Türkiye'de yaşanan olaylar...

 
 Ana Sayfalar
 BELGENET 
 ARŞİV
 BELGELER 
İlgili sayfalar
CUMHURİYET GAZETESİ - HABER
24 OCAK 2000 
CUMHURİYET GAZETESİ -1.SAYFA
 
 
İlgili linkler
UĞUR MUMCU VAKFI
UĞUR MUMCU'YA SAYGI İLE...

UNUTMADIK!

Gazeteci yazar Uğur Mumcu'nun, bombalı saldırı sonucu öldürülmesinin 7. yılı. 
Mumcu ile ilgili olarak 24 Ocak 2000 tarihli Radikal ve Milliyet gazetelerinde yer alan haberler şöyle:


 

Namus sözleri unutuldu

Mumcu suikastı 'failsiz' yedinci yılını doldurdu. Sekiz hükümet, suç duyurularına kulak asmadı. Namus sözü verenler terfi etti, cinayetin üzerindeki perdeyi aralamaya çalışanlar cezalandırıldı
GÜNEŞ G. ILICAK

ANKARA - Faili meçhul cinayetlerin sayısı her geçen gün katlanarak artarken, devletin gazeteci-yazar Uğur Mumcu'nun öldürülmesinin ardından verdiği, ancak tutmadığı 'namus' sözü, bugün yedinci yılını dolduruyor. Uğur Mumcu suikastı 'asli faili' bulunmadan yeni bir yıla girerken, TBMM'nin faili meçhuller konusunda yaptığı suç duyurularına kulak asmayan hükümet sayısı da sekize yükseldi. TBMM tarafından görevini savsaklayanlar hakkında yapılan suç duyuruları, hâlâ tozlu raflardan indirilmeyi bekliyor.

Savcının önlenemeyen yükselişi
24 Ocak 1993'te bombalı bir suikast sonucu yaşamını yitiren Mumcu'nun ölümünün ardından olayın aydınlatılacağı konusunda namus ve şeref sözü veren siyasiler ve bürokratlar çeşitli makamlara terfi ederken, cinayetin üzerindeki sis perdesini aralamaya çalışanlar siyaset sahnesinden silinerek cezalandırıldı. Suikast tarihinde başbakan olan Süleyman Demirel bugün görev süresinin uzatılmasını beklerken, soruşturmayı savsaklayan dönemin DGM Savcısı Ülkü Coşkun, hakkındaki ceza istemleri göz ardı edilerek terfi ettirildi. TBMM'de kurulan ve olayı sorgulayan komisyonda görev alan bazı milletvekilleri ise, seçimlerde kendi parti liderlerince listelere alınmayarak cezalandırıldı. Cinayetin ardından ortaya çıkan tanıklar 'yalancı' diye nitelendirilip susturulurken, olaya karıştığını ileri süren tek sanık da 'deli' ilan edildi. Olaydan bu yana geçen yedi yıllık dönemde Mumcu adına tahammül edemeyenler, cadde ve sokaklarda isim değiştirerek intikam alırken, ailenin idare hakkında açtığı tazminat davalarının bir kısmı da hâlâ sonuçlanmadı.

Suçlamalar havada kaldı
Mumcu cinayeti soruşturmasında görevini kötüye kullanan kamu görevlileri hakkındaki suç duyuruları tozlu raflara kaldırıldı. Soruşturmanın savsaklanmasında birinci derecede rol oynadığı müfettişlerce saptanan ve hakkında disiplin cezası verilmesi istenen dönemin savcısı Ülkü Coşkun, terfi eden bürokratların başında yer aldı. Mumcu cinayetini 'devletin yaptığını, siyasi iktidarın isterse çözeceğini' ifade eden Hâkim Albay Ülkü Coşkun, hakkındaki suç duyuruları Milli Savunma Bakanlığı'nca 'görülen lüzum üzerine' işleme konulmadığı gibi, tetkik hâkimliğinden Askeri Yargıtay üyeliğine getirildi. Dönemin Ankara DGM Başsavcısı Nusret Demiral ise emekli olduktan sonra MHP'den siyasete atıldı, ancak daha sonra partiden de uzaklaştırıldı.

Komisyon, savcıları suçladı
1993'te kurulan Meclis Araştırma Komisyonu tarafından, Demiral ile Coşkun hakkında, 'araştırma komisyonu'nun çalışmalarını engelleyip, hukuka aykırı olarak Emniyet Müdürlüğü'nün bilgi ve belge akışını kesmek' suçlamasıyla, Yüksek Hâkimler ve Savcılar Kurulu'na suç duyurusunda bulunuldu. Bu suç duyurusu da işleme konmadı. Mumcu ailesinin şikâyeti üzerine 1995'te soruşturma başlatan Adalet Bakanlığı, 'disiplin cezası' verilmesini kararlaştırdı. Ancak asker savcı olan Coşkun hakkındaki bu işlem, Milli Savunma Bakanlığı'nca 'görülen lüzum üzerine' yerine getirilmedi.
1997'de kurulan Meclis Araştırma Komisyonu raporunda ise, Demiral ve Coşkun'a yöneltilen 'soruşturmayı savsaklama ve görev kusuru' suçlamalarının yanı sıra, hakkında soruşturma yapılması istenen kişiler şöyle sıralandı: 
"Mumcu'yu koruma konusunda gerekli önlemleri almayan dönemin Ankara Valisi Erdoğan Şahinoğlu ile her kademede görev yapan ilgililer; TRT'de Perde Arkası Programı'na katılarak soruşturmanın gizliliğini ihlal eden kamu görevlileri; Ateş Hattı Programı'na tanık Ayhan Aydın'ı götürerek soruşturmanın gizliliğini ihlal eden kamu görevlileri; İslami Hareket Örgütü üyelerinin yakalanma tutanaklarında tahrifat yapan ve imha tutanakları düzenleyen İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nde görevli polislerle diğer ilgili ve görevliler."

Savsaklamanın püf noktaları
Uğur Mumcu Cinayetini Araştırma Komisyonu Raporu'na göre, savcılara yöneltilen suçlamalar şöyle özetleniyor: 

  • Soruşturmanın gizliliği ihlal edilmiştir. DGM savcılığı, soruşturmanın devam ettiği ve faillerin henüz belli olmadığı bu olayda en önemli delil sayılabilecek bu raporu, gizli tutulması gerektiği halde alenileştirerek olayı zora sokmuştur. 
  • Suikast tanığını iradesi dışında televizyon programına çıkartan polis yetkilileri hakkında hiçbir işlem yapılmamıştır. Savcılığın bu tavrı, söz konusu tanığın sindirilmesi olarak değerlendirilmiştir. Bu konularda birinci derecede sorumlu olan zamanın DGM Başsavcısı Demiral, hiçbir soruşturma ve dava açmamıştır. Komisyona bilgi vermekten kaçınan Demiral'ın, programın yayımlanmasından sonra sorumlular hakkında herhangi bir işlem yapmaması önemli bir eksikliktir. 
  • Mumcu'nun öldüğü tarihte numaraların istenmesi durumunda, geriye dönük altı aylık bir sürenin telefon numaralarının incelenmesinin mümkün olduğu anlaşılmıştır. Coşkun, 'Mumcu'nun telefonla konuştuğu numaraları PTT'den sormanın akıllarına gelmediğini, bu konuda bir tespit ve soruşturma, çalışma yapmadıklarını, bu konuda önemli bir tespitleri de olmadığından araştırma yapamadıklarını' ifade etmiştir. Bu konuda DGM savcılığının görev kusuru olduğu sonucuna varıldığından, ilgililer hakkında soruşturma açılmalıdır.

  • İslami Hareket Örgütü ile ilgili operasyon tutanaklarında tahrifat yapılmıştır. Delil toplama ve ifade almada gerekli özen gösterilmemiştir. Patlamanın hemen arkasından olay mahalli tam kontrol altına alınamamıştır. Gelenlerin siyaset adamları olması, bu ihmal için mazeret olamaz. Deliller ayaklar altında çiğnenmiştir. Görgü tanıklarının listesi ve delil tespit cetveli yapılmamıştır. Bazılarının ya ifadesi alınmamış ya da çok geç alınmıştır. Taksi şoförleri ile polis memurlarının ifadeleri tek tiptir. Burada bir yönlendirme olduğu konusunda kuşkular vardır. Olay sırasında fotoğraf çektiği ifade edilen zenciler ile ilgili bir araştırma yapılmamıştır. Mumcu'nun komşusu Ömer Çiftçi'nin ifadelerindeki çelişkiler DGM savcılığınca değerlendirilmelidir. Büyük otellerde bir araştırma yapılmamış olması, üzerinde durulması gereken bir eksikliktir.


2000 de hala faili mechul 

Ersan Atar, Ezelhan Üstünkaya Ankara


 


        24 Ocak 1993'de katledilen Uğur Mumcu suikastı faili mechul cinayetler arasındaki yerini hala koruyor. Veriler tüm sözlere karşın suikastın arkasındaki isimler ve örgütlere ilişkin ipucu bile bulunamadı. Mumcu, bugün başlayacak "7. Adalet ve Demokrasi Haftası'nda" anılacak. Mumcu dostları, bugün, suikastın meydana geldiği sokakta ve mezarı başında bir araya gelecek. Büyük Tiyatro'da "Dizelerde saklı yaşam" konulu oyun sergilenecek.

       Gazeteci - yazar Uğur Mumcu'nun 24 Ocak 1993 yılında evinin önünde arabasına konan bombanın patlamasıyla katledilişinin üzerinden yedi yıl geçti. Ancak hala cinayetin failleri konusunda kesin bir bilgiye ulaşılamadı. Mumcu suikastı da faili meçhul cinayetler arasındaki yerini koruyor.
       Mumcu, bugün başlayacak "24 - 31 Ocak 7. Adalet ve Demokrasi Haftası'nda" anılacak., Hafta Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı um:ag) ve 60 sivil toplum örgütü işbirliğiyle gerçekleştirilecek Mumcu dostları, bugün saat 13.00'te suikastın meydana geldiği sokakta, 15.30'da Cebeci Asri Mezarlığı'nda bir araya gelecek. 20.00'de Büyük Tiyatro'da "Dizelerde saklı yaşam" konulu oyun sergilenecek.
       (Gazeteci Yazar Uğur Mumcu'nun katlinin üzerinden yedi yıl geçmesine karşın, olayla ilgili olarak şu ana kadar sadece bir kişi yargıç önüne çıkartılabildi.
       Savcılık beş yıl süren soruşturma sonunda hazırladığı iddianamede, "Yeşil" kod adlı Mahmut Yıldırım'ın sanık Abdullah Argun Çetin ile ilişkili olduğunu saptadı, ilişkinin ne için kurulduğu sorusu karanlıkta kaldı.
       Keleş, olayla ilgili hazırladığı iddianamede, sanık Çetin'in "Mumcu'nun öldürülmesi için oluşturulan çetenin üyesi" tespitini yaptı. Çetenin isminin belirlenemediği iddianamede, çetenin diğer üyelerinin sadece isimleri geçti.
       İddianame, kamoyunun yanıt aradığı pek çok sorunun yanı sıra, yanıtları karanlıkta kalan şu soruları da gündeme getirdi:
       * Yeşil olayın neresinde: Abdullah Argun Çetin'in "Yeşil" kod adlı Mahmut Yıldırım'ı 1992'de tanıdığı, "Sebahattin" isimli kişiyle de bağlantısı bulunduğunu belirtti. Çetin'in Budapeşte'de olduğu sırada Yeşil'le görüştüğü kaydedildi ancak görüşmenin ne için yapıldığı yanıtsız kaldı.
       * İsim var kimlik yok: İddianamede, Çetin'in kimlerle nerede görüştüğü açıklanırken, sadece isimlere yer verildi. Ancak bu kişiler kimdi ve yakalanması için ne gibi işlemler yapıldı?
       * Formül hala geçerli mi: Çetin'in içinde bulunduğu çetenin, dönemin Başbakanı Mesut Yılmaz'ın eşi Berna Yılmaz veya alternatif olarak kardeşi Turgut Yılmaz, Gazeteci Emin Çölaşan, o dönem milletvekili olan Cavit Çağlar'ın oğlu Mustafa Çağlar ve işadamı Ali Balkaner'in oğlu Hakan Balkaner'e 11 Kasım 1998'de suikast hazırlığı planı içinde olduğu kaydedildi. Sanık Çetin'e bu planın formülü olan "3 x 11 - 6 H"ın Selahattin isimli kişi tarafından İstanbul'da verildiği bilgisi tespit edildi. Formül, "1998 yılının 11. ayının 11. gününde saat 11.00'de 6 kişiye yönelik eylem" yapılacağı bilgisini içeriyordu. Planı kimin kurduğu somutlaşmadı.
       * Ayhan neden ciddiye alınmadı: Almanya'da tutuklu bulunan Cengiz Ayhan isimli kişi, DGM'ye gönderdiği mektupta, Mumcu'yu kendisinin öldürdüğünü savundu. Savcı Keleş Almanya'ya giderek Ayhan'ın ifadesini aldı. Ancak Ayhan'ın ifadeleri hiçbir şekilde iddianameye yansımadı. Cengiz Ayhan kendisinin Esir Türkleri Kurtarma Ordusu (ETKO) adlı örgütün lideri olduğunu ileri sürüyordu.

PKK - Hizbullah ilişki

       Mumcu öldürüldükten sonra, kendisini hedef haline getirebilecek yazıları üzerinde yeniden düşünülmeye başlandı. Mumcu'nun faili meçhul cinayetler konusunda yazdıklarından bazıları şöyle:
       "Bu iki örgütün (PKK ve Hizbullah) birbiriyle bağdaşması olanaksız gibi görülüyorsa da, 1990'da PKK ile Hizbullah arasında yakınlaşmalar olduğu biliniyor. PKK lideri Abdullah Öcalan'ın Almanya'da yayınlanan örgütün yayın organı Serxwebun adlı gazetede 1990 Kasım sayısında yayınlanan 'Kürdistan'da Türklük, İslamiyet ve Ulusal Kurtuluşçuluk' yazısında şu görüşleri savunmuştu: 'Dinin anti - emperyalist, anti - sömürgeci bir temelde ve halkın tarihi geleneklerine uygun bir mücadele aracı olarak kullanılmasına önayak olmak gerekir. Gerekli örgütlenmeleri yapmalıyız. Tarikatlara ve mezheplere ulaşmalıyız'" (Milliyet 21 Şubat 1992)
       "Turan Dursun'u kimler öldürdü? Kimlerin öldürdüğü ad ad bilinmiyor. Belki katillerin kimlikleri hiç bilinmeyecek de. Ama İslam dinini eleştiren bir eski din adamını kimlerin niçin öldürecekleri herhalde biliniyor. Katiller büyük olasılıkla İslamcı terör örgütlerinin militanlarıdır. Bu örgüt 'Hizbullah' örgütü müdür, 'İslami Cihad' mı, 'Türkiye İslami Kurtuluş Cephesi' mi, yoksa adı duyulmamış bir başka örgüt mü?" (Cumhuriyet 6 Eylül 1990)
       "Dünyada terör yöntemleri kullanan İslamcı örgütler yok mu? Mısır'daki 'Müslüman Kardeşler' var, İran kökenli 'Hizbullah' var. Bunların Muammer Aksoy, Çetin Emeç, Turan Dursun ve Bahriye Üçok cinayetleri ile ilgileri var mı? Öldürülenlerin kimlikleri, yaşamları boyunca uğruna savaştıkları ilkeler, bu cinayetlerin İslamcı terör örgütlerince işlendikleri kuşkusunu doğruyor" (Cumhuriyet 2 Kasım 1990)

(Radikal ve Milliyet Gazeteleri internet sitelerinden alınmıştır.)
(24.1.2000)

sayfa başı