ANAYASA MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI'NA
ANKARA
- Yürürlüğün Durdurulması Taleplidir-
İPTAL DAVASINI AÇAN : Anamuhalefet Partisi (Fazilet Partisi)
TBMM Grubu adına Grup BaşkanıMehmet Recai KUTAN TBMM/ANKARA
İPTAL DAVASININ KONUSU : 25.08.1999 tarih ve 4447 sayılı
Kanun'un parantez içindeki uzun adı ile, 3., 4., 5., 6., 7., 8.,
9., 10., 12., 13., 15., 16., 17., 18., 19., 21., 22., 23., 24., 25., 26.,
27., 28., 29., 30., 35., 36., 38., 39., 40., 41., 44 üncü ve 56 ncı maddeleri
hakkında iptal; ayrıca, 3., 4., 15., 25 inci ve 36'ncı maddeleri hakkında
yürürlüğün durdurulması, kararı verilmesi talebidir.
YAYIN TARİHİ : 08.09.1999
AÇIKLAMALAR : Açıklamalarımız, taleplerimize uygun olarak,
biri; iptal sebepleri, diğeri ise yürürlüğün durdurulması sebepleri olmak
üzere iki başlık altında yapılacaktır.
I. İPTAL SEBEPLERİ: Kısa adı "İŞSİZLİK SİGORTASI KANUNU",
parantez içindeki kısmı ile beraber "tam adı":
İşsizlik Sigortası Kanunu (Sosyal Sigortalar Kanunu,
Tarım İşçileri Sosyal Sigortalar Kanunu, Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı
Kanunu, Esnaf ve Sanatkarlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar
kurumu Kanunu, Tarımda Kendi Adına ve Hesabına Çalışanlar sosyal Sigortalar
Kanunu ile İş Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi ve Bu Kanunlara Ek
ve Geçici Maddeler Eklenmesi, İşsizlik Sigortası Kurulması, Çalışanların
Tasarrufa Teşvik edilmesi ve Bu Tasarrufların Değerlendirilmesine Dair
kanunun İki Maddesinin Yürürlükten Kaldırılması İle Genel Kadro ve Usulü
Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Eki Cetvellerde Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanun) olan 4447 sayılı Kanun, 08.09.1999 tarihli Resmi Gazete'de
yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.
Görüldüğü gibi Kanun'un adı bile kusurludur;
kanun tekniğinden yoksundur. Bu münasebetle 4447 sayılı Kanun'un parantez
içindeki uzun adının iptali gerekir.
Bilindiği gibi, bir yasanın adı,
amacı açıklamaya ve yapılan düzenlemeyi en kısa biçimde anlatmaya yönelik
olur. Bu, yalnız bir "şekil" koşulu değil, aynı zamanda yasanın nasıl yapılacağını
da anlatan bir tanımlamadır. Yasanın başlığının yalın ve anlaşılır olabilmesi
için, yapılan düzenlemenin de aynı özellikleri taşıması gerekir.
Oysa, 4447 sayılı Yasa, bir yasa değil,
bir "bohça"dır. İçine, sosyal güvenlikle ilgili her konunun doldurulduğu
bir bohçadan da, ancak böyle bir sonuç beklenebilir.
Öncelikle 4447 sayılı Kanun, yasa tekniği
açısından incelendiğinde, bu kadar önemli ve toplumun neredeyse bütün kesimlerine
uygulanan bir kanunun pek çok kanunu değiştiren, karmaşık ve anlaşılması
zor yapısı bulunduğu görülmektedir.
Kanunun aceleyle çıkarıldığı, gerekli
kontrol ve düzeltmelerin yapılmadığı
8., 15., 23. ve 63. maddelerde
bir kanun için en basit, ancak önemli kavramlar olan "fıkra", "bent",
"paragraf"
sözcüklerinin birbirlerine karıştırılmasından kolayca anlaşılmaktadır.
Yine, 4447 sayılı Kanunun 6. maddesinde
506 sayılı Kanunun 60. maddesinde değişikliğe gidilmiş ve ilk defa 1949
yılında kurulmuş olan, 1964 yılında Sosyal Sigortalar Kanunu içine yerleşen
yaşlılık sigortası için, "Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra
ilk defa sigortalı olarak çalışmaya başlayanların" ifadesi kullanılmıştır.
Bu özensiz ifadeden çıkacak anlamı bulmak örneğin bu yasada kastedilenin
hangi yasa olduğunu anlamak gereksiz bir ek çabayı gerektirmektedir. Aynı
durum, 36. ve 37. maddelerle getirilen hükümler için de geçerlidir.
Gerçekten 4447 sayılı Kanun, tam 7 (yedi)
kanunda değişiklik yapmış, temel konusu olan "İşsizlik Sigortası"na
ancak 46. maddede sıra gelmiş ve bu temel konuya sadece 10 (on) madde ayırabilmiş,
sonra yine çeşitli kanunlara yönelmiştir.
4447 sayılı Kanun, İşsizlik Sigortasını
düzenleyen bu 10 maddelik kısmı dışında bütünüyle, özellikle de aşağıdaki
maddeler bakımından Anayasa'ya aykırı olup iptal edilmelidir.
Şöyle ki:
1) Kanun'un 3. maddesi Anayasa'ya aykırıdır.
Anılan (3.) madde aynen şöyledir:
MADDE 3- 506 sayılı Kanun'un 32 nci maddesinin
(B) bendine aşağıdaki alt bent ile maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir:
"Protez, araç ve gereç bedellerinin %20'sini
sigortalı öder. Ancak ilgiliden alınacak katkı miktarı, ödeme tarihindeki
25/8/1971 tarihli ve 1475 sayılı İş Kanununun 33 üncü maddesine göre sanayi
kesiminde çalışan onaltı yaşından büyük işçiler için uygulanan aylık asgari
ücretin bir buçuk katından fazla olamaz.
Sigortalıların, bu maddenin (A), (B) ve (D) bentlerinde
yazılı yardımlardan yararlanabilmeleri için 60 günü hastalığın anlaşıldığı
tarihten önceki altı ay içinde olmak üzere toplam olarak 120 gün hastalık
sigortası primi ödemiş olmaları şarttır."
4447 sayılı Kanun'un 3. maddesiyle getirilen
yeni hükümlere göre:
"- Protez, araç ve gereçlerinin %20'sini
kural olarak sigortalı ödeyecektir.
- Sigortalıların, 506 sayılı Kanun'un
(A), (B) ve (D) bentlerinde yazılı yardımlardan yararlanabilmeleri için,
60
günü hastalığın anlaşıldığı tarihten önceki altı ay içinde olmak üzere
toplam olarak 120 gün hastalık sigortası primi ödemiş olmaları şarttır."
Bu yeni düzenleme, Anayasa'nın;
- 2. maddesinde ifadesini bulan "Sosyal
Devlet" ilkesine,
- 5. maddesinde Devletin temel amaç
ve görevlerini belirten temel prensiplere
- 56. maddesinin 1. ve 3. fıkralarına,
- 60. maddesine,
açıkça aykırıdır.
Bilindiği gibi "Sosyal devlet, genellikle,
vatandaşlarının sosyal durumlarıyla, refahlarıyla ilgilenen, onlara asgari
bir yaşama düzeyi sağlamayı ödev bilen devlet diye tanımlanır" (Prof.Dr.
Mümtaz Soysal, 100 Soruda Anayasa'nın Anlamı, Gerçek Yayınevi, 4. baskı,
Ankara, 1988, sayfa: 229)
Sosyal Devlet, sosyalist Devlet olmadığı
gibi sadaka dağıtan bir Devlet de değildir.
''Sosyal Devlet, vatandaşlarının gururunu zedelemeden
onlar için insanca yaşama ortamı hazırlamayı kendisi için görev bilen Devlet''
demektir.
Başka bir deyişle, Sosyal Devlet
ilkesi, güçsüzleri güçlüler karşısında koruyarak, gerçek eşitliği yani
sosyal adaleti ve toplumsal dengeyi sağlamakla yükümlü Devlet demektir.
Çağdaş Devlet anlayışı, Sosyal Hukuk Devletinin tüm kuruluşlarıyla
Anayasanın özüne ve ruhuna uygun biçimde kurulmasını gerekli kılan Hukuk
Devletinin amaç edindiği kişinin korunması, toplumda sosyal güvenliğin
ve sosyal adaletin sağlanması yoluyla gerçekleşeceği sonucunu ortaya koymaktadır.
Bu anlayış içinde Sosyal Güvenlik,
herhangi bir meslek veya sosyal risk yüzünden geliri veya kazancı azalmış
kişilerin başkalarının yardımına gerek kalmaksızın yaşama ve geçinme ihtiyaçlarını
karşılayan bir sistemler bütünüdür.
Modern dünyada sosyal güvenlik kavramı
kişi için vazgeçilmez bir hak, devlet için ise bir ödev haline gelmiştir.
Sosyal güvenliğin hedefi nüfusun tamamını çalışma hayatının değişen olaylarına
karşı, özellikle çalışma güçlerinin kaybolması sonucunu doğuran fizyolojik
gerçeklere karşı korumayı gerçekleştirmektir. Bunlardan:
Birincisi tehlike ortaklığıdır. Yani aynı
tehlikelere açık kişilerin bir arada toplanmış olmasıdır. İkincisi ise
tehlike ortaklığı içerisinde bağımsız talep hakkının kullanılması ile rizikonun
denkleştirilmesidir. Sosyal sigortalarda bu nedenlerle özel sigorta
sisteminin dayandığı esaslar uygulanmaz. Çünkü sosyal sigortalar bütünlük
yapısı içinde ölçülebilen zararların örgütlenmiş çoğunluğa bölünmesini
anlatır.
Yukarıda belirtilen bu temel yaklaşımlar
çerçevesinde Türk Sosyal Güvenlik sistemi başlangıçtan bu yana sosyal amacı
ön plâna alarak yasallaşmış ve uygulanmıştır. Sistem içinde zorunluluk
esası temel alınmış ve ayrıca dört temel ayak üstüne oturtulmuştur.
Bunlardan birisi "katkı ilkesi"dir.
Katkı ilkesi işverenlerin, gerektiğinde dolaylı da olsa Devletin sosyal
sigorta programlarını finanse etmesidir. Bu temel ilkenin bir yönü yani
işveren katkısı ülkemizde yasal olarak düzenlenmiş ve oransal olarak belirlenmiş
olmasına karşın Devlet yardımı konusunda açık bir hüküm bulunmamaktadır.
Ancak Yasalarda "gerekli hallerde Bütçe katkısı sağlanacağına"
dair hükümler yer almıştır. Bu da Anayasa'nın 60 ncı maddesinde yer alan
sosyal güvenliğin Devlet teminatı altında olmasından kaynaklanmaktadır.
İkincisi "kendi kendine yardım ilkesi"dir.
Kendi kendine yardım ilkesi, sigortalının prim hissesini kendi kazancından
ödemesidir. Sosyal Sigorta Kanunlarımızda bu ilke bütün yönleri ile yasal
olarak düzenlenmiş olup uygulanmaktadır.
Üçüncüsü "sigortacılık ilkesi"dir.
Sigortacılık ilkesi sosyal sigorta tekniğinden yararlanacak sigortalılar
arasında riziko eşitliğinin sağlanmasıdır.
Dördüncüsü ise "denge ilkesi"dir.
Denge ilkesi sosyal sigorta primlerinin çalışanların gelirlerine göre hesaplanmasını
ifade eder.
Kısaca, 4447 sayılı Kanunla sigortalılar
ve sigorta hizmetlerinden yararlananlara; çalışanlara, emeklilere, malûllere
ve hâk sahiplerine sağlık, protez, araç ve gereçleri için bedellerinin
%20'si
oranında katkı payı ödemesi; sigortalıların sağlık yardımlarından yararlanabilmeleri
için de
yıl içinde 60 günlük staj süresi ve 120 günlük prim ödeme süresi
getirilmiştir.
Yani, çalışan ve emeğini toplumun hizmetine
sunan kişi, eğer önceden belirli bir süre prim ödemesinde bulunmamış ise,
sağlık yardımlarından yararlanamayacaktır.
Üstelik bu, işe ilk başlama
ile ilgili bir düzenleme de değildir. Keyfi işten çıkarmaların hala
yasal bir düzenlemeye kavuşturulmadığı, sigorta primlerinin zamanında ve
tam olarak yatırılmasının sağlanamadığı bir ülkede, çalışanların bile bu
durumda hakkettiği sağlık yardımını alması olanaksız hale gelecektir.
Sağlığa ilişkin bu sınırlamaları Anayasa'nın
65. maddesindeki "sosyal ve ekonomik hakların sınırı" mazeretine sığdırma
olanağı da yoktur.
Çünkü, Anayasa Mahkemesi'nin de dediği
gibi "Devlet ekonomik ve sosyal alandaki görevini yerine getirirken
uygulayacağı sınırlamalarda 'yasama hakkı'nı ortadan kaldıran düzenlemeler
yapamaz'' (An.Mah. T.17.1.1991, K.1991/2, E.1990/27, AMKD. Sayı:
27, C.1, s.139)
Zira, yine Anayasa Mahkemesi'nin dediği
gibi "kişilerin kutsal olan canının ve sağlığının korunması daha
önemli bir görev olarak devlete verilmiş"tir. (An.Mah.T.2.5.1991,
K.1991/11, E.1990; AMKD, Sayı: 27, C.1., s.353)
Çünkü, "yaşama hakkı",
yani "sağlık",
"ekonomik" değil, "temel
hak"tır.
2) 4447 sayılı Kanun'un 4. maddesi Anayasa'ya
aykırıdır; iptali gerekir.
4447 sayılı Kanun'un 4. maddesi aynen
şöyledir:
MADDE 4- 506 sayılı Kanunun 36 ncı maddesinin
(B) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir:
"B) Yukarıda sözü edilen kimselerin ayakta yapılan tedavilerinde
verilen ilaçlar ile (A/a) bendi uyarınca sağlanan protez, araç ve gereç
bedellerinin %10'u kendilerince ödenir. Ancak protez, araç ve gereç bedelleri
için alınacak katkı payı ödeme tarihindeki 25/8/1971 tarihli ve 1475 sayılı
İş Kanununun 33 üncü maddesine göre sanayi kesiminde çalışan onaltı yaşından
büyük işçiler için uygulanan aylık asgari ücret tutarını geçemez."
Bu (4.) madde de, yukarıda, 3. madde için
belirtilen sebeplerden dolayı Anayasa'ya aykırı olup iptal edilmelidir.
4447 sayılı Kanun'un, 3., 4., 15. ve
daha bir kısım maddeleriyle sağlık hizmetlerini kısıtlamasının gerekçesi,
sosyal güvenlik kurumlarının mali sıkıntılarıdır.
Sosyal güvenlik kurumlarının programlarını
gerçekleştiremediği bir gerçektir; ancak bu başarısızlık, büyük ölçüde
kurum dışı nedenlerden kaynaklanmıştır. Kurumların idari ve mali özerkliğe
sahip olmamaları, onları siyasi otoritenin uzun vadeli
sosyal koruma stratejilerinden uzak, kısa vadeli çıkarlara dayalı kararlarına
uymak durumunda bırakmıştır.
Sosyal sigorta kuruluşları, bir yandan
Devlet yerine toplumun sosyal korunma gereksiniminin artan yükünü üstlenmiş,
diğer yandan emeklilik yaşının düzenlenmesinde olduğu gibi işgücü piyasasının
da bir aracı olarak kullanılmıştır. Özellikle enflasyon ve siyasi müdahaleler
sosyal güvenlik sistemlerinin finansal temellerini sarsmıştır. Devletin
temel niteliklerinden olan sosyal devlet ilkesini gerçekleştirmenin temel
aracı ve yöntemi olan sosyal güvenlik hakkını sağlamakla yükümlü bu kurumların
geliştirilmesi ve güçlendirilmesi, devletin yükümlülüğü altındayken, Anayasal
görevlerle donatılmış kurumların mali yapılarını zayıflatan tutarsız politikalar
süreklilik kazanmıştır.
Ancak, bu durum, sosyal güvenlik kapsamında olanların
haklarının kısıtlanmasını gerektirmez. Çünkü, "sosyal sigorta kuruluşlarının
güçlü mali yapıda tutulmasından sorumlu olan devlet"tir (1990/28).
Anayasa Mahkemesi, daha önceki kararlarında, "siyasal iktidarların,
sosyal sigorta kuruluşlarının yönetiminde, sosyal sigortacılığın teknik
gereklerine uyarak hareket etmek zorunda olduklarını" belirtmiş ve "kuruluşların
aktüeryal dengesini bozacak davranışlardan ve düzenlemelerden kaçınması"
için uyarmış ve "tersi durumda kuruluşların mali gereksinimlerinin, aktüaryal
dengeyi bozan yasaları çıkaran devletçe karşılanması gerektiğini"de belirtmiştir.
Sosyal sigorta kurumlarını, bugünkü
mali yapıya getirenler, sosyal güvenlik kapsamında olanlar değil, sosyal
güvenlik kurumlarını yönetenler, kaynaklarını iyi değerlendirmeyenlerdir.
Bu
durumda, sosyal güvenlikten yararlananların, sağlık yardımlarının azaltılması,
Anayasa'ya aykırıdır.
3) 4447 sayılı Kanun'un 5. maddesi Anayasa'ya
aykırıdır; iptal edilmelidir:
Anılan madde ile 506 sayılı Kanun'un
55. maddesi değiştirilmiştir. Bu değişiklik ile malûllük aylığının hesaplanması
yeni esaslara bağlanmıştır. Yeni düzenlemeye göre malûller, eskiye nispetle
daha düşük maaş alacaklardır.
Söz konusu 5. madde aynen şöyledir:
MADDE 5- 506 sayılı Kanun'un 55 inci maddesi aşağıdaki
şekilde değiştirilmiştir:
"Malûllük aylığının hesaplanması
Madde 55- Malûllük aylığı bağlanmasına hak kazanan sigortalıya
bu Kanunun 61 inci maddesine göre bulunacak ortalama yıllık kazancının
%60'ının 1/12'si oranında malûllük aylığı bağlanır. Sigortalı başka birinin
bakımına muhtaç durumda ise bu oran %70'e çıkarılır. Buna göre hesaplanan
malûllük aylığı 61 inci maddenin son fıkrası hükümlerine göre arttırılır."
Oysa söz konusu (55.) maddenin değişmeden
önceki hükmüne göre:
"Malûllük aylığı bağlanmasına hak kazanan sigortalıya,
bu Kanun'a göre tespit edilen göstergesinin katsayı ile çarpımının %70'i
oranında malûllük aylığı bağlanır. Sigortalı, başka birinin sürekli bakımına
muhtaç durumda ise, bu oran %80'e çıkarılır."
Görüldüğü gibi 4447 sayılı Kanun'un
5. maddesiyle, hukukun temel prensiplerinden olan "kazanılmış haklara
saygı ilkesi" bertaraf edilmiş, böylece Anayasa'nın 2. maddesinde ifadesini
bulan ve değiştirilmesi teklif dahi edilemeyen "Hukuk Devleti ilkesi"
ihlal edilmiş bulunmaktadır.
4447 sayılı Kanun'un 5. maddesi, diğer
sebeplerin yanısıra bu sebeplerle: "kazanılmış haklara saygı" ve "Hukuk
Devleti" ilkelerine aykırı olduğu gerekçeleriyle de iptal edilmelidir.
4) 4447 sayılı Kanun'un 6'ncı maddesi Anayasa'ya
aykırıdır, iptal edilmelidir.
Madde aynen şöyledir:
MADDE 6- 506 sayılı Kanunun 60 ıncı maddesinin
birinci fıkrasının (A) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
A) Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra ilk defa sigortalı
olarak çalışmaya başlayanların yaşlılık aylığından yararlanabilmesi için;
a) Kadın ise 58, erkek ise 60 yaşını doldurmuş olması ve en
az 7000 gün veya
b) Kadın ise 58, erkek ise 60 yaşını doldurmuş olması, 25
yıldan beri sigortalı bulunması ve en az 4500 gün,
Malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi ödemiş olmaları
şarttır.
4447 sayılı Kanun'un 6. maddesiyle 506 sayılı
Kanun'un 60. maddesinin (A) bendinin (a) ve (b) alt bentlerine getirilen
"Kadın ise 58, erkek ise 60 yaşını doldurmuş
olması" hükmü,
- Hukukun temel prensiplerinden olan
hakkaniyet
kuralına,
- Sosyal güvenlik kavramının amacına;
- Anayasa'nın 2. maddesinde ifadesini
bulan "Sosyal Hukuk Devleti" ilkesine,
yine;
- Anayasa'nın 10. maddesindeki eşitlik
kuralına;
aykırıdır.
Şöyle ki;
Yeni düzenleme yaşlılık aylığı için
iki şartı birlikte aramaktadır. Bu iki şarttan biri (kadınlar için 58,
erkekler için 60) yaş şartı, diğeri ise 7000 gün veya
25 yıldan beri sigortalı bulunma ve en az 4500 gün prim ödemiş olma
şartıdır.
Burada hem Sosyal Sigortalar Kurumu'na
katkı bakımından, hem de nimet/külfet dengesi açısından asıl olan prim
ödeme süresidir.
Keyfi işçi çıkartmalarının yoğun olarak
uygulandığı ülkemizde, "25 yıldan beri sigortalı bulunma ve en az 4500
gün" prim ödeme şartı bile sosyal hukuk devleti ilkesine aykırıdır. Bu
aykırılığa bir de "kadınlar için 58, erkekler için 60 yaş" şartının eklenmesi,
6. maddeyi bütünüyle ve açıkça hukuka aykırı hale getirmektedir. Şöyle
ki;
Bilindiği gibi mevzuatımıza göre 15
yaşını bitiren kimselerin branşları ile (çıraklık, ebelik, hemşirelik...
gibi) ilgili alanlarda çalışmaya başlamaları mümkündür. Bu durumda 15 yaşında
işe başlayan -diyelim- bir erkek 60 aşında emekli oluncaya kadar tam 45
yıl çalışmış, 16425 gün prim ödemiş olacaktır. Halbuki bir başkasının emekliliğe
hak kazanabilmesi için 7000 gün (ki 19 yıl 65 gün) prim ödemesi yeterli
olacaktır.
Böyle bir uygulamanın ise hem hukukun
temel prensiplerine, hem de anayasa'mıza (2. ve 10. maddelere) aykırı olacağı
gayet açıktır.
5) 4447 sayılı Kanun'un, 6'ncı maddesi Anayasa'nın
ruhuna, Türkiye'nin gerçeklerine, Sosyal Hukuk Devleti ilkesine aykırıdır:
İptal edilmelidir.
6) 4447 sayılı Kanun'un 7. maddesi de Anayasa'ya
aykırıdır.
Anılan madde ile 506 sayılı Kanun'un
61. maddesi değiştirilmiş; yaşlılık aylığının hesaplanması, 1978 yılından
beri uygulanmakta olan katsayı esasına dayalı gösterge sistemi terk edilerek,
sigortalıların aleyhine olmak üzere yepyeni bir sistem benimsenmiştir.
4447 sayılı Kanun'un 7. maddesi şöyledir:
MADDE 7- 506 sayılı Kanun'un 61'inci maddesi aşağıdaki
şekilde değiştirilmiştir.
"Yaşlılık aylığının hesaplanması
MADDE 61- Yaşlılık aylığına hak kazanan sigortalıların
aylığı aşağıdaki hükümlere göre belirlenecek ortalama yıllık kazancı ile
aylık bağlama oranının çarpımının 1/12'si alınarak hesaplanır.
Sigortalının her takvim yılına ait prime esas
kazancı, kazancın ait olduğu takvim yılından itibaren aylık talep tarihine
kadar geçen takvim yılları için, her yılın Aralık ayına göre Devlet İstatistik
Enstitüsü tarafından açıklanan en son temel yıllı kentsel yerler tüketici
fiyatları indeksindeki artış oranı ve gayri safi yurt içi hasıla sabit
fiyatlarla gelişme hızı kadar ayrı ayrı artırılarak bulunan yıllık kazançlar
toplamının, toplam prim ödeme gün sayısına bölünmesi suretiyle bulunacak
ortalama günlük kazancın 360 katı, aylığın hesaplanmasına esas ortalama
yıllık kazancı oluşturur.
Aylık bağlama oranı, sigortalının toplam prim
ödeme gün sayısının ilk 3600 gününün her 360 günü için %3.5, sonrası 5400
günün her 360 günü için %2 ve daha sonraki her 360 gün için %1.5 oranlarının
toplamıdır.
60'ıncı maddenin B, C ve D bentlerine göre aylığa hak kazananların
aylık bağlama oranı %60'dan az olamaz.
Hesaplanan yaşlılık aylığı, aylık bağlanması
için yazılı başvurunun yapıldığı yılın Ocak ayı ile aylığın başlangıç tarihi
arasında geçen her ay için Devlet İstatistik Enstitüsü tarafından açıklanan
en son temel yıllı kentsel yerler tüketici fiyatları indeksindeki aylık
artış oranları kadar artırılarak bağlanır."
Hemen fark edileceği gibi yeni düzenleme
birçok bakımdan Anayasa'ya aykırıdır. Ancak anlatımda kolaylık sağlamak
için 7. maddeyle ilgili Anayasa'ya aykırılıkları iki noktada toplamak mümkündür.
a) Ortalama Yıllık Kazancın Hesaplanması Anayasa'ya
Aykırıdır:
Eski düzenlemede sigortalının kazancının
son
beş yılı veya yüksek kazançlılar için son on yıl esas alındığı
için, çalışanların son yıllarında ödemeleri daha dikkatle kontrol
ederek, haklarını bir ölçüde de olsa korumaları mümkün olabilirken, şimdi
bu olanak ortadan kalkmıştır.
Bilindiği gibi Türkiye, yüksek enflasyonla
yaşayan bir ülkedir. Emekli aylıklarının hesaplanmasında son yılların esas
alınmasının nedeni de maaşları bir ölçüde de olsa enflasyon karşısında
koruyabilmektir.
Enflasyon, çalışanların değil, ülkeyi yönetenlerin
suçudur. Bu nedenle çalışanlar cezalandırılamaz. Çünkü yine Anayasa
Mahkemesi'ne göre sosyal hukuk devleti, "çalışmasına karşın karşılığını
yeterince alamayan ve mutlu bir yaşantıya kavuşamayan kişilere yardımcı
olmakla" yükümlüdür.
"Bireyin refah ve huzurunu sağlayıp güvenceye
almakla yükümlü"dür.
"Yurttaşların sosyal durumu ile ilgilenip onlara
asgari yaşam düzeyi sağlamak"la yükümlüdür.
Bu nedenle düzenleme, Anayasa'nın 2.,
5., 60. ve 61. maddelerine aykırıdır.
b) Aylık Bağlama Oranları Anayasa'ya Aykırıdır:
Yeni düzenleme ile emeklilerin aylıklarında
büyük düşüşler olacaktır.
Çünkü önceki düzenlemede normal gösterge
için %60, üst gösterge için %50'den başlayan aylık oranları yeni düzenleme
ile büyük ölçüde aşağıya indirilmiştir. Şöyle ki;
|
prim ödeme gün sayısı
|
eski
|
yeni
|
|
3600
|
%54
|
%35
|
|
5000
|
%60
|
%41
|
|
7400
|
%70
|
%55
|
|
9000
|
%77
|
%65
|
Bu son iki konuyla ilintili olarak sigortalı
bir kişinin en az aylık bağlama oranı tespit edildiğinde, ortaya şöyle
bir sonuç çıkmaktadır:
Eski: En düşük gösterge x katsayısı x
%70 + Sosyal yardım zammı
9475 x 12000 x %70 = 79.590.000 + 4.690.000 = 84.280.000.TL.
Yeni: Prime esas kazancın tabanı x %
35
120.000.000 x % 35 = 42.000.000.TL.
Görüldüğü üzere ortaya çıkan rakam yarı
yarıya düşüktür ve mevcut asgari ücretin bile altında kalmaktadır. Asgari
ücretin bilimsel olarak tekbir kişinin gerekli ihtiyaçlarını karşılamak
üzerek kabul edildiği düşünüldüğünde, bu rakamın sigortalıya asgari bir
yaşam sağlayamayacağı açıktır.
Bu açıdan düzenleme, sosyal hukuk devletinin
Anayasa Mahkemesi tarafından yapılmış tanımları olan;
"Çalışmasına karşın karşılığını yeterince alamayan
ve mutlu bir yaşantıya kavuşamayan kişilere yardımcı devlet"
olmaya,
"Yurttaşların sosyal durumu ile ilgilenip onlara
asgari yaşam düzeyi sağlayan devlet" olmaya,
"Kişinin devredilmez, vazgeçilmez temel haklarından
olan ve birbiriyle sıkı bağlantısı bulunan yaşama hakkı ile maddi ve manevi
varlığını koruma ve geliştirme hakkına karşı olan her türlü engelin ortadan
kaldırılmasında kendini görevli say"maya,
"Emek ve sermaye ilişkilerini dengeli olarak
düzenleyen, bir başka deyişle işçi ile işveren arasındaki ekonomik ve sosyal
denge kurarak sermayenin emeği, emeğin sermayeyi sömürmesini önleyecek
önlemleri alan devlet" olmaya,
"Çalışanların insanca yaşaması, çalışma yaşamının
kararlılık içinde gelişmesi için sosyal, ekonomik ve mali önlemleri alarak
çalışanları koruyan devlet" olmaya aykırıdır.
Öte yandan, 4447 sayılı Kanun'un 62. maddesi
ile, 506 sayılı Kanun'un 97., Ek 20., Ek 21, Ek 22, Ek 34 ve Ek 35. maddeleri
yürürlükten kaldırılmıştır.
Sigortalıların lehine olan bu maddelerin
yürürlükten kaldırılması işçi emeklilerinin aylıklarını daha da düşürecektir.
7) 4447 sayılı Kanun'un 8. maddesi Anayasa'ya
aykırıdır.
MADDE 8- 506 sayılı Kanun'un 63 üncü maddesinin
(B) fıkrasının birinci bendinden sonra gelmek üzere aşağıdaki bent eklenmiştir.
"Bu Kanuna göre yaşlılık aylığı almakta iken
serbest avukat veya noter olarak çalışmalarını sürdürenlerin, sosyal yardım
zammı dahil, almakta oldukları aylıklarından %15 oranında sosyal güvenlik
destek primi kesilir."
Bu maddeye göre, Sosyal Sigortalar Kurumu'ndan
emekli olan bir kimse serbest avukat veya noter olarak çalışmak ister ise,
Sosyal Sigortalar Kurumu için her ay
- emekli maaşı ile
- sosyal yardım zammı,
toplamı üzerinden %15 nispetinde
sosyal güvenlik destek primi
ödeyecektir, daha doğrusu bu kimsenin, sosyal yardım zammı dahil, emekli
maaşının %15'i, "sosyal güvenlik destekleme primi" adı altında,
stopaj usulüyle, kaynakta kesilecektir.
Aslında bu kesinti düpedüz bir haraçtır,
Anayasa'nın 2. maddesinde ifadesini bulan,
- Hukuk Devleti ile
- Sosyal devlet ilkelerine,
Anayasa'nın 10. maddesindeki;
- eşitlik kuralına, yine Anayasa'nın
73. maddesinin 2. fıkrasında öngörülen;
- vergi yükünün adaletli ve dengeli
dağılımı esasına,
açıkça aykırıdır.
4447 sayılı Kanun'un 8. maddesi "sosyal
güvenlik destekleme primi" ile kazanılmış hakları zedelemekte, Sosyal
Devlet anlayışına ters düşmekte, vergiye tabi olmayan sosyal yardım zammı
ile vergisi çok daha önceden ödenmiş olan emekli aylığı üzerinden %15 nispetinde
yeni bir vergi (parafiskalite) almaktadır. Üstelik memur emeklilerinden
böyle bir kesinti yapılmamakta, bu da Anayasa'nın 10. maddesine aykırı
düşmektedir.
8) 4447 sayılı Kanun'un 9. maddesi Anayasa'ya
aykırıdır.
MADDE 9- 506 sayılı Kanun'un 67 nci maddesinin
birinci fıkrasının (A) bendinin (c) alt bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş,
(d) alt bendi ile (B), (D) ve (E) bentleri yürürlükten kaldırılmış ve (C)
bendi (B) bendi olarak değiştirilmiştir.
"c) Toplam olarak 1800 gün veya en az beş yıldan beri
sigortalı bulunup, sigortalılık süresinin her yılı için ortalama olarak
180 gün malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi ödemiş olan sigortalının,
bu Kanunun 61 inci maddesine göre bulunacak ortalama yıllık kazancının
%60'ının 1/12'si olarak hesaplanan aylığı, hak sahiplerine bağlanacak aylığın
hesabında esas tutulur. bu oran sigortalının 8100 ila 9000 gün arasında
primi ödenen her 360 gün için 2, 9000 günden sonra ödenen her 360 gün için
de 1.5 artırılır. Bu şekilde hesaplanan ölüm aylığı 61 inci maddenin son
fıkrası hükümlerine göre artırılır."
Bu (9.) maddenin de temel esprisi tıpkı
5. ve 7. maddeler gibi "çok prim, az aylık" esasına dayanmaktadır. O (5.
ve 7.) maddelerle ilgili olarak belirttiğimiz sebepler bu (9.) madde için
de geçerlidir.
Kısaca 9. maddenin de iptali gerekir.
9) 4447 sayılı Kanun'un 10. maddesi eskiden
beri çalışmakta olan sigortalıların prim yükünü ağırlaştırdığı için Anayasa'nın
2. maddesine, "Hukuk Devleti" ilkesine, "kazanılmış haklara saygı" kuralına
aykırıdır.
Anılan (10.) madde şöyledir:
MADDE 10- 506 sayılı Kanun'un 78 inci maddesinin
birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"Bu Kanun gereğince alınacak prim ve verilecek ödeneklerin
hesabına esas tutulan günlük kazancın alt sınırı 4.000.000.TL., üst sınırı
ise alt sınırın üç katıdır. Üst sınırı alt sınırın beş katına kadar yükseltmeye
Bakanlar Kurulu yetkilidir. Günlük kazanç alt sınırı her yıl, ilk olarak
Nisan ayında bir önceki yılın Aralık ayı ile ondan önceki yılın Aralık
ayına göre Devlet İstatistik Enstitüsü tarafından açıklanan en son temel
yıllı kentsel yerler tüketici fiyatları indeksindeki artış oranı kadar,
ikinci olarak bir önceki yılın gayri safi yurtiçi hasıla sabit fiyatlarla
gelişme hızı kadar artırılarak belirlenir. Bu şekilde belirlenecek günlük
kazanç alt sınırının belirlenmesinde 1000 liranın kesirleri 1000 liraya
tamamlanır."
Kısaca;
78'inci maddenin birinci fıkrasında
prime esas olan günlük kazancın alt sınırı bu 506 sayılı Kanun'a ekli gösterge
tablosundaki en düşük göstergenin katsayı ile çarpımının otuzda biri iken
değiştirilen
şekliyle;
a) Alt sınırı 4.000.000 TL'ye
çıkarılmıştır.
b) Üst sınırı ise alt sınırın 3 katıdır.
Bu oranı 5 katına kadar yükseltmeye Bakanlar Kurulu yetkili kılınmıştır.
c) Bu (78.) maddede yapılan değişiklik
ile kurum lehine kesilen esas kazanç belirlenmiş, ancak ödenecek aylık
ve ödenekler "belirsiz ölçüler içerisinde kalınmış TÜFE'ye bağlanmıştır."
Getirilen değişikliğe göre kanunla belirtilen
yüksek oranda prim kesilecek, ancak iradeyle aylık bağlanacaktır.
10) Kanun'un 12. maddesi de biraz önce belirtilen
sebeplerden dolayı Anayasa'ya aykırıdır.
Kanun'un anılan (12.) maddesi aynen
şöyledir:
MADDE 12- 506 sayılı Kanunun 85 inci maddesinin
birinci fıkrasının (B) bendinin (a) alt bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş,
(b) alt bendi yürürlükten kaldırılmış ve (c) alt bendi (b) olarak değiştirilmiştir.
"a) İsteğe bağlı sigortalılığa devam etmek isteyenler ödeyecekleri
isteğe bağlı sigorta primlerini, bu Kanunun 78 inci maddesine göre belirlenen
prime esas kazanç alt sınırı ile üst sınırı arasında olmak şartıyla kendileri
belirler.
11)
4447 sayılı Kanun'un 13. maddesi de,
kazanılmış haklara saygı ilkesini ihlal ettiği için, Anayasa'nın 2. maddesine,
Hukuk Devleti kavramına ve 60. maddelerine aykırıdır (Tıpkı 5., 7., 9.,
10. ve 12. maddeler gibi)
Söz konusu 13 üncü madde şöyledir:
MADDE 13- 506 sayılı Kanun'un 96 ncı maddesinin
birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"Bu Kanuna göre bağlanacak aylıklar, 78 inci maddeye göre
tespit edilen prime esas günlük kazanç alt sınırının aylık tutarının %35'inden
az olamaz."
506 sayılı Kanunun değişmeden önceki 96.
maddesi, malûllük, yaşlılık ve ölüm aylıklarının alt sınırını gösterge
tablosunun katsayı ile çarpımının %70'inden az olamayacağını düzenlemiştir.
Bu hükme göre (Kanunun yürürlük tarihinden önceki hesaplamalara göre aylık
alt sınırı (9475x12000x%70=) 79.590.000.TL. olarak hesaplanmaktadır. Söz
konusu madde 4447 sayılı Kanunun 13 üncü maddesi ile değiştirilerek aylık
alt sınırı "78 inci maddeye göre tespit edilen prime esas günlük kazancın
alt sınırının aylık tutarının %35inden az olamaz." hükmü getirilmiştir.
4447 sayılı Kanun'un bütünlüğü içinde alt sınır miktarı (120.000.000.-x%35
=) 42.000.000.TL'ye düşmektedir.
Anayasa Mahkemesi 26/10/1988 tarih ve
E.: 1988/19, K. 1988/33 sayılı kararında Anayasanın 2. maddesinde yer alan
"Sosyal
Hukuk Devletini" güçsüzleri, güçlüler karşısında koruyarak gerçek eşitliği
yani sosyal adaleti ve toplumsal dengeyi sağlamakla yükümlü devlet olarak
tanımlamıştır. Aynı kararında Anayasa Mahkemesi Anayasanın 60. maddesini
"Bu hüküm bireylere yaşlılık, hastalık, kaza, ölüm ve malûliyet gibi sosyal
riskler karşısında asgari ölçüde bir yaşam düzeyi sağlamayı amaçlar" şeklinde
yorumlamıştır. Toplumumuzun en çok korunması gereken kesiminin emekliler
olduğu herkes tarafından kabul edilen bir gerçektir. Yasa koyucu 506 sayılı
Kanunu düzenlerken 96. maddeyi bu manada bir koruma hükmü olarak düzenlemiş
ve yıllardır uygulamaya almıştı. Bu gün Sosyal Sigortalar Kurumundan aylık
alan emekli dul ve yetimler bu koruyucu hüküm çerçevesinde aylık almaktadırlar.
4447 sayılı Kanun'un 13. maddesi ile
506 sayılı Kanunun 96. maddesinin değiştirilmesi, aylık alt sınırının miktar
olarak 79.590.000.- liradan 42.000.000.TL'ye düşürülmesi, dolayısıyla %47'ye
varan bir oranda alım gücü azaltılması sonucunu doğurmaktadır. Böyle bir
uygulamanın ise sosyal adalet ve toplumsal koruma anlayışı ile bağdaşmadığı
açıktır. Anayasa'nın 2. maddesi çerçevesinde bu tür bir düzenlemenin Sosyal
Devlet anlayışı ile bağdaşırlığının da bulunmaması gerekir.
Bu nedenlerle 4447 sayılı Kanunun 13
üncü maddesi Anayasa'nın 2 inci ve 60'ıncı maddelerine aykırılık oluşturmaktadır.
12) 4447 sayılı Kanun'un 15. maddesi Anayasa'nın
2., 5., 17., 56. ve 60. maddelerine aykırıdır (Tıpkı anılan Kanun'un 3.
ve 4. maddeleri gibi)
Anılan madde şöyledir:
MADDE 15- 506 sayılı Kanunun Ek 24 üncü maddesinin
(a) fıkrasının ikinci bendi yürürlükten kaldırılmış ve Ek 32 nci maddesine
birinci fıkradan sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.
"Sigortalıların çocuklarına verilecek protez,
araç ve gereçlerin bedellerinin %20'si kendilerince ödenir. Ancak, sigortalıların
çocuklarından alınacak katkı miktarı, ödeme tarihindeki 25/8/1971 tarihli
ve 1475 sayılı İş Kanununun 33 üncü maddesine göre sanayi kesiminde çalışan
onaltı yaşından büyük işçiler için uygulanan aylık asgari ücretin bir buçuk
katından fazla olamaz.
Sigortalıların geçindirmekle yükümlü bulundukları
eşlerinden 520, Kurumdan sürekli iş göremezlik geliri, malûllük ve yaşlılık
aylığı almakta olanların geçindirmekle yükümlü bulundukları eşleri ile
Kurumdan hak sahibi olarak gelir ve aylık almakta olan eşlerden %10 katılım
payı alınmak şartıyla protez, araç ve gereç yardımlarından yararlanırlar.
Ancak, sigortalıların eşlerinden alınacak katkı miktarı, ödeme tarihindeki
25/8/1971 tarihli ve 1475 sayılı İş Kanununun 33 üncü maddesine göre sanayi
kesiminde çalışan onaltı yaşından büyük işçiler için uygulanan aylık asgari
ücretin bir buçuk katından, sürekli iş göremezlik geliri, malûllük ve yaşlılık
aylığı alanların eşleri ile Kurumdan hak sahibi olarak gelir ve aylık almakta
olan eşlerden alınacak olan katkı miktarı aylık asgari ücretten fazla olamaz."
İptalleri talep edilen 3. ve 4. maddeler
için belirtilen gerekçeler işbu (15.) madde için de geçerlidir.
13) 4447 sayılı Kanun'un 16. maddesiyle, 506
sayılı Kanun'a "EK MADDE 39" olarak eklenen maddedeki "beş yıldan
fazla olmamak üzere" ifadesi, Anayasa'nın 2. maddesine, Hukuk Devleti
kavramına, kazanılmış haklara saygı ilkesine aykırıdır; iptal edilmelidir.
4447 sayılı Kanun'un 16. maddesiyle
getirilen "EK MADDE 39" aynen şöyledir:
EK MADDE 39- Bu Kanunun Ek 5 ve Ek 6
ncı Maddeleri gereğince sigortalılık süresine ilave edilen gün sayıları,
beş yıldan çok olmamak üzere bu Kanunun 60 ve Geçici 81 inci maddelerinde
belirtilen yaş hadlerinden indirilir."
Ek 39. maddede söz konusu edilen Ek 5 ve
Ek 6. maddeler 1977 yılından bu yana hiçbir sınırlamaya tabi tutulmadan
uygulanmış olan maddelerdir. 4447 sayılı Kanun ile getirilen EK MADDE 39,
anılan maddelerdeki "itibari hizmet süreleri"ne sınırlama getirilerek
Anayasa'nın 2. maddesinde yer alan "Hukuk Devleti" ilkesine aykırı
davranılmıştır.
14) 4447 sayılı Kanun'un 17. maddesiyle, 506
sayılı Kanun'a eklenen
"GEÇİCİ MADDE 81" in (A) ve (C) bentleri
Anayasa'ya aykırıdır.
"GEÇİCİ MADDE 81" aynen şöyledir.
GEÇİCİ MADDE 81- Bu Kanunun yürürlüğe
girdiği tarihte;
A) Bu Kanunun yürürlük tarihinden önce yürürlükte bulunan
hükümlere göre yaşlılık aylığı bağlanmasına hak kazanmış olanlar ile sigortalılık
süresi 18 yıl ve daha fazla olan kadınlar ve sigortalılık süresi
23
yıl ve daha fazla olan erkekler hakkında, Bu Kanunun yürürlüğe girdiği
tarihten önce yürürlükte bulunan hükümler uygulanır.
B) a) Sigortalılık
süresi 17 (dahil) yıldan fazla
18
yıldan az olan kadınlar 20 yıllık sigortalılık süresini ve 41 yaşını
doldurmaları, sigortalılık süresi 22 (dahil) yıldan fazla 23 yıldan az
olan erkekler 25 yıllık sigortalılık süresini ve 45 yaşını doldurmaları
ve en az 5000 gün,
b) Sigortalılık
süresi 16 (dahil) yıldan fazla
17
yıldan az olan kadınlar 20 yıllık sigortalılık süresini ve 43 yaşını
doldurmaları, sigortalılık süresi 21 (dahil) yıldan fazla 22 yıldan az
olan erkekler 25 yıllık sigortalılık süresini ve 46 yaşını doldurmaları
ve en az 5000 gün,
c) Sigortalılık
süresi 15 (dahil) yıldan fazla
16
yıldan az olan kadınlar 20 yıllık sigortalılık süresini ve 45 yaşını
doldurmaları, sigortalılık süresi 20 (dahil) yıldan fazla 21 yıldan az
olan erkekler 25 yıllık sigortalılık süresini ve 48 yaşını doldurmaları
ve en az 5000 gün,
d) Sigortalılık
süresi 14 (dahil) yıldan fazla
15
yıldan az olan kadınlar 20 yıllık sigortalılık süresini ve 47 yaşını
doldurmaları, sigortalılık süresi 19 (dahil) yıldan fazla 20 yıldan az
olan erkekler 25 yıllık sigortalılık süresini ve 50 yaşını doldurmaları
ve en az 5150 gün,
e) Sigortalılık
süresi 13 (dahil) yıldan fazla
14
yıldan az olan kadınlar 20 yıllık sigortalılık süresini ve 48 yaşını
doldurmaları, sigortalılık süresi 18 (dahil) yıldan fazla 19 yıldan az
olan erkekler 25 yıllık sigortalılık süresini ve 51 yaşını doldurmaları
ve en az 5300 gün,
f) Sigortalılık
süresi 12 (dahil) yıldan fazla
13
yıldan az olan kadınlar 20 yıllık sigortalılık süresini ve 49 yaşını
doldurmaları, sigortalılık süresi 17 (dahil) yıldan fazla 18 yıldan az
olan erkekler 25 yıllık sigortalılık süresini ve 52 yaşını doldurmaları
ve en az 5450 gün,
g) Sigortalılık
süresi 11 (dahil) yıldan fazla
12
yıldan az olan kadınlar 20 yıllık sigortalılık süresini ve 50 yaşını
doldurmaları, sigortalılık süresi 16 (dahil) yıldan fazla 17 yıldan az
olan erkekler 25 yıllık sigortalılık süresini ve 53 yaşını doldurmaları
ve en az 5600 gün,
h) Sigortalılık
süresi 10 (dahil) yıldan fazla
11
yıldan az olan kadınlar 20 yıllık sigortalılık süresini ve 51 yaşını
doldurmaları, sigortalılık süresi 15 (dahil) yıldan fazla 16 yıldan az
olan erkekler 25 yıllık sigortalılık süresini ve 54 yaşını doldurmaları
ve en az 5750 gün,
ı) Sigortalılık
süresi 10 yıldan az olan kadınlar
20
yıllık sigortalılık süresini ve 52 yaşını doldurmaları, sigortalılık
süresi 15 yıldan az olan erkekler 25 yıllık sigortalılık süresini ve 56
yaşını doldurmaları ve en az 6000 gün,
Malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi ödemiş bulunmaları
şartı ile yaşlılık aylığından yararlanabilirler.
C) a) 15 yıllık sigortalılık süresini, kadın ise 50, erkek
ise 55 yaşını doldurmuş ve 3600 gün malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları
primi ödemiş bulunanlara istekleri halinde yaşlılık aylığı bağlanır
b) (a) bendinde öngörülen şartları yerine getirememiş
durumda olanlardan kadın ise 52, erkek ise 56 yaşını doldurmuş olması,
en az 15 yıllık sigortalılık süresini tamamlaması ve en az 3600 gün malûllük,
yaşlılık ve ölüm sigortaları primi ödemiş olmaları şartıyla yaşlılık aylığından
yararlanabilirler.
4447 sayılı Kanun'un uygulama alanı en geniş
alan maddesi, hiç şüphesiz ki geçici 81. maddesidir. Yine hiç şüphesiz
ki 4447 sayılı Kanun'un en fazla haksızlığa sebep olan, Hukuk Devleti ilkesini
ihlal eden maddesi de geçici 81. maddesidir.
Şöyle ki;
Getirilen düzenleme ile emeklilik yaşı, çalışma
süresi, prim ödeme gün sayısı artırılmış ve bunların hepsi aynı anda yapılmıştır.
Geçici 81. madde ile "Bu Kanunun
yürürlük tarihinden önce yürürlükte bulunan hükümlere göre" çalışmakta
olanların emekliliği hak etmek için çalışması gereken günler artırılmıştır.
Bilindiği gibi, Anayasa Mahkemesi kararlarına
göre hukuk devleti, "vatandaşlarına ve onların haklarına saygılı" devlet
demektir. Yıllar önce, o günkü düzenlemeler çerçevesinde çalışmaya
başlayan ve hayatını buna göre programlayan insanların, yolun yarısında
haklarının elinden alınması hukuk dışı bir muameledir. Çünkü, Anayasa
Mahkemesi'ne göre sosyal hukuk devleti "adaletli bir hukuk düzeni kuran
ve bunu sürdürmeye kendini yükümlü sayan devlet"tir. Devlet yönetimi ciddi
bir iştir. devlet, yurttaşlarına karşı, mızıkçı sokak çocukları gibi davranıp,
oyunun yarısında "ben oynamıyorum" diyemez.
Bilindiği gibi sosyal sigortalar sözleşmesi
bir iltihakı sözleşme (katılma sözleşmesi)dir. Bu sözleşmenin kurallarını
tek taraflı olarak Devlet koymuştur. Bir kısım vatandaşlar da o kuralları
benimseyerek sözleşmeye katılmışlardır. Katılımcılar (sigortalılar) işe
başlayıp çalışmalarına devam ederken hatta bazıları yolun tam sonuna varmakta
iken, Devlet "Ben kuralları değiştiriyorum!" diyor.
Diyor ama, sadece ve sadece "bir
tek gün" sebebiyle bazı kadın üyelerin emeklilik hakkını tam "üç
yıl", bazı erkek üyelerin emeklilik haklarını ise "iki yıl"
engelliyor.
Nitekim, geçici 81. maddenin (A) bendine
göre:
"Bu Kanunun yürürlük tarihinden önce yürürlükte bulunan
hükümlere göre yaşlılık aylığı bağlanmasına hak kazanmış olanlar ile sigortalılık
süresi 18 yıl ve daha fazla olan kadınlar ve sigortalılık süresi 23 yıl
ve daha fazla olan erkekler hakkında, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten
önce yürürlükte bulunan hükümler uygulanır."
Bilindiği gibi 4447 sayılı Kanun 8 Eylül
1999 tarihinde yürürlüğe girdi. Buna göre, 08/09/1999 tarihinde 18 yıllık
sigortalılık süresini dolduran bir kadın işçi 38 yaşını doldurduğunda yaşlılık
aylığına hak kazanacak iken, bir gün sonra yani 09/09/1999 tarihinde 18
yıllık sigortalılık süresini dolduran bir kadın işçi üç yıl fazla çalışarak
41 yaşında yaşlılık aylığına hak kazanabilecektir. Daha açık bir ifadeyle:
08/09/1999 tarihinde 18 yılını doldurmuş bir
sigortalı kadın, 5000 işgününü doldurduğu takdirde, yaş şartı aranmadığı
için (eski hükümlere göre) 38 yaşında yaşlılık aylığına hak kazanabilmektedir.
Oysa sadece bir gün sonra yani 09/09/1999 tarihinde 18 yıllık sigortalılık
süresini dolduran bir kadın sigortalı 5000 işgününü doldursa bile yaş sınırına
takılarak ancak 41 yaşında yaşlılık aylığına hak kazanabilecektir. Sadece
bir günlük bir farkla 3 senelik bir kayıp veya kazanç vicdanın, mantığın
en önemlisi de hukukun kabul edebileceği bir husus olmasa gerek. Aynı şekilde
08/09/1999 tarihinde 23 yıllık bir erkek sigortalı 5000 işgününü doldurduğu
takdirde 43 yaşında yaşlılık aylığına hak kazanabilecek iken sadece bir
veya birkaç gün sonra 23 yıllık sigortalılığı tamamlayacak olan, ancak
45 yaşında yaşlılık aylığına hak kazanabilecektir.
Burada kadın, erkek ayırımcılığının kadınların
aleyhine olarak gerçekleştirildiğini de apaçık görmekteyiz. Yukarıda verilen
örneği tekrar irdelersek görürüz ki; Geçici 81. maddenin (A) bendine göre
sigortalılık süresi 18 yıldan fazla (08.09.1999 tarihi itibariyle) olan
kadın yaş şartı aranmaksızın, 5000 işgünü ve 20 yıllık sigortalılık şartıyla
38 yaşında yaşlılık aylığına hak kazanmaktadır. Kanunun yayınlandığı tarih
itibariyle 23 yıldan fazla sigortalılığı bulunan erkeklerde 5000 işgünü
prim ödemek ve 25 yıl sigortalı bulunmak kaydıyla yaş şartı aranmadığı
için 43 yaşında yaşlılık aylığına hak kazanabilmekte idiler. Ancak geçiş
dönemi tablosu olarak belirtilen çizelgeye baktığımızda kadınları daha
fazla mağdur eden bir tablo ile karşılaşmaktayız. Şöyle ki:
08.09.1999 tarihi itibariyle 17 yıllık sigortalılık
süresi olan kadınlar, 5000 işgünü prim ödemek ve 20 yıllık sigortalı olmak
koşuluyla 38+3=41 yaşında, yani eski hükümlere göre emekli olunabilecek
38 sınırından 3 yıl sonra emekli olabilecekler iken, benzer durumdaki erkek
sigortalılar 2 yıl sonra, yani 43+2= 45 yaşında yaşlılık aylığına hak kazanabileceklerdir.
Böyle bir uygulamanın ise Sosyal Hukuk Devleti
ile bağdaşmayacağı, Anayasa'nın hem 2. hem de 10. maddesine aykırı olacağı
gayet açıktır.
Aynı aykırılık, geçici 81. maddenin (C) bendi
için de geçerlidir.
Nitekim:
Geçici 81'inci maddenin (C/a) alt bendine
göre kanunun 60'ıncı maddesinin değiştirilmeden önceki (A) bendinin
(b)
alt bendinde belirtilen; kadın ise 50, erkek ise 55 yaşını doldurma, 15
yıldan beri sigortalı bulunma ve en az 3600 gün malûllük, yaşlılık ve ölüm
sigortaları primi ödemiş olma şartlarını 08/09/1999 tarihinde yerine getirenler
diledikleri zaman yaşlılık aylığı talebinde bulunabilecekler denilerek
eski hükümler aynen korunmuştur. Dikkat edilirse kanun koyucu burada kadın
ile erkek arasında beş yıllık bir fark belirlemiştir. Oysa Geçici 81'inci
maddenin (C/b) alt bendine göre 08/09/1999 tarihinde yukarıdaki
maddede belirtilen koşulları yerine getirmemiş olanlar; bu tarihten sonra
kadın ise 52, erkek ise 56 yaşını doldurmuş olmaları... kaydıyla yaşlılık
aylığından yararlanabileceklerdir.
Görüldüğü gibi Kanunun eski şeklinde ve geçiş
bölümünün bir kısmında 50-55 arasındaki süre korunur iken, geçiş sürecinin
diğer bölümünde bu fark 5 yıl yerine 4 yıla indirilmiştir. Bu kadınlar
için kazanılmış bir hakkın sessiz sedasız bir çırpıda gasp edilmesi anlamını
taşımaktadır.
15) 4447 sayılı Kanun'un 17. maddesiyle, 506
sayılı Kanun'a eklenen "GEÇİCİ MADDE 82"de Anayasa'nın 2. maddesine;
Sosyal Hukuk Devleti ilkesine aykırıdır.
Geçici 82. maddeyle, sigortalıya bağlanacak
aylığı hesaplama usulü bütünüyle değiştirilmiş, "kanuni kesin kriterler"
yerine, "yönetsel keyfi kriterler" getirilmiştir.
Anılan madde aynen şöyledir;
"GEÇİCİ MADDE 82- Bu Kanunun yürürlüğe
girdiği tarihten önce sigortalı bulunanlara bağlanacak aylıklar, aşağıdaki
(a) ve (b) bentlerine göre hesaplanacak aylıkların toplamından oluşur.
a) Sigortalının bu Kanunun yürürlüğe girdiği
tarihe kadar prim ödeme sürelerine ait aylığı aşağıdaki şekilde belirlenir.
Sigortalının aylık talep tarihine kadar
ki toplam prim ödeme gün sayısı üzerinden, bu Kanunun yürürlük tarihi itibariyle
ve bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önceki hükümlere göre hesaplanacak
aylığının sigortalının bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihe kadar ki prim
ödeme gün sayısı ile orantılı bölümü, bu Kanunun yürürlük tarihinden itibaren
aylık başlangıç tarihine kadar geçen takvim yılları için, her yılın Aralık
ayına göre Devlet İstatistik Enstitüsü tarafından açıklanan en son temel
yıllı kentsel yerler tüketici fiyatları indeksindeki artış oranı ve gayrisafi
yurt içi hasıla sabit fiyatlarla gelişme hızı kadar ayrı ayrı artırılarak
hesaplanır.
Hesaplanan yaşlılık aylığı, aylık bağlanması
için yazılı başvurunun yapıldığı yılın Ocak ayı ile aylığın başladığı takvim
yılının başlangıç tarihi arasında geçen her ay için Devlet İstatistik Enstitüsü
tarafından açıklanan en son temel yıllı kentsel yerler tüketici fiyatları
indeksindeki artış oranları kadar artırılır.
b) Sigortalının bu Kanunun yürürlüğe girdiği
tarihten sonraki prim ödeme sürelerine ait aylığı ise sigortalının aylık
talep tarihine kadar toplam prim ödeme gün sayısı üzerinden bu Kanunu 61
inci maddesi hükümlerine göre hesaplanacak aylığının, bu Kanunun yürürlük
tarihinden sonraki prim ödeme gün sayısına orantılı bölümü kadardır.
Sigortalıya yukarıdaki (a) ve (b) bentlerine
göre bağlanacak aylıkların toplamı, sigortalının aylık talep tarihindeki
toplam prim ödeme gün sayısı üzerinden, bu Kanunun yürürlük tarihi itibariyle,
bu Kanunun yürürlük tarihinden önceki hükümlere göre hesaplanan aylığının,
bu Kanunun yürürlük tarihi ile aylık başlangıç tarihi arasında geçen takvim
yılları için her yılın Aralık ayına göre Devlet İstatistik Enstitüsü tarafından
açıklanan en son temel yıllı kentsel yerler tüketici fiyatları indeksindeki
artış oranına ve bu Kanunun 61 inci maddesinin son fıkrasına göre artırılmış
değerinin altında olamaz.
Bu Kanunun yürürlük tarihinden sonra malûllük
aylığına hak kazananlar ile ölen sigortalıların hak sahiplerinin aylıkları,
yukarıdaki fıkralarda belirtilen hükümler esas alınarak, 55 veya 67 nci
madde hükümlerine göre hesaplanır. Bu Kanunun yürürlük tarihinden sonra
prime esas kazancı bulunmayanların malûllük ve ölüm aylıkları, bu Kanunun
yürürlük tarihinden önceki hükümlere göre hesaplanır ve yukarıdaki (a)
bendindeki esaslara göre artırılarak bağlanır."
Görüldüğü gibi Geçici 82.madde, sigortalının aylığının
hesaplanmasında bir takım belirsizliklerin yanı sıra 4447 sayılı Kanun'un
7 nci maddesiyle değişik 61 inci maddeyi de devreye sokmaktadır.
Böylece:
Kanunun Geçici 82 nci maddesiyle aylıkların
hesaplanmasında, sigortalının 01/01/2000 tarihinden önceki prim ödeme gün
sayıları ile bu tarihten sonraki prim ödeme gün sayıları için ayrı ayrı
hesaplanacak aylıkların toplamından oluşan, sigortalının aleyhine "karma
bir sistem" öngörülmüştür.
a) Sigortalının 01/01/2000 tarihine kadar
olan prim ödeme sürelerine ait aylığı; tahsis talep ya da ölüm tarihine
kadar sigortalılık süresindeki toplam prim ödeme gün sayısı üzerinden,
01/01/2000 tarihi itibariyle önceki hükümlere göre hesaplanacak aylığının,
sigortalının 01/01/2000 tarihine kadar prim ödeme gün sayısı ile orantılı
bölümü, 01/01/2000 tarihinde aylık başlangıç tarihine kadar geçen takvim
yılları için, her yılın Aralık ayına göre DİE tarafından açıklanan TÜFE
artış oranı ve GH (gayri safi yurtiçi hasıla sabit fiyatlardaki gelişme
hızı) kadar tahsis talep veya ölüm yılının Ocak ayına kadar ayrı ayrı artırılarak
hesaplanacaktır.
b) Sigortalının 01/01/2000 tarihinden sonraki
prim ödeme gün sayılarına ait aylığı ise sigortalının aylık talep ya da
ölüm tarihine kadar toplam prim ödeme gün sayısı üzerinden, sigortalılığı
01/01/2000 tarihinden sonra başlayanların aylıklarının hesabında olduğu
gibi yukarıda (c) alt başlığının 1 inci maddesinde yapılan açıklamalara
göre hesaplanacak aylığının, 01/01/2000 tarihinden sonraki prim ödeme gün
sayısına orantılı bölümü kadar olacaktır.
c) Yukarıdaki (a) ve (b) maddelerinde yapılan
açıklamalara göre hesaplanan aylıkların toplamı, sigortalının tahsis talep
veya ölüm yılındaki Ocak ayı itibariyle hesaplanan aylığını oluşturacaktır.
Bu şekilde bulunan aylık, tahsis talep ya
da ölüm yılına ait Ocak ayından aylık başlangıç tarihine kadar geçen her
ay için Şubat ödeme döneminden başlanarak DİE tarafından açıklanan TÜFE
artış oranları kadar artırılmak suretiyle sigortalının ilk aylığı belirlenecektir."
Böyle bir belirlemenin ise Sosyal Hukuk Devleti
ile bağdaşmayacağı; Anayasa'nın 2 nci ve 60 ıncı maddelerine aykırı olacağı
hiçbir duraksamaya meydan vermeyecek kadar açıktır.
16) 4447 sayılı Kanun'un 18'inci maddesi de,
tıpkı 6'ncı maddesi gibi Türkiye'nin gerçeklerine, Anayasa'ya: Sosyal Hukuk
Devleti ilkesine aykırıdır.
17) 4447 sayılı Kanun'un 19 uncu maddesi,
Anayasa'nın 2 nci maddesine, Sosyal Hukuk Devleti ilkesine aykırıdır:
Madde aynen şöyledir:
MADDE 19.- 2925 sayılı Kanunun 21 inci maddesi
aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"Yaşlılık aylığının hesaplanması
MADDE 21.- Yaşlılık aylığı bağlanmasına hak kazanan sigortalıya,
506 sayılı Kanunun 61 inci maddesinde belirtilen esaslara göre yaşlılık
aylığı bağlanır."
506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu'nun
61 inci maddesini değiştiren 7 nci maddeyle ilgili olarak yukarıda belirttiğimiz
gerekçeler 19 uncu madde için de geçerlidir.
18) 4447 sayılı Kanun'un 20 nci maddesi Anayasa'nın
2 ve 60 ıncı maddelerine aykırıdır.
Yukarıda çerçeve madde 10 hakkında belirtilen
gerekçeler, bu (20.) madde için de geçerlidir.
19) 4447 sayılı Kanun'un 21 inci maddesiyle,
506 sayılı Kanun'un 9 (dokuz) maddesinin daha, 2925 sayılı Kanun'da aksine
hüküm bulunmadıkça, sigortalı tarım işçileri için uygulanacağı belirtilmektedir.
Söz konusu 21 inci madde şöyledir:
MADDE 21.- 2925 sayılı Kanunun 39 uncu maddesinin
(a) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
a) 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun 13, 14, 15, 18,
20, 21, 22, 23, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 39, 41, 52, 53, 54, 55, 56,
57, 58, 59, 60/F, 67, 68, 70, 71, 84, 92, 93, 94, 95, 98, 99, 100, 101,
105, 109, 110, 111, 115, 116, 117, 118, 120, 121, 123, 126, 129, 130, 132,
134, 135/(A), Ek 38, Geçici 82 nci maddeleri,
2925 sayılı Kanun'un 39 uncu maddesinin
(a) bendinin kapsamına yeni alınan dokuz maddenin (20, 23, 55, 58, 67,
68, 71, Ek 38 ve Geçici 82 nci maddelerin) tamamı sigortalının yükünü ağırlaştıran
maddelerdir. |