Türkiye'de yaşanan olaylar...

 
 Ana Sayfalar
 BELGENET 
 ARŞİV
 BELGELER 
Haberler
 1-11 OCAK
12 OCAK ZİRVESİ
 
Köşe Yazıları
   7-11 OCAK
 
 
 
 
 

''ÖCALAN TARTIŞMASI''

 
F.BİLA:Liderler ve Öcalan dosyası  (4/1) İ.BERKAN: Zirvedeki Apo raporu  (4/1) F.BİLA:MHP'nin kararı  (5/1)
G.CIVAOĞLU:Sağduyu  (5/1) E.ÖZKÖK: Asarak denedik, bir de...  (5/1) T.TÜRENÇ:Hakkı bir kez ölmek değil  (5/1)
F.ALTAYLI:PKK işbirlikçileri... (5/1) İ.SOLAK:Devlet ve Devlet Bey  (5/1) İ.BERKAN: Hükümet bozulur mu? (6/1)
O.EKŞİ: Olumlu belirtiler var...  (6/1) E.ÖZKÖK:Milliyetçilere ricat senaryosu(6/1) İ.BERKAN: Dönmek mümkün mü? (7/1)
T.ALKAN: Beslesek de mi assak (7/1) G.CIVAOĞLU: Derin demokrasi (7/1) H.CEMAL: MHP'nin tutumu (7/1)




4 OCAK 2000

Liderler ve Öcalan dosyası

       Öcalan'ın idam dosyası Başbakanlığa geldi.
       Normal koşullarda Başbakanlıktan Meclis'e, Adalet Komisyonu'na gitmesi gerekiyor.
       Ancak, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi süreci nedeniyle dosya Meclis'ten önce liderler zirvesine, sonra da hükümete uğrayacak.
       Devletin üst düzeyinin eğilimi, dosyanın Meclis'e gönderilmeden Başbakanlıkta, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararı için bekletilmesi. Bu kararı önce liderler sonra hükümet verecek.
       Cumhurbaşkanı Demirel, Başbakan Ecevit ve ANAP lideri Yılmaz, dosyanın AİHM için bekletilmesi konusunda görüş birliği içindeler.
       Tavrı merak edilen MHP lideri Bahçeli...
       Dosya, liderler zirvesinde görüşülürken MHP'nin tavrı da netleşmiş olacak.
       Ancak Bahçeli'ye yakın kurmaylardan gelen bilgilere göre, MHP, liderler zirvesi için acele edilmemesini istiyor. MHP'ye göre Öcalan dosyasının ele alınacağı zirvenin bayramdan sonra yapılması daha uygun. Bu süre içinde parti teşkilatının nabzı tutulacak. Bu nedenle MHP zirve için süre talep ediyor.
       Nitekim, Bahçeli'nin bu süre talebi, dün Başbakan Ecevit'e iletiliyor. Ecevit de, Yılmaz'ın da görüşünü alarak zirvenin bayramdan hemen sonra 12 Ocak Çarşamba günü toplanmasını kararlaştırıyor.
       Başbakan Ecevit'e dünkü görüşmemizde MHP lideri Bahçeli'den nasıl bir tavır beklediğini sorduk:
       - Benim görüşüm belli. Ben Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararının beklenmesi gerektiğini düşünüyorum. Sayın Bahçeli'nin de görüşümüzü paylaşacağından umutluyum.
       * * *
       BAŞBAKAN Ecevit ve ANAP lideri Yılmaz liderler zirvesinde MHP lideri Bahçeli'nin dosyanın Meclis'e gönderilmesi konusunda ısrar etmeyeceği beklentisi içindeler.
       Bahçeli'nin ulusal nitelikli sorunlarda devletle uyumlu olmaya özen gösterdiği, bu nedenle taban baskısını esas alarak karar vermediğini anımsatan DSP'li ve ANAP'lı kurmaylar, zirveden "dosyanın bekletilmesi" kararı çıkmasının çok yüksek ihtimal olduğunu vurguluyorlar.
       MHP'li kurmayların dikkat çektiği nokta ise şu:
    "Bahçeli dayatmalara karşı tavır alan bir karaktere sahiptir. Bu nedenle dosyanın bekletilmesi talebinin bir dayatma biçiminde gündeme getirilmemesi gerekir. MHP lideri için önemli olan böyle bir kararın Türkiye'nin çıkarlarına daha uygun olacağı konusunda ikna edilmesidir. Bu nedenle bu kararın gerekçeleri çok iyi ve somut biçimde kendisine anlatılmalıdır."
       * * *
       BİR diğer merak konusu da Genelkurmay'ın tavrı.
       Başbakan Ecevit, Milli Güvenlik Kurulu zemininde askerlerin yansıttığı havadan memnun görünüyor. Öcalan dosyası, demokratikleşme gibi konularda askerlerin en küçük bir imada bulunmadıkları ve siyasi nitelik taşıyan bu konuların tümüyle hükümet ve Meclis'in işi olduğu görüşünü yansıttıkları Başbakan Ecevit tarafından da ifade ediliyor.
       Öcalan dosyası konusunda, Genelkurmay Başkanı Org. Kıvrıkoğlu aynı noktada duruyor:
    "Hukuki süreç tamamlanınca işin siyasi boyutu başlayacaktır. Bu konuda da kararı TBMM verecektir."
       Bu hava da gösteriyor ki, Öcalan dosyası konusunda askeri kanattan herhangi bir baskının gelmesi söz konusu değil.
       * * *
       SONUÇ olarak, Öcalan dosyasının bekletilmesinin gerekçeleri konusunda MHP lideri Bahçeli'ye detaylı bilgi verilmesi ve değerlendirme için de 12 Ocak'a kadar süre tanınması söz konusu...




4 OCAK 2000

Zirvedeki Apo raporu

ismet.berkan@radikal.com.tr
Abdullah Öcalan Kenya'da yakalandığından beri Türkiye gözünü ileriye çevirmiş durumda. Yani Apo sonrası durumun ne olabileceği tartışılıyor. Buna PKK'nın izleyeceği olası yollar, örgütün geçireceği olası şekil değiştirmelerle beklenen iç ve dış 
gelişmeler de dahil.
Başta güvenlikle ilgili birimler, Genelkurmay ve Milli Güvenlik Kurulu, Milli İstihbarat Teşkilatı, Emniyet Genel Müdürlüğü ve İçişleri Bakanlığı ile Dışişleri Bakanlığı çeşitli çalışmalar yaparak ilgili yerlere, özellikle de siyasi otoriteye teslim ettiler. Bu raporların bazıları son yapılan MGK toplantılarında sunuş şeklinde MGK üyelerine de takdim edildi. Adalet Bakanlığı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları ve bunların uygulama biçimleri hakkında yine MGK üyelerine ve hükümete sunuşlar yaptı.
Raporların tamamı, hazırlayan kurumların kendi bakış açılarını yansıtmakla birlikte benzer bir sistematikle hazırlanmıştı. Apo'nun idam edilmesi ya da edilmemesi durumunda neler olabileceğini değerlendiriyordu bu raporlar. Raporlarda (biri hariç) pek yargı satırı yoktu. Yani hazırlayanlar, 'İdam edilmelidir' ya da 'Edilmemelidir' gibi bir görüş belirtmekten kaçınıyor, onun yerine artıları ve eksileri sıralamakla yetiniyorlardı. Kararı siyasi otoritenin vermesi bekleniyo du doğal olarak.
Nitekim bu raporların ışığında siyasi otoritenin bir görüşü oluştu. Bu görüş, Apo'nun idamının uygulanmasının sakıncalı olacağı şeklindeydi. Sıralanan 'sakınca'lar arasında iç barışın bozulmasından tutun da PKK'nın alacağı olası yeni tutumlara kadar pek çok şey vardı.
Bir güvenlik birimi, Apo'nun idam edilmesi halinde PKK'nın geleceğini şu cümlelerle tahmin etti: "Terör örgütünün iki ya da daha fazla fraksiyona bölünebileceği, bir kısmının şehir gerillasına dönüşmek isteyeceği ve bombalama başta olmak üzere şehir eylemlerine girişebileceği değerlendirilmektedir. Terör örgütünün yurtdışındaki kolunun ise bir yandan siyasi faaliyetlerini yoğunlaştırırken bir yandan dış temsilciliklerimize karşı eylemlerde bulunmaya başlayabileceği değerlendirilmektedir."
Yine hazırlanan raporlardan bir başkasında Apo'nun yakalanması sonrası PKK içinde yaşanmakta olan gelişmeler birer birer ele alınıyor ve örgüt içinde sertlik yanlısı bir grubun İmralı duruşmalarından itibaren tasfiyesine başlandığı, bu grubun Apo'nun kaderi ne olursa olsun ileride bir araya gelerek münferit terör eylemlerini sürdürebileceği ya da bu grubun öteki sol örgütlerle güç birliğine giderek şehirlerde terör eylemleri gerçekleştirmek isteyeceği yazılıyor.
PKK'nın izleyeceği olası stratejileri tartışan raporlardan birinde, Apo'nun cezasının ağırlaştırılmış müebbede çevrilmesi halinde örgütün hızla siyasallaşacağı ve zaman içinde yurtdışındaki diplomatik gücünü de harekete geçirerek legal siyasi partiye dönüşmek isteyeceği tahmin ediliyor.
Zirveye sunulan raporlar içinde en net ifadelere sahiplerden bir tanesi Dışişleri Bakanlığı tarafından hazırlananı. Bakanlık, Apo'nun olası idamının Türkiye'nin Batı ile ilişkilerini çok kötü etkileyeceğini açıkça yazıyor. Raporda Türkiye'nin bugüne kadarki AİHM kararlarının hepsine uyduğu anlatılıyor, Apo konusunda karara uymamanın yaptırımlarının ağır olacağı dile getiriliyor. İdamın uygulanmasının Avrupa Birliği ile ilişkileri de olumsuz etkileyeceği ve bugünden tahmin edilemeyen bazı gelişmelere yol açabileceği anlatılıyor.
Evet büyük olasılıkla bugün hükümette Apo konusunda siyasi karar almak üzere liderler zirvesi toplanacak. Dün Ankara kulislerine sızan bilgilere göre liderlerin Apo'nun dosyasını AİHM kararını beklemek üzere Başbakanlık'ta tutmaya karar verdiklerini yazdım. Bu karar herhalde bugün resmileşecek. İşte bu nihai kararın oluşmasında bu yazıda sözünü ettiğim 'dehşet raporları'nın büyük etkisi oldu.


  5 OCAK 2000

MHP'nin kararı

        FİKRET BİLA
       Öcalan'ın idam dosyasını görüşmek üzere Genel Başkan Devlet Bahçeli başkanlığında toplanan MHP Başkanlık Divanı kararını verdi:
    "Dosya, Meclis'e gönderilmeli."
       MHP lideri Bahçeli, MHP'nin bu kararını 12 Ocak'ta toplanacak olan liderler zirvesine taşıyacak. Başbakan Ecevit ve ANAP lideri Yılmaz'a, "hukuki prosedürün gereği olarak dosyanın Meslis'e gönderilmesi gerektiğini, karar vermeye yetkili organın TBMM olduğunu" iletecek.
       MHP Başkanlık Divanı bu konuda görüşbirliği içinde.
       * * *
       MHP Başkanlık Divanı'nda bu karar nasıl oluştu?
       Divan toplantısına il başkanlıklarının görüşleri sunuldu. Meclis Grubu Başkan Vekilleri, milletvekillerinin eğilimlerini yansıttılar. Bakanlar da tek tek görüşlerini ilettiler. MHP lideri Bahçeli, bütün görüşleri dinledi.
       Sunulan görüşlerin ortak noktası şuydu:
    "Öcalan'ın idam dosyası hükümette bekletilemez. Hükümet buna yetkili değildir. Hükümet bir aktarım organıdır. Dosyayı, asıl yetkili olan TBMM'ye göndermek zorundadır."
       MHP Genel Başkan Yardımcısı ve Teşkilat Başkanı Şefkat Çetin, dün yaptığımız görüşmede Başkanlık Divanı'nda beliren tutumu şöyle özetledi:
    "MHP'nin Öcalan'la ilgili tavrında bir değişiklik yok. Bu, Başkanlık Divanı'nda da bir kez daha teyit edildi. Varılan sonuç şudur: Vatana ihanet suçu işlemiş biri için hukukumuz ne diyorsa, ona uyulmalıdır. Hükümet bir aktarma organıdır. Karar mercii TBMM'dir. Hukukun emrettiği gibi dosya TBMM'ye gönderilmelidir."
       Çetin, bu konuda hükümetin bir takdir yetkisi olmadığını anımsatarak şöye diyor:
    "Genel Başkanımız bu görüşümüzü liderler zirvesine taşıyacak. Dosyanın TBMM'ye gönderilmesi dışında bir alternatif yok. Hukukun emri böyle."
       * * *
       BAŞKANLIK Divanı toplantısına katılan Bayındırlık Bakanı Koray Aydın da, dünkü görüşmemizde şu değerlendirmeyi yaptı:
       - Yetkili organ TBMM'dir. Öcalan dosyası, TBMM'ye gelmeli ve milletvekillerinin tavrı belli olmalıdır. Liderlerden farklı düşünen milletvekilleri de var. Biz MHP olarak şartlara göre tavır değişikliği içine girmeyiz. Oportünist bir yaklaşım sergileyemeyiz. Bizim bu konuda görüşümüz bellidir.
       Aydın'a sorduk:
       - Bu konu bir hükümet sorununa dönüşebilir mi?
       - Bir sıkıntı doğabilir. Vurguladığım gibi bizim görüşümüz ve tavrımız değişmez.
       - Sıkıntı doğarsa, MHP, hükümetten çekilebilir mi?
       - Türkiye'nin istikrara ihtiyacı var. Uyumlu bir hükümet de işbaşında. Ancak Öcalan konusu MHP'ye fatura edilmeye çalışılırsa, bütün yük MHP'ye yüklenirse, konu sadece MHP'nin sorunu gibi sunulursa, o zaman, bunu da düşünebiliriz. Böyle bir durum doğarsa o zaman hükümette bulunma şartlarımızı yeniden değerlendiririz.
       * * *
       MHP kararlı görünüyor.
       Anlaşılan ki, MHP lideri Bahçeli, liderler zirvesinde Öcalan dosyasının Meclis'e gönderilmesi gerektiğini savunacak. Bugüne kadar MHP'de olan top, bu kez Başbakan Ecevit ve ANAP lideri Yılmaz'a geçecek...




  5 OCAK 2000

Sağduyu

      GÜNERİ CIVAOĞLU 
   Türkiye'nin iç ve dış siyaseti, Abdullah Öcalan'ın idam ipine mi bağlı?
    AB'ye tam üyelik için adaylık... IMF ile anlaşma... Ekonomide iyimser işaretler... Turizm ufkunda 10 milyar dolar... Ve Meclis'te çoğunluğa dayalı, iyi anlaşan ortak bir hükümetle istikrar...
       İşte böyle bir ortamda bastıran Öcalan sancısı, soğuk bir duş oldu.
    Türkiye, son yıllarda yakaladığı en olumlu momentumda, hükümet kriziyle sarsılacak mı?
       Devlet adamı ağırlığı ve sağduyu örnekleri veren Bahçeli, 12 Ocak'ta yapılacak liderler zirvesine, öncelikle bu sorumluluğu taşıyarak gidecek.

Susanlar ve konuşanlar

       Krize sebep? 
       Hukukla siyaseti birbirine karıştıran ve kafaları bulandıran gevezelikler yapılmış, "takiye" kuşkuları yaratılmıştır. 
      Yani...
    "Hükümet, önce AİHM'nin (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi) Öcalan'a idam kararı için verdiği yürütmeyi durdurma kararına uyacak. Bekleyecek.
       Böylece kazanılacak 1,5 - 2 yıl içinde, Meclis'te idam kararı kaldırılacak.
       Bölücü örgütbaşının idamdan kurtarılmasına kılıf hazırlanmış olacak."
    Bu söylemler MHP tabanını rahatsız etmiştir.
       Şehit aileleri de haklı olarak tepki koymuşlardır.
    DYP ve FP ise hadiseyi tırnaklamışdır.
       Aslında...
    MHP'nin gerçekten de kamuoyuna verilmiş "idam" sözü vardır.
       Yani...
    MHP, siyaset olarak angajedir.

Hukuk devleti

       Ancak...
       Hukuk süreci henüz bitmiş değil ki... Siyaset aşamasına zaman var.
    MHP ve bu konuda duyarlı olan herkes, hepimiz, Türkiye'nin bir hukuk devleti olduğunu kabul etmeliyiz.
       Şöyle ki...
    Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne imza atmıştır.
       Bu sözleşme ile kurulan AİHM kararlarına uymak taahhüdünde de bulunmuştur.
       O halde...
       Nasıl ki İmralı Mahkemesi, Yargıtay ve tashihi karar gibi iç hukuk yollarının tamamen tüketilmesini beklemiştir... AİHM'nin yürütmeyi durdurma kararına da uymalı ve mahkemenin kesin kararına kadar beklemelidir. Bu hukuk devletinin gereğidir.
       Uymazsa ne olur?
    Türkiye sonuçlarına katlanır.
    Avrupa Konseyi üyeliğinin askıya alınmasına... Hatta AB kapılarının yeniden kapanmasına kadar uzanan olumsuz bir süreci göze almalıdır.
       Ya AİHM, İmralı yargılamasını, adil yargının şekil unsurları açısından bozarsa?
    Türkiye, önce asan sonra yargılayan devlet durumuna düşmez mi?
       Ayrıca...
    Türkiye, dış dayatmayla değil, hukuk devletinin gereği olarak da kendi iradesi ile AİHM'nin kesin kararına kadar beklemelidir.

Ve devlet

       Gerçi daha önce hükümetlerin AİHM'nin yürütmeyi durdurma kararlarını yerine getirmediği olmuştur.
       Ama...
       Bir yanlış, çok daha vahim bir diğer yanlışla düzeltilmez.
       Öte yandan...
       Hükümetler değişir, devlet kalıcıdır.
    Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in ve Başbakan Bülent Ecevit'in "AİHM'nin yürütmeyi durdurma kararı uygulanmalı ve kesin kararı beklenmelidir" sözleri, hukuk devleti, devletin devamlılığı ve devletin ahde vefa ilkesi gereğidir.
       Onlar, MHP'nin ya da diğer siyasi partilerin ileride konu TBMM'ye geldiği zaman kullanacakları siyasi irade haklarına karşı bir söylemde bulunmuyorlar.
       Hükümet kararı, şu aşamada Meclis'e bırakılamaz.
       Çünkü yürütmeyi durdurma kararının AİHM nezdinde muhatabı, devleti temsil eden hükümettir.
    Meclis, topu Cumhurbaşkanı'na atamaz. Cumhurbaşkanı'nın imza süresi 15 günle sınırlıdır.
       12 Ocak'ta liderler toplanıyorlar.
       Dileriz ki bu bir sağduyu zirvesi olur.




5 OCAK 2000

Asarak denedik, bir de asmadan denesek
 

Ertuğrul ÖZKÖK

Önceki gün ajansların satır aralarında kalan küçücük bir haber... Türkmenistan idam cezasını kaldırdı.
Böylece, Türk cumhuriyetleri idam cezasının kaldırılması konusunda Türkiye'ye göre öncelik almış oldu.

AVRUPA TABLOSU

Önümde ilginç bir tablo duruyor.

Avrupa Konseyi üyesi ülkelerde idam cezası uygulamasını gösteren liste.

Listenin sol tarafında, idam cezasını kaldıran sözleşmeyi imzalayan ülkeler bulunuyor.

Sağ tarafta ise idam cezasının kaldırılmasını kendi meclisinde kabul ederek uygulamaya sokan ülkelerin listesi.

Sol taraftaki listeye bakıyorum.

Bugüne kadar idam cezasını kaldıran sözleşmeyi imzalamayan sadece iki Avrupa ülkesi var.

Biri Arnavutluk, öteki Türkiye...

Geriye kalan Avrupa ülkelerinin hepsi, bu sözleşmeyi imzalamış.

Rusya, Polonya, Ukrayna, Gürcistan ve Kıbrıs ise sözleşmeyi imzalamış, ama bunu henüz parlamentolarından geçirerek uygulamaya sokmamış.

Ama imzaladıklarına göre, idam cezası fiilen kaldırılmış demektir.

Demek bu açıdan, adı Türkiye'nin hizasına yazılabilecek tek ülke var.

Arnavutluk.

‘‘Bu iki kişilik aile fotoğrafında yer almak bizi rahatsız etmiyor’’ diyorsanız, mesele yok.

Ama bu fotoğraf beni rahatsız ediyor.

ÜÇ İDAM

Çünkü Türkiye, fiilen idam cezasını kaldırmış ülkeler arasında bulunuyor.

Hem de bunu, çok uzun yıllar önce kaldırmış bir ülkedir.

Aradaki talihsiz üç dönemi, yani 27 Mayıs'ı, 12 Mart'ı ve 12 Eylül dönemini bir yana bırakırsanız, bu ülke 40 yıla yakın süredir ‘‘adi suçlulara’’ idam uygulamıyor.

Evet altını bir kere daha çizerek yazıyorum.

Adi suçlulara idam uygulamıyor.

İsterseniz bir de tersini yazalım.

Bu ülke bu süre içinde sadece ‘‘siyasi suçlulara idam cezası uyguladı’’.

Ama başka bir mesele daha var.

Avrupa Birliği'ne tam üye olmak için idam cezasını kaldırmak zorundasınız.

Burada durup şu soruyu kendi kendimize soralım:

İdam cezasını sadece AB'ye girmek için mi kaldıralım.

Yoksa zaten fiilen uygulamadığımız bir cezayı, artık ceza olmaktan mı çıkaralım?

Türkiye şimdi kritik bir konuyu tartışıyor.

Öcalan'ın idamı ile ilgili konu biraz soğumuş gibi görünüyordu.

Ama bayram öncesinde aniden alevlendi.

DARAĞACI GÖLGESİ

Bu konuda özellikle hükümetin MHP kanadı üzerinde ağır bir baskı oluşturuluyor.

Bunda samimi bazı arzular olduğu kadar, şu ana kadar başarılı giden hükümeti bu noktadan vurma arzularının da etkili olduğu kanaatindeyim.

Öcalan'ın idamı konusunu siyasi malzeme olarak kullanmak isteyen kesimlere söyleyecek bir şeyim yok.

Ama samimi insanlara bir şeyi hatırlatmak isterim.

Bu ülke, 27 Mayıs'tan sonra halkın sevdiği üç siyasetçisini astı.

Asan irade bununla ne elde etti?

Hiç...

Asılan insanların temsil ettiği siyasi çizgi yükselerek gelişti ve ülkenin kaderine hákim oldu.

12 Mart sonrasında ise bu defa idam mağduru kanat harekete geçerek, üç genci darağacına yolladı.

Onlar ne kazandı?

Hiç...

NE KAYBEDERİZ

O üç gencin gölgesi ülke üzerinde kaldı, daha da kötüsü, bir takım terörist örgütlere hareket zemini sağladı.

Yarın Abdullah Öcalan'ı asarsak ne kazanacağız?

Cevabı basit:

Şeyh Sait'i astığımız zaman ne kazandıysak onu...

Tarihimizin tanık olduğu bu üç idam dönemi de ülkeye mutluluk getirmedi.

Asarak mutluluğa, sükûnete ulaşmayı denedik.

Başaramadık.

Acaba bir kere de asmadan ulaşmayı denesek ne olur?

Çok mu şey kaybederiz?




5 OCAK 2000

Hakkı bir kez ölmek değil

Tufan TÜRENÇ

1998 Kasımı... Abdullah Öcalan o tarihte Suriye'den atılmış ama henüz yakalanmamış.

Kendisine sığınacak bir ülke arıyor.

Türkiye kanlı teröristi adım adım izliyor, hangi ülkeye gitse yakalanıp iade edilmesini istiyor.

Ancak yasalarımızdaki idam cezası bunu olanaksız hale getiriyor.

Bu engeli aşabilmek için dönemin Adalet Bakanı Hasan Denizkurdu, zaten uygulanmayan idam cezasının kaldırılmasını öngören bir yasa tasarısı hazırlıyor.

Avrupa'yla bütünleşmemizde önemli bir engel olan idam cezası konusunda akıllıca atılmış bu adıma kamuoyundan da bir tepki gelmiyor.

Ancak tereddütler var. Kafalar yeterince net değil. 

İşte o günlerde Cumhurbaşkanı Demirel, Avusturya gezisine çıkıyor.

Uçak havalandıktan sonra Cumhurbaşkanı yerinden kalkıyor ve geziye katılanlara ‘‘Uğurlar olsun’’ diyerek herkesin elini tek tek sıkıyor.

Ve her zamanki gibi gazetecilerin oturduğu bölüme gelince arka arkaya sorulara muhatap oluyor.

Demirel bu tip gezilerde konuşmak istemediği zamanlardaki gibi ‘‘Şimdi olmaz, dönüşte bir değerlendirme yaparız’’ demiyor.

Gazetecilerin önünde duruyor ve arka arkaya patlayan soruları dinliyor.

Belli ki kamuoyuna, politikacılara vermek istediği önemli mesajlar var.

* * *

Günün en önemli konusu, idam cezalarının kaldırılması.

Bir arkadaşımız sözü döndürüp dolaştırmadan soruyor:

‘‘Efendim, idamın kaldırılması için yasa tasarısı hazırlandı. Siz buna taraftar mısınız?’’

Cumhurbaşkanı ayrıntılara girmeden, kısa ama kesin bir yanıt veriyor:

‘‘Türkiye henüz idamın kaldırılmasına hazır değil. Kamuoyunda böyle bir teamül yok.’’

Bu söz, idam cezasının kaldırılması için hazırlanan yasa tasarısının yasalaşma şansını yok ediyor.

Ve Denizkurdu'nun hazırladığı tasarı görüşülmeden rafa kaldırılıyor.

Aslında bugün geriye dönüp baktığımızda, Türkiye'nin 1998 Kasımı'nda çok yaşamsal bir fırsatı kaçırdığını görüyoruz.

Eğer Denizkurdu'nun hazırladığı yasa tasarısı o dönemde Meclis'ten geçebilseydi ve yasalaşsaydı bugün idamla ilgili sıkıntılar yaşanmayacaktı.

Koşullar o kadar değişti ki bugün aynı Demirel, Öcalan'ın idam cezasının infaz edilmemesini, bu konuda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin kararının beklenmesini istiyor.

Çünkü bugün Türkiye'nin çıkarı bunu gerektiriyor.

Ama özellikle MHP açısından sıkıntılar var. MHP üzerinde özellikle Çiller'in tahrikleri etkili oluyor.

* * *

Demirel şunu çok iyi biliyor:

‘‘Öcalan'la ilgili idam cezası genel kurula geldiği takdirde onaylanmaması gibi bir durum söz konusu olmaz.’’

O zaman sıkıntı devletin zirvesine taşınacak. 

Oysa bugün ülkenin çıkarı, bu idam cezasının bekletilmesini, bunun için de Meclis'in önüne getirilmemesini gerektiriyor.

Bu sorunu aşmak için akıl, mantık, sabır ve kararlılığa muhtacız.

Bugünlerde politikacılara büyük sorumluluklar düşüyor.

Onların oy kaygusuyla hareket etmeye hakları yok.

Avrupa’ya katılmak için idam cezasının kaldırılması gerçeğini hırslarımızı, kinlerimizi aşarak içimize sindirmek zorundayız.

Kanlı teröristi bir kere öldürüp kendimizi tatmin etmek uğruna ülkemizin ve milletimizin geleceğini feda etmemeliyiz.

Devlet adamlığı böyle günlerde belli olur.

Dört duvar arasında ömrünün sonuna kadar tıkılıp kalmak ve vicdanıyla hesaplaşarak döktüğü kan gölünün içinde her gün boğulmak, aslında idamdan daha ağır bir cezadır.




5 OCAK 2000

PKK işbirlikçileri Apo asılsın diyor!

Fatih ALTAYLI

Apo'yu assak mı, asmasak mı? Hangisi bizim için daha iyi?

Bu tartışma, ilk olarak bu haliyle bu köşede yazıldı.

O gün bugündür de tartışıyoruz.

İlk gün bize gereken şeyin zaman olduğunu, zaman içinde bu konuda gelişmeler olabileceğini ve bu gelişmelerin değerlendirme yapmakta Türkiye'ye kolaylık sağlayacağını yazdım. 

Zaman iki şekilde kazanılabilirdi.

Türkiye'de zaten çok yavaş işleyen yargı süreci, Apo davasında da beklenen ağırlıkta işlerse, bu konuyu düşünüp tartışacak ve evrensel gelişmeleri değerlendirecek zamanımız olabilirdi. 

Bunun için de kararın bozulması, dosyanın Yargıtay'da bir süre tutulması etkili olabilirdi.

Ancak normalde yavaş işleyen Türk adalet mekanizması, Apo işinde çarkı çok hızlı döndürdü.

O zaman ikinci olasılık gündeme geldi. Konu Meclis'e gelmeden hükümetin gündeminde tutulacak.

Şu anda yapılacak olan da bu. 

Hükümet topu taca atacak. 

Ülke menfaati için zaman kazanacak.

Fakat Türkiye, siyasette aşağılık olmanın sınır tanımadığı bir ülke. 

1995 seçimlerinde PKK bayraklarını seçim malzemesi olarak kullanan, Doğu ve Güneydoğu bölgesinde seçim afişlerini PKK renkleriyle bastırıp seçmene mesajlar vermeye çalışan, PKK kamplarını milletvekilleriyle ziyaret eden, Apo ile mesaj alışverişi yapan Refah Partisi'nin bugünkü uzantıları, şimdi en hızlı ‘‘Apo asılsıncı’’ kesildiler. 

Hükümeti zora koşmak, hükümeti açmazda bırakıp siyaseten yıpratmak için Apo'nun idamının infazını gündeme taşıyorlar.

Muhalefet kutsal bir olaydır. 

Ama o işin de bir şerefi vardır.

İktidara muhalif olmak, ülkeye düşman olmak değildir.Ülke çıkarlarına muhalefet olmaz.

Düne kadar milliyetçiliğe söven ümmetçi soytarıların, bugün milliyetçi kesilmelerinin arkasında siyasi menfaat dışında bir menfaati bulamazsınız.

Fakat Apo denen alçağın, sanki matah bir malmışçasına İmralı'dan ahkám kesmesine izin verenlerin de, bu alçak muhalefete yol açmakta payı vardır.




5 OCAK 2000

Devlet ve Devlet Bey

İsmet SOLAK

30 bin cana kıyan terörist Öcalan idam edilsin mi? Yoksa, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin kararı mı beklensin?

Üç lider için ‘‘bıçak sırtı’’ bir ortamdayız. Bu kararı vermek çok zor!

- İnfaz, AİHM kararına kadar beklesin mi? Evrak TBMM'ye gönderilsin mi?

12 Ocak günü, ülkenin kaderini de belirleyecekler.

Çünkü bu karar, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne giriş yolunu çizecek. Her kim ki, ‘‘Bu işin AB ile ilgisi yok’’ diyorsa inanmayın. AB'nin Türkiye'yle ilgili değerlendirmelerinin önünde Öcalan'ın idam edilip edilmeyeceği var!

Ben şahsen, Apo'nun idam edilmesinden yanayım. Bir Türk vatandaşı olarak milletime bu acıları çektiren bir caninin hayatı beni hiç ilgilendirmiyor.

İdam cezasına karşı olmama rağmen, böyle düşünüyorum. Ve fakat, benim isteğim Türkiye gerçeğiyle örtüşmüyor.

Bu nedenle konuyu Cumhurbaşkanı'na sordum. Yanıtı çok açıktı:

‘‘Karar verilmiştir. İnfaz, yani idam TBMM'nin onayına bağlıdır. Ancaak, TBMM 15 senedir hiçbir kararı onaylamamıştır.’’

Yani, hukuk devleti olan Türkiye'de hiç kimse, ‘‘Şunu asarım, bunu asmam’’ diyemez. Demirel, olayın bir başka özelliğine de dikkat çekti:

‘‘Bir yandan AB adaylığına kabul edildik ve Avrupa'ya entegre olacağız, diye seviniyoruz. Öbür yandan Avrupa şartlarına karşı çıkıyoruz.’’

Şartlar nedir?.. Türkiye, idam cezasının kaldırılmasını henüz imzalamadı. Ama, AİHM kararlarına katılmayı kabul etti. Türkiye şimdi AİHM'ye, ‘‘Sana ne oluyor, sen necisin?’’ diye sorabilir mi? Sorarsa ne olur?

‘‘Bunu derseniz, Avrupa'dan koparsınız. Devlet hizmetleri soğukkanlılık ister. Husumeti, kini, ufuneti kaldırmaz. Karar akılla verilecektir.’’

Bu sözler, belli adreslere yollanan önemli mesajdı. Devlet Başkanı'ndan, yürütmeyi paylaşan üç lidere gönderilmişti.

12 Ocak önemli bir gün olacak. Peki ne olacak? Ecevit ve Yılmaz, AİHM kararının beklenmesinden yana. Devlet açısından Devlet Bey önemli yerde.

Demirel, geçen hafta Devlet Bey'e de bu değerlendirmesini aktardı:

- Düşüncelerimi anlattım. Devlet Bey, istikrar arayışının bilincinde.

Bu bir güven mi? Yılların süzgecinden geçen bir tavsiye mi?

Demirel'e, MHP tabanından gelen yoğun baskıları hatırlatarak, ‘‘Devlet Bey de zor durumda’’ dedim. Devlet adamları bir başkası için yorum yapmaz. Sadece dinledi. Baskılar ortada... Peki, bu feryat Demirel'e gelmiyor mu?

‘‘Vatandaş olarak sorarsanız, ben de sokaktaki vatandaş gibi düşünürüm, bu gayet doğaldır. Mesele o değil. Bir ayrı olay var.’’

Devlet Başkanı olarak asıl aradığı şuydu:

‘‘Türkiye bölünmemelidir.’’

Bence bu, ‘‘Asmak kolay, asarsınız. Ama, lazım olduğu an bulamazsınız’’ anlamına geliyor. Sırım gibi delikanlılar, bölünmemek için şehit olmadı mı?

Cumhurbaşkanı şöyle devam etti:

‘‘Türkiye'de bu hadisenin çok önemli izleri var. Henüz kamuoyu bunu ne kadar biliyor, o ayrı. Ama bu hadise olmuştur. Ve bir iz de bırakmıştır.’’

Demirel'in istediği şey, bu izi daha çok derinleştirmemek:

‘‘Verilecek karar, fevkalade önem taşıyor. Çok düşüne taşına verilmesi lazımdır. Türkiye'nin yüksek menfaatleri dediğimiz olay odur. İnfaz kolay. Ama ne getirip ne götüreceğini, benim yüreği yaralı şehit anam hesaplamak mecburiyetinde değil. Devleti yönetenler hesaplamak mecburiyetinde.’’

Devlet Başkanı, Devlet Bey'e güvendiğini hissettiriyor:

‘‘Kolay kararları kim olsa verir. Devlet yöneticileri için önemli olan, zor kararları vermektir.’’

Devlet adamı Devlet Bey'in, 12 Ocak günü vereceği zor karar çok önemli.




6 OCAK 2000

MHP ve idam: Hükümet bozulur mu?

İSMET BERKAN

ismet.berkan@radikal.com.tr
Milliyetçi Hareket Partisi'nin geçen gün aldığı Başkanlık Divanı kararının anlamı ne? Kararda özetle, Abdullah Öcalan'ın idam dosyasının Başbakanlık'ta bekletilemeyeceği, bir an önce Meclis'e sevk edilmesi gerektiği söyleniyor.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, bu kararın gerekçelerini kaleme almakla meşgul bugünlerde. Bahçeli'ye göre Başbakanlık makamının kendisine gelen bu nitelikte bir dosyayı bekletme hakkı yok.
Gerçekten de bu son derece tartışmalı bir durum. Hatırlayın, geçmişte bazı dokunulmazlık kaldırma fezlekeleri Necmettin Erbakan tarafından Başbakanlık'ta bekletildi diye kıyametler kopmuştu. Adalet Bakanlığı'nın içinde bir eksik bulamadığı ve usulen Başbakanlığa gönderdiği dosyalar, burada üstüne bir sayı konduktan sonra otomatik olarak Meclis Başkanlığı'na sevk ediliyor.
Yani geçmiş uygulamada Başbakanlığın rolü, trafik memurluğundan ibaret.
Ancak Apo kararı söz konusu olduğunda getirilen bir savunma var: Türkiye'nin uluslararası yükümlülüklerini yerine getirip getirmediğinden Meclis değil hükümetler sorumlu. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin kararına uyup uymamak da bu çeşit yükümlülüklerden. Ve Başbakanlık kendisine gelen dosyaların eksiksiz olup olmadığını kontrolle yükümlü. Eh, henüz AİHM kararı belli olmadığına göre dosya 'tamamlanmış' sayılmaz. Başbakanlık dosyayı bu nedenlerle bekletebilir.
Evet karşılıklı argümanlar böyle. Ama bunlar işin teknik tarafı. Bunlara takılmak gereksiz. Esas önemli olan meselenin siyasi sonuçları.
Şöyle bir senaryoya ne dersiniz:
MHP itirazlarını dile getirdi. 12 Ocak günü zirvede de aynı itirazlar Bahçeli tarafından diğer liderlere aktarıldı. Yani anlaşma-uzlaşma olmadı. Ama buna rağmen Başbakan Bülent Ecevit dosyayı Meclis'e göndermedi.
Ne olur o zaman?
Eğer işler bu raddeye gelirse, MHP bir anda kendisiyle birlikte bütün Türkiye'yi bir yol ayrımında bulur.
Çünkü o andan itibaren MHP, hükümeti bozmak ya da bozmamayı tartışacaktır artık, Öcalan'ın idamını değil.
Hükümeti bozmanın anlamı şu an iyiye gidiyor gibi gözüken her şeyin tersine dönmesidir. Yani IMF ile anlaşmanın uygulanamaması ve ciddi bir ekonomik krizin doğması, Avrupa ile yolların ayrılması, yürüyen işlerin bozulması, kurulacak hükümetin cinsine göre 28 Şubat süreci benzeri durumların yeniden ortaya çıkması...
Peki MHP hükümeti bozar mı? Bilal Çetin'in konuştuğu önde gelen MHP'li Bakan, "Hayır" diyor, "Hükümet krizi çıkarmayız."
Aynı mesaj MHP lideri Devlet Bahçeli'den de geliyor. Ayrıca Başbakan Bülent Ecevit'in çevresinde de hava hayli olumlu ve yumuşak. Ecevit'in yakın çevresi, "Tamam bu iş bitti, kriz yok" havasında daha zirve toplanmadan.
Yani, bugünden hissedilen hava ve Ankara kulislerine sızan bilgiler, 'Apo mütarekesi'ni doğrulamaya devam eder nitelikte. MHP itirazlarını bu kez belki hayli yüksek sesle kayda geçirtecek ama Apo dosyası MHP'ye rağmen Başbakanlık'ta bekleyecek ve bu da hükümetin bozulmasına yol açmayacak.
Gerçekten öyle olacak mı?
En iyisi bekleyip görmek.




6 OCAK 2000


Olumlu belirtiler var...

Oktay EKŞİ

Çok basmakalıp bir söz ama, insan bazen kullanmaya kendini mecbur hissediyor:

Yıl döndü, asır bitti, yeni bir binyıl başladı ama bizim Apo'nun idamı sorunu hálá bir çözüme ulaşmadı.

Gerçi Abdullah Öcalan'ın Türkiye'ye getirilmesi üzerinden henüz bir yıl bile geçmediğine göre ‘‘yıl döndü, asır bitti...’’ gibi sözler bir bakıma gerçeği dürbünün tersiyle seyretmek gibidir.

Ama tamamen de boş bir laf değildir.

Doğrusu o ki bu konu uzadıkça başımızın ağrıyacağı belli. O nedenle Türkiye'nin bir an önce sağlıklı ve net bir çizgiyi benimsemesi zorunludur. Onun da tarihi nihayet belli oldu:

Hükümet ortağı üç partinin liderleri 12 Ocak'ta bir araya gelecekler ve vardıkları kararı kamuoyuna açıklayacaklar.

DSP ile ANAP'ın tavrı belli. Sorun MHP'nin seçim öncesindeki vaatleriyle Türkiye'nin uzun vadeli çıkarlarının -özellikle Avrupa Birliği'ne üye olmamızın- çatışmasından çıkıyor. Çünkü herkes gibi MHP'de biliyor ki Türkiye'de idam cezası korundukça ve üstelik bir de uygulandıkça Avrupa Birliği'ne üye olmamız mümkün değildir.

Daha birkaç ay evvel ‘‘Türkiye'nin Apo'nun asılmasından vazgeçmeye hazır olmadığını’’ söyleyen Cumhurbaşkanı Demirel bile artık ‘‘Apo'nun asılması Türkiye'yi Avrupa Birliği'nden koparır’’ diyor.

Demek ki olaya ‘‘Türkiye'nin yüksek çıkarları’’ açısından bakınca MHP'nin de tavrını gözden geçirmesi ve ‘‘Apo'ya verilen idam cezasını müebbet hapse çevirmeye’’ razı olması beklenmelidir. Çünkü bu tutum MHP lideri Sayın Devlet Bahçeli'nin birkaç gün önce ifade ettiği ‘‘önce vatan, sonra parti, sonra biz’’ ilkesine de uygundur.

Kuşkusuz MHP'nin bu gerçeği örgütüne ve özellikle kırsal alandaki taraftarlarına anlatması kolay değildir. Ama MHP'nin halen üstlenmiş olduğu tarihi ve siyasi sorumluluk bu görevi ona vermektedir.

Öte yandan MHP'nin kendi iç kamuoyunu bu çizgiye getirmesi için zamana ihtiyaç vardır. Keza geçecek bu zaman içinde bazı MHP ileri gelenlerinin ‘‘radikal’’ görüşlerin sözcülüğünü yapmalarında yadırganacak bir husus yoktur. ‘‘Şehit ailelerinin gözyaşı’’ ve ‘‘vatan haininden 30 bin şehidin hesabı sorulmadıkça milletimizin rahat etmeyeceği’’ gibi sözleri duymamız normaldir. Ancak bunu söyleyenler de bilirler ki ‘‘vatanın çıkarları’’ her şeyden önce gelir.

Nitekim MHP'nin 12 Ocak'ta yapılacak toplantıda kendi görüşünü ısrarla savunacağı ama çıkacak karara (örneğin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararı gelinceye kadar dosyanın işlem görmemesine) itiraz etse bile bu yüzden hükümeti bozmaya niyetli olmadığı işaretlerini vermesi, önemli ve olumlu bir belirtidir.




6 OCAK 2000
 

Milliyetçilere ricat senaryosu

Ertuğrul ÖZKÖK

Dünyanın önde gelen şirketlerinden birinin Türk müdürü dün çok ilginç bir olay anlattı. Şirket bu yıl için Türkiye'de 70-80 milyon dolarlık yatırım kararı almış.

Ancak son üç günde Öcalan'ın idam meselesi aniden alevlendirilince, dün kuruluşun merkezinden bir mesaj gelmiş:

BİRAZ BEKLETİN

‘‘Yatırım kararını bir süre bekletelim.’’

Şirketin müdürüne soruyorum:

Bunu ‘‘Türkiye'ye baskı için mi yapıyorlar?’’

Cevabı şu oluyor:

‘‘Kesinlikle hayır. İdam olayının Türkiye'yi yeniden karıştıracağını düşünüyorlar. O nedenle bekliyorlar.’’

Türk ekonomisi yeni yılla birlikte inanılmaz bir start alırken, görünmeyen bir el düğmeye basıp kafaları karıştırıyor.

Önceki günden beri global şirketlerin Türkiye'deki uzantılarına yansıyan hava budur.

Ama içerde de başka bir hava yayılıyor.

Bir başka arkadaşım arıyor ve şunları söylüyor:

‘‘Bu idam konusunu bir de bana sorsunlar. Benim askere gidecek iki oğlum var. Bu ülkeye feda olsun. Ama bir de benim fikrimi alsınlar.’’

Bir süre önce bir yazı yazmıştım.

‘‘Bir de sessiz anaların fikrini alın’’ demiştim.

Çok sayıda kadın aradı.

Çoğunun oğlu askerlik yaşındaydı.

SESSİZ ANALAR

Hemen hepsi artık huzur içinde uyumak istiyorlardı.

Ve çoğunun görüşü de şuydu:

‘‘Huzur istemek, evladının geleceğini güvenceye almak vatan hainliği midir?’’

Ve son bir cümle:

‘‘Ciğeri beş para etmeyen bir teröristi ipin ucunda sallanırken görmek, bu ülkenin geleceğinden, sessiz anaların çığlığından ve 21'inci yüzyılın yıldız ülkesi Türkiye'nin geleceğinden daha mı önemli?’’

Üç kerestenin ortasında sallanan bitmiş bir gövdenin bize vereceği tatmin duygusu, bütün bu saydıklarımızdan daha mı büyük?

Fikrini almamız gereken başka analar da var.

Çocuğu hunharca bir cinayete kurban gitmiş, evladı tecavüz edildikten sonra doğranmış annelere de sormak lazım.

Sizin evladınızın katili bekleyecek, ama öteki asılacak.

Eğer tatmin edeceğimiz duygu adaletse, ötekilerin adaleti ne olacak?

Öcalan'ın idamı konusunda dikkatten kaçan önemli bir noktayı dün Fazilet Partisi Genel Başkanı Recai Kutan dile getiriyor.

‘‘Öcalan'ın idamını konuşurken bunu Meclis'te bekleyen 20'nin üzerinde idam dosyası ile birlikte telakki etmeliyiz.’’

İDAM PANAYIRI

Evet çok doğru.

Hemen arkasından şunu ekliyor:

‘‘Tabii 20 kişiyi birlikte idam etmeye kalkarsanız buna ne denir, ona da bakmak lazım.’’

Evet çok doğru, ona da bakmak lazım.

İyi ama ne yapacağız?

Bu ülkeyi bir baştan ötekine idam sehpaları ile mi donatacağız?

Kapanmış bir dönemi açıp, hayatlarında idam görmemiş yeni nesillere, bizimki gibi kábus fotoğrafları mı sunacağız?

Bir takım siyasetçileri anlamıyorum.

Bir yandan hazırladıkları demokrasi paketlerine idamı kaldıran maddeler koyup, öte yandan sırf iktidarı böleceğim diye intikam tamtamları çalmayı vicdanlarında nasıl bir araya getirebiliyorlar, hayret ediyorum. 

Son sözüm MHP'lilere...

Son derece başarılı bir hükümetin en önemli ayağı sizsiniz.

RİCAT SENARYOSU

Bütün dünyaya örnek olacak bir ekonomik paketin altına imza attınız.

Milliyetçiliğin, çağdaş bir siyasi akım olabileceğini bütün dünyaya ispat etmek üzeresiniz.

Bu ülkede 30 yıldan beri milliyetçilik gibi güzel bir kavramın üzerine kaplanan siyah örtüyü kaldırıp, onu çağdaş bir kavram haline getirmenin onurunu yaşamak üzeresiniz.

Milliyetçiliği ırkçılık ayıbından kurtarıyorsunuz. 

İşte bundan rahatsız olanlar, sizi tahrik ederek tekrar eski kulvarlarınıza ricat ettirmek için çaba harcıyorlar.

İnanınız, bu tuzağa düşmek hem size, hem de Türkiye'ye çok şeyler kaybettirecek.




7 OCAK 2000

Dönmek mümkün mü?

İSMET BERKAN

ismet.berkan@radikal.com.tr
Potansiyel bir sorun her gün büyümeye devam ettiği, gazetelerde açık açık 'Bu yüzden hükümet bozulabilir mi?' gibisinden yazılar yayımlandığı halde, bu çeşit siyasi dedikodulara fazlasıyla duyarlı olan piyasalarda olumsuz hiçbir şey olmuyor.

Acaba neden?
Yani düşünsenize, Abdullah Öcalan'ın bir an önce mi yoksa 1.5 yıl sonra mı asılacağı konusunda hükümet içinde çıkan tartışma kapalı kapıları aşmış, gazete sayfalarına kadar düşmüş durumda. Bir yanda Başbakan ve onun mahçup takipçisi ANAP, öteki tarafta MHP... Her gün gazetelere yansıyan demeçler, isim vermeden konuşan bakanlar...
Bu şartlar altında borsanın düşmesi, faizlerin ansızın yükselişe geçmesi, insanların dolar satın almak istemesi ve bunun üzerine Merkez Bankası'nın piyasalara müdahale ederek dolar satması vs. gerekiyordu.
Ama bunların yerine borsa rekor üstüne rekor kırıyor, bono faizleri son 20 yılda olmadığı kadar aşağılara düşüyor, gecelik repo faizleri sadece 6 ay önce yüzde 88-90'lar seviyesindeyken yüzde 5'lere kadar iniyor.
Kısacası piyasalar hükümet içindeki Apo tartışmasını ciddiye almıyor! Hükümetin böyle bir nedenle bozulacağına inanmıyor.
Piyasaların mantığından farklı düşünenler de var. Bir MHP'li Bakan, "Ecevit bu oyları Apo yakalandı diye aldı, şimdi onu asmazsa bütün oylarını kaybeder" diyor.
Sahiden öyle mi? Yani MHP, Apo üstünden, idam sehpaları üstünden siyaset yapmaya çalışan DYP ve Refah'ın oylarının artacağına, kendisininkinin ise düşeceğine mi inanıyor?
Eğer MHP'liler gerçekten böyle düşünüyorlarsa, üyesi bulundukları hükümetin nelerin altına imza attığının ve nasıl bir geri dönülmez yola girdiğinin hiç farkında değiller demektir.
Türkiye'nin IMF ile yaptığı anlaşma tek yönlü bir yol gibi. Gidiş var ama dönüş yok.
Siz her şeye rağmen yolun ortasında durur, geri vitese takarsanız öyle bir tepkiyle karşılaşırsınız ve başınıza öyle işler açılır ki, ne olduğunu anlayamazsınız bile.
En basiti, bugün 20 yılın en düşük seviyelerine düşmüş olan bono faizleri bir zamanlar Tansu Çiller'in becerdiği gibi yüzde 400'lere kadar fırlayıverir. Bankalar ve sanayi kuruluşları ardı ardına iflas etmeye başlar, borsa endeksi yeniden 2000'lere kadar geriler.
Çok mu karamsar senaryolar bunlar? Evet öyle. Ama gerçekte olacaklar bunlardan kötü de olabilir, unutmayın.
Piyasaların 'hükümet bozulabilir' senaryolarını hiç dinlememesinin nedeni işte bu. Hiçbir aklı başında politikacı girilen yoldan dönmeye kalkışmaz, çünkü eğer bunu yaparsa uzun yıllar boyunca bir daha barajı aşamayacağını bilir.
Apo tartışması da yakında bitecek. Çünkü bu hükümetteki partilerin siyasi olarak doğruları yapmak dışında seçenekleri yok. Hükümetin altına imza koyduğu çeşitli şeyler, onun manevra alanını da daraltıyor.




7 OCAK 2000
 

Beslesek de mi assak...

talkan@media.ankara.edu.tr
Bu konuda tarihe geçecek olan en veciz ifade Kenan Evren'e aitti: "Asmayalım da besleyelim mi yani?" demişti. Ve onları besleme külfetinden Türkiye'yi kurtarmak için gençleri asıvermişti. İçlerinde henüz on sekiz yaşına basmamış olanlar da vardı. Üzülerek söylemeliyim ki, o gençleri asıp erzak parasından tasarruf etmemize rağmen ekonomimizi düze çıkaramadık, hâlâ kemer sıkma önlemleri alıp duruyoruz.
Adam asmak için beslenme masrafları ölçü alınacaksa Apo'nun derhal binlerce kez asılması gerekir. Adamı muhafaza etmek için neredeyse bir ordu seferber oldu. Kendisine özel bir ada tahsis edildi. (Bu durumda kendisinin Napolyon olduğunu düşünüyor olmalı.) Dişi ağrıdı diye klinik kuruluyor. 
Bu masrafa bakıp, Evrenvari bir üslupla, "Bu işin astarı yüzünden pahalıya geliyor, tasarruf önlemlerini gerekçe göstererek asalım keratayı," diyebiliriz. Ama ben asılmasının doğru olmadığına inananlardanım.
Apo elbette acımasız bir katildir. Bu adamı bir Kurtuluş Savaşı kahramanı gibi görmek ve göstermek, Türklere de, Kürtlere de hakaret etmek olur. 
Ama meseleyi bir intikam alma duygusuna indirgemek, şehit analarının acılarına tercüman olmanın ve parti tabanında destek bulmanın ötesinde her şeye gözünü kapamak da devlet adamlığının gerektirdiği sorumlulukla bağdaşacak bir tutum gibi gözükmüyor.
Şunu unutmamak gerekir ki, Apo sadece şehit analarının bağrını yakmadı. Kürtler de Apo'dan ve PKK'dan aynı derecede zarar gördü, acı çekti. Bir ulusal uzlaşma ve bütünlük aranacaksa, Kürtlerin acılarına da aynı derecede duyarlı olmalıyız.
İkincisi, eğer Apo'nun asılması sonucunda bir tek asker daha şehit olacaksa, bir tek ana daha gözyaşı dökecekse, bir tek Kürt köyü daha baskına uğrayacaksa, varsın Apo asılmasın.
Üçüncüsü, ülkemizin hızla girdiği bir yeniden yapılanma dönemi var. Uzun zamandır hasret kaldığımız siyasal istikrarı bulmuş gibiyiz, yurtdışında özlemini çektiğimiz bu saygınlığı yakalamış gibi gözüküyoruz. Birkaç yıla kadar AB'ye tam üyelik görüşmeleri bile başlayabilir.
Eğer Apo'nun asılması ile bütün bu olumlu gelişmelerin üzerine gölge düşecekse, varsın Apo asılmasın. Bugün 'Asalım, asalım,' diye tempo tutanlar, yarın idam cezasının infaz edilmesi sonucunda içerde ve dışarıda bu olumsuz sonuçlar ortaya çıkarsa, bu gelişmelerin siyasal sorumluluğunu üstlenmeye hazır mıdır acaba?
Kanlı bir dönemde ortaya çıkan duyguları anlamak mümkün: Ölüm ölümü, acı acıyı çağrıştırıyor. PKK olayını Apo'nun ölümüyle noktalamak, milliyetçi olmanın doğal bir gereği gibi, fethedilen bir kalenin burcuna bayrağı dikmek gibi algılanıyor. Milliyetçiliği, iyi düşünülmemiş güç gösterisi olarak anlayan bu zihniyet, hemen her zaman ulusuna yarar yerine zarar getirmiştir.
Topluma yararlı olacak gerçek milliyetçiliğe, sanırım ulusal çıkarların soğukkanlılıkla düşünülüp belirlenmesiyle ulaşılabilir. 
Biz ise, çok geç oluşmuş bir milliyetçiliğin çocukluk hastalıklarıyla uğraşır gibiyiz.


  7 OCAK 2000
 
 

Derin demokrasi

    GÜNERİ CIVAOĞLU
   Türkiye'nin pusuladaki yönü "demokrasi".
   Bu deyim, artık "iktidarların belirli aralıklarla yapılan genel seçimlerle belirlenmesi, egemenliğin millete ait olması, seçme ve seçilme özgürlükleri" çerçevesini aşan derinlik ve genişlik kazanmıştır.
   "İnsan hakları" birinci lig demokrasilerin omurgası haline gelmiştir.
   Türkiye, AB'nin eşiğinden içeri adımını atmış bulunuyor.
   Türkiye'nin demokrasi tanımı da, Avrupa demokrasilerinin insan hakları, derinlik ve genişlik zenginliğiyle örtüşmelidir.
       O nedenle...
       Bazı deyimleri, kavramları ve uygulamaları yadırgayacak ama içimize sindireceğiz.
       Tarihin hurdalığına göndereceğiz.
 

Basamaklar

   İnsan Haklarından Sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Ali İrtemçelik'in dün Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'e bir demokratikleşme programı sundu.
       O programda sıralanan 11 madde, birinci lig demokrasilere yükselen basamaklardan bazılarıdır.
       Örneğin...
   İsveç Başbakanı Olof Palme'yi öldürdüğü iddiası ile bir süre tutuklu kalan sanığa, tahliye edildikten sonra devlet, kendiliğinden 8 milyon kron tazminat ödemiştir.
       Yaklaşık 524 milyar lira.
       Sanık, devleti dava etmediği halde ödenen bu tazminatın gerekçesi, onun özgürlüklerini kısıtlamış olmaktır.
   Avrupa'daki bu "özgürlüğe saygı" standardı uygulanırken, Türkiye'nin evlerinden ve bölgelerinden çıkarılmış kişilerin dönüşlerine izin vermesi, terör ve terörle mücadeleden etkilenmiş olan vatandaşların zararlarının tazmini elbette gereklidir.
   BM Siyasi ve Medeni Haklar Sözleşmesi'nin... Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi'nin imzalanacak olması...
       Bu imzanın, aradan geçen yıllar boyunca askıda kalmış olmasının nedeni, Güneydoğu sorununu yaratan ya da daha zor çözülür hale getiren tutucu zihniyettir.
       Hukukun temeli, kişilerin kanun önünde eşitliğidir.
   DGM'ler önünde başka, ceza muhakemeleri önünde başka usul hükümleri yürürlükte kalabilir mi?
   Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun hükümetten bağımsızlaştırılması, demokrasinin özsuyu "kuvvetler ayrılığı" ilkesini kirletir.
       Yargının yazgısı idareye bırakılır mı?
       Bütün bunları ve diğer insan hak ve özgürlüklerini, kültür zenginliklerini savunma bağlamında, düşünceyi açıklama özgürlük yollarını açık tutmalıyız.
 

Top nerede?

   İrtemçelik'in, Cumhurbaşkanı'na bu demeti sunmanın yanı sıra altı çizilerek okunması gereken açıklama da önemlidir.
   İrtemçelik, "Abdullah Öcalan idam kararı için yürütmeyi durdurma kararının muhatabı hükümettir. Meclis değil" diyor.
   "Hükümetin buna rağmen topu TBMM'ye atması halinde, devlet olarak taahhüdünü yerine getirmemiş olacağına, Türkiye'nin hukuk devleti ilkelerine ters düşeceğine, Avrupa Konseyi ve AB sürecinden dışlanma olasılığına" işaret ediyor.
       Ve şu mesajı veriyor:
   "Bütün bunların Türkiye'nin aleyhine olduğunu ve idamın Türkiye lehine olduğunu savunanlar, bunu kanıtlamalılar. Ama sloganla değil."
       Öyle mesajlar vardır ki, bir virgül dahi eklemeyi gerektirmez.
       Bu da onlardan biri...
       AİHM'nin yürütmeyi durdurma kararına uymak ve kesin hükmünü beklemek de hukuki süreçtir.
       Öcalan'ın idamını TBMM'de tasdik ya da ret ise ise siyasi süreçtir.
       İkincisi, ancak birincisinin bittiği yerde başlar.
       Avrupa'ya uzanan basamaklardan birincisi "hukuk devleti" olmaktır.



  7 OCAK 2000

MHP'nin tutumu!

Hasan CEMAL

       Evet, Öcalan ve idam MHP açısından hassas bir konu. Kendi kamuoyu var, kendi parti tabanı var. MHP'nin bazı çıkışlarını anlamak güç değil.
       Ama bundan dolayı bir krizin kapısını zorlarsa, işte o zaman MHP'yi anlamak imkansız hale gelir.

MHP'nin tutumu... Geçmişi yeniden yaşamak mı?..

       Öcalan hakkındaki idam kararı... Siyasal gündemin baş köşesine oturmuş durumda. İki yol var: Ya Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin kararına kadar beklemek... Ya da onay için hemen parlamentoya göndermek...
    DSP ile ANAP birinciye taraftar. Cumhurbaşkanı Demirel de öyle. MHP ise ikinciden yana. "Gönderilsin ve onaylansın!" diyor.
       Ne olacak?
       Bunun için koalisyon ortakları Ecevit, Bahçeli ve Yılmaz bayram sonrası toplanıyorlar.
       Çok kritik bir konu!
       Çünkü, Türkiye'nin uzun yıllardır ilk kez yakalamaya ve yeni yeni yararlanmaya başladığı siyasi ve ekonomik istikrar ortamını bir anda darmaduman edebilecek tohumları içinde taşıyor.
       Şimdi dikkatler MHP'de. Özellikle Devlet Bahçeli'nin üstünde... Ne yapmayı düşünüyorlar?
       İlk akla gelen soru:
    İdam için koalisyonu mu bozacaklar?
       Nedir bu koalisyonun alternatifi? MHP açısından iki alternatif olabilir:
    (1) Fazilet ve Doğru Yol'la birlikte yeni bir koalisyon hükümeti kurarak yine iktidarda kalmak... Yani 'devlet'le ve kamuoyunun önemli bir bölümüyle çatışmayı göze alarak, bir yerde Erbakan Hoca ve Çiller'le kol kola girmek... Tabii bu birinci alternatifte, Devlet Bahçeli'nin başbakanlığı da gündeme gelebilir.
    (2) MHP'nin muhalefete geçmesi... Çiller'in bir vücut çalımıyla kapağı koalisyona atması.
       Fazla ayrıntıya girmeden diyelim ki: MHP'nin istediği oldu ve parlamento çoğunluğu Öcalan'ı ipe gönderdi.
       Ne olur sonra?
    Avrupa'yla ilişkiler darbe yer!
     Avrupa Konseyi'nde Türkiye'nin üyeliğine son verebilecek gelişmelerin kapısı açılır. Avrupa Parlamentosu ayağa kalkar. Avrupa Birliği, Türkiye'nin adaylığını askıya almak için düğmeye basar. İlişkilerin donması gündeme gelir. Sade MHP'linin de çoluğu çocuğunun istikbali için gönlünde yaşattığı Avrupa hülyası kayıp gider.
     Avrupa kamuoyu aleyhe döner!
       En başta Almanya olmak üzere bazı Avrupa ülkelerinde PKK ayağa kalkar, geçer, ortalığı karıştırır, hatta kan döker. Böylece, Türkiye'yi Avrupa'da görmek istemeyen çevrelerin eline bulunmaz bir koz geçer.
     Terör dalgası kabarır!
       Türkiye içte ve dışta, özellikle Avrupa'da kabaran bir terör dalgasının içinde bulur kendisini. Büyük kentler de terör eylemlerinden daha çok payını almaya başlar. Bu yüzden, örneğin 2000 yılına yepyeni umutlarla giren turizm sektörümüz 1999'dan çok daha büyük bir darbe daha yer. Turizm yörelerindeki insanlarımızın aş ve iş derdi, ekonominin döviz girdileri hiç kuşkusuz olumsuz yönde etkilenir.
     Güneydoğu'da barış ve huzur bozulur!
       İdam, bazı PKK'lı ve Kürtçü çevrelerde ihanetin simgesi olarak görülen Öcalan'ı efsane haline getirir. Bölünme sürecindeki PKK yeniden toparlanmaya, örgütte şiddet yanlıları güç kazanmaya başlar.
     Siyasi istikrar bozulur!
       Siyaset sahnesinin yeni bir hükümet için çalkalanmaya başlaması, siyasi ve ekonomik istikrarı bir anda torpiller. Büyük özveri ve umutlarla, radikal bir kararlılıkla uygulamaya sokulan enflasyonla mücadele programı tehlikeye girer. Dış kredi ve kaynak konusunda yeniden bekle - gör pozisyonuna geçilir. Türkiye yine kan kaybetmeye başlar.
     Cepheleşme ihtimali kapıyı çalar!
       Daha fenası, MHP'nin Fazilet ve DYP ile yeni bir koalisyon hükümeti kurması ya da muhalefete geçmesi, Türkiye'yi yıllar sonra yeniden cepheleşme belasının kıyısına getirip bırakır. Gömülmek istenen, hatta büyük ölçüde gömülmüş olan baltalar yeniden topraktan çıkartılabilir. Herkes eski defterleri karıştırmaya başlar. Yani siyasetin üslubu yeniden değişir, kavga ve kutuplaşma yıllar sonra yeniden politikamıza damgasını vurmaya başlar.
       MHP bütün bunları göze alıyor mu?
       Alacak mı?
       Geçmişi yeniden mi yaşayacak?
       İhtimal veremiyorum.
       Sağduyunun, sonunda ağır basacağına inanmak istiyorum.
       Evet, Öcalan ve idam konusu MHP açısından çok hassas bir konu. Kendi kamuoyu var. Kendi parti tabanı var. Verdiği sözler var. Bu yüzden MHP'nin bazı çıkışlarını anlamak, makul karşılamak güç değil.
       Ama bundan dolayı bir krizin kapısı zorlanırsa, işte o zaman MHP'yi anlamak ya da makul karşılamak imkansız hale gelir.
       Yurdunu herkes sever.
       Vatan sevgisi kimsenin tekelinde değildir.



(12 OCAK 2000) 
sayfa başı