Türkiye'de yaşanan olaylar...
 Ana Sayfalar
BELGENET 
ARŞİV
BELGELER
DOSYALAR
KİM KİMDİR
.İlgili Sayfalar
TURGUT ÖZAL
AHMET NECDET SEZER

CUMHURBAŞKANLARI VE TBMM'YE TEŞEKKÜR KONUŞMALARI
SÜLEYMAN DEMİREL
16 Mayıs 1993

Türkiye Cumhuriyeti'nin 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın 17 Nisan 1993 tarihinde vefat etmesinden sonra, 16 Mayıs 1993 tarihinde bu göreve seçildi. Cumhurbaşkanı Demirel, aynı gün TBMM'de yemin ederek görevine başladı. 

Demirel'in, Cumhurbaşkanı seçildikten sonra TBMM'de yaptığı teşekkür konuşması şöyle:

 

Sayın Başkan, 
Sayın Milletvekilleri 
Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

17 Nisan 1993 tarihinde ebediyete intikal eden 8’inci Cumhurbaşkanı Sayın Turgut Özal’ın yerine, Anayasa’mızın 102’nci maddesi gereğince, Meclis çoğunluğunun hemen tümünün katılımıyla, Cumhurbaşkanı seçimi yapılmış bulunmaktadır.

Bu yüce göreve beni seçmiş olmanızdan dolayı sizlere teşekkürlerimi, minnet ve şükranlarımı sunuyorum.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu ve Birinci Cumhurbaşkanı Büyük Atatürk ve onu takip etmiş bulunan diğer seçkin ve tarihi kişilikli devlet adamlarımız, bu mevkii, Türk milletinin kalbinde, ulu ve saygıdeğer bir makam haline getirmişlerdir.

Cumhurbaşkanı seçimi, geçmişte zaman zaman sorunlu olmuş, hatta, demokratik kuralların dışına bile taşmıştır. Böyle yüce bir makamın büyük bir sükunet içerisinde ve demokratik kurallara uygun olarak, hiçbir sorun çıkmadan doldurulabilmiş olması, Türk demokrasisinin zaferidir. Bu zaferde, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin sayın üyeleri olarak hepinizin, her şeyi büyük bir olgunlukla takip eden halkımızın ve basınımızın çok büyük bir payı vardır. Böylece, Türk demokrasisi, dünyaya bir defa daha rüştünü ispat etmiştir. Bu, ülkemizin saygınlığını ve itibarını artırmıştır.

Şimdi, benim göreyim, hiçbir ayırım yapmaksızın, halkımızı, ülkemizin tümünü ve devletimizi kucaklamaktır. Etrafımızda bu kadar yangın ve ülkemizin bu kadar sorunu varken, geride kalmış tartışmaları güncel olarak ve ateşli bir şekilde yaşatmanın yanında değilim. Her sayfası beyaz, yepyeni bir defter açarak, ülkemizin daha iyi günlere ulaşması için iyi niyetle, ihlasla ve bütün gücümle her türlü gayreti sarf edeceğimden herkes emin olmalıdır. Bu kürsüden yedinci defa yemin etmek bana nasip oldu ve yedinci defaki yeminimde de bu söylediğim şeyleri tamamen tekrarladım ve üzerine yemin ettim.

Anayasamız, “Cumhurbaşkanı, devletin başıdır. Türk milletinin birliğini temsil eder, Anayasanın uygulanmasını, devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetir. Yürütme yetkisi ve görevi, Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu tarafından yerine getirilir” demektedir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin şahsıma tevdi ettiği bu onurlu görevi, Anayasa’nın ortaya koyduğu hedefe ve çizdiği çerçeveye, biraz evvel yapmış bulunduğum yemine, tam sadakatla ifa edeceğim.

Yasama, yürütme ve yargının, kuvvetler ayrılığı ilkesine uygun olarak ahenk içerisinde çalışmalarını sağlamak, böylece, devletimizin, hizmetinde bulunduğu halkımızı hoşnut edecek şekilde işlemesini gerçekleştirmek için gayret sarf edeceğim.

Devletimizin halkımızı, halkımızın devletimizi sıcak bir şekilde kucakla-ması, gücümüzü artıracaktır. Anayasamızın, Cumhurbaşkanı’nın konumu, görevi, yetkisi ve etkisiyle ilgili olarak çizdiği çerçeve, zaman zaman tartışmalara sebep olmuştur. Kırk yıla yakın süredir devletin hemen her kademesinde bulunmuş olmam ve bütün gelişmelerin ya içinde ya da çok yakınında yer almış olmam dolayısıyla, deneyim ve birikimimin, devletimizi uyum içinde çalıştırmaya yararlı olacağı kanaatindeyim. Bu, fevkalade zor olan görevi, diyalog, danışma, uzlaşma, uzlaştırma, fikir alışverişiyle, bir hoşgörü ortamında ve sabırla yerine getirmeye çalışacağım. Böyle bir çerçevede başarılı ve etkili olabilmenin vazgeçilmez şartı, tarafsızlık ilkesine uymaktır.

Türkiye Cumhuriyeti’nin, Türk milletinin birliğini temsil eden ve bütün vatandaşlarımızın, onların siyasi partileri dahil, her türlü yasal örgütlerini kucaklamak göreviyle yükümlü olan Cumhurbaşkanı’nın, taraf olması veya tarafsızlığa gölge düşürecek herhangi bir davranış içinde olması düşünülemez.

Tarafsızlığı, niteliğinde siyaset olan ülke ve dünya sorunları dışında kalmak ve hiçbir şeye karışmamak şeklinde yorumlamak da yanlıştır. Cumhurbaşkanı, Anayasa’nın kendisine verdiği görevleri yaparken, sağduyunun ve kamu vicdanının denetimi altında bu görevleri gerçekleştirecektir. Doğruya, haklıya arka çıkmak, ülke menfaatlerini korumanın şartıdır.

Cumhurbaşkanı, görevini yorumlarken, bazı moral ölçüleri bulacak ve bunları kullanacaktır. Yine de, tartışılabilir bir konum içerisinde olunduğunu kabul ediyorum; ancak, benim sizlere söyleyeceğim, bu hususta ölçülere ve sınırlara azami dikkat ve itina göstereceğimdir.

Sayın milletvekilleri, “Türkiye” artık büyük bir ülkenin adıdır. Önümüzdeki yedi yılı çok iyi kullanmak durumundadır. Türkiye, yedi yılda bir asır aşacaktır. 2000’li yıllara geldiğimiz zaman, çok daha güzel, çok daha mutlu, çok daha mamur ve bugün düşünemediğimiz kadar güzel bir Türkiye olacaktır. Bu, ancak, istikrar içerisinde, huzur ve güveni ve hukukun üstünlüğünü koruyarak sağlanabilir. Onun için, demokratik istikrarı, Türkiye’nin geleceğinin teminatı görüyorum.

Türkiye’yi, bu hedefe ve 2000’li yılların yüksek teknolojileri, rekabet gücü olan etkin ve verimli Türkiyesine taşıyacak olan, ülkemizin tek tek insanları, kişileri, toplu olarak milyonlarca insanı ve bunların yaratıcı gücüdür. Binaenaleyh, insanın yaratıcı gücünün ve dinamizminin en mükemmel şekilde yeşerdiği laik ve demokratik rejimin korunması, her gün daha ileriye götürülmesi, halk olarak ve devlet olarak başlıca vazifelerimizden biri olmalıdır.

Demokrasi, tarifi icabı ihtiva ettiği düşünce hürriyeti, vicdan ve inanç hür-riyetiyle, girişim hürriyeti gibi üç temel hürriyetin varlığı sayesinde, insanlar üstündeki her türlü baskıyı kaldırarak, yaratıcı güçlerin doruğuna erişilmesini sağlar.

1992 Anayasası, hazırlanışı, sunuluşu ve kabul edilişi, nihayet, şartları ve içeriği itibariyle tam demokratik değildir. Bu Anayasa, Türkiye’ye bir anayasal düzen getirmiştir; fakat, bunun tam anlamıyla demokratik anayasal bir düzen olduğu söylenemez.

Demokratik kurumlar, hukukun üstünlüğü, kanun hakimiyeti, şeffaflık, katılımcılık, temel insan haklarının ve özgürlüklerinin, bu arada ekonomik özgürlüklerin korunması, çağdaş evrensel değerlerdir. Her ülkenin olduğu gibi, Türkiye’nin de karşılaştığı sorunların çözülebilmesi, ancak bu ilkelerin hayata geçirilmesiyle mümkündür. Bu ilkelerin yerleştirilmesi için ise, sadece söylenmiş olmaları, elbette, yeterli değildir. Bunun başarılması, hukuki ve idari yapıdan eğitim ve kültüre kadar, çeşitli alanlarda düzenlemeler yapılmasını gerektirir. Bu değişikliklerin en önemlilerinden biri, toplumun bünyesinde çoğulculuğun yayılmasıdır.

Orgütlü, belde, ülke ve dünya sorunlarıyla yakından ilgili, haklarını bilen, demokratik refleksi olan bir toplum, demokratik sistemin ön şartıdır. Bu toplumun meydana gelebilmesi için, demokratik eğitim ve kültür hazinelerinin teşekkül edebilmesi lazımdır. Devletin ekonomik gücünü azaltıp, toplumun ekonomik gücünü büyütmek gerekecektir. Halkın tüm bilgi, haber ve enformasyona tam ve doğru olarak sahip olması, onun sıhhatli kararlar verebilmesi ve dolayısıyla, demokrasinin iyi işlemesi için vazgeçilmez bir şarttır. Hür bir basın ve yayın, demokrasi için şarttır.

Sayın milletvekilleri, partiler siyasetini aşan ve Türk Milleti’nin tümünün ortak bir sorunu olan terörün, ülke gündeminden çıkması lazımdır.

Terör, insanların en temel hakkı olan yaşama hakkına saldırmaktır. Buna karşılık devletin en önde gelen görevi, bütün vatandaşlarımızın güvenliğini ve her şeyden önce insan haklarının temeli olan yaşama hakkını korumaktır. Demokratik meşru düzene karşı silaha sarılanları tesirsiz hale getirmek, devletin görevidir.

Devlet bu görevini yaparken, halkın ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin ona tam destek olması lazımdır. Türkiye Cumhuriyeti’nin bütün vatandaşları, bölge, köken, dil, din, mezhep ve cinsiyet farkı gözetilmeden, kanun önünde eşit haklara sahip birinci sınıf vatandaşlardır, ülkenin ve devletin sahibidirler ve böyle kalacaklardır.

İnsanlarımızı bu topraklar üzerinde birleştiren, tasada ve kıvançta ortaklık, güzel bir gelecek beklentisi, tarihe beraber sahip olma yanında, eşitliktir; ulusal egemenliğin ortak kullanımıdır. Esasında, başlatılmış bulunan demokratikleşme hareketi, ulusal egemenliğin bu ortak kullanımını her geçen gün biraz daha kuvvetlendirmeye ve zenginleştirmeye yönelmiş temel bir reform niteliğindedir.

Sayın milletvekilleri, Türkiye, bugün dünya tarihinin çok kritik bir dönemi içinde, dış politikada esasları Büyük Atatürk tarafından çizilmiş olan, barışçı, onurlu, gerçekçi, aktif ve çağdaş hedefler doğrultusunda izlediği kararlı siyasetiyle bölgesel çapta yönlendirici, görüşü alınmak ihtiyacı duyulan, ağırlıklı, saygın bir ülke konumuna gelmiştir.

Türkiye, Adriyatik’ten Çin’e kadar doğmakta olan yeni bir dünyada, yaklaşık 200 milyon insanın yaşadığı Avrasya bölgesinde, bu bölgenin en istikrarlı ve model olarak alınan ülkesi olmuştur.

Bu konum, ülkemizin önüne büyük imkan1ar açarken, bir yandan da muhtemel istikrarsızlıklar, bölgesel çatışmalar dolayısıyla bazı sorumluluklar getirmektedir.

Yeni dünya düzeninin güvenlik boyutu aksamış ve bu boşluk, başta Bosna ve Karabağ olmak üzere, çok acı facialara ve onbinlerce insanın katliamına yol açmıştır. Dünyanın en yaygın istikrarsızlık haritasının ve bölgesinin odak noktasında bulunan Türkiye’ye bu hususta önemli bir sorumluluk düşmektedir. Barış ve güvenlik sorunu yanında, dünyanın gelişmekte olan birçok bölgesinde yaygın olan cehalet, işsizlik, hastalık, fukaralık ve çevre çürümesi çemberleri-nin kırılması gerekmektedir.

İnsanlık, bu tehditlere karşı bir strateji oluşturacaktır. Bu sorunlara zaten hassas olan Türkiye’nin, bu konularda dünyaya vereceği birçok mesajı vardır.

Değerli milletvekilleri, bana tevdi etmiş olduğunuz bu çok şerefli göreve şevk ve ihlas ile başlarken, demokratik istikrarını koruyan, kalkınmasını sürdüren, ekmek, güvenlik, hürriyet üçlüsü arasında bunlardan herhangi birisini tercih etmek zorunda kalmayarak, her üçüne birden sahip olan, demokrasisini standart dışı olmaktan çıkaran, her gün biraz daha çağdaş demokrasilerin en ileri çizgilerine yaklaşan, onları yakalayan, çoğulculuğu, liberalizmi ve rekabeti, sadece siyasi sistemine değil, fakat ekonomisinden basın-yayınına, iş hayatından üniversitesine, derneklerinden meslek kuruluşlarına, her kesimine yerleşti-ren ve yayan, tekelciliği her alanda ortadan kaldıran, ülkeyi 2000’li yıllara taşıyacak reformları sürdüren, değişimi yakalayacak yeni reform atılımları başlatan, bunları ortaya koyacak yaratıcı insanları teşvik eden, destekleyen, yetişti-rebilen, dünya ile barış için işbirliği yapan, bölgesinde ve dünyada barışın ve istikrarın koruyucusu, dünyanın önder devletleri arasında her gün ağırlığını ve saygın konumunu pekiştiren, birlik, beraberlik, dirlik, düzenlik ve kardeşlik içerisinde büyüyen ve zenginleşen, milletinin vicdan hürriyetine, düşünce hürriyetine, ibadet hürriyetine sahip olduğu, her çocuğun eğitim gördüğü, herkesin sağlık hizmetlerinden yararlandığı, herkesin sosyal güvenlik şemsiyesi altına girdiği ve herkesin geleceğe güvenle baktığı bir Türkiye görmek istiyorum.

Bütün bu görmek istediklerim, benim otuz yıllık siyaset hayatımın düsturu olmuştur. Bunlar, partileri aşan, bütün Türkiye’yi kavrayan hedeflerdir ve ben, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin bana tevdi etmiş olduğu Cumhurbaşkanlığı görevini, Türkiye’nin birliğini, beraberliğini her şeyin üstünde tutarak ve bütün vatandaşlarımı; doğulusunu, batılısını, güneylisini, kuzeylisini, ama hepsini kucaklayarak, devletimin herkesi şefkat, merhamet ve adaletle bağrına basmasına yardımcı olarak yapacağım.

Cumhurbaşkanlığı bir sevgi pınarıdır, bir muhabbet pınarıdır ve bir güven abidesidir.

Cenab-ı Allah’ın, herkesin işini kolaylaştırmasını, milletimizin işini kolaylaştırmasını, devletimizin işini kolaylaştırmasını ve bu görevleri yaparken hepimize yardımcı olmasını ve bana verdiğiniz bu büyük görevi yaparken bana da yardımcı olmasını niyaz ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
 



KAYNAK: ÇANKAYA 1995 CUMHURBAŞKANI DEMİREL'İN 1995 YILI ETKİNLİKLERİ KİTABI
(10 OCAK 2001) 
Geri
sayfa başı
Geldiğiniz sayfaya dönüş