Türkiye'de yaşanan olaylar...
 Ana Sayfalar
BELGENET 
ARŞİV
BELGELER
DOSYALAR
HUKUK
EKONOMİ
KİM KİMDİR
.İlgili Sayfalar
KONUŞMADAN BAŞLIKLAR
4. YASAMA YILI KONUŞMASI (1.10.2001)
3. YASAMA YILI KONUŞMASI (1.10.2000)

SEZER'İN TBMM'NİN YASAMA YILINI AÇIŞ KONUŞMASI
Konuşma metni (1)
1 Ekim 2003
TBMM'nin 22. Dönem 2. Yasama Yılı, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in Meclis Genel Kurulu'na hitaben yaptığı konuşmayla açıldı.
 
Cumhurbaşkanı Sezer'in, 22. Dönem 2. Yasama Yılı'nın açılışı dolayısıyla TBMM Genel Kurulu'nda yaptığı konuşma:
(1 Ekim 2003)

Sayın Başkan,
Sayın Milletvekilleri;

Sizleri, yoğun bir çalışma içine gireceğiniz yeni yasama yılının başlangıcında, üstün başarı dileklerimle ve saygıyla selamlıyorum.

Konuşmama başlarken, Ulusumuzun temsilcisi Yüce Meclisimizin 22. Dönem İkinci Yasama Yılının açılışında sizlerle birlikte olmaktan duyduğum mutluluğu belirtmek istiyorum.

Türkiye Cumhuriyetini kuran ve yaşatan Yüce Meclisimiz, demokratik parlamenter sistemin omurgasıdır. Yüce Meclis, Cumhuriyet'in kurulduğu günden bu yana, Atatürk ilke ve devrimlerinin yaşama geçirilmesi ve korunması konusunda yaşamsal görevler üstlenerek demokratikleşme sürecini başlatmış, ülkemizi çağdaş uygarlık düzeyine ulaştırmak için özveriyle çalışmıştır.

Sizler de, 22. Dönem milletvekilleri olarak, bu erekler için çaba göstermekte, ülkemizi daha ileriye götürmek konusunda önemli sorumluluklar üstlenmektesiniz.

Meclisimizin yapacağı çalışmalar ve alacağı kararlar, Yüce Atatürk'ün başlattığı çağdaşlaşma hareketinin hız kazanmasını, Türkiye'nin gelişmiş dünya devletleri arasında hak ettiği konuma yükselmesini sağlayacaktır.

Sayın Başkan,
Sayın Milletvekilleri;

Konuşmamda, ülke ve dünya gündemindeki kimi konularla ilgili düşüncelerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Teknolojide meydana gelen hızlı gelişmeler nedeniyle yaşanan köklü değişim süreci, ülkelerin, siyasal ve ekonomik yönlerden güçlü olabilmeleri için, geleceğe dönük, yeniliğe açık stratejiler geliştirmelerini zorunlu kılmaktadır.

Ülkeler, kendi değerlerini ve kimliklerini yitirmeden, bunları çağdaş yaklaşımlarla zenginleştirerek, dünyadaki değişimlere, yenilik ve olanaklara kapılarını açmalıdır. Bugün, başarıdan söz edebilmek, çağdaş ve saydam bir yönetim anlayışını etkin kılabilmek için, insan hakları, hukuk devleti, katılımcı demokrasi, etik değerler ve fırsat eşitliği temellerinde işleyen bir düzenin yaşama geçirilmesi gerektiği yadsınamaz.

Temel hak ve özgürlükleri güvence altına almış, çağdaş dünyanın saygın üyesi olmuş, ekonomik, sosyal ve kültürel yönden çağın ulaştığı düzeye erişmiş, demokrasiyi tüm kurum ve kurallarıyla yaşatan, aklın ve bilimin egemen olduğu bir toplum düzeni, Cumhuriyetimizin başlıca ereğidir.

Ulusal birliğimizin temeli olan Atatürk ilke ve devrimleri, bu amaca ulaşma çabalarında yolumuzu aydınlatmayı sürdürecektir.

Ülkemizin çağdaş dünya ile bütünleşme yolunda gerçekleştirdiği yapısal dönüşümlerin olumlu sonuçlarının alınmaya başlanması, demokratikleşme ve Avrupa Birliği'ne üyelik sürecinde bizlere güç vermektedir. Bu konuda ilerlemeyi ödün vermeksizin sürdürmeli ve gerekli uygulamaları hızla yaşama geçirmeye özen göstermeliyiz.

Avrupa Birliği ile uyum süresini kısa sürede tamamlayabilmek, benzeri dönüşüm uygulamalarının kararlı biçimde sürdürülmesine bağlıdır. Meclisimizin ve Hükümetimizin bu süreçteki etkinliği övgüye değerdir. Siyasal, yönetsel ve yargısal reformların önümüzdeki dönemde sürdürüleceğine inanıyoruz.

Sayın Başkan,
Yüce Meclisimizin Sayın Üyeleri;

Gelişmekte olan bir ülke olarak önemli sorunlarımızın bulunduğu bir gerçektir. Bu sorunların çözümü; ancak, bir uzlaşma kültürü içerisinde, elbirliğiyle hareket edilerek sağlanabilir. Ülkemizi çağdaş uygarlık düzeyine yakınlaştıracak uygulamaları yaşama geçirirken, toplumun tüm kesimlerini kucaklayan, uzlaşıcı bir anlayışa daha fazla gereksinim olacağını vurgulamakta yarar görüyorum.

Toplumuzun gelişmiş ülkelerin gönenç düzeyine ulaşması için gerekli adımlar atılırken, hoşgörü, yardımlaşma, birlik ve dayanışma gibi toplumsal ve kültürel niteliklerimizin korunmasına da önem verilmelidir. Etnik ya da dinsel kaynaklı ayrışmaya ya da bölgesel farklılıklar üzerinde birlik ve bütünlüğümüzü bozmaya yönelik hareketlere ödün verilmemelidir.

Bugün Türk Ulusu, onurlu ve saygın bir ulus olarak, Cumhuriyetin 80. Kuruluş Yılına ulaşmanın kıvancını yaşamaktadır.

Cumhuriyetle birlikte çerçevesi çizilen, Atatürk ilke ve devrimleriyle güçlendirilen devletimizin yapısı, Türk Ulusunun kendi özgür istenciyle benimsediği çağdaşlık seçiminin sonucudur.

Türkiye Cumhuriyeti'nin nitelikleri değişemez ve değiştirilemez. Türkiye Cumhuriyeti, laik, demokratik ve sosyal bir hukuk devleti olma niteliğini sonsuza kadar koruyacaktır.

Türkiye, evrensel değerlerin yol göstericiliğinde gelişme ve aydınlanma çabalarını sürdürecek, Yüce Atatürk'ün gösterdiği ereklere doğru kararlılıkla ilerleyecektir.

Ulusumuzun yurt sevgisi, geçmişine ve öz değerlerine bağlılığı, birlik ve dayanışma duygusu, çağdaşlaşma ve aydınlanma istenci, Türkiye Cumhuriyeti'ni geleceğe taşıyacak en büyük güçtür.

Sayın Başkan,
Sayın Milletvekilleri;

Kamu yararı gözetilerek oluşturulan düzenin bozulmaması, ancak hukuk kurallarına uymakla ve uyulmasını sağlamakla olanaklıdır. Hukuk devleti, başta yasama, yürütme ve yargı organları ile yönetim olmak üzere herkesin kurallara uymasını gerektirir. Yasama, yürütme ve yargı organları ile yönetimin hukuka uygun davranması, üstün hukuk kuralları ile anayasal kural ve ilkelere uymasıyla olanaklıdır.

Siyasal iktidarı sınırlayan öğeler, hukuk devleti ve demokrasidir. 20. Yüzyılın en büyük özelliği, kuşkusuz, demokrasi düşüncesinin yayılması ve geniş bir uygulama alanı bulmasıdır. Bu yüzyılın sonlarında katılımcılık ve çoğulculuk çağdaş demokrasilerin belirleyici özelliği olmuştur. Özellikle çoğulculuk, demokratik hukuk devletinin yapıtaşıdır.

Çoğulcu demokrasilerde yönetme hakkı, sayısal çoğunluğu seçimle elde eden siyasal iktidara ilişkindir; ancak, sınırsız çoğunluk yönetimi, bir başka deyişle çoğunluğun mutlak egemenliği kabul edilmemiştir. Çoğunluğun sağladığı iktidar gücünün ölçülü kullanılması zorunlu kılınmıştır. Egemen olan, katılımcılıkla desteklenmiş düşünsel çoğunluktur. Farklı düşünceleri anlamak ve onlardan yararlanmak sistemin gereğidir; çünkü "halk" kavramı çoğunluğu da oluştursa yurttaşların bir bölümüne indirgenemez; yurttaşların tümünü kapsayan bir olgudur. Bu nedenledir ki, sayısal çoğunluk, gelenekler, kamu yararı ve hukuk devleti ilkesiyle sınırlandırılmıştır. Kararların, demokrasinin özüne uygun olması, açıklık ve özgürlük içerisinde yeterince tartışılarak olgunlaştırılıp alınması önem taşır. Bir karar organının yapısının demokratik olması kadar, hatta, ondan da çok, eylem ve işleminin demokratik olması önemlidir.

Demokrasi, yalnızca çoğunluk yönetimini öngördüğü için değil, aynı zamanda, azınlıkta kalanların haklarının korunduğu ve onların görüşlerinin yönetime yansıtıldığı için üstün nitelikli bir yönetim sistemidir. Güç sahibi olan iktidarın, kendisine oy vermeyenlerin haklarına ve düşüncelerine saygı gösterip, onları göz önünde bulundurması demokrasinin erdemidir.

Çoğulcu demokraside, toplumda görüşleri birbirinden farklı kesimlerin varlığı, bir arada bulunma zorunluluğu ve birbirini tamamladığı kabul edilmektedir. Çoğunluğu azınlıkta kalanlardan ayıran şey, yalın bir nicelik ölçütüdür. Bu nedenle, çoğulculuk sayıdan değil, farklılıktan kaynaklanır, farklı kesimler arasında denge kurmayı amaçlar. Toplumsal barış ve rejimin istikrarı, bu dengenin kurulabilmesine bağlıdır.

Çoğulcu demokrasinin özü, erkler ayrılığına dayanır. Erkler ayrılığını benimseyen parlamenter sistemlerde, ulusa ilişkin egemenliği, seçimle gelmesi nedeniyle yalnızca meclisler değil, anayasada verilen görevler ve yetkiler çerçevesinde diğer devlet organları da kullanır. Daha açık anlatımıyla, yasama ve yürütme organları, cumhurbaşkanı, yargı organları ile özerk kurullar da anayasada belirtilen görev ve yetkileriyle sınırlı olarak egemenliği kullanırlar.

Erkler ayrılığına dayalı parlamenter sistemlerde erkler arası ilişki, işbirliğine ve dengeleme esasına dayanır. Demokrasinin en temel ilkesi olan çoğulculuğun korunabilmesi için, gerçek gücü elinde bulunduran erkleri dengelemek amacıyla çeşitli hukuksal güvenceler getirilmiştir. Bu güvencelerin aşılması amacıyla yapılacak düzenlemeler, demokrasiye zarar verir.

Bugün, dünya, temsili demokrasiden katılımcı demokrasiye geçmektedir. Bireylerin karar alma sürecine katılmaları, düşünce ve çözüm üretmelerinin, demokrasi bilincinin yerleşmesi ve siyasal kültürün gelişmesine katkıda bulunacağı tartışmasızdır.

Katılımcı demokrasinin olmazsa olmaz koşulu, toplumda çok güçlü bir sivil bilincin bulunmasıdır. Sivil duyarlılığın yüksek düzeyde olmadığı toplumlarda katılımcı demokrasinin yaşama geçirilebilmesi olanaksızdır.

Siyasal katılma, zamanı geldiğinde sandık başına gidip salt oy kullanmak değildir. Demokratik yollarla düşünce açıklamasında bulunmak da, katılma kapsamındadır.

Ülkemizde yurttaşların seçme, seçilme ve siyasal etkinlikte bulunma hakları, Anayasa'nın güvencesi altındadır. Ancak, bu hak, tek başına katılımcı demokrasinin gerçekleşmesi için yeterli olmamaktadır. Siyasal Partiler Yasası'nda, partiiçi demokrasiyi sağlayacak düzenlemelerin yapılması ve Seçim Yasası'nın, katılımcılığı temel alan, adil temsile olanak tanıyan yapıya kavuşturulması gerekmektedir.

Anayasamızın 2. maddesinde, Cumhuriyet'in nitelikleri arasında sayılan hukuk devleti ilkesi, tüm çağdaş, demokratik rejimlerin temel özelliklerinden biridir. Hukuk devleti, en kısa tanımıyla, yurttaşların hukuksal güvenlik içinde bulundukları, devletin eylem ve işlemlerinin hukuk kurallarına bağlı olduğu bir sistemi anlatır.

Hukuk devleti, çağdaş demokratik uygarlığın ulaştığı en önemli aşamadır. Yurttaşların devlete karşı güven beslemeleri ve kendi kişiliklerini korkusuzca geliştirebilmeleri, ancak hukuk güvenliğinin sağladığı demokratik bir hukuk devleti içinde olanaklıdır.

Hukuk devletinin en önemli öğelerinden biri de hiç kuşkusuz yargı bağımsızlığıdır. Eğer yasama ve yürütme işlemlerinin hukuka uygunluğunu denetleyecek organlar, bu organlar karşısında tam bağımsızlığa sahip değillerse, yargı denetiminden beklenen yarar sağlanamaz.

Bu nedenle, yargı organlarına üye seçimi yetkisi, kimi doğrudan, kimi dolaylı olarak yansız cumhurbaşkanına verilmiştir. Gerektiğinde kendini yargılayacak Anayasa Mahkemesi'ne üye seçmek yetkisi hukuksal olmasa da etiksel yönden eleştirilebilir. Öte yandan, aynı gerekçeyle Anayasa Mahkemesi'ne Türkiye Büyük Millet Meclisi'nce üye seçilmesi de uygun değildir. Çünkü, bu yöntemle, zaman içinde Yüksek Mahkeme'nin siyasallaşacağı, en azından, kararlarının daha eleştirilir duruma geleceği unutulmamalıdır. Yüksek Mahkeme'nin Yüce Divan sıfatıyla Bakanlar Kurulu üyelerini yargılama olasılığı da gözden uzak tutulmamalıdır.

Sayın Başkan,
Sayın Milletvekilleri;

Demokrasinin vazgeçilmez öğelerinden biri de bağımsız ve özgür basındır.

Demokratik toplumlarda basının işlevi, kamu yararını ilgilendiren olay ve konularda açıklamalar yapmak, haber ve bilgi vermek, eleştiri ve değer yargıları sunarak kamuoyunu oluşturmak, toplumu aydınlatmaktır.

Basınla ilgili yasal düzenlemeler yapılırken, basın özgürlüğünün demokrasiyi işleten ve ona yaşam veren en önemli öğe olduğu ve anayasal kurallar gözönünde bulundurulmalıdır. Basın özgürlüğü, kamu güçleri karşısında olduğu kadar, özel güçlere karşı da korunmalıdır. Bu bağlamda, medyanın belli kişi ya da grupların elinde toplanmamasına önem verilmelidir. Tekelleşen medya, bir yandan ekonomik alanda haksızlık yaratabilecek bir güce ulaşırken, öte yandan haber alma özgürlüğünü kısıtlayabilecek, medya gücünün çıkar amaçlı kullanılmasına hizmet edebilecektir.

Medya gücünün kötüye kullanılması, kamu yararı ve kamu düzenine zarar vermekle kalmayacak demokrasiyi de olumsuz yönde etkileyecektir.

Medyanın çoğulculuğunu koruyucu önlemler alınması, bağımsız ve tarafsız yayıncılığın sürdürülebilmesi için gereklidir. Unutulmamalıdır ki, kamu hizmeti yapan medyanın tekelleşerek sorumluluk bilincinden uzaklaşması, bireysel çıkarlara hizmet edecek ticari nitelik kazanması, medya-siyaset bağlantısının güçlenmesi, medyanın devletle ticari ilişkiye girmesi, kuşkusuz demokrasinin yozlaşmasına zemin hazırlayacak, basının varlık nedeniyle çelişecektir. (CHP sıralarından alkışlar)

Basın görevini yerine getirirken, meslek ilkelerini ve etiğini gözetmeli, kişilik haklarına, kişilik değerlerine, özel yaşama, gizlilik alanına saygı göstermelidir. Basın çalışanlarının statüleri yasal güvenceye bağlanmalıdır.

Bu ilkelerin gözetilmesi, basının saygınlığının ve güvenilirliğinin korunması yönünden önemli ve zorunludur.

Sayın Başkan,
Sayın Milletvekilleri;

Kamu hizmetinin sağlıklı, etkili ve verimli yürütülmesi, büyük ölçüde kamu görevlilerinin nitelik ve yeterliliklerine bağlıdır. Bu hizmeti yürütecek kadroların deneyimli olması yönetimde başarıyı sağlayan en önemli öğelerden biridir.

Kamu personel rejiminde kamu hizmetinin düzenli, sürekli, etkili, verimli ve ekonomik bir biçimde yürütülebilmesi için "kariyer" ve "liyakat" temel ilkeler olarak benimsenmiştir.

Kamu görevlilerinin hukuksal durumlarının bu ilkeler esas alınarak düzenlenmiş olmasına karşın, ülkemizde her iktidar değişikliğinde yönetim görevindeki kamu personeli de değiştirilmek istenmektedir.

Devletin sürekliliği esas olduğu için kamu görevlilerinin sürekliliği de korunmalıdır. Kamu görevlileri devlette istikrar ögesidir.

Kamu hizmetinin gereği gibi yürütülmesini engelleyen kamu görevlisinin, görevini yapmamış olacağı ve bunun hukuksal sonuçlarına katlanacağı açık bulunduğundan, sıkça yinelenen "kendi ekibimle başarılı olabilirim" savının, kamu görevlilerinin siyasal partilerin değil, devletin görevlileri olduğu dikkate alındığında, hukuksal dayanağının bulunduğundan söz edilmesi olanaksızdır. (CHP sıralarından alkışlar)

Kuşkusuz, kamu görevlileri siyasal iktidarların kararlarını uygulamak zorundadır. Ancak, bu kararları uygularken kamu yararını ve yasal kuralları gözetirler. Bu nedenledir ki, kamu görevlileri siyasal yozlaşma, yolsuzluk, adam kayırma ve popülist politikalar önünde bir engeldir. Bu yüzden, kamu görevlilerinin siyasallaştırılmamasında büyük kamu yararı vardır.

Sayın Başkan,
Sayın Milletvekilleri;

İyi bir gelecek, güçlü, iç ve dış dengeleri istikrarlı bir ekonomiyle kurulabilir. Türkiye'nin güçlü bir ekonomi ve sağlıklı bir demokrasiye sahip olarak gelişmesini sürdürmesi, hepimizin özlemidir.

Son dönemdeki makroekonomik göstergeler, olumlu gelişmelerin öne çıkmaya başladığını göstermektedir. Dış belirsizliklerin süreç içinde netleşme izlenimini vermesi ve ekonomik program uygulamalarının sürdürülmesi, 2003 yılında temel makroekonomik hedefleri ulaşılabilir kılmaktadır.

Gayri Sayfi Milli Hasıla büyüme oranı, 2002 yılının aynı dönemine göre 2003 yılının ilk çeyreğinde yüzde 7,4, ikinci çeyreğinde yüzde 3,7 ilk altı aylık dönemde de yüzde 5,4 olarak gerçekleşmiştir. 2003 yılının ilk altı aylık döneminde, geçen yılın aynı dönemine göre sanayi üretiminin yüzde 6 oranındaki artış, 2002 yılı ikinci döneminde yüzde 75,9 olan üretim değeri ağırlıklı kapasite kullanım oranının 2003 .yılının ilk altı aylık döneminde, yüzde 80,4 olarak gerçekleşmesiyle birlikte değerlendirildiğinde umut vericidir. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Tüm bu gelişmelerden, büyümenin sürdüğü anlaşılmakta, yıl sonu için hedeflenen yüzde 5'lik Gayri Safi Milli Hasıla artışına ulaşılabileceği görülmektedir. Bu, kuşkusuz olumlu bir gelişmedir. Ancak, geçmiş yıllarda büyümenin kararlı bir yön çizememiş olması, bu iyimserlikle yetinmeyerek büyümenin kalıcı kılınması ve ekonomideki kırılganlığı daha da azaltabilmek için çalışılması gerektiğini göstermektedir.

Yıllar boyunca süren fiyat artışlarının ülke ekonomisine yapısal sorunları da birlikte getirdiği bilinmektedir. Bunun yanı sıra, ekonomide gerçekleştirilen yapısal dönüşümlerin bir sonucu olarak Tüketici Fiyat Endeksi artış oranı, 2003 yılı Ağustos ayında bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 24,9, Toptan Eşya Fiyat Endeksi ise aynı dönemde, yüzde 22,7 olarak gerçekleşmiştir. Ulaşılan bu sonuçlar, geleceğe daha iyimser bakmamıza olanak vermektedir. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Dışticaretteki gelişmelere bakıldığında, hem dışsatımın hem de dışalımın arttığı, dolayısıyla dünya ekonomisiyle bütünleşmenin derinleştiği gözlenmektedir. Ancak, dışsatımda kalıcı bir artış sağlanabilmesi için, verimlilik ve teknolojik gelişmelere ağırlık verilmesi, maliyetler üzerindeki baskıların hafifletilmesi ve özellikle de, dışsatımın lokomotifi olan sektörlerin sayısının artırılması gerekmektedir. Dışalım rakamlarının yükselmesi bir yönden olumsuz algılanmakla birlikte, sermaye girişlerinde gözlenen gelişmeler ve döviz rezervindeki artış, cari açığın finansmanı konusunda sıkıntıyla karşılaşılmayacağı umudumuzu desteklemektedir. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Yürütülmekte olan ekonomik program çerçevesinde göreceli bir güven ortamının oluşması sevindiricidir. Ekonomideki olumlu gelişmelerin süreklilik kazanması için, ekonomik programın uygulanma kararlılığı sürdürülmelidir.

Ancak, unutulmamalıdır ki, Devlet İstatistik Enstitüsü verilerine göre, 2003 yılı ikinci çeyreğinde işsiz sayısı, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 7 artarak 2 milyon 418 bine ulaşmış, böylece Türkiye genelinde işsizlik oranı yüzde 9,3'ten yüzde 10'a çıkmıştır. (CHP sıralarından alkışlar)

İşsizlik, ekonomik ve sosyal yönden ulusumuzu derinden etkileyen, ülkemizin üzerine ivedilikle eğilmesi gereken temel sorunlardan biridir. Geleceğe güvenle bakabilen, huzurlu ve gönençli bir toplum yapısını oluşturabilmek için, işsizlikle savaşıma öncelik verilmesi ve ekonomik kaynakların bu yönde seferber edilmesi gerekmektedir. İşsizlik sorununa çözüm getirecek önlemlerin bir an önce yaşama geçirilmesi toplumsal barışın da güvencesi olacaktır.

Başta geri kalmış yörelerde olmak üzere işsizlikle savaşım, yeni istihdam alanları açılmasına, bu da doğal olarak yeni yatırımların gerçekleştirilmesine bağlıdır. Ekonomik gelişmeyi sağlayacak yatırımların devletçe desteklenmesi, bir yandan ekonomik büyümeyi sağlarken, diğer yandan da işsizlikle savaşıma katkıda bulunacaktır.

Ülkemizde büyük oranlı işsizlik sorunu yaşanırken, kimi sektörlerde de nitelikli işgücüne duyulan gereksinimin karşılanamadığı gözlenmektedir. İşgücü arzı ile işgücü talebini bir araya getirmek için gerekli teknik eğitimin sağlanması, hem devlete hem de sendika ve benzeri toplumsal kuruluşlara düşen bir görevdir.

Yatırım eğiliminin canlandırılması, proje seçiminde istihdam etkisine öncelik verilmesi, KOBİ girişimciliğinin özendirilmesi, beceri kazandıran kursların yaygınlaştırılması ve kendi işini kuracak olanlara finansman desteği sağlanması gibi projelerin geliştirilerek uygulamaya konulmasına büyük önem verilmelidir.

Ayrıca, tarım ve hayvancılık sektöründeki verimliliğin artırılmasına yönelik çalışmalar yoğunlaştırılmalıdır. Ülkemizin tarım ve hayvancılık alanında kendine yeterliliğini sürdürülebilir kılmanın ötesinde, dışsatım potansiyelini artırmaya da özen gösterilmelidir.

Sayın Başkan,
Sayın Milletvekilleri;

Ülke ekonomisinin sağlıklı gelişebilmesi için, başta bankacılık kesimi olmak üzere, mali piyasalardaki etkinliklerin çağdaş ülkelerdeki ilke ve ölçütlere uygun biçimde denetlenmesi ve yönetilmesi önemlidir. Ekonomik büyüme, ancak mali piyasaların asli görevleri temelinde etkin ve sağlıklı biçimde çalışabilmesi, piyasalarda yeterli güvenin kurulması ve saydamlığın sağlanmasıyla olanaklıdır.

Son yıllarda ekonomimizin geçirdiği yapısal dönüşümler, mali piyasaların ülke ekonomisindeki rolünü ve etkinliğini öne çıkarmıştır. Mali piyasalarda sağlıklı bir düzenin kurulamadığı ortamlarda, ekonomik kararlılığın temeli olan güven duygusu yitirilir.

Ekonomideki hareketlenmenin temel dinamiğini oluşturan mali piyasalarda sağlıklı bir sistem kurulamaması nedeniyle, yakın geçmişte acı deneyimler yaşanmıştır. Bankacılık sektöründe karşılaşılan sıkıntılar, yurttaşlarımızın bu sektöre olan güven duygusunu ve devlete olan inancını zedelemektedir. Bu gelişmeler, bir yandan da sürdürülmeye çalışılan ekonomik dönüşüm programlarının başarısını olumsuz etkilemektedir.

Son dönemin deneyimlerinden hareketle mali yönetimin yeniden düzenlenmesi ve böylece mali piyasalarda etkin bir kamu denetiminin sağlanması yönünde önemli adımlar atılmıştır.

Mali sektörde çağdaş ülkelerde uygulanan ölçütte bir örgütlenme ve disiplin kurulması, ekonomimizin sağlıklı biçimde büyüyebilmesi için vazgeçilmez koşuldur. Bu konu, Avrupa Birliği ile uyum sürecinin de önemli bir aşamasını oluşturmaktadır. Yurttaşlarımızın birikimlerinin, güven duygularını zedelemeden ekonomiye kazandırılması ve reel sektörün katlanılabilir bir kaynak maliyeti ile finansal desteğe kavuşturulması için saydam, etkin ve kararlı bir uygulamanın altyapısı da ivedilikle hazırlanmalıdır.

Bilindiği gibi, 17 Şubat 2004 günü İzmir İktisat Kongresi toplanacaktır. İlk kez 1923 yılında toplanan Kongrede, cumhuriyetimizin ekonomi siyasetinin temelleri atılmıştır. Toplumumuzda ekonomiye ilişkin yerleşmiş bir anlayış yokken ve henüz genç cumhuriyetin uğraşması gereken onlarca sorun varken Yüce Atatürk'ün Kongre'de yaptığı konuşma, ekonomi siyasetimizin ileriye yönelik aşamalarında çok yakından izlenmesi gereken vurgular taşımaktadır.

Yüce Önder'in belirttiği gibi, ulusların yazgılarını etkileyen olaylar incelenirken siyasal, sosyal ve diğer pek çok etmenden söz edilebilir; ancak, bir ulusun doğrudan yaşamıyla, yazgısıyla ilgili olan, o ulusun ekonomisidir. Türk tarihi incelenirse, tarihimizdeki çıkış ve inişlerin gerçek nedeninin ekonomideki gelişmelerle bağlantılı olduğu görülecektir. Dolayısıyla, ülkemizin çağdaş uygarlık düzeyine erişebilmesi ve tam anlamıyla bağımsız olabilmesi için ekonomiye büyük önem verilmesi zorunludur. Yine Yüce Önder'in anlatımıyla, siyasal ve askeri zaferler, ekonomik üstünlükle birleştirilmezse kısa sürede etkilerini yitirirler.

Atatürk'ün 1923 Kongresi'nde yaptığı açış konuşmasında, ekonomik gelişmeyi sağlamak üzere yabancı sermayeden akılcı bir biçimde ve ülke yararını gözeterek en üst düzeyde yararlanılması gerektiği, daha o günlerde açık biçimde anlatılmıştır. Bugün de ülke ekonomisinde yeterli büyüme, yalnızca iç kaynakların harekete geçirilmesiyle sağlanamaz. Gerek teknolojinin yurdumuza getirilmesi, gerek işsizlik sorununun çözümünde katkıda bulunacak yeni işyerlerinin açılması için, yabancı sermayenin ülkemize gelmesi önemlidir.

Sayın Başkan,
Sayın Milletvekilleri;

Hemen her ülkede olduğu gibi, ülkemizde de tarihsel süreç içinde bölgelerarasında gelişme farklılıkları oluşmuştur. Bunda, bölgelerin coğrafi konumları, doğal kaynak dağılımı, komşu ülkelerle ilişkiler, çeşitli sosyoekonomik etkenler yanında altyapı eksiklikleri ve terör eylemleri de etkin olmuştur.

Bölgelerarasındaki gelişmişlik farklılıklarını gidermek, Anayasanın 166. maddesinde yer verilen kalkınmanın yurt düzeyinde dengeli ve uyumlu biçimde geliştirilmesi ilkesi çerçevesinde devletin görevidir.

Devlet, kamu yönetimi, ekonomi, sağlık, eğitim, kültür ve toplumla ilişkiler alanlarında önlemler içeren Doğu ve Güneydoğu Anadolu Eylem Planı'nı mayıs 2000'de, terörün yarattığı ekonomik ve sosyal yıkımlardan en çok etkilenen bu bölgelerimizde uygulamaya koymuştur. Sözkonusu önlemlere yeterli kaynak sağlanarak ivedilikle işlerlik kazandırılması büyük önem taşımaktadır.

Bölgede, insan kaynaklarının, sosyal ve kültürel etkinliklerin geliştirilmesine önem verilmelidir. Kadınların sosyoekonomik etkinliklere daha çok katılımı sağlanmalıdır. Mesleki teknik eğitimde okullaşma oranının yükseltilmesine çaba gösterilmelidir.

İşsizliğin azaltılmasına katkı yapacak yeni kapasiteler oluşturmaya dönük yatırımlara öncelik tanınmalıdır. KOBİ'lerin geliştirilmesi, kırsal ekonomik etkinliklerin çeşitlendirilmesi amaçlarına yönelen tasarımlar desteklenmelidir. Bu bölgelerdeki üniversitelerin bölge kalkınmasına daha büyük oranda katkı yapmaları sağlanmalıdır.

Ülkemizin, üzerinde önemle durulması ve toplumun tüm kesimlerinin anlayış birliği içinde savaşım vermesi gereken temel sorunlarından biri de, ülke kaynaklarının savurganca tüketilmesine ve kimi çevrelerin çıkarları doğrultusunda kullanılmasına olanak sağlayan yolsuzluklardır.

Kayırma, kamu ve banka kaynaklarından haksız çıkar sağlama, yarar karşılığı kamu görevini kötüye kullanma amaçlı yolsuzluk olayları, toplumun ivedi çözüm bekleyen yaşamsal sorunlarından biri olma özelliğini korumaktadır.

Sosyal, kültürel, siyasal ve ahlaksal çöküntü ve çürümüşlüğün ürünü olan yolsuzluk olayları, ekonomik krizlere yol açacak boyutlara ulaşabilmekte, kamuoyunda büyük rahatsızlık yaratmaktadır.

Yolsuzluk olaylarına karşı etkili önlemler alınması, bu tür eylemlere girişenler için ciddi yaptırımlar geliştirilip uygulanması zorunludur. Yolsuzlukları önleme konusunda yetersiz kalınması, yurttaşların umutsuzluğa kapılmasına, devletin temel kurumlarının güven kaybına uğramasına, demokrasiye, hukukun üstünlüğüne ve işleyişine olan inancın sarsılmasına yol açmaktadır.

Yolsuzlukların önlenmesi çok yönlü çaba gerektirmektedir. Bu savaşımda, yasama, yürütme, yargı erkleri yanında tüm yurttaşlara da görev düşmektedir. Unutulmamalıdır ki, yolsuzluklar karşısında sessiz kalmayıp, olanaklar ölçüsünde tutum takınılması bir yurttaşlık görevidir. (Alkışlar)

İyi eğitilmiş, etik değerlerle donatılmış erdemli kuşaklar yetiştirilmesi, yurttaşlık bilincinin geliştirilmesi, ulusal gelirin hakça paylaşımı, etkin bir denetim sistemi, caydırıcı yaptırımlar içeren yasal düzenlemeler, yargının hızlı ve etkili biçimde işlemesi, saydam bir yönetim, af beklentileri yaratılmaması, medyanın yolsuzluklar konusunda kamuoyunu yansız bilgilendirmesi, basın kuruluşlarının basın dışı ticari işlerle uğraşmamaları, siyasi etik yasası çıkarılması, yolsuzlukların önlenmesinde belirleyici rol oynayacaktır.

Yolsuzluklarla savaşım konusunda geçen yasama yılında önemli çabalar gösterilmiştir. Türkiye Büyük Millet Meclisi Yolsuzlukları Araştırma Komisyonu'nun kurulmuş olması ve bu Komisyonun çalışmaları, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin yolsuzlukları önleme konusundaki kararlılığının göstergesidir. (Alkışlar)

Yolsuzlukla savaşımda başarılı olabilmenin önemli koşullarından biri de, dokunulmazlıkların sınırlandırılmasıdır. (Alkışlar) Bu bağlamda, Anayasa'nın 83. ve 100. maddelerinin yeniden düzenlenmesi önemli gündem konularımızdan biri olmalıdır. Kuşkusuz, yasama dokunulmazlığı sınırlandırılmış bir hukuk sisteminde, memurlar ve diğer kamu görevlileri hakkında kovuşturma açılmasını yetkili makamın iznine bağlı kılan Anayasanın 129. maddesindeki kuralın da değiştirilmesi gerekecektir. (Alkışlar)

Sayın Başkan,
Sayın Milletvekilleri;

Türkiye'nin yönetim sisteminin, beklentileri ve gereksinimleri karşılayamadığı, aşırı merkeziyetçi yapının, kamu hizmetlerinin yürütülmesinde zaman ve kararların doğruluğu yönünden, öngörülmeyen sorunlar getirdiği bilinmektedir.

Kısa tanımıyla, bir kurumlar ve kurallar topluluğu olan devlet, yönetim ile yurttaş arasında köprü görevi üstlenen bir hizmet aracıdır. Dolayısıyla çözüm ve hizmet üretmek amacıyla oluşturulan bu yapının verimliliğinin ve işlevselliğinin artırılarak, kimi sorunların kaynağı olmaktan çıkarılması temel önceliğimiz olmalıdır.

İzlenecek politikalarda kamu yönetiminde kaliteye öncelik verilmesi ve kalite yönetiminin benimsenmesi de, bir diğer önceliğimizi oluşturmalıdır.

Demokratik rejimin daha iyi işlemesi için toplumun gereksinimlerini karşılayacak saydam, adil, verimli, kaliteli, etkili ve hızlı işleyen bir yönetim sisteminin kurulması gerekmektedir.

Kamu yönetiminde, görev ve yetkilerin dengeli biçimde dağılımı ile insan gücünün yerinde ve verimli kullanılması da önem taşımaktadır. Bu nedenle, kamu yönetimindeki iyileştirme çabaları ile kamu personel rejiminde yapılacak iyileştirmeler eşzamanlı yürütülmelidir.

Türkiye Cumhuriyeti'nin saptanan ereklere ulaşmasının koşullarından biri de yurttaş-devlet ilişkisinin temeline güven duygusunun yerleştirilmesidir.

Güven duygusunun oluşması ve korunmasında ana görev devlete düşmektedir. Güvenin oluşabilmesi için devletin bilgi ve hesap veren bir yönetim anlayışını benimsemesi, ayırım gözetmemesi, verdiği sözü zamanında yerine getirmesi ve bireyin saygınlığına özen göstermesi gerekmektedir.

Yurttaşın devlete olan güveninin artması, onun devlete karşı olan görevlerini daha içten ve aksatmadan yerine getirmesinde ve çeşitli toplumsal etkinliklere daha coşkulu olarak katılmasında kuşkusuz etkili olacaktır.
 

Sonraki Sayfa


(27 EKİM 2003)
Geri
sayfa başı
Geldiğiniz sayfaya dönüş

© 2003 BELGEnet
belgenet.com sitesindeki metin, resim ve diğer içeriğin hakları saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.