Kapatılan Fazilet Partisi Genel Başkanı Recai Kutan'ın
yaptığı konuşmanın metni:
(22 Haziran 2001)
Anayasa Mahkemesinde iki yılı aşkın bir süreden beri görülen dava bitmiş
ve Fazilet Partisi kapatılmıştır. Elbette bu karar, mahkeme kararıdır ve
uygulanacaktır. Gönül isterdi ki bu karar, bütün toplumun saygı duyacağı
bir karar olsun. Ama öyle değil; tarafsız, insaf sahibi herkes bu kararı,
yanlış ve haksız bir karar olarak değerlendirmektedir.
Fazilet partisinin kapatılması, sadece yanlış ve haksız bir hukuki işlem
olarak ele alınamaz. Bu karar, aynı zamanda Cumhuriyetimizin bir arada
yaşama esasına dayalı kuruluş felsefesine, çok partili siyasi hayata geçişle
başlayan çoğulcu demokratik sürece ve nihayet adaylığımızın kabul edilmesi
ile başlayan AB üyeliği sürecine indirilen ağır bir darbedir.
“Yürürlükte olan Anayasa ve yasalar” elbette önemlidir. Ancak demokrasi
ve hukuk devleti uygulamamızın sorunlu olduğu da herkes tarafından ifade
edilmektedir. Nitekim, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, AB için hazırlamış
olduğu Ulusal Program’da bunları kabul etmiş. Anayasa ve yasaları evrensel
hukuk normlarına uygun hale getireceğini bildirmiştir.
Demokrasi, insan hakları, özgürlükler ve hukuk devleti konusunda, insanlığın
ortak değerleri olarak kabul edilen kriterler, Evrensel İnsan Hakları Bildirgesi
ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde toplanmıştır.
“Yürürlükte olan Anayasa ve Yasalar” bahanesi geçersizdir. Türkiye,
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ni imzalamıştır ve bu sözleşme Türkiye
Büyük Millet Meclisi’nde onaylanarak usulüne göre yürürlüğe girmiştir,
yani iç hukukumuzun bir parçasıdır. Anayasa’nın 90. maddesine göre kanun
hükmünde olan bu sözleşmenin, Anayasaya aykırılığı iddiası ile Anayasa
Mahkemesine bile başvurulamaz. Aynı sebeplerden dolayı Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi’nin kararları da bağlayıcıdır.
Nitekim başta Cumhurbaşkanı olmak üzere Anayasa Mahkemesi Başkanı ve
Yargıtay Başkanı gibi Yüksek Yargı üyesi olan hukukçular, konuşmalarında,
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına
uyulması gerektiğini söylemişlerdir.
Fazilet Partisinin kapatılması, bu ülkedeki bir çok uygulama gibi, bize
taraftar olsun karşı olsun, vicdan sahibi herkesi rahatsız etmiştir. Bu
karar, sadece vicdanları rahatsız eden bir karar değil, aynı zamanda erişmek
istediğimiz evrensel hukuk standartlarına aykırı bir uygulama niteliğindedir.
Bu sadece bizim fikrimiz değildir. Dünya bunu söylüyor; erişmek istediğimiz
Avrupa bunu söylüyor; Kopenhag kriterleri budur; Helsinki’de aday üye olurken
bunu imzaladık, Katılım Ortaklığı Belgesi böyle istiyor; Ulusal Program’da
bu sözü verdik. TBMM’ndeki beş partinin katılımı ile oluşan uyum komisyonu,
ulusal program çerçevesinde Anayasayı incelemiş ve ilk etapta siyasi partiler
hukukunu ilgilendiren maddeler dahil, Anayasanın 37. maddesinin Avrupa
normlarına uygun hale getirilmesi kararına varmıştır. Nitekim, TBMM’nde
meydana gelen bu gelişmeler, AB çevrelerinde de olumlu karşılanmıştır.
Ülkede ve dünyada bu olumlu gelişmeler olurken, Anayasa Mahkemesi’nden,
hür dünyanın yönelimi ile uyuşmayan parti kapatma gibi demokrasi ve evrensel
hukuk normlarına aykırı bir kararın çıkmış olması, ülkemizin inandırıcılığına
gölge düşürmüştür.
Bir çok uzman hukukçu, özellikle düşünce ve ifade özgürlüğü ile örgütlenme
hakkı konusundaki davalarda, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi hükümlerinin
uygulanması gerektiğini söylemektedir. Yüksek mahkemelerimizin, en azından
içtihatlarını, dünyada gelişmekte olan bu hukuk normları paralelinde tesis
etmeleri ve bu şekilde diğer mahkemelere yol göstermeleri gerekirken, tam
tersine, dünya ve ülke gerçeklerinden kopuk kararlar almaları asla tasvip
edilemez.
Yurttaşlarımızın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde açtıkları davaların
büyük çoğunluğu Türkiye’nin aleyhine sonuçlanmıştır; bundan önce verilen
parti kapatma kararlarının tamamı Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine
aykırı bulunmuştur.
Bu durumda "Türkiye nereye gidiyor" sorusuna birilerinin cevap vermesi
gerekiyor. Eğer bu sorunun cevabı “çağdaş uygarlıksa” o zaman bu cevabı
verenlere, birilerinin, çağdaş uygarlığa böyle gidilemeyeceğini anlatması
gerekir.
Çağdaş uygarlıkla totaliter zihniyetin bağdaşmayacağı görülmelidir.
Tek parti anlayışı ve ideolojik devletler 1940’larda kalmıştır. Hiç kimsenin
Türkiye’yi 1940’lara geri götürmeye hakkı yoktur; esasen bu mümkün de değildir.
Bazı çevrelerce, Türkiye’de “tek parti olsun” ya da “bütün partiler
birbirine benzesin isteniyor: nitekim insanlar da tektip yapılmaya çalışılıyor.
Ama bu eşyanın tabiatına aykırıdır. Demokrasilerde esas olan farklılıktır
bireydir. Bu nedenle demokrasilerde düşünceyi ifade özgürlüğü ile örgütlenme
hakkı garanti edilmiştir. Siyasi partilerin demokratik sistemlerin vazgeçilmez
unsurları olmasının esprisi budur. Tektip düşüncenin farklı farklı adlarla
örgütlenmesi ile demokrasi olmaz; demokratik sistemin vazgeçilmez unsurları
olan siyasi partiler, farklı düşüncelere sahip olan örgütlerdir; Demokratik
ülkeler, farklı düşünceler taşıyan siyasi partileri olan ülkelerdir
Kimse kimseyi kandırmasın; açık ve samimi olalım: bu haliyle Türkiye’de
demokrasi yoktur: Türkiye’de sadece demokrasi oyunu oynayanlarla Türkiye’yi
demokratik bir ülke yapmaya çalışanlar vardır.
Fazilet Partisi haksız bir şekilde kapatılmıştır. FP’yi siyaset dışı
bırakan bu karar, bu ülkede daha bir süre serbest siyasetin yapılamayacağı
anlamına gelmektedir. Fazilet Partisinin kapatılması, Türkiye’deki demokrasi
ve hukuk arayışına indirilen bir darbedir. Bu nedenle bu durum, bu siyasi
harekete gönül verenleri olduğu kadar: Türkiye’nin geleceğini demokraside
arayan herkesin sorunudur. Türkiye’de, bu kararla birlikte kapatılan parti
sayısı kırka ulaşmıştır: bu şekilde ülke siyasi partiler mezarlığı haline
getirilmiştir.
Türkiye, geçmişte yapılan yanlışlıkların mahcubiyetini yaşarken, 21.
yüzyılda parti kapatmanın izahı olamaz. Demokrasilerde partileri millet
kurar ve yine ancak millet kapatabilir.
Elbette mahkemenin gerekçeleri olacaktır. Anayasa mahkemesinin bir üyesi,
bu davanın siyasi bir dava olduğunu söylemiştir. Nitekim bu ülkede, FP’ye
oy versin vermesin herkes bu davanın hukuki olmaktan çok siyasi ve ideolojik
mülahazalarla ele alındığı kanaatini taşıyacaktır.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı tarafından hazırlanan iddianamede, FP
için “kan emici vampirler”. “bünyeyi saran metastaz yapmış habis ur”’ gibi
tabirlerin kullanılması ve iddianamenin mahkemeye sunulmadan önce, hukukun
tüm teamülleri alt üst edilerek, bir basın toplantısı ile kamu oyuna açıklanmış
olması, bu davanın nasıl bir ruh hali ve anlayışla açıldığını ortaya koymaktadır.
Fazilet Partisi, tek parti zihniyetini kabul etmediği için suçlanmaktadır;
FP, farklı düşünmenin, demokrasinin ve hukukun mücadelesini verdiği için
kapatılmıştır. Bunun ötesindeki tüm gerekçeler, “kaşının üstünde gözün
var” mesabesindedir.
Bu ülkenin vicdanı. “Fazilet Partisi olmasaydı. ne olurdu?” sorusunu,
dürüst bir şekilde kendisine sorduğunda, inanıyoruz ki, biz olmasaydık
bir çok önemli şeyin eksik kalacağını anlayacak ve kabul edecektir.
Türkiye’nin yolsuzluk batağına saplandığı, hak etmediği ekonomik krizleri
art arda yaşadığı, dışarıda itilip kakıldığı bir ortamda Fazilet Partisi,
Türkiye’nin “onurlu ve büyük bir ülke” olma umudunu ayakta tuttu.
Bu ülkede siyasetin temiz kalınarak da yapılabileceğini biz gösterdik.
Tarafları da karşıtları da, ekonomik krizlerden çıkmanın hiç olmazsa bir
yolunun bulunduğunu, Fazilet Partisinde gördüler. Yine mahalli idarelerde
hizmetin nasıl yapılacağını biz gösterdik
Mecliste ve meydanlarda bu milletin hukukunu biz savunduk; Milletin
aleyhine çıkarılan kanunları Anayasa Mahkemesi’ne biz götürdük. Ekonomik
krizler ve baskıcı uygulamalarla bunalan toplum kesimlerinin sözcülüğünü
biz yaptık. İşçilerin, memurların, çiftçilerin, esnafın, dürüst sanayici
ve iş adamlarının, emekli dul ve yetimlerin dertlerini biz dert edindik
Fazilet Partisi hiçbir ayırım yapmaksızın her kesimde insanın demokratik
ve insani haklarının korunması için çalıştı, bunun için risk aldı, bedel
ödemeye hazır olduğunu gösterdi: hoş görü, barış ve kardeşliğin açık örneklerini
ortaya koydu.
“Fazilet Partisi olmasaydı, ne olurdu?” sorusunun cevabı kolay geçiştirilemez.
“Fazilet Partisi olmasaydı” bu ülkenin hırsızlıklarla, yolsuzluklarla
dolu bir dönemi karanlıkta kalacaktı.
“Fazilet Partisi olmasaydı” bu ülkenin insanlarına ekonomik krizden
dış politikaya kadar bir dizi yalan. “ulusal çıkarlar ve hikmet-i hükümet”
adına yutturulacaktı.
“Fazilet Partisi olmasaydı” Türkiye’de çağdaşlık adına bir demokrasi
oyunu oynandığını kimse bilemeyecekti.
Fazilet Partisi bu oyunu bozmuştur. Yıllardır bu milletin değerlerini
ve kaynaklarını sömüren, ülkeyi geri bırakan, insanımıza demokrasiyi, hukuku
ve en az bunlar kadar önemli bir şeyi, kardeşliği esirgeyen anlayışın oyununu
bozmuş, ipliğini pazara çıkarmıştır.
Hiç kimsenin kuşkusu olmasın ki bu yaşadıklarımız, oyun bozmanın faturasıdır.
Herkesin şunu çok iyi bilmesinde, siyasal tarihin şu gerçeği kaydetmesinde
yarar vardır. Hiçbir vicdan sahibi bizim suç işlediğimizi iddia edemez.
Türkiye'nin belini büken, halkı fakirleştiren yolsuzluklar ve soygunlarla
bizim bir ilişkimiz olmadı; gece yarılarında ülkenin bankalarını biz pazarlamadık;
banka hortumcularının, kredi batıranların, mafya liderlerinin telefon defterlerine
bizim ismimiz düşülmedi.
Bu siyasi hareket bu ülkede, kalkınma ve refahı, hukuku, adaleti ve
adil dağıtımı, millete ve değerlerine saygıyı ve kardeşliği savunmuştur
Farklılıkların ülkenin zenginliği olduğunu kabul ettik; inancı, etnik menşei,
bölgesi, siyasi görüşü ne olursa olsun bu ülkede yaşayan insanların temel
haklarının garanti altına alınması gerektiğini söyledik. Terörü ve şiddeti
asla tasvip etmedik; aksine barışın ve kardeşliğin teminatı olduk.
Cumhuriyete karşı kalkışma iddiası, sadece bir iftiradır. Biz, Anayasanın
2. maddesinde vaz edilen devletin temel niteliklerinin evrensel ölçütlere
göre yorumlanıp uygulanmasını istedik Evrensel ölçütler göz ardı edilirse
ülkede huzur ve saadet olmaz, dedik.
Her şeyi milletin önünde söyledik ve yaptık, hiç kimse söyleyip yapmadığımız
bir şeyi bize atfedemez. Yine hiç kimse kendisini, bize meşruiyet sağlama
konumunda görmesin. Meşruiyet kaynağı millettir ve biz tam da bu kaynağın
kalbindeyiz.
Milletin vicdanının kabul etmediği bu kapatma kararı, Fazilet Partisini
Fazilet Partisi yapan değerleri, bu partiyi insanlarımızın gözünde farklı
ve ayrıcalıklı kılan ilkeleri ortadan kaldıramaz.
Herkes biliyor ki, gerekçeler ne olursa olsun Fazilet partisi, şu veya
bu partinin devamı olduğu için, şu veya bu suçun odağı olduğu için değil,
bu milleti yüzyıllardan beri ayakta tutan değerlerin; bu değerleri evrensel
değerlerle bütünleştirip geleceğe taşıma ilkesinin savunucusu olduğu için
kapatıldı.
Fazilet Partisi, bir partinin devamı olduğu için değil, bu ülkenin yönetim
mekanizmalarına çöreklenen tek parti zihniyetiyle mücadele anlayışının
devamı olduğu için kapatıldı.
Tekrar ediyorum: bu ülkede meşruiyetin kaynağı millettir; önemli olan
milletin vicdanında açık kalmaktır.
Bu ülkede birden çok parti olacaktır, bu ülkede demokrasi tesis edilecektir;
bu ülkeyi bu millet; bu milletin seçtiği temsilciler yönetecektir. Bu ülkede
hukuk, adalet, insan onuru ayağa kalkacaktır. Bu ülkede bazı tarihi kararlar
hala milletin vicdanını rahatsız ediyor: bu karar da milletin vicdanında
şimdiden mahkum edilmiştir. Biz değil, milletin demokrasi ve hukuk arayışına
karşı çıkanlar tarihin çöp sepetine atılacaktır.
Fazilet Partisi marjinal bir fikir kulübü değildir; 6 milyona yakın
seçmenden oy almış tarihsel kökleri olan bir siyasi partidir Yağmaya, talana,
fakirliğe, baskıya, haksızlığa, hukuksuzluğa itirazımız sürmektedir. Bu
milleti, bu milletin değerlerini küçük gören, inançların ve düşüncelerin
üzerine baskı kuran, milletin dinamizmini dumura uğratan tek parti anlayışını
aşmak için, arkamızdaki milyonlarla birlikte yolumuza devam edeceğiz. Türkiye
insanının refahtan daha fazla pay alması, inandığı ve olduğu gibi ama onurlu
bir dünya vatandaşı olarak yaşayabilmesi yönündeki talebimizden asla vazgeçmeyeceğiz.
Hakkımızda verilen karar bizi ne utandırıyor ne de kaygılandırıyor.
Uğradığımız haksızlık, bu ülke için önerdiğimiz değişim ve bu ülke insanlarına
vaat ettiğimiz geleceğin gücünü ispatlıyor.
İnanıyoruz ki halkımız, bir yol bulacaktır ve bu yol herkesi demokrasi,
hukuk ve kardeşlik çizgisinde buluşturacaktır.
Şimdi timsah gözyaşı dökenlere, “biz elimizden geleni yaptık, ama olmadı”
diyenlere seslenmek İstiyorum. Hayır, doğru söylemiyorsunuz. Milletin size
emanet ettiği yetkileri zamanında ve doğru olarak kullanmadınız; milletin
iradesine sahip çıkamadınız, yasama yetkinize müdahaleye göz yumdunuz,
en kötüsü bu kapatma kararından siyasi rant çıkarmak istediniz; bunun için
işi ağırdan aldınız. Çünkü siz demokrasi oyunu oynuyorsunuz, demokrasi
isteğinizde samimi değilsiniz. Hiç şüpheniz olmasın ki bunun bedelini ödeyeceksiniz;
bu millet size hak ettiğinizi verecektir.
Sözlerimi bitirirken teşkilat mensuplarımıza ve seçmenlerimize sesleniyorum.
Davamız milletin saadetini temin davasıdır; bunun için çalıştık ve çalışmaya
devam edeceğiz. Bu davanın sahibi sizsiniz; bu hareketi buralara siz taşıdınız.
Gecenizi gündüzünüze kattınız, sokaklara meydanlara siz çıktınız, köyleri
ev ev siz gezdiniz; çoluk çocuğunuzun nafakasından siz ayırdınız.
Şunu bilmenizi istiyorum: bilerek bir yanlış yapmadık; sizi mahcup edecek,
başınızı eğdirecek bir suç işlemedik; keşke şunu yapmasaydık diyeceğimiz
bir hareketimiz olmadı.
Evet Partimiz kapatıldı ama asla yenilmedik. Yenilgi psikolojisi size
yakışmaz. Bu yolda onurumuzla yürüdük... Asil yenilgi onuru kaybetmektir.
Allah’a hamd olsun, siz de, emaneti teslim ettiğiniz ben ve arkadaşlarım
da, onurumuza halel getirecek bir davranışta bulunmadık.
Zafer kutlamaları da yaptık ama daha çok ağıtlar düştü payımıza. Bu
sadece bizim için değil: hak hukuk arayanların kaderidir bu. Sevgilerinin
karşılığında bir şey istemeyenler binlerce yıldan ben bu kaderi yaşamışlardır.
Yenildiler sanılır ama biz koşmaya devam ederiz ve ne garip, galip gibi
görünenler teker teker silinirken sahneden, biz hep kalırız. Parçalanmış
bir ziynet kutusu gibi tarihin her köşesine bir mücevher bıraktık; biz
döşüyoruz güzelliklerin yolunu.
Unutmayınız ki ancak büyük bir davanın mensupları onurlarını ve vakarlarını
koruyabilir. Sizler büyük bir davanın mensubusunuz. Bu dava, asla mahkemelerde
verilen kararlarla kayıtlı olamaz. Bu büyük davanın mensupları zamanın
getirdiği esintilerle savrulmazlar.
Bir tehlike yok değil... sağdan soldan duyacaksınız; kulaklarınıza fısıldanacak,
olmadı denilecek, olmuyor denilecek... şöyle yapmayın şu şekilde davranmayın
denilecek, filan şöyle dediği için, filan böyle yaptığı için olmadı denilecek.
Sizi birbirinize düşürmeye çalışacaklar, sizin içinize yenilgi psikolojisi
ekecekler; sahte kurtuluş reçeteleri sunacaklar, uzlaşın diyecekler.
Değerli Kardeşlerim;
Siz büyük bir davanın mensuplarısınız; çok çetin yollardan geldiniz...
ama en çetin sınav fitnededir, nifaktadır.
Evet en zor görev yine size düşüyor; nifak tehlikesini de siz savuşturacaksınız.
Hiç kuşkunuz olmasın ki, her şeye rağmen çok yol katedilmiştir; haksızlık
ve zulmün daha fazla ayakta durması mümkün değildir. Size sabır, soğukkanlılık
ve kararlılık öneriyorum; Kimse itidalini kaybetmesin, yasalar içinde kalın,
hiçbir taşkınlığa meydan vermeyin, sukünet ve olgunluğunuzu koruyun. Böyle
olun; böyle olduğumuz için varız ve yolumuza devam ediyoruz. Bunun için
yenilgi gibi görünenler, zaferlerden de parlak oluyor.
Sabır, soğukkanlılık ve kararlılıklarımızı birleştirirsek asla zarar
edenler olmayacağız.
Partimizin kapatılmasına değil, milletimizin tedirgin edilmesine, saadetinin
geciktirilmesine üzülüyoruz. Ülkenin kaosa, taşıyamayacağı şartlara sürüklenmesine
üzülüyoruz.
Ama bütün bunlar birer şekilden ibarettir; aslolan milletin demokrasi,
insan hakları ve hukuk isteğinin canlı olmasıdır.
Bu kararın yangından mal kaçırılır gibi alel acele verilmesi tüm hukukçular
ve aydınlar tarafından eleştirilmektedir; herkes Fazilet Partisi’nin kapatılması
için hiçbir sebebin olmadığını ifade etmiştir; bu kararın ülke çıkarları
ile bağdaşmadığında toplumun tüm kesimlerinde oy birliği vardır.
Demokrasi içerisinde millet gayesini gerçekleştirecektir, demokrasi
ve hukuk mücadelesi mutlaka kazanılacaktır. Şimdi bunun için her zamankinden
daha çok ümitliyiz. Ve yüz yıl sonra Namık Kemal'in dizeleriyle haykırıyoruz:
Ne mümkün zulm ile bidat ile imhavı hurriyet
Çalış idraki kaldır muktedirsen ademiyetten.
Demokrasinin yerleşip kök saldığı, hukukun üstünlüğünün esas olduğu,
insan hakları ve özgürlüklerin tam ve kamil manada yaşandığı, mazlumların
haklarının korunduğu, işkencenin, kötü muamelenin yapılamadığı, kalkınmış,
halkı refah içinde aydınlık ve yaşanabilir bir Türkiye için yola devam
ediyoruz.
Allah’a emanet olun.
|