Cumhurbaşkanı
Sezer'in, 22. Dönem 4. Yasama Yılı'nın açılışı dolayısıyla TBMM Genel Kurulu'nda
yaptığı konuşma:
(1 Ekim 2005)
Sayın Başkan,
Sayın Milletvekilleri,
Terörizm, bugün ulaştığı küresel boyutla, dünya barış ve istikrarına
yönelik birincil tehdit konumuna yükselmiştir. Terörün, coğrafyası, dini
ya da milliyeti yoktur. Hiç kimse bu tehditten uzak değildir.
Terörizmin hedeflerinin bireysel düzeyden artan ölçekte kitle imha düzeyine
dönüşmesi, kaygılara yol açmaktadır. Bugün, terörizme karşı küresel bir
savaşım verilmektedir. Bu savaşımın başarısı; uluslararası azim, güç ve
kararlılığın sürdürülmesi, özgürlük ve demokrasinin yayılması, hukukun
üstünlüğü çerçevesinde karşılıklı iş birliği ve destek içinde hareket edilmesi,
teröre karşı ayırımcı davranılmaması ile bağlantılıdır.
Terörden uzun yıllar zarar görmüş ve binlerce yurttaşını terör yüzünden
yitirmiş olan Türkiye, amacı ne olursa olsun ve kimler tarafından gerçekleştirilirse
gerçekleştirilsin, terörün her türlüsüne karşı çıkmakta ve bu eylemleri
nefretle kınamaktadır.
Terör örgütü PKK'nın Kuzey Irak'taki varlığını sürdürmesi Türkiye yönünden
kabul edilemez bir durumdur. Bunun Irak ve Amerika Birleşik Devletleri
Yönetimleri'nce iyi bilindiği düşüncesindeyiz. Kendi sınırlarımız içinde
gerekli önlemleri kararlılıkla almaktayız. Bununla birlikte, bu terör örgütünün
tümüyle yokedilmesi için Irak'taki ögelerinin de temizlenmesi gerekmektedir.
Bu konudaki kaygılarımızın ilgili taraflarca dikkate alınmasını beklemekteyiz.
Ayrıca, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin çeşitli kararları, terörle
savaşımda yardım, destek ve işbirliğini zorunlu kılmaktadır.
Terör örgütü, sözde legal ve siyasal alanda savaşımı ön plana çıkarmış,
ancak, silahlı ögelerden ve eylemlerden vazgeçmeyen yeni bir strateji uygulamaya
başlamıştır. Yürütmekte olduğu etkinlikler, örgütün, isim değişikliği ve
eylemlerin çeşitli adlarla üstlenilmesine karşın, terörist kimliğinden
ve Türkiye'nin tekil devlet yapısını ve anayasal düzenini hedef almaktan
vazgeçmediğini göstermektedir.
Türkiye teröre karşı gerekli önlemleri almayı kararlılıkla sürdürecektir.
Türkiye'nin tekil devlet olma yönündeki ulusal uzlaşması, Kurtuluş Savaşımız
sırasında oluşmuştur. Cumhuriyet tarihi içinde gelişmiş ve Anayasamızın
temeli olmuş bu seçimin hiçbir etkenle değiştirilmesi ya da zedelenmesi
kabul edilemez.
Devlet'in dili, bayrağı, nitelikleri, sınırları ve Türkiye Cumhuriyeti'nin
egemenlik hakları her türlü tartışmanın dışında ve üstündedir. Bunların
korunması da Devlet'in hakkı ve görevidir. Hiçbir devletin kendi anayasal
düzeninin yıkılmasına ve ülkesinin bölünmesine hoşgörüyle yaklaşmasına
olanak yoktur. Türkiye'nin tekil devlet yapısının, ulusal birlik ve beraberliğimizin
korunacağından kimse kuşku duymamalıdır.
Terörle savaşımda hedeflenen sonuçlar alınana kadar aralıksız, kararlı
ve eşgüdümlü çabaların sürdürülmesi, terörün yarattığı ekonomik ve toplumsal
yıkımlardan etkilenen bölgelerimizin sosyo-ekonomik farklılıklarının ortadan
kaldırılması ve terörü yaratan iç ve dış kaynakların kurutulması amacımız
olmalıdır.
Ülkemizin güvenliği ve esenliği için yaşamsal önemde görev yapan tüm
güvenlik güçlerimizi gururla ve beğeniyle kutluyor, halkımızın terörle
savaşıma her zaman sağladığı destek için şükranlarımızı sunuyoruz. Ayrıca,
teröre karşı savaşımda kaybettiğimiz şehitlerimizi rahmetle, gazilerimizi
gönül borcuyla anıyoruz.
Sayın Başkan,
Sayın Milletvekilleri,
Din istismarını temel araç olarak kullanan ve toplumumuzun Cumhuriyet
döneminde elde ettiği tüm çağdaş kazanımları yok etmeyi hedefleyen irticai
hareket; anayasal düzenimiz için öncelikli tehdit olma özelliğini sürdürmektedir.
Toplumsal, kültürel, siyasal ve ekonomi alanlarında giderek yaygınlaşan
din istismarcılığı bir yandan anayasal düzenimize ve demokratik gelişimimize,
öte yandan İslam dinine büyük zarar vermektedir.
Türkiye'nin ülkedeki irticai tehdide karşı en büyük güvencesi laik düzenidir.
Atatürk devrimlerinin özü, ulusal birliğimizin temeli ve toplumsal barışın
en önemli güvencesi olan laiklik, çağdaşlaşma çabalarımızın temelini oluşturmakta,
yurttaş olmaktan ulus olmaya kadar duygu ve düşüncede, yönetim ve yaşamda
çağdaş tutum, bilimsel yöntem ve akılcı yaklaşımı öngören bir dünya görüşünü
ve yaşam biçimini göstermektedir.
İrticaya karşı savaşım, temel dayanağını ve gücünü Anayasa ve yasalardan,
Ulusumuzun çağdaş değerler ve uygarlık yönünde gelişme kararlılığından
almaktadır. Bu kararlılık karşısında, karanlık düşüncelerin esin kaynağı
olduğundan kuşku bulunmayan kimi çabaların başarısızlığa uğraması kaçınılmazdır.
Sayın Başkan,
Sayın Milletvekilleri,
Ülkemiz üç kıtanın birleştiği, Akdeniz ve Karadeniz gibi iki önemli
denizi birbirine ve dünyaya bağlayan su yollarını kontrol eden, Orta Asya
ve Orta Doğu enerji kaynaklarının dünya pazarlarına açıldığı noktada yer
alan bir coğrafi konumdadır.
Ulusal ve uluslararası güvenliği etkileyen çok yönlü tehdit ve risklerin
oluşturduğu istikrarsız bir bölgede yer alan Türkiye'nin kalıcılığını,
toprak bütünlüğünü ve ulusal çıkarlarını korumak üzere, iç ve dış tehditleri
karşılayabilecek, caydırıcı ve dış politikayı destekleyen yeterli bir silahlı
gücü elde bulundurması gerekmektedir. Değişen dünya koşulları ve ortaya
çıkan yeni görevlerin özellikleri gözetilerek Silahlı Kuvvetlerimizin günün
gerektirdiği modern ve etkin yapıyı sürdürmesi zorunludur.
Silahlı Kuvvetlerimizin güçlü durumda tutulması, ulusal güvenliğimiz
yönünden büyük önem taşımaktadır.
Türkiye'nin bölgesel güç durumunun pekiştirilmesi için, Türk savunma
sanayiinin, Silahlı Kuvvetlerin gereksinimlerini yeterli ölçüde karşılayacak
olanak ve yeteneklere sahip olması yaşamsal önemdedir.
Türk Silahlı Kuvvetleri, yüksek disiplini ve özverisi ile Cumhuriyet'in
güvencesi olarak görevinin başında, yüce Ulusu'nun hizmetindedir. Silahlı
Kuvvetlerimiz, ulusal birlik, kardeşlik ve bütünlüğümüzü perçinleyen bir
ögedir.
Sayın Başkan,
Sayın Milletvekilleri,
Dünyada olumlu ve olumsuz gelişmelerin bir arada gerçekleştiği hızlı
bir küresel değişim döneminden geçiyoruz.
Ülkemiz, küresel ölçekteki sorunların çözümü amacıyla gösterilen çabalara
destek vermekte, terörizme karşı yürütülen savaşımda önemli bir rol oynamakta,
bölgesinde barış ve istikrarın yeniden kurulması konusundaki çalışmalara
etkin katkı yapmaktadır.
Büyük potansiyeli olan bölge coğrafyasının aynı zamanda istikrarsızlık
ve çatışmalarla gölgelenmiş olması, Türkiye'nin çok boyutlu, dengeli ve
canlı bir dış politika izlemesini daha da gerekli kılmaktadır. Gerçekçilik,
barışçılık, tutarlılık, sağduyu ve uluslararası hukuka saygı ilkeleri çerçevesinde
uygulanan dış politikamız, aynı zamanda çağdaş değerleri paylaşan ve yaymayı
amaçlayan bir özellik taşımaktadır. Ekonomik ve askeri gücümüz, çağdaş
devlet yapımız, sorunlar karşısında sergilediğimiz çözümden yana yaklaşımlar,
ülkemizin uluslararası alanda önemli bir oyuncu olduğunu açıkça ortaya
koymaktadır.
2005 yılı içinde yaşadığımız deneyimler, önümüzdeki dönemde ulusal birlik
içinde davranmaya her zamankinden daha çok gereksinim duyduğumuzu göstermektedir.
Sözlerine bağlı kalan, izlediği politikayla, çevresinde ve uluslararası
ortamın genelinde barış, istikrar ve gönencin egemen kılınmasına katkıda
bulunan ülkemiz, bir kez daha kendi dışında gelişen bunalımların olumsuz
etkileriyle başetmek durumundadır.
Türkiye, her şeye karşın, sağduyuyla ve akılcı yaklaşımla, önünde bulunan
zor dönemi başarıyla geçecek, bulunduğu bölgede ve ötesinde, barış, güvenlik
ve istikrarın sağlanması ve korunmasına yönelik çabalarını sürdürecektir.
Sayın Başkan,
Sayın Milletvekilleri,
Avrupa-Atlantik bağlantısı, Türk dış politikasının önemli bir boyutunu
oluşturmaktadır. Bu çerçevede, Avrupa Birliği üyelik süreci, Amerika Birleşik
Devletleri ile ilişkiler ve NATO içindeki yerimiz geleneksel olarak dış
politika gündemimizin ilk sıralarında yer almaktadır.
Avrupa Birliği'ne üyelik sürecimiz konusunda yaşanan gelişmeler son
aylarda ulusal ve uluslararası kamuoyunun ilgi odağı durumuna gelmiştir.
Avrupa Birliği Anayasası, geçtiğimiz Mayıs ve Haziran aylarında Fransa
ve Hollanda'da yapılan halkoylamalarında onaylanmamıştır. Yine, Haziran
ayında yapılan Avrupa Birliği Konseyi sırasında mali yaklaşım konusunda
anlaşmazlık yaşanmıştır. Avrupa Birliği içindeki kimi ülkelerin bir akıl
karışıklığı yaşamış olmalarını olağan karşılıyoruz.
Bu gelişmelere karşın Avrupa Birliği liderleri, Haziran Doruğu sonunda
yayımladıkları bildiride, genişleme konusunda Aralık 2004 Doruğu kararının
tümüyle uygulanması gereğinin altını çizmişlerdir.
Avrupa Birliği, çağımızın en başarılı siyasal ve ekonomik bütünleşme
girişimlerinden biri olarak aynı zamanda bir istikrar ve barış alanını
temsil etmektedir. Bu birliğin, belirli bir coğrafyayla sınırlanmayan küresel
bir değer olabilmesine Türkiye'nin üyeliğinin yapacağı katkılar açıktır.
İki gün sonra, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üyelik için görüşmelere
resmen başlaması öngörülmektedir. Görüşmelere başlanmasına bu kadar kısa
bir süre kalmış olmasına karşın, kimi noktalardaki belirsizlik sürmektedir.
Bu aşamaya gelmek kolay olmamıştır. Bundan sonrasının da kolay olmayacağını
belirtmek gerekir.
Türk Ulusu, Avrupa Birliği yolunda ek koşullar dayatılmasını ve ülkemize
karşı ayrımcılık yapılmasını kabul etmeyecektir. Bu konudaki yersiz duraksamaların
ve kimi ülkelerdeki iç politika kaygılarından kaynaklanan yaklaşımların
sona erdiğini görmek istiyoruz. Avrupa Birliği'nin kimi organlarında Türkiye'ye
karşı sergilenen olumsuz duygular ve önyargılar sonucu alınan kararlardan
üzüntü duymamak olanaksızdır. Ancak başlayan süreç, geri dönülmez bir aşamaya
gelmiştir. Türkiye, Avrupa Birliği'ne üye olmaya kararlıdır ve bu süreci
ulusal çıkarlarını ve ulusal onurunu koruyarak tamamlayacaktır. Bu sürecin
geciktirilmesi, Türkiye'den çok Avrupa'nın kaybıdır. Çünkü Türkiye, ilerlemesini
ve Ulusu'nun yaşam kalitesini yükseltme ülküsünü, uygarlık ve çağdaşlık
çizgileri içinde sürdürmeye kararlıdır. Ünlü bir yazar, "Dünyadaki hiçbir
güç, zamanı gelmiş bir düşünceden daha güçlü değildir" demişti. Şimdi,
geniş ufuklu ve geniş ufuklara yürüyebilen bir Avrupa'nın zamanıdır. Avrupa
Birliği üyesi ülkelerin bu gerçeği görerek davranmalarını bekliyoruz.
Tüm Avrupa Birliği üyesi ülkelere buradan çağrıda bulunuyorum: Çağdaş
ve evrensel değerleri esasen benimsemiş olan Türkiye, üyelik yolunda üzerine
düşen sorumlulukları içtenlikle yerine getirmiştir. Avrupa'nın önüne önyargılardan
oluşan bir duvar örmenin hiçkimseye yararı yoktur. Bizim önümüze konacak
her yeni engel, gerçekte Avrupa'nın önünü kapayacak bir duvarın taşları
olacaktır.
Sayın Başkan,
Sayın Milletvekilleri,
Avrupa Birliği üyeliği kadar önem verdiğimiz bir başka temel alan da,
Amerika Birleşik Devletleri'yle ilişkilerimizdir. Amerika Birleşik Devletleri
ve Avrupa Birliği'yle ilişkilerimiz birbirini tamamlayan iki değerli parçayı
oluşturmaktadır.
Türkiye ile Amerika, ortak görüşleri doğrultusunda birçok alanda birbirine
katmadeğer sağlayabilecek konumdadırlar. Bu bağlamda, özellikle bölgemize
ilişkin konularda izlenecek yöntemlerle ilgili kimi zaman oluşabilecek
görüş ayrılıkları, genel hedefe ilişkin bir ayrılığı göstermemektedir.
İlişkilerimiz, güçlü bir ortaklığın gerektirdiği tüm ögeleri yapısında
barındırmaktadır.
Nitekim, terörle savaşımdan Arap-İsrail anlaşmazlığının çözümlenmesine,
Kafkaslar ve Orta Asya'da istikrarın sağlanmasından Kıbrıs sorununun çözümüne
dek birçok konuda ortak anlayışla davranmaktayız.
NATO, Türkiye ile Amerika arasındaki işbirliğinin önemli köşe taşlarından
biridir. Türkiye, 1952 yılından bu yana üyesi bulunduğu Kuzey Atlantik
Paktı'nı, kendisinin de ayrılmaz bir parçası olduğu Atlantik-ötesi ve Avrupa-Atlantik
güvenliğinin dayanağı olarak değerlendirmektedir. NATO, Soğuk Savaş sonrası
ortamın gerçeklerine kendini uyarlama bilinci içinde, günümüzÊgüvenlik
ortamının gereklerini karşılamadakiÊ yeteneğini açıkça sergilemektedir.
NATO'nun daha etkin yapı ve işleyişlere yönelik iç düzenlemeleri de
ayrıca övgüye değerdir. Yeni üyelerin katılması, aynı zamanda özgür ve
birleşik bir Avrupa'nın oluşturulmasına yönelik ortak amaca ulaşılmasına
katkı sağlamaktadır. Türkiye, Avrupa'nın güvenlik alanında sağlamaya çalıştığı
gelişmeyi tutarlı ve bütüncül bir yaklaşımla desteklemeyi sürdürmekte;
bu gelişmenin NATO'nun Atlantiğin her iki kıyısı için sağladığı kazanımları
aşındırmadan sürdürülmesine önem vermektedir.
Sayın Başkan,
Sayın Milletvekilleri,
Karadeniz'den Kafkaslar'a ve Orta Doğu'ya uzanan bölgede olumlu değişimi
özendiren Türkiye, gerginlik ve çatışma yerine, işbirliğine olanak tanıyan
bir ortam yaratmayı amaçlamaktadır. Komşularımızla ilişkilerimizde istikrar
ve uyum temel oluşturmaktadır.
Yunanistan'la ilişkilerimizi karşılıklı saygı, güven ve dostluk temelinde
geliştirme yönünde istencimiz bulunmaktadır. Yunanistan'ın da bu yöndeki
istencini açık biçimde sergilemesini ve diyalog ortamının korunması yolunda
içten çabalarını sürdürmesini diliyoruz. İlişkilerimizdeki gelişmelerin,
ikili sorunların çözüme kavuşturulması yönünden de kolaylaştırıcı bir ortam
yarattığını düşünüyoruz. Böyle bir gelişme, yalnızca Türkiye ve Yunanistan
için değil, bölge için de yararlı olacaktır.
Kıbrıs konusunda Türk tarafı, çözüm yönünde özverili çabalar göstermiştir.
Buna karşılık Rum tarafı, kendi yöneticilerinin yönlendirmesi doğrultusunda,
Annan Planı'nı ve onun ardında yatan soruna kalıcı çözüm düşüncesini reddetmiştir.
Buna karşın, Kıbrıs Rum Yönetimi'nin, Avrupa Birliği üyeliğini Türkiye'ye
karşı bir yaptırım gücü olarak kullanmasına izin verilmesi, Kıbrıs Türk
halkı üzerindeki yalıtılmışlığın sürmesi insaf ve hakkaniyetle bağdaşmamaktadır.
Gelinen noktada, Rum tarafının çözüm konusunda istekli olmadığını görüyoruz.
Bunun tek nedeni, Kıbrıs Rum Yönetimi'nin çözümsüzlüğün bedelini ödemek
zorunda bırakılmaması ve çözüme zorlanmamasıdır. Avrupa Birliği üyeliği
bunun en somut örneğidir.
Türkiye, Balkanlar'da istikrarın korunmasına büyük önem vermektedir.
Kimi Balkan ülkelerinin yeniden yapılanma ve gelişme çabalarına yönelik
desteğimizi, bölgedeki barışı koruma görevlerine ve çok taraflı oluşumlara
katkıda bulunmayı sürdüreceğiz.
Balkanlar'daki soydaşlarımızın, bölge ülkeleriyle aramızda yalnızca
bir dostluk köprüsü oluşturmakla kalmayıp, ülkelerinin gönenci doğrultusunda
çalışan yurttaşları olarak, hoşgörü ve kardeşçe yaşama bilincinin geliştirilmesine
önemli bir katkı yaptıklarına inanıyoruz. Batı Trakya'daki soydaşlarımızın
sorunlarının çözümü yolunda, Yunanistan hükümetinin de, tarihsel ve hukuksal
sorumluluğunun bilinci içinde davranacağını umuyoruz.
Kuzey komşumuz Rusya Federasyonu, Avrasya bölgesinin kilit ülkelerinden
biridir. Karadeniz bölgesinin iki önemli ülkesi olan Türkiye ve Rusya Federasyonu
arasındaki ilişkiler, son dönemde her alanda bir atılım içine girmiştir.
Karşılıklı olarak ticaret ve turizm alanında yaratılan potansiyel dikkat
çekicidir. Ülkelerimiz arasında gerçekleşen üst düzey ziyaretler, ikili,
bölgesel ve uluslararası politikalar yönünden ilişkilerin daha da derinleştirilmesine
katkı sağlamaktadır.
İlişkilerimiz, Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Sayın Vladimir Putin'in
Aralık 2004'de ülkemizi resmi ziyareti sırasında imzalanan "Ortak Deklarasyon"da
da belirtildiği gibi, ikili işbirliğinin geliştirilmiş çok boyutlu ortaklık
düzeyine çıkarılması hedefi doğrultusunda ilerlemektedir.
Türkiye ve Rusya arasında sağlam ve kalıcı bir işbirliği, dünya ve bölge
barış, istikrar ve gönencinin önemli bir ögesini oluşturmaktadır.
Sayın Başkan,
Sayın Milletvekilleri,
Çok yönlü dış politikamızda Avrasya boyutu da önemli bir yer tutmaktadır.
Enerji ve ulaştırma koridorlarının oluşturulması yoluyla Avrupa ve Asya'nın
birleşmesi ve ekonomik büyüme için yeni bir ivme yaratılması, Türkiye'nin
Avrasya'ya bakışının temelini oluşturmaktadır.
Güney Kafkasya bölgesine komşu olan Türkiye'nin, bölge halklarıyla yakın
siyasal, ekonomik, toplumsal, tarihsel ve kültürel bağları bulunmaktadır.
Türkiye'nin Güney Kafkasya'ya yaklaşımı, bölgedeki üç ülke olan Azerbaycan,
Gürcistan ve Ermenistan'ın tümünün katkılarıyla kapsamlı bir işbirliğinin
yaşama geçirilmesi isteğini yansıtmaktadır.
1991 yılında bağımsızlıklarını ilan etmelerini izleyen dönemde her üç
ülkeyi de ayırım yapmaksızın tanıyan Türkiye, izleyen yıllarda Azerbaycan
ve Gürcistan ile yakın ilişkiler kurmuştur. Kardeş ülke Azerbaycan'ın esenliğe
ulaşmasında, çalkantılı bir dönemi geride bırakan komşu Gürcistan'ın da
sorunlarını sağduyu içinde, demokratik yollardan aşmasında, bugüne kadar
olduğu gibi bundan sonra da desteğimizi sürdüreceğiz.Ê Ermenistan'ın ise
komşularıyla ilişkilerine, uluslararası hukukun temel ilkeleri ve iyi komşuluk
çerçevesinde yaklaşma konusunda duraksama göstermesi, bugüne kadar anılan
ülke ile ilişkilerimizin geliştirilmesine engel oluşturmuştur.
Yukarı Karabağ ve Abhazya gibi donmuş sorunlar, Güney Kafkasya'da barış
ve istikrarın önündeki başlıca engellerdir. Bu sorunların barışçı yöntemlerle
çözümü, bölgede siyasal istikrarın kurulmasına en büyük katkıyı sağlayacaktır.
Türkiye, bu yolda elinden gelen katkıyı yapmaya çalışmaktadır.
Ermenistan'ın Azerbaycan topraklarını işgali sonucunda ortaya çıkan
Yukarı Karabağ Sorunu artık çözülmelidir. Minsk Süreci'ne etkin biçimde
katkı sağlayan Türkiye, Azerbaycan ile Ermenistan arasında yürütülmekte
olan doğrudan ve dolaylı görüşmeler sürecini de, soruna barışçı bir çözüm
bulunmasında yararlı olacağı düşüncesiyle, desteklemektedir. Türkiye, Yukarı
Karabağ Sorunu'nda her iki tarafın da kabul edeceği bir çözüme destek vermeye
hazırdır.
Sayın Başkan,
Sayın Milletvekilleri,
Diğer komşularımızla ilişkilerimizin olumlu yönde geliştirilmesi de
dış politika önceliklerimizdendir. Bu bağlamda, İran'la ilişkilerimizi
içişlerine karışmama, karşılıklı saygı, iyi komşuluk ve ortak yarar temelinde
geliştirmeyi istemekteyiz.
Komşumuz Irak'ta çok önemli bir dönemece yaklaşılmaktadır. Hazırlanan
yeni Irak Anayasası önümüzdeki haftalarda halkoyuna sunulacaktır.
Anayasa, bir toplumu oluşturan bireylerin, devletlerinin işleyişine
ve ülkelerinin yönetim yapısına ilişkin aralarında vardıkları anlayış birliğinin
ve uzlaşının temelidir. Irak'ı ancak din, mezhep ve etnik farklılıklar
gözetmeksizin, ülke halkının tümünün benimseyebileceği bir yönetsel yapının
parlak bir geleceğe taşıyabileceğini düşünüyoruz.
Iraklıların bu zorlu dönemeci başarıyla atlatması en içten dileğimizdir.
Irak'ın esenliğe kavuşması, başta komşuları olmak üzere, bölgesi ve uluslararası
toplum için büyük bir kazanç olacaktır. Irak'ın karmaşaya sürüklenmesi
durumunda, bunun etkileri bu ülkeyle sınırlı kalmayacak, bölgemize de yansıyacaktır.
Bu gerçeğin bilincinde olan Türkiye, demokratik, toprak bütünlüğü ve
ulusal birliği korunmuş, komşularıyla barış içinde ve gönençli bir Irak
hedefi doğrultusundaki tutumunu sürdürmektedir. Başta anayasa çalışmalarına
katkı sağlamak ve kendi demokratik yapımıza ilişkin deneyimimizi paylaşmak
olmak üzere, Irak'ın tüm kesimleriyle yoğun diyaloğumuz sürecektir. Türkiye,
başta Komşu Ülkeler Girişimi olmak üzere, çok taraflı düzeylerde de, bugüne
kadar üstlendiği öncü konumunu ve Irak'ın istikrarını, bütünlüğünü temel
alan etkin politikalarını sürdürecektir.
Irak'ın geleceği yönünden duyarlılık taşıdığını düşündüğümüz bir konu,
Kerkük'ün durumudur. Bu ilin geleceğine Iraklıların karar vermesi temel
ilke olmalıdır. Bununla birlikte, karmaşık etnik yapısı nedeniyle Irak'ın
küçük ölçekli bir modeli olan Kerkük'ü herhangi bir kesimin sahiplenmeye
çalışmasının yaratabileceği huzursuzluklar, yalnızca bu il ile sınırlı
kalmayacak, Irak'ın geneline yayılan bir etnik kargaşayı ve sonuçları önceden
kestirilemeyecek bölgesel istikrarsızlığı tetikleyebilecektir. Dolayısıyla,
Kerkük'ün geleceği Türkiye'nin ilgisiz kalamayacağı, önemli bir konudur.
Türkmenler, "Iraklı" kimliğine saygı gösteren siyasal bilinçleriyle,
Irak'ın geleceğine olumlu katkılarda bulunabilecek bir kesimdir. Onların,
bu özellikleriyle Irak'ın yönetiminde uyumlu nitelik ve nicelikte temsil
edilmelerini umuyoruz.
Sayın Başkan,
Sayın Milletvekilleri,
Özellikle son bir-iki yıl içinde Orta Doğu coğrafyasında olumlu yönde
değişimin artan bir gereksinim olduğuna daha çok dikkat çekilmeye başlanmıştır.
Türkiye, her zaman Orta Doğu'da hakça, kalıcı ve kapsamlı bir barışın
kök salmasını istemiş ve bu amaca ulaşmak için diyaloğun tek geçerli araç
olduğunu savunmuştur.
İslam Konferansı Örgütü toplantıları ile diğer bölgesel ve uluslararası
etkinliklerde de bu gereksinim tarafımızdan vurgulanmaktadır. Bu bağlamda,
Orta Doğu'da barış ve gönencin egemen kılınması, demokrasi, insan hakları,
hukukun üstünlüğü, iyi yönetişim ilkelerinin güçlendirilmesi ve pazar ekonomisinin
işletilmesi ögelerini içeren bir dönüşümün gerçekleştirilmesi için bölge
ülkelerine çağrıda bulunulmaktadır.
Bölgede barış ve istikrarın sağlanması tüm bölge ülkelerinin çıkarlarına
hizmet edecek ve ekonomik işbirliği olanaklarının geliştirilmesini kolaylaştıracaktır.
Uygarlıklar beşiği Ortadoğu'daki barış ve istikrarın stratejik önemi gelecekte
daha da artacaktır.
Türkiye, başta Filistin-İsrail uyuşmazlığı olmak üzere, bölgedeki sorunların
çözülmesi için taraflarca istenebilecek her türlü yardımı yapmaya hazırdır.
Çıkış noktamız, barış arayışlarına destek vermek ve uzlaşma çabalarını
özendirmektir. Bu nedenle, ilgili taraflarla aramızdaki yakın ve dengeli
ilişkilerden bölgenin çıkarları doğrultusunda yararlanma kararlılığımız
açıkça ortaya konmuştur.
Dostluk ve kardeşlik bağlarımız bulunan Orta Asya ülkeleriyle aramızdaki
güçlü ilişkilerin geliştirilmesine de önem vermekteyiz. Bölge ülkelerini
ekonomik kalkınma ve demokrasi alanında ilerleme yolunda gösterdikleri
çabalarda desteklemeyi sürdüreceğiz. Bu ülkelerde, demokratikleşme ve insan
hakları alanında atılan her ileri adım, yalnızca iç huzur ve istikrara
değil, uluslararası toplumla bütünleşme çabalarına da katkı sağlayacaktır.
Afganistan'ın bizim için tarihe dayanan özel bağlarımızdan dolayı ayrı
bir önemi bulunmaktadır. Afganistan aynı zamanda, terörle savaşımın ana
cephelerinden biridir. Bu nedenledir ki, iki yıl içinde ISAF'ın komutasını
ikinci kez üstlenmenin ötesinde, ülkenin yeniden imarı için de yoğun bir
çaba gösteriyoruz. Devletimiz ve özel sektörümüz, Afganistan'da yollar,
okullar ve hastaneler yapmakta, ekonomik altyapıyı canlandırmaya yönelik
çabalara katkıda bulunmaktadır. Türkiye'nin tarihsel olarak yakın bağları
bulunan Afganistan'a vermekte olduğu destek sürecektir. Bu ülkenin yeniden
yapılanma sürecindeki yardımlarımızın, aynı zamanda uluslararası barış
ve istikrara yapılan bir yatırım olduğunu düşünüyoruz.
Dış politikamızda son yıllarda giderek önem ve öncelik kazanan bir diğer
konu, yüzyılımızın potansiyel ekonomik güç odağı olarak belirgin bir konuma
gelmekte olan Asya-Pasifik bölgesiyle ilişkilerimizin geliştirilmesidir.
Japonya ve Çin başta olmak üzere tüm Asya-Pasifik ülkeleriyle ilişkilerimizi
gerek içerik, gerek kapsam yönünden geliştirmeyi amaçlamaktayız. Asya'nın
Avrupa'ya yeni İpek Yolları ile bağlanmakta olduğu bir dönemde, Türkiye'nin
özel coğrafi konumu ve Avrupa Birliği ile ilişkilerindeki gelişmeler, ülkemizi
Asya-Pasifik kuşağı için değerli bir ekonomik, siyasal ve kültürel ortak
durumuna getirmektedir. Asya ve Avrupa'nın enerji koridorları, demiryolu
ve karayollarıyla bağlanması ve yeni bölgesel dinamikler yaratılması yönünden
Türkiye'nin işlevi kilit önemde olacaktır.
Sayın Başkan,
Sayın Milletvekilleri,
Türkiye, Yüce Atatürk'ün ulusa gösterdiği "barış içinde yaşayan, demokratik,
çağdaş ve güçlü Türkiye" hedefi doğrultusunda kararlı ve güvenli adımlarla
ilerlemektedir.
Ulus'un gönenci ve güvenliği doğrultusundaki ilerlemede varılan hiçbir
aşama yeterli değildir.
Cumhuriyetimizin 100. yıldönümüne doğru Türkiye, daha önceki konuşmalarımda
da vurguladığım şu hedefler doğrultusunda ilerlemesini sürdürmelidir:
-
Görüşmelere gecikmeden başlayarak Avrupa Birliği'ne üye olmak,
-
Bölgesel güç olma durumunu pekiştirmek, küresel güç olma hedefine erişmek,
-
Sürdürülebilir bir kalkınma ile dünyanın 10 büyük ekonomisi içine girmek,
-
Bilgi toplumuna dönüşmek ve bilim-teknoloji alanında dünyanın önde gelen
ülkeleri arasında yer almak,
-
Türk Silahlı Kuvvetleri'nin çağın gereklerine ve tehditlere yanıt veren
niteliklerini korumak ve daha da güçlenmesini sağlamak.
Bu hedefler doğrultusunda Türkiye'nin yolu uzun ve güçlüklerle doludur.
Ayrıca, yeniden birincil tehdit olan bölücü terör ve irticanın yarattığı
gerginliklerin; toplumun kutuplaşması, iç barışı tehdit etmesi ve ülkeyi
yönetilemez duruma getirmesi tehlikelerine karşı duyarlılığımızı artırma
ve bunu bir ulusal güvenlik konusu anlayışıyla ele alma durumundayız.
Ülkemizin bölünmez bütünlüğünün korunabilmesi ve hedeflerin gerçekleştirilmesi,
toplumda geleceğe güven duygularının güçlendirilmesine ve her alanda güçlü
olmamıza bağlıdır. Türkiye Cumhuriyeti'nin, çağdaş ve demokratik açılımları
özümseyebilen ve elde edilen kazanımları koruyabilen dinamik bir yapıda
kurulmuş olması başlıca güvencemizdir.
Türkiye'nin belirlediği yön, Atatürk'ün çağdaş yoludur. Türkiye, bütünleşmiş
olduğu ve tarihe dayanan sağlam bağlarını sürdürdüğü uygar toplum içinde,
önündeki her türlü güçlükleri aşarak hak ettiği yeri alacak, konumunu pekiştirecek,
yeni yüzyılın oluşumları içinde daha ileri düzeylere ulaşacaktır.
Sayın Başkan,
Sayın Milletvekilleri,
Ulusal egemenliğimizin, laik ve demokratik rejimimizin temel kurumu
Türkiye Büyük Millet Meclisi, ülkemizin gelişmesi ve çağdaşlaşması yolunda
büyük reformlar gerçekleştirmiş, tarihimize damgasını vurmuştur.
Yüce Meclis aldığı kararlarla, Türkiye'nin istikrarlı, her alanda kalkınan,
gönenç düzeyi yüksek, geleceğe güvenle bakan bir ülke durumuna gelebilmesi
konusunda inançla çalışmıştır.
Türkiye, Yüce Meclisimizin özverili çalışmalarıyla, demokratikleşme,
temel hak ve özgürlüklerin genişletilmesi ve Avrupa'yla bütünleşme yolunda
beğeniyle karşılanan adımlar atmıştır.
Bugün dünyamız önemli bir süreçten geçmektedir. Yaşanan değişimleri
doğru yorumlayabilen, yeni koşulların gerektirdiği ilerici atılımları gerçekleştiren
ülkelerin geleceğe güçlü biçimde ulaşabilecekleri kuşkusuzdur. Bu doğrultudaki
istencini ortaya koyan Türkiye, Atatürk ilke ve devrimlerinin yol göstericiliğinde,
hedeflerine emin adımlarla yol almaktadır.
Başımızı her dönemde dik tutabilmek için yarınlara güvenle bakmalı,
koşullar ne olursa olsun umudumuzu korumalı, birlik ve dayanışmamızı güçlendirmeli,
ulusal değerlerimize bağlılıkla, karamsarlığa kapılmadan, yurttaşlarımıza
güven veren atılımları gerçekleştirmeliyiz. Bu konuda Devletimizin kurumları
başta olmak üzere, toplumun tüm kesimlerine görevler ve sorumluluklar düşmektedir.
Yüce Meclisimizin geçmişte ve bugün olduğu gibi, gelecekte de sorumlu
ve duyarlı yaklaşımlarla, Türkiye'nin aydınlık geleceğinin kurulmasını
amaçlayan tüm girişimlere, çalışmaları ve kararlarıyla öncülük edeceğine
yürekten inanıyoruz.
Yeni Yasama Yılı'nın Ulusumuza kutlu olması dileğiyle Yüce Meclis'e
saygılar sunuyorum.
|