Cumhurbaşkanı
Sezer'in konuşmasından başlıklar...
(1 Ekim 2001)
Amerika Birleşik Devletleri'nde meydana gelen ve çok sayıda masum insanın
ölümüne yol açan insanlık dışı terörist saldırıları en güçlü biçimde kınamaktayız.
Bu zor günlerinde dostumuz ve müttefikimiz Amerikan halkının yanında yer
aldığımızı bir kez daha vurgulamak isterim. Terörden çok çekmiş bir ülke
olarak Türkiye, Amerikan halkının acısını yürekten paylaşmaktadır.
Türkiye bir dönüm noktasına gelmiştir. Son bir yılda yaşadığımız sorunlar,
vardığımız bu dönüm noktasında zaman yitirmeden kimi köklü kararlar almak
zorunda olduğumuzu göstermiştir.
Anayasamızın değiştirilmesine yönelik olarak Yüce Meclisimizce sürdürülen
çalışmanın, tüm siyasal partilerimizin yapıcı katkılarıyla ilerlemekte
olması memnunluk vericidir.
Türkiye’nin demokratik gelişimi ve hukuk düzeni, dinamik bir evrim sürecine
girmiştir.
Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliği, Cumhuriyetimizin kuruluş felsefesini
ve Atatürk’ün geleceğe bakışını doğrulayan bir aşama olarak değerlendirilmektedir.
Saydam bir Devlet yönetimine kavuşabilmek için yasama dokunulmazlığı ile
Bakanlar Kurulu üyeleri hakkında soruşturmayı düzenleyen kuralların yeniden
ele alınması yararlı olacaktır.
Yasama sorumsuzluğu dışındaki etkinlikleri nedeniyle haklarında suçlama
bulunan milletvekillerinin yargılanabilmeleri için Türkiye Büyük Millet
Meclisi’nce dokunulmazlıklarının kaldırılmasına gerek olmamalıdır.
Anayasamızın yanısıra, temel yasalarda da günün koşullarına uygun değişikliklerin
yapılması gereklidir. Siyasi Partiler ve Seçim yasaları bunların başında
gelmektedir.
TBMM üye sayısının, 1982 Anayasası’nın ilk biçiminde olduğu gibi 400’e
indirilerek çalışmalarına etkinlik kazandırılabileceğini düşünüyorum.
Türkiye artık insan hakları alanında köklü adımlar atmak, bu konudaki olumsuz
uygulamalara son vererek insan hakları ihlallerini ortadan kaldırmak zorundadır.
Basın-yayın tekelinin oluşmasına karşı gerçek sınırlamalar koymak, bu kesimin
çoğulcu özelliğini koruyucu önlemler almak devlete düşen bir ödevdir. Bağımsız
ve yansız yayıncılığın sürdürülebilmesi için alınacak önlemler de bu ödev
kapsamına girmektedir.
Temel ereğimiz, ülkenin kalkınma ve gelişmesine koşut olarak, Türk insanının,
çağdaş dünyanın evrensel değerlerinin yaşama yön verdiği bir toplumsal
düzende, geleceğe güvenle bakmasını sağlayacak atılımları yapmak olmalıdır.
Türkiye son bir yıldır güç bir dönemden geçmektedir. Ekonomik etkinliklerimizde
ve gayrisafi milli hasılamızda görülen daralma kaygı vericidir. Bu daralma
eğiliminin, Hükümetimizin Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin desteğinde almakta
olduğu önlemlerle tersine döndürüleceğine inanmaktayız.
Türk ekonomisinin geleneksel temel direkleri olan tarım ile kamu kesiminin
ekonomideki rolünü ve etkinliğini yeni bir gözle değerlendirmemizin de
gerekli olduğuna inanıyorum.
Son yıllarda açıkça tartışılmaya başlanan ve yönetimin saydamlaşmasını
engelleyen ihale sistemimizin de bir an önce Avrupa Birliği ölçütlerine
uygun bir yapıya kavuşturulması gerekmektedir.
Yolsuzluklarla savaşım ve yönetimde saydamlığın sağlanması konusunda toplumumuzun
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden beklentisi yüksektir.
Sosyal devlet, bireyi ekonomik yaşama yenik düşürmeyen, güçsüzleri güçlüler
karşısında koruyarak gerçek eşitliği, yani sosyal adaleti ve toplumsal
dengeyi sağlamakla yükümlü devlettir.
Siyasal, ekonomik ve yönetsel alanlarda kapsamlı bir dönüşümü öngören Ulusal
Programın zamanında ve kararlılıkla uygulanması, Türkiye’nin Avrupa’yla
bütünleşmesini ve uluslararası konumunu güçlendirmesini sağlayacaktır.
Avrupa Birliği üyeliği, Cumhuriyetimizin kurucu felsefesine ve dayandığı
değerler sistemine uygundur.
Türkiye Cumhuriyeti, benimsediği değerlerle kesin seçimini çağdaş uygarlık
doğrultusunda yapmıştır. Şimdi, bu seçimin doğal gereklerini bir an önce
yaşama geçirmeliyiz.
Türkiye’nin çevresinde "dostluk ve işbirliği kuşağı" oluşturmaya yönelik
olarak komşularımızla ilişkilerimizde atmakta olduğumuz somut adımlar sevindiricidir.
Türk-Yunan ilişkilerinde, geçen yıl kazanılan ivmenin korunmasını diliyoruz.
Türkiye, Kıbrıs'ta, adanın gerçeklerini ve iki eşit devletin varlığını
gözönünde bulunduracak kalıcı bir çözüm yönünde atılan adımları ve bu bağlamda
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin iyiniyet görevini desteklemektedir.
Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin tek yanlı olarak Avrupa Birliği’ne tam üye
olması Kıbrıs sorununun çözümünü zora sokacak ve Doğu Akdeniz’de dengeleri
bozacaktır.
Terörizmin sonuçlarını kendi deneyimleriyle en iyi bilen ülkelerden biri
olarak Türkiye, terörizme karşı uluslararası işbirliğinin ve dayanışmanın
zorunlu olduğunu her fırsatta dile getirmiştir.
Yetkin bireyler yetiştirebilmenin yolu, düşünce ve düşünceyi açıklama özgürlüğünden
geçmektedir.
8 yıllık zorunlu eğitimde bugün ulaşılan nokta sevindiricidir. Artık ereğimiz
11 yıllık zorunlu eğitim olmalıdır.
Kamuoyunun görüş ve düşüncelerini dikkate almayan rejimlerin varlığını
sürdürmesi olanaksızdır.
TBMM yasama görevinin yanı sıra yürütmeyi denetleme görevini de titizlikle
yerine getirmelidir.
|