Sayın Başkan,
Sayın Milletvekilleri
Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
17 Nisan 1993 tarihinde ebediyete intikal eden 8’inci
Cumhurbaşkanı Sayın Turgut Özal’ın yerine, Anayasa’mızın 102’nci maddesi
gereğince, Meclis çoğunluğunun hemen tümünün katılımıyla, Cumhurbaşkanı
seçimi yapılmış bulunmaktadır.
Bu yüce göreve beni seçmiş olmanızdan dolayı sizlere teşekkürlerimi,
minnet ve şükranlarımı sunuyorum.
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu ve Birinci Cumhurbaşkanı
Büyük Atatürk ve onu takip etmiş bulunan diğer seçkin ve tarihi kişilikli
devlet adamlarımız, bu mevkii, Türk milletinin kalbinde, ulu ve saygıdeğer
bir makam haline getirmişlerdir.
Cumhurbaşkanı seçimi, geçmişte zaman zaman sorunlu olmuş,
hatta, demokratik kuralların dışına bile taşmıştır. Böyle yüce bir makamın
büyük bir sükunet içerisinde ve demokratik kurallara uygun olarak, hiçbir
sorun çıkmadan doldurulabilmiş olması, Türk demokrasisinin zaferidir. Bu
zaferde, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin sayın üyeleri olarak hepinizin,
her şeyi büyük bir olgunlukla takip eden halkımızın ve basınımızın çok
büyük bir payı vardır. Böylece, Türk demokrasisi, dünyaya bir defa daha
rüştünü ispat etmiştir. Bu, ülkemizin saygınlığını ve itibarını artırmıştır.
Şimdi, benim göreyim, hiçbir ayırım yapmaksızın, halkımızı,
ülkemizin tümünü ve devletimizi kucaklamaktır. Etrafımızda bu kadar yangın
ve ülkemizin bu kadar sorunu varken, geride kalmış tartışmaları güncel
olarak ve ateşli bir şekilde yaşatmanın yanında değilim. Her sayfası beyaz,
yepyeni bir defter açarak, ülkemizin daha iyi günlere ulaşması için iyi
niyetle, ihlasla ve bütün gücümle her türlü gayreti sarf edeceğimden herkes
emin olmalıdır. Bu kürsüden yedinci defa yemin etmek bana nasip oldu ve
yedinci defaki yeminimde de bu söylediğim şeyleri tamamen tekrarladım ve
üzerine yemin ettim.
Anayasamız, “Cumhurbaşkanı, devletin başıdır. Türk milletinin
birliğini temsil eder, Anayasanın uygulanmasını, devlet organlarının düzenli
ve uyumlu çalışmasını gözetir. Yürütme yetkisi ve görevi, Cumhurbaşkanı
ve Bakanlar Kurulu tarafından yerine getirilir” demektedir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin şahsıma tevdi ettiği
bu onurlu görevi, Anayasa’nın ortaya koyduğu hedefe ve çizdiği çerçeveye,
biraz evvel yapmış bulunduğum yemine, tam sadakatla ifa edeceğim.
Yasama, yürütme ve yargının, kuvvetler ayrılığı ilkesine
uygun olarak ahenk içerisinde çalışmalarını sağlamak, böylece, devletimizin,
hizmetinde bulunduğu halkımızı hoşnut edecek şekilde işlemesini gerçekleştirmek
için gayret sarf edeceğim.
Devletimizin halkımızı, halkımızın devletimizi sıcak bir
şekilde kucakla-ması, gücümüzü artıracaktır. Anayasamızın, Cumhurbaşkanı’nın
konumu, görevi, yetkisi ve etkisiyle ilgili olarak çizdiği çerçeve, zaman
zaman tartışmalara sebep olmuştur. Kırk yıla yakın süredir devletin hemen
her kademesinde bulunmuş olmam ve bütün gelişmelerin ya içinde ya da çok
yakınında yer almış olmam dolayısıyla, deneyim ve birikimimin, devletimizi
uyum içinde çalıştırmaya yararlı olacağı kanaatindeyim. Bu, fevkalade zor
olan görevi, diyalog, danışma, uzlaşma, uzlaştırma, fikir alışverişiyle,
bir hoşgörü ortamında ve sabırla yerine getirmeye çalışacağım. Böyle bir
çerçevede başarılı ve etkili olabilmenin vazgeçilmez şartı, tarafsızlık
ilkesine uymaktır.
Türkiye Cumhuriyeti’nin, Türk milletinin birliğini temsil
eden ve bütün vatandaşlarımızın, onların siyasi partileri dahil, her türlü
yasal örgütlerini kucaklamak göreviyle yükümlü olan Cumhurbaşkanı’nın,
taraf olması veya tarafsızlığa gölge düşürecek herhangi bir davranış içinde
olması düşünülemez.
Tarafsızlığı, niteliğinde siyaset olan ülke ve dünya sorunları
dışında kalmak ve hiçbir şeye karışmamak şeklinde yorumlamak da yanlıştır.
Cumhurbaşkanı, Anayasa’nın kendisine verdiği görevleri yaparken, sağduyunun
ve kamu vicdanının denetimi altında bu görevleri gerçekleştirecektir. Doğruya,
haklıya arka çıkmak, ülke menfaatlerini korumanın şartıdır.
Cumhurbaşkanı, görevini yorumlarken, bazı moral ölçüleri
bulacak ve bunları kullanacaktır. Yine de, tartışılabilir bir konum içerisinde
olunduğunu kabul ediyorum; ancak, benim sizlere söyleyeceğim, bu hususta
ölçülere ve sınırlara azami dikkat ve itina göstereceğimdir.
Sayın milletvekilleri, “Türkiye” artık büyük bir ülkenin
adıdır. Önümüzdeki yedi yılı çok iyi kullanmak durumundadır. Türkiye, yedi
yılda bir asır aşacaktır. 2000’li yıllara geldiğimiz zaman, çok daha güzel,
çok daha mutlu, çok daha mamur ve bugün düşünemediğimiz kadar güzel bir
Türkiye olacaktır. Bu, ancak, istikrar içerisinde, huzur ve güveni ve hukukun
üstünlüğünü koruyarak sağlanabilir. Onun için, demokratik istikrarı, Türkiye’nin
geleceğinin teminatı görüyorum.
Türkiye’yi, bu hedefe ve 2000’li yılların yüksek teknolojileri,
rekabet gücü olan etkin ve verimli Türkiyesine taşıyacak olan, ülkemizin
tek tek insanları, kişileri, toplu olarak milyonlarca insanı ve bunların
yaratıcı gücüdür. Binaenaleyh, insanın yaratıcı gücünün ve dinamizminin
en mükemmel şekilde yeşerdiği laik ve demokratik rejimin korunması, her
gün daha ileriye götürülmesi, halk olarak ve devlet olarak başlıca vazifelerimizden
biri olmalıdır.
Demokrasi, tarifi icabı ihtiva ettiği düşünce hürriyeti,
vicdan ve inanç hür-riyetiyle, girişim hürriyeti gibi üç temel hürriyetin
varlığı sayesinde, insanlar üstündeki her türlü baskıyı kaldırarak, yaratıcı
güçlerin doruğuna erişilmesini sağlar.
1992 Anayasası, hazırlanışı, sunuluşu ve kabul edilişi,
nihayet, şartları ve içeriği itibariyle tam demokratik değildir. Bu Anayasa,
Türkiye’ye bir anayasal düzen getirmiştir; fakat, bunun tam anlamıyla demokratik
anayasal bir düzen olduğu söylenemez.
Demokratik kurumlar, hukukun üstünlüğü, kanun hakimiyeti,
şeffaflık, katılımcılık, temel insan haklarının ve özgürlüklerinin, bu
arada ekonomik özgürlüklerin korunması, çağdaş evrensel değerlerdir. Her
ülkenin olduğu gibi, Türkiye’nin de karşılaştığı sorunların çözülebilmesi,
ancak bu ilkelerin hayata geçirilmesiyle mümkündür. Bu ilkelerin yerleştirilmesi
için ise, sadece söylenmiş olmaları, elbette, yeterli değildir. Bunun başarılması,
hukuki ve idari yapıdan eğitim ve kültüre kadar, çeşitli alanlarda düzenlemeler
yapılmasını gerektirir. Bu değişikliklerin en önemlilerinden biri, toplumun
bünyesinde çoğulculuğun yayılmasıdır.
Orgütlü, belde, ülke ve dünya sorunlarıyla yakından ilgili,
haklarını bilen, demokratik refleksi olan bir toplum, demokratik sistemin
ön şartıdır. Bu toplumun meydana gelebilmesi için, demokratik eğitim ve
kültür hazinelerinin teşekkül edebilmesi lazımdır. Devletin ekonomik gücünü
azaltıp, toplumun ekonomik gücünü büyütmek gerekecektir. Halkın tüm bilgi,
haber ve enformasyona tam ve doğru olarak sahip olması, onun sıhhatli kararlar
verebilmesi ve dolayısıyla, demokrasinin iyi işlemesi için vazgeçilmez
bir şarttır. Hür bir basın ve yayın, demokrasi için şarttır.
Sayın milletvekilleri, partiler siyasetini aşan ve Türk
Milleti’nin tümünün ortak bir sorunu olan terörün, ülke gündeminden çıkması
lazımdır.
Terör, insanların en temel hakkı olan yaşama hakkına saldırmaktır.
Buna karşılık devletin en önde gelen görevi, bütün vatandaşlarımızın güvenliğini
ve her şeyden önce insan haklarının temeli olan yaşama hakkını korumaktır.
Demokratik meşru düzene karşı silaha sarılanları tesirsiz hale getirmek,
devletin görevidir.
Devlet bu görevini yaparken, halkın ve Türkiye Büyük Millet
Meclisi’nin ona tam destek olması lazımdır. Türkiye Cumhuriyeti’nin bütün
vatandaşları, bölge, köken, dil, din, mezhep ve cinsiyet farkı gözetilmeden,
kanun önünde eşit haklara sahip birinci sınıf vatandaşlardır, ülkenin ve
devletin sahibidirler ve böyle kalacaklardır.
İnsanlarımızı bu topraklar üzerinde birleştiren, tasada
ve kıvançta ortaklık, güzel bir gelecek beklentisi, tarihe beraber sahip
olma yanında, eşitliktir; ulusal egemenliğin ortak kullanımıdır. Esasında,
başlatılmış bulunan demokratikleşme hareketi, ulusal egemenliğin bu ortak
kullanımını her geçen gün biraz daha kuvvetlendirmeye ve zenginleştirmeye
yönelmiş temel bir reform niteliğindedir.
Sayın milletvekilleri, Türkiye, bugün dünya tarihinin
çok kritik bir dönemi içinde, dış politikada esasları Büyük Atatürk tarafından
çizilmiş olan, barışçı, onurlu, gerçekçi, aktif ve çağdaş hedefler doğrultusunda
izlediği kararlı siyasetiyle bölgesel çapta yönlendirici, görüşü alınmak
ihtiyacı duyulan, ağırlıklı, saygın bir ülke konumuna gelmiştir.
Türkiye, Adriyatik’ten Çin’e kadar doğmakta olan yeni
bir dünyada, yaklaşık 200 milyon insanın yaşadığı Avrasya bölgesinde, bu
bölgenin en istikrarlı ve model olarak alınan ülkesi olmuştur.
Bu konum, ülkemizin önüne büyük imkan1ar açarken, bir
yandan da muhtemel istikrarsızlıklar, bölgesel çatışmalar dolayısıyla bazı
sorumluluklar getirmektedir.
Yeni dünya düzeninin güvenlik boyutu aksamış ve bu boşluk,
başta Bosna ve Karabağ olmak üzere, çok acı facialara ve onbinlerce insanın
katliamına yol açmıştır. Dünyanın en yaygın istikrarsızlık haritasının
ve bölgesinin odak noktasında bulunan Türkiye’ye bu hususta önemli bir
sorumluluk düşmektedir. Barış ve güvenlik sorunu yanında, dünyanın gelişmekte
olan birçok bölgesinde yaygın olan cehalet, işsizlik, hastalık, fukaralık
ve çevre çürümesi çemberleri-nin kırılması gerekmektedir.
İnsanlık, bu tehditlere karşı bir strateji oluşturacaktır.
Bu sorunlara zaten hassas olan Türkiye’nin, bu konularda dünyaya vereceği
birçok mesajı vardır.
Değerli milletvekilleri, bana tevdi etmiş olduğunuz bu
çok şerefli göreve şevk ve ihlas ile başlarken, demokratik istikrarını
koruyan, kalkınmasını sürdüren, ekmek, güvenlik, hürriyet üçlüsü arasında
bunlardan herhangi birisini tercih etmek zorunda kalmayarak, her üçüne
birden sahip olan, demokrasisini standart dışı olmaktan çıkaran, her gün
biraz daha çağdaş demokrasilerin en ileri çizgilerine yaklaşan, onları
yakalayan, çoğulculuğu, liberalizmi ve rekabeti, sadece siyasi sistemine
değil, fakat ekonomisinden basın-yayınına, iş hayatından üniversitesine,
derneklerinden meslek kuruluşlarına, her kesimine yerleşti-ren ve yayan,
tekelciliği her alanda ortadan kaldıran, ülkeyi 2000’li yıllara taşıyacak
reformları sürdüren, değişimi yakalayacak yeni reform atılımları başlatan,
bunları ortaya koyacak yaratıcı insanları teşvik eden, destekleyen, yetişti-rebilen,
dünya ile barış için işbirliği yapan, bölgesinde ve dünyada barışın ve
istikrarın koruyucusu, dünyanın önder devletleri arasında her gün ağırlığını
ve saygın konumunu pekiştiren, birlik, beraberlik, dirlik, düzenlik ve
kardeşlik içerisinde büyüyen ve zenginleşen, milletinin vicdan hürriyetine,
düşünce hürriyetine, ibadet hürriyetine sahip olduğu, her çocuğun eğitim
gördüğü, herkesin sağlık hizmetlerinden yararlandığı, herkesin sosyal güvenlik
şemsiyesi altına girdiği ve herkesin geleceğe güvenle baktığı bir Türkiye
görmek istiyorum.
Bütün bu görmek istediklerim, benim otuz yıllık siyaset
hayatımın düsturu olmuştur. Bunlar, partileri aşan, bütün Türkiye’yi kavrayan
hedeflerdir ve ben, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin bana tevdi etmiş olduğu
Cumhurbaşkanlığı görevini, Türkiye’nin birliğini, beraberliğini her şeyin
üstünde tutarak ve bütün vatandaşlarımı; doğulusunu, batılısını, güneylisini,
kuzeylisini, ama hepsini kucaklayarak, devletimin herkesi şefkat, merhamet
ve adaletle bağrına basmasına yardımcı olarak yapacağım.
Cumhurbaşkanlığı bir sevgi pınarıdır, bir muhabbet pınarıdır
ve bir güven abidesidir.
Cenab-ı Allah’ın, herkesin işini kolaylaştırmasını, milletimizin
işini kolaylaştırmasını, devletimizin işini kolaylaştırmasını ve bu görevleri
yaparken hepimize yardımcı olmasını ve bana verdiğiniz bu büyük görevi
yaparken bana da yardımcı olmasını niyaz ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
|