| TBMM Genel Kurulu'nun 23 Ocak 2001 tarihli 47. birleşiminde
yapılan gündem dışı konuşmalar: (23 Ocak 2001)
MELEK KARACA (Çorum) – Sayın Başkan, Yüce Meclisin değerli üyeleri;
hepinizi saygılarımla selamlayarak sözlerime başlamak istiyorum.
Geçtiğimiz hafta, dost sandığımız Fransa Devleti, önümüzdeki yaz aylarında
gerçekleşecek seçimlerinin basit hesaplarına, hırsına kapılarak, tarihi
deşme ve tarihî belgelerde tam aksi kanıtlanan sözde Ermeni soykırımının
varlığını Parlamentosunda kabul etme gafletinde bulunmuştur. Umarız ki
Fransa, içine düştüğü bu tarihî yanılgıdan en kısa zamanda geri dönme basiretini
gösterir ve göstermelidir de.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir millet, kendi vatanında,
kendi ülkesinde bağımsızlık savaşı verir ve bu amaçla kanını dökerse, tarafsız
düşünenler tarafından her zaman haklı kabul edilir. Ancak, herhangi bir
unsur; rastlantı sonucu azınlık olarak bulunduğu yabancı bir devletin toprakları
üzerinde hak iddia eder, bağımsızlık istemeye yeltenir ve bu isteğini kendi
gücü ve yabancı devletlerin aracılığıyla elde etmeye kalkışırsa, kendini
bilmezliğin ta kendisi olur ve asla kabul göremez.
Türkiye’de yaşayan Ermeni vatandaşların, bu sakıncalı yolu tutan soydaşlarını
ve onlarla birlikte hareket etme acizliğini gösteren, dost bildiğimiz ülkeleri
hiçbir zaman onaylamadıkları tarihi bir gerçektir.
Türkiye üzerinde malum amaçları olan ve bu amaçlarını gerçekleştirebilmek
için memleketimizi, vatanımızı bölmek, parçalamak isteyen yabancı güçlerin,
Türkiye’deki Ermeni azınlığını bir araç olarak kullanmak istemeleri de
gerçeğin diğer bir yüzüdür.
Bir önemli gerçek daha vardır ki, Osmanlıda “Millet-i sadıka” olarak
adlandırılan Ermenilerin, Rusya, İngiltere, Fransa ve diğer emperyalist
ülkelerin teşvik ve tahrikiyle hıyanette bulunarak geçmişte 1 milyon 500
bin Müslüman Türkü akıl almaz zulüm ve işkencelerle katlettikleridir, ki
Osmanlı belgelerinde sabittir. Ders kitaplarında, Grek kültür ve batı hayranlığını
aşıladığımız kadar, gerek kültürel ve gerekse sanatsal faaliyetlerle tarihi
gerçeklerin ve sebebi hayatımız olan ecdadımızın uğradığı haksızlıkların
da nesillere intikaline yardımcı olmamız, boynumuzun borcu olmalıdır. Zira
mazisini bilmeyen bir milletin atisini hazırlaması da mümkün değildir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; parlamentosunda sözde Ermeni
soykırımını kabul eden ve dünyaya insan hakları konusunda ders vermeye
kalkışan, hak ve hukuk ilkelerinin savunucusu Fransa’nın mazisi çağdışı
olaylarla doludur. Avrupa’nın bir numaralı ırkçılık merkezi haline gelen
Fransa’nın insan hakları savunuculuğu göstermelik bir politika oyunundan
başka bir şey değildir.
Fransa, daha dün denebilecek kadar yakın bir geçmişte, İkinci Dünya
Savaşı yıllarında Cezayir’de masum Cezayir halkına yapmış olduğu mezalimi,
zulmü unutmuş görünüyor.
Cezayir’de 1 milyon insanın katledildiği 1954 – 1962 yılları arasında
paraşütçü birlikleri tarafından 24 000 kişiye işkence yapıldığı ve 3 024
kişinin de yargısız infazla öldürüldüğü, hayatta olan General Jacgues Massu
ve yardımcısı General Paul Aussarresses tarafından Le Monde Gazetesine
2000 yılında itiraf edilmiştir.
Yine Fransa, SETİF’te düzenlenen bir gösteride 88 Fransızın öldürülmesinin
ardından, kanlı misilleme hareketinde 50 000 masum Cezayirliyi öldürebilmiştir.
Sömürgecilik tarihine adını kanla yazdıran Fransa, Afrika’daki ilk sömürgesi
olan Cezayir’de halkın direnişini kırmak için “kendi içinde eritme” yöntemini
uygulamaya başlamış, ki, bu yöntem yavaş yavaş sönmeye ve yok olmaya itilen
Cezayir halkını ortadan kaldırma girişiminden başka bir şey değildir.
Leyla Kavust Cezayir milliyetçisi, 22 yaşında bir genç kızdır. Önce
koltukaltlarına kızgın yumurta denemesine tabi tutulmuş, davasını ve vatanını
satmayınca, meme uçlarına kendi elleriyle koparacak derecede kaşıntı veren
ilaçlar enjekte edilmiştir. Bitmedi, Haşim Serguli, bir başka genç
delikanlıdır; bir ayağı gittikçe ısınan ve kaynayan, diğeri gittikçe soğuyan
ve donan su kazanlarına zincirlenmiştir ve bu işkenceler, yüzlerin, binlerin
üzerinde devam etmiştir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu vahşet örneklerinin sayısı
dahi bilinmemektedir. Netice itibariyle, Fransa, Cezayir meselesinde insanlık
tarihi için kapkara bir leke olarak kalmıştır ve kalacaktır.
Cezayir’i Fransa’ya ebediyen mal etmek isteyen ve sonra idama mahkum
edilen bir General Salan vardır. Cezayir işkenceleri onun damgasını taşır.
“Bize karşı olanlara lütuf, merhamet ve bağışlama olmaz, biz sadece kendi
çıkarımızı düşünürüz” sözü bu meşhur generalin ifadesidir.
İşkence ülkesi Türkiye diye yırtınanların içyüzleri işte budur sayın
milletvekilleri. İnsan haklarını önplanda tutan ve toplumların yaşantılarını
barış ve mutluluk içerisinde sürdürmesini ilke olarak kabul eden
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
MELEK KARACA (Devamla) – 1 dakika verir misiniz Sayın Başkan?
BAŞKAN – Açıyorum Sayın Karaca, buyurun efendim.
MELEK KARACA (Devamla) - ...uygar milletlerin içerisinde ve hatta en
ilerisinde bulunan Türkiye Cumhuriyeti, eski tarihlerden beri vatandaşlarını
birbirlerinden hiçbir şekilde ayırmamakta ve ayrıcalık tanımamaktadır.
Bütün propaganda ve iddialara rağmen, Türkiye’de yaşayan 35 bin kadar
Türk uyruklu Ermeni, Türkiye Cumhuriyetinin her türlü imkân ve nimetlerinden
yararlanmaktadırlar. Çeşitli iş ve meslek sahibi Ermeniler, bu durumlarını
her ortamda açıkça ifade etmektedirler. İki unsuru birbirine düşürmek isteyen
maceracılara ve onların kışkırtıcılarına gereken en iyi cevabı, yalan,
iftira ve propagandalara kanmayan ve kandırılmayan Ermeni vatandaşlarımız
vermektedir.
Türk düşmanı olan ve bu kışkırtmalarıyla Türkiye'nin sözde soykırımı
yaptığını iddia eden devletlerin bu gayretleri, iyi bilinmelidir ki, geçmişte
olduğu gibi, bu gün de bir sonuç vermeyecektir. Türklerle Türkiye’deki
Ermeniler, yıllarca devam ettiği gibi, bir arada, saygı ve hoşgörüyle aynı
devletin eşit haklara sahip insanları ve savunucuları olarak huzur içinde
yaşamlarını sürdüreceklerdir.
Ayrıca, şunu da tekrar tekrar ifade etmek istiyorum ki, bugün, insan
hakları, adalet, eşitlik, özgürlük gibi kavramları savunur görünen ve sözde
soykırımı Parlamentosunda kabul eden Fransa, 12 Ağustos 1949 tarihli Cenevre
sözleşmelerinde yer alan insan haklarıyla ilgili maddeleri hiçe sayarak,
işkence yapmak, insanlıkdışı davranışlarda bulunmak gibi ağır suçlar işlemiş
ve insanlık tarihine kanlı sayfalar eklemiş bir ülkedir.
Sözlerime son verirken, Fransa’nın Cezayir’de uyguladığı soykırımın
bir tasarı şeklinde Yüce Meclise sunulmasını ve misilleme olarak kabulünü
teklif ediyorum. Böyle bir teklifin, mazide yanlış bir dışpolitika uygulamasıyla
Birleşmiş Milletlerde Fransa’ya destek verilmesinin acısını unutturacağını
düşünüyor, tekrar saygılarımı sunuyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Karaca.
Sayın Bakan, bugün gündemdışı üç sözü de bu Ermeni Soykırımı Tasarısıyla
ilgili olarak verdim. Zannediyorum, iki arkadaşım daha konuştuktan sonra
konuşmayı uygun bulursunuz?
DIŞİŞLERİ BAKANI İSMAİL CEM (Kayseri) – Evet Sayın Başkan.
BAŞKAN - Efendim, gündemdışı ikinci söz, yine Ermeni meselesi ve Fransa’nın
Cezayir’de yaptığı soykırım hakkında söz isteyen Adıyaman Milletvekili
Mahmut Göksu’ya aittir. (Alkışlar)
Buyurun Sayın Göksu.
MAHMUT GÖKSU (Adıyaman) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; Ermeni meselesi
ve Fransa’nın Cezayir’de yapmış olduğu soykırımı katliamı hakkında gündemdışı
söz almış bulunmaktayım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, Fransa Ulusal Meclisi, 18 Ocak 2001 günü, 51
milletvekilinin katılımıyla ülkemiz aleyhine Ermeni Soykırımı Yasa Tasarısını
oybirliğiyle kabul ederek kanunlaştırmıştır. Daha önceleri, ABD, Arjantin,
Kanada, Yunanistan, Lübnan, Belçika, Avrupa Parlamentosu, Kıbrıs Rum Kesimi
ve Fransa Temsilciler Meclisi, Senato ve Parlamentosundan değişik kararlar
çıktı; ama, hiçbiri kanun değildi. Ancak, Fransa, kabuk tutmuş tarihî yaraları,
âdeta, kaşıyarak, kanatma yoluna gitmiş ve tasarıyı kanunlaştırmıştır.
Fransa’nın, yalanla dolu, tarihî tersyüz eden iddialarının aksine, Türk
Milleti, tarihin her döneminde, din, dil ve etnik kökene bakmaksızın, mazlum
ve mağdur milletlerin yanında olmuştur ve daima himayesine almıştır. İşte,
birkaç örnek: 1486 yılında, İspanya’da zulme uğrayan yüzbinlerce Yahudiyi,
Osmanlı, kendi topraklarına yerleştirmiştir. 1849’da, ayaklanan 5 000 Macar
ve Polonyalı Osmanlı’ya sığınmış, Sultan Abdülmecit, Rusya ve Avusturya’nın
savaş tehdidine rağmen “tahtımı veririm, başımı veririm; fakat, devletime
sığınanları asla vermem” sözleriyle, mültecileri iade etmemiştir. 1917’de
Bolşevik Devrimi sonrası, ülkelerinden kaçan Beyaz Rusların ilk durağı
İstanbul oldu.
Türk Milleti, tarihten gelen bu âlicenaplığını, cumhuriyet döneminde
de sürdürmüştür. Mesela, 1982’de, Sovyetler Birliğinin Afganistan’ı işgali,
1990’da, Körfez Savaşı, 1991’de, Bulgaristan’ın baskısı ve yine Balkanlarda
Sırp zulmü nedeniyle, Türkiye’ye sığınan Bosna-Hersek ve Kosovalı kardeşlerimiz...
Bugün, bütün bu kardeşlerimize, Türkiye kucak açmış, bunları, sadece
Türkiye’ye yerleştirmekle kalmamış, bunların birçoğu vatandaş olmuş ve
burada iş güç sahibi olmuşlardır.
Siyasî amaç uğruna gerçekleri çarpıtan, tarihi yeniden yazmaya kalkan
Fransız politikacılar, öncelikle, Anadolu’da ve Cezayir’de işledikleri
insanlık suçlarının ve katliamların hesabını vermek durumundadırlar. Ermeni
terör örgütü ASALA, Türkleri öldürürken susan Fransa’nın gerçek yüzü, böylece,
bir kez daha ortaya çıkmaktadır.
Tarihî vesikalar, doğuda, Rus işgalinin başlamasıyla birlikte, Ermenilerin,
bu katliama giriştiklerini ortaya koymaktadır. Yine, bu belgeler, Fransız-Ermeni
işbirliğini çok net olarak ortaya koyuyor değerli milletvekilleri.
İşte bu kadar belge varken, maalesef bunlara karşı yayımlarla karşı
koyamamamız da bizim eksiğimizdir.
Bakınız, bugün, Ermeniler kendi haksız davalarını anlatabilmek için
26 000 küsur eser ortaya koyarken, bizim Türkiye olarak ortaya koyduğumuz
yayım ve broşür adeti ise sadece 35’tir, binde 1’i bile değildir. Dolayısıyla,
burada, üniversitelerimize büyük görev düşmektedir.
Buradan sormak istiyorum. Üniversitelerimiz, niçin kendi haklı davamızı
anlatma noktasında üzerlerine düşen görevi yapmıyorlar? Eğer üniversitelerin
başında olan Kemal Gürüz Bey kılık kıyafet yönetmeliğine göstermiş olduğu
ihtimamın binde 1’ini buna göstermiş olsaydı, bugün, içerisine düştüğümüz
sıkıntıya elbette düşmemiş olacaktık. (FP sıralarından alkışlar)
Değerli arkadaşlar, Fransa’nın Güneydoğu’da, kendi himayesinde bir Ermenistan
devleti kurmak amacıyla, bölgedeki Ermeni çetelerini ve Fransa’nın üniformalı
Ermeni güçlerini kullanarak savunmasız binlerce insanımızı acımasızca katletmesi,
Fransa tarihine kara bir leke olarak geçmiştir. Fransa, bu lekelerden belki
de daha koyusunu Suriye, Kuzey Afrika ve özellikle de Cezayir’de yaptığı
işkence katliam ve sömürüyle siciline işlemiştir. 1830 yılında, Fransa
Cezayir’i işgal etti, tam yüzelli yıl Cezayir’i sömürdü ve zalimliğini
bütün şiddetiyle gösterdi.
Cezayirli ise 1950’li yıllarda özgürlük mücadelesine başladı. Cezayirli
Müslümanlar, işgalci Fransızları 1 milyon şehit vererek Cezayir’den kovdular
ve bağımsızlıklarını kazandılar.
Ne var ki, kültür emperyalizmini ve sömürü düzenini yerli işbirlikçilerle
sürdüren Fransa, 1990 yılının başında demokratik yollarla iktidara gelen
bir partiyi, iktidardan yine cunta yönetimiyle uzaklaştırarak, bitmeyen
emperyalist arzularını yüzbinlerce Cezayirlinin kanları üzerine devam ettirmeye
çalıştı. Artık, Fransa’nın, son iki asırdır dünyayı kana bulayarak, eski
kolonilerinde ve işgal ettiği topraklarda işlediği insanlık suçlarıyla
yüzleşme zamanıdır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Buyurun efendim, açıyorum mikrofonunuzu.
MAHMUT GÖKSU (Devamla) – Değerli arkadaşlar, işte Fransa’nın insanlık
adına işlemiş olduğu bu suçları tescil etmek için, bugün, önünüze
-demin arkadaşımız da konuştu, bir tasarıyla gelmek gerekir dedi- ben bir
kanun teklifiyle geliyorum. Kanun teklifim, 1 maddeliktir ve şu şekilde
ifade edilmiştir: “Türkiye, Fransa’nın Cezayir’de yapmış olduğu soykırım
katliamını açıkça kabul eder.” Bu şekilde bir kanun teklifiyle huzurunuza
geliyorum. Bu kanun teklifinin, bütün parti gruplarınca destekleneceğini
ümit ediyorum. Onların, 50 milletvekiliyle çıkardıkları kanuna, biz, Allah’ın
izniyle, 500 milletvekiliyle cevap vereceğiz ve Türk Milletinin alnının
ak olduğunu böylece ispat etmiş olacağız. Bu teklifimizle, Fransa’nın Cezayir’de
yapmış olduğu katliam ve insanlık suçlarını da tescil etmiş olacağız. Yine,
Fransa’yı, uluslararası barış ve nezakete uymayan davranışlarıyla baş başa
bırakmış olacağız. Ayrıca, Cezayir’in bağımsızlığı sırasında yapmış olduğumuz
hatadan da, böylece dönmüş olacağız.
Değerli arkadaşlar, bundan böyle, bu tür nezaketsizliklere çanak tutacaklara
karşı da “Türk Milleti olarak bizim alnımız ak” diyebilmemiz için, bütün
arkadaşlarımızın bu kanun teklifimize sahip çıkmasını rica ediyor, hepinizi
saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Göksu.
Efendim, gündemdışı son söz, yine Ermeni soykırımı tasarısı hakkında
söz isteyen, Erzurum Milletvekili Zeki Ertugay’a aittir. (DYP sıralarından
alkışlar)
Buyurun Sayın Ertugay.
ZEKİ ERTUGAY (Erzurum) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Yüce
Heyetinizi saygıyla selamlıyorum ve söz verdiği için Sayın Başkana
teşekkür ediyorum.
Daha önce, 29.5.1998 tarihinde, Fransa Parlamentosu alt meclisinin,
Türkiye aleyhine aldığı kararla ilgili olarak Yüce Mecliste yapılan görüşmelerde
DYP Grubu adına ben konuşmuştum. Aynı konuyu tekrar konuşuyor olmanın üzüntüsü
içerisindeyim. O zaman, Ermeni mezaliminin bütün acılarını en yoğun olarak
yaşamış bir ilin, neredeyse her evden bir katliam mağdurunun olduğu bir
ilin, Erzurum’un milletvekili olarak, tarihte, Türklerin Ermenilere değil,
Ermenilerin Türklere katliam uyguladıklarını, tarihin saptırılmaya çalışıldığını,
belgeleriyle, arşiv bilgileriyle ve Türklere ait açılan toplu mezarların
varlığıyla açıklamaya çalışmıştım.
Şimdi ise, konuyu bu şekilde ele almanın, bunları açıklamanın, ortaya
bilgi ve belge koymanın; Türk tarihinde, Türk kültüründe, soykırım kavramının
hiçbir örneğinin bulunmadığını söylemenin; Türklere “soykırım” iftirasını
atanların, dönüp, kendi tarihlerindeki utanç sayfalarına bakmaları gerektiğini
ifade etmenin, doğrusu, çok yararlı olmadığını düşünüyorum. Zira, açıkça
görülmüştür ki, bu gerçekler, bu kararı alanlarca hiçbir şey ifade etmemektedir.
Sayın milletvekilleri, Fransa millî meclisinin 18 Ocak 2001 Perşembe
günü aldığı, sözde Ermeni soykırımını resmen tanıyan kararı, hiç şüphesiz
ki, tarihe saygısızlıktan, tarihi tahrif etmekten öteye, Türkiye’ye ve
Türk Milletine açık bir düşmanlıktır. Zira, yerli ve yabancı bilim adamlarının,
tarihçilerin, doğru ve açık belgeleriyle ve ciddî arşiv bilgileriyle ortaya
koyduğu tarihî gerçeklere tamamen aykırıdır. Bu karar, bir iftiranın, siyasî
bir belgeye, bir kanuna dönüştürüldüğü ilk uygulamadır ve Türkiye aleyhine
oluşturulmaya çalışılan siyasî tavrın, düşmanlığın ilk somut göstergesidir.
Fransa’nın bu kararını, birkaç yüz bin Ermeni oyu için alınmış, iç siyaset
malzemesi bir karar gibi görmek, kanımca, bir gaflettir. Bu, bir siyasî
karardır; Türkiye ile Türklerle hesaplaşma kararıdır; İstiklal Harbindeki
uğradıkları hezimetin rövanşıdır ve maalesef, haçlı zihniyetinin Avrupa’da
her zaman var olduğunun ve 21 inci Yüzyılda da süreceğinin işareti gibi
gözükmektedir. Bu karar, Türkiye’nin Avrupa defterinin, Avrupalılar tarafından
tümüyle kapatılmak istendiğine dair mesajlar vermektedir. Bu kararla, Türk
Devleti, Türk Milleti, Sevr’den beri süregelen bir politikanın sonucu olarak,
açıkça köşeye sıkıştırılmak istenmektedir.
Sayın milletvekilleri, bakın, Ermeni soykırımı yasa tasarısının gündeme
getirildiği sıralarda, Fransa Meclisinde, Fransa’nın Cezayir özgürlük hareketine
karşı soykırım uyguladığı ve bu konunun soruşturulması gündeme geldiğinde,
Başbakan Jospin, konuyla ilgili olarak, kürsüde aynen şöyle diyor: ”Bu
olayı tarihe bırakalım, tarihçiler incelesin, politika için kaşımayalım.”
Ama, sıra Türkiye’ye gelince, iş değişiyor, bakış açısı değişiyor ve karar
geliyor. Açıkçası, Fransa, burada, tarihi, hakkı, hukuku, doğruyu değil,
menfaatı, şovenizmi önplanda tutmuş, menfaatlarını tartmış, Türkiye ile
ilgili menfaatları hafife geldiği için, Türkiye’yi dışlamayı tercih etmiştir.
Sayın milletvekilleri, bu kararı alan Fransa, dördü Paris’te olmak üzere,
ASALA terör örgütünün katlettiği 52 Türk diplomatının ruhları önünde eğilmeli
ve utanç duymalıdır. 1992-1995 yılları arasında 200 000’den fazla Boşnak
Müslümanın katledilmesinden ve katillerinin hâlâ ortalıkta dolaşmasından,
Ermenilerin işgal ettiği Azerbaycan’da evlerinden sürülen, öldürülen 1,5
milyona yakın Azeri Türkünün insanlık dramından utanmalıdır. Aynı Fransa,
1 milyonu aşkın Cezayirlinin katliamından utanç duymuyorsa, İkinci Dünya
Savaşı sonrası sırf işbirlikçi ihbarıyla mahkemesiz infaz edilen Fransızların
utancını duymalıdır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Mikrofonu açtım efendim, buyurun.
ZEKİ ERTUGAY (Devamla) - Avrupa’ya, Fransa’ya bir çift de sözümüz var.
Soykırım, yani, jenosit kavramı, bir Türk ürünü değil, bir Avrupa ürünüdür
ve tarihin en büyük soykırımı Avrupa’da yaşanmıştır.
Sayın milletvekilleri, bu kararı, bir defa daha, şahsım ve Türk Milleti
adına şiddetle, lanetle kınıyorum. Gelinen noktanın ise, Türkiye için çok
önemli bir dönemecin başlangıcı olduğunu düşünüyorum. Bu kararla, artık,
bundan sonra, Fransa’da yaşayan bir Türk, diğer birçok olumsuzluğun yanında,
şayet, tarihi doğru anlatma gafletine düşerse suç işlemiş sayılacaktır.
Sayın milletvekilleri, konunun bir başka boyutu üzerinde de müsaadenizle
durmak istiyorum. Bu Parlamento zemini, maalesef, Türk dışpolitikasındaki
olumsuz gelişmelerin sonuçları üzerinde serzeniş yeri olarak görev yapar
duruma getirilmiştir. Bu Yüce Meclisi, yeni meseleler karşısında, Türk
dışpolitikasının oluşması evresinde aktif olarak devreye sokmak; bu heyet
içerisinde yer alan deneyimli insanların düşüncelerini katkıya dönüştürmek,
acaba Sayın Bakanın en asli görevlerinden biri değil midir? Diplomasi,
negatif sonuçlar üzerine strateji oluşturmak için yapılmaz; sonuç oluşturmak
için yapılır. Bu kararın gündeme geldiği 1998 yılından görüşüleceği tarihe
kadar, başta Sayın Bakan olmak üzere Hariciye yetkililerimiz, ne tür bir
aktivite ortaya koyabilmişlerdir? Bakın, karar öncesi Fransa’yı ziyaret
eden Parlamento heyetine, Fransız yetkililer “bu mesele üç yıldan beri
Fransa’nın gündeminde; şimdiye kadar neredeydiniz” diyebilmişlerdir. Üzülerek
ifade ediyorum, Sayın Dışişleri Bakanının kamuoyundan ve Yüce Meclisten
kopuk politikası, son alınan kararla iflas etmiştir. Bu ve benzeri durumlar
için, Yüce Meclisin aktif olarak devreye sokulması; bunun için bir oturum
yapılarak Türkiye’nin bundan sonra yapacaklarının belirlenmesi, önümüzde
bir görev olarak durmaktadır. Her kafadan çıkan farklı bir sesle genel
bir strateji oluşturulamaz. Acilen, gizli bir oturum yapılarak genel stratejimizin
oluşturulmasını öneriyor; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Ertugay.
|