|
|
 |
Fazilet
Partisi'nin Kapatılması İstemiyle
Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcılığı'nca
Anayasa
Mahkemesi'ne açılan davanın iddianamesi...
(7
Mayıs 1999)
T.C.
YARGITAY
CUMHURİYET
BAŞSAVCILIĞI
ANKARA,
7.5.1999
İDDİANAME
SAYl:
SP.95 Hz.1999/116
Anayasa
Mahkemesi Başkanlığına
DAVACl
: Cumhuriyet Başsavcılığı
DAVALl
: Fazilet Partisi
Şehit Daniş Tunalıgil Sokak No:3
Maltepe/ANKARA
DAVA
: Anayasamızın 2, 24/son, 68, 69, 2820 sayılı Siyasi Partiler
kanununun
78, 86, 87 nci maddelerine açıkça aykırı eylemlerde bulunduğu anlaşılan
FAZİLET PARTİSİNİN TEMELLİ KAPATILMASINA KARAR VERİLMESİ İSTEMİ.
DAVATARİHİ
: 7.5.1999
Anayasamızın 24/son maddesinde:
(Kimse, Devletin sosyal, ekonomik, siyasi veya hukuki temel düzenini kısmen
de olsa, din kurallarına dayandırma veya siyasi veya kişisel çıkar yahut
nüfuz sağlama amacıyla her ne suretle olursa olsun dini veya din duygularını
yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz)
2820 sayılı Siyasi Partiler Kanununun 87 nci maddesinde ise:
(Siyasi partiler, Devletin sosyal veya ekonomik, siyasi veya hukuki temel
düzenini, kısmen de olsa dini esas ve inançlara uydurmak amacıyla veya
siyasi amaçla veya siyasi menfaat temin ve tesis eylemek maksadıyla dini
veya dini hissiyatı veya dince mukaddes tanınan şeyleri alet ederek her
ne suretle olursa olsun propaganda yapamaz, istismar edemez veya kötüye
kullanamazlar)
Hükümlerine
yer verilmiştir.
Yukarıda açıkladığım Anayasa ve yasa hükümleri ile, Anayasamızın 2, 68,
69, Siyasi Partiler Kanununun 78 ve 86 ncı maddeleri birlikte değerlendirildiğinde
Fazilet Partisinin temelli kapatılmasına karar verilmesi gerekmektedir.
Şöyle ki:
1- Refah Partisinin kapatılmasına ilişkin Anayasa Mahkememizin 16.1.1998
gün ve 1/1 sayılı kararında:
(Kamusal
kuruluşlarda ve öğretim kurumlarında başörtüsü ve onunla birlikte kullanılan
belli biçimdeki giysi, bir ayrıcalıktan öte ayırım aracı niteliğindedir.
Dinsel kaynaklı düzenlemelerle girişimler Anayasa karşısında geçerli olamaz
ve bu tür eylemler Anayasa'daki laiklik ilkesine aykırılık oluşturur.
Anayasa'nın 153. maddesinin son fıkrasında, Anayasa Mahkemesi kararlarının
yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel
kişileri bağlayacağı, 138. maddesinde de, yasama ve yürütme organları ile
idarenin mahkeme kararlanna uymak zorunda oldukları, bu organlarla idarenin
mahkeme kararlarını hiçbir surette değiştiremeyeceği ve bunların yerine
getirilmesini geciktiremeyeceği öngörülmüştür. Anayasa'nın 68.maddesinin
dördüncü fıkrasında siyasî partilerin "hukuk devleti ilkesi"ne uymakla
yükümlü oldukları belirtilmiştir. Anayasa'nın 153.maddesinin son fıkrasına
göre, gerçek ve tüzel kişileri bağlayan Anayasa Mahkemesi kararları siyasi
partileri de bağlar.
Anayasa Mahkemesi'nin 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu'na eklenen ek madde
16'nın iptaline ilişkin 7.3.1989 günlü, E:1989/1, K:I989/12 sayılı kararında,
laik bir devlette hukuk kurallarının kaynağının dinde değil akılda bulunduğu,
kişilerin
iç dünyasına ilişkin olması gereken dini inançlara göre yasal düzenleme
yapılmasının Anayasa'nın 2.. 10.. 24. ve 174.maddelerine aykırı olduğu
belirtilmiştir.
Öte yandan, Danıştay Sekizinci Dairesi'nin 23.2.1984 günlü, 207/330:
16.11.1987 günlü, 128/486; 27.6.1988 günlü 178/512 sayılı kararları ile
Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu'nun 16.6.1994 günlü, 61/327
sayılı kararlarında da, Yüksek Öğretim Kurumlarında başörtüsü ve türban
takan öğrencilerin Atatürk devrimleri ile laik Cumhuriyet ilkelerine aykırı
davrandıkları ve dine dayalı devlet düzenini benimsedikleri kabul edilmiştir.
Buna karşın, davalı Parti Genel Başkanı Necmettin Erbakan ile kimi parti
yetkililerinin
mahkeme kararlarını etkisiz hale getirmek için resmi daire ve üniversitelerde
türban kullanmayı teşvik eden laiklik ve hukuk devleti ilkelerine aykırı
konuşmalar yaptıkları anlaşılmıştır.
Anayasa Mahkemesi'nin Anayasa'nın laiklik ve düşünce özgürlüğüne ilişkin
kurallarına verdiği anlam ve içerikle İnsan Hakları Avrupa Komisyonu'nun
konuya ilişkin değerlendirmelerinde birçok ortak nokta bulunmaktadır. Komisyon
No:18783/91, L.B/ Türkiye K.t. günlü, 3.5.1993, No.16278/90, S.K/Türkiye
K.t. 3.5.1993 günlü kararlarında, yüksek öğrenimini laik bir üniversitede
yapmayı seçen bir öğrencinin bu üniversitenin düzenlemelerini kabul etmiş
sayılacağını, üniversitelerce getirilen düzenlemelerin, farklı inanıştaki
öğrencilerin birlikteliğini sağlamak amacına yönelik olarak, öğrencilerin
dinsel inançlarını açığa vurma özgürlüklerini yer ve biçim bakımından sınırlayabileceğini,
özellikle nüfusun büyük bir çoğunluğunun belirli bir dine mensup olduğu
ülkelerde, bu dinin tören ve simgelerinin herhangi bir yer ve biçimde sınırlama
olmaksızın sergilenmesinin, sözü geçen dini uygulamayan veya başka bir
dıne mensup olan öğrenciler üzerinde baskı oluşturabileceğini, laik üniversitelerin,
öğrencilerin kılık ve kıyafetlerine ilişkin kurallar koyarken, kimi köktendincilerin
yüksek öğretimde kamu düzenini bozmamalarını ve diğerlerinin inançlarına
zarar vermemelerini sağlamaya özen gösterebilecekleri açıklanarak L.B.
ve Ş.K. isimli öğrencilere, laik üniversite düzenininin gereklerine uygun
biçimde fotoğraf vermedikleri gerekçesiyle okul diploması verilmemesi,
din ve vicdan özgürlüğüne müdahale olarak görülmemiş ve şikayetin kabul
edilemez olduğuna karar verilmiştir.
Parti Genel Başkanı Necmettin Erbakan'ın laiklik ilkesine ilişkin Anayasa
ve yasa kuralları ile Anayasa Mahkemesi kararlarını gözardı ederek, resmi
daire ve üniversitelerde türban ve başörtüsü kullanmayı teşvik eden konuşmaları
laik düzen karşıtları için bir mesaj oluşturmuştur) denilmektedir.
Bu karar, 22.2.1998 gün ve 23266 sayılı Resmî Gazetede yayınlanarak, tüm
siyasi partilerimiz ve vatandaşlarımızca öğrenilmiştir.
Bilindiği gibi, siyasal islamcılann faaliyetlerinin orada «açık ve yakın
tehlike» oluşturmamasına rağmen Cenevre Kanton Hükümeti, 16.10.1996
tarihli kararı ile, Kantonal Eğitim Müdürlüğünün, müslüman bir bayan öğretmenin,
derslere, islam dini geleneğine uyarak, başına türban takıp derslere girmesini
yasaklamıştı.
Bu karara yapılan itirazı değerlendiren İsviçre Yüksek Mahkemesinin
12.11.1997 gün ve 419/1996 sayılı kararında (Karar için Bakınız Manisa
Barosu Dergisi, Nisan 1998, Sayı 65):
(Her ne kadar, ilgili yönünden, kendi giysileri ile açığa vurulan dinsel
kimliği büyük bir önem taşımakta ise de, belli koşullarda bu tur giysilerin
yasaklanması. «inanç özgürlüğü»nün özüne tecavüz sayılamaz. Çünkü,
idari merci tarafından yapılan bu yasaklamada. «önemli derecede
kamu yararı»nın varlığı sözkonusudur) denilmektedir.
Hal böyleyken ve hiçbir uluslararası sözleşmede «dinsel kimliğini açığa
vuran giysilerle öğrenim görme veya kamu kuruluşlarında görev yapmanın
inanç özgürlüğünün bir parçası olduğu veya insan haklarından sayıldığına»
dair herhangi bir hüküm bulunmamasına rağmen, Fazilet Partisi Genel Başkanı
dahil, tüm yöneticileri, milletvekilleri ve belediye başkanları adeta kandan
başka birşeyle beslenemeyen vampirler gibi, vatandaşlarımızın bir kısmının
dinsel inançlarını en kolay bu yoldan sömürüp. laik devlet düzenimizle
çatışmaya sokabileceklerinin bilincinde olarak ve Anayasa Mahkememizin
anılan kararını hiçe sayarak, meydan meydan, köy köy dolaşıp, tüm televizyonlardaki
açık oturum ve söyleşilere katılarak, «kamu kurumlarında ve üniversitelerde
başörtüsü ile çalışma ve öğrenim görmenin vazgeçilmez bir insan hakkı olduğunu,
yasaklar getiren mevzuat ve bunları uygulayan kamu görevlilerinin laikliğe
aykırı davranışta bulunarak suç işlediklerini» iddia ederek, halkımızın
bir bölümünü Devletimize karşı kışkırtmayı alışkanlık haline getirmişlerdir.
Bu kışkırtmaların sonucu «başörtüsüne uzanan eller kırılsın» sloganınının
atıldığı, bu sloganın yazıldığı pankartların taşındığı toplantılar ve yasalarımıza
aykırı yürüyüşler düzenlenmiş, televizyon ekranlarına da yansıyan bu toplantı
veya yürüyüşlerde, Fazilet Partisi yöneticisi, milletvekili veya belediye
başkanlarından bir çoğunun hazır bulunduğu, bu slogan ve pankartları işitmeleri
ve görmelerine rağmen başörtüsü yasağının mutlaka kalkması gerektiğine
ilişkin konuşmalar yaptıkları görülmüştür.
18 Nisan 1999 tarihinde yapılan milletvekili seçimlerinden önce, annesi
türbanını çıkartmadığı İçin bir kamu kuruluşundan uzaklaştırılmak zorunda
bırakılmış, kendisi de türbanlı ve «hiçbir zaman ve hiçbir yerde türbanınını
çıkarmayacağını> her zaman söyleyen MERVE KAVAKÇI adlı hanım, Fazilet Partisi
yöneticileri tarafından seçilebilecek biryerden önce milletvekili adayı
gösterilmiş; başta Recai Kutan olmak üzere Fazilet Partisinin tüm yöneticileri
MERVE KAVAKÇI'nın, hem Mecliste türbanlı olarak yemin edebileceğinin
hem de Meclis çalışmalarına türbanlı olarak katılabileceğinin propagandasını
yapmaya başlamışlardır.
Ekte gönderdiğim görüntülü kasetlerle birlikte, Fazilet Partisi İstanbul
milletvekili NAZLI ILlCAK'ın, 2.5.1999 tarihinde İnterstar Televizyonu
19.30 haber bülteni ve 3.5.1999 tarihinde SHOW TV 19.30 haber bülteninde
«canlı yayın»a katılarak söylediklerinin birlikte değerlendirilmesinden,
başörtüsü kavgasının T.B.M.M.ne taşınmasının sağlanması için MERVE KAVAKÇl'nın
özel olarak seçildiği ve Mecliste yapacağı eylemi tüm Fazilet Partisi Milletvekilleri
ve parti yönetcilerinin önceden bildiği anlaşılmaktadır.
Yine bilginize sunduğum görüntülü kasetlerin incelenmesinden, başörtüsü
ile yemin etme eylemi yapmak için T.B.M.M.'ne, NAZLI ILICAK'ın refakatinde
gelen MERVE KAVAKÇI için yaptıkları tezahürat ve yemin törenin sonucuna
doğru salonda bulunmadığı halde, MERVE KAVAKÇl'nın ismi okununca Fazilet
Partisi milletvekillerinin tümünün katıldığı tezahürattan; 3.5.1999 günü
MERVE KAVAKÇl'nın T.B.M.M.'de yaptığı ve başörtüsü eylemini, insafsız ve
ancak bir ajan povakotöre yakışacak biçimde, Amerika'da zencilerin insan
hakları için yaptığı mücadeleye benzettiği basın toplantısına, Fazilet
Partisi Grup Başkanvekili ABDULLATİF ŞENER 'le birlikte, Fazilet Partisinin
pekçok milletvekilinin katılması, eyleminin Fazilet Partisi yöneticileri
tarafından planlandığını ve teşvik edildiğini açık bir biçimde göstermektedir.
Olay, tarafsız, içtiği andın anlamını bilen ve pekçok kamu görevlisinin
aksine içtiği anda bağlı kalan Cumhurbaşkanımız SÜLEYMAN DEMİREL tarafından
olay gecesi, TRT 1 de yayınlanan «Politikanın Nabzı» programında şu şekilde
değerlendirilmiştir.
(T.B.M.M. bu çeşit hadiselere sahne olmamalıydı. Olayı herkesin kınadığını
hissediyorum.... Bu münferit hadise aslında bugünün hadesisesi değildir.
Günlerdir
planlanan bir hadisedir... Yani bir hadise çıkarılacaktır....
Bu aslında provakotörlüktür. Bu tip ajan provakatörler çok görülrnüştür...
Gemi azıya alınmıştır... Bu işi bu hale getiren kişi, bunu yapmaya memurdur...
Eğer bunu İslamın şartı sayıyorsa, bu bölücülüktür.... İslam da fitne çıkarmak,
katilden beterdir... Açıklıkla söyleyeyim bu bir cereyandır. Demokratik
Cumhuriyete karşı bir cereyandır. Bu cereyanın sahiplerine, devlet dairelerinde,
Meclis gibi nizamı 75 yıldır uygulanan bir yerde gösteri yapmalarına imkan
verilemez) demiştir.
Olgun kişiliğiyle tanınan Başbakanımız BÜLENT ECEVİT dahi çileden çıkmış,
Meclis Kürsüsünden ve olay anında:
(Türkiye'de hiç kimse hanımların özel yaşamında giyimine, kuşamına, inançları
gereği başını örtmesine karışmıyor. Ancak T.B.M.M. hiç kimsenin özel yaşam
mekanı değildir. Burası devletin en yüce kurumudur. Burada görev yapanlar,
devletin kurallarına, geleneklerine uymak zorundadırlar. Burası Devlete
meydan okunacak yer değildir) demek zorunda kalmıştır.
Daima ülkemizde özgürlüklerin genişletilmesinden yana tavır koyrnuş olan
OKTAY EKŞİ, 2.5.1999 günü Hürriyet Gazetesinde yayınlanan başyazısında,
olayı gerçek anlamda değerlendirerek şöyle demiştir:
(...Merve Kavakçı ise kendisine Necmettin Erbakan tarafından verilen, sadece
Meclis'i değil, sistemi de birlikte toprilleme görevini Meclis Genel Kurul
salonuna, siyasi bir simge haline gelmiş olan "başörtüsü" ile girerek yerine
getirdiği için mutluydu.
Belli ki adeta bir terör çetesi gibi hazırlanmışlar.
Geride sabotaj planlarını hazırlayan bir beyin var. Yaptığı PKK'nın "kutsal
bir görev yapacağına" inandırdığı, sonra beline bomba sarıp belli bir tarihte
belli bir yerde o bombayı patlatarak öbür dünyaya gönderdiği kadın militanları
kullanmasından farklı değil.
Onlar kendilerini havaya uçururken çok çok beş on kişiyi de öldürebiliyorlar.
Bu
olaydakinin görevi sistemi havaya uçurmak.
Sabotaj planının sahibi belli ki Necmettin Erbakan'dan başkası değil.
Nazlı llıcak'la Merve Kavakçı da sabotaj planının uygulayıcıları. Görev
bölümünü böyle yapmışlar.
Ama Erbakan'la llıcak açısından sorun yok. Çünkü bomba Kavakçı'nın
beline
sarılı.
Dün Meclis'te yaşananların özeti bize kalırsa bu idi.
Pardon... Bir önemli benzerlik daha vardı:
Yaklaşık sekiz yıl önce TBMM'nin yeni bir yasama dönemine başlayacağı gün
aynen Merve gibi, militan bir ruhla oraya gelmiş bir Leyla Zana vardı.
0 da "yemin törenini" kendi "kutsal" inancı yönünde kullanmaya kalkmıştı.
Ancak onunki "bölmek"ti. Merve ise "yıkmak" için gelmişti.).
T.B.M.M. İçtüzüğünde, «türbanla yemin edilemez»
şeklinde yasaklayıcı bir hüküm bulunmaması, Fazilet Partisi yöneticileri
ile, MERVE KAVAKÇl'nın eylemine meşruiyet kazandırmaz. Çünkü Anayasa Mahkememiz,
yüksek öğrenim kurumları, resmî daireler dahil, tüm KAMUSAL KURULUŞLARDA,
başörtüsü ve onunla birlikte kullanılan belli biçimlerdeki giysilerin giyilebilmesi
için yapılacak yasal düzenleme girişimlerinin geçerli olamayacağını ve
bu tür eylemlerin Anayasa'daki laiklik ilkesine aykırılık oluşturacağını
açık bir biçimde belirtmiştir. Anayasa Mahkemesi kararları, hem yasama,
yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve hem de gerçek
ve tüzel kişileri bağlar. T.B.M.M.de hanım milletvekillerine başörtüsüyle
yemin etmelerine ve yasama faaliyetlerine katılmasına izin veren T.B.M.M.
Başkanı hakkında gereğini yapmak görevli Cumhuriyet Başsavcılarına
ait olmakla birlikte; Anayasamızın değişmez ilkeleri ve Anayasa Mahkememizin
uyum gösteren içtihatları karşısında, resmi dairelerimizde, belediyelerimizde,
okullarımızda, Türkiye Büyük Millet Meclisinde, başka bir deyişle tüm kamusal
kuruluşlarda, başörtüsü veya türban gibi dinsel kaynaklı giysilerle eğitim
veya görev yapılması için girişimlerde bulunan veya destek veren siyasi
partiler hakkında kapatma davası açmayan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının
görevi kötüye kullanmak suçunun sanığı olabileceği de gözden uzak tutulmamalıdır.
2- Fazilet Partisi Genel Başkan Yardımcısı ABDULLAH GÜL, 2.5.1999 tarihinde,
Kanal 7 de yayınlanan Hafta Sonu Haberlerine saat 21.38 de canlı yayına
iştirak ederek (RTÜK'den getirttiğimiz görüntülü kaset ektedir) şöyle demiştir:
(...Başörtülü birisi Mecliste Anayasa'yı ihlal ediyorsa, Meclisin dışında
da ihlal ediyor demektir. 0 zaman dışardaki bütün başörtülüleri topla,
otobüstekiler de ihlal ediyor demektir. Uçağa da bindiremezsin. Eğer bu
Anayasayı ihlal suçu ise özel hayatınızda Anayasa'yı ihlal edersiniz, laikliği
ihlal edersiniz, milletvekili olunca laikliği ihlal edemezsiniz. Bu çok
yanlış bir mantık) demiştir.
Adıgeçen Genel Başkan Yardımcısı, Anayasa Mahkemesi kararlarına uygun şekilde,
dünya işlerinin laik hukukla, din işlerinin de kendi kurallarıyla
yürütülmesini kabul etmiyor. Her ikisinin de aynı kurallara tabi olmasını
istiyor. Anayasamızın 24/son ve Siyasî Partiler Kanununun 87 nci maddesine
aykırı şekilde, dini hissiyatı alet ederek, laik devlet düzenimiz aleyhine
propaganda yapıyor.
2820 sayılı Siyasi Partiler Kanununun 101 nci maddesinin birinci fıkrasının
(b) bendine göre, siyasi partilerin Genel Başkan Yardımcılarının sözlü
yada yazılı beyanları partiyi bağlar ve bu beyanlar 87 nci madde gibi bu
Kanunun dördüncü kısmında yer alan hükümlere aykırılık teşkil ediyorsa,
yalnız başına parti kapatma nedenidir.
3- Yukarıda açıkladığım eylemlerin Fazilet Partisi'nin laikliğe aykırı
eylemlerin odağıı haline geldiğini kanıtlayacağına inancımız tam olmakla
birlikte, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcılığının 22.3.1999 ve
Hz .1998/349, 4.5.1999 gün ve Hz.1998/349 sayılı yazılarına ekli tüm belgeleri
de incelemenize sunmayı bir görev sayıyoruz.
Bu belgelerden, Fazilet Partisi Denizli Milletvekili Ramazan Yenidede'nin
15.5.1998 tarihinde yaptığı basın açıklamasını, Ankara Devlet Güvenlik
Mahkemesi Başsavcılığının «Milli Görüş Hakkında İddianamesi»ni ve dayanağı
olan delilleri, Fazilet Partisi Hatay Milletvekili Mehmet Sılay'ın, 1998
yılında yayınlanan ve mahkeme kararıyla toplatılan «Parlamentodan Haber»
başlıklı kitapta yazdıklarının özellikle gözönünde tutulmasında yarar
görüyoruz.
4- Anayasamızın 69 ncu maddesinin yedinci fıkrası gereğince <<Temelli
kapatılan bir parti bir başka ad altında kurulamaz,»
Refah Partisi'nin kapatılacağını anlayan yöneticilerinin, kapatma tarihine
yakın günlerde ve kendi yakınlarına «Hülle Partisi» olarak adlandırılabilecek
şekilde Fazilet Partisini kurdurdukları, ülkemizde sokaktaki çocuklar tarafından
dahi bilinmektedir.
Malüm olanın ayrıca isbatı gerekmez ve ayak oyunlarıyla yanıltılabilen
bir yargı saygınlık kazanamaz.
Refah Partisinin kapatılmasına ilişkin karar 22.2.1998 tarihli Resmi Gazetede
yayınlanmıştır. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının 24.3.1999 gün
ve 17402/40490 sayılı yazılarına ekli listenin incelenmesi sırasında görüleceği
gibi, 123 tanesi 24.2.1999 tarihinde olmak üzere, 147 kapatılan Refah Partisi
mensubu milletvekili ile, Refah Partili belediye başkanlarının tamamına
yakını Fazilet Partisine geçmişlerdir.
2820 sayılı Siyasî Partiler Kanununun 95 nci maddesine aykırı şekilde,
kapatılan Refah Partisi milletvekillerinden Oğuzhan Asiltürk, Abdullah
Gül, İsmail Kahraman, SüIeyman Arif Emre, Rıza Ulucak, Ömer Vehbi Hatipoğlu,
Musa Demirci, Ertan Yülek, Temel Karamollaoğlu, Cevat Ayhan, Necati Çelik,
Fehim Adak, Bülent Arınç, Bahri Zengin, Hasan Aksay, Aydın Menderes, Osman
Yumakoğulları, Zeki Ünal, Lütfi Doğan, Hanefi Demirkol ve Mehmet AIi Şahin,
17.12.1997 tarihinde kurulan Fazilet Partisinin Genel İdare Kurulu ve Disiplin
Kurulu üyesi olmuşlardır.
Anayasamızın 69 ncu maddesinin yedinci fıkrasının, başka nedenler olmasa
bile parti kapatma nedeni olduğu gözden ırak tutulmamalıdır.
Fazilet Partisi, yalnız Refah Partisinin değil, aslında ülkemizde dini
siyasete alet ettiği için kapatılan tüm siyasi partilerin devamı niteliğindedir.
Metastas yapan habis bir ur gibi, demokrasimizin sağlıklı işlemesini engelleyen,
Anayasal düzenimiz için daima «açık ve yakın tehlike» oluşturmuş bu çeşit
partilerin kapatılması, Türkiye Curnhuriyetini sonsuza kadar yaşatabilmenin
vazgeçilmez koşuludur.
S
0 N U Ç
Yukarıda açıklanan nedenlerle:
1- Anayasamızın, 2, 24/son, 68, 69. 2820 sayılı Siyasî Partiler Kanununun
78, 86 ve 87 nci maddeleri gereğince FAZİLET PARTİSİNİN TEMELLİ KAPATILMASINA,
2- Adıgeçen partinin kapatma nedeni
sayılacak politikalarını benimsemediğini zaman zaman açıkça
ortaya koyan AYDIN MENDERES dışındaki tüm üst düzey yöneticileri ile milletvekillerinin,
Anayasamızın 69 ncu maddesinin sekizinci maddesi
gereğince, «kapatma kararının Resmi
Gazetede yayımlanmasından başlıyarak beş yıl süre ile bir başka partinin
kurucusu, üyesi, yöneticisi ve denetcisi olamıyacağına» ve ayrıca bunlardan
milletvekili olanların milletvekilliklerinin, Anayasamızın 84. maddesinin
son fıkrası hükmü gereğince sona erdirilmesine karar verilmesi talep olunur.7.5.1999
Vural SAVAŞ
Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcısı
Ek
iddianame
Savcılığın
Esas Hakkındaki Görüşü
  |