganları sıraladığını sanırken partisini
gericiliğin kalesi haline getirdiğini, FKP'nin oy kaybının süreceğini kanıtlıyordu.
Gülümsemem biraz sonra kahkahaya dönüştü. Dostum neden güldüğümü anlamamış,
hayretle bakıyordu.
- Ben çağın trenini kaçırdığını böylesine açık ortaya koyan yeteneksiz
demagog politikacıların yalnız azgelişmişlerde olduğunu sanırdım, meğerse
hamakatın ulusal tekeli yokmuş. Sayın Marchais bana çok keyif verdi, dedim.
***
Önümüzdeki hafta, ölümünün sekizinci yılında bir kez daha anacağımız
Uğur Mumcu 'nun artık hemen herkesçe bilinen darbımesel haline gelmiş bir
sözü vardır. ''Bizde insanlar, bir konu hakkında bilgi sahibi olmadan fikir
sahibi olurlar'' derdi Uğur.Çok da haklıydı.
Doğrusu bu niteliğimize üzülürdüm. Allah razı olsun, önce Fransız Senatosu,
sonra da Fransız Millet Meclisi, görmek isteyen herkese, bunun da salt
bizim ulusal hasletimiz olmadığını gösterdiler.
Önce Senato sonra da Millet Meclisi'nin Ermeni soykırımının varlığını
kabul etmeleriyle onların da bilgi sahibi olmadan düşünce sahibi olan insanların
etkisiyle karar aldıkları kanıtlandı.
Bırakın bir yana tarihi bir olay hakkında salim bir kararın siyasi bir
organdan çıkmasının olanaksızlığını, ama bir meclisin Ermeni soykırımı
iddiasının doğruluğunu kabul etmesi için sağlam belgeleri, dayanakları
olması zorunludur.
Fransız Parlamentosu'nun iki kanadında da, acaba kaç üye, olayı propagandanın
dışında kaba çizgileriyle olsun bilmektedir ki?
***
Elimde, Rogar Mantran 'ın önderliğinde Fransa'nın seçkin, dünya çapında
11 Türkoloğunun yazdığı bir kitap var. 1989'da ilk baskısı yapılan ''Histoire
de L'Empire Ottoman'' başlıklı bu 815 sayfalık kitap, kuruluşundan yıkılışına
Osmanlı İmparatorluğu'nu
anlatan Fransız dilinde çıkmış en kapsamlı yapıt.
Sevgili Server Tanilli , o sınır tanımaz çalışkanlığı ile bu eseri Türkçeye
de çevirdi, İsteyenler kolayca edinebilirler.
Kitabın, ''Bir İmparatorluğun Ölümü'' başlığını taşıyan ve 1908-23 yıllarını
kapsayan bölümü, François Georgeon ve Paul Dumont tarafından kaleme alınmış.
623-625. sayfalarında Ermeni olayları anlatılmakta.
Yazarlar Türk tezine de Ermeni iddialarına da, ikisine de tam destek
vermemekte, ''Hiçbir şey olmadı'' diyenlerin de doğru söylemediklerini
belirttikten sonra, Türk tezinin de doğru olmadığının söylenmesi çok güç
olan belgelere dayandığını belirtmekte, aynı zamanda dosyaya Ermeniler
tarafından konan kimi belgelerin de, örneğin İngiliz hükümetinin isteği
üzerine Bryce ve Toynbee tarafından yazılan ''Mavi Kitap'' ve Aram Andonian
tarafından bastırılan ''Naim Bey'in Anıları'' nın güvenilir olduklarını
söylemenin çok zor olduğu, zaten Toynbee'nin de bu kitabı bir propaganda
malzemesi olarak yazdığını itiraf ettiğini söyledikten sonra, yine Ermenilerin
dosyaya koydukları, İttihat ve Terakki yönetiminin soykırım emri verdiğini
belgeleyen 1915 tarihli telgrafın gerçekliğinin bugün ciddi biçimde şüphe
götürür olduğunu yazmaktadırlar.
Kısacası, o bölümü okuyanlar, tarihin o döneminde geçmiş olaylar üzerinde
çok daha derinlemesine ve ciddi araştırmalar yapılması gerektiğini anlarlar
ve kolayca soykırım suçlamasında bulanamazlar.
Ama Fransa'nın necip temsilcileri bunları incelemek zahmetine bile katlanmamışlardır.
Oy kaygısı, siyasi hesaplar sonucu, onlar da bilgi sahibi olmadıkları
bir konuda görüş sahibi olmuşlardır.
''Şapşallığın toplumsal tekeli olmadığını kanıtladılar sağ olsunlar''
derdik kendilerine, eğer aldıkları kararın çok ama çok vahim bir yanı olmasaydı...
Bu kararın hukuki sonucu ise şudur: Artık Fransa'da yayımlanan kitaplarda,
gazetelerde, dergilerde, Fransız radyo ve televizyonlarında Ermeni sorununu
tartışmak, bu tarihi olayın gerçek yüzünü ortaya çıkarmaya çalışmak olanaksızdır.
Çünkü bu karara göre, ''Ermeni soykırımı olmamıştır'' demek yasaktır.
Burada şapşallığa bir de buyurganlık ve baskıcılık karışıyor.
Bu kadarına tahammül etmek güç. Fransızların çoğu hâlâ özgür bir ülkede
yaşadıklarını düşünebilirler, ama bir tek konuda bile gerçeğin aranması
yasaklanmışsa artık orada özgürlüğün tümüyle var olduğunu söylemek güç,
hatta olanaksızdır.
Çok keyiflendim, ama çoook...
|