Cumhurbaşkanı
Evren'in konuşmasından başlıklar...
(7 Aralık 1983)
12 Eylül Harekatı tarih kitaplarında yer alan darbeler gibi olmayıp, hepimizin
üzerine titrediğimiz demokrasimize indirilen bir darbeyi ortadan kaldırmak
için milletimizin isteği doğrultusunda yapılmış bir harekattır.
Adım adım gerçekleştirdiğimiz işlerin ve demokratik parlamenter sisteme
geçiş hazırlıklarımızın çeşitli safhalarında, maalesef bazı Avrupa ülkelerinden
gördüğümüz menfi tutum ve anlayışsızlığa burada değinmeden geçemeyeceğim.
...demokrasiye dönüşle hiçbir ilgisi olmayan tutum ve davranış içerisinde
olmalarını, iyi niyetleriyle bağdaştırmak mümkün değildir.
Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinden beri, bu ülkeler, ne yazık
ki, Türkiye’ye hasta adam gözüyle bakmaktan, her fırsatta zorluklar çıkarmaktan,
içişlerine karışma hakkım kendilerinde görmekten bir türlü kurtulamamışlardır.
İşin ilginç yönü, bu huylarını adeta alışkanlık haline getirmiş olmalarıdır.
Türkiye’de saygınlığının üzerine toz bile kondurulmaması gereken müesseselerin
başında Parlamento gelir. Çünkü, bu anayasal kurumun saygınlığı, demokratik
parlamenter sistemin kaderiyle çok yakından ilişkilidir. Saygınlığını koruyan
bir parlamento sistemin dinamosudur, en büyük güç kaynağıdır. Saygınlığına
gölge düşmüş bir parlamento ise, sistemin çöküşünü hızlandırır.
Demokrasiye yeniden geçtiğimiz bu dönemde, sizleri güç, ama, onurlu hizmetler
beklemektedir. Ülkemizin bütün sorunlarına bu çatı altında çare bulunabileceği
güven ve görüntüsünü milletimize mutlaka vermek zorundasınız.
Anarşi ve terörle mücadelede siyasi partiler mutlaka görüş birliği içinde
olmak zorundadırlar.
Biz bütün dünyaya, uluslararası terörizmle mücadele çağrısında bulunurken,
ülke içinde bunun aksini yapmayı düşünemeyiz.
Dünyada bugün kıyasıya sürdürülen bir ekonomik savaş olduğunu unutmayalım.
Bu savaşı da askeri savaşlar gibi kazanmak zorundayız.
Diğer bir meselemiz, bünyemizi kemiren ve Osmanlı İmparatorluğu’ndan beri
toplumu mahveden rüşvetle mücadeledir. Bu sorunun kolay halledilebilir
bir konu olmadığını biliyorum. Kökünün tamamen kazınmasının mümkün olmadığını
da biliyorum. Ancak, mücadele kesintisiz sürdürülür, bütün görevliler sorumluluklarının
gereğini tam yaparsa, bu sorun da en asgari seviyede tutulabilir.
Türkiye hiçbir zaman, Ada’nın Türkiye veya Yunanistan’a bağlanmasına ve
Kıbrıs’taki Türk toplumunun bir azınlık durumuna düşürülmesine müsaade
etmediği gibi, bundan sonra da asla etmeyecektir.
Mensubu olmakla sonsuz onur duyduğum Türk Silahlı Kuvvetleri, şimdi huzur
içinde hızla kışlasına çekilmektedir. Türk Silahlı Kuvvetleri, artık, yönetime
el koymaktan başka çarenin bulunmadığı ortamlarla karşı karşıya bırakılmamalıdır.
12 Eylül’den sonra kapatılan siyasi partilerin bazı yönetici ve mensuplarının,
kapatılan partilerin devamı mahiyetinde yeni parti kurma girişimleri olmuş
ve bunlar Milli Güvenlik Konseyi’nin zamanında aldığı kararlarla önlenmiştir.
Bu gibi girişimlerde bulunanların, her fırsattan yararlanarak sizleri bölmek,
parçalamak ve bu suretle istikrarsızlık ve huzursuzluk yaratmak isteyeceklerini
unutmayınız. Bu çevrelerin daha şimdiden böyle hazırlıklar içerisinde oldukları
gözlenmektedir. ...Onlara bu fırsatı vermeyiniz.
|