Cumhurbaşkanı
Sezer'in, 22. Dönem 2. Yasama Yılı'nın açılışı dolayısıyla TBMM Genel Kurulu'nda
yaptığı konuşma:
(1 Ekim 2003)
Sayın Başkan,
Yüce Meclisimizin sayın üyeleri;
20. Yüzyılın sonunda, soğuk savaş döneminin iki kutuplu düzeni yıkılmış,
Batı Avrupa'ya yönelik geniş çapta bir savaş olasılığı, tüm zamanların
en düşük düzeyine inmiştir. Bu durumda, klasik tehditlerin yerini terörizm,
kitle imha silahlarının yayılması ve köktendincilik gibi çok yönlü riskler
ve asimetrik tehditler almıştır. 21. Yüzyılın başındaki dünya düzeninin,
tek kutuplu bir süper güç yanında ana güç merkezlerinin yer aldığı bir
yapılanmaya doğru yöneldiği gözlenmektedir.
Diğer yandan, dünya, biri hakların, toplumların ve ekonomilerin bütünleşmesini
amaçlayan küreselleşme, diğeri de ülkeleri, kültürleri ve toplumları yakınlaştıran
iletişim teknolojileri gibi iki etkenin yol açtığı, daha önce örneği görülmemiş
düzeyde hızlı bir değişim sürecine girmiştir. Bu değişim sürecini doğru
algılayamayan toplumların, sürecin yalnızca sonuçlarını izlemekle yetinecekleri
görüşü yaygındır.
11 Eylül'de Amerika Birleşik Devletlerine yöneltilen terörist saldırılar,
kitle terörizminin eriştiği boyutlarla ilgili olarak dünyada geniş yankılara
neden olmuştur. Uluslararası güvenlik ortamı, son derece değişken ve öngörüleri
zorlaştıran bir nitelik kazanmıştır. Bundan sonra, tehditlerin daha büyük
bir hızla ortaya çıkması ve daha az hesaplanabilir olması olasıdır.
Soğuk Savaş ertesi, Balkanlar, Kafkasya, Ortaasya ve Ortadoğu'da ortaya
çıkan ve küresel belirsizliği artıran jeopolitik güç boşluğunun tek süper
güç tarafından doldurulması süreci başlamıştır. Bu çerçevede, Soğuk Savaş
dönemindeki "çevreleme" ve "caydırıcılık" kavramları arka plana itilmiş,
terörizmi destekleyen ve barındıran ülkeler ile kitle imha silahları geliştiren
ülkelerin yarattığı tehditlerin daha fazla büyümesine izin vermeyen "önleyici
vuruş" kavramı ortaya çıkmıştır. Bunun sonucunda, uluslararası güvenlik
alanındaki tek taraflı eylemlerin Birleşmiş Milletlerin etkinliğinde yarattığı
sarsıntının, uluslararası yasallık ve oydaşma ilkelerinden hareketle giderilmesine
büyük gereksinim bulunmaktadır.
Demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti nitelikleriyle, Türkiye Cumhuriyeti,
aynı zamanda, Müslüman ülkelere örnek olabilecek, uygarlıklar arasındaki
uyumun güçlendirilmesine katkıda bulunabilecek, çağdaş tek ülke konumundadır.
Türkiye'nin oynayabileceği jeostratejik rolde, bu nokta önem kazanmaktadır.
Bugünkü ortamda, Türkiye'nin temel güvenlik kaygılarını, köktendincilik,
terörizm, kitle imha silahlarının yayılması, bölgesel belirsizlikler ve
istikrarsızlıklar olarak sıralamak olanaklıdır.
Uluslararası ortamda yaşanan gelişmeler, Türkiye'yi, Soğuk Savaş döneminin
"kanat ülkesi" konumundan "cephe ülkesi" konumuna getirmiştir. Türkiye,
bağımsızlığına, bütünlüğüne, laik ve demokratik anayasal düzenine, ulus-devlet
yapısına yönelik iç ve dış tehditlere karşı savaşımını başarıyla sürdürmektedir.
Türkiye'de, köktendincilik akımının temelinde, din kurallarına dayalı
devlet kurmak, çağdaş hukukun yerine şeriat hukukunu getirmek ve toplumumuzun
cumhuriyet döneminde elde ettiği tüm çağdaş kazanımları yok etme amacı
yatmaktadır. Bu durum, öncelikli bir güvenlik sorunu olarak toplumumuzda
haklı kaygılara yol açmaktadır. (CHP sıralarından alkışlar)
Çağdaşlığın, demokrasinin ve hukuk devletinin temeli olan laiklik, Türkiye
Cumhuriyetinin kuruluş ve varoluş felsefesinin özü, değiştirilemez niteliği,
din ve vicdan özgürlüğünün, ulusal birliğin ve toplumsal barışın güvencesidir.
(CHP sıralarından alkışlar)
Sayın Başkan,
Sayın Milletvekilleri;
Gelişme, aydınlanma ve çağdaşlaşma çabalarını başarıya ulaştıracak en
etkili araç eğitimdir. Bilginin sınırsızlığı, gelişmişlik düzeyi ne olursa
olsun tüm toplumları eğitim olanaklarını daha da iyileştirmeye zorlamaktadır.
Günümüzün değişen koşulları ve her alanda yaşanan kapsamlı dönüşümler,
yeni kuşakların dünyayı anlayabilen, yorumlayabilen ve yön verebilen bireyler
olarak yetiştirilmesini zorunlu kılmaktadır.
Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşundan bu yana gerçekleştirilen tüm atılımların
amacı, çocuklarımıza ve gençlerimize daha aydınlık yarınlar ve çağdaş yaşam
olanakları sunmaktır.
Dünyada yaşanan dönüşümlerin gerisinde kalmamak, yenilikleri izleyen
değil, yeniliklere yön veren bir ülke durumuna gelebilmek için, eğitim
sistemimizi geliştirmek, eğitim hizmetlerinin kalitesini her aşamada yükseltmek
zorundayız.
Yurttaşlarımızın bilgiye açık, evrensel değerleri özümsemiş, dünya gerçeklerini
yorumlama becerisine sahip, bilim, teknoloji, kültür ve sanat yaşamındaki
gelişmelere duyarlı bireyler olarak yetiştirilmesi, çağdaş eğitimin anaöğeleridir.
Cumhuriyet döneminde gerçekleştirilen yeniden yapılanma girişimlerinin
en önemlilerinden biri Eğitim Birliği Yasasının kabulü olmuştur. Eğitim
Birliği Yasası, Türkiye Cumhuriyetinin çağdaşlaşma sürecini hızlandıran
bir atılımdır. Çağdaş ve laik ulusal eğitim bu temel üzerine kurulmuş,
gösterilen çabalarla eğitim alanında sevindirici sonuçlar elde edilmiştir.
Ulusal eğitim alanında atılan önemli bir adım, kesintisiz zorunlu eğitimin
5 yıldan 8 yıla çıkarılmasıdır. Çağdaş eğitimin zorunlu kıldığı bu gelişme,
ülke gençliğini bilgi çağının gereklerine göre hazırlayacak eğitim-öğretim
sisteminin temelinin oluşturulması amacını gütmektedir. Sistem, eğitimin
içeriği, uygulama yöntemleriyle bir bütün olarak düşünülmeli ve bu anlayış
çerçevesinde yürütülerek pekiştirilmelidir.
Devletin eğitim yükümlülüğü, genç nüfusu yaşama hazırlayıncaya kadar
sürmelidir.
8 yıllık kesintisiz temel eğitimin zorunlu tutulduğu ilköğretim aşaması,
gençlerimizi yaşama hazırlayan değil, temel bilgilerin öğretilerek ilgi
ve yeteneklerinin belirlenmeye çalışıldığı bir eğitim sürecidir.
Gençlerimizi ancak, ilgi ve yetenekleri doğrultusunda meslek eğitimi
vererek ya da bir üst eğitime yönlendirerek yaşama hazırlayabiliriz. Oysa,
ülkemizdeki yasal çerçeve, 13 yaşını henüz bitirmiş çocuklarımıza, geleceğini
kurabileceği bilgi ve beceriyle donatmaksızın, eğitim sisteminin dışına
çıkabilme olanağı tanımaktadır. Bu olanak ise, tahminlerin ötesinde kullanılmaktadır.
2001 yılında 14-16 yaş nüfusunun yalnızca yüzde 43'ü ortaöğretime kayıtlıdır.
Bu oran, 14-16 yaş grubu çocuklarımızın yarıdan çoğunun eğitilmediği ya
da devletin gözetim ve denetimi dışında eğitildiğini göstermektedir.
OECD'ye üye 30 ülke içinde zorunlu eğitim süresini 8 yılla sınırlandıran,
13 yaşını bitirmiş çocukların eğitim sistemi dışına çıkabilmesine izin
veren bir başka ülke bulunmamaktadır.
Bugün, Amerika Birleşik Devleri, Almanya, Belçika, Hollanda, İngiltere
gibi gelişmiş ülkelerde zorunlu eğitim 11 ile 13 yıldır. Türkiye'de de
12 yıla çıkarılması doğrultusunda gerekli çalışmalar bir an önce tamamlanmalıdır.
Bu yönde alınacak karar, 8 yıllık zorunlu eğitim uygulamasının doğal
bir sonucu olarak çağdaş, laik eğitim sisteminin kökleşmesine, 7-18 yaş
kuşağının çağın gereklerine göre donatılmış olarak yetiştirilmesine olanak
sağlayacaktır.
Zorunlu eğitimin kesintisiz 12 yıla çıkarılması, eğitim hizmetinin yurt
düzeyinde ve gelir grupları arasında dengeli olarak dağılımına katkıda
bulunacak, eğitim sisteminin mesleğe yönlendirme sorununa da yeni bir çerçeve
oluşturacaktır.
Ülkemizde, özellikle ilköğretim için üstün zekalı ya da özel yetenekli
çocukların belirlenerek yönlendirilmesi ve yetiştirilmesi amacıyla geliştirilmiş
ve düzgün işleyen bir sistem kurulmalıdır. Üstün zekalı ya da özel yetenekli
çocuklarımız, ülkemizin zenginliğidir.
Sayın Başkan,
Yüce Meclisimizin sayın üyeleri;
Üniversitelerin, bilgi üretmek, üretilen bilgiyi tüm insanlığın kullanımına
sunmak, toplumu, bilimin ışığında yönlendirerek aydınlatmak, bilimsel araştırma
ve çalışmalarla gelişme sürecine katkıda bulunmak, ülke sorunlarına gerçekçi
çözüm üretmek ve ülkenin gereksinim duyduğu nitelikli insangücünü yetiştirmek
gibi önemli görevleri bulunmaktadır.
Yükseköğretim kurumlarının ve üstkurulların bugünkü yapılarıyla, çağdaş
beklentileri karşılayamadıkları bir gerçektir. (Alkışlar) Bu nedenle, yükseköğretim
kurumları ve üstkurulların yeniden yapılandırılmasına gereksinim vardır.
Yeniden yapılandırma çalışmaları sırasında konuya bilimsel yaklaşılmalı,
mevcut yapının eksikliklerini ve yanlışlarını giderecek, yeni sorunlara
neden olmayacak bir yasal düzenleme yapılmalıdır.
Düzenlemenin cumhuriyetin nitelikleriyle bağdaşması, toplumun, gençliğin
ve üniversitelerin beklentilerini karşılaması ve ülke gerçekleriyle örtüşmesi
gerekmektedir. (Alkışlar)
Yapılacak düzenlemeyle, yükseköğretim kurumları ve üst kurulları, evrensel
ölçütler göz önünde bulundurularak, bilimsel özerklik, akademik rekabet
ve demokratik katılım ilkeleri temelinde yeniden yapılandırılmalıdır. Demokratik
katılım, liyakat temeline dayandırılmalı ve akademik dengeleri bozmayacak
biçimde bilimsel ölçütler gözetilerek düzenlenmelidir.
Yasalaşma süreci, üniversitelerin konumuna yaraşır biçimde, siyasal
alandan önce akademik alanda başlatılmalı ve konunun toplum yönünden taşıdığı
önem gözetilerek yeterince tartışıldıktan sonra siyasal alana aktarılmalıdır.Akademik
alanda hazırlanan ve evrensel ilkeleri içeren taslak üzerinde uyuşma sağlanmasında
kamu yararı bulunmaktadır.
Özgürlük sınırları geniş tutulmayan yapıdaki üniversitelerin topluma
ufuk açması, geleceğe ışık tutması ve katkıda bulunması beklenemez.
Üniversitelerde temel başarı ölçütü, ideolojik eğilim ve kişisel ilişkiler
yerine, bilimsel etik ve evrensel ölçütlere uygunluk olmalıdır.
Türkiye, yıllardır en büyük sorunu olan beyin göçünü de mutlaka önlemelidir.
Bilimsel araştırma ve çalışma yapacak bilim insanlarımıza her türlü olanak
sağlanmalıdır.
Sayın Başkan,
Sayın Milletvekilleri;
Dünya, her alanda önemli ilerlemelerin yaşandığı bir dönüşüm ve yeniden
yapılanma sürecinden geçmekte, bilginin üretilmesi, paylaşılması ve kullanılması,
ülkelerin gelişme düzeylerinde belirleyici rol oynamaktadır.
Kendilerini bilgi toplumunun gereklerine göre yapılandıran ülkelerin
demokrasi, insan hakları, hukuk ve ekonomi alanlarındaki gelişmelerini
sürdürecekleri ve geleceğe güçlenerek ulaşacakları kuşkusuzdur.
Bilgi toplumu olma yönünde istenen dönüşümün gerçekleştirilmesi, bireylerin
gereksinim duydukları bilgiye en kısa sürede ulaşabilmelerini zorunlu kılmaktadır.
Bu konuda karşılaşılan temel sorunlar, bilgi sistematiği, kapsamı ve ölçütünün
saptanması, hukuksal ve teknolojik altyapının oluşturulması ve bunlara
üst düzeyde sahiplenilmesidir.
Kamu kurum ve kuruluşları, bilgi teknolojileri kullanımını yaygınlaştırarak
etkin, verimli ve yurttaş odaklı uygulamaları geliştirme zorunluluğu içindedir.
Ülkemiz, bilgi toplumu olma yolundaki gerekli kurumsal yapıya kavuşturulmalıdır.
Çağdaş bir iletişim altyapısı oluşturulması, e-devlet uygulamalarının
başarıya ulaşmasının önkoşuludur. Teknolojinin yaygınlaştırılması, yurdumuzun
her köşesinde ve toplumun her kesiminin erişimine açık duruma getirilmesi
amaçlanmalıdır.
Sayın Başkan,
Sayın Milletvekilleri;
Enerji, çağdaş ülkelerde yaşamsal öneme sahiptir. Enerji kullanımı,
günümüzde gelişmişlik göstergelerinden biri olarak kabul edilmektedir.
Ekonominin yüksek verim sergileyebilmesi de enerjiyi yeterince değerlendirebilmemize
bağlıdır.
Geçen dönemlerde, elektrik ve doğalgaz enerjisi sektörlerinde gerçekleştirilen
yapısal düzenlemeler, enerji sektörünün Avrupa Birliği uygulamalarına uygun
biçimde, rekabetçi bir yapıya kavuşturulmasını amaçlamaktadır. Bu, piyasanın
devlet denetimi ve gözetimi altında haklı rekabete olanak tanıyacak biçimde
özgürleştirilmesi ve saydamlaştırılması, piyasada istikrar ve sürekliliğin
sağlanması, yatırımların özel sektörce yeni piyasa yapısı içerisinde gerçekleştirilmesi
için zorunludur.
Türkiye'nin enerji alanında önündeki en büyük sorun, yabancı kaynaklara
bağımlılıktır. Günümüzde yüzde 70 dolayında olan dışa bağımlılık oranının,
tüketimin artması ve yerel kaynaklı enerji üretiminin giderek azalması
nedeniyle önümüzdeki yıllarda daha da yükselmesi beklenmektedir.
Bu durum, elektrik enerjisi üretiminde yerli kaynaklardan yararlanma
politikasının yeterince uygulanmadığını ve yabancı kaynaklara ağırlık verildiğini
ortaya koymaktadır. Öte yandan, doğalgaz dışalımında kaynak çeşitlemesine
gidilmesi de önem taşımaktadır.
Türkiye önemli hidrolik ve termik kaynaklara sahiptir. Var olan kaynakların
etkili kullanımı da, enerji verimliliğinin artırılması ve başta dışa bağımlılığın
azaltılması için gereklidir. Bu bağlamda, elektrik dağıtımında yüzde 20'ler
düzeyinde olan kayıp kaçak oranı, Avrupa Birliği ortalaması düzeyine çekilmelidir.
Öte yandan, güneş rüzgar ve jeotermal enerji gibi alternatif kaynaklara,
hem ucuz ve yenilenebilir olmaları hem de çevreye zarar vermemeleri nedeniyle
daha fazla önem verilmelidir. Enerji etkinliklerimizi, çevre ile doğal
ve kültürel varlıklarımıza karşı yükümlülüklerimizi göz önünde bulundurarak
yürütmek, çevreye ve bireyin sağlığına gösterilen duyarlılığımızın bir
kanıtı olacağı gibi Avrupa Birliği mevzuatına uyum yönünden de bir gerekliliktir.
Sayın Başkan,
Sayın Milletvekilleri;
Türkiye, cumhuriyetin kurulması ve Atatürk ilke ve devrimlerinin yaşama
geçirilmesiyle seçimini çağdaşlaşmadan yana yapmış, bu seçiminden hiçbir
zaman ödün vermemiştir.
Türkiye Cumhuriyeti, ulusumuzun ekonomik, toplumsal, siyasal, bilimsel
ve teknolojik alanlardaki gecikmişliğini hızla gidermek ve çağdaş uygarlıkla
bir an önce bütünleşmek durumundadır. Bu kapsamda, cumhuriyetin, Anayasada
öngörülen insan haklarına saygılı, demokratik, laik, sosyal hukuk devleti
nitelikleri gözetilerek daha ileri götürülmesi temel önceliklerimizdendir.
Geçmiş yıllardaki Türkiye Büyük Millet Meclisi yasama yılı açılış konuşmalarımda,
cumhuriyetin kuruluşunun 100 üncü yıldönümü olan 2023 yılına kadar tamamlanması
gereken temel erekleri belirtmiştim. Bugün de 2023'e uzanan yolda, kısa
ve orta dönemde ulaşılmasını zorunlu gördüğüm kimi erekleri vurgulamak
istiyorum:
- Türkiye'nin Avrupa Birliğine tam üyeliği gerçekleştirilmelidir.
Avrupa Birliği üyeliğimizin, ortak evrensel değerleri temel alan, barışçı,
istikrarlı ve aydınlık bir geleceği Avrupalı ortaklarımızla paylaşmak anlamına
geldiği inancındayız. Avrupa Birliği üyeliğimizi aynı zamanda, cumhuriyetimizin
kuruluş felsefesini ve Atatürk'ün geleceğe bakışını doğrulayan bir aşama
olarak değerlendiriyoruz.
Avrupa Birliğine tam üyelik ereği, Türkiye'nin stratejik vizyonunun
ayrılmaz bir parçasını oluşturmaktadır. Avrupa Birliği, Türkiye için cumhuriyetin
kuruluşundan sonra en büyük çağdaşlaşma tasarımıdır.
- Ekonomik gelişme sürdürülmelidir.
Çağdaş Türkiye ülküsüne giden yolda ekonomik güç, iç ve dış güvenlik
politikalarında temel öge olma özelliğini korumaktadır. Ekonomide gerekli
yapısal dönüşümlerin gerçekleştirilmesi durumunda, önümüzdeki dönemde kişi
başına düşen ulusal geliri Avrupa Birliği ülkelerinin düzeyine yaklaştırma
ve dünyanın ilk 10 ekonomisi arasına girme ereğine ulaşılabilecektir.
-Türk Silahlı Kuvvetlerinin gücü artırılmalıdır.
Dünyanın, özellikle bölgemizin hala belirsizlik ve tehlikelerle dolu
olduğu ve askeri gücün geçerliliğini koruduğu göz önüne alınarak, Türk
Silahlı Kuvvetlerinin, 21. Yüzyılın gereksinimlerine yanıt verecek, ulusal
çıkarlarımızı koruyacak, istikrarı sürdürecek biçimde modernize edilmesi,
en yüksek caydırıcılık gücüne ve hazırlık düzeyine yükseltilmesi, ileri
teknolojiye dayalı, kendi kendine yeterli ve rekabet gücüne sahip etkin
bir savunma sanayii ile desteklenmesi önem taşımaktadır.
Ulusunun güvenini ve sevgisini kazanmış olan Silahlı Kuvvetlerimizin,
içte ve dışta saygınlığının korunması ve gereksinimlerinin devletin tüm
olanaklarıyla karşılanmaya çalışılması yaşamsal değerdedir.
Aydınlık geleceğe ulaşma yolunda gerçekleştirilmesi gereken diğer erekleri
de şöylece sıralayabiliriz:
-
Ülkemizde eğitim ve öğretimin, Atatürk ilke ve devrimleri doğrultusunda,
çağdaş bilim ve eğitim ölçütlerini temel alan yapısı korunmalı, eğitim
birliği ilkesi içinde, devletin gözetim ve denetimi altında yapılması sürdürülerek
bilgi toplumu düzeyine mutlaka ulaşılmalıdır.
-
Medyanın çoğulculuğunu koruyucu önlemler alınmalı, basın kuruluşlarının
varlık nedenlerinden sapmalarına yol açacak düzenlemelerden özenle kaçınılmalıdır.
-
Kamu yönetimi ve yerel yönetimler çağdaş ve etkin bir yapıya kavuşturulmalıdır.
-
Ülke genelinde bölgelerarası gelişmişlik farklılıklarının azaltılması ve
bölgelerarası toplumsal ve ekonomik bütünleşme çabaları sürdürülmelidir.
-
Toplumda sosyal adalet sağlanmalı ve fırsat eşitliği yaratılmalıdır.
-
Kadının toplum içindeki konumu yükseltilmelidir.
-
Bölücü ve gerici tehdidin siyasallaşarak gelişmesi önlenmelidir.
-
Yolsuzluklarla ve örgütlü suçlarla savaşım konusunda ulusal bir hareket
başlatılmalı, yasama dokunulmazlığının sınırlandırılması için gerekli yasal
düzenlemeler yapılmalıdır.
-
Siyasal partiler ve seçim yasalarını çağdaş demokratik yapıya kavuşturacak,
yurttaşları etkin katılımcılar konumuna getirecek değişiklikler ivedilikle
gerçekleştirilmelidir.
Ülkemiz, 21. yüzyılda, kültür ve uygarlığın en ileri aşamasına ulaşarak
dünya ölçütlerinde üretim yapan, gelirini adil paylaşan, insan haklarını
güvenceye alan, hukukun üstünlüğünü, katılımcı demokrasiyi, düşünce özgürlüğünü
gerçekleştiren saygın bir ülke konumuna yükselecektir.
Türkiye'yi, cumhuriyetin 100 üncü kuruluş yıldönümünde, çağdaş, demokratik,
laik, bilgi çağını yakalamış, mutlu ve gönençli bir ülke olarak gelecek
kuşaklara bırakmak tarihsel sorumluluğumuzdur.
Bu sorumluluğumuzu, ulusumuza, devletimize ve demokrasimize inancımızı
koruyarak, Yüce Atatürk'ün kurduğu cumhuriyetin niteliklerine bağlı kalıp,
çevresinde kenetlenerek, devlet organları arasında düzenli ve uyumlu işbirliğini
sağlayarak, ulusal birlik ve bütünlük içinde daha çok çalışarak yerine
getirebiliriz.
Yüce Meclisimizin bu süreçte de öncü rol üstleneceğine ve üzerine düşen
görevleri kararlılıkla yerine getireceğine inanıyoruz.
Bu düşüncelerle, hepinizi yeniden saygıyla selamlıyor; yeni yasama yılının
ulusumuza kutlu olmasını diliyorum. (Ayakta alkışlar)
|