Türkiye'de yaşanan olaylar...
 Ana Sayfalar
BELGENET 
ARŞİV
BELGELER
DOSYALAR
HUKUK
EKONOMİ
KİM KİMDİR
.İlgili Sayfalar
KONUŞMADAN BAŞLIKLAR
4. YASAMA YILI KONUŞMASI (1.10.2001)
3. YASAMA YILI KONUŞMASI (1.10.2000)

SEZER'İN TBMM'NİN YASAMA YILINI AÇIŞ KONUŞMASI
Konuşma metni (2)
1 Ekim 2003
TBMM'nin 22. Dönem 2. Yasama Yılı, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in Meclis Genel Kurulu'na hitaben yaptığı konuşmayla açıldı.
 
Cumhurbaşkanı Sezer'in, 22. Dönem 2. Yasama Yılı'nın açılışı dolayısıyla TBMM Genel Kurulu'nda yaptığı konuşma:
(1 Ekim 2003)

Sayın Başkan,
Sayın Milletvekilleri,

Cumhuriyetimizin 80 yıllık başarılarının temelinde, Yüce Önder Atatürk'ün "yurtta barış dünyada barış" anlayışının ilke edinilmesi ve kararlılıkla uygulanması yatmaktadır.

Türk Ulusunun gönenç ve güvenliğinin sağlanması, ulusal çıkarlarımızın gözetilmesi ve korunması dış politikamızı yönlendiren temel öğeleri oluşturmaktadır.

Dış politikamızın ana çerçevesini oluşturan ve uluslararası ilişkilerimizin yürütülmesine ışık tutan Lozan Antlaşması'nın imzalanışının 80. yıldönümünü kısa bir süre önce kutladık.

Dış politikamızın dayandığı temel ilkelerin başında, ülkelerin bağımsızlık, egemenlik ve toprak bütünlüklerine saygı gelmektedir. Türkiye, bu temel üzerinde tüm ülkelerle dostluk ilişkileri geliştirmeyi amaçlamaktadır. Tutarlılık, inandırıcılık, sağduyu ve kararlılık dış politikamızın temel ilkeleri arasında yer almaktadır.

Türk dış politikası, üyesi bulunduğu Birleşmiş Milletler Yasası'nda yer alan kurallar temelinde, uluslararası hukuka dayalı bir düzeni savunmakta, tüm ulusların dış baskılardan uzak, özgürce gelişmelerini desteklemektedir.

Başta komşu ülkeler olmak üzere tüm ülkelerle iyi ilişkiler sürdürülmesi, dış politikamızı yönlendiren temel ilkeler arasında bulunmaktadır.

Çağımızın değişen jeostratejik koşullarına kendini uyarlamaya özen gösteren Türkiye, karşısına çıkan tehdit ve belirsizlikleri göğüslemek zorundadır.

Bölgemizde barış ve istikrarı tehdit eden, başta etnik ve dinsel kökenli çatışmalar olmak üzere güvenlik konusunda yaşanan belirsizlikler, dışpolitika alanında çok dikkatli olmamız gerektiğini göstermektedir.

Barışçı, uzlaşıcı ve ortak çıkarlara dayalı uluslararası işbirliğini esas alan yaklaşımlar, karşı karşıya bulunduğumuz sorunların aşılmasını sağlayacaktır.

Söz konusu akılcı yaklaşımları benimseyegelmiş olan Türkiye, dış politikasıyla bölgesinde ve dünyada önemli bir istikrar öğesi olmayı sürdürecektir.

Bu fırsattan yararlanarak, dış politikamızda son dönemde sıkça söz ettiğimiz kimi ülke ve bölgelere yönelik yaklaşımımızı bir kez daha dile getirmek istiyorum.

Türkiye'nin dostu ve müttefiki Amerika Birleşik Devletleriyle arasındaki ilişkiler sağlam temellere dayanmaktadır. Yakın geçmişte ilişkilerimizde yaşanan ve artık giderilmiş olmalarından mutluluk duyduğumuz kimi rahatsızlıklar bu gerçeği değiştirmemiştir.

Amerika Birleşik Devletleriyle aramızda karşılıklı güven ve yarara dayanan, uzun bir süreç sonucunda oluşturulmuş stratejik ortaklık ilişkisine değer vermekteyiz. Türkiye ve Amerika Birleşik Devletleri arasındaki ortaklık, ikili ilişkilerimiz için olduğu kadar bölgemiz için de vazgeçilmez öneme sahiptir.

Bugüne kadar Amerika Birleşik Devletleriyle, Balkanlar, Ortadoğu, Kafkasya ve Ortaasya'yı kapsayan çok geniş bir coğrafyada işbirliği yapılmıştır. İki müttefik olarak, 11 Eylül terör saldırıları sonrasında izlediğimiz ortak tutum, bu işbirliğinin en somut örneğini oluşturmuştur. Bu işbirliğini, önümüzdeki dönemde de, Türkiye'nin çevresindeki geniş bölgenin istikrar ve gönencine katkıda bulunacak biçimde, derinleştirerek sürdürmek istiyoruz. Amerika Birleşik Devletleri'nin de aynı isteği paylaşıyor olmasından mutluluk duyuyoruz.

Atlantikötesi bağlantı ve işbirliğine özel önem vermekteyiz. Buna göre, Avrupa'nın güvenliğinde, Amerika Birleşik Devletleri ile Atlantikötesi bağlantının ve NATO'nun temel ve öncelikli rolünün korunmasının, güvenliğin bölünmezliği ilkesinden ödün verilmemesinin, bizim için temel öneme sahip olduğunu vurgulamak isterim.

Uzun yıllardır onurlu bir üyesi olduğumuz NATO ittifakı, dış politikamızdaki ağırlıklı konumunu korumaktadır.

Önümüzdeki dönemde, NATO üyeleri olarak, önceliklerimizden birinin Atlantik ötesi ilişkileri olumsuz yönde etkilemiş olan ve Irak krizinden kaynaklanan uyumsuzluğun izlerinin silinmesi ve ittifakın ortak savunma örgütü olarak siyasi ve askeri etkinliğinin sürdürülmesi olduğuna inanıyoruz.

Çevremizde barış, istikrar ve gönenç kuşağı yaratılması yönündeki çabalarımız kesintisiz olarak sürdürülmektedir.

Geleneksel barışçı dışpolitikamız uyarınca, tüm komşularımızla olduğu gibi, Yunanistan ile de dostluk ve işbirliğine dayanan iyi ilişkiler sürdürmeyi istiyoruz.

Yunanistan ile aramızdaki sorunların, ortak rızaya dayanacak hiçbir barışçı çözüm yöntemini dışlamadan, diyalog yoluyla çözülebileceğine inanıyoruz. Gelecekte, Avrupa Birliği içerisinde aynı değer ve ülküleri paylaşan üyeler olarak, Türkiye ile Yunanistan arasındaki ilişkilerin gelişmesini engelleyen kimi sorunların ortadan kaldırılabileceğini umuyoruz.

Ülkemiz ile Yunanistan arasındaki dostluk ilişkilerinin, karşılıklı saygı ve güven ilkeleri temelinde geliştirilmesinin, bölgemizde de olumlu yansımaları olacağına inanıyoruz.

Yunanistan ile başlatılmış olan diyalog sürecini, yerleşik kanallar aracılığıyla, daha ileri aşamalara götürme ve yeni işbirliği alanlarına yayma konusunda kararlıyız.

Balkanlar, Türkiye'nin tarihsel, kültürel ve insani bağları olduğu, her alanda yoğun ve çok boyutlu ilişkiler sürdürdüğü bir bölgedir. Bölge ülkelerinin egemenliklerinin, bağımsızlıklarının ve toprak bütünlüklerinin korunması, hukukun üstünlüğü ve demokratik ilkeler temelinde Avrupa ve Avrupa-Atlantik kurumlarıyla bütünleşmeleri ve bölgesel işbirliğini geliştirmeleri, Türk Dış Politikası'nın öncelikleri arasında yer almaktadır.

Balkan ülkelerinden Romanya ve Bulgaristan ile ilişkilerimiz ve işbirliğimiz son on yılda her alanda hızla gelişmiştir. Üçlü doruk toplantısının altıncısını, geçtiğimiz haziran ayında gerçekleştirdik. Söz konusu doruk toplantıları, ülkelerimiz arasındaki dayanışma ve işbirliğinin vardığı düzeyi yansıtmakta, çok iyi giden ikili ilişkilerimize ek bir katkı sağlayan danışma ve işbirliği forumu oluşturmaktadır. Bu birlikteliğin, çevremizdeki tüm ülkelere örnek olmasını diliyoruz.

Geçtiğimiz yıl içinde, Kıbrıs sorununun çözüm sürecinde hareketlilik yaşanmıştır. Bu süreçte, Kıbrıs Türk halkının, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Rauf Denktaş'ın önderliğinde, haklarını koruma, eşit ve egemen konuma kavuşma yönünde gösterdiği kararlılığı takdirle karşılıyoruz. (Alkışlar)

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin varlığı gözardı edilerek Ada'da kalıcı bir çözüme ulaşılmasının olanaksızlığını gelişmeler göstermiştir. Bu gerçeğin, yakın bir zamanda, başta Avrupa Birliği olmak üzere, tüm uluslararası toplumca da kabul edilmesini bekliyoruz.

Kıbrıs Türk tarafının son aylarda gerçekleştirdiği açılımların ve Cumhurbaşkanı Sayın Denktaş'ın gündeme getirdiği yapıcı önerilerin Ada'da var olan güven bunalımının aşılmasına yardımcı olacağını, ilişkilerin normalleştirilmesine katkıda bulunacağını ve Ada'da hakça ve kalıcı çözüm yönündeki çabaları kolaylaştıracağını umuyoruz.

Komşularımız arasında Azerbaycan özel ve ayrıcalıklı bir yere sahiptir. Bu ayrıcalık, coğrafi yakınlığın ötesinde, halklarımız arasındaki güçlü kültürel ve tarihsel bağlardan kaynaklanmaktadır.

Sovyetler Birliğinin dağılmasının ardından, Türkiye, komşusu Azerbaycan ile olan yakın bağlarını, yeni bir anlayış içinde, hızla canlandırmaya başlamıştır. Halklarımız arasındaki kardeşliğe, ortak tarihsel ve kültürel bağlara dayanan ilişkilerimiz her geçen gün daha da sağlamlaşmakta ve gelişmektedir.

Temelini, geçtiğimiz yıl eylül ayında attığımız Bakü-Tiflis-Ceyhan ham petrol ana ihraç boru hattı, işbirliğimizin gelişmesi yolunda önemli bir kilometre taşı oluşturmuştur. Bu projeye, Kafkaslarda, yine, yakın dostluk ve işbirliği ilişkileri içinde olduğumuz Gürcistan'ın da katılmış olması mutluluk vericidir. Ülkemiz ile Azerbaycan ve Gürcistan arasındaki siyasal ve ekonomik işbirliğinin dev bir yapıtı olan söz konusu boru hattı, ayrıca, halklarımızın yarar ortaklığını da simgelemektedir.

Türkiye, tüm komşularıyla iyi ilişkiler geliştirmek yönündeki isteği doğrultusunda, Ermenistan ile de ilişkilerini normalleştirmek amacındadır; ancak, bu amaca ulaşılması, Ermenistan'ın iyi komşuluk ve uluslararası hukuk ilkeleriyle uyumlu bir dış siyaset izlemesine, komşularıyla sorunlarını bu doğrultuda çözme yönünde ciddi çaba göstermesine, geçmişiyle barışmak yönünde son seçimini yaparak tarihin yargılanmasını tarihçilere bırakmasına bağlıdır. Doğal olarak, Ermenistan'ın bu davranış içine girmesi ve bu yönde siyasal istenç göstermesi Türkiye tarafından karşılıksız bırakılmayacağı gibi, böyle bir olumlu gelişme, tüm Güney Kafkasya bölgesinin istikrar ve gönencine somut katkı sağlayacaktır.

Komşularımızla ilişkilerimiz kapsamında İran ile ilişkilerimize de değinmek istiyorum. Komşumuz İran ile ilişkilerimiz, iyi komşuluk, içişlerine karışmama ve karşılıklı saygı temelinde gelişmektedir. Türkiye-İran ilişkilerinin özellikle Sayın Hatemi'nin cumhurbaşkanlığına seçilmesinden sonra olumlu yönde gelişmesi sevindiricidir. İran ile aramızdaki işbirliği olanaklarından daha geniş ölçüde yararlanabileceğimize inanıyorum.

Güney komşumuz Suriye ile üst düzeyli ilişkiler, ikili işbirliğimizin daha da geliştirilmesine katkıda bulunmaktadır. Ülkemiz ile Suriye arasındaki güvenlik işbirliğinin Adana Mutabakatı temelinde sürdürülmesi mutluluk vericidir.

Öte yandan, Ortadoğu'da önemli gelişmelerin yaşandığı duyarlı bir dönemden geçmekteyiz. İran-Filistin sorununda üç yıla yakın süredir görülen olumsuz gelişmeler her iki tarafın da büyük acılar yaşamasına neden olmuştur.

Ortadoğu barış sürecini yeniden canlandırmak amacıyla hazırlanan yol haritasının İsrail ve Filistin makamlarınca kabul edildiğinin zamanında açıklanması sevindirici bir gelişme olmuş ve barış umutlarını artırmıştır; ancak, yol haritası kapsamındaki barış sürecinin sonuçsuz kalması tehlikesinin daha sonra belirmesi üzüntü verici olmuştur. Tarafların ılımlılık göstererek barışa yönelik diyalogu sürdürmelerinin, bölgede kalıcı barışın sağlanması yönünden, bugün, her zamankinden daha büyük önem taşıdığına inanıyoruz. Geçmiş deneyimler, sorunlara, barışçıl yöntemler dışında başka yollardan çözüm bulunmasının olanaksızlığını göstermiştir. Ortadoğu'da hakça, kalıcı ve kapsamlı bir barışa ulaşılması, bölgede yeni bir dönemi başlatabilecek ve geniş işbirliği olanaklarını harekete geçirebilecektir. Ortadoğu, artık sorunlarıyla anılan bir bölge olmaktan kurtarılmalıdır.

Kökeni yüzyıllar öncesine inen Türkiye-Rusya ilişkileri, son oniki yıl içinde büyük ivme kazanmıştır. Rusya ile aramızdaki diyalog ve işbirliğinin ileri boyutlara taşınabilmiş olmasını mutluluk verici buluyoruz. Ticaretten, enerji tasarılarından, müteahhitlik hizmetlerinden turizme kadar birçok konuda Rusya ile yoğun ilişki içindeyiz. Ulaştığımız düzeyle yetinmeyerek, Rusya Federasyonu ile ilişkilerimizi her alanda derinleştirmek, işbirliğimizi karşılıklı yarar temelinde geliştirmek istiyoruz.

Dünyanın değişen jeostratejik koşulları kapsamında, dışpolitika önceliklerimiz, özellikle bizi çevreleyen ülkelerle ilişkilerin geliştirilmesiyle sınırlı kalmamaktadır. Türk dışpolitikası yavaş yavaş küresel bir kimlik kazanarak, eskiye oranla daha geniş bir coğrafi alanda etkinlik gösterme çabası içindedir. Bu bağlamda, Doğu ve Güneydoğu Asya ile Pasifik bölgesiyle ilişkilerimizin geliştirilmesi, aynı biçimde Afrika ve Latin Amerika'ya açılım politikalarımızın sürdürülmesi önem kazanmaktadır.

Büyük önem verdiğimiz Çin Halk Cumhuriyetiyle ilişkilerimizin gelişmesi mutluluk vericidir. 2003 yılının Japonya'da Türkiye Yılı olarak kutlanmasının, Türkiye'nin bu ülkede daha iyi tanınmasına katkıda bulunacağına inanıyoruz.

Tarihsel ve kültürel bağların bizleri yakınlaştırdığı Orta Asya cumhuriyetleriyle her alanda ilişkilerimizi geliştirmeye önem vermekteyiz. Orta Asya'da istikrar ve güvenliğin sağlanması, Avrasya'nın güvenliği yönünden gereklidir. Aşırıcılık, uyuşturucu kaçakçılığı ve terörizm gibi çoğu dış kaynaklı tehditlerin baskısı Orta Asya'da kendini hissettirmektedir. Orta Asya ülkelerinin söz konusu alanlarda uluslararası toplum ile başlattıkları dayanışma ve işbirliğini sürdürmelerinde yarar bulunmaktadır.

Orta Asya cumhuriyetleri uluslararası toplumun eşit birer üyesi olarak kendilerine saygın bir yer edinmiş ve ulusal çıkarlarını koruyabilme yeteneğini kazanmışlardır. Orta Asya cumhuriyetlerinin evrensel değerleri gözeterek, demokrasi ve insan hakları alanındaki yeni açılımlarla uluslararası saygınlıklarını daha da artırmayı başaracaklarına inanıyoruz.

Dış politikamızın temel yönelimleri bağlamında, Avrupa Birliğine tam üyeliğimiz önplanda bulunmaktadır.

Avrupa Birliği üyeliğimizin gerçekleşmesine katkıda bulunacak reform ve değişim süreci, gücünü, cumhuriyetimize yön veren, çağdaş uygarlığa ulaşma felsefesinden ve ulusumuzun bu konudaki haklı beklentilerinden almaktadır.

Ortak siyasal, ekonomik ve stratejik çıkarlar, ülkemiz ile Avrupa Birliğini birbirine bağlamakta ve üyelik sürecimize ivme kazandıran öğeler arasında yer almaktadır.

Avrupa Birliğine tam üyeliğimizin gerektirdiği kapsamlı çalışmalar, devletimizin tüm kurumlarının katkılarıyla, kararlı bir yaklaşımla ve uyum içinde sürdürülmektedir.

Türk Ulusunun demokrasi, hukukun üstünlüğü, insan hakları alanlarında çağdaş değer ve ölçütlerin benimsenmesi yönündeki istek ve beklentilerine yanıt veren bu reformların geniş bir siyasal ve toplumsal destekle yaşama geçirilmesi ayrıca mutluluk vericidir.

Gerçekleştirilen reformların ve uyum çalışmalarının etkin biçimde uygulanmasının ve uygulamanın izlenip denetlenmesi için gerekli önlemlerin alınmasının üyelik görüşmelerinin başlatılmasında etkili olacağına inanıyoruz.

Öte yandan, Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki ilişkilerin iki yönlü olduğu unutulmamalıdır. Bu süreçte, Avrupa Birliğinin de Türkiye'ye yönelik yükümlülüklerini zamanında ve eksiksiz yerine getirmesi önem taşımaktadır.

Türk Ulusu, 2004 yılında yapılacak son değerlendirmeden sonra üyelik görüşmelerinin başlatılmasına yönelik kararın en geç 2004 yılı sonunda alınmasını haklı olarak beklemektedir.

Avrupa Birliğinin temellerini atan ileri görüşlü devlet adamlarının düşledikleri, demokrasi ve hukuk devleti ilkelerinin egemen olduğu barış, gönenç ve güvenlik içinde yaşayan bir Avrupa'nın, Türkiye'nin de Avrupa Birliğine katılımıyla daha da güçleneceğine inanıyoruz.

Yüzyıllardır Avrupa sisteminin bir öğesini oluşturan, Avrupa ülkeleriyle kültürel ve toplumsal etkileşim içinde bulunan ve güçlü bağlar geliştiren Türkiye, cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün gösterdiği yolda ilerleyerek, çağdaş Avrupa'nın ayrılmaz bir parçası durumuna gelmiştir. Avrupa Birliği üyeliğimizin bu birlikteliği daha da pekiştireceği kuşkusuzdur. Bu anlayışla, Avrupa Birliği üyeliğimizi, güçlü ifadelerle destekliyoruz. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Komşumuz Irak'taki gelişmeler, Türkiye'nin ve dünyanın gündeminde yer almayı sürdürmektedir. Türkiye yanı başındaki bu gelişmeleri yakından ve duyarlılıkla izlemektedir.

Bugün, sınırlarımızın hemen ötesinde, her gün, sivil ya da asker can kaybının sürüp gitmesinden üzüntü duyuyoruz. Irak'ın geleceğine, istikrarına ilişkin belirsizlikler bizleri olduğu kadar uluslararası toplumu da kaygılandırmaktadır.

Komşumuz Irak'ın toprak bütünlüğünün ve siyasal birliğinin korunması, Irak'ın ve bölgenin istikrarının vazgeçilmez öğesidir. Bu konudaki duyarlılığımız herkes tarafından bilinmektedir. Irak Halkının bir an önce huzura kavuşmasını, kendi geleceğini özgürce belirlemesini ve uygar uluslar arasındaki yerini almasını diliyoruz.

Irak'taki istikrarsızlık en kısa sürede sona ermeli, ülkede kamu düzeni yeniden oluşturulmalı, Irak'taki tüm etnik grupların hakça temsil edildiği demokratik bir rejim kurulmalı, Irak Halkı, ülkesi ve doğal kaynakları üzerinde tam denetime sahip olmalıdır.

Türkiye, Irak'ı demokratikleşme sürecinde destekleyecektir. Irak demokrasi yolunda ilerlemeye başladığında, bölgedeki en güvenilir ortağı olarak onu destekleyecek ülkelerin başında Türkiye'yi bulacaktır. Gelecekte Irak'ın nasıl biçimleneceği, ülkenin istikrara kavuşması, müttefiklerine oranla Türkiye'yi çok daha yakından ilgilendirmektedir.

Irak'a yönelik askeri bir operasyonun ancak son bir seçenek olarak düşünülebileceğini sürekli dile getirdik. Sorunun barışçı yollardan çözümlenmesine tüm taraflarca olanak tanınmasının gerekliliğini sürekli yineledik. Türkiye, bunalımın başlangıcında itibaren, doğrudan temaslar yoluyla, Irak yönetimine, uluslararası toplumun çağrılarına uyarak, Birleşmiş Milletlerle tam ve eksiksiz işbirliği yapmasını sürekli telkin etmiş, ayrıca, bölge ülkeleri arasında ortak bir zemin oluşturulması amacıyla kapsamlı girişimler gerçekleştirmiştir. Ülkemiz bu çabalarını sürdürürken, başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere, müttefikleriyle de iletişim içinde olmuş ve içtenlikle barışçı bir çözümü istemiştir.

Gelişmelerin bugün geldiği nokta ortadadır. Ne yazık ki, savaş engellenememiş; ancak, savaşla çözümlenebileceği varsayılan kimi konular, belki biçim değiştirip daha da ağırlaşmış olarak karşımıza çıkmıştır.

Gelinen noktada, Irak'a olası asker gönderilmesi konusu ülkemizde ayrıntılarıyla tartışılmaktadır. Bu konuda bir karar alınırken ulusal çıkarlarımızın öncelikle göz önünde bulundurulması ve ülkemizin bölgesindeki konumu ile tarihsel bağlarını da dikkate alacak kapsamlı bir değerlendirme yapılması gerektiği açıktır.

Anayasanın 92. maddesinde, uluslararası hukukun meşru saydığı durumlarda savaş hali ilanına, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası anlaşmaların ya da uluslararası nezaket kurallarının gerektirdiği durumlar dışında, Türk Silahlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesine, yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye'de bulunmasına izin verme yetkisinin Türkiye Büyük Millet Meclisinde olduğunu belirtilmiştir.

Türkiye Büyük Millet Meclisinin görev ve yetkileri arasında sayılan 92. maddedeki yetkiler ve bu bağlamda Türk Silahlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesine izin verme yetkisi, Anayasada açıkça Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş münhasır bir yetkidir. (CHP sıralarından alkışlar)

Bu nedenle, uluslararası hukuka uygunluk koşulunun gerçekleşip gerçekleşmediğinin doğrudan Türkiye Büyük Millet Meclisince saptanması ve gerekli iznin verilip verilmeyeceğine ilişkin kararın yine Türkiye Büyük Millet Meclisince oluşturulması Anayasa kuralı gereğidir. (CHP sıralarından alkışlar)

Dış politikanın hızla değişiklik gösteren ve önemli bir bölümü önceden öngörülemeyen koşulları, ülkemizi, kimi zaman bir dizi karmaşık sorunla karşı karşıya bırakabilmektedir. Irak konusunda kritik kararlar alınırken akılcı, sağduyulu ve temkinli yaklaşımlarla tüm öğelerin en iyi biçimde gözetilmesi doğaldır.

Soğuk savaş dönemi sonrası dünyada teknoloji, iletişim, ulaşım sektörlerinde yaşanan gelişmeler, uluslararası dengeleri, güçlü ülkeler yararına hızla değiştirmektedir. Bu durum, uluslararası kurumların ve uluslararası hukukun önemini belirginleştirmektedir. Güçsüz olanın, güçlü karşısında korunması, ancak, bu kurumlar ve uluslararası hukuk aracılığıyla sağlanabilmektedir.

Devletlerin, kendilerini uluslararası hukukla bağlı sayması, dünya barışı yönünden önemlidir. Anayasamızın 92. maddesiyle Türkiye Büyük Millet Meclisine verilen yetkinin, uluslararası hukukun meşru saydığı durumlar için öngörülmüş olması da, uluslararası ilişkilerin ulaştığı boyut yönünden son derece önemlidir.

Yüce Meclisimizin, bu konuda üzerine düşen sorumlulukları eksiksiz biçimde yerine getireceği kuşkusuzdur. (CHP sıralarından alkışlar)
 

Önceki Sayfa    Sonraki Sayfa


(27 EKİM 2003)
Geri
sayfa başı
Geldiğiniz sayfaya dönüş

© 2003 BELGEnet
belgenet.com sitesindeki metin, resim ve diğer içeriğin hakları saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.