Türkiye'de yaşanan olaylar...
 Ana Sayfalar
BELGENET 
ARŞİV
BELGELER
DOSYALAR
HUKUK
EKONOMİ
KİM KİMDİR
.İlgili Sayfalar
YASA METNİ
GENEL GEREKÇE
ANAYASA MAHKEMESİ İPTAL KARARI (23.2.2001)
GEREKÇELİ KARAR (23.11.2001)
İPTAL EDİLEN MADDELER
KOMİSYON RAPORLARI
KOMİSYON GÖRÜŞMELERİ

İŞSİZLİK SİGORTASI YASASI'NA İPTAL DAVALARI...
Fazilet Partisi'nin Anayasa Mahkemesi'ne iptal başvurusu metni...
4 Kasım 1999
25 Ağustos 1999'da TBMM'de kabul edilen 4447 Sayılı İşsizlik Sigortası Yasası'nın iptali için Anamuhalefet Partisi olarak Fazilet Partisi (FP) ve çoğunluğunu Doğru Yol Partisi milletvekillerinin oluşturduğu 126 milletvekilinin imzası ile 4 Kasım 1999'da Anayasa Mahkemesi'ne başvuruldu. 

Anayasa Mahkemesi, iptal başvuruları ile ilgili ilk incelemesini 11 Kasım 1999'da yaptı ve FP'nin başvurusunu esastan görüşmeye karar verdi.  126 milletvekilinin başvurusu ise dosyadaki eksikliklerin giderilmesi için iade edildi.

Anayasa Mahkemesi, yasanın emeklilikte "kademeli geçiş"e ilişkin maddelerini 23 Şubat 2001'de iptal etti. Gerekçeli Karar da 23 Kasım 2001'de Resmi Gazete'de (Sayı: 24592) yayımlandı.
 

Genel Başkan Recai Kutan imzasını taşıyan ve 45 sayfadan oluşan FP'nin başvuru dilekçesinde, yasanın 4447 sayılı yasanın parantez içindeki uzun adı ile, 3., 4., 5., 6., 7., 8., 9., 10., 12., 13., 15., 16., 17., 18., 19., 21., 22., 23., 24., 25., 26., 27., 28., 29., 30., 35., 36., 38., 39., 40., 41., 44 üncü ve 56 ncı maddelerinin iptal edilmesi; ayrıca, 3., 4., 15., 25 inci ve 36'ncı maddeleri hakkında yürürlüğün durdurulması istendi.

FP'nin başvurusunda, yasada yer alan işsizlik sigortası ile ilgili hükümler istem dışı bırakılırken, iptali istenen maddelerin başında, emeklilik yaşını kadınlarda 58, erkeklerde 60`a yükselten 6. madde geliyor. Yasanın, Anayasa`da yer alan hakkaniyet kurallarına, sosyal güvenlik kavramı amacına, sosyal hukuk devleti ilkesine ve eşitlik ilkesine aykırı bir şekilde emeklilik süresini uzattığı, prim oranlarını yükselttiği, maaş oranını düşürdüğü, maaş hesaplama sistemini, sigortalının aleyhine değiştirdiği belirtildi. Yaşlılık aylığı, ölüm aylığı, ortalama aylık kazancın hesaplanması noktalarında Anayasa`ya aykırılıkların söz konusu olduğu ifade edilen başvuru dilekçesinde, emeklilik için getirilen geçiş sürecinde de adaletsizlik olduğu kaydedildi.
 

ANAYASA MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI'NA
ANKARA

- Yürürlüğün Durdurulması Taleplidir-

İPTAL DAVASINI AÇAN : Anamuhalefet Partisi (Fazilet Partisi) TBMM Grubu adına Grup BaşkanıMehmet Recai KUTAN TBMM/ANKARA

İPTAL DAVASININ KONUSU : 25.08.1999 tarih ve 4447 sayılı Kanun'un parantez içindeki uzun adı ile, 3., 4., 5., 6., 7.,  8., 9., 10., 12., 13., 15., 16., 17., 18., 19., 21., 22., 23., 24., 25., 26., 27., 28., 29., 30., 35., 36., 38., 39., 40., 41., 44 üncü ve 56 ncı maddeleri hakkında iptal; ayrıca, 3., 4., 15., 25 inci ve 36'ncı maddeleri hakkında yürürlüğün durdurulması, kararı verilmesi talebidir.

YAYIN TARİHİ : 08.09.1999

AÇIKLAMALAR : Açıklamalarımız, taleplerimize uygun olarak, biri; iptal sebepleri, diğeri ise yürürlüğün durdurulması sebepleri olmak üzere iki başlık altında yapılacaktır.

 I. İPTAL SEBEPLERİ: Kısa adı "İŞSİZLİK SİGORTASI KANUNU", parantez içindeki kısmı ile beraber "tam adı":

 İşsizlik Sigortası Kanunu (Sosyal Sigortalar Kanunu, Tarım İşçileri Sosyal Sigortalar Kanunu, Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu, Esnaf ve Sanatkarlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar kurumu Kanunu, Tarımda Kendi Adına ve Hesabına Çalışanlar sosyal Sigortalar Kanunu ile İş Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi ve Bu Kanunlara Ek ve Geçici Maddeler Eklenmesi, İşsizlik Sigortası Kurulması, Çalışanların Tasarrufa Teşvik edilmesi ve Bu Tasarrufların Değerlendirilmesine Dair kanunun İki Maddesinin Yürürlükten Kaldırılması İle Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Eki Cetvellerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun) olan 4447 sayılı Kanun, 08.09.1999 tarihli Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.
      Görüldüğü gibi Kanun'un adı bile kusurludur; kanun tekniğinden yoksundur. Bu münasebetle 4447 sayılı Kanun'un parantez içindeki uzun adının iptali gerekir.
      Bilindiği gibi, bir yasanın adı, amacı açıklamaya ve yapılan düzenlemeyi en kısa biçimde anlatmaya yönelik olur. Bu, yalnız bir "şekil" koşulu değil, aynı zamanda yasanın nasıl yapılacağını da anlatan bir tanımlamadır. Yasanın başlığının yalın ve anlaşılır olabilmesi için, yapılan düzenlemenin de aynı özellikleri taşıması gerekir.
      Oysa, 4447 sayılı Yasa, bir yasa değil, bir "bohça"dır. İçine, sosyal güvenlikle ilgili her konunun doldurulduğu bir bohçadan da, ancak böyle bir sonuç beklenebilir.
      Öncelikle 4447 sayılı Kanun, yasa tekniği açısından incelendiğinde, bu kadar önemli ve toplumun neredeyse bütün kesimlerine uygulanan bir kanunun pek çok kanunu değiştiren, karmaşık ve anlaşılması zor yapısı bulunduğu görülmektedir.
      Kanunun aceleyle çıkarıldığı, gerekli kontrol ve düzeltmelerin yapılmadığı 8., 15., 23. ve 63. maddelerde bir kanun için en basit, ancak önemli kavramlar olan "fıkra", "bent", "paragraf" sözcüklerinin birbirlerine karıştırılmasından kolayca anlaşılmaktadır.
      Yine, 4447 sayılı Kanunun 6. maddesinde 506 sayılı Kanunun 60. maddesinde değişikliğe gidilmiş ve ilk defa 1949 yılında kurulmuş olan, 1964 yılında Sosyal Sigortalar Kanunu içine yerleşen yaşlılık sigortası için, "Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra ilk defa sigortalı olarak çalışmaya başlayanların" ifadesi kullanılmıştır. Bu özensiz ifadeden çıkacak anlamı bulmak örneğin bu yasada kastedilenin hangi yasa olduğunu anlamak gereksiz bir ek çabayı gerektirmektedir. Aynı durum, 36. ve 37. maddelerle getirilen hükümler için de geçerlidir.

      Gerçekten 4447 sayılı Kanun, tam 7 (yedi) kanunda değişiklik yapmış, temel konusu olan "İşsizlik Sigortası"na ancak 46. maddede sıra gelmiş ve bu temel konuya sadece 10 (on) madde ayırabilmiş, sonra yine çeşitli kanunlara yönelmiştir.
      4447 sayılı Kanun, İşsizlik Sigortasını düzenleyen bu 10 maddelik kısmı dışında bütünüyle, özellikle de aşağıdaki maddeler bakımından Anayasa'ya aykırı olup iptal edilmelidir.

      Şöyle ki:

    1) Kanun'un 3. maddesi Anayasa'ya aykırıdır. Anılan (3.) madde aynen şöyledir:

   MADDE 3- 506 sayılı Kanun'un 32 nci maddesinin (B) bendine aşağıdaki alt bent ile maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir:
    "Protez, araç ve gereç bedellerinin %20'sini sigortalı öder. Ancak ilgiliden alınacak katkı miktarı, ödeme tarihindeki 25/8/1971 tarihli ve 1475 sayılı İş Kanununun 33 üncü maddesine göre sanayi kesiminde çalışan onaltı yaşından büyük işçiler için uygulanan aylık asgari ücretin bir buçuk katından fazla olamaz.
    Sigortalıların, bu maddenin (A), (B) ve (D) bentlerinde yazılı yardımlardan yararlanabilmeleri için 60 günü hastalığın anlaşıldığı tarihten önceki altı ay içinde olmak üzere toplam olarak 120 gün hastalık sigortası primi ödemiş olmaları şarttır."
      4447 sayılı Kanun'un 3. maddesiyle getirilen yeni hükümlere göre:
     "- Protez, araç ve gereçlerinin %20'sini kural olarak sigortalı ödeyecektir.
      - Sigortalıların, 506 sayılı Kanun'un (A), (B) ve (D) bentlerinde yazılı yardımlardan yararlanabilmeleri için, 60 günü hastalığın anlaşıldığı tarihten önceki altı ay içinde olmak üzere toplam olarak 120 gün hastalık sigortası primi ödemiş olmaları şarttır."
     Bu yeni düzenleme, Anayasa'nın;
      - 2. maddesinde ifadesini bulan "Sosyal Devlet" ilkesine,
      - 5. maddesinde Devletin temel amaç ve görevlerini belirten temel prensiplere
      - 56. maddesinin 1. ve 3. fıkralarına,
      - 60. maddesine,
     açıkça aykırıdır.

      Bilindiği gibi "Sosyal devlet, genellikle, vatandaşlarının sosyal durumlarıyla, refahlarıyla ilgilenen, onlara asgari bir yaşama düzeyi sağlamayı ödev bilen devlet diye tanımlanır" (Prof.Dr. Mümtaz Soysal, 100 Soruda Anayasa'nın Anlamı, Gerçek Yayınevi, 4. baskı, Ankara, 1988, sayfa: 229)
      Sosyal Devlet, sosyalist Devlet olmadığı gibi sadaka dağıtan bir Devlet de değildir.
    ''Sosyal Devlet, vatandaşlarının gururunu zedelemeden onlar için insanca yaşama ortamı hazırlamayı kendisi için görev bilen Devlet'' demektir.
       Başka bir deyişle, Sosyal Devlet ilkesi, güçsüzleri güçlüler karşısında koruyarak, gerçek eşitliği yani sosyal adaleti ve  toplumsal dengeyi sağlamakla yükümlü Devlet demektir. Çağdaş Devlet anlayışı, Sosyal Hukuk Devletinin tüm kuruluşlarıyla Anayasanın özüne ve ruhuna uygun biçimde kurulmasını gerekli kılan Hukuk Devletinin amaç edindiği kişinin korunması, toplumda sosyal güvenliğin ve sosyal adaletin sağlanması yoluyla gerçekleşeceği sonucunu ortaya koymaktadır.
      Bu anlayış içinde Sosyal Güvenlik, herhangi bir meslek veya sosyal risk yüzünden geliri veya kazancı azalmış kişilerin başkalarının yardımına gerek kalmaksızın yaşama ve geçinme ihtiyaçlarını karşılayan bir sistemler bütünüdür.
      Modern dünyada sosyal güvenlik kavramı kişi için vazgeçilmez bir hak, devlet için ise bir ödev haline gelmiştir. Sosyal güvenliğin hedefi nüfusun tamamını çalışma hayatının değişen olaylarına karşı, özellikle çalışma güçlerinin kaybolması sonucunu  doğuran fizyolojik gerçeklere karşı korumayı gerçekleştirmektir. Bunlardan:
    Birincisi tehlike ortaklığıdır. Yani aynı tehlikelere açık kişilerin bir arada toplanmış olmasıdır. İkincisi ise tehlike ortaklığı içerisinde bağımsız talep hakkının kullanılması ile rizikonun denkleştirilmesidir. Sosyal sigortalarda bu nedenlerle özel sigorta sisteminin dayandığı esaslar uygulanmaz. Çünkü sosyal sigortalar bütünlük yapısı içinde ölçülebilen zararların örgütlenmiş çoğunluğa bölünmesini anlatır.
      Yukarıda belirtilen bu temel yaklaşımlar çerçevesinde Türk Sosyal Güvenlik sistemi başlangıçtan bu yana sosyal amacı ön plâna alarak yasallaşmış ve uygulanmıştır. Sistem içinde zorunluluk esası temel alınmış ve ayrıca dört temel ayak üstüne oturtulmuştur.
      Bunlardan birisi "katkı ilkesi"dir. Katkı ilkesi işverenlerin, gerektiğinde dolaylı da olsa Devletin sosyal sigorta programlarını finanse etmesidir. Bu temel ilkenin bir yönü yani işveren katkısı ülkemizde yasal olarak düzenlenmiş ve oransal olarak belirlenmiş olmasına karşın Devlet yardımı konusunda açık bir hüküm bulunmamaktadır. Ancak Yasalarda "gerekli hallerde Bütçe katkısı sağlanacağına"  dair hükümler yer almıştır. Bu da Anayasa'nın 60 ncı maddesinde yer alan sosyal güvenliğin Devlet teminatı altında olmasından kaynaklanmaktadır.
      İkincisi "kendi kendine yardım ilkesi"dir. Kendi kendine yardım ilkesi, sigortalının prim hissesini kendi kazancından ödemesidir. Sosyal Sigorta Kanunlarımızda bu ilke bütün yönleri ile yasal olarak düzenlenmiş olup uygulanmaktadır.
      Üçüncüsü "sigortacılık ilkesi"dir. Sigortacılık ilkesi sosyal sigorta tekniğinden yararlanacak sigortalılar arasında riziko eşitliğinin sağlanmasıdır.
      Dördüncüsü ise "denge ilkesi"dir. Denge ilkesi sosyal sigorta primlerinin çalışanların gelirlerine göre hesaplanmasını ifade eder.
      Kısaca, 4447 sayılı Kanunla sigortalılar ve sigorta hizmetlerinden yararlananlara; çalışanlara, emeklilere, malûllere ve hâk sahiplerine sağlık, protez, araç ve gereçleri için bedellerinin %20'si oranında katkı payı ödemesi; sigortalıların sağlık yardımlarından yararlanabilmeleri için de yıl içinde 60 günlük staj süresi ve 120 günlük prim ödeme süresi getirilmiştir.
      Yani, çalışan ve emeğini toplumun hizmetine sunan kişi, eğer önceden belirli bir süre prim ödemesinde bulunmamış ise, sağlık yardımlarından yararlanamayacaktır. Üstelik bu, işe ilk başlama ile ilgili bir düzenleme de değildir. Keyfi işten çıkarmaların hala yasal bir düzenlemeye kavuşturulmadığı, sigorta primlerinin zamanında ve tam olarak yatırılmasının sağlanamadığı bir ülkede, çalışanların bile bu durumda hakkettiği sağlık yardımını alması olanaksız hale gelecektir.
    Sağlığa ilişkin bu sınırlamaları Anayasa'nın 65. maddesindeki "sosyal ve ekonomik hakların sınırı" mazeretine sığdırma olanağı da yoktur.
      Çünkü, Anayasa Mahkemesi'nin de dediği gibi "Devlet ekonomik ve sosyal alandaki görevini yerine getirirken uygulayacağı sınırlamalarda 'yasama hakkı'nı ortadan kaldıran düzenlemeler yapamaz'' (An.Mah. T.17.1.1991, K.1991/2, E.1990/27, AMKD. Sayı: 27, C.1, s.139)
      Zira, yine Anayasa Mahkemesi'nin dediği gibi "kişilerin kutsal olan canının ve sağlığının korunması daha önemli bir görev olarak devlete verilmiş"tir. (An.Mah.T.2.5.1991, K.1991/11, E.1990; AMKD, Sayı: 27, C.1., s.353)
      Çünkü, "yaşama hakkı",  yani "sağlık", "ekonomik" değil, "temel hak"tır.

    2) 4447 sayılı Kanun'un 4. maddesi Anayasa'ya aykırıdır; iptali gerekir.
      4447 sayılı Kanun'un 4. maddesi aynen şöyledir:

 MADDE 4- 506 sayılı Kanunun 36 ncı maddesinin (B) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir:
 "B) Yukarıda sözü edilen kimselerin ayakta yapılan tedavilerinde verilen ilaçlar ile (A/a) bendi uyarınca sağlanan protez, araç ve gereç bedellerinin %10'u kendilerince ödenir. Ancak protez, araç ve gereç bedelleri için alınacak katkı payı ödeme tarihindeki 25/8/1971 tarihli ve 1475 sayılı İş Kanununun 33 üncü maddesine göre sanayi kesiminde çalışan onaltı yaşından büyük işçiler için uygulanan aylık asgari ücret tutarını geçemez."
      Bu (4.) madde de, yukarıda, 3. madde için belirtilen sebeplerden dolayı Anayasa'ya aykırı olup iptal edilmelidir.
      4447 sayılı Kanun'un, 3., 4., 15. ve daha bir kısım maddeleriyle sağlık hizmetlerini kısıtlamasının gerekçesi, sosyal güvenlik kurumlarının mali sıkıntılarıdır.
      Sosyal güvenlik kurumlarının programlarını gerçekleştiremediği bir gerçektir; ancak bu başarısızlık, büyük ölçüde kurum dışı nedenlerden kaynaklanmıştır. Kurumların idari ve mali özerkliğe sahip olmamaları, onları siyasi otoritenin uzun vadeli
sosyal koruma stratejilerinden uzak, kısa vadeli çıkarlara dayalı kararlarına uymak durumunda bırakmıştır.
      Sosyal sigorta kuruluşları, bir yandan Devlet yerine toplumun sosyal korunma gereksiniminin artan yükünü üstlenmiş, diğer yandan emeklilik yaşının düzenlenmesinde olduğu gibi işgücü piyasasının da bir aracı olarak kullanılmıştır. Özellikle enflasyon ve siyasi müdahaleler sosyal güvenlik sistemlerinin finansal temellerini sarsmıştır. Devletin temel niteliklerinden olan sosyal devlet ilkesini gerçekleştirmenin temel aracı ve yöntemi olan sosyal güvenlik hakkını sağlamakla yükümlü bu kurumların geliştirilmesi ve güçlendirilmesi, devletin yükümlülüğü altındayken, Anayasal görevlerle donatılmış kurumların mali yapılarını zayıflatan tutarsız politikalar  süreklilik kazanmıştır.
    Ancak, bu durum, sosyal güvenlik kapsamında olanların haklarının kısıtlanmasını gerektirmez. Çünkü, "sosyal sigorta kuruluşlarının güçlü mali yapıda tutulmasından sorumlu olan devlet"tir (1990/28). Anayasa Mahkemesi, daha önceki kararlarında,  "siyasal iktidarların, sosyal sigorta kuruluşlarının yönetiminde, sosyal sigortacılığın teknik gereklerine uyarak hareket etmek zorunda olduklarını" belirtmiş ve "kuruluşların aktüeryal dengesini bozacak davranışlardan ve düzenlemelerden kaçınması" için uyarmış ve "tersi durumda kuruluşların mali gereksinimlerinin, aktüaryal dengeyi bozan yasaları çıkaran devletçe karşılanması gerektiğini"de belirtmiştir.
      Sosyal sigorta kurumlarını, bugünkü mali yapıya getirenler, sosyal güvenlik kapsamında olanlar değil, sosyal güvenlik kurumlarını yönetenler, kaynaklarını iyi değerlendirmeyenlerdir. Bu durumda, sosyal güvenlikten yararlananların, sağlık yardımlarının azaltılması, Anayasa'ya aykırıdır.

    3) 4447 sayılı Kanun'un 5. maddesi Anayasa'ya aykırıdır; iptal edilmelidir:
      Anılan madde ile 506 sayılı Kanun'un 55. maddesi değiştirilmiştir. Bu değişiklik ile malûllük aylığının hesaplanması yeni esaslara bağlanmıştır. Yeni düzenlemeye göre malûller, eskiye nispetle daha düşük maaş alacaklardır.
      Söz konusu 5. madde aynen şöyledir:

 MADDE 5- 506 sayılı Kanun'un 55 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir:
 "Malûllük aylığının hesaplanması
  Madde 55- Malûllük aylığı bağlanmasına hak kazanan sigortalıya bu Kanunun 61 inci maddesine göre bulunacak ortalama yıllık kazancının %60'ının 1/12'si oranında malûllük aylığı bağlanır. Sigortalı başka birinin bakımına muhtaç durumda ise bu oran %70'e çıkarılır. Buna göre hesaplanan malûllük aylığı 61 inci maddenin son fıkrası hükümlerine göre arttırılır."
      Oysa söz konusu (55.) maddenin değişmeden önceki hükmüne göre:
    "Malûllük aylığı bağlanmasına hak kazanan sigortalıya, bu Kanun'a göre tespit edilen göstergesinin katsayı ile çarpımının %70'i oranında malûllük aylığı bağlanır. Sigortalı, başka birinin sürekli bakımına muhtaç durumda ise, bu oran %80'e çıkarılır."
       Görüldüğü gibi 4447 sayılı Kanun'un 5. maddesiyle, hukukun temel prensiplerinden olan "kazanılmış haklara saygı ilkesi" bertaraf edilmiş, böylece Anayasa'nın 2. maddesinde ifadesini bulan ve değiştirilmesi teklif dahi edilemeyen "Hukuk Devleti ilkesi" ihlal edilmiş bulunmaktadır.
      4447 sayılı Kanun'un 5. maddesi, diğer sebeplerin yanısıra bu sebeplerle: "kazanılmış haklara saygı" ve "Hukuk Devleti" ilkelerine aykırı olduğu gerekçeleriyle de iptal edilmelidir.

    4) 4447 sayılı Kanun'un 6'ncı maddesi Anayasa'ya aykırıdır, iptal edilmelidir.
      Madde aynen şöyledir:

 MADDE 6- 506 sayılı Kanunun 60 ıncı maddesinin birinci fıkrasının (A) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
 A) Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra ilk defa sigortalı olarak çalışmaya başlayanların yaşlılık aylığından yararlanabilmesi için;
 a) Kadın ise 58, erkek ise 60 yaşını doldurmuş olması ve en az 7000 gün veya
 b) Kadın ise 58, erkek ise 60 yaşını doldurmuş olması, 25 yıldan beri sigortalı bulunması ve en az 4500 gün,
 Malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi ödemiş olmaları şarttır.
      4447 sayılı Kanun'un 6. maddesiyle 506 sayılı Kanun'un 60. maddesinin (A) bendinin (a) ve (b) alt bentlerine getirilen
    "Kadın ise 58, erkek ise 60 yaşını doldurmuş olması" hükmü,
      - Hukukun temel prensiplerinden olan hakkaniyet kuralına,
      - Sosyal güvenlik kavramının amacına;
      - Anayasa'nın 2. maddesinde ifadesini bulan "Sosyal Hukuk Devleti" ilkesine,
yine;
      - Anayasa'nın 10. maddesindeki eşitlik kuralına;
aykırıdır.

      Şöyle ki;
      Yeni düzenleme yaşlılık aylığı için iki şartı birlikte aramaktadır. Bu iki şarttan biri (kadınlar için 58, erkekler için 60) yaş şartı, diğeri ise 7000 gün veya 25 yıldan beri sigortalı bulunma ve en az 4500 gün prim ödemiş olma şartıdır.
      Burada hem Sosyal Sigortalar Kurumu'na katkı bakımından, hem de nimet/külfet dengesi açısından asıl olan prim ödeme süresidir.
      Keyfi işçi çıkartmalarının yoğun olarak uygulandığı ülkemizde, "25 yıldan beri sigortalı bulunma ve en az 4500 gün" prim ödeme şartı bile sosyal hukuk devleti ilkesine aykırıdır. Bu aykırılığa bir de "kadınlar için 58, erkekler için 60 yaş" şartının eklenmesi, 6. maddeyi bütünüyle ve açıkça hukuka aykırı hale getirmektedir. Şöyle ki;
      Bilindiği gibi mevzuatımıza göre 15 yaşını bitiren kimselerin branşları ile (çıraklık, ebelik, hemşirelik... gibi) ilgili alanlarda çalışmaya başlamaları mümkündür. Bu durumda 15 yaşında işe başlayan -diyelim- bir erkek 60 aşında emekli oluncaya kadar tam 45 yıl çalışmış, 16425 gün prim ödemiş olacaktır. Halbuki bir başkasının emekliliğe hak kazanabilmesi için 7000 gün (ki 19 yıl 65 gün) prim ödemesi yeterli olacaktır.
      Böyle bir uygulamanın ise hem hukukun temel prensiplerine, hem de anayasa'mıza (2. ve 10. maddelere) aykırı olacağı gayet açıktır.

    5) 4447 sayılı Kanun'un, 6'ncı maddesi Anayasa'nın ruhuna, Türkiye'nin gerçeklerine, Sosyal Hukuk Devleti ilkesine aykırıdır: İptal edilmelidir.

    6) 4447 sayılı Kanun'un 7. maddesi de Anayasa'ya aykırıdır.
      Anılan madde ile 506 sayılı Kanun'un 61. maddesi değiştirilmiş; yaşlılık aylığının hesaplanması, 1978 yılından beri uygulanmakta olan katsayı esasına dayalı gösterge sistemi terk edilerek, sigortalıların aleyhine olmak üzere yepyeni bir sistem benimsenmiştir.
      4447 sayılı Kanun'un 7. maddesi şöyledir:

 MADDE 7- 506 sayılı Kanun'un 61'inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
    "Yaşlılık aylığının hesaplanması
    MADDE 61- Yaşlılık aylığına hak kazanan sigortalıların aylığı aşağıdaki hükümlere göre belirlenecek ortalama yıllık kazancı ile aylık bağlama oranının çarpımının 1/12'si alınarak hesaplanır.
    Sigortalının her takvim yılına ait prime esas kazancı, kazancın ait olduğu takvim yılından itibaren aylık talep tarihine kadar geçen takvim yılları için, her yılın Aralık ayına göre Devlet İstatistik Enstitüsü tarafından açıklanan en son temel yıllı kentsel yerler tüketici fiyatları indeksindeki artış oranı ve gayri safi yurt içi hasıla sabit fiyatlarla gelişme hızı kadar ayrı ayrı artırılarak bulunan yıllık kazançlar toplamının, toplam prim ödeme gün sayısına bölünmesi suretiyle bulunacak ortalama günlük kazancın 360 katı, aylığın hesaplanmasına esas ortalama yıllık kazancı oluşturur.
    Aylık bağlama oranı, sigortalının toplam prim ödeme gün sayısının ilk 3600 gününün her 360 günü için %3.5, sonrası 5400 günün her 360 günü için %2 ve daha sonraki her 360 gün için %1.5 oranlarının toplamıdır.
 60'ıncı maddenin B, C ve D bentlerine göre aylığa hak kazananların aylık bağlama oranı %60'dan az olamaz.
    Hesaplanan yaşlılık aylığı, aylık bağlanması için yazılı başvurunun yapıldığı yılın Ocak ayı ile aylığın başlangıç tarihi arasında geçen her ay için Devlet İstatistik Enstitüsü tarafından açıklanan en son temel yıllı kentsel yerler tüketici fiyatları indeksindeki aylık artış oranları kadar artırılarak bağlanır."
      Hemen fark edileceği gibi yeni düzenleme birçok bakımdan Anayasa'ya aykırıdır. Ancak anlatımda kolaylık sağlamak için 7. maddeyle ilgili Anayasa'ya aykırılıkları iki noktada toplamak mümkündür.

    a) Ortalama Yıllık Kazancın Hesaplanması Anayasa'ya Aykırıdır:
      Eski düzenlemede sigortalının kazancının son beş yılı veya yüksek kazançlılar için son on yıl esas alındığı için, çalışanların son yıllarında ödemeleri daha dikkatle kontrol ederek, haklarını bir ölçüde de olsa korumaları mümkün olabilirken, şimdi bu olanak ortadan kalkmıştır.
      Bilindiği gibi Türkiye, yüksek enflasyonla yaşayan bir ülkedir. Emekli aylıklarının hesaplanmasında son yılların esas alınmasının nedeni de maaşları bir ölçüde de olsa enflasyon karşısında koruyabilmektir.
    Enflasyon, çalışanların değil, ülkeyi yönetenlerin suçudur. Bu nedenle çalışanlar cezalandırılamaz. Çünkü yine Anayasa Mahkemesi'ne göre sosyal hukuk devleti, "çalışmasına karşın karşılığını yeterince alamayan ve mutlu bir yaşantıya kavuşamayan kişilere yardımcı olmakla" yükümlüdür.
    "Bireyin refah ve huzurunu sağlayıp güvenceye almakla yükümlü"dür. "Yurttaşların sosyal durumu ile ilgilenip onlara asgari yaşam düzeyi sağlamak"la yükümlüdür.
      Bu nedenle düzenleme, Anayasa'nın 2., 5., 60. ve 61. maddelerine aykırıdır.

    b) Aylık Bağlama Oranları Anayasa'ya Aykırıdır:
      Yeni düzenleme ile emeklilerin aylıklarında büyük düşüşler olacaktır.
      Çünkü önceki düzenlemede normal gösterge için %60, üst gösterge için %50'den başlayan aylık oranları yeni düzenleme ile büyük ölçüde aşağıya indirilmiştir. Şöyle ki;
 

prim ödeme gün sayısı 
eski
yeni 
3600
%54
%35
5000
%60
%41
7400
%70
%55
9000
%77
%65

      Bu son iki konuyla ilintili olarak sigortalı bir kişinin en az aylık bağlama oranı tespit edildiğinde, ortaya şöyle bir sonuç çıkmaktadır:

      Eski: En düşük gösterge x katsayısı x  %70 + Sosyal yardım zammı
               9475 x 12000 x %70 = 79.590.000 + 4.690.000 = 84.280.000.TL.
      Yeni: Prime esas kazancın tabanı x % 35
               120.000.000 x % 35 = 42.000.000.TL.

      Görüldüğü üzere ortaya çıkan rakam yarı yarıya düşüktür ve mevcut asgari ücretin bile altında kalmaktadır. Asgari ücretin bilimsel olarak tekbir kişinin gerekli ihtiyaçlarını karşılamak üzerek kabul edildiği düşünüldüğünde, bu rakamın sigortalıya asgari bir yaşam sağlayamayacağı açıktır.
      Bu açıdan düzenleme, sosyal hukuk devletinin Anayasa Mahkemesi tarafından yapılmış tanımları olan;
    "Çalışmasına karşın karşılığını yeterince alamayan ve mutlu bir yaşantıya kavuşamayan kişilere yardımcı devlet"  olmaya,
    "Yurttaşların sosyal durumu ile ilgilenip onlara asgari yaşam düzeyi sağlayan devlet" olmaya,
    "Kişinin devredilmez, vazgeçilmez temel haklarından olan ve birbiriyle sıkı bağlantısı bulunan yaşama hakkı ile maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına karşı olan her türlü engelin ortadan kaldırılmasında kendini görevli say"maya,
    "Emek ve sermaye ilişkilerini dengeli olarak düzenleyen, bir başka deyişle işçi ile işveren arasındaki ekonomik ve sosyal denge kurarak sermayenin emeği, emeğin sermayeyi sömürmesini önleyecek önlemleri alan devlet" olmaya,
    "Çalışanların insanca yaşaması, çalışma yaşamının kararlılık içinde gelişmesi için sosyal, ekonomik ve mali önlemleri alarak çalışanları koruyan devlet" olmaya aykırıdır.

     Öte yandan, 4447 sayılı Kanun'un 62. maddesi ile, 506 sayılı Kanun'un 97., Ek 20., Ek 21, Ek 22, Ek 34 ve Ek 35. maddeleri yürürlükten kaldırılmıştır.
      Sigortalıların lehine olan bu maddelerin yürürlükten kaldırılması işçi emeklilerinin aylıklarını daha da düşürecektir.

    7) 4447 sayılı Kanun'un 8. maddesi Anayasa'ya aykırıdır.

   MADDE 8- 506 sayılı Kanun'un 63 üncü maddesinin (B) fıkrasının birinci bendinden sonra gelmek üzere aşağıdaki bent eklenmiştir.
    "Bu Kanuna göre yaşlılık aylığı almakta iken serbest avukat veya noter olarak çalışmalarını sürdürenlerin, sosyal yardım zammı dahil, almakta oldukları aylıklarından %15 oranında sosyal güvenlik destek primi kesilir."
      Bu maddeye göre, Sosyal Sigortalar Kurumu'ndan emekli olan bir kimse serbest avukat veya noter olarak çalışmak ister ise, Sosyal Sigortalar Kurumu için her ay
      - emekli maaşı ile
      - sosyal yardım zammı,
toplamı üzerinden %15 nispetinde sosyal güvenlik destek primi ödeyecektir, daha doğrusu bu kimsenin, sosyal yardım zammı dahil, emekli maaşının %15'i, "sosyal güvenlik destekleme primi" adı altında, stopaj usulüyle, kaynakta kesilecektir.
      Aslında bu kesinti düpedüz bir haraçtır, Anayasa'nın 2. maddesinde ifadesini bulan,
      - Hukuk Devleti ile
      - Sosyal devlet ilkelerine,
Anayasa'nın 10. maddesindeki;
      - eşitlik kuralına, yine Anayasa'nın 73. maddesinin 2. fıkrasında öngörülen;
      - vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımı esasına,
açıkça aykırıdır.

      4447 sayılı Kanun'un 8. maddesi "sosyal güvenlik destekleme primi" ile kazanılmış hakları zedelemekte, Sosyal Devlet anlayışına ters düşmekte, vergiye tabi olmayan sosyal yardım zammı ile vergisi çok daha önceden ödenmiş olan emekli aylığı üzerinden %15 nispetinde yeni bir vergi (parafiskalite) almaktadır. Üstelik memur emeklilerinden böyle bir kesinti yapılmamakta, bu da Anayasa'nın 10. maddesine aykırı düşmektedir.

    8) 4447 sayılı Kanun'un 9. maddesi Anayasa'ya aykırıdır.

 MADDE 9- 506 sayılı Kanun'un 67 nci maddesinin birinci fıkrasının (A) bendinin (c) alt bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, (d) alt bendi ile (B), (D) ve (E) bentleri yürürlükten kaldırılmış ve (C) bendi (B) bendi olarak değiştirilmiştir.
 "c) Toplam olarak 1800 gün veya en az beş yıldan  beri sigortalı bulunup, sigortalılık süresinin her yılı için ortalama olarak 180 gün malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi ödemiş olan sigortalının, bu Kanunun 61 inci maddesine göre bulunacak ortalama yıllık kazancının %60'ının 1/12'si olarak hesaplanan aylığı, hak sahiplerine bağlanacak aylığın hesabında esas tutulur. bu oran sigortalının 8100 ila 9000 gün arasında primi ödenen her 360 gün için 2, 9000 günden sonra ödenen her 360 gün için de 1.5 artırılır. Bu şekilde hesaplanan ölüm aylığı 61 inci maddenin son fıkrası hükümlerine göre artırılır."
      Bu (9.) maddenin de temel esprisi tıpkı 5. ve 7. maddeler gibi "çok prim, az aylık" esasına dayanmaktadır. O (5. ve 7.) maddelerle ilgili olarak belirttiğimiz sebepler bu (9.) madde için de geçerlidir.
      Kısaca 9. maddenin de iptali gerekir.

    9) 4447 sayılı Kanun'un 10. maddesi eskiden beri çalışmakta olan sigortalıların prim yükünü ağırlaştırdığı için Anayasa'nın 2. maddesine, "Hukuk Devleti" ilkesine, "kazanılmış haklara saygı" kuralına aykırıdır.
      Anılan (10.) madde şöyledir:

 MADDE 10- 506  sayılı Kanun'un 78 inci maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
 "Bu Kanun gereğince alınacak prim ve verilecek ödeneklerin hesabına esas tutulan günlük kazancın alt sınırı 4.000.000.TL., üst sınırı ise alt sınırın üç katıdır. Üst sınırı alt sınırın beş katına kadar yükseltmeye Bakanlar Kurulu yetkilidir. Günlük kazanç alt sınırı her yıl, ilk olarak Nisan ayında bir önceki yılın Aralık ayı ile ondan önceki yılın Aralık ayına göre Devlet İstatistik Enstitüsü tarafından açıklanan en son temel yıllı kentsel yerler tüketici fiyatları indeksindeki artış oranı kadar, ikinci olarak bir önceki yılın gayri safi yurtiçi hasıla sabit fiyatlarla gelişme hızı kadar artırılarak belirlenir. Bu şekilde belirlenecek günlük kazanç alt sınırının belirlenmesinde 1000 liranın kesirleri 1000 liraya tamamlanır."
      Kısaca;
      78'inci maddenin birinci fıkrasında prime esas olan günlük kazancın alt sınırı bu 506 sayılı Kanun'a ekli gösterge tablosundaki en düşük göstergenin katsayı ile çarpımının otuzda biri iken değiştirilen şekliyle;
      a) Alt sınırı 4.000.000 TL'ye çıkarılmıştır.
      b) Üst sınırı ise alt sınırın 3 katıdır. Bu oranı 5 katına kadar yükseltmeye Bakanlar Kurulu yetkili kılınmıştır.
      c) Bu (78.) maddede yapılan değişiklik ile kurum lehine kesilen esas kazanç belirlenmiş, ancak ödenecek aylık ve ödenekler "belirsiz ölçüler içerisinde kalınmış TÜFE'ye bağlanmıştır."
      Getirilen değişikliğe göre kanunla belirtilen yüksek oranda prim kesilecek, ancak iradeyle aylık bağlanacaktır.

    10) Kanun'un 12. maddesi de biraz önce belirtilen sebeplerden dolayı Anayasa'ya aykırıdır.
      Kanun'un anılan (12.) maddesi aynen şöyledir:

 MADDE 12- 506 sayılı Kanunun 85 inci maddesinin birinci fıkrasının (B) bendinin (a) alt bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, (b) alt bendi yürürlükten kaldırılmış ve (c) alt bendi (b) olarak değiştirilmiştir.
 "a) İsteğe bağlı sigortalılığa devam etmek isteyenler ödeyecekleri isteğe bağlı sigorta primlerini, bu Kanunun 78 inci maddesine göre belirlenen prime esas kazanç alt sınırı ile üst sınırı arasında olmak şartıyla kendileri belirler.
     11) 4447 sayılı Kanun'un 13. maddesi de, kazanılmış haklara saygı ilkesini ihlal ettiği için, Anayasa'nın 2. maddesine, Hukuk Devleti kavramına ve 60. maddelerine aykırıdır (Tıpkı 5., 7., 9., 10. ve 12. maddeler gibi)
      Söz konusu 13 üncü madde şöyledir:
 MADDE 13- 506 sayılı Kanun'un 96 ncı maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
 "Bu Kanuna göre bağlanacak aylıklar, 78 inci maddeye göre tespit edilen prime esas günlük kazanç alt sınırının aylık tutarının %35'inden az olamaz."
      506 sayılı Kanunun değişmeden önceki 96. maddesi, malûllük, yaşlılık ve ölüm aylıklarının alt sınırını gösterge tablosunun katsayı ile çarpımının %70'inden az olamayacağını düzenlemiştir. Bu hükme göre (Kanunun yürürlük tarihinden önceki hesaplamalara göre aylık alt sınırı (9475x12000x%70=) 79.590.000.TL. olarak hesaplanmaktadır. Söz konusu madde 4447 sayılı Kanunun 13 üncü maddesi ile değiştirilerek aylık alt sınırı "78 inci maddeye göre tespit edilen prime esas günlük kazancın alt sınırının aylık tutarının %35inden az olamaz." hükmü getirilmiştir. 4447 sayılı Kanun'un bütünlüğü içinde alt sınır miktarı (120.000.000.-x%35 =) 42.000.000.TL'ye düşmektedir.
      Anayasa Mahkemesi 26/10/1988 tarih ve E.: 1988/19, K. 1988/33 sayılı kararında Anayasanın 2. maddesinde yer alan "Sosyal Hukuk Devletini" güçsüzleri, güçlüler karşısında koruyarak gerçek eşitliği yani sosyal adaleti ve toplumsal dengeyi sağlamakla yükümlü devlet olarak tanımlamıştır. Aynı kararında Anayasa Mahkemesi Anayasanın 60. maddesini "Bu hüküm bireylere yaşlılık, hastalık, kaza, ölüm ve malûliyet gibi sosyal riskler karşısında asgari ölçüde bir yaşam düzeyi sağlamayı amaçlar" şeklinde yorumlamıştır. Toplumumuzun en çok korunması gereken kesiminin emekliler olduğu herkes tarafından kabul edilen bir gerçektir. Yasa koyucu 506 sayılı Kanunu düzenlerken 96. maddeyi bu manada bir koruma hükmü olarak düzenlemiş ve yıllardır uygulamaya almıştı. Bu gün Sosyal Sigortalar Kurumundan aylık alan emekli dul ve yetimler bu koruyucu hüküm çerçevesinde aylık almaktadırlar.
      4447 sayılı Kanun'un 13. maddesi ile 506 sayılı Kanunun 96. maddesinin değiştirilmesi, aylık alt sınırının miktar olarak 79.590.000.- liradan 42.000.000.TL'ye düşürülmesi, dolayısıyla %47'ye varan bir oranda alım gücü azaltılması sonucunu doğurmaktadır. Böyle bir uygulamanın ise sosyal adalet ve toplumsal koruma anlayışı ile bağdaşmadığı açıktır. Anayasa'nın 2. maddesi çerçevesinde bu tür bir düzenlemenin Sosyal Devlet anlayışı ile bağdaşırlığının da bulunmaması gerekir.
      Bu nedenlerle 4447 sayılı Kanunun 13 üncü maddesi Anayasa'nın 2 inci ve 60'ıncı maddelerine aykırılık oluşturmaktadır.

    12) 4447 sayılı Kanun'un 15. maddesi Anayasa'nın 2., 5., 17., 56. ve 60. maddelerine aykırıdır (Tıpkı anılan Kanun'un 3. ve 4. maddeleri gibi)
      Anılan madde şöyledir:

 MADDE 15- 506 sayılı Kanunun Ek 24 üncü maddesinin (a) fıkrasının ikinci bendi yürürlükten kaldırılmış ve Ek 32 nci maddesine birinci fıkradan sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.
    "Sigortalıların çocuklarına verilecek protez, araç ve gereçlerin bedellerinin %20'si kendilerince ödenir. Ancak, sigortalıların çocuklarından alınacak katkı miktarı, ödeme tarihindeki 25/8/1971 tarihli ve 1475 sayılı İş Kanununun 33 üncü maddesine göre sanayi kesiminde çalışan onaltı yaşından büyük işçiler için uygulanan aylık asgari ücretin bir buçuk katından fazla olamaz.
    Sigortalıların geçindirmekle yükümlü bulundukları eşlerinden 520, Kurumdan sürekli iş göremezlik geliri, malûllük ve yaşlılık aylığı almakta olanların geçindirmekle yükümlü bulundukları eşleri ile Kurumdan hak sahibi olarak gelir ve aylık almakta olan eşlerden %10 katılım payı alınmak şartıyla protez, araç ve gereç yardımlarından yararlanırlar. Ancak, sigortalıların eşlerinden alınacak katkı miktarı, ödeme tarihindeki 25/8/1971 tarihli ve 1475 sayılı İş Kanununun 33 üncü maddesine göre sanayi kesiminde çalışan onaltı yaşından büyük işçiler için uygulanan aylık asgari ücretin bir buçuk katından, sürekli iş göremezlik geliri, malûllük ve yaşlılık aylığı alanların eşleri ile Kurumdan hak sahibi olarak gelir ve aylık almakta olan eşlerden alınacak olan katkı miktarı aylık asgari ücretten fazla olamaz."
      İptalleri talep edilen 3. ve 4. maddeler için belirtilen gerekçeler işbu (15.) madde için de geçerlidir.

    13) 4447 sayılı Kanun'un 16. maddesiyle, 506 sayılı Kanun'a "EK MADDE 39" olarak eklenen maddedeki "beş yıldan fazla olmamak üzere" ifadesi, Anayasa'nın 2. maddesine, Hukuk Devleti kavramına, kazanılmış haklara saygı ilkesine aykırıdır; iptal edilmelidir.
      4447 sayılı Kanun'un 16. maddesiyle getirilen "EK MADDE 39" aynen şöyledir:

    EK MADDE 39- Bu Kanunun Ek 5 ve Ek 6 ncı Maddeleri gereğince sigortalılık süresine ilave edilen gün sayıları, beş yıldan çok olmamak üzere bu Kanunun 60 ve Geçici 81 inci maddelerinde belirtilen yaş hadlerinden indirilir."
      Ek 39. maddede söz konusu edilen Ek 5 ve Ek 6. maddeler 1977 yılından bu yana hiçbir sınırlamaya tabi tutulmadan uygulanmış olan maddelerdir. 4447 sayılı Kanun ile getirilen EK MADDE 39, anılan maddelerdeki "itibari hizmet süreleri"ne sınırlama getirilerek Anayasa'nın 2. maddesinde yer alan "Hukuk Devleti" ilkesine aykırı davranılmıştır.

    14) 4447 sayılı Kanun'un 17. maddesiyle, 506 sayılı Kanun'a eklenen "GEÇİCİ MADDE 81" in (A) ve (C) bentleri Anayasa'ya aykırıdır.
      "GEÇİCİ MADDE 81" aynen şöyledir.

    GEÇİCİ MADDE 81- Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte;
 A) Bu Kanunun yürürlük tarihinden önce yürürlükte bulunan hükümlere göre yaşlılık aylığı bağlanmasına hak kazanmış olanlar ile sigortalılık süresi 18 yıl ve daha fazla olan kadınlar ve sigortalılık süresi 23 yıl ve daha fazla olan erkekler hakkında, Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce yürürlükte bulunan hükümler uygulanır.
 B) a) Sigortalılık süresi 17 (dahil) yıldan fazla 18 yıldan az olan kadınlar 20 yıllık sigortalılık süresini ve 41 yaşını doldurmaları, sigortalılık süresi 22 (dahil) yıldan fazla 23 yıldan az olan erkekler 25 yıllık sigortalılık süresini ve 45 yaşını doldurmaları ve en az 5000 gün,
 b) Sigortalılık süresi 16 (dahil) yıldan fazla 17 yıldan az olan kadınlar 20 yıllık sigortalılık süresini ve 43 yaşını doldurmaları, sigortalılık süresi 21 (dahil) yıldan fazla 22 yıldan az olan erkekler 25 yıllık sigortalılık süresini ve 46 yaşını doldurmaları ve en az 5000 gün,
 c) Sigortalılık süresi 15 (dahil) yıldan fazla 16 yıldan az olan kadınlar 20 yıllık sigortalılık süresini ve 45 yaşını doldurmaları, sigortalılık süresi 20 (dahil) yıldan fazla 21 yıldan az olan erkekler 25 yıllık sigortalılık süresini ve 48 yaşını doldurmaları ve en az 5000 gün,
 d) Sigortalılık süresi 14 (dahil) yıldan fazla 15 yıldan az olan kadınlar 20 yıllık sigortalılık süresini ve 47 yaşını doldurmaları, sigortalılık süresi 19 (dahil) yıldan fazla 20 yıldan az olan erkekler 25 yıllık sigortalılık süresini ve 50 yaşını doldurmaları ve en az 5150 gün,
 e) Sigortalılık süresi 13 (dahil) yıldan fazla 14 yıldan az olan kadınlar 20 yıllık sigortalılık süresini ve 48 yaşını doldurmaları, sigortalılık süresi 18 (dahil) yıldan fazla 19 yıldan az olan erkekler 25 yıllık sigortalılık süresini ve 51 yaşını doldurmaları ve en az 5300 gün,
 f) Sigortalılık süresi 12 (dahil) yıldan fazla 13 yıldan az olan kadınlar 20 yıllık sigortalılık süresini ve 49 yaşını doldurmaları, sigortalılık süresi 17 (dahil) yıldan fazla 18 yıldan az olan erkekler 25 yıllık sigortalılık süresini ve 52 yaşını doldurmaları ve en az 5450 gün,
 g) Sigortalılık süresi 11 (dahil) yıldan fazla 12 yıldan az olan kadınlar 20 yıllık sigortalılık süresini ve 50 yaşını doldurmaları, sigortalılık süresi 16 (dahil) yıldan fazla 17 yıldan az olan erkekler 25 yıllık sigortalılık süresini ve 53 yaşını doldurmaları ve en az 5600 gün,
 h) Sigortalılık süresi 10 (dahil) yıldan fazla 11 yıldan az olan kadınlar 20 yıllık sigortalılık süresini ve 51 yaşını doldurmaları, sigortalılık süresi 15 (dahil) yıldan fazla 16 yıldan az olan erkekler 25 yıllık sigortalılık süresini ve 54 yaşını doldurmaları ve en az 5750 gün,
 ı) Sigortalılık süresi 10 yıldan az olan kadınlar 20 yıllık sigortalılık süresini ve 52 yaşını doldurmaları, sigortalılık süresi 15 yıldan az olan erkekler 25 yıllık sigortalılık süresini ve 56 yaşını doldurmaları ve en az 6000 gün,
 Malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi ödemiş bulunmaları şartı ile yaşlılık aylığından yararlanabilirler.
 C) a) 15 yıllık sigortalılık süresini, kadın ise 50, erkek ise 55 yaşını doldurmuş ve 3600 gün malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi ödemiş bulunanlara istekleri halinde yaşlılık aylığı bağlanır
 b) (a) bendinde öngörülen şartları yerine getirememiş durumda olanlardan kadın ise 52, erkek ise 56 yaşını doldurmuş olması, en az 15 yıllık sigortalılık süresini tamamlaması ve en az 3600 gün malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi ödemiş olmaları şartıyla yaşlılık aylığından yararlanabilirler.
      4447 sayılı Kanun'un uygulama alanı en geniş alan maddesi, hiç şüphesiz ki geçici 81. maddesidir. Yine hiç şüphesiz ki 4447 sayılı Kanun'un en fazla haksızlığa sebep olan, Hukuk Devleti ilkesini ihlal eden maddesi de geçici 81. maddesidir.
      Şöyle ki;
    Getirilen düzenleme ile emeklilik yaşı, çalışma süresi, prim ödeme gün sayısı artırılmış ve bunların hepsi aynı anda yapılmıştır.
      Geçici 81. madde ile "Bu Kanunun yürürlük tarihinden önce yürürlükte bulunan hükümlere göre" çalışmakta olanların emekliliği hak etmek için çalışması gereken günler artırılmıştır.
      Bilindiği gibi, Anayasa Mahkemesi kararlarına göre hukuk devleti, "vatandaşlarına ve onların haklarına saygılı" devlet demektir. Yıllar önce, o günkü düzenlemeler çerçevesinde çalışmaya başlayan ve hayatını buna göre programlayan insanların, yolun yarısında haklarının elinden alınması hukuk dışı bir muameledir. Çünkü, Anayasa Mahkemesi'ne göre sosyal hukuk devleti "adaletli bir hukuk düzeni kuran ve bunu sürdürmeye kendini yükümlü sayan devlet"tir. Devlet yönetimi ciddi bir iştir. devlet, yurttaşlarına karşı, mızıkçı sokak çocukları gibi davranıp, oyunun yarısında "ben oynamıyorum" diyemez.
      Bilindiği gibi sosyal sigortalar sözleşmesi bir iltihakı sözleşme (katılma sözleşmesi)dir. Bu sözleşmenin kurallarını tek taraflı olarak Devlet koymuştur. Bir kısım vatandaşlar da o kuralları benimseyerek sözleşmeye katılmışlardır. Katılımcılar (sigortalılar) işe başlayıp çalışmalarına devam ederken hatta bazıları yolun tam sonuna varmakta iken, Devlet "Ben kuralları değiştiriyorum!" diyor.
      Diyor ama, sadece ve sadece "bir tek gün" sebebiyle bazı kadın üyelerin emeklilik hakkını tam "üç yıl", bazı erkek üyelerin emeklilik haklarını ise "iki yıl" engelliyor.
      Nitekim, geçici 81. maddenin (A) bendine göre:
 "Bu Kanunun yürürlük tarihinden önce yürürlükte bulunan hükümlere göre yaşlılık aylığı bağlanmasına hak kazanmış olanlar ile sigortalılık süresi 18 yıl ve daha fazla olan kadınlar ve sigortalılık süresi 23 yıl ve daha fazla olan erkekler hakkında, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce yürürlükte bulunan hükümler uygulanır."
      Bilindiği gibi 4447 sayılı Kanun 8 Eylül 1999 tarihinde yürürlüğe girdi. Buna göre, 08/09/1999 tarihinde 18 yıllık sigortalılık süresini dolduran bir kadın işçi 38 yaşını doldurduğunda yaşlılık aylığına hak kazanacak iken, bir gün sonra yani 09/09/1999 tarihinde 18 yıllık sigortalılık süresini dolduran bir kadın işçi üç yıl fazla çalışarak 41 yaşında yaşlılık aylığına hak kazanabilecektir. Daha açık bir ifadeyle:
     08/09/1999 tarihinde 18 yılını doldurmuş bir sigortalı kadın, 5000 işgününü doldurduğu takdirde, yaş şartı aranmadığı için (eski hükümlere göre) 38 yaşında yaşlılık aylığına hak kazanabilmektedir. Oysa sadece bir gün sonra yani 09/09/1999 tarihinde 18 yıllık sigortalılık süresini dolduran bir kadın sigortalı 5000 işgününü doldursa bile yaş sınırına takılarak ancak 41 yaşında yaşlılık aylığına hak kazanabilecektir. Sadece bir günlük bir farkla 3 senelik bir kayıp veya kazanç vicdanın, mantığın en önemlisi de hukukun kabul edebileceği bir husus olmasa gerek. Aynı şekilde 08/09/1999 tarihinde 23 yıllık bir erkek sigortalı 5000 işgününü doldurduğu takdirde 43 yaşında yaşlılık aylığına hak kazanabilecek iken sadece bir veya birkaç gün sonra 23 yıllık sigortalılığı tamamlayacak olan, ancak 45 yaşında yaşlılık aylığına hak kazanabilecektir.
     Burada kadın, erkek ayırımcılığının kadınların aleyhine olarak gerçekleştirildiğini de apaçık görmekteyiz. Yukarıda verilen örneği tekrar irdelersek görürüz ki; Geçici 81. maddenin (A) bendine göre sigortalılık süresi 18 yıldan fazla (08.09.1999 tarihi itibariyle) olan kadın yaş şartı aranmaksızın, 5000 işgünü ve 20 yıllık sigortalılık şartıyla 38 yaşında yaşlılık aylığına hak kazanmaktadır. Kanunun yayınlandığı tarih itibariyle 23 yıldan fazla sigortalılığı bulunan erkeklerde 5000 işgünü prim ödemek ve 25 yıl sigortalı bulunmak kaydıyla yaş şartı aranmadığı için 43 yaşında yaşlılık aylığına hak kazanabilmekte idiler. Ancak geçiş dönemi tablosu olarak belirtilen çizelgeye baktığımızda kadınları daha fazla mağdur eden bir tablo ile karşılaşmaktayız. Şöyle ki:
     08.09.1999 tarihi itibariyle 17 yıllık sigortalılık süresi olan kadınlar, 5000 işgünü prim ödemek ve 20 yıllık sigortalı olmak koşuluyla 38+3=41 yaşında, yani eski hükümlere göre emekli olunabilecek 38 sınırından 3 yıl sonra emekli olabilecekler iken, benzer durumdaki erkek sigortalılar 2 yıl sonra, yani 43+2= 45 yaşında yaşlılık aylığına hak kazanabileceklerdir.
     Böyle bir uygulamanın ise Sosyal Hukuk Devleti ile bağdaşmayacağı, Anayasa'nın hem 2. hem de 10. maddesine aykırı olacağı gayet açıktır.

     Aynı aykırılık, geçici 81. maddenin (C) bendi için de geçerlidir.
     Nitekim:
     Geçici 81'inci maddenin (C/a) alt bendine göre kanunun 60'ıncı maddesinin değiştirilmeden önceki (A) bendinin (b) alt bendinde belirtilen; kadın ise 50, erkek ise 55 yaşını doldurma, 15 yıldan beri sigortalı bulunma ve en az 3600 gün malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi ödemiş olma şartlarını 08/09/1999 tarihinde yerine getirenler diledikleri zaman yaşlılık aylığı talebinde bulunabilecekler denilerek eski hükümler aynen korunmuştur. Dikkat edilirse kanun koyucu burada kadın ile erkek arasında beş yıllık bir fark belirlemiştir. Oysa Geçici 81'inci maddenin (C/b) alt bendine göre 08/09/1999 tarihinde yukarıdaki maddede belirtilen koşulları yerine getirmemiş olanlar; bu tarihten sonra kadın ise 52, erkek ise 56 yaşını doldurmuş olmaları... kaydıyla yaşlılık aylığından yararlanabileceklerdir.
     Görüldüğü gibi Kanunun eski şeklinde ve geçiş bölümünün bir kısmında 50-55 arasındaki süre korunur iken, geçiş sürecinin diğer bölümünde bu fark 5 yıl yerine 4 yıla indirilmiştir. Bu kadınlar için kazanılmış bir hakkın sessiz sedasız bir çırpıda gasp edilmesi anlamını taşımaktadır.

    15) 4447 sayılı Kanun'un 17. maddesiyle, 506 sayılı Kanun'a eklenen "GEÇİCİ MADDE 82"de Anayasa'nın 2. maddesine; Sosyal Hukuk Devleti ilkesine aykırıdır.
      Geçici 82. maddeyle, sigortalıya bağlanacak aylığı hesaplama usulü bütünüyle değiştirilmiş, "kanuni kesin kriterler" yerine, "yönetsel keyfi kriterler" getirilmiştir.
     Anılan madde aynen şöyledir;

     "GEÇİCİ MADDE 82- Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce sigortalı bulunanlara bağlanacak aylıklar, aşağıdaki (a) ve (b) bentlerine göre hesaplanacak aylıkların toplamından oluşur.
     a) Sigortalının bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihe kadar prim ödeme sürelerine ait aylığı aşağıdaki şekilde belirlenir.
     Sigortalının aylık talep tarihine kadar ki toplam prim ödeme gün sayısı üzerinden, bu Kanunun yürürlük tarihi itibariyle ve bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önceki hükümlere göre hesaplanacak aylığının sigortalının bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihe kadar ki prim ödeme gün sayısı ile orantılı bölümü, bu Kanunun yürürlük tarihinden itibaren aylık başlangıç tarihine kadar geçen takvim yılları için, her yılın Aralık ayına göre Devlet İstatistik Enstitüsü tarafından açıklanan en son temel yıllı kentsel yerler tüketici fiyatları indeksindeki artış oranı ve gayrisafi yurt içi hasıla sabit fiyatlarla gelişme hızı kadar ayrı ayrı artırılarak hesaplanır.
     Hesaplanan yaşlılık aylığı, aylık bağlanması için yazılı başvurunun yapıldığı yılın Ocak ayı ile aylığın başladığı takvim yılının başlangıç tarihi arasında geçen her ay için Devlet İstatistik Enstitüsü tarafından açıklanan en son temel yıllı kentsel yerler tüketici fiyatları indeksindeki artış oranları kadar artırılır.
     b) Sigortalının bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonraki prim ödeme sürelerine ait aylığı ise sigortalının aylık talep tarihine kadar toplam prim ödeme gün sayısı üzerinden bu Kanunu 61 inci maddesi hükümlerine göre hesaplanacak aylığının, bu Kanunun yürürlük tarihinden sonraki prim ödeme gün sayısına orantılı bölümü kadardır.
     Sigortalıya yukarıdaki (a) ve (b) bentlerine göre bağlanacak aylıkların toplamı, sigortalının aylık talep tarihindeki toplam prim ödeme gün sayısı üzerinden, bu Kanunun yürürlük tarihi itibariyle, bu Kanunun yürürlük tarihinden önceki hükümlere göre hesaplanan aylığının, bu Kanunun yürürlük tarihi ile aylık başlangıç tarihi arasında geçen takvim yılları için her yılın Aralık ayına göre Devlet İstatistik Enstitüsü tarafından açıklanan en son temel yıllı kentsel yerler tüketici fiyatları indeksindeki artış oranına ve bu Kanunun 61 inci maddesinin son fıkrasına göre artırılmış değerinin altında olamaz.
     Bu Kanunun yürürlük tarihinden sonra malûllük aylığına hak kazananlar ile ölen sigortalıların hak sahiplerinin aylıkları, yukarıdaki fıkralarda belirtilen hükümler esas alınarak, 55 veya 67 nci madde hükümlerine göre hesaplanır. Bu Kanunun yürürlük tarihinden sonra prime esas kazancı bulunmayanların malûllük ve ölüm aylıkları, bu Kanunun yürürlük tarihinden önceki hükümlere göre hesaplanır ve yukarıdaki (a) bendindeki esaslara göre artırılarak bağlanır."
     Görüldüğü gibi Geçici 82.madde, sigortalının aylığının hesaplanmasında bir takım belirsizliklerin yanı sıra 4447 sayılı Kanun'un 7 nci maddesiyle değişik 61 inci maddeyi de devreye sokmaktadır.
     Böylece:
     Kanunun Geçici 82 nci maddesiyle aylıkların hesaplanmasında, sigortalının 01/01/2000 tarihinden önceki prim ödeme gün sayıları ile bu tarihten sonraki prim ödeme gün sayıları için ayrı ayrı hesaplanacak aylıkların toplamından oluşan, sigortalının aleyhine "karma bir sistem" öngörülmüştür.
    a) Sigortalının 01/01/2000 tarihine kadar olan prim ödeme sürelerine ait aylığı; tahsis talep ya da ölüm tarihine kadar sigortalılık süresindeki toplam prim ödeme gün sayısı üzerinden, 01/01/2000 tarihi itibariyle önceki hükümlere göre hesaplanacak aylığının, sigortalının 01/01/2000 tarihine kadar prim ödeme gün sayısı ile orantılı bölümü, 01/01/2000 tarihinde aylık başlangıç tarihine kadar geçen takvim yılları için, her yılın Aralık ayına göre DİE tarafından açıklanan TÜFE artış oranı ve GH (gayri safi yurtiçi hasıla sabit fiyatlardaki gelişme hızı) kadar tahsis talep veya ölüm yılının Ocak ayına kadar ayrı ayrı artırılarak hesaplanacaktır.
    b) Sigortalının 01/01/2000 tarihinden sonraki prim ödeme gün sayılarına ait aylığı ise sigortalının aylık talep ya da ölüm tarihine kadar toplam prim ödeme gün sayısı üzerinden, sigortalılığı 01/01/2000 tarihinden sonra başlayanların aylıklarının hesabında olduğu gibi yukarıda (c) alt başlığının 1 inci maddesinde yapılan açıklamalara göre hesaplanacak aylığının, 01/01/2000 tarihinden sonraki prim ödeme gün sayısına orantılı bölümü kadar olacaktır.
    c) Yukarıdaki (a) ve (b) maddelerinde yapılan açıklamalara göre hesaplanan aylıkların toplamı, sigortalının tahsis talep veya ölüm yılındaki Ocak ayı itibariyle hesaplanan aylığını oluşturacaktır.
     Bu şekilde bulunan aylık, tahsis talep ya da ölüm yılına ait Ocak ayından aylık başlangıç tarihine kadar geçen her ay için Şubat ödeme döneminden başlanarak DİE tarafından açıklanan TÜFE artış oranları kadar artırılmak suretiyle sigortalının ilk aylığı belirlenecektir."
     Böyle bir belirlemenin ise Sosyal Hukuk Devleti ile bağdaşmayacağı; Anayasa'nın 2 nci ve 60 ıncı maddelerine aykırı olacağı hiçbir duraksamaya meydan vermeyecek kadar açıktır.

    16) 4447 sayılı Kanun'un 18'inci maddesi de, tıpkı 6'ncı maddesi gibi Türkiye'nin gerçeklerine, Anayasa'ya: Sosyal Hukuk Devleti ilkesine aykırıdır.

    17) 4447 sayılı Kanun'un 19 uncu maddesi, Anayasa'nın 2 nci maddesine, Sosyal Hukuk Devleti ilkesine aykırıdır:
      Madde aynen şöyledir:

 MADDE 19.- 2925 sayılı Kanunun 21 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
 "Yaşlılık aylığının hesaplanması
 MADDE 21.- Yaşlılık aylığı bağlanmasına hak kazanan sigortalıya, 506 sayılı Kanunun 61 inci maddesinde belirtilen esaslara göre yaşlılık aylığı bağlanır."
      506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu'nun 61 inci maddesini değiştiren 7 nci maddeyle ilgili olarak yukarıda belirttiğimiz gerekçeler 19 uncu madde için de geçerlidir.

    18) 4447 sayılı Kanun'un 20 nci maddesi Anayasa'nın 2 ve 60 ıncı maddelerine aykırıdır.
     Yukarıda çerçeve madde 10 hakkında belirtilen gerekçeler, bu (20.) madde için de geçerlidir.

    19) 4447 sayılı Kanun'un 21 inci maddesiyle, 506 sayılı Kanun'un 9 (dokuz) maddesinin daha, 2925 sayılı Kanun'da aksine hüküm bulunmadıkça, sigortalı tarım işçileri için uygulanacağı belirtilmektedir.
     Söz konusu 21 inci madde şöyledir:

 MADDE 21.- 2925 sayılı Kanunun 39 uncu maddesinin (a) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
 a) 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun 13, 14, 15, 18, 20, 21, 22, 23, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 39, 41, 52, 53, 54, 55, 56, 57, 58, 59, 60/F, 67, 68, 70, 71, 84, 92, 93, 94, 95, 98, 99, 100, 101, 105, 109, 110, 111, 115, 116, 117, 118, 120, 121, 123, 126, 129, 130, 132, 134, 135/(A), Ek 38, Geçici 82 nci maddeleri,
      2925 sayılı Kanun'un 39 uncu maddesinin (a) bendinin kapsamına yeni alınan dokuz maddenin (20, 23, 55, 58, 67, 68, 71, Ek 38 ve Geçici 82 nci maddelerin) tamamı sigortalının yükünü ağırlaştıran maddelerdir.
 Sonraki sayfa

(11 KASIM 1999) (1 ARALIK 2001)
Geri
sayfa başı
Geldiğiniz sayfaya dönüş

© 2001 BELGEnet
belgenet.com sitesindeki metin, resim ve diğer içeriğin hakları saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.