Türkiye'de yaşanan olaylar...

 
 Ana Sayfalar
BELGENET 
ARŞİV
BELGELER 
 İlgili  Sayfalar
SİYASET MEYDANI

   12 MART 2000

Demirel: Gençlerin sivriliği çok doğal 

Sedat ERGİN / ANKARA 

Cumhurbaşkanı Demirel, ATV'nin Siyaset Meydanı programında üniversiteli gençlerin karşısında verdiği sınavın, kendisi için önemli bir tecrübe olduğunu söyledi. Demirel, ‘‘Gençlerin nabzını aldım. Nabız şudur: Gençler ülke sorunlarıyla yakından ilgilidir’’ dedi.

CUMHURBAŞKANI Süleyman Demirel, ‘‘Yok canım, sizin zannettiğiniz gibi zorlanmadım. Beni zorlayacak bir şey yoktu. Ben fevkalade memnunum. İyi bir program oldu’’ diye yanıtına başlıyor.

Ve şöyle devam ediyor:

‘‘Zorlandığım tek şey, süre oldu. Önüme bir kum saati konulmuştu. Verilen süre bazı soruları yanıtlamak bakımından yeterli olmuyordu.’’

İYİ BİR TECRÜBE OLDU

Cumhurbaşkanı, böyle konuşmakla birlikte, perşembe gecesi ATV'nin Siyaset Meydanı programında üniversite öğrencilerinin karşısında çıktığı sınavın kendisi için önemli bir tecrübe olduğunu gizlemiyor:

‘‘Ben bu tartışmalara alışık biriyim. Başbakanken de Meclis'te bütçeden sonra bu tür soruları yanıtlamayı severdim. Ancak burada nazik bir durum vardı: Bunu halkın önünde yapıyorsunuz. Yanlış bir hareketiniz ya da yadırganan bir beyanınız sizi halkın önünde zora sokabilir. Bir de tarafsız cumhurbaşkanı olarak siyasi polemik yapmayacaksınız ve fevkalade soğukkanlı davranmalısınız. Hadise buydu. İyi bir tecrübe oldu.’’

GENÇLERİN NABZINI ALDIM

Demirel'e göre, programın kendisi açısından yararı şu oldu:

‘‘Gençlerin nabzını aldım. Aldığım nabız şudur: Gençler ülke meseleleriyle yakından ilgilidir. Onları hevesli ve şevkli gördüm. Hepsi pırıl pırıl. Bunlar gayet güzel şeyler. Ben çok iyi intiba aldım. Ben gençlerle konuşmayı severim. Zaten daveti de tereddüt etmeden kabul ettim. Diyaloğumuz da iyi gitti. Benim yaptığım bir aydınlatmaydı.’’

BENİM İÇİN KEYiFLİ BİR İŞTİ

Peki, gençler kendisini terletirken çok sıkıştığı bir an hiç olmadı mı?

Demirel gülerek şu karşılığı veriyor:

‘‘Terlediğimi nerden çıkarttınız? Hiç cebimden mendilimi çıkarttığımı gördünüz mü? Ancak başkalarının kendilerini benim yerime koyduklarında terlemeleri doğaldır. Benim için bayağı keyifli bir işti.’’

Cumhurbaşkanı ardından şöyle konuşuyor:

‘‘Bu ülkenin en değerli varlığı gençler. Onların daha çok aydınlatılması ve ülke meseleleri hakkında daha çok bilgilendirilmesi lazım. Ancak bunu onları yetersiz gördüğüm anlamında değil, genel prensip anlamında söylüyorum.’’

Demirel, bazı öğrencilerin sert bir üslupla yönelttikleri soruları nasıl karşıladığını sorduğumuzda da şöyle konuşuyor:

‘‘O yaşlarda bunun olması çok doğaldır. O yaşlarda bu üslup olur. Gençlerin bir farkı olacak. Gençlerin görüşlerini hararetli bir şekilde savunmaları yaşlarının icabıdır.’’

Demirel, bir de bazı sorularda işin sorgulamaya çekilmiş olmasından şikayetçi:

‘‘Bazı sorularda itham ve kötüleme vardı. Ben oraya sorgulanmak için gitmemiştim.’’

Ancak hemen ardından ekliyor:

‘‘Ama bunu da gençliklerine veriyorum.’’



  11 MART 2000

Siyaset meydanı kulisleri
 

Ertuğrul ÖZKÖK

Dün sabah toplantısında en çok konuştuğumuz konu, bir akşam önceki ‘‘Siyaset Meydanı’’ydı.

Dün programla ilgili merak ettiğim bazı şeyleri Ali Kırca'ya sordum.

Programa katılan çocuklar, 50 üniversitenin rektörleri tarafından seçildi.

KEMANCI'DA BİR GECE

Bir gün önceden İstanbul'a getirildiler.

İstanbul'un çeşitli yerlerini gezdiler. Hatta gençlerin en fazla takıldığı yerlerden biri olan ‘‘Kemancı’’ya bile gitmişler.

Ali Kırca'ya program öncesinde çocuklara herhangi bir telkinde bulunup bulunmadıklarını sordum.

‘‘Hayır, bulunmadık’’ dedi.

Sadece, ‘‘Üniversite sorunlarına takılıp kalmayın’’ demişler.

Merak ettiğim bir başka konu da şuydu. Bu kadar genç bir araya gelmiş, acaba içlerinden biri bir provokasyon yapmaya kalkarsa, canlı yayında bunu önleyebilecek bir mekanizma var mıydı?

Yokmuş. 

Kırca'nın bir endişesi vardı.

Gençler rektörler tarafından seçildiği için acaba, ‘‘Çok fazla resmi ve otosansürlü olabilirler miydi?’’

Hiç öyle olmadı.

Tam aksine, gençlerin bir bölümü çok eleştirel, hatta gereğinden fazla önyargılı ve ‘‘kesin inançlıydı’’

BİZ ÖYLE MİYDİK

Yaşıtım bazı arkadaşlarım, ‘‘Biz böyle değildik’’ dedi.

Bu görüşe hiç katılmıyorum.

Biz onlardan daha fazla önyargılıydık.

Daha kesin inançlıydık.

Ama daha sonraki yıllarda bu tutumun çok acısını çektik.

Türkiye yükselen bir terör iklimine girdi.

Tahammülsüzlük, başkasının fikrine ölesiye, öldüresiye karşı çıkmak Türkiye'ye pahalıya mal oldu.

Ancak beni şaşırtan şu oldu.

Bunca tecrübe, bunca yaşamışlıktan sonra bazı gençler hálá kesin inançlı tutumlarını sürdürüyorlar.

Demek ki bu, gençliğin kendine ait bir özelliği.

Cumhurbaşkanı'na gelince...

Demirel böyle bir canlı yayında öğrencilerin karşısına çıkarken büyük bir risk aldı.

Onun geçmişinde öğrencilerle ilgili kötü bazı tecrübeleri vardır.

1960'lı yıllarda, başında Hasan Celal Güzel ve Murat Karayalçın'ın bulunduğu ‘‘Aydınlar Ocağı’’ onu Mülkiye'de konuşma yapmaya davet etmişti.

Ancak Demirel orada solcu öğrencilerin ‘‘Morrison Süleyman’’ sloganlarıyla karşılaştı. 

Salonda konuşamadı.

MÜLKİYE HATIRASI

Önceki gece Siyaset Meydanı'nda durum çok farklıydı. 

Siyasette tecrübe, akıl ve sinir kontrolünün müthiş bir sermaye olduğunu önceki gece yine gördük.

Cumhurbaşkanı Demirel yine beni şaşırtan bir iş yapıp, onlarca genç insanın karşısına çıktı.

Hem de canlı yayında.

Gece saat 01'de ben koptum.

Dayanamayıp ekran karşısında uyudum.

Dün Ali Kırca'ya, programdan sonra öğrencilerin izlenimlerinin ne olduğunu sordum.

Şöyle özetledi:

‘‘Çok akıllı adam, her sözün altından kalkıyor’’ demişler.

Her siyasetçi böyle bir riski kolay kolay göze alamaz.

Cumhurbaşkanı bu yıl ikinci defa böyle bir riski göze alıyor.

SİNİR KONTROLÜ

Birincisinde, liderler zirvesinde Öcalan'ın dosyasının Meclis'e gönderilme kararı alındıktan hemen sonra şehit ailelerini kabul etti.

Onlarla kameraların önünde Öcalan'ın idamı meselesini tartıştı.

Bunun dışında sık sık öğrencilerin önüne çıktı.

Bu gecenin özeti nedir?

Bana göre Cumhurbaşkanı fevkalade başarılıydı.

Müthiş bir sinir kontrolü vardı.

Bunca yıllık tecrübesi ve ülke meselelerine hákimiyetini kendisi için avantaj haline çevirdi.

Bu programı seyrettikten sonra bir kere daha anladım ki, insan siyasette veya herhangi bir mesleğin zirvesinde uzun yıllar boşu boşuna kalamıyor. 



   11 MART 2000

Umutlu olmak için çok neden var

İsmet BERKAN

ismet.berkan@radikal.com.tr
Önce çuvaldızı kendime batırayım, karşımda duran Cumhurbaşkanı'na ben "Helikopterlere para var da eğitime neden yok" sorusunu bu sertlikte soramazdım.
Ama onlar, perşembe akşamı Siyaset Meydanı'nda Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'i gece 23.00'ten sabah 03.00'e kadar tam dört saat sorgulayan onlarca üniversite öğrencisi bunu yaptılar.
Sert içerikli soruları hiç öyle diplomatik cümlelerin arasına saklamadan, olanca sertliğiyle Cumhurbaşkanı'na sordular.
O kadar ki, neredeyse sorulmadık soru kalmadı, değinilmedik konu kalmadı. Demirel'in geçmişi de sorgulandı, Türkiye'nin bugünü de. Yolsuzluklar da gündeme geldi, 28 Şubat da. Eğitim kalitesi de soruldu, "Neden bu kadar çok iktisatçı var" sorusu da...
Cumhurbaşkanı'na sorulan sorular içinde bence en serti, mealen hatırladığım kadarıyla şöyleydi:
"Koltukları gençlere bırakacağız dediniz, '5 artı 5'le koltuğunuza yapıştınız. Hep galipleri tuttunuz, Türkiye'nin yenilmişlerinin yanında olmadınız. Çok iyi, çok marifetli bir rodeocusunuz, 40 yıldır koltuktan düşmediniz. Ama rodeoda sadece yere düşmemek önemli değildir, nereye yöneldiğiniz de önemlidir. Ben, annem, ninem hep sizin nükteli sözlerinizle oyalandık. Hiçbir zaman sorulara net cevaplar vermediniz. Hakkâri'de çöplerden beslenenlerden bahsetmediniz. Bizden sonraki kuşaklara da bunları anlatacak mısınız?"
Demirel'in bu soruya ne cevap verdiğinin çok önemi yok. Çünkü aslında özellikle programın ilk saatleri boyunca aşağı yukarı bütün sorular bu içerikte ve bu sertlikteydi.
Bence önemli olan, Demirel'in bütün o soruları teker teker not etmesi ve hepsine cevap yetiştirmeye çalışmasıydı. Ve Cumhurbaşkanı bunu yaparken bir tek kez bile sinirlenmedi ya da sinirlendiğini belli etmedi, bir tek kez bile karşısındakilere 'Siz' demekten vazgeçmedi, bir tek kez bile cevaplarında ders verir bir edayla konuşmadı.
Zaman zaman programda karşılıklı konuşmalar da oldu. Anadolu'daki küçük üniversitelerde eğitim kalitesinin düşük olduğunu söyleyen Hacettepe öğrencisine Demirel, "Hacettepe Türkiye'nin gurur duyduğu okullardan biridir. 1967 yılında benim zamanımda kanunu çıktı ve kuruldu. 33 yılda bu seviyeye geldi. O okullar daha çok yeni. Çocuk büyütür gibi bakmalıyız, zaman tanımalıyız" dedi, sanırım karşısındakileri ikna da etti.
Benim açımdan gecenin en güzel bölümü, öğrencilerle Demirel arasındaki 'Siyaset bir meslek midir, değil midir' tartışmasıydı. Demirel, siyasetin meslek değil hizmet olduğunu söyledi. Gençler ise bu kadar uzun zaman siyaset yapılmasını eleştirdiler, "Ne zaman emekli olacaksınız" dediler. Cumhurbaşkanı, "Siyasetten emekli olunmaz" cevabını verdi.
Gecenin sonunda, yayın bittiğinde öğrencilerin bir bölümü Cumhurbaşkanı'nın performansına hayran kalmıştı. Yayın sonrası gençlerle yapılan çaylı kahveli ayaküstü sohbette Demirel, "Ben sabah 07.30'da Antalya'ya gidiyorum" deyince öğrenciler şaşırdılar. Bir bölümü Cumhurbaşkanı'ndan imza istedi, yakınlıklarını ifade ettiler.
Ama bütün bunlar onları sert sorulardan ve ısrarla cevap istemekten vazgeçirmedi. Mesela Kayseri Erciyes Üniversitesi'nden bir öğrenci söze "Bizim okulumuz için yaptıklarınıza çok teşekkür ederim" diye başladı ama ardından eğitim kalitesiyle ilgili sert soruyu sormaktan da geri kalmadı.
Kısacası aslında gelecekten umutlu olmak için çok neden var. Perşembe akşamı Siyaset Meydanı'na çıkan gençler de bu umudu temsil ediyorlardı. Program sadece Cumhurbaşkanı Demirel'in inanılması güç performansıyla değil, bence esas olarak oraya katılan cesur gençleriyle de uzun süre hatırlanacak.
Bence Cumhurbaşkanı'na, "Siz iyi bir Cumhurbaşkanı değilsiniz, iyi bir başbakan da değildiniz" demek büyük bir medeni cesaret ister. Bu medeni cesaretin varlığı bile tek başına gelecek için büyük bir umuttur.



   12 MART 2000

Bravo gençler!

Hasan CEMAL

       Ali Kırca'nın Siyaset Meydanı'nda bir ilk daha: Demirel ve üniversite öğrencileri... Gençler, Demirel'den hesap soruyor. Üstelik sivri bir dille... Cumhurbaşkanı da sabırla yanıtlıyor. Hesap sormak, hesap vermek! Üstelik milyonların önünde... Ne güzel!

Bravo gençler, Demirel'i iyi terlettiniz!



       Bir günlük gecikmeyle yazıyorum ama olsun. Ali Kırca'nın ATV'deki Siyaset Meydanı'nı geçen perşembe gecesi izlediniz mi? İzlemediyseniz, tam dört saat süren harikulade bir olayı ne yazık ki kaçırdınız.

       Çünkü Türkiye'de bu bir 'ilk'ti!
       Dünyada da Amerika dışında böyle bir örneğe pek rastlanacağını sanmıyorum.
       Bir yanda Cumhurbaşkanı Demirel.
       Bir yanda Türkiye'nin her yanındaki üniversitelerden gelmiş gencecik, pırıl pırıl öğrenciler.
       Gençler hesap soruyor.
       Demirel'den kırk yılın hesabını... Hem de lafı hiç sakınmadan. Dan dan sorularla. Gazeteci milletini kıskandıracak kadar sivri bir dille...
       Karşılarında ise bir Cumhurbaşkanı, hiç yüksünmeden, arada bir yüzünün çizgileri gerilse de, sabır ve saygıyla cevaplıyor gençleri...
       Hesap sormak! Hesap vermek! Üstelik milyonların önünde... Ve eşit şartlarda!
       Demokrasi de bu değil mi?
       Tam dört saatlik bir televizyon programında, üstelik canlı yayında böylesine özgür bir tartışma ortamı, ülkemizde demokrasi kültürünün geleceği açısından umut vericidir.
       Geçmişi unutmayın!
       Örneğin 1970'ler Türkiyesi. Demirel'in başbakan olduğu zamanlar. Televizyon devlet tekelinde. Üstelik tek kanal.
       Ali Kırca da hatırlar, o zamanki konusu siyaset olan açık oturumların canlı yayınına izin yoktu. Banda alınırdı. Program çekilmeden önce TRT Genel Müdürü'nün makam odasına çıkardık. Çaylar içilirken, gayet nazik uyarı ve telkinler yapılır, iktidarları fazla rahatsız etmeyecek bir üslup kullanılması rica edilirdi.
       Ama programda yine de çizme aşılırsa, yayından önce oraları kesilir, yani sansür uygulanırdı.
       Evet, nereden nereye...
       Gelinen nokta hiç küçümsenmesin. Ama genç insanların bugünle yetinmesini, var olanla avunmasını beklemek söz konusu olamaz.
       Gençtir, isteyecektir!
       Daha fazlasını, daha iyisini. Değişimi talep edecektir. Kurulu düzene karşı çıkacaktır. Sorgulayacaktır.
       Başka türlü genç olmaz!
       Biri pat diye çıktı, "Sizin iyi bir cumhurbaşkanı olduğunuzu sanmıyorum" dedi Demirel'in yüzüne. 5 + 5 formülünü eleştirdi.
       Bir diğeri, otuz yıl önce cumhurbaşkanlığı konusunda şunu şunu demişken, şimdi tam bunların tersini savunduğunu söyledi Demirel'in.
       Biri daha sivri dilli konuştu:
       "İyi bir rodeo binicisisiniz. Bütün marifetiniz bu."
       Demirel'in yanıtı hemen geldi:
       "Kırk yıl onun üstünde durmak marifet değilse, gel sen de otur bakalım!"
       Bir öğrenci dedi ki:
       "Yedi yıldır Van'da yaşıyorum. Aç insanlar var. Halbuki siz olmadığını söylüyorsunuz, size katılmıyorum."
       Bir genç yakındı:
       "Öğrenciler hala potansiyel suçlu olarak görülüyorlar. Üniversitelerin özgür, gerçek bilim merkezleri haline gelmeleri lazım."
       Üç gencin tepkisi ortaktı:
       "Ordunun modernizasyonu için, helikopter alımına milyarlarca dolar harcanıyor. Peki ya eğitim ne olacak?"
       Parlamentoda, siyaset dünyasında, medyada tartışılmayan konuyu, gençler açık bir dille Cumhurbaşkanı'na soruyorlardı.
       Demokrasilerde parti kapatılmasına karşı bir eğilimin ipuçları sorularda kendini belli ediyordu. 28 Şubat'ı onaylayan da vardı, biraz üstü örtülü de olsa eleştiren de... Eğitimin kalitesi sürekli sorgulanıyordu.
       Diyarbakır, Dicle Üniversitesi'nden bir genç, haklı özlemini dile getiriyordu:
       "Bölgeye huzur ve barış yıllar sonra yeniden gelmeye başladı. Bundan mutluyuz. Ama aynı zamanda bölgeye daha fazla demokrasinin de gelmesi şart."
       Biri hiç lafı uzatmadı:
       "Düşünce suçuna karşıyım. Avrupa'daki kadar düşünce hürriyeti bizim ülkemize ne zaman gelecek?"
       Biri, gençlerin coplanmasından, pankart açtıkları için hapse mahkum edilmelerinden yakındı. Sosyal devletin yıkıldığını belirtti, KİT'lerin ucuza özelleştirildiğini söyledi. Bunlara karşı çıktı. Nazım Hikmet'lere, Ruhi Su'lara devletin ne kadar hoyrat, ne kadar haksız davrandığını vurguladı.
       Biri kalktı dedi ki:
       "Ortadoğu barış sürecinde Türkiye neden bu kadar pasif?.."
       Halkın geçim derdinin devam ettiğini, hastane kapılarında sürünenlerin bulunduğunu, demiryollarının ihmal edildiğini güm güm söyleyenler de çıktı.
       Demirel'in yanıtlarını beğenmeyenler, duyduklarıyla yetinmeyip, görüşlerini yinelediler.

       * * *
       Genç insan ne ister?
       Adalet ister, özgürlük ister, fırsat eşitliği ister, dayanışma ister.
       Var olanla yetinmez.
       Onun için sorgular.
       Bazen isyan da eder.
       Çünkü değişimden yanadır.
       Bravo gençler, Demirel'i iyi terlettiniz.
       Demirel'e de bravo!
       Kırk yılın hesabını onca saat hiç yüksünmeden, gençleri kırmadan, sabırla saygıyla dinleyip vermeye çalıştığı ve böyle bir programa çıkma cesaretini gösterdiği için...
       Ali Kırca'ya da brova, böyle bir ilki gerçekleştirdiği için...
       Cumhurbaşkanı'nın da dediği gibi gençler geleceğimizdir!


(20.3.2000) 
Geri
sayfa başı
Geldiğiniz sayfaya dönüş