Türkiye'de yaşanan olaylar...
 Ana Sayfalar
BELGENET 
ARŞİV
BELGELER
DOSYALAR
KİM KİMDİR
.İlgili Sayfalar
FRANSA 'SOYKIRIM'I TANIDI
TEPKİLER
CEM'İN KONUŞMASI

FRANSA 'SOYKIRIM'I TANIDI - TÜRKİYE'DEN FRANSA'YA SERT TEPKİ 
TBMM Genel Kurulu
23 Ocak 2001
TBMM Genel Kurulu'nda yapılan gündem dışı konuşmalarda, Fransa Parlamentosu'nda kabul edilen "soykırım" yasası kınandı. Milletvekillerinden sonra söz alan Dışişleri Bakanı İsmail Cem, yasanın kabulünden sonra Türkiye-Fransa ilişkilerinde gelinen aşamayı anlattı. 
Bu arada, FP Adıyaman Milletvekili Mahmut Göksu ve arkadaşları, Fransa'nın Cezayir'de soykırımın yaptığının, Türkiye tarafından tanınmasını öngören bir yasa teklifi verdi. Yasa teklifi, "Türkiye, Fransa'nın Cezayir'de yaptığı soykırımı açıkça kabul eder" hükmünü içeriyor. 
 
TBMM Genel Kurulu'nun 23 Ocak 2001 tarihli 47. birleşiminde yapılan gündem dışı konuşmalar: (23 Ocak 2001)

MELEK KARACA (Çorum) – Sayın Başkan, Yüce Meclisin değerli üyeleri; hepinizi saygılarımla selamlayarak sözlerime başlamak istiyorum.

Geçtiğimiz hafta, dost sandığımız Fransa Devleti, önümüzdeki yaz aylarında gerçekleşecek seçimlerinin basit hesaplarına, hırsına kapılarak, tarihi deşme ve tarihî belgelerde tam aksi kanıtlanan sözde Ermeni soykırımının varlığını Parlamentosunda kabul etme gafletinde bulunmuştur. Umarız ki Fransa, içine düştüğü bu tarihî yanılgıdan en kısa zamanda geri dönme basiretini gösterir ve göstermelidir de.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir millet, kendi vatanında, kendi ülkesinde bağımsızlık savaşı verir ve bu amaçla kanını dökerse, tarafsız düşünenler tarafından her zaman haklı kabul edilir. Ancak, herhangi bir unsur; rastlantı sonucu azınlık olarak bulunduğu yabancı bir devletin toprakları üzerinde hak iddia eder, bağımsızlık istemeye yeltenir ve bu isteğini kendi gücü ve yabancı devletlerin aracılığıyla elde etmeye kalkışırsa, kendini bilmezliğin ta kendisi olur ve asla kabul göremez.

Türkiye’de yaşayan Ermeni vatandaşların, bu sakıncalı yolu tutan soydaşlarını ve onlarla birlikte hareket etme acizliğini gösteren, dost bildiğimiz ülkeleri hiçbir zaman onaylamadıkları tarihi bir gerçektir.

Türkiye üzerinde malum amaçları olan ve bu amaçlarını gerçekleştirebilmek için memleketimizi, vatanımızı bölmek, parçalamak isteyen yabancı güçlerin, Türkiye’deki Ermeni azınlığını bir araç olarak kullanmak istemeleri de gerçeğin diğer bir yüzüdür.

Bir önemli gerçek daha vardır ki, Osmanlıda “Millet-i sadıka” olarak adlandırılan Ermenilerin, Rusya, İngiltere, Fransa ve diğer emperyalist ülkelerin teşvik ve tahrikiyle hıyanette bulunarak geçmişte 1 milyon 500 bin Müslüman Türkü akıl almaz zulüm ve işkencelerle katlettikleridir, ki Osmanlı belgelerinde sabittir. Ders kitaplarında, Grek kültür ve batı hayranlığını aşıladığımız kadar, gerek kültürel ve gerekse sanatsal faaliyetlerle tarihi gerçeklerin ve sebebi hayatımız olan ecdadımızın uğradığı haksızlıkların da nesillere intikaline yardımcı olmamız, boynumuzun borcu olmalıdır. Zira mazisini bilmeyen bir milletin atisini hazırlaması da mümkün değildir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; parlamentosunda sözde Ermeni soykırımını kabul eden ve dünyaya insan hakları konusunda ders vermeye kalkışan, hak ve hukuk ilkelerinin savunucusu Fransa’nın mazisi çağdışı olaylarla doludur. Avrupa’nın bir numaralı ırkçılık merkezi haline gelen Fransa’nın insan hakları savunuculuğu göstermelik bir politika oyunundan başka bir şey değildir.

Fransa, daha dün denebilecek kadar yakın bir geçmişte, İkinci Dünya Savaşı yıllarında Cezayir’de masum Cezayir halkına yapmış olduğu mezalimi, zulmü unutmuş görünüyor.

Cezayir’de 1 milyon insanın katledildiği 1954 – 1962 yılları arasında paraşütçü birlikleri tarafından 24 000 kişiye işkence yapıldığı ve 3 024 kişinin de yargısız infazla öldürüldüğü, hayatta olan General Jacgues Massu ve yardımcısı General Paul Aussarresses tarafından Le Monde Gazetesine 2000 yılında itiraf edilmiştir.

Yine Fransa, SETİF’te düzenlenen bir gösteride 88 Fransızın öldürülmesinin ardından, kanlı misilleme hareketinde 50 000 masum Cezayirliyi öldürebilmiştir. Sömürgecilik tarihine adını kanla yazdıran Fransa, Afrika’daki ilk sömürgesi olan Cezayir’de halkın direnişini kırmak için “kendi içinde eritme” yöntemini uygulamaya başlamış, ki, bu yöntem yavaş yavaş sönmeye ve yok olmaya itilen Cezayir halkını ortadan kaldırma girişiminden başka bir şey değildir.

Leyla Kavust Cezayir milliyetçisi, 22 yaşında bir genç kızdır. Önce koltukaltlarına kızgın yumurta denemesine tabi tutulmuş, davasını ve vatanını satmayınca, meme uçlarına kendi elleriyle koparacak derecede kaşıntı veren ilaçlar enjekte edilmiştir. Bitmedi, Haşim Serguli,  bir başka genç delikanlıdır; bir ayağı gittikçe ısınan ve kaynayan, diğeri gittikçe soğuyan ve donan su kazanlarına zincirlenmiştir ve bu işkenceler, yüzlerin, binlerin üzerinde devam etmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu vahşet örneklerinin sayısı dahi bilinmemektedir. Netice itibariyle, Fransa, Cezayir meselesinde insanlık tarihi için kapkara bir leke olarak kalmıştır ve kalacaktır. 

Cezayir’i Fransa’ya ebediyen mal etmek isteyen ve sonra idama mahkum edilen bir General Salan vardır. Cezayir işkenceleri onun damgasını taşır. “Bize karşı olanlara lütuf, merhamet ve bağışlama olmaz, biz sadece kendi çıkarımızı düşünürüz” sözü bu meşhur generalin ifadesidir.

İşkence ülkesi Türkiye diye yırtınanların içyüzleri işte budur sayın milletvekilleri. İnsan haklarını önplanda tutan ve toplumların yaşantılarını barış ve mutluluk içerisinde sürdürmesini ilke olarak kabul eden 

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MELEK KARACA (Devamla) – 1 dakika verir misiniz Sayın Başkan? 

BAŞKAN – Açıyorum Sayın Karaca, buyurun efendim.

MELEK KARACA (Devamla) - ...uygar milletlerin içerisinde ve hatta en ilerisinde bulunan Türkiye Cumhuriyeti, eski tarihlerden beri vatandaşlarını birbirlerinden hiçbir şekilde ayırmamakta ve ayrıcalık tanımamaktadır.

Bütün propaganda ve iddialara rağmen, Türkiye’de yaşayan 35 bin kadar Türk uyruklu Ermeni, Türkiye Cumhuriyetinin her türlü imkân ve nimetlerinden yararlanmaktadırlar. Çeşitli iş ve meslek sahibi Ermeniler, bu durumlarını her ortamda açıkça ifade etmektedirler. İki unsuru birbirine düşürmek isteyen maceracılara ve onların kışkırtıcılarına gereken en iyi cevabı, yalan, iftira ve propagandalara kanmayan ve kandırılmayan Ermeni vatandaşlarımız vermektedir. 

Türk düşmanı olan ve bu kışkırtmalarıyla Türkiye'nin sözde soykırımı yaptığını iddia eden devletlerin bu gayretleri, iyi bilinmelidir ki, geçmişte olduğu gibi, bu gün de bir sonuç vermeyecektir. Türklerle Türkiye’deki Ermeniler, yıllarca devam ettiği gibi, bir arada, saygı ve hoşgörüyle aynı devletin eşit haklara sahip insanları ve savunucuları olarak huzur içinde yaşamlarını sürdüreceklerdir. 

Ayrıca, şunu da tekrar tekrar ifade etmek istiyorum ki, bugün, insan hakları, adalet, eşitlik, özgürlük gibi kavramları savunur görünen ve sözde soykırımı Parlamentosunda kabul eden Fransa, 12 Ağustos 1949 tarihli Cenevre sözleşmelerinde yer alan insan haklarıyla ilgili maddeleri hiçe sayarak, işkence yapmak, insanlıkdışı davranışlarda bulunmak gibi ağır suçlar işlemiş ve insanlık tarihine kanlı sayfalar eklemiş bir ülkedir.

Sözlerime son verirken, Fransa’nın Cezayir’de uyguladığı soykırımın bir tasarı şeklinde Yüce Meclise sunulmasını ve misilleme olarak kabulünü teklif ediyorum. Böyle bir teklifin, mazide yanlış bir dışpolitika uygulamasıyla Birleşmiş Milletlerde Fransa’ya destek verilmesinin acısını unutturacağını düşünüyor, tekrar saygılarımı sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Karaca.

Sayın Bakan, bugün gündemdışı üç sözü de bu Ermeni Soykırımı Tasarısıyla ilgili olarak verdim. Zannediyorum, iki arkadaşım daha konuştuktan sonra konuşmayı uygun bulursunuz?

DIŞİŞLERİ BAKANI İSMAİL CEM (Kayseri) – Evet Sayın Başkan.

BAŞKAN - Efendim, gündemdışı ikinci söz, yine Ermeni meselesi ve Fransa’nın Cezayir’de yaptığı soykırım hakkında söz isteyen Adıyaman Milletvekili Mahmut Göksu’ya aittir. (Alkışlar)

Buyurun Sayın Göksu.

MAHMUT GÖKSU (Adıyaman) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; Ermeni meselesi ve Fransa’nın Cezayir’de yapmış olduğu soykırımı katliamı hakkında gündemdışı söz almış bulunmaktayım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Fransa Ulusal Meclisi, 18 Ocak 2001 günü, 51 milletvekilinin katılımıyla ülkemiz aleyhine Ermeni Soykırımı Yasa Tasarısını oybirliğiyle kabul ederek kanunlaştırmıştır. Daha önceleri, ABD, Arjantin, Kanada, Yunanistan, Lübnan, Belçika, Avrupa Parlamentosu, Kıbrıs Rum Kesimi ve Fransa Temsilciler Meclisi, Senato ve Parlamentosundan değişik kararlar çıktı; ama, hiçbiri kanun değildi. Ancak, Fransa, kabuk tutmuş tarihî yaraları, âdeta, kaşıyarak, kanatma yoluna gitmiş ve tasarıyı kanunlaştırmıştır. 

Fransa’nın, yalanla dolu, tarihî tersyüz eden iddialarının aksine, Türk Milleti, tarihin her döneminde, din, dil ve etnik kökene bakmaksızın, mazlum ve mağdur milletlerin yanında olmuştur ve daima himayesine almıştır. İşte, birkaç örnek: 1486 yılında, İspanya’da zulme uğrayan yüzbinlerce Yahudiyi, Osmanlı, kendi topraklarına yerleştirmiştir. 1849’da, ayaklanan 5 000 Macar ve Polonyalı Osmanlı’ya sığınmış, Sultan Abdülmecit, Rusya ve Avusturya’nın savaş tehdidine rağmen “tahtımı veririm, başımı veririm; fakat, devletime sığınanları asla vermem” sözleriyle, mültecileri iade etmemiştir. 1917’de Bolşevik Devrimi sonrası, ülkelerinden kaçan Beyaz Rusların ilk durağı İstanbul oldu. 

Türk Milleti, tarihten gelen bu âlicenaplığını, cumhuriyet döneminde de sürdürmüştür. Mesela, 1982’de, Sovyetler Birliğinin Afganistan’ı işgali, 1990’da, Körfez Savaşı, 1991’de, Bulgaristan’ın baskısı ve yine Balkanlarda Sırp zulmü nedeniyle, Türkiye’ye sığınan Bosna-Hersek ve Kosovalı kardeşlerimiz... Bugün, bütün bu kardeşlerimize, Türkiye kucak açmış, bunları, sadece  Türkiye’ye yerleştirmekle kalmamış, bunların birçoğu vatandaş olmuş ve burada iş güç sahibi olmuşlardır. 

Siyasî amaç uğruna gerçekleri çarpıtan, tarihi yeniden yazmaya kalkan Fransız politikacılar, öncelikle, Anadolu’da ve Cezayir’de işledikleri insanlık suçlarının ve katliamların hesabını vermek durumundadırlar. Ermeni terör örgütü ASALA, Türkleri öldürürken susan Fransa’nın gerçek yüzü, böylece, bir kez daha ortaya çıkmaktadır. 

Tarihî vesikalar, doğuda, Rus işgalinin başlamasıyla birlikte, Ermenilerin, bu katliama giriştiklerini ortaya koymaktadır. Yine, bu belgeler, Fransız-Ermeni işbirliğini çok net olarak ortaya koyuyor değerli milletvekilleri. 

İşte bu kadar belge varken, maalesef bunlara karşı yayımlarla karşı koyamamamız da bizim eksiğimizdir. 

Bakınız, bugün, Ermeniler kendi haksız davalarını anlatabilmek için 26 000 küsur eser ortaya koyarken, bizim Türkiye olarak ortaya koyduğumuz yayım ve broşür adeti ise sadece 35’tir, binde 1’i bile değildir. Dolayısıyla, burada, üniversitelerimize büyük görev düşmektedir. 

Buradan sormak istiyorum. Üniversitelerimiz, niçin kendi haklı davamızı anlatma noktasında üzerlerine düşen görevi yapmıyorlar? Eğer üniversitelerin başında olan Kemal Gürüz Bey kılık kıyafet yönetmeliğine göstermiş olduğu ihtimamın binde 1’ini buna göstermiş olsaydı, bugün, içerisine düştüğümüz sıkıntıya elbette düşmemiş olacaktık. (FP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, Fransa’nın Güneydoğu’da, kendi himayesinde bir Ermenistan devleti kurmak amacıyla, bölgedeki Ermeni çetelerini ve Fransa’nın üniformalı Ermeni güçlerini kullanarak savunmasız binlerce insanımızı acımasızca katletmesi, Fransa tarihine kara bir leke olarak geçmiştir. Fransa, bu lekelerden belki de daha koyusunu Suriye, Kuzey Afrika ve özellikle de Cezayir’de yaptığı işkence katliam ve sömürüyle siciline işlemiştir. 1830 yılında, Fransa Cezayir’i işgal etti, tam yüzelli yıl Cezayir’i sömürdü ve zalimliğini bütün şiddetiyle gösterdi. 

Cezayirli ise 1950’li yıllarda özgürlük mücadelesine başladı. Cezayirli Müslümanlar, işgalci Fransızları 1 milyon şehit vererek Cezayir’den kovdular ve bağımsızlıklarını kazandılar. 

Ne var ki, kültür emperyalizmini ve sömürü düzenini yerli işbirlikçilerle sürdüren Fransa, 1990 yılının başında demokratik yollarla iktidara gelen bir partiyi, iktidardan yine cunta yönetimiyle uzaklaştırarak, bitmeyen emperyalist arzularını yüzbinlerce Cezayirlinin kanları üzerine devam ettirmeye çalıştı. Artık, Fransa’nın, son iki asırdır dünyayı kana bulayarak, eski kolonilerinde ve işgal ettiği topraklarda işlediği insanlık suçlarıyla yüzleşme zamanıdır. 

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun efendim, açıyorum mikrofonunuzu. 

MAHMUT GÖKSU (Devamla) – Değerli arkadaşlar, işte Fransa’nın insanlık adına işlemiş olduğu bu suçları tescil etmek için, bugün, önünüze   -demin arkadaşımız da konuştu, bir tasarıyla gelmek gerekir dedi- ben bir kanun teklifiyle geliyorum. Kanun teklifim, 1 maddeliktir ve şu şekilde ifade edilmiştir: “Türkiye, Fransa’nın Cezayir’de yapmış olduğu soykırım katliamını açıkça kabul eder.” Bu şekilde bir kanun teklifiyle huzurunuza geliyorum. Bu kanun teklifinin, bütün parti gruplarınca destekleneceğini ümit ediyorum. Onların, 50 milletvekiliyle çıkardıkları kanuna, biz, Allah’ın izniyle, 500 milletvekiliyle cevap vereceğiz ve Türk Milletinin alnının ak olduğunu böylece ispat etmiş olacağız. Bu teklifimizle, Fransa’nın Cezayir’de yapmış olduğu katliam ve insanlık suçlarını da tescil etmiş olacağız. Yine, Fransa’yı, uluslararası barış ve nezakete uymayan davranışlarıyla baş başa bırakmış olacağız. Ayrıca, Cezayir’in bağımsızlığı sırasında yapmış olduğumuz hatadan da, böylece dönmüş olacağız.

Değerli arkadaşlar, bundan böyle, bu tür nezaketsizliklere çanak tutacaklara karşı da “Türk Milleti olarak bizim alnımız ak” diyebilmemiz için, bütün arkadaşlarımızın bu kanun teklifimize sahip çıkmasını rica ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Göksu.

Efendim, gündemdışı son söz, yine Ermeni soykırımı tasarısı hakkında söz isteyen, Erzurum Milletvekili Zeki Ertugay’a aittir. (DYP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Ertugay.

ZEKİ ERTUGAY (Erzurum) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Yüce Heyetinizi  saygıyla selamlıyorum ve söz verdiği için Sayın Başkana teşekkür ediyorum.

Daha önce, 29.5.1998 tarihinde, Fransa Parlamentosu alt meclisinin, Türkiye aleyhine aldığı kararla ilgili olarak Yüce Mecliste yapılan görüşmelerde DYP Grubu adına ben konuşmuştum. Aynı konuyu tekrar konuşuyor olmanın üzüntüsü içerisindeyim. O zaman, Ermeni mezaliminin bütün acılarını en yoğun olarak yaşamış bir ilin, neredeyse her evden bir katliam mağdurunun olduğu bir ilin, Erzurum’un milletvekili olarak, tarihte, Türklerin Ermenilere değil, Ermenilerin Türklere katliam uyguladıklarını, tarihin saptırılmaya çalışıldığını, belgeleriyle, arşiv bilgileriyle ve Türklere ait açılan toplu mezarların varlığıyla açıklamaya çalışmıştım. 

Şimdi ise, konuyu bu şekilde ele almanın, bunları açıklamanın, ortaya bilgi ve belge koymanın; Türk tarihinde, Türk kültüründe, soykırım kavramının hiçbir örneğinin bulunmadığını söylemenin; Türklere “soykırım” iftirasını atanların, dönüp, kendi tarihlerindeki utanç sayfalarına bakmaları gerektiğini ifade etmenin, doğrusu, çok yararlı olmadığını düşünüyorum. Zira, açıkça görülmüştür ki, bu gerçekler, bu kararı alanlarca hiçbir şey ifade etmemektedir.

Sayın milletvekilleri, Fransa millî meclisinin 18 Ocak 2001 Perşembe günü aldığı, sözde Ermeni soykırımını resmen tanıyan kararı, hiç şüphesiz ki, tarihe saygısızlıktan, tarihi tahrif etmekten öteye, Türkiye’ye ve Türk Milletine açık bir düşmanlıktır. Zira, yerli ve yabancı bilim adamlarının, tarihçilerin, doğru ve açık belgeleriyle ve ciddî arşiv bilgileriyle ortaya koyduğu tarihî gerçeklere tamamen aykırıdır. Bu karar, bir iftiranın, siyasî bir belgeye, bir kanuna dönüştürüldüğü ilk uygulamadır ve Türkiye aleyhine oluşturulmaya çalışılan siyasî tavrın, düşmanlığın ilk somut göstergesidir. Fransa’nın bu kararını, birkaç yüz bin Ermeni oyu için alınmış, iç siyaset malzemesi bir karar gibi görmek, kanımca, bir gaflettir. Bu, bir siyasî karardır; Türkiye ile Türklerle hesaplaşma kararıdır; İstiklal Harbindeki uğradıkları hezimetin rövanşıdır ve maalesef, haçlı zihniyetinin Avrupa’da her zaman var olduğunun ve 21 inci Yüzyılda da süreceğinin işareti gibi gözükmektedir. Bu karar, Türkiye’nin Avrupa defterinin, Avrupalılar tarafından tümüyle kapatılmak istendiğine dair mesajlar vermektedir. Bu kararla, Türk Devleti, Türk Milleti, Sevr’den beri süregelen bir politikanın sonucu olarak, açıkça köşeye sıkıştırılmak istenmektedir.

Sayın milletvekilleri, bakın, Ermeni soykırımı yasa tasarısının gündeme getirildiği sıralarda, Fransa Meclisinde, Fransa’nın Cezayir özgürlük hareketine karşı soykırım uyguladığı ve bu konunun soruşturulması gündeme geldiğinde, Başbakan Jospin, konuyla ilgili olarak, kürsüde aynen şöyle diyor: ”Bu olayı tarihe bırakalım, tarihçiler incelesin, politika için kaşımayalım.” Ama, sıra Türkiye’ye gelince, iş değişiyor, bakış açısı değişiyor ve karar geliyor. Açıkçası, Fransa, burada, tarihi, hakkı, hukuku, doğruyu değil, menfaatı, şovenizmi önplanda tutmuş, menfaatlarını tartmış, Türkiye ile ilgili menfaatları hafife geldiği için, Türkiye’yi dışlamayı tercih etmiştir. 

Sayın milletvekilleri, bu kararı alan Fransa, dördü Paris’te olmak üzere, ASALA terör örgütünün katlettiği 52 Türk diplomatının ruhları önünde eğilmeli ve utanç duymalıdır. 1992-1995 yılları arasında 200 000’den fazla Boşnak Müslümanın katledilmesinden ve katillerinin hâlâ ortalıkta dolaşmasından, Ermenilerin işgal ettiği Azerbaycan’da evlerinden sürülen, öldürülen 1,5 milyona yakın Azeri Türkünün insanlık dramından utanmalıdır. Aynı Fransa, 1 milyonu aşkın Cezayirlinin katliamından utanç duymuyorsa, İkinci Dünya Savaşı sonrası sırf işbirlikçi ihbarıyla mahkemesiz infaz edilen Fransızların utancını duymalıdır. 

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Mikrofonu açtım efendim, buyurun.

ZEKİ ERTUGAY (Devamla) - Avrupa’ya, Fransa’ya bir çift de sözümüz var. Soykırım, yani, jenosit kavramı, bir Türk ürünü değil, bir Avrupa ürünüdür ve tarihin en büyük soykırımı Avrupa’da yaşanmıştır. 

Sayın milletvekilleri, bu kararı, bir defa daha, şahsım ve Türk Milleti adına şiddetle, lanetle kınıyorum. Gelinen noktanın ise, Türkiye için çok önemli bir dönemecin başlangıcı olduğunu düşünüyorum. Bu kararla, artık, bundan sonra, Fransa’da yaşayan bir Türk, diğer birçok olumsuzluğun yanında, şayet, tarihi doğru anlatma gafletine düşerse suç işlemiş sayılacaktır. 

Sayın milletvekilleri, konunun bir başka boyutu üzerinde de müsaadenizle durmak istiyorum. Bu Parlamento zemini, maalesef, Türk dışpolitikasındaki olumsuz gelişmelerin sonuçları üzerinde serzeniş yeri olarak görev yapar duruma getirilmiştir. Bu Yüce Meclisi, yeni meseleler karşısında, Türk dışpolitikasının oluşması evresinde aktif olarak devreye sokmak; bu heyet içerisinde yer alan deneyimli insanların düşüncelerini katkıya dönüştürmek, acaba Sayın Bakanın en asli görevlerinden biri değil midir? Diplomasi, negatif sonuçlar üzerine strateji oluşturmak için yapılmaz; sonuç oluşturmak için yapılır. Bu kararın gündeme geldiği 1998 yılından görüşüleceği tarihe kadar, başta Sayın Bakan olmak üzere Hariciye yetkililerimiz, ne tür bir aktivite ortaya koyabilmişlerdir? Bakın, karar öncesi Fransa’yı ziyaret eden Parlamento heyetine, Fransız yetkililer “bu mesele üç yıldan beri Fransa’nın gündeminde; şimdiye kadar neredeydiniz” diyebilmişlerdir. Üzülerek ifade ediyorum, Sayın Dışişleri Bakanının kamuoyundan ve Yüce Meclisten kopuk politikası, son alınan kararla iflas etmiştir. Bu ve benzeri durumlar için, Yüce Meclisin aktif olarak devreye sokulması; bunun için bir oturum yapılarak Türkiye’nin bundan sonra yapacaklarının belirlenmesi, önümüzde bir görev olarak durmaktadır. Her kafadan çıkan farklı bir sesle genel bir strateji oluşturulamaz. Acilen, gizli bir oturum yapılarak genel stratejimizin oluşturulmasını öneriyor; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Ertugay.
 

 



KAYNAK: TBMM TUTANAKLARI (23.1.2001 - 47. BİRLEŞİM)
(23 OCAK 2001)
Geri
sayfa başı
Geldiğiniz sayfaya dönüş