Türkiye'de yaşanan olaylar...

 
 Ana Sayfalar
 BELGENET 
 ARŞİV
 BELGELER 
 FP Davası
ANA İDDİANAME
EK İDDİANAME
SÖZLÜ AÇIKLAMA METNİ
4445 SAYILI YASA
FAZİLET PARTİSİ DAVASI 

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 
Fazilet Partisi'nin Kapatılması İstemiyle
Anayasa Mahkemesi'ne açtığı davaya ilişkin
''Esas Hakkındaki Görüşü''
(6 Ekim 1999)

  1 - 2 - 3 - 4 - 5


  • YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISI SAVAŞ, 105 SAYFADAN OLUŞAN VE KİTAP HALİNE GETİRDİĞİ ESAS HAKKINDAKİ GÖRÜŞÜNÜ ANAYASA MAHKEMESİ`NE GÖNDERDİ 
  • SAVAŞ, SİYASİ PARTİLER YASASI`NIN DEĞİŞTİRİLEN VE ''ODAK OLMA''NIN KRİTERLERİNİ DÜZENLEYEN SİYASİ PARTİLER YASASI`NIN 103. MADDESİNİN İKİNCİ FIKRASININ ANAYASA`YA AYKIRI OLDUĞU GEREKÇESİYLE İPTALİNİ İSTEDİ 
  • SAVAŞ, ERBAKAN İLE HATİPOĞLU ARASINDA GEÇEN TELEFON GÖRÜŞMESİNİN, BANT KAYDININ DA HÜKME ESAS ALINMASI GEREKTİĞİNİ BİLDİRDİ SAVAŞ, ESAS HAKKINDAKİ GÖRÜŞÜNDE DE FP`NİN TEMELLİ KAPATILMASINI İSTEDİ 
  • YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISI SAVAŞ:
  • ''HALKIMIZIN ÇAĞDAŞ VE DİNAMİK KESİMİYLE SAYILARI GİDEREK AZALMAKTA DA OLSA GERÇEK AYDINLARIMIZ, BÖLÜCÜ EYLEMLERİN VE İRTİCA TEHLİKESİNİN SAĞLIĞINDA OLDUĞUNDAN KAT BE KAT ARTTIĞI BUGÜNÜN TÜRKİYESİ`NDE YAŞASAYDI ATATÜRK`ÜN NELER YAPACAĞINI ÇOK İYİ BİLİYORLAR. O`NA VE ESERİNE YETERİNCE SAHİP ÇIKAMAMANIN UTANCINI YAŞIYORLAR''
  • ''BİZİM AYDINLARIMIZ NE BAŞKALARININ, NE DE KENDİ HATALARINDAN DERS ALMASINI BİLİYORLAR. FATURASINI DA GENELLİKLE İYİ NİYETLİ TÜRK GENÇLERİNE ÖDETTİRİYORLAR''
  • ''LİBERAL AYDINLAR, DÜŞÜNCELERİNİ TUTARLI GÖSTERMEK İÇİN, BULUNDUKLARI ÜLKEDE REJİME VE ÜLKE BÜTÜNLÜĞÜNE YÖNELİK TEHLİKELER OLDUĞUNU, BOYUTLARI NE OLURSA OLSUN ASLA KABUL ETMEZLER''
  • ''ÜLKEMİZDE (İRTİCA VE BÖLÜCÜLÜK TEHLİKESİ OLDUĞUNU) SÖYLEYEN, HATTA BUNCA KAN DÖKÜCÜ EYLEMİNE RAĞMEN PKK`YI AÇIKCA KINAYAN BİR LİBERAL AYDIN BUGÜNE KADAR GÖRÜLMEDİ''
  • ''BUNLARIN DÜŞÜNCE HAYATIMIZA RENK KATTIKLARI DOĞRUDUR. ANCAK, CEHENNEME GİDEN YOLA EN GÜZEL TAŞLARI DA ONLAR DÖŞÜYORLAR''
  • ''ASLINDA HİÇBİR ZAMAN DEMOKRAT OLMAMIŞ VE OLAMAYACAK OLAN (SİYASAL İSLAMCILAR) VE (BÖLÜCÜLER)CE BAŞTACI EDİLMELERİ BU NEDENLEDİR''
  • ''TÜRKİYE CUMHURİYETİ, EĞİTİM BİRLİĞİ (TEVHİD-İ TEDRİSAT) KANUNU`NU UYGULAMAKTAN HİÇBİR ZAMAN VAZGEÇMEMELİDİR''
  • ''ANAYASA MAHKEMESİ`NİN, (HUKUKA AYKIRI ŞEKİLDE ELDE EDİLEN DELİLLER HİÇBİR ŞEKİLDE HÜKME ESAS ALINAMAZ) ŞEKLİNDE BİR KARAR VERMESİ HALİNDE, BU, KORKUNÇ SONUÇLAR DOĞURUR''

T.C.
YARGITAY
CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI
 

ESAS HAKKINDA GÖRÜŞ  SAYl: SP.95 Hz.1999/116

Anayasa Mahkemesi Başkanlığına


DAVACI        Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı

DAVALI          Fazilet Partisi

DAVA           :   Fazilet Partisinin Temelli Kapatılmasına Karar  Verilmesi İstemi.

DAVA TARİHİ :   7.5.1999

ESAS HAKKINDAKİ GÖRÜŞ TARİHİ : 6.10.1999 
 

     l- Öncelikle dile getirmek istediğim husus : 12.8.1999 tarihinde kabul edilen 4445 sayılı Yasanın 18 nci maddesiyle 2820 sayılı Siyasî Partiler Kanununun 103 ncü maddesine eklenen ikinci fıkranın Anayasamıza aykırı olduğu ve iptal edilmesi gerektiği yolundaki görüşlerimizdir.
     Siyasi Partiler Kanununun 28.3.1986 gün ve 3270 sayılı Yasa ile değişik 103 ncü maddesi metni, ikinci fıkrası Anayasa Mahkememizce iptal edilmeden önce şöyle idi: 
     (Bir siyasi partinin, bu Kanunun 78 ile 88 ve 97 nci maddeleri hükümlerine aykırı fiilerin işlendiği bir mihrak haline geldiğinin sübuta ermesi halinde, o siyasi parti Anayasa Mahkemesi'nce kapatılır.
     Bir siyasi partininin yukarıdaki fıkrada yazılı fiillerin mihrakı haline geldiği, 101 inci maddenin (d) bendinin uygulanması sonucunda bu fiillerin o partinin üyelerince kesif bir şekilde işlenmiş olduğunun ve bu fiilerin kesif olarak işlenmesinin o partinin büyük kongre, merkez karar ve yönetim kurulu veya Türkiye Büyük Millet Meclisindeki grup genel kurulu yahut bu grubun yönetim kurulunca zımnen veya sarahaten benimsendiğinin sübuta ermesiyle olur).
     Sözkonusu maddenin ikinci fıkrasının gönderme yaptığı 101 nci maddenin (d) bendi, değişiklikten önce şöyle idi:
     ''d) 1- b bendinde sayılanlar dışında kalan (''b'' bendinde sayılanlar şöyledir: Parti büyük kongresi, merkez karar ve / veya yönetim kurulu, TBMM gurup yönetim veya genel kurulu) parti organı, mercii veya kurulu tarafından bu kanunun 4 üncü kısmında yer alan maddeler hükümlerine aykırı fiilin işlenmesi halinde, fiilin işlendiği tarihten başlayarak, iki yılı geçmemiş ise, Cumhuriyet Başsavcılığı söz konusu organ merci veya kurulun işten el çektirilmesini yazı ile o partiden ister. Parti üyeleri 4 üncü kısımda yer alan maddeler hükümlerine aykırı fiil ve konuşmalardan dolayı hüküm giyerler ise, Cumhuriyet Başsavcılığı bu üyelerin partiden kesin olarak çıkarılmasını o partiden ister.
     Siyasi parti tebliğ tarihinden itibaren otuz gün içinde istem yazısında belirtilen hususu yerine getirmediği takdirde, Cumhuriyet Başsavcılığı Anayasa Mahkemesinde o siyasi partinin kapatılması hakkında dava açar. Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenmiş iddianamenin tebliğinden itibaren otuz gün içinde ilgili siyasi parti tarafından söz konusu parti organı, mercii veya kurulunun işten el çektirilmesi ve parti üyesi veya üyelerinin partiden kesin olarak çıkarılmaları halinde, o partinin kapatılması hakkındaki dava düşer. Aksi takdirde Anayasa Mahkemesi dosya üzerinde inceleme yaparak ve gerekli gördüğü hallerde Cumhuriyet Başsavcısının ve siyasi parti temsilcilerinin sözlü açıklamalarını ve konu üzerinde bilgisi olanları da dinlemek suretiyle açılmış bulunan davayı karara bağlar.
      ............."
     Anayasa Mahkemesi, Refah Partisi aleyhine açılan kapatma davasınının görüşülmesi sırasında "davaya bakmakta olan mahkeme" sıfatıyla Siyasal Partiler Kanunu'nun 103/2.maddesinin Anayasa'ya aykırı olduğu kanısına vararak davayı bu aşamada bekletip, adı geçen maddeyi bu açıdan incelemiş ve 22.2.1998 tarihli Resmî Gazetede yayınlanan 9.1.1998 gün ve 2/1 sayılı kararıyla iptaline karar vermiştir. Mahkemenin bu konudaki temel gerekçesi şöyledir: TCK.m.163'ün kaldırılmış olması, parti üyelerinin parti yasaklarına aykırı eylemlerini büyük ölçüde suç konusu olmaktan çıkarmıştır. Bu durumda 103/2. maddenin uygulanma olanağı kalmamıştır. Her ne kadar SPK.m.117 partilerin temelli kapatılmasına yol açacak eylemlerle ilgili genel bir yasak öngörmekteyse de Anayasa Mahkemesi'ne göre bu madde, ancak bir kapatma davasının sonuçlanmasından sonra uygulanabilir. Başka bir deyişle SPK.m.117, TCK.m.163'ün kaldırılmasıyla doğan boşluğu dolduramaz. Bu durumda 103/2.maddenin gönderme yaptığı prosedür, Anayasa'nın 69.maddesinin 6.fıkrasının uygulanmasını olanaksız hale getirdiğinden, bu madde Anayasa'ya aykırıdır.
Mahkemenizin söz konusu kararı, bilim adamlarımızca da yerinde bir karar olarak nitelendirilmektedir. Şöyle ki : 

a) Prof. Dr. ERDOĞAN TEZİÇ, 1998 yılında beşinci basısı yapılan ''ANAYASA HUKUKU'' adlı eserinde şöyle diyor (s.324) :
   (Hemen belirtmek gerekir ki SPK.nun 103.maddesinin 2.fıkrası, siyasi partilerin kapatılmasını güçleştiren bir usul hükmüydü ama, açıkça da Anayasanın değişik 69.maddesinin 6.fıkrasına aykırıydı. SPK.nun 103.maddesinin 2.fıkrasının iptalinden sonra, Anayasa Mahkemesi doğrudan Anayasa hükmünü (m.69/6) uygulayarak  partinin kapatılmasına karar vermiştir).

     b) Doç. Dr. FAZIL SAĞLAM, 1999 yılında yayınlanan ''Siyasi Partiler Hukukunun Güncel Sorunları'' adlı eserinde şöyle bir değerlendirme yapmaktadır :
     (Kaanatimizce, Anayasa Mahkememizin kabulünün aksine 117.maddenin siyasal partinin kapatılmasından önce de uygulanabileceği kabul edilse bile, bu görüş Anayasa Mahkemesi'nin vardığı sonucu etkilemez. Nitekim Ahmet Necdet SEZER de karşı oy yazısında aynı görüşü belirtmesine rağmen 103/2.maddenin iptali yönünde oy kullanmıştır. Gerçekten SPK.m.103/2'nin öngördüğü prosedür esas itibariyle TCK.nın 141, 142 ve 163.maddelerine konu olan eylemler esas alınarak düzenlenmiştir. Burada vurgulanması gereken nokta, bu eylemlerin suç olmaktan çıkarılmasının aynı eylemlerin parti kapatma nedeni olma niteliğinde bir değişiklik yaratmamasıdır. Bu açıdan 141, 142 ve 163.maddelerin kaldırılmasının, bu eylemleri 117.maddenin de kapsamından çıkardığı sonucuna bile varmak mümkündür. Çünkü aksi takdirde yasa koyucu bunları suç konusu olmaktan çıkarmak yerine bunların cezalarında indirim yapma yoluna giderdi. Bu bağlamda 141, 142 ve 163'ün kaldırılmasını SPK.m.117'deki genel yasak açısından lex specialis hükmünde kabul etmenin ceza hukuku ilkelerine daha uygun düşeceği kanısındayız-s.136-.
     103.maddenin Anayasa Mahkemesi'nce iptali ile ilgili olarak değinilmesi gereken bir başka nokta, adı geçen maddenin iptal kararı ile Refah Partisi'nin kapatılmasına ilişkin kararın aynı Resmi Gazete'de yayımlanmış olmasıdır. Refah Partisi'nin kapatılması davasında davaya bakmakta olan mahkeme sıfatıyla 103/2.maddenin Anayasa'ya aykırılığı kanısına varan Anayasa Mahkemesi'nin, bu konuyu karara bağladıktan sonra parti kapatma davasına devam edip iptal kararının sonucuna göre davayı sonuçlandırması itiraz davalarının doğasından kaynaklanan normal bir süreçtir. İtiraz davalarının özelliği, bir başka mahkeme görülmekte olan bir dava açısından bekletici sorun teşkil etmesidir. Bu özellik nedeniyle itiraz davasında verilen kararın Resmi Gazete'de yayımlanmasından önce ilgili Mahkemeye yönelik olarak açıklanması gerekir. Nitekim 152/3.maddesinde de: "Anayasa Mahkemesi, işin kendisine gelişinden başlamak üzere 5 ay içinde kararını verir ve açıklar" denilmektedir. Aynı fıkranın 3. cümlesinde de "...karar esas hakkındaki karar kesinleşinceye kadar gelirse.." cümlesi yer almaktadır. "Kararın açıklanması" ve "kararın gelmesi" ibarelerinden de anlaşılacağı üzere Anayasa Mahkemesi kararının Resmi Gazete'de yayımlanmadan önce ilgili Mahkemenin bilgisine ulaştırılması gerekmektedir. İtiraz davalarındaki bu farklılık, ilgili mahkemenin itiraz davasının sonucunu beklemesinin ve gördüğü ihtilafı bu sonuca göre çözecek olmasının doğal bir sonucudur. Parti kapatma davalarında ise, bu mekanizma aynı mahkemede cereyan etmekte Anayasa'ya aykırılık itirazı ile bu itirazın çözümü aynı mahkemede gerçekleşmektedir. Bu nedenle Anayasa'nın öngördüğü bilgi akışı da aynı anda gerçekleşmiş olmaktadır-s.137-).
  Doç. Dr. FAZIL SAĞLAM, Yasalaşmasından kısa bir süre önce, Uyum Komisyonunun hazırladığı metni, adıgeçen eserinde şu şekilde eleştirmektedir :
    (101.madde yürürlükteki metniyle bir bütündür. Bu bütünlük içinde oldukça anlamlı bir sıralamanın yapıldığı göze çarpmaktadır. Bu açıdan bakıldığında 101.maddenin ilk üç bendinde parti tüzel kişiliğini temsil yoğunluğu ve kamuya yönelik etkisi yüksek olan organ merci ve kişiler bakımından "bir odaklaşma karinesi"nin kurulduğu, diğerlerinde ise "ihtar" ve "benimseme" koşullarının eklendiği söylenebilir. 
    İşte Partilerarası Uyum Komisyonu bu bütünlüğü kopararak ihtar mekanizmasını daha geniş bir kapsamda 102.maddeye aktarırken, odaklaşma karinesini öngören hükümleri tümüyle kaldırmaktadır.
    Böyle bir düzenleme sisteme ters düşeceği gibi, sadeleştirilmiş bulunan parti kapatma sürecinde karışıklık yaratması bakımından da sakıncalıdır. Özellikle 103/2.maddenin Refah Partisi ile ilgili davada Anayasa Mahkemesi'nce iptal edilmiş olması karşısında, işlevini önemli ölçüde yitirmiş bulunan 101/d maddesi canlandırılırken, 101 a, b ve c bentlerindeki odaklaşma karinelerinin kaldırılması, odak olgusunun değerlendirilmesinde önemli belirsizliklere ve yanlışlıklara yol açabilir. Özellikle bu bentlerin kapsamına giren söz ve beyanların nasıl değerlendirilmesi gerektiği sorusunun tartışmalı bir duruma geleceğini gözönünde tutmak gerekir..
  Öte yandan ihtar prosedürünün parti üyeleri bakımından yine  mahkûm olma koşuluna bağlı kılınması, Anayasa Mahkemesi'nin 103/2.maddeyi iptal gerekçesiyle de açıkca çelişmektedir-s.179-).

c- Anayasa Mahkememizin Siyasi Partiler Kanunun 103 ncü maddesinin ikinci fıkrasını iptal etmeden kısa bir süre önce yayınladığı (1997) ''ANAYASA HUKUKUNA GİRİŞ'' adlı eserinde, 9 Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Prof.Dr.ZAFER GÖREN şöyle bir değerlendirme yapmaktadır (s.285) :
(Anayasanın değişik 69.Md.'sinin VI.fıkrası Siyasi Partiler Kanunu Md.103'e göre daha farklı bir kural oluşturduğundan ve "odak" haline gelme özelliğinin belirlenmesini özellikle Anayasa Mahkemesinin takdirine bırakmak istediğinden, yasama organı tarafından Siyasi Partiler Yasasının Anayasanın değiştirilen maddelerine uyumu yapılmasa bile Anayasa Mahkemesi, Siyasi Partiler Yasası Md.103 kuralını ihmal ederek Anayasanın doğrudan uygulanması yoluna gidebilmelidir. Aksi halde Anayasa Mahkemesi Amerikan Anayasa Yargısının eski bir geleneğine dayanan ve F.Alman Anayasa Mahkemesinin kullandığı "Anayasaya uygun yorum" tekniğini uygulamalıdır. F.Alman Anayasa Mahkemesi çoğu zaman iptal kararına varmamak için sözü bakımından Anayasaya aykırı bir kuralı Anayasaya uygun yorumla korumuştur. Türk Anayasa Mahkemesi de bazı kararlarında bu tekniği uygulamıştır). 

d- Coşkun KIRCA, 12 Ağustos 1999 tarihli SABAH GAZETESİ'nde yazdığı ''Pusulayı Şaşırmak'' başlıklı makalesinde şöyle diyor  :
(Siyasi Partiler Kanununun 103 ncü maddesinde yapılan değişikliğe göre, bir partinin üyeleri, temelli kapatılmayı gerektiren fiilleri yoğun bir şekilde işleseler bile, bu durum partinin genel kongresi, merkez karar ve yönetim kurulu, Meclis grubu genel kurulu ve grup yönetim kurulundan biri tarafından benimsenmemişse o parti bu yaptırıma çarptırılamayacaktır.
Yani o parti üye tabanında fiilen böyle bir "odak" olsa bile merkez kurulları iyi takiyye yapmasını becerebiliyorlarsa, parti temelli kapatmadan kurtulacaktır!  Oysa Alman Anayasasının 21.inci maddesinin 2 nci  bendine göre "parti üyelerinin tavrı" o partinin kapatılması için yeterli bir sebep sayılır. Görülüyor ki bu değişiklik Anayasaya aykırıdır ve evrensel bir içtihat uyarınca Anayasa Mahkemesi bu değişikliği dikkate almamak durumundadır. Bu metin uygulanırsa pratikte hiçbir bölücü, köktendinci ve insan hakları ile hukuk devleti kavramlarına dayalı demokrasiyi inkar eden hiçbir parti temelli kapatılamayacaktır).
Esasen, Anayasa Mahkememizin takdir yetkisini Anayasaya aykırı bir biçimde kısıtlayıp, ''bir siyasi partinin Anayasanın dördüncü fıkrasına aykırı eylemlerin odağı haline geldiği''nin ancak belli delillerle kanıtlanabileceğini kabul etmenin, Anayasamızın parti kapatmaya ilişkin 68 ve 69 ncu maddelerini uygulanamaz hale getireceği bilinen ve Anayasa Mahkememizce  de kabul edilen bir gerçektir.
Delillerin serbestce değerlendirilebilmesi; başka bir deyişle, hangi deliller esas alınarak hüküm kurulabileceğinin davaya bakan mahkemece belirlenmesi gerektiği ilkesi, bütün çağdaş ülkelerde,parti kapatma davalarının olmazsa olmaz ilkesi olarak benimsenmiştir.
    Bir örnek vermek gerekirse :
Federal Almanya Anayasa Mahkemesi Komünist Partisi'nin kapatılmasıyla ilgili 17 Ağustos 1956 tarihli kararında, ilke olarak parti kapatma davalarında hangi delillerin esas tutulacağını belirlerken :
(Anayasaya aykırı maksatların isbatı için en önemli delil, Anayasanın 21'inci maddesinin  2.fıkrasına göre, partinin gayeleridir. Mezkûr hüküm, önleyici karakterine uygun olarak, bu hususta "önemsiz" uzak gayeler arasında bir tefrik yapmamaktadır.
Önemli olan sadece, bir partinin gayelerine göre, hür demokratik ananizama zarar vermek veya onu bertaraf etmek maksadının olup olmadığıdır. Gayelerinden bu maksat halihazırda ispat edilebiliyorsa, onun düşüncelerine göre, bu maksadın başarıya erişeceği veya erişmesi lazım gelen zamanın hukuki bir önemi yoktur. Kanun vazıının maksadı, Anayasanın devamı müddetince hür demokratik ananizamı zedeleyecek hiçbir partinin inkişafına müsaade etmemektir.
Bir partinin hedefleri kaideten şunlardan anlaşılır: Programından ve diğer parti makamlarının açıklamalarından, partinin siyasi ideolojisi hakkında söz söylemeye yetkili olarak tanınmış muharrirlerin yazılarından, ileri gelen görevlilerinin sözlerinden, partinin içinde kullanılan eğitim ve propaganda vasıtalarından ve bunlardan başka parti tarafından çıkarılan veya onun nüfuzu altında bulunan gazete ve mecmualarından bu çıkarılır. Parti organlarının ve taraftarlarının tutumları, maksadın tepiti hususunda, netice çıkarmaya imkan verebilir. 
Bütün gayelerin yazılı olması veya herhangi bir surette tespit edilmiş bulunması anlamında, maksadın yazılı delillere dayanması şeklinde, Anayasanın 21.maddesinin 2.fıkrasında bir hüküm yoktur... Bir partinin Anayasaya aykırı maksatlarının, hiçbir zaman açıkça ilan edilmediği bilinen bir keyfiyettir. Geçen on yılın siyasi tecrübeleri, bir partinin kullandığı siyasi vasıtaların şeklinden,hareketlerinin tarzından, onun hakiki maksadını anlamak ve sahte olanları ayırt etmek için kafi derecede bilgi vermiştir.) demektedir.
Hal böyleyken, TBMM si, 4445 sayılı Yasanın 18 nci maddesiyle, Siyasi Partiler Kanunun 103 ncü maddesinin ikinci fıkrasını, tıpkı TBMM üyelerinin emekli olmalarına ilişkin ve halkın ''kıyak emeklilik'' olarak nitelendirdiği yasalarda olduğu gibi, Anayasa Mahkemesi kararlarını hiçe sayarak ve Anayasaya eskisinden de aykırı bir biçimde yeniden düzenlemiştir.
Bir hukuk devletinde Parlamentonun, ülkemizde olduğu gibi, kendi varlığına da vücut veren Anayasasını ve Anayasa Mahkemesi kararlarını böylesine hiçe saydığının başka bir örneğini göstermek mümkün değildir. Bu çeşit yasalar, olsa olsa parlamento çoğunluğunun ''hukuk devleti'' ilkesini içine sindiremediğinin delili olabilir. Anayasamızın 138 nci maddesine göre ''Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadırlar''. Parlamentolara meşruiyet kazandıran sadece seçimle işbaşına gelmiş olmaları değildir.
Anayasa Mahkemesi'nin iptal ettiği bir yasanın aynısını veya daha da Anayasaya aykırı olanlarını kabul eden veya kuşkuya yer bırakmayacak şekilde kasten Anayasaya aykırı kanun çıkaran Parlamentoların hukukî durumunu Prof.Dr. Doğan SOYASLAN ''Ceza Hukuku Özel Hükümler'' (Cilt 2, s.311-348) adlı eserinde ayrıntılarıyla incelemiştir.
Benzer bir durumla sadece İtalyan Anayasa Mahkemesi karşı karşıya kalmıştır. Adı geçen mahkemenin takındığı tavrı, 1999/2000 Adli Yılını açış konuşmasında, Yargıtay Başkanımız Doç.Dr. Sami SELÇUK şu şekilde açıklamıştır :
(Savaş sonrasında İtalya demokrasiye geçti. Faşizm döneminden kalan ve valilere doğduğu kentten başka kente gidenleri kent dışına çıkarma yetkisi veren Zorunlu Sürgün Yasasını Anayasa Mahkemesi iptal etti. Halkın sevgilisi Başbakan De  Gasperi, düzeni sağlamak ve suçluluğu önlemek için bu yasaya gerek olduğunu, yeniden çıkaracaklarını duyurunca Anayasa Mahkemesi Başkanı Prof.Dr. De Nicola bir bildiri yayımladı. Başbakanı eleştirdi ve hükümet karara uyuncaya değin Anayasa Mahkemesinin hiçbir davaya bakmayacağını, Roma'dan ayrılıp Napoli'ye taşınacağını açıkladı. Dediğini de yaptı.
     Böylelikle belki de yargının tarihinde ilk kez bir sivil itaatsizlik olgusu yaşanıyordu.
     Kamuoyunda kıyamet koptu. Grevler başladı. Bunalım çıktı. En sonunda Başbakan De Gasperi, iptal kararına uyacaklarını bildirmek ve özür dilemek zorunda kaldı. Mahkeme de Roma'ya döndü).
   Amerika Yüksek Mahkemesi, 25.6.1997 tarihli kararında, Amerikan Kongresi'nin yasa çıkartma yetkisini tartışmış ve Yüksek Mahkeme'nin iptaline konu olan bir yasanın yeniden çıkartılamayacağını, Kongre'nin böyle bir yetkisi olmadığını karara bağlamıştır.
   Devletin, sosyal, ekonomik,siyasî veya hukukî temel düzenini din kurallarına dayandırmak için faaliyet gösteren bir partinin varlığını korumasına hiçbir hukuk düzeni izin veremez. Hal böyleyken, Siyasi Partiler Yasasının 103 ncü maddesinin ikinci fıkrasındaki ''odak'' tanımıyla ilgili hususlar belgelenemedi diye kapatılmayıp, bu partinin kanıtlanmış Anayasaya aykırı eylemlerine izin verilecek öyle mi? 
   Böyle bir hukuk düzeniyle Türkiye Cumhuriyeti'nin varlığını koruyamayacağını vatandaşlarımız sağduyusuyla zaten biliyor ve Anayasamızın özellikle ''ülke bütünlüğü'' ve ''Anayasal düzen''imizin korunmasına ilişkin hükümlerinin eksiksiz ve tastamam uygulanmasını istiyor.
  Açıkladığım hususları gözönünde tutarak, Anayasa Mahkememizin, Siyasi Partiler Kanunun 103 ncü maddesinin değişik ikinci fıkrasını yeniden iptal edeceğine inanıyorum.

 

1 - 2 - 3 - 4 - 5
Ana iddianame
Ek İddianame

sayfa başı