
| | KIŞLALI OLAYI ANA SAYFA| BELGENET ANA SAYFA |
AHMET TANER KIŞLALI | 24 EKİM 1999 |
CUMHURİYET GAZETESİ'NDE YER ALAN BAZI HABERLER
Yazarımız Kışlalı cumhuriyeti sahiplenen onbinlerin sevgi seliyle uğurlandıBütünleşme zamanıLaiklik andı Yazarımız, Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) 2. Başkanı, eski Kültür Bakanı, Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı, onbinlerce yurttaşın eşlik ettiği törenlerle uğurlandı. Onbinlerin bir ağızdan haykırdığı ''Türkiye laiktir laik kalacak'' sloganları, Ankara caddelerinde çınladı. Kışlalı, TBMM, AÜ İletişim Fakültesi, Kültür Bakanlığı ve gazetemiz önünde yapılan törenler ile Kocatepe Camii'nde kılınan cenaze namazının ardından Karşıyaka Mezarlığı'nda toprağa verildi.'Artık sahip çıkılsın' Gazetemiz Yayın Kurulu Başkanı İlhan Selçuk, Ahmet Taner Kışlalı'nın cenaze töreninde toplanan insanlara bunun son görev olmaması, bütünlük içinde laik Cumhuriyet'e sahip çıkılması uyarısında bulunurken; ''Bütünlük sağlayabilirsek yazarlar öldürülmez'' dedi. ''Cumhuriyet Gazetesi'nin yalnız bırakılmış hedef tahtası olduğunu" kaydeden Selçuk, Cumhuriyet ile Cumhuriyet gazetesinin birbirinden ayrılmaz olduğunu vurguladı. Askere alkış, hükümete protesto Genelkurmay Başkanlığı'nın talimatı üzerine Ankara garnizonu ve birliklerdeki binlerce subay ve astsubay da Kocatepe'deki cenaze namazına katıldı. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu, Kocatepe Camisi'nde yurttaşlar tarafından ''Türkiye sizinle gurur duyuyor'' sloganıyla karşılandı. ''Şehit protokolü''nün uygulandığı törene katılan yurttaşlar, Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel başta olmak üzere siyasileri yuhalarken, askerleri alkışladı.ANKARA (Cumhuriyet Bürosu) - Bombalı suikast sonucu öldürülen yazarımız, Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) 2. Başkanı, eski Kültür Bakanı, Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı , onbinlerce yurttaşın eşlik ettiği törenlerle uğurlandı. Onbinlerin haykırdığı ''Türkiye laiktir laik kalacak'' sloganları, Ankara caddelerinde çınlarken; hükümet istifaya çağrıldı. Kışlalı, TBMM, A.Ü İletişim Fakültesi, Kültür Bakanlığı ve gazetemiz önünde yapılan törenler ile Kocatepe Camii'nde kılınan cenaze namazının ardından Karşıyaka Mezarlığı'nda toprağa verildi.Gazetemiz Yayın Kurulu Başkanı İlhan Selçuk, Kışlalı'nın töreninde toplanan insanlara bunun son görev olmaması, bütünlük içinde laik Cumhuriyet'e sahip çıkılması uyarısında bulunurken; ''Bütünlük sağlayabilirsek yazarlar öldürülmez'' dedi. ''Cumhuriyet Gazetesi'nin yalnız bırakılmış hedef tahtası'' olduğunu kaydeden Selçuk, Cumhuriyet ile Cumhuriyet gazetesinin birbirinden ayrılmaz olduğunu vurguladı. İlhan Selçuk, ''cumhuriyet mi demokrasi mi'' tartışmalarına ilişkin olarak, ''Cumhuriyeti azımsayanlar varsa bilin ki bunlar numaracıdır, yalancıdır. Bunlar safsatadır'' dedi. CHP Genel Başkanı Altan Öymen de, ''Kışlalı'nın yeri Atatürk'ün yanıdır. Üçoklar'ın, Mumcular'ın, Aksoylar'ın yanıdır. Karanlık aydınlığı yenemez. Demokratik laik Cumhuriyet ilelebet payidar kalacaktır'' dedi. Geniş güvenlik önlemlerinin alındığı Ankara'da, törenlerin sonuna kadar başta Atatürk Bulvarı olmak üzere Kızılay- Ulus-Cebeci güzergâhındaki ana caddeler trafiğe kapatıldı. Ahmet Taner Kışlalı'nın eşi Nilgün Kışlalı, kızları Altınay Kışlalı, Dolunay Uluç, damadı Sıtkı Uluç, ağabeyleri Mahmut Kışlalı ve Mehmet Ali Kışlalı ile diğer aile yakınları düzenlenen törenlere katıldılar. Kışlalı için ilk tören dün sabah saat 10.00'da TBMM'de yapıldı. Buradaki törene Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, TBMM Başkanı Yıldırım Akbulut, Başbakan Bülent Ecevit, ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz, CHP Genel Başkanı Altan Öymen, FP Genel Başkanı Recai Kutan ile çok sayıda milletvekili katıldı. Kışlalı'nın naaşı alkışlar ve sloganlar eşliğinde Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi'ne uğurlandı. Kalabalık nedeniyle zaman zaman izdiham yaşanan fakültedeki törene, öğrencileri ve öğretim üyesi arkadaşlarının yanı sıra 72 üniversite rektörü, Yükseköğretim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Kemal Gürüz , Prof. Dr. Mümtaz Soysal , öğrencileri, meslektaşları, okurları ve gazeteciler katıldı. Saygı duruşuyla başlayan törende konuşan Kışlalı'nın 41 yıllık meslektaşı Prof. Dr. Ergün Türkcan , Kışlalı'nın şiir yazmadığını ancak şair ruhlu biri olduğunu vurguladı. Türkcan, ''Şair ruhlu adam, en duyarlı ve en hassas adamdır. Kışlalı'ya atılan bomba, bize yöneliktir. Biz acıya alışıyoruz, bundan sonra yine öldürecekler, çünkü bunları yakalamak mümkün değil. Acı bilince dönüşüyor. Ahmet'in ölümünün, bu menfur cinayetlerin sonuncusu olmasını diliyorum'' dedi. Kışlalı'nın ölümünün birleştirici olduğunu vurgulayan Türkcan, ''Hiç kimse ucuz ve kolay neticeler elde edemeyecek. Yerdeki kanını aramak yerine, onun düşüncelerini göklere yükseltmekle Ahmet Taner Kışlalı'yı yaşatabiliriz'' diye konuştu. 'Şiddetsiz yaşayamıyorlar'İletişim Fakültesi öğrencileri adına konuşan Serhat Akça , öfkesini ''Senin bedenini yok ettiler hocam ama hayatımızdaki seni nasıl yok edecekler? Hoşgörüyü bellettin bize. Ama bu şiddeti anlamayacağız ve tanımayacağız'' sözleriyle dile getirdi. Ankara Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Günal Akbay , Atatürk'ün çizdiği uygarlık yolundan kendilerini ayırmak isteyenlerin Kışlalı'yı haince ve hunharca öldürdüğüne dikkat çekerek, ''Cumhuriyetin tüm kurumları onun aziz hatırasını daima yaşatacak. Bu karanlık güçler bilsinler ki onun çizdiği yol ölümsüzdür. Atatürk ilkelerine bağlılığın, irticayla mücadelenin, Kuvay-ı Milliye'nin simgesi Kışlalı daima yaşayacak'' dedi. Kışlalı'nın bilim adamı yönüne dikkat çeken Akbay, ''O, Ankara Üniversitesi için 'Cumhuriyetin Üniversitesi' derdi. Ankara Üniversitesi, büyük Türk üniversitesi oluyor'' diye konuştu. Fakülteden meslektaşı Doç. Dr. Eser Köker , ''Cavit Orhan Tütengil, Ümit Doğanay, Bahriye Üçok, Muammer Aksoy ve Ahmet Taner Kışlalı'nın ortak özellikleri'' bulunduğunu belirterek, onların ''fildişi kuleler'' de yaşamadıklarını, ''holding odalarında oturmadıklarını, onların Türkiyeli olmayı istediklerini'' kaydetti. Siyasetçileri uyaran Köker, ''Üniversiteler, o kadar şiddetle iç içe yaşadı ki, üniversiteler, kurumsal görevini, politik işlevini yitirdi. Şiddetin, üniversiteden ve sokaklardan kaybolması için,Türkiye'nin bütün politika adamlarını hukuk devleti ilkelerini yerine getirmeye çağırıyorum'' dedi.Hükümet yuhalandıTörenin ardından Kışlalı'nın naaşı gözyaşları arasında Büyük Tiyatro'ya getirildi. Alkışlar eşliğinde omuzlar üzerinde taşınan naaşı, Kışlalı'nın bir fotoğrafının da yer aldığı sahneye yerleştirildi.Bu arada Opera Sahnesi'ni ağzına kadar dolduran yurttaşlar Kışlalı'yı dakikalarca ayakta alkışlayarak, ''Türkiye laiktir, laik kalacak'' sloganı attılar. Kızılay'dan yürüyüşe geçen kortejin Opera Binası'na ulaşmasının ardından buradaki tören başladı. Törende Kültür Bakanı İstemihan Talay ve Devlet Tiyatroları Genel Müdürvekili Rahmi Dilligil konuşmalarını hükümet aleyhine atılan sloganlar arasında yapmak zorunda kaldılar. Bir bölümünü CHP'liler ve ADD'lilerin oluşturduğu kalabalığın, ''Hükümet istifa'', ''Başbuğ Ecevit'' sloganları arasında konuşmasını kısa kesmek zorunda kalan Talay, Kışlalı'nın büyük ve öncü bir insan olduğunu belirterek, ''Ona yapılan suikast, Türkiye Cumhuriyeti'ne yapılmış bir saldırıdır. Onu saygıyla anacağız'' dedi. Kışlalı'nın Kültür Bakanlığı'nın kurumsallaşmasında, Atatürkçü, çağdaş, laik bir bilim adamı olarak önemli katkılarda bulunduğunu belirten Talay, ''Onun aziz hatırası önünde saygıyla eğiliyoruz'' diye konuştu. Salonda bulunanların yuhlamaları nedeniyle hava iyice gerginleşirken, DSP Ankara Milletvekili Uluç Gürkan'la salonda bulunanlar arasında tartışma çıktı. Gürkan'ın ''Hükümet istifa'' diye slogan atanlara ''Terbiyesizler, sizin kim olduğunuzu biliyorum'' diyerek tepki göstermesi üzerine yuhalamalar arttı. Tepkilerin yükselmesi üzerine, salonda bulunanlar, ''Kışlalı'ya saygıya'' çağrılırken, İstiklal Marşı okunmaya başladı. Gerginlik üzerine sanatçıların Kışlalı'nın naaşının önünden saygı geçişi programı iptal edilmek zorunda kaldı. Saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı'nın okunmasının ardından Kışlalı'nın naaşı yine alkışlar eşliğinde, omuzlarda taşınarak sahneden indirildi ve cenaze arabasına konuldu. Araba ve arkasındaki kalabalık kortej daha sonra gazetemize gelmek üzere Kızılay'a doğru harekete geçti. Kışlalı'nın eşi, kızları ve yakınları da cenaze arabasının önünde yürüyüşe katıldı. Yol boyunca, hükümeti hedef alan sloganlar yükselirken, ''Başbuğ Ecevit'' sloganlarına, ''Fethullahçı Ecevit'' de eklendi. ''Türkiye, laiktir laik kalacak'', ''Laikiz güçlüyüz, Atatürkçüyüz'', ''Şeriata geçit yok, Kemalist Türkiye'', ''Nursi'nin itleri yıldıramaz bizleri'', ''Faşizme karşı omuz omuza'' sloganları ile ''Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler ülkesi olamaz- Atatürk'', ''Bu bayrak ve bu cumhuriyet sahipsiz değildir'', ''Mustafa Kemaller görev başında'', ''Kemalist devrim tamamlanacak'', ''Şeriata geçit yok, Akit'i kapatın'' pankartları dikkat çekti. Kızılay Meydanı'nda korteje Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) da eklendi. Kortej Cumhuriyet Gazetesi önünde bekleyen yurttaş topluluğuyla birleşti. Kışlalı'nın naaşı kalabalığın içinde güçlükle kırmızı karanfillerle bezenmiş katafalka alkışlar arasında konuldu. 'Yeri Atatürk'ün yanı'CHP Genel Başkanı Altan Öymen , Cumhuriyet Gazetesi'nin önünde yapılan törende, demokratik ve laik cumhuriyetin en keskin savuncularından olan Kışlalı'nın ve Uğur Mumcu'nun öldürülmesiyle laik cumhuriyeti savunanlara gözdağı verilmesi amacına hiçbir zaman ulaşamayacaklarını söyledi. ''Onun cenazesinin başında toplanan bu topluluk gibi binlerce insan devletimizin değerlerinin savunucusudur. Sayıları giderek daha da artmaktadır'' diyen Öymen, Kışlalı'nın Kültür Bakanlığı döneminde, uygarlık kazandırdığı kurumu, Atatürk değerlerini savunan bir bakanlık haline getirdiğini anlattı. Kışlalı'nın öğretim üyesi olarak öğrencilerini ''aydınlık ve çağdaşlık'' yolunda yetiştirdiğini kaydeden Öymen, ''Babamız gibiydi diyorlar. Cumhuriyet Gazetesi'ndeki yazılarıyla, demokratik laik cumhuriyete karşı her türlü görevi kutsal bildi. Ölümünden 7 dakika öncesine kadar bu yoldaki uğraşlarını sürdürüyordu. Herkesi uyarmayı kutsal bir görev bildi. Ve bir gün uzmanlaşmış bir cinayet örgütü onu aramızdan ayırdı'' diye konuştu.Öymen, Kışlalı'nın cinayet soruşturmasının daha öncekilere benzememesini, bu cinayetlerin aydınlatılmasına ışık tutmasını umut ettiğini söyledi. Öymen'in ''Kışlalı'yı bugün uğurluyuz. Yatacağı yer Atatürk'ün yanıdır. Üçoklar'ın, Mumcular'ın, Aksoylar'ın yanıdır. Karanlık aydınlığı yenemez. Demokratik laik Cumhuriyet ilelebet payidar kalacaktır'' sözleri büyük alkış aldı. 'Türkiye Cumhuriyeti için ölüm yok'Gazetemiz Yayın Kurulu Başkanı İlhan Selçuk,''Sevgili insan şu anda bizi dinlemiyor sanıyorsanız aldanıyorsanız. Dinliyor, belki de dileklerini bizim dile getirmemizi istiyor'' diye başladığı konuşmasında çeşitli uyarılarda bulundu. Selçuk'un, ''Bu cinayet neden işlendi, hepimiz biliyoruz. Siz de, ben de biliyorum. Bu cinayet, cinayetler zincirinin son halkasıdır. Acaba son halkası olacak mı?'' sözleri üzerine yurttaşlardan birisi ' 'Yeter olsun artık'' diye bağırdı. ''Biz yeter artık diyelim. Ama yetecek mi?'' diyen Selçuk, şöyle konuştu:''İnsanların acıları, duyguları elbette kutsaldır. Aklımızı ön plana çıkarmak zorundayız. 1993 yılında Uğur Mumcu'nun bayrağa sarılı tabutunun başında da konuştum. Orada milyonlara söylediklerimi anımsıyorum: 'Şimdi burada toplandık, yüreğimiz yana yana Uğur'u son yolculuğuna uğurluyoruz. Hâkimlere lanet okuyoruz. Sonuna kadar mücadele edeceğimize söz veriyoruz... Bundan sonra bu bütünlüğü bozmayalım.' Laik bağımsız Türkiye Cumhuriyeti'ni savunanlar bir araya gelseler acaba bu cinayet işlenir miydi? Arkadaşlar, bu cinayeti işleyen katillere bin kere lanet olsun. Ama bu cinayeti işletecek ortamı yaratan ve devrimci, laik demokratik, insan haklarına dayalı cumhuriyetin amaçlarında birleşen insanları bölenlere de lanet olsun.'' Bunun üzerine '' Başbuğ Ecevit sloganları atılınca, İlhan Selçuk, bir tek insanı suçlamanın hiçbir anlam taşımadığına ve suçun paylaşılması gereğine dikkat çekerek, ''Eğer biz görevlerimizi ihmal ediyorsak, çağdaş toplum gibi yaşamanın koşullarını yaratamıyorsak bazılarını suçlayarak sorumluluktan kurtulamayız'' dedi. 'Cumhuriyeti karalayanlar sahtekâr'İlhan Selçuk, burada toplanmanın ''son görev'' olmaması gerektiğini vurgularken, ''Mumcu başında konuşan ben ve sizler 1999'da sevgili Ahmet Taner Kışlalı'nın bedeninin, Türk bayrağına sarılmış tabutunun başında toplanıyoruz. 6 sene sonra 2005'te başka bir cenazenin başında daha toplanacak mıyız?'' demesi üzerine kalabalıktan ''Hayır'' sesleri yükseldi. ''Bedenimizde yaşattığımız laik, demokratik Türkiye için bütünleşelim arkadaşlar. Niçin canını, kanını veren insanların savunduğu Cumhuriyet'e sahip çıkılmıyor'' diyen Selçuk, sözlerini şöyle sürdürdü:''O toprağa, doğaya karıştığı zaman, hepimiz birer birer doğaya karışana kadar insanca yaşamamızı isterdi. Sevgili dostumuzu son yolculuğuna uğurlarken diyelim ki; 'Aydınlık Türkiye'yi korumak için gerekli olan şeyleri yapacağız.' Cumhuriyet Gazetesi burada hedef tahtası. Ve yalnız bırakılmış bir hedef tahtası. Bütün yurtta bir kamu malı gibi benimsenmişken, uzak durmamak gerekir. Bütünlük sağlayabilirsek yazarlar öldürülmez. Cumhuriyet'in bütün çalışanları öldürülmek tehditiyle yaşasalar bile bu onlara vız gelir. Ölüm insanlar içindir. Yaşayan kurumlar için ölüm yoktur. Türkiye Cumhuriyeti için ölüm yoktur.'' İlhan Selçuk, ''cumhuriyet mi demokrasi mi'' tartışmalarına ilişkin olarak, ''Cumhuriyeti azımsayanlar varsa bilin ki bunlar numaracıdır, yalancıdır. Bunlar safsatadır. Gizli ya da açık olarak cumhuriyeti karalamaya çalışan herkesin sahtekâr olduğunu anlamanın zamanı gelmiştir artık'' dedi. Selçuk, sözlerini, ''Burada ben inanıyorum bu süreç içinde Cumhuriyet yazarları tek tek öldürülseler de, kaybolsalar da laik Türkiye Cumhuriyeti yaşayacaktır. Laik Türkiye Cumhuriyeti ve Cumhuriyet Gazetesi bir bütündür. İki cumhuriyet birbirinden ayrılamaz. Birinin yaşaması öbürünün yaşamasını besleyecek, destekleyecektir. Bugünden tezi yok seferberliğe geçerek görevimizi yerine getirmiş olacağız. Ahmet Taner Kışlalı'yı kucaklayıp, güzel yolculuklar diliyorum. Eminim ki o her zaman yaşayacaktır'' diye tamamladı. Kocatepe'de laiklik andıCumhuriyet'in önündeki törenden sonra Kışlalı'nın naaşı Kocatepe Camii'ne götürüldü.15.00'de Kocatepe Camii'nin avlusuna giren Kışlalı'nın naaşı alkışlarla karşılandı. Genelkurmay Başkanlığı'nın talimatı üzerine Ankara garnizonu ve birliklerdeki binlerce subay ve astsubay da Kocatepe'deki cenaze namazına katıldı. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu , Romanya gezisini yarıda keserek geldiği Kocatepe Camii'nde yurttaşlar tarafından ''Türkiye sizinle gurur duyuyor'' sloganıyla karşılandı.''Şehit protokolü'' nün uygulandığı törene katılan yurttaşlar, Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel başta olmak üzere siyasileri yuhalarken, askerleri alkışladı. Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Nuri Yılmaz 'ın kıldırdığı cenaze namazının ardından Kışlalı'nın naaşı Karşıyaka Mezarlığı'na götürülerek toprağa verildi. NOTLAR 'Asker millet el ele'DÜRDANE KIRÇUVALANKARA - Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK), Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı 'ya yurttaşlarla birlikte sahip çıktı. Ankara'da bulunan bütün garnizon ve birliklerdeki subay ve astsubaylar Kocatepe Camii'ndeki törene katılırken, Romanya gezisini yarıda kesen Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu cami avlusuna gelişinde ''Ordu, millet omuz omuza'' , ''Türkiye sizinle gurur duyuyor'' sloganlarıyla karşılandı. Cumhuriyet gazetesinde düzenlenen törenin ardından, onbinler Kocatepe Camii'ne yürüdü. Türkiye'nin hemen her yerinden gelen yurttaşların yanı sıra Genelkurmay Başkanlığı'nın önceki gün verdiği talimat doğrultusunda askeri kıyafetleriyle binlerce ordu mensubu da Kocatepe Camii'nde yerini aldı. Türk Silahlı Kuvvetleri'ni Genelkurmay Başkanı'nın yanı sıra Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Atilla Ateş , Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Ergin Celasin , Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral İlhami Erdil , Kara Kuvvetleri Kurmay Başkanı Orgeneral Necdet Timur , MGK Genel Sekreteri Orgeneral Cumhur Asparuk , Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Edip Başer , Genelkurmay Genel Sekreteri Tümgeneral Atilla Işık , çok sayıda subay ve astsubay temsil etti. Camideki törende Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel , Başbakan Bülent Ecevit , DYP Genel Başkanı Tansu Çiller , ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz , Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk , eski Devlet Bakanı Hikmet Uluğbay , Devlet Bakanı Hasan Gemici , eski Maliye Bakanı Zekeriya Temizel , eski Anayasa Mahkemesi Başkanı ve ADD Genel Başkanı Yekta Güngör Özden , Anayasa Mahkemesi Başkanı Ahmet Necdet Sezer , eski CHP Genel Başkanı Deniz Baykal , DGM Savcısı Nuh Mete Yüksel de hazır bulundu. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Vural Savaş tabutu da taşıdı. Siyasileri ıslık çalarak ve yuhalayarak protesto eden yurttaşlar, TSK mensuplarını alkışlayarak ''Türkiye sizinle gurur duyuyor'' , ''Ordu-millet omuz omuza'' sloganları attılar. Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Nuri Yılmaz 'ın kıldırdığı cenaze namazının ardından Kışlalı'nın naaşı omuzlarda alkışlar ve karanfiller eşliğinde cenaze arabasına götürülürken askerler de selam durdu. Askerlerin bir kısmı da cenaze arabasının üzerine karanfil attı. Cenaze arabası da yine yolun iki yanına dizilen askerlerin selamları arasında yavaş yavaş ilerlerken, halk da alkışlarla Kışlalı'yı uğurladı. Bir cenaze töreninde ilk kez sloganlar atıldı...Meclis'te tarihi protesto
ANKARA - Yazarımız Ahmet Taner Kışlalı dün son yolculuğuna uğurlanırken, yurttaşlar TBMM çatısı altında siyasetçileri ilk kez protesto etti. Kışlalı, alkışlarla ve ''Suskun Meclis istemiyoruz'' sloganlarıyla TBMM'den uğurlandı. Kışlalı'yı son yolculuğuna uğurlamak için yapılan törenlerde ilk durak, bir dönem milletvekili olarak görev yaptığı TBMM oldu. Saat 09.00'dan başlayarak dostları, siyasetçiler yavaş yavaş tören alanında yerlerini almaya başladı. TBMM'deki cenaze töreninde ''sosyal demokratlar'' ile ''demokratik solcular'' çoğunluktaydı. Kışlalı'nın 1977 yılında İzmir Milletvekili olarak parlamentoya girdiği CHP, kalabalık bir grupla törene katıldı. CHP Genel Başkanı Altan Öymen'in yanı sıra geçen dönem parlamentoda görev yapan CHP milletvekillerinin neredeyse tamamı TBMM'deydi. Kışlalı'nın 1978 yılında Kültür Bakanı olarak aynı kabinede görev yaptığı Başbakan Bülent Ecevit ile eşi Rahşan Ecevit, DSP'li bakanlar ve çok sayıda DSP millletvekili de törene katıldı. Eski DSP'li bakanlardan Hikmet Uluğbay ile Zekeriya Temizel, İzmir'in DSP'li Belediye Başkanı Ahmet Priştina, Gaziantep'in CHP'li Belediye Başkanı Celal Doğan da tören alanındaydı. Başbakan Yardımcısı Devlet Bahçeli ve DYP Genel Başkanı Tansu Çiller dışındaki tüm siyasi parti liderleri törene katıldı. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel beklenirken, Kışlalı'nın eşi ve kızları TBMM kulisinde taziyeleri kabul etti. Demirel 09.30'daki tören başlamadan birkaç dakika önce geldi. Tören kıtasının omuzları üzerinde taşınan Kışlalı'nın naaşı cenaze arabasına kondu. Alkışlar yükseldi. Hepsi bu kadarla kalmadı, arkasından yurttaşların isyanı geldi. Resmi plakalı araçlar birer birer tören alanından ayrılırken, siyasetçi kendi çatısı altında protesto edildi. TBMM'de bugüne dek yapılan hiçbir cenaze töreninde rastlanmayan görüntüler ortaya çıktı. Yurttaşlar, ''siyasetçiye'' isyanını ''Suskun Meclis istemiyoruz'' sloganıyla dile getirdi. Sloganların arkası geldi: ''Türkiye laiktir laik kalacak'', ''Susma, sustukça sıra sana gelecek'', ''Katiller bulunsun, hesap sorulsun'', ''Hükümet istifa'', ''Milletvekilleri nerede?'' . Bir kadın, Başbakan Bülent Ecevit'e ''Bunca yıldır milletvekilisiniz. Neredesiniz?'' diye bağırdı... Atatürkçü bir aydının bombayla parçalanan bedeni, bir kez daha yurttaşları ''devlete, siyasetçiye'' isyan ettirdi. Siyasetçiler ise suskundu, mahcuptu. Uğur Mumcu 'nun ardından verilen ''namus sözleri'' tutulmamıştı. Kimse, Kışlalı'nın ardından ''namus sözü'' vermeye cesaret edemedi. Bir kez daha aynı kısır döngü başlıyordu: TBMM'de Ahmet Taner Kışlalı suikastı için araştırma komisyonu kurulacaktı, raporlar hazırlanacak, sonra arşive kaldırılacaktı... TBMM'deki törene katılan mahcup siyasetçiler, ''Her şeye rağmen, TBMM'ye güvenin'' diyordu... Yurttaşlar ise kısır döngünün değişmesi için bir kez daha siyasetçiyi göreve çağırdı: ''Suskun Meclis istemiyoruz...'' SusturamayacaklarAhmet Taner Kışlalı, sayfalarında okurlarıyla buluştuğu Cumhuriyet gazetesinin önünden, 6 yıl önce Uğur Mumcu'nun cenazesinde olduğu gibi yağmurlu bir günde, gözyaşlarıyla uğurlandı
ANKARA - Gazetemizin Atatürk Bulvarı 125 numaradaki Ankara bürosunun önünde saat 09.00'dan itibaren toplanan binlerce yurttaş, Mumcu suikastı sonrası verilen sözleri anımsatarak namus borcunun ödenmesini istedi. Ellerinde Cumhuriyet 'i taşıyan binlerce yurttaş hem aydınlarını yitiren laik-demokratik cumhuriyete hem de teröre 20 yılda 7 kurban veren Cumhuriyet gazetesine sahip çıkacaklarına söz verdiler. Kışlalı'nın ikinci başkanı olduğu Atatürkçü Düşünce Derneği'nin (ADD) Türkiye'deki tüm şubeleri, CHP, DSP, ÖDP, EMEP, SİP, İP örgütleri, HADEP'li gençler, sivil toplum kuruluşları ve meslek odaları temsilcileri ile Kışlalı'nın okurları, öğrencileri ve meslektaşları gazetemiz önünde bekleyişleri sırasında şeriatçı odaklar, yayın kuruluşları ve hükümeti protesto etti. ''Başbuğ Ecevit'', ''Mücahit Ecevit, sana Merve yakışır'', ''Molla Ecevit'', ''Mollalar İran'a'', ''Ecevit istifa'', ''Katiller Meclis'te'', ''Şeriata geçit yok, aydınlık Türkiye'', ''Mücahit Ecevit Merve'ye sahip çık'', ''Mustafa Kemaller görev başına'', ''Katiller nerede, Kemalistler burada'', ''Katiller halka hesap verecek'', ''Namus borcu ödensin artık'', ''Laikler burada, yobazlar nerede'', ''Susma sustukça sıra sana gelecek'', ''Faşizme karşı omuz omuza'', ''Türkiye laiktir laik kalacak'' sloganları atan yurttaşlar ellerinde, ''Bu bayrak ve bu cumhuriyet sahipsiz değildir'' ve ''Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, müritler, meczuplar ülkesi olamaz. Kemal Atatürk'' dövizleri taşıdılar. Cenaze korteji beklenirken sık sık ''Ankara'nın taşına bak'' ile ''Yiğidim Aslanım'' türküleri ve 10. Yıl Marşı söylendi. 10. Yıl Marşı'na gönülden katılan yurttaşlardan bazıları, Uğur Mumcu'nun cenazesinin ardından aydın ağıdına dönüşen ''Yiğidim Aslanım'' türküsü söylenirken ağladı. Cumhuriyet önündeki bekleyiş sürerken bir grup yurttaş ilerici laik aydınları hedef gösteren Akit gazetesini yaktı. Ahmet Taner Kışlalı'yı da hedef gösteren Akit gazetesinin yakılması sırasında, ''Mollalar İran'a'', ''Şeriata geçit yok, Akit'i kapatın'' sloganları duyuldu. Saat 13.00 sıralarında alana getirilen Kışlalı'nın naaşı, alandaki kalabalık nedeniyle gazete önünde hazırlanan platforma güçlükle yerleştirildi. Kalabalık ve yaşanan yoğun duygu seli nedeniyle bir yurttaş fenalık geçirdi. Kışlalı'yı uğurlama törenini ulusal televizyonların büyük bölümü naklen yayınlarken, basın mensupları arasında zaman zaman izdiham yaşandı. Saat 13.30'da başlayan törende ilk konuşmayı Altan Öymen yaptı. Öymen'in konuşması sık sık sloganlarla bölünürken, ''Kışlalı'nın yatacağı yer Atatürk'ün yanıdır'' sözleri büyük alkış aldı. Öymen'in konuşmasının sonunda yurttaşlar ''Türkiye laiktir laik kalacak'' sloganları attı. Törene gelen siyasetçiler, Kışlalı'nın öğrencileri ve yurttaşlar 4. kattaki büromuza çıkarak, başsağlığı dileklerini ilettiler ve taziye defterini imzaladılar. Törende, yazarımızın eşi Nilüfer Kışlalı, kızları Altınay Kışlalı ve Dolunay Uluç, kardeşi Mehmet Ali Kışlalı, yakınları, gazetemiz yöneticileri ve İstanbul, İzmir ve Adana bürolarından gelen çalışanları hazır bulundu. Yurttaşlara seslenen gazetemiz Yayın Kurulu Başkanı İlhan Selçuk 'un, Cumhuriyet gazetesine sahip çıkılmasını isteyen sözleri alkışlarla kesilirken, ellerinde Cumhuriyet gazetesi taşıyan yurttaşlar, gazetelerini havaya kaldırdılar. Konuşmalar sırasında yurttaşlar Kışlalı'nın naaşı üzerine kırmızı karanfil yağdırdı. Törene Devlet Bakanı Mehmet Ali İrtemçelik, CHP Genel Sekreteri Tarhan Erdem, Genel Sekreter Yardımcısı Bekir Yurdagül, MYK üyesi Algan Hacaloğlu, PM üyesi Hasan Fehmi Güneş , Köy Enstitülü Yazar Mahmut Makal, eski İstanbul Barosu Başkanı Turgut Kazan , ÖDP Genel Başkanı Ufuk Uras ve Genel Sekreter Yıldırım Kaya ve çok sayıda siyasetçi katıldı. Törene katılan kalabalığa bulvar üzerindeki binalarda ve çevrede bulunan yurttaşlar da alkışlarıyla destek verdi. Öfke Ecevit'e yönlendiProf. Ahmet Taner Kışlalı, 23 Ekim 1979'da ayrıldığı Kültür Bakanlığı'na tam 20 yıl sonra omuzlar üzerinde geri döndü
ANKARA - Ahmet Taner Kışlalı, ''çiçeği burnunda bir bakan'' olarak girdiği Kültür Bakanlığı'ndan, tam 20 yıl sonra dün; bu kez omuzlar üzerinde uğurlandı. Uğurlamada gözyaşı vardı, öfke vardı, hınç vardı. Hınç, ''meçhul'' katillere, öfke hükümeteydi ve slogan olarak patladı: ''Başbuğ Ecevit'' Kışlalı'nın Genel Başkan Yardımcısı olduğu Atatürkçü Düşünce Derneği'nin (ADD) Türkiye'nin dört bir yanından gelen üyeleri, dostları, gazeteci meslektaşları, sevenleri ve öğrencileri saat 10.30'da gazetemizin önünden, Kültür Bakanlığı'nın düzenlediği tören için Sıhhiye'deki Opera binasına doğru yürüyüşe geçtiler. Kızılay'dan Opera'ya kadar uzun bir kortej oluşturan onbinler, ''laik- demokratik cumhuriyetin'' köşe taşlarının simgelerini; Atatürk' ün, Kışlalı'nın, Uğur Mumcu 'nun resimleri ve ''Laikliğin bekçisiyiz'' diyen Cumhuriyet gazetesini taşıdılar. Yol boyunca işyerlerinde, duraklarda, kaldırımlarda bulunan yurttaşlar, dershanelerdeki öğrenciler korteje alkışlar ve sloganlarla destek verdi. Gözleri hüzünlü, elleri bayraklı minikler, ak sakallı dedeler, özgürlük işareti yapan nineler, sol yumruğu havada ''Cumhuriyetin, laikliğin bekçisiyiz'' diye haykıran kararlı gençlerin buluştuğu kortej ''Genciz, güçlüyüz, Atatürkçüyüz'', ''Türkiye laiktir laik kalacak'', ''Mollalar İran'a'' diye slogan attılar. Yol boyunca Ruhi Su' nun sesinden süzülen ''Ankara'nın taşına bak'' türküsüne, ''Faşistler ölümüzden bile korkuyorlar'' dizelerini okuyan yaşlı dedenin sesi eşlik etti. Dakikti Kışlalı hoca, öğrencilerinin, okurlarının, dostlarının zamanını hiç çalmadı, naaşı da saat 12.00'de başlayacak törenden 35 dakika önce vardı Opera'ya... Kültür Bakanı İstemihan Talay , sanatçılar ve bakanlık bürokratlarının karşıladığı cenazenin geldiği saatlerde Kızılay'dan yürüyenler de aynı saatte tören yerine ulaştı. Kışlalı, 23 Ekim 1979'da ayrıldığı Kültür Bakanlığı'na tam 20 yıl sonra, yine 23 Ekim'de bir kez daha döndü. Ama bu kez onu karşılayan hüzündü, katillerine ve katillerini bulma umudu bile vermeyen hükümete duyulan öfkeydi... Kışlalı'nın naaşı siyahlara bürünen sahnedeki yine siyah örtülü masanın üzerine konuldu. Devletin sahnesi belki de ilk kez hükümete ve hükümetin Kültür Bakanı İstemihan Talay'a karşı yükselen protestolara tanık oldu. Devlet Tiyatroları Genel Müdür Vekili Rahmi Dilligil ''Demokrasi kültürünü hedef alan terorizmi hep beraber lanetliyoruz'' sözleriyle tepkisini ortaya koyarken, salonda bulunan öfkeli kalabalık, ''Mollalar İran'a'' diye slogan attı. Ardından konuşma yapmak üzere sahneye davet edilen Kültür Bakanı Talay'ın adının okunmasıyla birlikte salonda bir dalgalanma oldu. ''Bakan istifa'' sloganıyla başlayan öfke seli, Başbakan Ecevit'e yöneldi. ''Başbuğ Ecevit'', ''Hükümet istifa'', ''Ecevit, İran'a, mollalar İran'a'' sloganları ve yuhalamalar üzerine hava iyice gerginleşti. Tepkiler sürerken, konuşmasını sürdürmeye çalışan Talay, sesini duyuramayınca, sözlerini kısa kesmek zorunda kaldı. Yurt genelinde yürüyüşlerAnadolu, Kışlalı için ayaktaYurt Haberleri Servisi - Gazetemiz yazarı Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı 'nın bombalı saldırı sonucu öldürülmesi Bursa, İskenderun, Rize ve Gaziantep'te düzenlenen yürüyüşlerle protesto edildi. Antalya'da her gece Cumhuriyet Meydanı'nda Kışlalı anısına mum yakma kararı alındı.Bursa Atatürkçü Düşünce Derneği'nin (ADD) yürüyüşü saat 13.00'te Setbaşı'ndaki Mahfel Kahvesi önünde başladı. Bursa'daki sivil toplum örgütleri ve meslek odalarından oluşan yaklaşık 750 kişilik grup, ''Susma sustukça sıra sana gelecek'', ''Türkiye laiktir, laik kalacak'', ''Çeteler halka hesap verecek'' sloganları atarak Atatürk Anıtı'na kadar yürüdü. Anıta çelenk koyan grup, saygı duruşu ve İstiklal Marşı'nın okunmasının ardından dağıldı. Türk Hizbullahının eylemlerinde Kışlalı suikastında kullanılan el yapımı bombaya rastlanmadığı belirtildi Gözler Hizbullah'ın dış bağlantısında
Ahmet Taner Kışlalı 'ya yönelik saldırıyla gündeme gelen ''Türk Hizbullahı'' ile olaydaki bomba arasında bağlantı kurulması kafa karıştırıyor. Bazı çevreler Kışlalı'ya yönelik suikastı Hizbullah'a da mal ederken, bu örgütün Kışlalı cinayetinde kullanılan ZDX ve TNT karışımlı bombalarla şimdiye kadar yaptığı bir eylemine rastlanmıyor. 1992'deki bazı eylemlerinde molotofkokteyli kullandığı belirlenen örgüte yönelik son operasyonlarda bazı basit düzenekli el yapımı patlayıcılar ile taarruz tipi el bombalarına rastlandı. Bazı militanlarını 1990 öncesi İran'a bomba eğitimi için gönderen örgütün patlayıcı kullandığı en önemli eylemi ''Vasat'' grubunca Gaziantep'te bir kitabevine yönelik yapılan el bombalı saldırı. Bir kişinin ölümüne, 22 kişinin de yaralanmasına yol açan söz konusu bombanın Kurtalan Çevik Kuvveti'nde görevli bir polisten alındığı saptandı. Uğur Mumcu cinayetinde de gündeme gelen ''Türk Hizbullahı'' nın, Kışlalı cinayetindeki rolü tartışılırken, örgüt bu tür saldırılarda kullanacağı ekipman ve bomba malzemelerini bir araya getirmekte uzun süre güçlük çekti. Hizbullah bu nedenle 1991'de Batman'da PKK yandaşları ve ''kâfir'' olarak nitelediği bazı hedeflere basit molotofkokteylleriyle saldırmaya başladı. İlk başlarda henüz lojistik açıdan İran bağlantısını kuramayan, etkili ve tahrip gücü yüksek patlayıcı malzemesi ile bu malzemeleri kullanacak ekipmanı oluşturamayan örgüt, Batman'daki 25 kadar molotoflu saldırının ardından patlayıcılarla eyleme son verdi. Örgüt 1991'den 1997'ye kadar Batman'ın dışında, Diyarbakır, Nusaybin ve Silvan'da da PKK mensupları ve sempatizanlarının ev ve işyerlerine karşı kundaklama eylemlerine başvurdu. Örgüt militanları, Nusaybin'de 14 Mart 1993'te Cumhuriyet Caddesi üzerinde bulunun Güneş Kırtasiye ile Locan Caddesi üzerinde bulunan bir okey salonuna el bombası attı. Hizbullah'ın patlayıcı kullanarak dikkat çektiği en önemli eylemini örgütün Vasat kanadı Gaziantep'te gerçekleştirdi. 14 Eylül 1997'de Gaziantep Fuarı'nda İncil satılan Müjde Kitabevi'ne atılan el bombası 4 yaşındaki Ali Özdemir 'in ölümüne, 22 kişinin de yaralanmasına yol açtı. Bu kanlı eylemin ardından Gaziantep ve Mersin'de düzenlenen operasyonlarda Vasat'ın adı da ilk kez duyuldu. Örgütün lideri Şahmerdan Sarı ile askeri kanat sorumlusu Faruk Öztürkoğlu Mersin'de, 15 kadar üyesi de Gaziantep'te el bombaları ve bazı basit düzenekli el yapımı patlayıcılarla yakalandı. Bombayı polis verdiGüneydoğu'daki eylemleriyle özellikle PKK sempatizanları arasında ''Hizbul-Kontra'' diye adlandırılan Hizbullah'ın bazı güvenlik mensuplarıyla ilişkileri de ortaya çıktı. Vasat'ın Gaziantep Fuarı'na attığı bombanın Kurtalan Çevik Kuvvet Müdürlüğü'nde görevli polis memuru Halil Yıldız' dan alındığı belirlendi. Yıldız, Malatya DGM'de Vasat yandaşlarıyla birlikte yargılanıyor.''Hücre tipi'' çalışan örgüt, hem militanlarının deşifresini önlemek hem de daha kesin sonuç alabilmek için önce satırlı sonra da Takarovların kullanıldığı tabancalı saldırılara yöneldi. 1992'den 1998 yılı sonuna kadar Güneydoğu'da PKK'lilere, kendi karşıt gruplarına ve demokrat çevrelere yönelik saldırılarda 500'den fazla insanı katleden Hizbullah, militan kadrosunun genişlemesi ve ekonomik gücünün artmasının ardından uzun namlulu silahlar ile el bombaları edindi. Emniyet Genel Müdürlüğü'nün 1997'de hazırladığı raporda, önceki beş yıl içinde 255 kişiyi öldüren, 219 kişiyi yaralayan örgütün 1578 militanının, 77 Kalaşnikof otomatik silah, 216 tabanca, 6 bin mermi ve 40 el bombası ile yakalandığına dikkat çekildi. Türkiye'de İslami esaslara dayalı İran modeli bir devlet kurmayı amaçlayan Hizbullah'ın, el bombalı ve molotof kokteylli saldırısının dışında TNT ya da diğer patlayıcı maddeyle gerçekleştirdiği eylemi bulunmuyor. Güvenlik güçlerince Hizbullah'a yönelik gerçekleştirilen operasyonlarda şu ana kadar el bombasının dışında hiçbir patlayıcı madde ele geçirilemedi. Operasyonlarda elde edilen el bombası sayısı ise 100'ü geçmiyor. Son iki yıldaki operasyonlarda büyük darbe yiyen örgütün İran bağlantısını sıklaştırdığı, Hizbullahçıların itiraflarına yansıdı. Polisin aradığı Hizbullah'ın beyin takımından Edip Gümüş tarafından İran'a götürülen itirafçılardan Abdülaziz Tunç 'un şu açıklaması dikkat çekti: ''Tahran'daki Türk Büyükelçiliği'nin yakınındaki bir villaya yerleştirildik. Burada kısa bir süre kaldıktan sonra Hüseyin Velioğlu 'nun (örgüt lideri) yanımıza gelmesiyle birlikte İranlı yetkililerce bizlere askeri ve siyasi eğitim verilmeye başlandı. Bizlere İranlı yetkililer tarafından silahların sökülüp takılması, kullanılması, el bombası ve patlayıcı maddelerin yapımı ve kullanılması konularında teknik bilgiler verildi. Bir ay süren bu eğitimlerden sonra Türkiye'ye döndük.'' İP'den Kışlalı suikastı açıklaması 'NATO'nun bombası'**İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, yazarımız Ahmet Taner Kışlalı'nın NATO tarafından öldürüldüğünü öne sürdü. Bu suikastın özel olarak ulus devleti ve Kemalist devrimi savunmada kararlılık gösteren Türk ordusunu hedef aldığı vurgulandı. Suikastta kullanılan bombanın malzemelerinin ABD Savunma Bakanlığı'nın (Pentagon) özel izniyle Türkiye'ye getirildiğini söyleyen Perinçek şöyle konuştu: ''Bu bomba Türkiye'de ancak ABD ve NATO'nun üç üssünde bulunan malzemelerle imal ediliyor. Bombanın hazırlanmasında ABD Özel Kuvvetler Komutanlığı'nın Kulanım Kılavuzu'na dayanılıyor. Yine bombayı ancak çok özel eğitimden geçirilmiş personel imal edebiliyor. Bu bomba kullanacak kişiye yapılıp veriliyor ve nasıl kullanılacağı öğretiliyor.''Gazetemiz bahçesinde toplanan binlerce seveni Kışlalı cinayetini lanetledi'Katiller bulunsun'Gazetemize saat 10.00'dan itibaren akın etmeye başlayan yüzlerce yurtsever Kemalist, bahçeden dışarı taştı. Ellerinde pankartları ve yakalarında Prof. Ahmet Taner Kışlalı'nın resmi bulunan yurtseverler, katillerin bulunmasını ve hesap sorulmasını istedi.İstanbul Haber Servisi- Atatürk devrimlerinin yılmaz savunucusu, yazarımız Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı için gazetemizin Cağaloğlu'ndaki Merkez Binası bahçesinde de bir uğurlama töreni düzenlendi.Gazetemiz imtiyaz sahibi Berin Nadi törende yaptığı kısa konuşmada, ''Atatürk yanımızda oldukça biz herşeyden kurtuluruz'' dedi. Gazetenin küçük bahçesinde pankartlarıyla toplanan yüzlerce yurtseverin kendisini heyecanlandırdığını belirten Nadi, ''Yüreğim burkuluyor. Bu kadar yere bu kadar kalabalık gelmişsiniz. Hepinize teşekkür ediyorum. '' diye konuştu. Nadi, Cumhuriyet gazetesini Atatürk'ün yolundan kimsenin ayıramayacağını söyledi. Cumhuriyet Gazetesi Yönetim Kurulu Başkanı Alev Coşkun da tüm sol ve Kemalist güçlere birlik çağrısı yaparken, Başbakan Bülent Ecevit'e seslenen yazarımız Dr. Erdal Atabek , ''Sayın Ecevit, sizden katillerin bulunması için elinizden geleni değil, elinizden gelmeyeni de yapmanızı istiyoruz'' dedi. Gazetemize saat 10.00'dan itibaren akın etmeye başlayan yüzlerce yurtsever Kemalist, bahçeden dışarı taştı. Ellerinde pankartları ve yakalarında Prof. Ahmet Taner Kışlalı'nın resmi bulunan yurtseverler, katillerin bulunmasını ve hesap sorulmasını istedi. Cumhuriyet Gazetesi Yönetim Kurulu Başkanı Alev Coşkun yaptığı konuşmada, tüm sol ve Kemalist güçlere birlik çağrısı yaptı. Bu birlik sağlanamadığı sürece siyasal cinayetlerin durdurulamayacağını belirten Coşkun, Prof. Ahmet Taner Kışlalı'nın kafası berrak, açık, bukalemun olmayan, Atatürk devrimlerinin yılmaz savunucusu bir fikir adamı olduğunu söyledi. Prof. Kışlalı'nın küreselleşmeye karşı, antiemperyalist, ulus devleti yıkmak isteyen oluşumlara karşı ülkenin bölünmez bütünlüğünü savunan bir Atatürkçü olduğunu ifade eden Coşkun, ''O gerçek bir sosyal demokrat, gerçek bir Atatürkçü, ılımlı İslamcılara, şeriatçılara, Sevr'cilere, onlara yaltaklık eden 2. cumhuriyetçilere tam karşı bir yurtseverdi'' dedi. Coşkun'un sözleri sık sık ''Derin devlet istemiyoruz'', ''Katiller Mecliste'', ''Kahrolsun MİT, CIA, kontrgerilla'' sloganlarıyla kesildi. ''O bir Atatürkçü olduğu için öldürüldü'' diyen Coşkun, ''Muammer Aksoy'lar, Bahriye Üçok'lar, Turan Dursun'lar, Uğur Mumcu'lar, Ahmet Taner Kışlalı'lar; hepsi Cumhuriyet Gazetesi kürsüsünü paylaşıyordu'' anımsatmasını yaptı. ''Neden hep Cumhuriyet Gazetesi yazarları öldürülüyor'' diye soran Coşkun, şunları söyledi: ''Onun arkasından konuşmalar yapanlar, O'nun Atatürkçü olduğunu söylemediler. O siyaset adamı olduğu için değil, Atatürkçü olduğu için öldürüldü. O da faili meçhuller arasında kalacaksa, Cumhuriyet gazetesinin üst düzey bir yöneticisi olarak bu kürsüden söylüyorum ki; o zaman katiller bellidir.'' Af yasasını, çetelerin, Haluk Kırcı ların affı haline getirenlerin Cumhuriyet gazetesine ve Cumhuriyetçiler'e yönelik saldırılarını devam ettirdiklerini söyleyen Coşkun, şöyle devam etti: ''Bütün sol ve Kemalist güçler birleşmeli. Öldürülen yazarlar neden daima Cumhuriyet'ten çıktı. Çünkü Cumhuriyet'i Atatürk kurdu. Bu gazete ülkenin bölünmez bütünlüğünü ve Atatürk ilkelerini savunmaya devam edecektir.'' Törenden sonra yüzlerce Cumhuriyet okuru, Sirkeci'ye kadar sloganlar ve pankartlar eşliğinde yürüyerek olaysız bir biçimde dağıldılar. Tören boyunca topluluk şu sloganları attı: ''Kahrolsun şeriat aydınlık Türkiye'', ''Türkiye laiktir laik kalacak'', ''Cumhuriyet Devrimi kazanacak'', ''Bağımsız laik demokratik Türkiye'', '' Derin devlet istemiyoruz'', ''solcular birleşin iktidara yerleşin'', ''Şeriata geçit yok aydınlık Türkiye'', ''Katiller bulunsun hesap sorulsun'', ''Hükümet istifa'', ''Başbuğ Ecevit'', ''Kahrolsun MİT CIA Kontrgerilla'', ''Katiller Mecliste'', ''Kırcı'ya af, Cumhuriyet'e kurşunlar'', ''Mollalar İran'a'' Sorumlu öğretmenDaha ortaokulda tartışmalı toplantıların başta gelen önderlerinden Ahmet Taner Kışlalı, yaşamı boyunca kavgacı değil savaşımcı oldu
Zile, 1939. Adını Ahmet Taner koydular. Ziraat Bankası veznedarı Hüsnü Bey ile ilkokul öğretmeni Lütfiye Hanım 'ın çocukları. O Lütfiye Hanım ki 16 yaşında Cumhuriyet öğretmeni olarak eğitim ateşini yoksul, yorgun Anadolu'ya taşıyor. Kemalci, Kuvvacı Mustafa Necati 'nin ''Millet Mektepleri'' nde kendinden yaşlı ''erkek'' öğrencilere okuma yazma öğretiyor. Zile, Nizip ve Kilis'ten başlayıp Ankara'ya uzanan 44 yıllık uzun yürüyüşün ardından, bir Cumhuriyet Bayramı'nda, 29 Ekim 1994'te yaşama gözlerini yumduğunda, oğlu Ahmet Taner şöyle anıyor onu: ''Hep genç kalarak yaşlandı. Gerçek bir Kemalist devrimci gibi, kendini hep yenileyerek.. çağını anlama çabası içinde torunları ile bile arkadaşlık kurmayı başararak...'' Ateşli tartışmalar Annesinin kollarındayken, okullu olduğunda ''a, be, ce'' yi de ilk öğretmen annesinden öğrendi. Uysaldı. Sakinliği, ''muhallebi çocukluğu'' gibi tanımlanamazdı asla. Daha ilkokuldayken Türkçeyi ses şenliğine döndürürdü. Minik arkadaşları, ''Öyle öyküler anlatıyor ki derslerde, bize hiç laf düşmüyor'' diye yakınırlardı. Annesi ile babası, Mehmet Ali ile Mahmut 'u İstanbul'a, Galatasaray Lisesi'ne göndermişlerdi. Ahmet Taner'in evin sıcaklığından uzaklaşmasına yürekleri elvermedi. Pek zayıftı, pek çocuksuydu da ondan. Kilis Ortaokulu'nda okudu. Delikanlılığın delifişekliğinde kardeşleri, arkadaşları dalaşırlardı birbirleriyle, ama onu kavga ederken hiç gören olmamıştı. Kavgacılık ile savaşımcılığı birbirinden ayırt etmek gerek. Daha ortaokulda okulun düzenlediği tartışmalı toplantıların başta gelen önderlerindendi. Kabataş Lisesi'ndeki ateşli münazaralara da taşıyacaktı bu niteliğini. Oyunun adı belli Siyaset bilimcisi olmanın ilk ipuçları, ağabeyi Mehmet Ali Kışlalı ile kendi geliştirdikleri ''devlet yönetimi'' oyununda belirmişti. Elde makas, dil ucuna sürüldü mü koyulaşan mavi uçlu kurşunkalem, bir de saman kâğıtlar. Oyunun altyapısı hazır. El becerisini de ekledin mi üzerine, al sana kâğıttan kaymakam, garnizon komutanı, doktor, belediye reisi, banka müdürü, tarım müdürü, halk. Çocukluğun geniş düş dünyasına açılan oyun penceresi, ''gel keyfim gel'' geçen doyumsuz saatler. Lise bitti. Ver elini Ankara. O artık Mülkiyeli. Hem öğrencilik, hem gazetecilik bir arada gidiyor. Yeni Gün'de spor muhabirliği. Galatasaraylı kardeşlerinin tersine Fenerbahçe'ye ''gık'' dedirtmeyen ödünsüz taraftar. Olgunlaşma sürecinde derginin yazıişleri müdürlüğünü üstlenme. Fransız bursuyla Sorbon'da doktora. Tez konusu, 1960 devrimi sonrası Türkiye'deki siyaset açısından ilgi çekici: ''Türkiye'deki siyasi güçler ve silahlı kuvvetler...'' Fransa'da Bordolu, ama ''Biz Türklerden'' Nicole ile tanışma. Ahmet Taner'in insansever, sıcakkanlı sevgili eşi, kızları Dolunay ve Altınay 'ın anneleri Nilgün . Yıllar sonra birlikte geçirdikleri trafik kazasında yitirdiği, Türk bayrağı ile gömülen Nilgün Kışlalı... Doğramacı istemedi Sorbon sonrası önce Hacettepe Üniversitesi'nde siyaset sosyolojisi alanında öğretim üyeliğine başlama. Askerliğin ardından Hacettepe Üniversitesi'ne yapılan dönüş başvurusuna ret yanıtı. Ağabeyi Mehmet Ali Kışlalı, ''İhsan Doğramacı istemedi dönmesini'' diyor. ''Neden?'' diye soruyoruz. Yanıtı çok kısa: ''Öğrencilerini demokrasi, özgürlük ve açıklık konularında teşvik etti. Ahmet, öğrencilerin üniversite içinde demokratikleşmesi akımının önderlerinden olmuştu. Doğramacı'ya bu fazla geldi.'' Siyasal Bilgiler Fakültesi'ne geçti. Çok mutluydu. 1971-77 arasında Yankı dergisinin belkemiği olduğunu söylemek abartı sayılmaz. O yıllarda yükselen toplumcu, devrimci, halkçı rüzgârı yakalayan dönemin ''Karaoğlan'' ı, CHP Genel Başkanı Bülent Ecevit 'in dikkatini çekiyor Yankı'daki yazıları. 1977'de İzmir'den CHP milletvekili seçiliyor. Kültür Bakanı 1978 başı. 11'ler AP'den ayrılmış. Ecevit, hükümet kuracak besbelli. Altan Öymen CHP Grup Başkanvekili. ''Laci'' leri önceden çekmiş olanlar sıram sıram. Öymen'e görünenler, hatırlatmada bulunanlar çoğunlukta. Ahmet Taner Kışlalı ise ortada gözükmüyor hiç. Ecevit, Öymen'e Ahmet Taner Kışlalı'yı Kültür Bakanı yapacağını açıklıyor. Öymen haberi bildirecek, ama bulabilene aşk olsun. Sonunda bulunuyor da Altan Öymen, Kışlalı'ya Kültür Bakanı olduğunu ancak arabasında söyleyebiliyor: ''Kültür Bakanı olacağını kendisine açıkladığımda yüzünde sevincin işaretlerini görememiştim. Yalnızca gözlerinde önemli bir sorumluluk yüklendiğinin bilincine varan ışıltının çaktığını gözlemiştim.'' Yazarlık günleri Bakanlık görevinin hakkını vermişti. O dönemin gençleri, o güne değin itilen kakılan yazarları, kimi gruplarca küçümsenen değerleri kucaklayan Kültür Bakanlığı'nca çıkarılan dergiyi anımsarlar: ''Ulusal Kültür''. 12 Eylül. Baskının adı. Özal'lı yıllar. ''Değişim'' aldatmacasıyla karışık karşıdevrimin, yozlaşmanın adı. Ahmet Taner Kışlalı, Ankara İletişim Fakültesi öğretim üyesi. Bilime, öğrencilere adanan yıllar. Savunduğu düşüncelere karşıt görüşleri ileri süren, bunu bir tutarlı çerçevede dile getiren öğrencilere en yüksek notu veren hoşgörülü, sonuna dek demokrat öğretmen. Eşini trafik kazasında yitirdiği günün ertesinde, kolu sarılı derse giren sorumlu öğretmen... 1991 sonu. Cumhuriyet gazetesinde yazarlığa başlama: ''Haftaya Bakış''. Neşeli sabah Başta Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği, Atatürkçü Düşünce Derneği olmak üzere birçok cumhuriyetçi demokratik kitle örgütünün Anadolu'nun yüzlerce köşesinde düzenledikleri toplantılarda konuşmalarla ''ulusalcı, laik, Atatürkçü'' güçlere özgüven aşılama... Halka, Kemalizmin, Atatürkçülüğün bir dogma değil, bir sürekli devrimcilik olduğunu usanmadan anlatma çabası. Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Başkan Yardımcılığı... Nisan 1997'de ikinci eşi Nilüfer Kışlalı ile evlilik. 22 Eylül 1999 Nilhan Nur 'un doğumu. Çayyolu Engürü Sitesi. 21 Ekim 1999: Saat 09.28. Cumhuriyet gazetesine ''Kınıyorum!'' başlıklı yazısını faksladı. Saat 09.35. Eşi Nilüfer Kışlalı ve minik bebeğini kente indirecek, sonra derse girecek. ''Nilüfer'' dedi, ''Ben arabayı ısıtayım. İki-üç dakika sonra gelirsiniz.'' Evden çıktı. Saat 09.40 ! Nilüfer Kışlalı, ''Çok neşeli bir sabahındaydı'' dedi... Son kitabı'Ben DemokratDeğilim'ANKARA (Cumhuriyet Bürosu) - Gazetemiz yazarı Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı yaşamını yitirdiği bombalı suikasttan bir gün önce baskıya gönderdiği son kitabıyla aydınlanma mücadelesini sürdürüyor.Kışlalı, ''Cumhuriyet mi, demokrasi mi'' tartışmasına tepkisini kitabına verdiği ''Ben Demokrat Değilim'' adıyla ortaya koyuyor. ''Demokrasi uğruna Cumhuriyet'in yıkılmasına izin verilmeli mi'' sorusuna ''Hayır'' yanıtını veren Kışlalı, ''Çünkü eğer Cumhuriyet'i koruyabilirseniz, yitirdiğiniz demokrasiye bir gün yeniden kavuşabilirsiniz. Ama eğer Cumhuriyet'i yitirirseniz, demokrasiyi de zaten yitirmişsiniz demektir'' açıklamasını yapıyor. ''Türkiye'nin gündeminde yerleri değişmeyen'' konuların ana başlıkları oluşturduğu kitabında Kışlalı, Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan yazılarının yanında bir bilim adamı olarak ''Asker ve Siyaset'' üzerine kuramsal bir çalışma yapıyor. Kışlalı, basılmış halini göremeyeceği son kitabında, ''Ordu ve Siyaset, Atatürk ve Kemalizm, Demokrasi, Laiklik ve Türban, Güneydoğu Sorunu, Sol, Kültür ve Yazın'' ana başlıklarıyla Türkiye'nin içinde bulunduğu durumu tarihsel gelişim sürecinde irdeliyor. Kışlalı, 9. kitabına yazdığı önsözde, demokrasisi köklü olan ülkelerde ''çok özel durumlar dışında'' ordunun, ''duyar, görür, düşünür'' ama konuşmaz olduğuna dikkat çekerek ''Ama gelişmişlik sürecinde geride kalmış olan ülkelerde niçin konuştuğu da önemlidir. Ve bu arada, Türkiye'de eskiden konuşmazken niçin şimdi konuştuğu ise ayrıca önemlidir'' diyor. Kışlalı, kitabında kendi sıraladığı şu soruların yanıtlarını bilimsel duyarlılıkla ortaya koyuyor: ''Ordu niçin ve ne zaman siyasete karışır? Hangi koşullar üst üste eklendiğinde darbe yapar? Siyasal iktidara doğrudan ya da dolaylı olarak el koyduğunda, yönünü belirleyen etkenler nelerdir? Ordunun ideolojisi nasıl oluşur, nasıl değişir? 27 Mayıs'ın ordusu ile 12 Eylül'ün ordusu niçin düşman kardeşlerdir? Bugünün ordusu niçin 12 Eylül'ün ordusu değildir? 28 Şubat'ın anlamı nedir? Daha başka türlü sormak gerekirse: Eğer Türk ordusu her zaman Atatürkçü ise toplum yaşamında kısa sayılabilecek aralıklarla yaptığı darbelerdeki tutum farkları, nasıl açıklanabilir?'' Kışlalı, Türkiye'de yaratılan kavram kargaşasına tepkisini, kitabına adını verdiği ''Ben Demokrat Değilim'' yazısında şöyle gösteriyor: ''Eğer Çiller'ler, Birdal'lar, kara kitapların yazarları, numaracı cumhuriyetçiler demokrat ise... Ben demokrat değilim! Eğer demokrasinin olanaklarını demokrasiyi yıkmak için kullananlar demokrat ise... Eğer dinin siyasetini ve ticaretini yapanlar demokrat ise... Ben demokrat değilim! Eğer yalancıları, hırsızları, Türkiye'nin düşmanlarınca beslenenleri, çeteleri koruyan düzenin adı demokrasi ise... Eğer demokrasi buysa... Ben demokrat değilim! Eğer demokrasi adına Cumhuriyet'in temellerine kazmayı vuranlar demokrat ise... Ben demokrat değilim! Ve onların demokrat yaftasını taşıdıkları bir yerde ben demokrat olmak istemiyorum... Çünkü onlarla aynı sıfatı taşımaktan utanıyorum!'' HABERLER, CUMHURİYET GAZETESİ'NİN İNTERNET SİTESİNDEN ALINMIŞTIR. | |||||
| |