Türkiye'de yaşanan olaylar...
 Ana Sayfalar
BELGENET 
ARŞİV
BELGELER
DOSYALAR
HUKUK
EKONOMİ
KİM KİMDİR
.İlgili Sayfalar
KONUŞMADAN BAŞLIKLAR
4. YASAMA YILI KONUŞMASI (1.10.2001)
3. YASAMA YILI KONUŞMASI (1.10.2000)

SEZER'İN TBMM'NİN YASAMA YILINI AÇIŞ KONUŞMASI
Konuşma metni (3)
1 Ekim 2003
TBMM'nin 22. Dönem 2. Yasama Yılı, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in Meclis Genel Kurulu'na hitaben yaptığı konuşmayla açıldı.
 
Cumhurbaşkanı Sezer'in, 22. Dönem 2. Yasama Yılı'nın açılışı dolayısıyla TBMM Genel Kurulu'nda yaptığı konuşma:
(1 Ekim 2003)

Sayın Başkan,
Yüce Meclisimizin sayın üyeleri;

20. Yüzyılın sonunda, soğuk savaş döneminin iki kutuplu düzeni yıkılmış, Batı Avrupa'ya yönelik geniş çapta bir savaş olasılığı, tüm zamanların en düşük düzeyine inmiştir. Bu durumda, klasik tehditlerin yerini terörizm, kitle imha silahlarının yayılması ve köktendincilik gibi çok yönlü riskler ve asimetrik tehditler almıştır. 21. Yüzyılın başındaki dünya düzeninin, tek kutuplu bir süper güç yanında ana güç merkezlerinin yer aldığı bir yapılanmaya doğru yöneldiği gözlenmektedir.

Diğer yandan, dünya, biri hakların, toplumların ve ekonomilerin bütünleşmesini amaçlayan küreselleşme, diğeri de ülkeleri, kültürleri ve toplumları yakınlaştıran iletişim teknolojileri gibi iki etkenin yol açtığı, daha önce örneği görülmemiş düzeyde hızlı bir değişim sürecine girmiştir. Bu değişim sürecini doğru algılayamayan toplumların, sürecin yalnızca sonuçlarını izlemekle yetinecekleri görüşü yaygındır.

11 Eylül'de Amerika Birleşik Devletlerine yöneltilen terörist saldırılar, kitle terörizminin eriştiği boyutlarla ilgili olarak dünyada geniş yankılara neden olmuştur. Uluslararası güvenlik ortamı, son derece değişken ve öngörüleri zorlaştıran bir nitelik kazanmıştır. Bundan sonra, tehditlerin daha büyük bir hızla ortaya çıkması ve daha az hesaplanabilir olması olasıdır.

Soğuk Savaş ertesi, Balkanlar, Kafkasya, Ortaasya ve Ortadoğu'da ortaya çıkan ve küresel belirsizliği artıran jeopolitik güç boşluğunun tek süper güç tarafından doldurulması süreci başlamıştır. Bu çerçevede, Soğuk Savaş dönemindeki "çevreleme" ve "caydırıcılık" kavramları arka plana itilmiş, terörizmi destekleyen ve barındıran ülkeler ile kitle imha silahları geliştiren ülkelerin yarattığı tehditlerin daha fazla büyümesine izin vermeyen "önleyici vuruş" kavramı ortaya çıkmıştır. Bunun sonucunda, uluslararası güvenlik alanındaki tek taraflı eylemlerin Birleşmiş Milletlerin etkinliğinde yarattığı sarsıntının, uluslararası yasallık ve oydaşma ilkelerinden hareketle giderilmesine büyük gereksinim bulunmaktadır.

Demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti nitelikleriyle, Türkiye Cumhuriyeti, aynı zamanda, Müslüman ülkelere örnek olabilecek, uygarlıklar arasındaki uyumun güçlendirilmesine katkıda bulunabilecek, çağdaş tek ülke konumundadır. Türkiye'nin oynayabileceği jeostratejik rolde, bu nokta önem kazanmaktadır.

Bugünkü ortamda, Türkiye'nin temel güvenlik kaygılarını, köktendincilik, terörizm, kitle imha silahlarının yayılması, bölgesel belirsizlikler ve istikrarsızlıklar olarak sıralamak olanaklıdır.

Uluslararası ortamda yaşanan gelişmeler, Türkiye'yi, Soğuk Savaş döneminin "kanat ülkesi" konumundan "cephe ülkesi" konumuna getirmiştir. Türkiye, bağımsızlığına, bütünlüğüne, laik ve demokratik anayasal düzenine, ulus-devlet yapısına yönelik iç ve dış tehditlere karşı savaşımını başarıyla sürdürmektedir.

Türkiye'de, köktendincilik akımının temelinde, din kurallarına dayalı devlet kurmak, çağdaş hukukun yerine şeriat hukukunu getirmek ve toplumumuzun cumhuriyet döneminde elde ettiği tüm çağdaş kazanımları yok etme amacı yatmaktadır. Bu durum, öncelikli bir güvenlik sorunu olarak toplumumuzda haklı kaygılara yol açmaktadır. (CHP sıralarından alkışlar)

Çağdaşlığın, demokrasinin ve hukuk devletinin temeli olan laiklik, Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş ve varoluş felsefesinin özü, değiştirilemez niteliği, din ve vicdan özgürlüğünün, ulusal birliğin ve toplumsal barışın güvencesidir. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Başkan,
Sayın Milletvekilleri;

Gelişme, aydınlanma ve çağdaşlaşma çabalarını başarıya ulaştıracak en etkili araç eğitimdir. Bilginin sınırsızlığı, gelişmişlik düzeyi ne olursa olsun tüm toplumları eğitim olanaklarını daha da iyileştirmeye zorlamaktadır.

Günümüzün değişen koşulları ve her alanda yaşanan kapsamlı dönüşümler, yeni kuşakların dünyayı anlayabilen, yorumlayabilen ve yön verebilen bireyler olarak yetiştirilmesini zorunlu kılmaktadır.

Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşundan bu yana gerçekleştirilen tüm atılımların amacı, çocuklarımıza ve gençlerimize daha aydınlık yarınlar ve çağdaş yaşam olanakları sunmaktır.

Dünyada yaşanan dönüşümlerin gerisinde kalmamak, yenilikleri izleyen değil, yeniliklere yön veren bir ülke durumuna gelebilmek için, eğitim sistemimizi geliştirmek, eğitim hizmetlerinin kalitesini her aşamada yükseltmek zorundayız.

Yurttaşlarımızın bilgiye açık, evrensel değerleri özümsemiş, dünya gerçeklerini yorumlama becerisine sahip, bilim, teknoloji, kültür ve sanat yaşamındaki gelişmelere duyarlı bireyler olarak yetiştirilmesi, çağdaş eğitimin anaöğeleridir.

Cumhuriyet döneminde gerçekleştirilen yeniden yapılanma girişimlerinin en önemlilerinden biri Eğitim Birliği Yasasının kabulü olmuştur. Eğitim Birliği Yasası, Türkiye Cumhuriyetinin çağdaşlaşma sürecini hızlandıran bir atılımdır. Çağdaş ve laik ulusal eğitim bu temel üzerine kurulmuş, gösterilen çabalarla eğitim alanında sevindirici sonuçlar elde edilmiştir.

Ulusal eğitim alanında atılan önemli bir adım, kesintisiz zorunlu eğitimin 5 yıldan 8 yıla çıkarılmasıdır. Çağdaş eğitimin zorunlu kıldığı bu gelişme, ülke gençliğini bilgi çağının gereklerine göre hazırlayacak eğitim-öğretim sisteminin temelinin oluşturulması amacını gütmektedir. Sistem, eğitimin içeriği, uygulama yöntemleriyle bir bütün olarak düşünülmeli ve bu anlayış çerçevesinde yürütülerek pekiştirilmelidir.

Devletin eğitim yükümlülüğü, genç nüfusu yaşama hazırlayıncaya kadar sürmelidir.

8 yıllık kesintisiz temel eğitimin zorunlu tutulduğu ilköğretim aşaması, gençlerimizi yaşama hazırlayan değil, temel bilgilerin öğretilerek ilgi ve yeteneklerinin belirlenmeye çalışıldığı bir eğitim sürecidir.

Gençlerimizi ancak, ilgi ve yetenekleri doğrultusunda meslek eğitimi vererek ya da bir üst eğitime yönlendirerek yaşama hazırlayabiliriz. Oysa, ülkemizdeki yasal çerçeve, 13 yaşını henüz bitirmiş çocuklarımıza, geleceğini kurabileceği bilgi ve beceriyle donatmaksızın, eğitim sisteminin dışına çıkabilme olanağı tanımaktadır. Bu olanak ise, tahminlerin ötesinde kullanılmaktadır. 2001 yılında 14-16 yaş nüfusunun yalnızca yüzde 43'ü ortaöğretime kayıtlıdır. Bu oran, 14-16 yaş grubu çocuklarımızın yarıdan çoğunun eğitilmediği ya da devletin gözetim ve denetimi dışında eğitildiğini göstermektedir.

OECD'ye üye 30 ülke içinde zorunlu eğitim süresini 8 yılla sınırlandıran, 13 yaşını bitirmiş çocukların eğitim sistemi dışına çıkabilmesine izin veren bir başka ülke bulunmamaktadır.

Bugün, Amerika Birleşik Devleri, Almanya, Belçika, Hollanda, İngiltere gibi gelişmiş ülkelerde zorunlu eğitim 11 ile 13 yıldır. Türkiye'de de 12 yıla çıkarılması doğrultusunda gerekli çalışmalar bir an önce tamamlanmalıdır.

Bu yönde alınacak karar, 8 yıllık zorunlu eğitim uygulamasının doğal bir sonucu olarak çağdaş, laik eğitim sisteminin kökleşmesine, 7-18 yaş kuşağının çağın gereklerine göre donatılmış olarak yetiştirilmesine olanak sağlayacaktır.

Zorunlu eğitimin kesintisiz 12 yıla çıkarılması, eğitim hizmetinin yurt düzeyinde ve gelir grupları arasında dengeli olarak dağılımına katkıda bulunacak, eğitim sisteminin mesleğe yönlendirme sorununa da yeni bir çerçeve oluşturacaktır.

Ülkemizde, özellikle ilköğretim için üstün zekalı ya da özel yetenekli çocukların belirlenerek yönlendirilmesi ve yetiştirilmesi amacıyla geliştirilmiş ve düzgün işleyen bir sistem kurulmalıdır. Üstün zekalı ya da özel yetenekli çocuklarımız, ülkemizin zenginliğidir.

Sayın Başkan,
Yüce Meclisimizin sayın üyeleri;

Üniversitelerin, bilgi üretmek, üretilen bilgiyi tüm insanlığın kullanımına sunmak, toplumu, bilimin ışığında yönlendirerek aydınlatmak, bilimsel araştırma ve çalışmalarla gelişme sürecine katkıda bulunmak, ülke sorunlarına gerçekçi çözüm üretmek ve ülkenin gereksinim duyduğu nitelikli insangücünü yetiştirmek gibi önemli görevleri bulunmaktadır.

Yükseköğretim kurumlarının ve üstkurulların bugünkü yapılarıyla, çağdaş beklentileri karşılayamadıkları bir gerçektir. (Alkışlar) Bu nedenle, yükseköğretim kurumları ve üstkurulların yeniden yapılandırılmasına gereksinim vardır.

Yeniden yapılandırma çalışmaları sırasında konuya bilimsel yaklaşılmalı, mevcut yapının eksikliklerini ve yanlışlarını giderecek, yeni sorunlara neden olmayacak bir yasal düzenleme yapılmalıdır.

Düzenlemenin cumhuriyetin nitelikleriyle bağdaşması, toplumun, gençliğin ve üniversitelerin beklentilerini karşılaması ve ülke gerçekleriyle örtüşmesi gerekmektedir. (Alkışlar)

Yapılacak düzenlemeyle, yükseköğretim kurumları ve üst kurulları, evrensel ölçütler göz önünde bulundurularak, bilimsel özerklik, akademik rekabet ve demokratik katılım ilkeleri temelinde yeniden yapılandırılmalıdır. Demokratik katılım, liyakat temeline dayandırılmalı ve akademik dengeleri bozmayacak biçimde bilimsel ölçütler gözetilerek düzenlenmelidir.

Yasalaşma süreci, üniversitelerin konumuna yaraşır biçimde, siyasal alandan önce akademik alanda başlatılmalı ve konunun toplum yönünden taşıdığı önem gözetilerek yeterince tartışıldıktan sonra siyasal alana aktarılmalıdır.Akademik alanda hazırlanan ve evrensel ilkeleri içeren taslak üzerinde uyuşma sağlanmasında kamu yararı bulunmaktadır.

Özgürlük sınırları geniş tutulmayan yapıdaki üniversitelerin topluma ufuk açması, geleceğe ışık tutması ve katkıda bulunması beklenemez.

Üniversitelerde temel başarı ölçütü, ideolojik eğilim ve kişisel ilişkiler yerine, bilimsel etik ve evrensel ölçütlere uygunluk olmalıdır.

Türkiye, yıllardır en büyük sorunu olan beyin göçünü de mutlaka önlemelidir. Bilimsel araştırma ve çalışma yapacak bilim insanlarımıza her türlü olanak sağlanmalıdır.

Sayın Başkan,
Sayın Milletvekilleri;

Dünya, her alanda önemli ilerlemelerin yaşandığı bir dönüşüm ve yeniden yapılanma sürecinden geçmekte, bilginin üretilmesi, paylaşılması ve kullanılması, ülkelerin gelişme düzeylerinde belirleyici rol oynamaktadır.

Kendilerini bilgi toplumunun gereklerine göre yapılandıran ülkelerin demokrasi, insan hakları, hukuk ve ekonomi alanlarındaki gelişmelerini sürdürecekleri ve geleceğe güçlenerek ulaşacakları kuşkusuzdur.

Bilgi toplumu olma yönünde istenen dönüşümün gerçekleştirilmesi, bireylerin gereksinim duydukları bilgiye en kısa sürede ulaşabilmelerini zorunlu kılmaktadır. Bu konuda karşılaşılan temel sorunlar, bilgi sistematiği, kapsamı ve ölçütünün saptanması, hukuksal ve teknolojik altyapının oluşturulması ve bunlara üst düzeyde sahiplenilmesidir.

Kamu kurum ve kuruluşları, bilgi teknolojileri kullanımını yaygınlaştırarak etkin, verimli ve yurttaş odaklı uygulamaları geliştirme zorunluluğu içindedir. Ülkemiz, bilgi toplumu olma yolundaki gerekli kurumsal yapıya kavuşturulmalıdır.

Çağdaş bir iletişim altyapısı oluşturulması, e-devlet uygulamalarının başarıya ulaşmasının önkoşuludur. Teknolojinin yaygınlaştırılması, yurdumuzun her köşesinde ve toplumun her kesiminin erişimine açık duruma getirilmesi amaçlanmalıdır.

Sayın Başkan,
Sayın Milletvekilleri;

Enerji, çağdaş ülkelerde yaşamsal öneme sahiptir. Enerji kullanımı, günümüzde gelişmişlik göstergelerinden biri olarak kabul edilmektedir. Ekonominin yüksek verim sergileyebilmesi de enerjiyi yeterince değerlendirebilmemize bağlıdır.

Geçen dönemlerde, elektrik ve doğalgaz enerjisi sektörlerinde gerçekleştirilen yapısal düzenlemeler, enerji sektörünün Avrupa Birliği uygulamalarına uygun biçimde, rekabetçi bir yapıya kavuşturulmasını amaçlamaktadır. Bu, piyasanın devlet denetimi ve gözetimi altında haklı rekabete olanak tanıyacak biçimde özgürleştirilmesi ve saydamlaştırılması, piyasada istikrar ve sürekliliğin sağlanması, yatırımların özel sektörce yeni piyasa yapısı içerisinde gerçekleştirilmesi için zorunludur.

Türkiye'nin enerji alanında önündeki en büyük sorun, yabancı kaynaklara bağımlılıktır. Günümüzde yüzde 70 dolayında olan dışa bağımlılık oranının, tüketimin artması ve yerel kaynaklı enerji üretiminin giderek azalması nedeniyle önümüzdeki yıllarda daha da yükselmesi beklenmektedir.

Bu durum, elektrik enerjisi üretiminde yerli kaynaklardan yararlanma politikasının yeterince uygulanmadığını ve yabancı kaynaklara ağırlık verildiğini ortaya koymaktadır. Öte yandan, doğalgaz dışalımında kaynak çeşitlemesine gidilmesi de önem taşımaktadır.

Türkiye önemli hidrolik ve termik kaynaklara sahiptir. Var olan kaynakların etkili kullanımı da, enerji verimliliğinin artırılması ve başta dışa bağımlılığın azaltılması için gereklidir. Bu bağlamda, elektrik dağıtımında yüzde 20'ler düzeyinde olan kayıp kaçak oranı, Avrupa Birliği ortalaması düzeyine çekilmelidir.

Öte yandan, güneş rüzgar ve jeotermal enerji gibi alternatif kaynaklara, hem ucuz ve yenilenebilir olmaları hem de çevreye zarar vermemeleri nedeniyle daha fazla önem verilmelidir. Enerji etkinliklerimizi, çevre ile doğal ve kültürel varlıklarımıza karşı yükümlülüklerimizi göz önünde bulundurarak yürütmek, çevreye ve bireyin sağlığına gösterilen duyarlılığımızın bir kanıtı olacağı gibi Avrupa Birliği mevzuatına uyum yönünden de bir gerekliliktir.

Sayın Başkan,
Sayın Milletvekilleri;

Türkiye, cumhuriyetin kurulması ve Atatürk ilke ve devrimlerinin yaşama geçirilmesiyle seçimini çağdaşlaşmadan yana yapmış, bu seçiminden hiçbir zaman ödün vermemiştir.

Türkiye Cumhuriyeti, ulusumuzun ekonomik, toplumsal, siyasal, bilimsel ve teknolojik alanlardaki gecikmişliğini hızla gidermek ve çağdaş uygarlıkla bir an önce bütünleşmek durumundadır. Bu kapsamda, cumhuriyetin, Anayasada öngörülen insan haklarına saygılı, demokratik, laik, sosyal hukuk devleti nitelikleri gözetilerek daha ileri götürülmesi temel önceliklerimizdendir.

Geçmiş yıllardaki Türkiye Büyük Millet Meclisi yasama yılı açılış konuşmalarımda, cumhuriyetin kuruluşunun 100 üncü yıldönümü olan 2023 yılına kadar tamamlanması gereken temel erekleri belirtmiştim. Bugün de 2023'e uzanan yolda, kısa ve orta dönemde ulaşılmasını zorunlu gördüğüm kimi erekleri vurgulamak istiyorum:

- Türkiye'nin Avrupa Birliğine tam üyeliği gerçekleştirilmelidir.

Avrupa Birliği üyeliğimizin, ortak evrensel değerleri temel alan, barışçı, istikrarlı ve aydınlık bir geleceği Avrupalı ortaklarımızla paylaşmak anlamına geldiği inancındayız. Avrupa Birliği üyeliğimizi aynı zamanda, cumhuriyetimizin kuruluş felsefesini ve Atatürk'ün geleceğe bakışını doğrulayan bir aşama olarak değerlendiriyoruz.

Avrupa Birliğine tam üyelik ereği, Türkiye'nin stratejik vizyonunun ayrılmaz bir parçasını oluşturmaktadır. Avrupa Birliği, Türkiye için cumhuriyetin kuruluşundan sonra en büyük çağdaşlaşma tasarımıdır.

- Ekonomik gelişme sürdürülmelidir.

Çağdaş Türkiye ülküsüne giden yolda ekonomik güç, iç ve dış güvenlik politikalarında temel öge olma özelliğini korumaktadır. Ekonomide gerekli yapısal dönüşümlerin gerçekleştirilmesi durumunda, önümüzdeki dönemde kişi başına düşen ulusal geliri Avrupa Birliği ülkelerinin düzeyine yaklaştırma ve dünyanın ilk 10 ekonomisi arasına girme ereğine ulaşılabilecektir.

-Türk Silahlı Kuvvetlerinin gücü artırılmalıdır.

Dünyanın, özellikle bölgemizin hala belirsizlik ve tehlikelerle dolu olduğu ve askeri gücün geçerliliğini koruduğu göz önüne alınarak, Türk Silahlı Kuvvetlerinin, 21. Yüzyılın gereksinimlerine yanıt verecek, ulusal çıkarlarımızı koruyacak, istikrarı sürdürecek biçimde modernize edilmesi, en yüksek caydırıcılık gücüne ve hazırlık düzeyine yükseltilmesi, ileri teknolojiye dayalı, kendi kendine yeterli ve rekabet gücüne sahip etkin bir savunma sanayii ile desteklenmesi önem taşımaktadır.

Ulusunun güvenini ve sevgisini kazanmış olan Silahlı Kuvvetlerimizin, içte ve dışta saygınlığının korunması ve gereksinimlerinin devletin tüm olanaklarıyla karşılanmaya çalışılması yaşamsal değerdedir.

Aydınlık geleceğe ulaşma yolunda gerçekleştirilmesi gereken diğer erekleri de şöylece sıralayabiliriz:

  • Ülkemizde eğitim ve öğretimin, Atatürk ilke ve devrimleri doğrultusunda, çağdaş bilim ve eğitim ölçütlerini temel alan yapısı korunmalı, eğitim birliği ilkesi içinde, devletin gözetim ve denetimi altında yapılması sürdürülerek bilgi toplumu düzeyine mutlaka ulaşılmalıdır.
  • Medyanın çoğulculuğunu koruyucu önlemler alınmalı, basın kuruluşlarının varlık nedenlerinden sapmalarına yol açacak düzenlemelerden özenle kaçınılmalıdır.
  • Kamu yönetimi ve yerel yönetimler çağdaş ve etkin bir yapıya kavuşturulmalıdır.
  • Ülke genelinde bölgelerarası gelişmişlik farklılıklarının azaltılması ve bölgelerarası toplumsal ve ekonomik bütünleşme çabaları sürdürülmelidir.
  • Toplumda sosyal adalet sağlanmalı ve fırsat eşitliği yaratılmalıdır.
  • Kadının toplum içindeki konumu yükseltilmelidir.
  • Bölücü ve gerici tehdidin siyasallaşarak gelişmesi önlenmelidir.
  • Yolsuzluklarla ve örgütlü suçlarla savaşım konusunda ulusal bir hareket başlatılmalı, yasama dokunulmazlığının sınırlandırılması için gerekli yasal düzenlemeler yapılmalıdır.
  • Siyasal partiler ve seçim yasalarını çağdaş demokratik yapıya kavuşturacak, yurttaşları etkin katılımcılar konumuna getirecek değişiklikler ivedilikle gerçekleştirilmelidir.


Ülkemiz, 21. yüzyılda, kültür ve uygarlığın en ileri aşamasına ulaşarak dünya ölçütlerinde üretim yapan, gelirini adil paylaşan, insan haklarını güvenceye alan, hukukun üstünlüğünü, katılımcı demokrasiyi, düşünce özgürlüğünü gerçekleştiren saygın bir ülke konumuna yükselecektir.

Türkiye'yi, cumhuriyetin 100 üncü kuruluş yıldönümünde, çağdaş, demokratik, laik, bilgi çağını yakalamış, mutlu ve gönençli bir ülke olarak gelecek kuşaklara bırakmak tarihsel sorumluluğumuzdur.

Bu sorumluluğumuzu, ulusumuza, devletimize ve demokrasimize inancımızı koruyarak, Yüce Atatürk'ün kurduğu cumhuriyetin niteliklerine bağlı kalıp, çevresinde kenetlenerek, devlet organları arasında düzenli ve uyumlu işbirliğini sağlayarak, ulusal birlik ve bütünlük içinde daha çok çalışarak yerine getirebiliriz.

Yüce Meclisimizin bu süreçte de öncü rol üstleneceğine ve üzerine düşen görevleri kararlılıkla yerine getireceğine inanıyoruz.

Bu düşüncelerle, hepinizi yeniden saygıyla selamlıyor; yeni yasama yılının ulusumuza kutlu olmasını diliyorum. (Ayakta alkışlar)
 

Önceki Sayfa


(27 EKİM 2003)
Geri
sayfa başı
Geldiğiniz sayfaya dönüş

© 2003 BELGEnet
belgenet.com sitesindeki metin, resim ve diğer içeriğin hakları saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.