Değerli Basın Mensupları,
Televizyonlarının başında bizi izleyen Aziz Vatandaşlarım,
Yüce milletimizin temsilcisi Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından
16 Mayıs 1993'te seçildiğim Cumhurbaşkanlığı görevini yarın 10. Cumhurbaşkanı
Sayın Ahmet Necdet Sezer'e devredeceğim.
Elli yılı aşkın kamu hizmetim, otuzbeş yıllık siyaset hayatım, yedi
yıllık Cumhurbaşkanlığım boyunca büyük Türkiye hedefi, demokrasinin ve
anayasal kurumların güçlenmesi, demokratik kuralların işlemesi için mücadele
ettim. Türkiye'nin bu hedefler doğrultusunda önemli mesafeler katettiği
1949 yılından bu yana her kademede devletime ve milletime inançla hizmet
ettim. Daha dün Türkiye'de siyasi iktidarın demokratik seçimler yoluyla
ilk kez el değiştirdiği 14 Mayıs 1950'nin 50. Yıldönümünü idrak ettik.
Yarın da Cumhurbaşkanlığı gibi, Türkiye Cumhuriyeti'ni ve Türk milletinin
birliğini temsil eden, Anayasa'nın uygulanmasını, devlet organlarının düzenli
ve uyumlu çalışmasını gözeten, devletin başı olan makamda anayasal kurallar
çerçevesinde bir devir-teslim gerçekleştirilecektir. Makamların hilesiz,
kansız, kavgasız, entrikasız gelinip gidilen yerler olması demokratik geleneklerimizin
kurumsallaşması açısından bizatihi önemli bir olaydır. Cumhurbaşkanlığı
devir-teslimi yarın demokratik Cumhuriyete layık bir törenle yapılacaktır.
Bunun kalıcı bir geleneğe dönüşmesini temenni ediyorum.
Bugün sizlerle Atatürk'ün mekanında yedi yıldır tuttuğum demokratik
Cumhuriyet nöbetinin kısa bir muhasebesini yapmak istiyorum. Bu konuşmamın
25 Aralık 1999 tarihinde yaptığım yıl sonu değerlendirmesi, "Çankaya'da
7 Yıl" ve "Görüntüler" kitaplarıyla mütalaa edilmesi gerekmektedir.
Demokrasi, yöneticilerin halkın rızasına dayanarak ve halkın iradesiyle
görev yaptıkları, halka hesap verdikleri rejimin adıdır. Bu ilkeye her
zaman sadakatle bağlı kaldım. Siyaset ve devlet hayatım boyunca meselelerin
halkın önünde açıkça konuşulması, hür basınıyla, sivil toplumuyla, sade
vatandaşıyla toplumumuzun bütün kesimlerinin ülkenin idaresinde pay sahibi
olması ve idare edenlerin halkla daima iç içe hareket etmesi en önem verdiğim
düsturlar olmuştur. Büyük Türk milleti ve tarih huzurunda büyük bir onur,
gurur ve sorumlulukla ifa ettiğim Cumhurbaşkanlığı görevim müddetince de
bu anlayışla hareket etmeye özen gösterdim. Her zaman ifade ettiğim gibi,
ülkemin her kişisinin ve her köşesinin Cumhurbaşkanı olmaya gayret ettim.
Gururla ifade edeyim ki, milletimizin en yüce makamı ve büyük Atatürk'ün
mekanı olan Çankaya, görev sürem boyunca halkın evi olmuş, kapıları toplumumuzun
bütün kesimlerine açık kalmıştır.
Ülkemin her köşesine yaptığım gezilerde vatandaşlarımın gözlerinde gördüğüm;
kendilerine, ülkelerine ve yarınlarına güven duygusu ve daha iyiyi başarma
azmi Cumhurbaşkanlığı görevim boyunca güç ve ilham kaynağımı teşkil etmiştir.
Bana kendilerine hizmet imkanı sağlayan ve desteklerini esirgemeyen bütün
vatandaşlarıma minnet ve şükran duygularımı ifade etmek istiyorum.
Dünya Bankası'nın son raporuna göre, Türkiye 1965'ten bu yana dünyada
en hızlı kalkınan ve büyüyen 7. Ülke olmuş, bölgesinin barış, refah ve
istikrarında söz sahibi bir dünya devleti haline gelmiştir. Bu neye rağmen
olmuştur? Demokratik kurumların istikrarındaki kesintilere rağmen olmuştur.
Neye rağmen olmuştur ? Sadece son yedi yıl içinde sekiz hükumet kurulmasına
rağmen olmuştur. Neye rağmen olmuştur ? Büyük iç ve dış sıkıntı ve sorunlara,
doğal afetlere rağmen olmuştur. Bu dönemin 12 yılında Başbakan, 7 yılında
Cumhurbaşkanı olarak görev yaptım. Her zaman;
* Demokratik laik Cumhuriyeti;
* Hukukun üstünlüğünü;
* Anayasal vatandaşlığa dayanan milliyetçiliği;
* Üniter devleti;
* Açık rejimi;
* Fikir hürriyetini;
* Din ve vicdan hürriyetini;
* Teşebbüs hürriyetini;
* Hür seçimi;
* Hür parlamentoyu;
* Bağımsız yargıyı;
* Hür basını;
* Toplantı ve gösteri hakkını;
vazgeçilmez ilkeler saydım. Bu ilkelere inancımı hiçbir zaman kaybetmedim.
Konuşan Türkiye'yi daima savundum. Türkiye'nin esas gücünün meselelerini
serbestçe tartışabilmesine bağlı olduğuna dair inancım hiçbir şekilde sarsılmadı.
Her zaman şunu vurguladım: "Karşılaştığımız sorunların cinsi, sayısı, ciddiyeti
ne olursa olsun onların altında ezilemeyiz. Ufkumuzu karartamayız. Geleceğimizden
şüpheye düşemeyiz. Devletimize ve demokrasiye olan inancımızı kaybedemeyiz.
Demokrasiden cayamayız. Demokrasiyi öfke, üzüntü ve hiddetin kurbanı yapamayız.
Çare yerine çaresizliğe talip olamayız. Çare vardır ve bu çare demokrasinin
içindedir. Demokrasinin dışında çare aramaya kalkarsak, sorunları çoğaltırız,
gerilere gideriz. Aydınlık; demokrasiye sadakatle bağlı kalmamızdadır.
Onun dışı karanlıktır."
Türkiye işte bu ilke ve değerler zemininde kısa zamanda yeniden bölgesinin
en güçlü devleti haline gelmiştir.
Türkiye son 35 yıl içindeki çok önemli istikrarsızlıklara rağmen 2000
yılına çok partili demokrasiyi koruyarak gelebilmiştir. Bu dönemde Türkiye,
ortalama yüzde 5 kalkınma hızını sağlayabilmiştir. Bu dönemde Türkiye,
189 ülke arasında 16. büyük ekonomi olmuştur. Bu dönemde Türkiye 31 milyondan
65 milyona yükselmiş, yani nüfusu katlanmıştır. Okuma yazma oranı ise yüzde
48'den yüzde 95'e yükselmiştir. Türkiye bugün Cumhuriyetin başındaki nüfusundan
daha çok çocuğa -15 milyon- okul imkanı sağlamıştır.
Türkiye bu dönemde;
* Kişi başına düşen milli gelirini 300 dolardan, satın alma gücü paritesine
göre 6 bin doların üzerine;
* Elektrik enerjisi üretimini 4 milyon 953 bin kilovat/saatten, 130
milyar kilovat/saate;
* Baraj sayısını 20'den, 200'e;
* Sulanan topraklarını 15 milyon dekardan, 50 milyon dekara;
* Doktor sayısını 11 binden, 80 bine;
* Traktör sayısını 54 binden, 1 milyona;
* Otomobil üretimini sıfırdan, yılda 250 bine;
* Çimento üretimini 3 milyon tondan, 40 milyon tona;
* İhracatını 463 milyon dolardan, 30 milyar dolara;
* Dış ticaret hacmini bir milyar dolardan, 75 milyar dolara;
* Sanayi mamullerinin ihracat içindeki payını yüzde 19'lardan, yüzde
90'lara;
* Şehirlerdeki nüfusunu yüzde 35'lerden, yüzde 70'lere;
* Buğday üretimini 8.5 milyon tondan, 30 milyon tona;
* Üniversite sayısını 7'den, 74'e
ulaştırabilmiştir. 1965'de ancak 300 köyünde ışık bulunan Türkiye'nin
bugün 35 bin köyü ve 75 bin mezrası ulusal şebekeden ışık almaktadır. Türkiye;
okulu ülkenin her köşesine götürmüştür; yolu, suyu, ışığı keza her yere
ulaştırmıştır. Uygarlığın temel nimetleri olan bu hizmetler Türkiye Cumhuriyeti
Devleti'nin gururudur.
İğneden ipliğe her şeyi dışarıdan satın alan Türkiye her şeyi yapar
hale gelmiştir. Türkiye sanayileşmiştir. 53 ülkede yatırım ve inşaat yapan,
135 ülkeye mal satan Türkiye; dünyayı bilen, iyi yetişmiş bir girişimci
gücüne sahip olmuştur.
1965'te 361 bin olan yabancı turist sayısı, yüzyılın sonunda 30 kat
artarak 10 milyona yaklaşmıştır. Türkiye bugün artık bir büyük "turizm
ülkesi"dir. Öte yandan, Türkiye'nin dış ülkelerdeki vatandaş sayısı 1965
yılındaki yüzbinler civarından 3.5 milyona yükselmiştir. Bu Türkiye'nin
dünyadaki etkinliğinin artmasına katkıda bulunmuştur. 1965'te Türkiye'nin
ne siyah-beyaz ne de renkli televizyonu vardı. Bugün damlı evlerin üstünde
anten, içinde renkli televizyon bulunmaktadır. 1991 yılında tek bir televizyon
kanalı varken bugün yüzlerce kanal faaliyet göstermektedir. 1965'te Türkiye'deki
telefon abonelerinin sayısı 243 binken, bugün bu sayı 17 milyonu bulmuştur.
Ancak, daha yapacak çok işimiz vardır. Türkiye'nin hedefi her alanda Avrupa
Birliği standartlarını yakalamaktır.
Türkiye'nin bu hedef doğrultusunda atması gereken adımları bir kere
daha vurgulamak istiyorum:
1. Demokrasi, insan haklarına saygı ve hukukun üstünlüğü bağlamında
eksikliklerimizi gidermeliyiz. Türkiye Anayasanın temel hak ve özgürlüklerle
ilgili bölümünü başta Avrupa Konseyi çerçevesindekiler olmak üzere, uluslararası
taahhütleriyle mutlaka uyumlu hale getirmelidir.
2. Türkiye, AB'ne uyum çalışmalarını yaparken, idari yapısını da yeniden
gözden geçirmeli, Avrupa Birliği'nin öngördüğü şekilde vatandaşa en yakın
düzeyde karar alan bir devlet yapısını benimsemeli, demokratik kurumların
istikrarını sağlamalıdır.
3. Türkiye kapsamlı bir adli reform gerçekleştirerek yargının hızlı,
adil ve bağımsız olmasını kesin güvence altına almalıdır.
4. Ekonomik alanda başlatılmış olan reform çalışmaları hızlandırılarak;
-- Enflasyon oranı yüzde 2-3 aralığına, faiz oranı da yüzde 5-6 aralığına
indirilmelidir.
-- Türk Lirasının değerini koruyacak tedbirler alınarak AB'nin fiyat
istikrarı kriterine uyulmalıdır.
-- Merkez Bankası bağımsız bir yapıya kavuşturulmalıdır.
-- Bütçe açığı gayrisafi yurtiçi hasılanın yüzde 3'ü düzeyine çekilmeli,
bunun için de başta tarım reformu olmak üzere temel yapısal reformlar gerçekleştirilmelidir.
-- Çevreyle barışık sanayileşmeye hız kazandırılmalı, tarım modernleştirilerek
kişi başına düşen verim arttırılmalı ve tarımda çalışan nüfus oranı AB
ortalamasına indirilmelidir. Bu bağlamda, enerji, iletişim ve ulaşım alanlarındaki
yatırım programlarımızın devamı da hayati önem taşımaktadır.
-- Kamu ihalelerinde saydamlık sağlanmalıdır.
-- Özelleştirme programı süratle ve kararlılıkla uygulanarak devlet
bankacılık ve sigortacılık dahil ekonomik ve ticari faaliyetin içinden
tümüyle çıkarılmalı, devlet yönetiminin menfaat ve nema dağıtılan bir yer
olmasına mutlaka son verilmelidir.
-- Yolsuzluklarla kararlılıkla mücadele edilmeli, bu bağlamda OECD ve
Avrupa Konseyi bünyesinde hazırlanmış olan sözleşmelere taraf olunmalıdır.
-- Başta bankacılık ve sigortacılık olmak üzere hizmet sektöründe AB
kurallarına ve AB içindeki rekabet şartlarına uyum için çalışmalar hemen
başlatılmalı, bu konuya öncelik verilmelidir.
5. Türkiye'nin Balkanlar'dan Kafkasya, Orta Asya ve Ortadoğu'ya; Rusya
ve Ukrayna'yı da içine alan Hazar ve Karadeniz havzalarından Yunanistan
ve Kıbrıs'ı da bünyesinde barındıran Akdeniz Havzasına uzanan geniş bir
coğrafyada bir dünya devleti olarak oynadığı ağırlıklı rol ve uyguladığı
aktif dış politika sürdürülmelidir.
Türkiye, eğitimden sağlığa, ekonomiden hukuk ve siyasete her alanda
muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkma hedefine doğru yoluna devam edecektir.
Bu yol, Avrupa Birliği'ne tam üyelikle kesişmektedir. Hazırlıklarımızı
21. Yüzyılın ilk on yılı içinde Avrupa Birliği'ne tam üye olacak şekilde
sürdürmeliyiz. Bu toplumsal bir hedeftir ve toplumumuzun her kesiminin
aktif katılımını gerektirmektedir.
Türkiye Balkanlar, Kafkasya ve Orta Asya'yı da içine alan Avrasya'nın
ortak geleceğinin inşasında lider ülkelerden biri olma vasfını korumalıdır.
Kafkasya'da barış ve istikrarın tesisi fevkalade önemlidir. Kafkasya İstikrar
Paktı önerimiz başarıya ulaştırılmalıdır.
Türk Dünyasıyla ilişkilerimiz bir kardeşlik sorumluluğu olarak görülmeli,
işbirliği ve dayanışmamız daha da ileri götürülmelidir.
Arap Dünyası ve İsrail ile ilişkilerimiz geliştirilmeye devam edilmeli,
Ortadoğu'da barışın tesisine katkıda bulunulmalıdır.
Değerli Basın Mensupları,
Türkiye, 21. Yüzyılda;
* Demokratik, laik, üniter bir devlet olma vasfını korumalıdır.
* Atatürk'ün anayasal vatandaşlık ve anayasal vatanseverliğe dayanan
ulus anlayışına bağlı kalarak ırk, din, dil, mezhep, cinsiyet temelinde
hiçbir ayrımcılığa geçit vermeden vatandaşlarının bireysel hak ve özgürlüklerden
en geniş biçimde yararlanması için gereken şartları daha da geliştirmelidir.
* Kadın-erkek eşitliğini koruyarak Türk kadınının ekonomik, toplumsal
ve kamusal hayattaki konumunu daha da güçlendirmelidir.
* Uluslararası barış ve güvenliğin muhafazasında etkili bir ülke olmaya
devam ederek, üstün savunma gücünü daha da geliştirmelidir.
* Gelir dağılımını düzeltmeli ve vatandaşlarının tümünü sosyal güvenceye
kavuşturmalıdır.
* Dünyanın önde gelen enerji kullanıcılarından biri haline gelerek,
yeni enerji coğrafyalarını dünya pazarlarına ulaştıracak doğal gaz ve petrol
boru hatlarını inşa etmeli ve bir enerji terminaline dönüşmelidir.
* Cumhuriyet tarihinin en büyük projesi olan GAP'ı tamamlayarak ve tarımda
verimi arttırarak küresel gıda güvenliğine katkıda bulunmalıdır.
* Nüfus artış hızını yüzde 1'lerde, ortalama büyüme hızını yüzde 5'lerde
tutarak, çalışan nüfusunun sektörel dağılımını Avrupa Birliği standartlarına
ulaştırmalıdır. Şehirleşmeye devam ederek, kırsal alanda yaşayan nüfusunu
yüzde 40'lardan yüzde 10'lara indirmelidir.
* Üniversite projesini daha da geliştirerek, bilimsel araştırmada ve
geliştirmede Avrupa Birliği standartlarını yakalamalı, bilgi toplumu haline
gelmelidir.
* Eğitim alanında da Avrupa Birliği standartlarını yakalamalı, gençlerimiz
her alanda dünyayla rekabet imkanına kavuşturulmalıdır.
* Eğitim alanında yaptığı hamleyi kültür alanına da yansıtarak evrensel
uygarlığın gelişimine zengin katkılarda bulunmaya devam etmelidir.
Türkiye'nin 21. Yüzyılda dünyadaki gelişmiş ilk on ülke arasına girmesini
sağlayacak parlak geleceğe işte bu hedeflere ulaşarak varılacaktır.
Değerli Basın Mensupları,
Bundan tam yedi yıl önce Cumhurbaşkanlığı görevime başlarken TBMM'de
yaptığım konuşmada şu iki hususu vurgulamıştım:
Birincisi;
"Türkiye Cumhuriyeti'nin, Türk milletinin birliğini temsil eden ve bütün
vatandaşlarımızın, onların siyasi partileri dahil, her türlü yasal örgütlerini
kucaklamak göreviyle yükümlü olan Cumhurbaşkanı'nın, taraf olması veya
tarafsızlığa gölge düşürecek herhangi bir davranış içinde olması düşünülemez.
Tarafsızlığı, niteliğinde siyaset olan ülke ve dünya sorunları dışında
kalmak ve hiçbir şeye karışmamak şeklinde yorumlamak da yanlıştır. Cumhurbaşkanı,
Anayasa'nın kendisine verdiği görevleri yaparken, sağduyunun ve kamu vicdanının
denetimi altında bu görevleri gerçekleştirecektir. Doğruya, haklıya arka
çıkmak, ülke menfaatlerini korumanın şartıdır.
Cumhurbaşkanı, görevini yorumlarken, bazı moral ölçüleri bulacak ve
bunları kullanacaktır. Yine de, tartışılabilir bir konum içerisinde olunduğunu
kabul ediyorum; ancak, benim sizlere söyleyeceğim; bu hususta ölçülere
ve sınırlara azami dikkat ve itina göstereceğim." şeklindeki sözlerimdir.
İkincisi;
"Türkiye Cumhuriyeti'nin bütün vatandaşları, bölge, köken, dil, din,
mezhep ve cinsiyet farkı gözetilmeden, kanun önünde eşit haklara sahip
birinci sınıf vatandaşlardır, ülkenin ve devletin sahibidirler ve böyle
kalacaklardır.
İnsanlarımızı bu topraklar üzerinde birleştiren; tasada ve kıvançta
ortaklık, güzel bir gelecek beklentisi, tarihe beraber sahip olma yanında,
eşitliktir; ulusal egemenliğin ortak kullanımıdır. Başlatılmış bulunan
demokratikleşme hareketi, ulusal egemenliğin bu ortak kullanımını her geçen
gün biraz daha kuvvetlendirmeye ve zenginleştirmeye yönelmiş temel bir
reform niteliğindedir" yolundaki ifadelerimdir.
Tarihin yeniden yapıldığı, Avrasya'nın yeni bir siyasi gerçek olarak
ortaya çıktığı, Avrupa bütünleşmesinin yeniden şekillendiği bir dönemde
Cumhurbaşkanlığı görevini yürütürken bu konuşmamda değindiğim ilkelere
ve yeminime sadakatle bağlı kaldım. Aynı zamanda, Anayasa'nın verdiği bütün
görevleri yerine getirdim ve yetkileri kullandım. Bunu yaparken, kesin
bir tarafsızlık içinde hareket ettim. Ancak, Anayasa'dan ve demokratik,
laik Cumhuriyetten yana taraf oldum.
Ayrıca, devletin değişen fonksiyonlarını da dikkate alarak vatandaşlarımızın
ülke kalkınmasına ve toplum hizmetlerine daha çok katılımını sağlamak için
çeşitli kampanyaları yürüttüm. Eğitimden sağlığa, kültürden spora kadar
çeşitli alanlarda halkımızın ortak gücünü meydana çıkartmak için gayret
sarfettim. Türkiye'nin birliğini en geniş anlamda güçlendirmek için uğraş
verdim.
Görev ifa ettiğim 7 sene zarfında 8 hükumet kurulması icap etmiştir.
Ayrıca, 2 genel, 2 yerel seçim yapılmıştır. Bütün bunlar, huzur içinde,
demokratik kurallara uygun olarak gerçekleştirilmiştir. Siyasetteki bu
değişikliklere rağmen, ülkenin terörden ekonomiye kadar hiçbir büyük meselesi
bu göreve başladığım zamankinden daha kötü durumda değildir. Aksine daha
iyi durumdadır. Ülkenin hiçbir meselesi takipsiz kalmamıştır.
Dünya geçen yüzyılın son on senesinde tarihin en büyük olaylarından
biri olan Sovyet İmparatorluğu'nun dağılmasına ve bunun ortaya çıkardığı
yeni şartlara şahit olmuştur. Meydana gelen yeni siyasi coğrafya bizi çeşitli
şekillerde etkilemiş; önemli fırsatların yanı sıra, zorluklar da doğurmuştur.
Fırsatlardan en iyi şekilde yararlanılmış, zorluklar dikkatle göğüslenmiştir.
Türkiye'nin dış ülkelerle münasebetleri geliştirilmiş, yeni şartlar
muvacehesinde çok değerli yeni dostluklar kurulmuştur. Ülkemizde, HABITAT,
AGİT gibi çok önemli uluslararası zirveler başarıyla gerçekleştirilmiştir.
Bu toplantılar önemli izler bırakmıştır. 20. Yüzyılın başında "hasta adam"
durumunda olan Türkiye, 21. Yüzyılın başında Avrupa Birliği tam üyeliğine
adaylık sıfatını kazanmış, G-20'lere üye olmuştur. Türkiye bu vasıflarıyla
bir "dünya devleti" haline gelmiştir.
Değerli Basın Mensupları,
Türkiye'de iç barışı bütün hedeflerimizin üstünde tutmalıyız. Büyük
Atatürk'ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti demokratik, laik ve üniter devlet
prensiplerine ve yasalar önünde eşitliği temel alan anayasal vatandaşlığa
dayanmakla, iç barış için vazgeçilmezleri ortaya koymuştur. Bu çerçeveye
sadakatle bağlı kalmak hepimizin görevi, milletimizin huzur ve mutluluğunun
şartıdır.
Demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti milletin
devletidir, bu ülkenin bütün vatandaşlarının devletidir. Türkiye bir tanedir;
hepimizindir. Huzur, sükun, barış ve istikrar içinde tarihin yeni bir yüzyılın
başlangıcında önüne çıkardığı fırsatları en iyi şekilde değerlendirecek,
21. Yüzyıla damgasını vuracak ülkeler arasında yerini mutlaka alacaktır.
Azimle, şevkle, kararlılıkla bütün zorlukları aştık, yenilerini de aşacağız.
Bu vesileyle bir kere daha belirtmek isterim ki; her zaman milletimin
emrinde ve hizmetinde olacağım. Vatandaşlarımın mutluluğu ve refahı için
bana düşen görevleri sorumluluk duygusuyla ve yurttaşlık bilinciyle bundan
böyle de yerine getirmeye devam edeceğim.
Çağla kucaklaşmış; dünyayla rekabet edecek ekonomik güce sahip; Avrupa
Birliği üyesi; Avrasya'da lider bir dünya devleti; laik, demokrat, müreffeh
büyük Türkiye !
İşte hedef bu !
Hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.
1993-2000 YILLARI ARASINDA CUMHURBAŞKANI'NIN ETKİNLİKLERİ
Cumhurbaşkanlığı görevim boyunca onayıma sunulan her türlü kanun, kanun
hükmünde kararname, bakanlar kurulu kararı, atamalar ve diğer işlemlerin
en kısa süre içerisinde incelenmesi tamamlanarak gereği yapılmış, devlet
işlerinin birtakım şekli engellerle dahi aksamadan tam bir düzen içerisinde
yürütülmesi sağlanmıştır.
16 Mayıs 1993 tarihinden 16 Mayıs 2000 tarihine kadar geçen süre içerisinde
Cumhurbaşkanlığı'na intikal eden 641 adet kanun, 107 kanun hükmünde kararname,
9644 bakanlar kurulu kararı, 265 bakanlar kurulu ataması ve 1695 tezkerenin
tamamı, 10231 müşterek atamanın ise, 9826'sı büyük bir titizlikle incelenerek
tarafımdan onaylanmıştır.
Aynı dönem içerisinde 14 adet kanun ile 5 adet kanun hükmünde kararname,
21 adet bakanlar kurulu kararı, 3 bakanlar kurulu ataması ve 361 adet müşterek
atama kararnamesini iade ettim.
Tüm bu işlemlerle ilgili olarak yapılan incelemelerde rastlanan hukuki
sakıncalar, kararnameyi sevk makamıyla konuşularak giderilmiş, dolayısıyla,
devletin işleyişini aksatmayacak şekilde bir uyum sağlanagelmiştir.
Geçen yedi yıl içerisinde 100 üniversite rektörünü atayarak, Anayasa
Mahkemesi'ne 10, Yargıtay Başkanlığı'na 3, Danıştay Başkanlığı'na 10, askeri
yargı organlarına 29, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'na 14 ve Yüksek
Öğretim Kurulu'na 44 üye seçimi yaptım.
Aynı süre içerisinde, ilgili düzenleme çerçevesinde, 95 adet af kararını
imzaladım.
Yedi yıl boyunca ülkenin her köşesinin ve her kişisinin Cumhurbaşkanı
olarak görevimi yerine getirmeyi sürdürdüm.
16 Mayıs 1993 - 16 Mayıs 2000 tarihleri arasında, 152 defa TBMM Başkanı
ile, 309 defa Başbakan ile, 8 defa Başbakan Vekili ile, 233 defa Genelkurmay
Başkanı, 1 defa Genelkurmay Başkan Vekili ile görüştüm, 87 defa Milli Güvenlik
Kurulu'na başkanlık yaptım, 14 kez de Yüksek Askeri Şura üyelerini kabul
ettim.
Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde temsil edilsin veya edilmesin, tüm
siyasi parti liderleriyle görev sürem içerisinde 229 görüşme yaptım.
Sivil toplum örgütlerinin yöneticileri ile görüşmelerimi aksatmadan
sürdürdüm ve Türkiye'nin temel meseleleri ve menfaatleri konusunda toplumda
demokratik bir mutabakatın oluşması için çaba gösterdim.
Yedi yıllık süre zarfında, her kesimden 131 bin 204 vatandaşımızı kabul
ettim.
Yerli-yabancı basın mensupları, ajans ve dergilerle toplam 1022 mülakat
ve televizyon çekimine katıldım.
Yedi yıl boyunca halkın ve bazı kurum ve kuruluşların şikayet ve talepleriyle
de yakından ilgilendim. Bunların Cumhurbaşkanlığı tarafından gerekli yerlere
intikali büyük bir titizlik içerisinde sağlanmıştır.
16 Mayıs 1993-16 Mayıs 2000 tarihleri arasında Cumhurbaşkanlığı'na,
127 bin 450Õsi kişisel, 26 bin 626 adedi muhtelif kurum ve kuruluşlardan
olmak üzere toplam 154 bin 76 müracaat yapılmıştır. Bunların tamamı gerekli
inceleme ve değerlendirmeye tabi tutulmuştur.
Yedi yıl içinde 1084 açılış ve 379 temel atma törenine katıldım. Bunların
pek çoğu Türk insanının yaratıcı gücünü ortaya koyan, ülkenin gelişme sürecini
yansıtan hepsi birbirinden güzel tesislerdir.
Bu süre zarfında katıldığım toplantılarda 2327 konuşma yaptım.
Ayrıca, yedi yıl içerisinde, Anıtkabir'i ziyaret, resmi bayram törenleri,
askeri birlikleri ziyaret, anma törenleri, kurum ve kuruluş ziyaretleri,
ödül dağıtım törenleri, diploma törenleri ve cenaze törenleri olmak üzere
toplam 1152 önemli etkinlik ile 773 sosyal etkinliğe katıldım.
İlk kez 1995 yılında ihdas edilen Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük
Ödüllerini, her yıl üçer kişiye olmak üzere 5 yıl içinde düzenlenen törenlerle,
toplam 15 sanatçıya tevcih ettim.
Ayrıca, 29 Mayıs 1996'da eğitim, 23 Kasım 1996'da sağlık, 23 Aralık
1999'da hem eğitim hem de sağlık hizmetlerine katkıda bulunan değerli hayırseverlerimize
yine Çankaya Köşkü'nde düzenlenen üç törenle plaket verdim ve kendilerine
devletim ve milletim adına şükranlarımı ifade ettim.
Bunların dışında, yedi yıl içerisinde Çankaya Köşkü'nde düzenlenen törenlerle,
ülkemize resmi ziyarette bulunan; 12 Devlet Başkanına Devlet Şeref Madalyası
tevcih ettim.
Ülkemin hemen her köşesini ziyaret ederek, çeşitli etkinliklere katıldım,
kalkınma şevkinin canlı tutulmasına bizzat öncülük ettim.
Cumhurbaşkanı olarak, Türkiye'nin dış ilişki ve sorunları kadar, dış
dünyadaki imajını da yakından izlemeye ve bu konularda üzerime düşenleri
titizlikle yapmaya gayret gösterdim. Bu amaçla birçok ülkeye çeşitli ziyaretler
gerçekleştirdim.
Yurtiçi ve yurtdışı gezilerimde toplam 1 milyon 68 bin 567 kilometre
yol kat ettim.
Yedi yıllık görev sürem içerisinde yurtiçinde ve dışında 2312 yabancı
devlet adamı ile görüştüm, 434 yabancı büyükelçiyi kabul ettim.