Türkiye'de yaşanan olaylar...
 Ana Sayfalar
BELGENET 
ARŞİV
BELGELER
DOSYALAR
KİM KİMDİR
.İlgili Sayfalar
SÜLEYMAN DEMİREL
AHMET NECDET SEZER

CUMHURBAŞKANLARI VE TBMM'YE TEŞEKKÜR KONUŞMALARI
TURGUT ÖZAL
9 Kasım 1989

Türkiye Cumhuriyeti'nin 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal, 31 Ekim 1989'da Cumhurbaşkanı seçildi. Ancak, Kenan Evren'in, Anayasa uyarınca 7 yıllık süresinin 9 Kasım 1989 tarihinde dolması nedeniyle, bu tarihte yemin ederek görevine başladı.

Özal'ın, yemin ettikten sonra TBMM'de yaptığı teşekkür konuşması şöyle:

 
Yüce Meclis’in Sayın Başkanı ve Değerli Üyeleri,

Az önce ettiğim yemin ile, Türkiye Cumhuriyeti’nin 8. Cumhurbaşkanı olarak, bir kutsal görev bilfiil başlamış bulunuyorum.

Benim naçiz şahsiyetime bu yüce makamı lâyık gördüğünüz için hepinize bir kere daha teşekkür ede, şükran duygularımı sunarım.

Değerli Milletvekilleri,

Türkiye’nin bugününe olduğu gibi, geleceğine de ışık tutacak, yön verecek en yüce heyet sizlersiniz.

Ülkemizin geleceğinin ışıkları ise,yakın tarihimizde gizlidir. 20. Yüzyılın başlarından Cumhuriyet’in kuruluşuna kadar Türkiye, dünya tarihinde eşi benzeri görülmemiş bir tarih parçası yaşamıştır.

Koskoca bir imparatorluk 4 yıllık bir savaştan sonra yıkılmıştır. Çöken imparatorluğun enkazı üzerinde mağlup gibi görünen bir millet, “düveli muazzama” denilen galip devletleri, Kurtuluş Savaşı ile mağlup etmiştir.

Dünya tarihinde buna benzer bir olgu mevcut değildir. 66 yıl önce başta büyük Atatürk olmak üzere dönemin Yüce Meclisi, Cumhuriyet’i bu şartlar içinde kurmuşlardır. Onlardan bize kalan en büyük miras Cumhuriyet’dir. Cumhuriyet kurulduğunda, 13,5 milyondan ibaret nüfusumuz bugün 56 milyona geldi. Yüzyılın sonunda, nüfusumuz 65 milyonu geçecektir.

Türkiye, hiçbir kuşku yoktur ki, 2000’li yılların başlarında Avrupa’nın büyük ülkeleri arasında olacaktır. Türkiyemiz, artık nüfusu fazla, halkı yoksul, kalkınmamış ülkeler arasından çıkmıştır. Önümüzdeki yakın dönemde görmeyi arzu ettiğimiz Türkiye, Avrupa Topluluğu içinde mümtaz yerini almış bir Türkiye’dir. Bu uğurda, ülkemiz bugüne kadar epey mesafe kat etmiştir.

Ancak yapılanları yeterli görmememiz, milletlerarası yarışta hem ekonomik hem sosyal alanda ve nihayet demokrasiyi kökleştirmede ön sıralara gelmemiz esastır. Öte yanda, geniş bir kültür yelpazesine sahip, bir cihan imparatorluğunun yıkılışından doğan bu ülkenin, milli bir devlet halinde insanlarını kaynaştırması, birlikte tutması ve böylece güçlendirmesi en önemli hedefi olmalıdır.

Sayın Milletvekilleri,

21. Yüzyıla doğru giderken, üç büyük, üç temel hürriyeti geliştirmenin, sımsıkı korumanın uygar dünyanın önde gelen devletlerinden biri olmamızın vazgeçilmez şartı olduğunu görmeliyiz.

Bu üç hürriyetten birincisi:Düşünce hürriyetidir.

Düşünme kabiliyeti çeşitli yollarla engellenen, düşündüğünü söylemeyen, düşünceye saygıyı öğrenemeyen bir toplumun ilerlemesine imkan ve ihtimal yoktur. Bir toplumun bütünleşmesinin temel taşı her ferdin,her kurumun bir diğerinin düşüncesine saygı göstermesidir. Bu karşılıklı saygı zemini üzerinde, serbestçe tartışarak daha iyiyi, daha doğruyu ve daha güzeli üretmesidir. Eğer, düşünce hürriyeti, düşünceyi ifade hürriyeti ve düşünceye saygı bilinci oluşmazsa, işte o zaman kutuplaşmalar, kamplaşmalar, bölünme ve parçalanmalar da doğar. Şunu bütün inancımla huzurunuzda ifade etmek isterim:

Milli birliğimizi korumanın vazgeçilmez gereği, düşünce hürriyeti, ifade hürriyeti ve düşünceye saygı bilincidir.

İkinci hürriyet ise, evrensel kapsamda ve evrensel anlamda, insanın, insana duyduğu sevginin, saygının simgesi ve göstergesidir.

Bu hürriyet de, evrensel anlamda din ve vicdan hürriyetidir.

Laik ve demokratik olma iddiası ve iradesindeki gelişmiş ülkeler, bu hürriyete sımsıkı sarılabilmeyi başarmış ülkelerdir. Çünkü yalnız huzurlu insan, dini ve vicdanı baskı altında tutulmayan insan, daha çok çalışma, daha çok kazanma ve kendi vicdani inançları içinde mutlu yaşama istek ve kabiliyetine sahiptir.

Laikliğin temel bir gereği vardır: Din ve vicdan hürriyeti

Din ve vicdan hürriyetinin de tek bir güvencesi vardır:Laiklik.

Bu iki temel kavram birbirlerinin varlık nedenidir. Ve her biri bir diğerinin koruyucusudur.

Ve üçüncü büyük hürriyet: Teşebbüs hürriyetidir.

Uygar bir rekabet ortamı içinde insanların daha çok çalışma, daha çok kazanma isteklerinin önüne engel konulmamalıdır. Asla yasakçılığa sapmamak, devlet müdahaleciliğini şartların el verdiği oranda, asgari seviyede tutmak kalkınmanın ilk ve temel gereğidir. Eğer, ferdin iş kurma, teşebbüse girişme, daha çok çalışıp, daha çok üretip, daha çok kazanma hevesi engellenirse bir milletin kalkınmasına imkan var mıdır?

Ama fert, bu amaçlar yönünde, devlet , bürokrasi ve toplum tarafından desteklenirse, bir millet elbette ki, hızla kalkınacaktır. Derin inancım odur ki, Batı’nın gelişmiş ülkelerine ekonomik alanda bir an önce yetişmemizin ana motoru, hızlandırıcı motoru, teşebbüs hürriyetidir.

Sayın Milletvekilleri,

21. Yüzyıla doğru yol aldığımız şu dönemde dünya hızla değişmektedir. Dünyanın çehresini değiştiren insanlığına uzayda, tıpta, eğitimde ve günlük yaşantısında yepyeni boyutlar açan asli unsur yüksek teknolojidir.

Türkiye’miz, behemahal dünyayı değiştiren bu yüksek teknoloji çağını yakalamalıdır. Bu gelişmenin içinde yer alabilmek, ancak sözünü ettiğim bu üç hürriyeti benimsemek ile mümkündür. Nitekim, bunun en güzel örneğini, yaşadığımız son yıllarda en katı doktriner sistemlerin değişmesinde görüyoruz. Bu üç hürriyetin vazgeçilmezliğini evrensel boyutta idrak edilmesinde görüyoruz.

Sayın Milletvekilleri,

Dünyanın her köşesinde bugün değişiklik rüzgarları esmektedir. Demokratikleşme ve serbestleşme Doğu Avrupa’yı sarsmaktadır. Avrupa Entegrasyonu yeni boyutlar kazanmaktadır. Uzak Doğu, Japonya’nın etrafında yeni bir ekonomik güç odağı oluşturmaktadır. Bu gelişmeler karşısında, Kuzey Amerika’nın iki büyük devleti; de imkanlarını bir9leştirme zorunluluğunu hissetmişlerdir.

Süratle değişen bu dünyada bizim için değişmeyen tek şey, Ulu Önder Atatürk’ün vazettiği “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” ilkesidir. Bu ilkeye sadakatle bağlı olan Türkiye, bütün dünya ülkeleriyle ve özellikle komşularıyla daima işbirliğine ve dostluk bağlarına dayalı ilişkiler sürdürmeyi kendine şiar edinmiştir. Egemenlik ve toprak bütünlüğüne karşılıklı saygı, içişlerine karışmama ve anlaşmazlıklarını barışçı yollarla çözümlenmesi, bu ilişkilerin temelini teşkil etmiştir.

Jeopolitik önemini her zaman koruyacak olan Türkiye, yeni yüzyılın eşiğinden teknolojik gelişmelerin dünyamıza getirdiği değişik boyut ve şartlarda aktif dış politikasının özellikle sürdürmek zorundadır. Ülkemiz, Cumhuriyet ile birlikte hedeflediği yönde kararlılıkla ilerlemektedir. Dünyanın değişen şartları ne olursa olsun, kendi kaderine tayin etmek gücüne artık daha fazla sahiptir.

Sayın Milletvekilleri,

Ekonomik ve teknolojik gelişme iradesinin altında bir başka irade daha olmak zorundadır. Bu irade de, her milletin olduğu gibi Türk milletinin de kendisini müdafaa etmek kabiliyetinin artırılmasıdır. Amaç, ülkemizin kendisini savaştan koruyacak bir caydırıcı güç edinmesidir. Bu caydırıcı gücün önemli bir asası da yüksek teknolojiye dayanan Savunma Sanayiidir. Silahlı Kuvvetlerimizi güçlü kılma, Savunma Sanayiimize çağdaş boyutlar getirme, dün olduğu gibi bundan böyle de milli bir hedef olmalıdır.

Sayın Milletvekilleri,

Mutlu geleceğimiz için, önce yüce Parlamentomuzun benimsemesi, sonra da bütün toplumumuza adım adım benimsetilmesi gereken son derece önemli gördüğüm bir kavram var:

Bu kavram da: Hoşgörüdür, Toleransdır.

Bu alanda esas görev Yüce Heyetinize düşmektedir. Türkiye Büyük Millet Meclisi, Türk halkı adına, demokrasi kuralları içinde Türkiye’yi yöneten en yüce makamdır. Ama konunun bir başka boyutu daha var:

Bir zamanların siyasi deyimi ve siyasi gerçeği ile , “çatıda kavga başlayınca”, bu kavganın dalga dalga bütün toplumumuza yayıldığını biliyorsunuz. Çatıdaki kavganın, fert ve millet olarak bizlere nelere mal olduğunu gördük, yaşardık. Kavgasız Türkiye kavramı, kavgalı bir Türkiye’den çeşitli çıkarlar uman dış ve iç düşmanlara karşı en sağlam kalemizdir.

Yüce Meclis’in rehberliğinde, hoşgörü kavramının, tolerans kavramının, akılcı her gelişmeyi hemen benimseyen Türk milletinden kabul göreceği muhakkaktır.

Dünyanın gelişmiş demokratik ve uygar ülkeleri arasında yer almaya azmetmiş bir Türkiye’nin gündemine behemehal şu konu da gelmelidir: İnsan hakları... Bir gerçeği huzurunuzda bir kez daha vurgulamak isterim; Devlet de, kalkınma da, iktisadi gelişme de tek bir amaç taşır:

İnsanın, insanca, özgürce, refah ve mutluluk içinde yaşaması.

İnsandan daha mübarek, ne bir mahluk, ne bir kurum ne de bir doktrin vardır.

Türkiye’miz öylesine çalkantılı 10 yıllık dönemler geçirmiştir ki, Batı dünyasının gözünde, Türkiye’de bir insan hakları meselesi varolduğu tartışılmaktadır. İnsan haklarının ne olup ne olmadığını, en gelişmiş batı ülkelerinin dahi çözebildiğine inandığımı söyleyemeyeceğim. Batının tablosu, bizim için hiçbir zaman bir gerekçe, bir mazeret olmamalıdır. Fakat demokrasiyi tam anlamıyla yerleştirme sürecindeki Türkiye’miz,insan haklarını da evrensel boyutta yerleştirme gayret içinde olmalıdır. Bu amaçla, bu Yüce Meclis’te artık İnsan Hakları Daimi Komisyonu kurulmalıdır.

Çok önemli bir hususa da değinmek isterim. Çağdaş dünya ile eş düzeyde yaşama iradesini beyan etmiş Türkiye’miz, artık bir hukuk reformu yapmak durumundadır. Bununla adaletin hızla yerine gelmesi asğlanmış olacaktır. Çünkü, “Adalet Mülkün Temelidir.

Sayın Milletvekilleri,

Mutlu geleceğimiz için üzerinde durmamız gereken önemli bir diğer konu da çevre korumasıdır. Çevre koruması,; önce insanlığın ortak değerlerinin korunmasıdır, doğal dengenin genç kuşaklara miras bırakılmasıdır. Evlatlarımızın, torunlarımızın, gelecek nesillerimizin, Allah’ın bize lütfu olan u doğal zenginlikler içinde yaşama hakkını korumaktır.

Bütün bunların yanı sıra korunan bir çevre, korunan bir doğa; hızla yozlaşan, doğal erozyona uğrayan, çevresi sürekli kirlenen bir dünyada bizim için ayrı bir itibardır. Ve nihayet şunu huzurunuzda ifade etmek isterim:

Doğal zenginlik ve temiz çevre açısından Avrupa’nın en şanslı ülkesi olan Türkiye’mizin çevre koruması yolunda insanlığa ve kendisine karşı vecibeleri vardır. Bu vecibeleri yerine getirmek için kurulmuş bulunun ÇEVRE KORUMA GEÇİCİ KOMİSYONU’nun daimi bir komisyon haline dönüştürülmesi yerinde olacaktır.

Sayın Milletvekilleri,

Türkiye’nin parlak geleceği için sosyal hayatımızda, siyasi hayatımızda, iş hayatımızda kadınlarımıza çok daha geniş imkanlar tanıma zarureti vardır. Türk toplumunun ana direğ ailedir. Türk ailesinin orta direği ise kadındır, anadır.

Bu bakımdan Türk milletinin temel direği olan aileye çok büyük önem vermek zorundayız. Yavrularımızı ve gençlerimizi Türk örf-adet ve gelenekleri içinde çağdaş bir insan gibi düşünmeye yöneltecek olan, önce aile terbiyesidir.

Sayın Milletvekilleri,

Biz çocukları severiz. Biz gençleri severiz. Biz insanı severiz. Bu milli hasletimizin hepimize getirdiği ortak vazifeler vardır. Gençlerimiz çeşitli gruplar arasında sevgi v saygının, insani ilişkilerde uygar ve insancıl davranışların hakim olduğu bir toplum yaratmaları yönünde eğitmeliyiz.

Milli bütünlüğümüzün tartışma konusu dahi yapılmaması gereğini anlatmalıyız. Türk ergin insanına, Türk anasına, aile babalarına düşen görev, kendisini kontrol etme kabiliyetine sahip, ölçülü ve seviyeli bir nesil yetiştirmektir. Eğitim sistemimizde sayısal sorunların yanı sıra, kalite meselesini de ele almalıyız.

Yüce Meclisin Değerli Üyeleri,

Gelişen Türkiye’mizin, yükselen maddi gücümüzün, ekonomik gücümüzün şu iki temel konuya destek olması gerektiği inancındayım. Öncelikle eğitimde kaliteyi yükseltmek... Sonra da tüm toplumu kapsayacak bir sağlık sigortasını oluşturmak. BÜYÜK MİLLETİM’E Son söz olarak yüce heyetinize şunu ifade etmek istiyorum:

Sayın Milletvekilleri,

Canım pahasına da olsa yeminime sadık kalacağım.

Tarafsız kalacağıma dair yemin ettim ama ben taraf tutacağım.

Neyin tarafını tutacağım?

Atatürk ilke ve inkılâplarının tarafını tutmaya devam edeceğim;

Anayasal kuruluşlarımıza destek olmaya devam edeceğim;

Türkiye’mizin yakın vadede Avrupa Topluluğu’nun en seçkin üyelerinden biri olmasının tarafını tutacağım;

Cumhurbaşkanlığı Makamını, her türlü iç siyaset sorunlarının üstünde tutacağım;

Ama halkımın içinde, mütevazı bir vatandaş olarak, halkımla birlikte yaşayarak.

Ve nihayet sözlerimi şu idrak içerisinde bitirmek istiyorum;

Bu sımsıcak milletin, bu güçlü ülkenin ve bu büyük Cumhuriyetin Cumhurbaşkanı olmak, benim için şereflerin en büyüğüdür.

NE MUTLU TÜRK’ÜM DİYENE!



KAYNAK: ANAP İNTERNET SİTESİ - ÖZAL'IN KONUŞMALARI
(10 OCAK 2001) 
Geri
sayfa başı
Geldiğiniz sayfaya dönüş