| Susurluk'ta Mercedes marka otomobilin bir kamyona arkadan
çarpması sonucu ortaya çıkan ilişkiler ve iddialar, yaklaşık 4 yıldır kamuoyunun
gündeminden düşmedi.
İstanbul yönüne seyir halinde olan 06 AC 600 plakalı Mercedes marka
otomobil, 3 Kasım 1996 günü saat 19.15 sıralarında Susurluk'un Uçakyolu
Mevkii'nde benzin istasyonundan çıkan Hasan Gökçe yönetimindeki 20 RC 721
plakalı kamyona arkadan çarptı. Kazada, özel otomobilde bulunan 4 kişiden
3'ü ölürken, 1'i ağır yaralı olarak hastaneye kaldırıldı.
Buraya kadar her şey normal bir trafik kazası gibi görünürken, aradan
geçen saatler içerisinde kazada ölen kişilerin İstanbul eski Emniyet Müdür
Yardımcısı Hüseyin Kocadağ, üzerinden "Mehmet Özbay" adına düzenlenmiş
kimlik çıkan katliam sanığı Abdullah Çatlı ve sevgilisi Gonca Us, yaralanan
kişinin de DYP Şanlıurfa Milletvekili Sedat Edip Bucak olduğu anlaşılınca
olay Türkiye gündemine adeta "bomba gibi" düştü.
"Temiz toplum, temiz siyaset" anlayışını savunanların "Milat" olarak
kabul ettikleri 3 Kasım 1996 tarihinden sonra ortaya çıkan ilişkiler ve
iddialar, yaklaşık 4 yıldır kamuoyunda değişik boyutlarıyla tartışılır
hale geldi.
Susurluk'un ilk sanığı kamyon şoförü
Kazadan bir gün sonra "Tedbirsizlik ve dikkatsizlik sonucu birden fazla
kişinin ölümüne, bir kişinin de yaralanmasına yol açmak" suçundan tutuklanan
kamyon şoförü Hasan Gökçe, kazada 8'de 6 oranında kusurlu bulunduğu için
26 Mayıs 1997'de Susurluk Asliye Ceza Mahkemesi'nce 3 yıl hapis ve 945
bin lira ağır para cezasına çarptırıldı.
Hapis cezası 6 milyon 420 bin lira ağır para cezasına çevrilen Gökçe,
ayrıca Hüseyin Kocadağ'ın eşi Kıymet Kocadağ'a da 100 milyon lira tazminat
ödemeye mahkum edildi.
Uzun süre Denizli'nin Buldan İlçesi'ndeki evinde olayın şokunu atlatmaya
çalışan Gökçe, daha sonra şoförlüğe geri döndü, ancak 1 Temmuz 1998'de
Manisa'nın Ahmetli İlçesi'nde başka bir kamyonla çarpıştı.
Bu kazaya ilişkin Ahmetli Asliye Ceza Mahkemesi'nde yargılanan Gökçe,
olayda kusuru bulunmadığı gerekçesiyle beraat etti.
"Siyasetçi-polis-mafya" üçgeni
Medyanın kazadan sonra olayı "Siyasetçi-polis-mafya" üçgeni içinde tutması
nedeniyle yayınlanan haberleri ihbar kabul eden İstanbul DGM Cumhuriyet
Başsavcılığı, 11 Kasım 1996'da, "Cürüm işlemek amacıyla teşekkül oluşturmak"
suçundan soruşturma başlattı.
Soruşturma sırasında, milletvekili Sedat Edip Bucak'ın resmi korumalığını
yapan özel timci polis memurları Ayhan Çarkın, Ercan Ersoy ve Oğuz Yorulmaz'ın,
kumarhaneci Ömer Lütfü Topal'ın 28 Temmuz 1996'da Sarıyer'de öldürülmesinden
sonra gelen bir telefon ihbarı üzerine Topal'ın iş ortakları Sami Hoştan
ve Ali Fevzi Bir'le birlikte İstanbul Emniyeti'nce gözlem altına alındığı,
dönemin İçişleri Bakanı Mehmet Ağar'ın talimatıyla Ankara'ya gönderilerek
serbest bırakıldığı ve daha sonra Bucak'a koruma olarak verildiği ortaya
çıktı.
Ataköy'deki evinde yeşil pasaport, Mehmet Ağar imzalı Emniyet Genel
Müdürlüğü'nde uzman olarak görev yaptığını gösterir belge ve silahlarla
yakalanan uluslararası uyuşturucu kaçakçısı Yaşar Öz'ün de, yine aynı şekilde
Ankara'dan gelen talimatla serbest bırakıldığı anlaşıldı.
Bu arada, İnterpol tarafından kırmızı bültenle aranan Abdullah Çatlı'nın,
Özel Tim'de görevli polis memuru Ziya Bandırmalıoğlu'nun oğlunun sünnet
düğününde dönemin Özel Harekat Dairesi Başkan Vekili İbrahim Şahin ve polis
memuru Ayhan Çarkın'la oynarken çekilmiş fotoğrafları da basında yer aldı.
Silivri'de otomobili terk halinde bulunan MİT eski görevlisi işadamı
Tarık Ümit'in kaybolmasından da, bazı özel tim mensupları ve polis şeflerinin
sorumlu oldukları öne sürüldü.
Soruşturmayı yürüten DGM Cumhuriyet Savcıları Aykut Cengiz Engin, Ahmet
Gürses ve İrfan Özliyen, bildiklerini dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'e
şifai olarak anlatan İstanbul Emniyet Müdürü Kemal Yazıcıoğlu ile Emniyet
Genel Müdürlüğü İstihbarat Dairesi Başkan Yardımcısı Hanefi Avcı ve MİT
eski görevlisi olan Emniyet Genel Müdürü Müşaviri Korkut Eken'in de aralarında
bulunduğu çok sayıda kişiyi dinledi.
Savcılar ayrıca, talimat yazısıyla Ankara DGM Cumhuriyet Savcısı Dilaver
Kahveci'nin, 4 Aralık 1996'da milletvekili Sedat Edip Bucak'ın Ankara'daki
lojmanında ifadesinin alınmasını sağladılar.
çete davası
Soruşturma aşamasında özel timci polis memurları Ayhan Çarkın, Oğuz
Yorulmaz ve Ercan Ersoy'u 13 Ocak, Mustafa Altunok ve Enver Ulu ile Bucak'ın
şoförü Abdülgani Kızılkaya'nın da 14 Ocak 1997 tarihinde "Cürüm işlemek
amacıyla teşekkül oluşturmak" suçundan tutuklanarak Metris Cezaevi'ne gönderilmesini
sağlayan savcılar, 27 Ocak 1997'de savcılık sorgusunun ardından mahkemece
tutuklandığını anlayınca DGM'den firar eden polis memuru Ziya Bandırmalıoğlu
ile Özel Harekat Dairesi Başkan Vekili İbrahim Şahin, polis memuru Ayhan
Akça, uyuşturucu kaçakçısı Yaşar Öz, Topal'ın iş ortakları Ali Fevzi Bir
ve Sami Hoştan hakkında da gıyabi tutuklama kararları çıkarttılar.
Bu kişilerden Yaşar Öz'ün gıyabi tutukluluğu 8 Nisan 1997, İbrahim Şahin'in
11 Mart 1997, Ziya Bandırmalıoğlu ve Ayhan Akça'nın 12 Mart 1997, Ali Fevzi
Bir'in 9 Ekim 1997 ve Sami Hoştan'ın da 6 Şubat 1998 tarihinde vicahiye
çevrildi.
Soruşturmayı 6 Mart 1997'de tamamlayan İstanbul DGM Cumhuriyet Başsavcılığı,
İbrahim Şahin, Ayhan Çarkın, Ayhan Akça, Ercan Ersoy, Oğuz Yorulmaz, Enver
Ulu, Mustafa Altunok, Ziya Bandırmalıoğlu, Abdülgani Kızılkaya, Yaşar Öz
ve Korkut Eken hakkında "Cürüm işlemek amacıyla silahlı teşekkül oluşturmak"
ile "Hakkında yakalama ve tevkif müzekkeresi bulunan kişiyi yetkili mercilere
haber vermemek" suçundan 5 ile 9'ar yıl arasında ağır hapis cezası istemiyle
dava açtı.
Kazada öldükleri için Hüseyin Kocadağ, Abdullah Çatlı ve Gonca Us hakkında
dava açılmasına gerek görmeyen başsavcılık, daha sonraları yakalanan Ali
Fevzi Bir, Sami Hoştan ve Haluk Kırcı'yı da ek iddianamelerle davanın sanıkları
arasına kattı.
Suikast silahıyla başsağlığı ziyareti!
Susurluk'taki kaza, ortaya atılan iddialar, sanıkların ilişkileri ve
ele geçirilen delillerin detaylı olarak irdelendiği 42 sayfalık ana iddianamede,
"Türkiye'de katliam sanığı olarak aranan silahlı eylemci ile bu kişiyi
yakalamakla görevli üst düzey bir emniyet mensubu, polis memurları ve bir
milletvekilinin bir arada olmasının, ruhsatlı silahlarının yanı sıra saldırı,
suikast ve gizlice cinayet işlemekte kullanılan vahim silahlar ve mermileri
yanlarında bulundurmaları, basit bir tatil gezisi veya başsağlığı ziyareti
ile izah edilmesi inandırıcı görülmemiştir" tespitine yer verildi.
"Yasadışı bölücü terör örgütlerine destek veren kişilerle hukuki yollarla
mücadele edebilmek imkanı bulunmadığını düşünen bir kısım görevlilerin,
muhtelif suçlardan aranan kişiler, kumarhane işletmecileri, bir kısım yönetici
ve siyasetçiler ile Özel Harekat Daire Başkanlığı'nda görevli bazı polis
memurlarından teşekkül oluşturdukları" iddiasının da yer aldığı iddianamede,
"Bu teşekküldeki şahısların kimlikleri, görev alanları ve ülkedeki etkinlikleri
dikkate alındığında teşekkülün eylemlerinin yetkili ve görevli merciler
tarafından artık kontrol edilemez boyutlara ulaştığı görülmüştür" denildi.
İstanbul 6 No'lu DGM'de açılan davanın ilk duruşması, 2 Haziran 1997
tarihinde yapıldı.
Tahliye kutlamaları
Yargılama aşamasında bu sanıklardan Ayhan Çarkın, Oğuz Yorulmaz ve Ercan
Ersoy 290, Mustafa Altunok 204, Abdülgani Kızılkaya 193, İbrahim Şahin
185, Ayhan Akça ve Ziya Bandırmalıoğlu 184'er, Enver Ulu 141, Ali Fevzi
Bir 119 ve Sami Hoştan da 31 gün tutuklu kaldıktan sonra kutlamalar eşliğinde
Metris Cezaevi'nden tahliye edildiler.
Başka bir dava kapsamında tutuklu bulunan Yaşar Öz ise, bu davadan 105
gün tutuklu kaldıktan sonra tahliye oldu.
Sonradan yakalanan Haluk Kırcı da, bu davada 155 gün tutuklu kaldıktan
sonra tahliye edildi.
Susurluk'taki kazadan sonra ortaya atılan iddialar ve bağlantılar, Cumhurbaşkanlığı,
TBMM Başkanlığı, Başbakanlık, emniyet ve adli makamlar ile sivil toplum
kuruluşları arasında değişik boyutlarıyla araştırma konusu yapıldı.
İstanbul DGM Cumhuriyet Başsavcılığı, kazadan sonra ortaya atılan iddialar
arasında adı geçince istifa eden dönemin İçişleri Bakanı Mehmet Ağar ile
DYP Şanlıurfa Milletvekili Sedat Edip Bucak hakkında 11 Şubat 1997 günü
dokunulmazlıklarının kaldırılması istemiyle hazırladığı fezlekeyi, Adalet
Bakanlığı aracılığıyla TBMM Başkanlığı'na gönderdi.
Başsavcılık, 11 Aralık 1997'de Meclis Genel Kurulu'nda yapılan oylama
sonucu bu suçtan dolayı yasama dokunulmazlıkları kaldırılan Ağar hakkında,
7 ile 15 yıl arasında ağır hapsi gerektiren "Gıyabi tutuklama kararı ile
aranan Abdullah Çatlı'nın yerini bildiği halde yetkili mercilere haber
vermeyerek saklamak", "Öz ve Çatlı gibi kişilere silah taşıma izin belgeleri
ve hususi yeşil pasaport vererek görevi suiistimal etmek" ve "Cürüm işlemek
amacıyla teşekkül oluşturmak", Sedat Edip Bucak hakkında da 11 ile 20 yıl
arasında ağır hapsi gerektiren "Gıyabi tutuklama kararıyla aranan Abdullah
Çatlı'nın yerini bildiği halde yetkili mercilere haber vermeyerek saklamak",
"Cürüm işlemek amacıyla teşekkül oluşturmak" ve "Vahim nitelikte silah
bulundurmak" suçlarından dolayı kamu davası açtı.
İstanbul 6 No'lu DGM, 4 Mayıs 1998'deki duruşmada, isnat edilen suçların
bakanlık dönemine ait olduğu ve dolayısıyla Anayasa'nın 100. maddesindeki
prosedürden sonra Yüce Divan'da yargılanabileceği gerekçesiyle Ağar hakkında
"Görevsizlik kararı" verdi. Aynı duruşmada, Bucak'ın dosyası ise ana davayla
birleştirildi.
İstanbul DGM Cumhuriyet Başsavcılığı'nın bu kararı temyiz etmesi üzerine
istemi görüşen Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 9 Temmuz 1998'de Ağar'a isnat
edilen suçların bakanlık değil, Emniyet Genel Müdürlüğü dönemini kapsadığı,
bunun için Ağar'ın Memurin Muhakematı Yasası'ndaki usul izlendikten sonra
yargılanabileceğine işaret etti ve "Görevsizlik kararı"nı bozarak, "Yargılamanın
durdurulması" kararı aldı.
İstanbul 6 No'lu DGM de, Yargıtay'ın bozma kararına uyarak dosyayı Danıştay'a
gönderdi.
18 Nisan 1999'da yapılan seçimlerde hakkında usuli işlemler süren Ağar
Elazığ'dan, İstanbul 6 No'lu DGM'de yargılanan Bucak da Şanlıurfa'dan yeniden
milletvekili seçilince haklarındaki yargılama prosedürü 3 Mayıs 1999 tarihinde
durduruldu.
Demirel liderler zirvesini topladı
Susurluk kazasından sonra dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Çankaya
Köşkü'nde liderler zirvesi düzenleyerek hem dönemin ana muhalefet partisi
lideri Mesut Yılmaz, hem de görevden alınan İstanbul eski Emniyet Müdürü
Kemal Yazıcıoğlu'nun kendisine ilettiği bilgiler hakkında siyasi parti
liderlerine bilgi verdi.
Cumhurbaşkanı Demirel daha sonra, 8 Kasım 1996'da kendisine sunulan
bir ihbar dosyası ile 17 Kasım 1996'da ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz'dan
aldığı bilgileri bir yazıyla Başbakanlık'a gönderdi.
Dönemin Başbakanı Necmettin Erbakan da ihbar konularının incelenmesi,
araştırılması ve soruşturulması için 18 Kasım 1996 günü Başbakanlık Teftiş
Kurulu'na talimat verdi.
Kurulun hazırladığı aslı 57, ekleri ise 4 bin 132 sayfadan oluşan raporu
10 Ocak 1997'de düzenlediği basın toplantısıyla açıklayan dönemin Adalet
Bakanı Şevket Kazan, 21 konunun inceleme ve araştırmaya alındığını, bu
konularda 35 kişi hakkında adli mercilerce soruşturma açılması, 85 kişinin
de tanık olarak dinlenmesinin istendiğini bildirdi.
Raporda yer alan bilgi ve belgeler, 13 Ocak 1997'de ilgili cumhuriyet
başsavcılıklarına gönderildi.
Mesut Yılmaz'ın başbakan olmasından sonra Susurluk bağlantılı olayların
araştırılması için tam yetkili olarak görevlendirdiği Başbakanlık Teftiş
Kurulu Başkan Vekili Kutlu Savaş, raporunu tamamlayarak Başbakanlık'a sundu.
Bir kısmı bizzat Mesut Yılmaz tarafından kamuoyuna açıklanan raporda,
Özgür Gündem Gazetesi'nin bombalanması, Ömer Lütfü Topal, Behcet Cantürk,
Musa Anter, Hikmet Babataş ve Cem Ersever'in öldürülmeleri, Tarık Ümit'in
kaybolması, Mehmet Ali Yaprak'ın kaçırılması, Azerbaycan'daki darbe girişimi,
yasadışı örgütlerle mücadele yöntemleri, bankalardan trilyonluk kredi aktarımları,
uyuşturucu ticareti ve kara para aklama olayları ayrıntılı olarak irdelendi.
Emniyet Genel Müdürlüğü, MİT ve JİTEM'in yapısı, buralarda görev yapan
bazı kişiler ile çeteler, bazı siyasetçiler, bazı işadamları ve devlet
adına görev yaptıklarını öne süren bazı kişiler arasındaki ilişkilerin
gözler önüne serildiği rapor, kamuoyunda günlerce tartışıldı.
Söz konusu raporda sıkça adı geçen "Yeşil" kod adlı Mahmut Yıldırım,
aradan geçen süre içerisinde yürütülen çabalara rağmen henüz yakalanamadı.
TBMM bünyesinde oluşturulan Susurluk Araştırma Komisyonu da yaklaşık
3 aylık çalışma süresinde Ankara'da Sedat Bucak ve Mehmet Ağar'ın da aralarında
bulunduğu 41 kişiyi tanık olarak dinledi.
İstanbul'a da gelen komisyon üyeleri, o dönemde Metris Cezaevi'nde tutuklu
bulunan özel timcilerin de aralarında olduğu 16 kişiyi de dinledikten sonra
hazırladıkları raporu TBMM Başkanlığı'na sundular.
Raporun hazırlanmasına bir süre katkıda bulunan hakim Akman Akyürek,
8 Aralık 1997'de TEM Otoyolu Maslak katılımında geçirdiği trafik kazasında
hayatını kaybetti.
Tüm bu girişimler sürerken "temiz toplum" istemlerini dile getirmek
üzere sivil toplum kuruluşları öncülüğünde Şubat 1997'de tüm ülke genelinde
başlatılan "Sürekli aydınlık için bir dakika karanlık eylemi" büyük ilgi
gördü.
Görevden uzaklaştırılanlar
Ağar'ın istifasıyla İçişleri Bakanlığı'na getirilen Meral Akşener, 5
Aralık 1996'da yaptığı açıklamada, Ömer Lütfü Topal'ın öldürülmesi olayıyla
ilgili soruşturmanın selameti açısından İstanbul Emniyet Müdürü Kemal Yazıcıoğlu,
Yardımcısı Bilgi Ünal, Özel Harekat Dairesi eski Başkan Vekili İbrahim
Şahin ile soruşturma kapsamında adları geçen özel timci polis memurlarının
görevden uzaklaştırıldıklarını bildirdi.
Susurluk konusunda bazı medya kuruluşlarında açıklamalarda bulunan Emniyet
Genel Müdürlüğü İstihbarat Dairesi Başkan Vekili Hanefi Avcı da daha sonra
görevinden alındı.
Susurluk'taki trafik kazasından sonra ortaya atılan iddialara ilişkin
ve bu iddialar arasında adı geçen kişilerle ilgili İstanbul ve Ankara'da
açılan pek çok dava beraatle sonuçlanırken, İbrahim Şahin, Yaşar Öz ve
Ayhan Çarkın çeşitli hapis cezaları aldı.
Kumarhaneler kralı Topal cinayeti
"Kumarhaneler kralı" Ömer Lütfü Topal'ın Sarıyer'de otomobilinin içinde
taranarak öldürülmesinden hemen sonra katil zanlısı olarak gözlem altına
alınan 3 özel timci polis ile 2 sivili, savcılık yerine Ankara'dan gelen
ekibe teslim etmek suretiyle serbest kalmasını sağladıkları iddiasıyla
İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi'nde yargılanan dönemin İstanbul Emniyet
Müdürü Kemal Yazıcıoğlu, "Suçun yasal unsurları oluşmadığı", Müdür Yardımcısı
Bilgi Ünal, Cinayet Büro Amiri Refik Baştürk, Cinayet Büro'da görevli Başkomiser
Şentürk Demiral ve polis memuru Ziayettin Ferman da, "Suçu işlediklerine
dair yeterli delil bulunamadığı" gerekçesiyle beraat ettiler.
Davanın sanıkları arasında olan dönemin Asayiş Şube Müdürü Fatih Özkan
ile Yardımcısı Ahmet Duran Alp'e "Görevi ihmal" suçundan verilen 1 ay 15'er
günlük hapis cezaları ise, paraya çevrilerek ertelendi.
Susurluk ve "Bahçelievler katliamı" davalarının sanıklarından Haluk
Kırcı'nın, 1996'da Asayiş Şube Müdürlüğü'nden firarına ilişkin İstanbul
6. Ağır Ceza Mahkemesi'nde yargılanan eski Şube Müdürü Sedat Demir, "Delil
yetersizliği"nden beraat etti.
MİT adına çalıştığı öne sürülen Tarık Ümit ile Yaşar Öz'e sahte yeşil
pasaport sağlamak suretiyle görevlerini ihmal ettikleri ve kötüye kullandıkları
iddiasıyla Ankara 17. Asliye Ceza Mahkemesi'nde yargılanan dönemin Emniyet
Genel Müdürlüğü Pasaport Şube Müdürü Nurten Demir ve şube müdürlerinden
Halil Güven ile polis memurları Meltem Uçar ve Ömer Karaahmetoğlu'nun,
"Görevlerini kasten kötüye kullanmadıkları" gerekçesiyle beraatleri kararlaştırıldı.
Gaziantep yerel Yaprak TV'nin sahibi Mehmet Ali Yaprak'ın, 25 Mayıs
1996'da kaçırılıp 5 gün sonra serbest bırakılması olayına ilişkin Haluk
Kırcı'nın da aralarında bulunduğu 9 sanık, yargılandıkları Gaziantep 1.
Ağır Ceza Mahkemesi'nde "Delil yokluğu ve şikayet olmaması" dikkate alınarak
beraat etti.
Topal'a ait kumarhanelerin işlerinin yapılması amacıyla rüşvet aldığı
öne sürülen Turizm Bakanlığı eski Müsteşar Yardımcısı Mevhibe Can'ın, Ankara
8. Ağır Ceza Mahkemesi'nce "Delil yetersizliği"nden beraati hükme bağlandı.
Özel timci eski polis Ziya Bandırmalıoğlu, Beyoğlu'nda çok sayıda silahla
yakalanan yasadışı THKP/C örgütü itirafçısı Osman Gürbüz'e silah sattığı
iddiasıyla yargılandığı Beyoğlu 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nde "Delil yetersizliği"nden
beraat etti.
Ankara 5. Asliye Hukuk Mahkemesi, MİT Kontr-terör Dairesi eski Başkanı
Mehmet Eymür'ün, TBMM Susurluk Komisyonu ve İstanbul DGM'ye verdiği ifadelerde
gerçek dışı ve mesnetsiz ithamlarda bulunduğu gerekçesiyle Emniyet Genel
Müdürlüğü İstihbarat Dairesi eski Başkan Yardımcısı Hanefi Avcı hakkında
500 milyon lira tazminat istemiyle açtığı davayı, "Kişilik hakkına saldırı
söz konusu olmadığı" gerekçesiyle reddetti.
Sanıkların dava sayısı kabarık
Yaşar Öz'ün Yeşilköy'deki evinde 1994 yılında ele geçirilen "Emniyet
Genel Müdürlüğü uzmanlık belgesi", yeşil pasaport ve silahları savcılığa
bildirmedikleri öne sürülen dönemin İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı Mestan
Şener, Mali Şube Müdür Yardımcısı Osman Yıldırım Özkaraca ve aynı şubede
görevli Başkomiser M. Nahit Yürüten, Şişli 1. Asliye Ceza Mahkemesi'nce
"Adli makamları yanıltmak ve kanunsuz emri yerine getirmek" suçundan 3'er
ay hapis ve 250'şer bin lira para cezasına çarptırıldı.
Sanıklara verilen hapis cezası, daha sonra 1 milyon 150 bin lira paraya
çevrilip diğer para cezasıyla birlikte ertelenirken, aynı şubede görevli
Komiser Yardımcısı Levent Sevinç ise "Delil yetersizliği"nden beraat etti.
Abdullah Çatlı'ya "Mehmet Özbay" sahte kimliği ile silah taşıma ruhsatı
alabilmesi için gerçek dışı rapor ve ikametgah belgesi düzenledikleri öne
sürülen Fatih Mecidiye Polis Karakolu Amiri Başkomiser 'Doğan Şimşek, polis
memuru Dinçer Sarıboğa ve Şehremini Uzunyusuf Mahallesi Muhtarı Burhan
Kocapehlivan, Fatih 3. Asliye Ceza Mahkemesi'nce 1 yıl 8'er ay hapis cezasına
çarptırıldı.
Yaşar Öz'e, "Teşekkül oluşturarak Amerika'ya uyuşturucu ihraç etmek"
suçundan İstanbul 4 No'lu DGM'ce, 15 yıl ağır hapis ve 753 milyon 250 bin
lira ağır para cezası verildi. İbrahim Şahin, Hospro Şirketi'nce Emniyet
Genel Müdürlüğü'ne hibe edilen malzemeler arasında bulunan 10 adet Micro
Uzi, 10 adet Micro Uzi SGM ile 10 adet Baretta marka tabanca ile bu silahlara
ait susturucuların kaybolmasıyla ilgili Ankara 6. Asliye Ceza Mahkemesi'nce
"Görevi ihmal" suçundan 1 yıl hapis ve 1 yıl memuriyetten men cezasına
çarptırıldı.
Aynı davada yargılanan 14 sanık ise, silahların kaybolmasında sorumlulukları
bulunmadığı gerekçesiyle beraat etti.
Susurluk'taki kazada ölen Abdullah Çatlı'nın da aralarında bulunduğu
5 sanıktan Ünal Osmanağaoğlu ve Bünyamin Adanalı, "Bahçelievler katliamı"
olarak bilinen TİP'li 7 öğrencinin öldürülmesiyle ilgili yargılandıkları
Ankara 3. Ağır Ceza Mahkemesi'nce 7'şer kez idam cezasına çarptırıldı.
Çatlı hakkındaki dosyanın ölümü nedeniyle düştüğü, yakalanamayan 2 sanığın
dosyasının ise ayrıldığı karar, Yargıtay 9. Ceza Dairesi'nce esastan bozuldu.
Bozma kararında, sanıkların asli fail gibi cezalandırılmalarının yasa ve
usule aykırı olduğu belirtildi.
Resmi plakalı araçla Çankaya Merkez Karakolu önünden tehlikeli bir şekilde
trafiğe çıkmasına tepki gösteren bir kişiyi beylik tabancasıyla yaralayan
Susurluk'un özel timci sanığı Ayhan Çarkın, Ankara 7. Asliye Ceza Mahkemesi'nce
3 yıl 1 ay 10 gün hapis cezasına çarptırıldı.
Ömer Lütfü Topal'ın 28 Temmuz 1996'da Sarıyer'de öldürülmesine ilişkin
"Susurluk Davası"nın da sanıkları olan özel timci eski polis memurları
Ayhan Çarkın, Ercan Ersoy, Oğuz Yorulmaz ve Mustafa Altunok ile Topal'ın
iş ortakları Sami Hoştan ve Ali Fevzi Bir, katliam sanığı Haluk Kırcı'nın
"Taammüden adam öldürmek ve iştirak" suçundan idam, sigortacı Serdar Özdağ'ın
da "Fer'i iştirak"ten 20 yıla kadar ağır hapis cezası istemiyle yargılanmalarına
Beyoğlu 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nde devam ediliyor.
Yaşar Öz Ağar'ın imzasını taklit etti mi?
Abdullah Çatlı'nın üzerinden çıkan silah taşıma ruhsatında dönemin Emniyet
Genel Müdürü Mehmet Ağar'ın imzasını taklit ettiği ileri sürülen Yaşar
Öz'ün, 3 yıla kadar hapis cezası istemiyle yargılanması Bakırköy 5. Asliye
Ceza Mahkemesi'nde sürüyor.
Susurluk'ta kamyona çarpan Sedat Edip Bucak'ın sahibi olduğu 06 AC 600
plakalı Mercedes marka otomobilin kasko kaydının bulunduğu Başak Sigorta'nın,
otomobilde oluşan hasar nedeniyle kamyon şoförü Hasan Gökçe aleyhine açtığı
7.5 milyar liralık alacak davasının görülmesine Susurluk Asliye Ceza Mahkemesi'nde
devam ediliyor.
BOTAŞ Ceyhan Bölge Müdürlüğü'ndeki ham petrol tanklarının tabanlarında
biriken çamurun çıkartılması için düzenlenen ihaleyi, Abdullah Çatlı'nın
yönetim kurulu üyesi olduğu BAYSA A.Ş'ye ihale yönetmeliğine ve gümrük
mevzuatına aykırı şekilde vererek, görevlerini kötüye kullandıkları öne
sürülen BOTAŞ'ın 6 üst düzey yöneticisinin yargılanması, Ankara 9. Asliye
Ceza Mahkemesi'nde sürüyor.
Karagümrük çetesi elebaşları Nuri ve Vedat Ergin kardeşlere Eskişehir
Özel Tip Cezaevi'nde düzenlenen silahlı saldırının azmettiricisi olduğu
öne sürülen Yaşar Öz ile 2 sanığın yargılanmasına, Eskişehir Ağır Ceza
Mahkemesi'nde devam ediliyor.
İbrahim Şahin de trafik canavarına yakalandı
Dava sanıklarından İbrahim Şahin, Bursa-İstanbul Karayolu'nda kendi
kullandığı jiple 28 Mart 2000 tarihinde trafik kazası yaparak ağır şekilde
yaralandı.
Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde tedavi gören Şahin,
17 Nisan'da taburcu edildikten sonra geldiği İstanbul'daki evinde dinlenmeye
çekildi.
Sami Hoştan da, Hollanda, Belçika ve Almanya'ya uyuşturucu naklettiği
gerekçesiyle 12 Nisan 2000 tarihinde Bakırköy'de gözlem altına alındı.
2 gün sonra sevk edildiği İstanbul DGM'ce tutuksuz yargılanmak üzere
serbest bırakılan Hoştan, İstanbul 1 No'lu DGM'de hakkında açılan dava
kapsamında 15 ile 30 yıl arasında ağır hapis cezası istemiyle yargılanıyor.
Eski özel timci Ayhan Çarkın'ın da, Balıkesir'in Erdek İlçesi'nde bir
arsanın icra yoluyla satışına arkadaşlarıyla birlikte fesat karıştırdığı
gerekçesiyle 21 Mart 2000'de gözlem altına alındı.
Önce serbest bırakılan, ardından hakkında gıyabi tutuklama kararı çıkartılarak
yeniden yakalanan Çarkın, avukatlarının İstanbul 1 No'lu DGM'ye yaptıkları
itiraz nedeniyle tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.
Çarkın, 9 kişiyle birlikte İstanbul 1 No'lu DGM'de "Çıkar amaçlı suç
örgütü kurmak" suçundan 2 ile 4 yıl arasında ağır hapis cezası istemiyle
yargılanıyor.
|