Türkiye'de yaşanan olaylar...
 Ana Sayfalar
BELGENET 
ARŞİV
BELGELER
DOSYALAR
KİM KİMDİR
.İlgili Sayfalar
YASA METNİ
NE ÖNGÖRÜYOR
1999'DA VETO EDİLEN YASA
VETO GEREKÇESİ

ŞARTLA SALIVERİLME YASASI
TBMM Tutanakları... (1)
8 Aralık 2000

23 Nisan 1999 tarihine kadar işlenen suçlardan dolayı şartla salıverilmeye, dava ve cezaların ertelenmesine dair yasa tasarısı, TBMM Genel Kurulu'nun 8 Aralık 2000 tarihindeki 27. birleşiminde kabul edildi.  
 

BAŞKAN : Başkanvekili Nejat ARSEVEN

KÂTİP ÜYELER: Yahya AKMAN (Şanlıurfa), Hüseyin ÇELİK (Van)

BAŞKAN- Değerli milletvekilleri, alınan karar gereğince, 23 Nisan 1999 Tarihine Kadar İşlenen Suçlardan Dolayı Şartla Salıverilmeye, Dava ve Cezaların Ertelenmesine Dair Kanun Tasarısı ve Anayasa ve Adalet Komisyonları raporlarının müzakeresine başlıyoruz.

(.................)

BAŞKAN- Komisyon?.. Burada.  Hükümet?.. Burada. 

Değerli milletvekilleri, komisyon raporunun okunup okunmaması hususunu oylarınıza sunuyorum: Raporun okunmasını kabul edenler... Etmeyenler... Raporun okunması kabul edilmemiştir. 

Tasarının tümü üzerinde gruplar adına şu ana kadar Divana intikal etmiş bir söz talebi yok. Herhalde şahıslara söz vermekle başlayacağım. 

Efendim, konuşmuyor mu gruplar? 

AHMET İYİMAYA (Amasya)- Var... Var... 

YASİN HATİBOĞLU (Çorum)- Sayın İyimaya konuşacaklar. 

BAŞKAN- O zaman niçin bildirmiyorsunuz efendim Divana? 

Doğru Yol Partisi Grubu adına, Amasya Milletvekili Sayın Ahmet İyimaya. 

Buyurun efendim. 

DYP GRUBU ADINA AHMET İYİMAYA (Amasya) – Değerli Başkan, Yüce Parlamentonun muhterem üyeleri; görüşülmekte olan tasarı hakkında, Doğru Yol Partisinin görüş ve düşüncelerini ifade ederken, hepinizi, saygıyla selamlıyorum. 

Aziz arkadaşlar, kimilerinin huzur ve saltanatı için, milletin huzurunu bozacak bir kanun tasarısının müzakeresine başlıyoruz. Yirmialtı yıl evvel aynı Parlamentomuzda sahnelenen bir oyunu, aynı şahsın öncülüğünde, yirmialtı yıl sonra, yine tekrarlıyoruz. Cumhurbaşkanımızın vetosuyla bereli, Anayasa Mahkememizin iptaliyle yaralı affı şahaneyi diriltmeye çalışıyoruz. 

Değerli arkadaşlar, bir kavram istismarını izah ederek konuşmama başlamak istiyorum. Kanun tasarısının adı “şartla salıverme.” Sayın Başbakan, Değerli Başbakanımız ilk açıklamasında “af değil şartla salıverme” demişlerdi. Yüce Türk Milletinin, hukukçuların tereddüdü olmayan bir gerçeği bilmesini istiyorum. Değerli arkadaşlar, kurulu düzene göre, yürürlükteki hukuka göre, yargı organlarının kurduğu ceza hükümleri veya kuracağı ceza ve infaz üzerinde, yasama organı, geçici bir kanunla tasarrufta bulunuyorsa, bunun adı aftır. Cezayı artırabilirsiniz, başka cezaya dönüştürebilirsiniz veya tümüyle sonuçlarını kaldırabilirsiniz; ama, bu, bir aftır. Onun için, şartla salıverme adını bu şekilde okumak lazımdır. Önümüzdeki tasarı, şarta bağlı, bozucu şarta bağlı bir aftır. Şu andaki tasarının kimi hükümlerini, 1 inci maddenin 6 ncı bendini de, bu açıklama içerisinde değerlendirmek gerekir. 

Aziz arkadaşlar, affın telaffuzu zor ve tehlikeli; ama, zamanında gereğinin yerine getirilmemesi daha da tehlikeli. Birbuçuk yıldır, Türk insanının, yüce milletin huzurunu işgal eden bu mesele, bizatihi, huzursuzluğun ve birtakım sosyal hareketlerin asıl faktörü olarak önümüzde durmaktadır. 

Söylenir; af bir atıfettir denilir; değil arkadaşlar. Savaş toplumlarında, yerleşmemiş yapılarda belki; ama, 20 nci Asrın bilincinde “af atıfettir” bir doğru hüküm değil; bir tekerlemedir. Af, mutlaka, bazı sosyal şartların varlığını gerekli kılan, o şartlar yok ise, Parlamentonun hiçbir şekilde çıkaramayacağı tehlikeli bir tasarruftur. 

Savaş var, iç savaş var. Kahraman kim; belli değil. Vatan haini kim; belli değil. Bitiminde, sosyal psikolojiyi ve sosyal düzeni korumak için, affı ilana mecbursunuz. Lozan Barış Antlaşmasının eki olan af öyle bir aftır. Önemli bir dönüşüm, sosyal dönüşüm gerçekleştirilmiş, yeni bir sayfa açılmıştır, o zaman af zorunludur. Devrim yapılmış Takriri Sükûn Kanunu çıkarılmış 1933 yılında İzmir suikastı failleri dahi kısmen, kısmen vatan hainleri dahi, affedilebilmiştir, bir dönüşüm affıdır. 

Arkadaşlar, Türkiye’de 1923 yılından bu yana bir dönüşüm mü gerçekleşti ki af tasarrufunda bulunuyoruz? Sermaye egemenliği, sermayenin siyasete hükmü sona erdi mi de af tasarrufunda bulunuyoruz? Dün Nice’de Başbakanın ensesinde hissedilen, bürokrasinin seçilmişler üzerine hükümranlığı sona erdi de mi af tasarrufunda bulunuyoruz? (DYP ve FP sıralarından alkışlar) Vehim devletinden insan hakları devletine ve insanı öne alan, küçültülmüş ama etkili devlete geçiş sağlandı da mı afta bulunuyoruz? 

İtalyan Milletinin ve milliyetinin ürünü olan Ceza Kanunu –ki, eskimiştir, İtalya’da değiştirilmiştir, suç tarifleri değiştirilmiştir- eskimiştir; yeni bir ceza veya adalet reformu yapıldı da mı af tasarrufunda bulunuyoruz? 

Değerli arkadaşlar, af, parlamentonun kendi hukukunu, yarattığı hukuku geçici olarak rafa kaldırmasıdır, yargı kararlarını rafa kaldırmasıdır, infazı rafa kaldırmasıdır. Şartları olmadığı zaman bu af sadece suçları besler, şartları olmadığı zaman bu af sadece milletin devletiyle yabancılaşmasına yol açar. 

Bugün, depremin neticesi böyle olmayacak şekilde önlem almayan, müteahhidini cezalandıramayan, belki yarın iptal kararıyla banka hortumlamaları dahi af kapsamının içerisine alabilecek olan, kendi evinde 40 darbeyle çocuğunu hançerleyen katili affeden bir sistemde milletin Parlamentoya, milletin devlete güveni erimez mi arkadaşlar? 

Değerli arkadaşlarım, bu af kanunu tasarısı, ayrıca, kusurludur. Düşük yoğunluklu bir tahlil dahi, affın, bir parşömen kâğıdıyla savrulabilir çelişkilerle dolu olduğunu rahat rahat gözleyebiliriz. 

Bakınız, altyapısı olmayan bir af; yarın suçlular, hükümlüler dışarı çıkacaklar, aş nerede, iş nerede! Keyfî istisnalar var arkadaşlar. Gerçekten, af kapsamı dışında bırakılan ve içine alınan suçlar bakımından, hukukun kriterleri değil, tamamen keyfîlik esasıyla düzenleme yapılmıştır. Kötüye kullanma dışarıda, daha ağır kötüye kullanmalar içeride; hafif tehdit dışarıda, daha ağır tehditler içeride; banka hortumlamasına göz yuman, raporlara göz yuman kamu görevlilerini suçlandıracak veya yargılatacak ceza maddeleri af kapsamında. 

Ret hakkı yok... Parlamento “suç isnadı doğru değildir, ben yargılanmak istiyorum, mahkûm olursam ben bu cezayı çekeceğim” diyenlere hak tanımak zorundadır. Siyasîler, kendi suçları için bu affı, hükmen reddetmek zorundadırlar; bu yok. 

Mağdurlar yok... Halbuki 19 uncu maddedeki şartla salıvermede mağdura tazminat şartı vardır; ihtiyarîdir; ama, mecburî afta bu olmalı; bu yok. 

Gözyaşlarına göz yok; ama, suçlulara iltifat var, taltif var. 

Değerli arkadaşlar, bu affı kim istiyor, kim istemiyor, niçin istiyor suallerinin, parmaklarınızın doğru kalkması için cevaplandırılması ve doğru cevaplandırılması gereğine inanıyorum. 

Değerli arkadaşlar, bu affın en tabiî taliplileri, isteklileri suçlular ve yakınlarıdır; en doğaldır; içeridedir, kendi psikolojilerinin gereğidir; ama, toplum ve millet suçlulardan ibaret değildir. Suçlunun da kendi ruhundaki kiri, cezanın tertip ettiği müeyyideyi çekmek yoluyla temizlemek gibi bir hakkı olmalıdır. Saygıyla karşılıyoruz. 

Başka kim istiyor: Bir partimiz ve o partimizin peşine takılanlar istiyor; bu isteği, aşağıda, zaten tahlil edeceğim. 

Başka kim istiyor arkadaşlar, bu çok önemli: Henüz suçları keşfedilmemiş, kendilerini gizleyebilmiş, mevcut, fakat, bilinmeyen failler istiyor. En büyük istekliler onlar. Affı destekleyen, şırınga eden, af çıksın diyen samimî iradenin esas adresi, esas odağı gizli suçlular ve gizli suçlardır. 

Aziz arkadaşlar, affı kim istemiyor: Mağdurlar istemiyor; suçlardan zarar görenler, gözü yaşlılar, kalbi yaralılar istemiyor. Hatıralarında ve hafızalarında her saniye o acıyı hatırlamak azabını yaşayanlar istemiyor. Bunlar bizim vatandaşlarımız değil mi?! Bunlar bizim insanımız değil mi?! Affı başka kim istemiyor: Siyaset, sosyal zemin üzerinde yapılır; siyaset, sosyal taban üzerinde yapılır. Affı millet istemiyor, kendisi istemiyor, çünkü millet “siz, beni cezalandırıyorsunuz, suçluyu affederek” diyor... Çok önemli, arkadaşlar. (DYP sıralarından alkışlar) 

Affı tabiî, geçende de, şimdi de biz istemiyoruz. Neden bu kadar ısrar? Neden mutlaka af çıksın ısrarı var? Arkadaşlar, bu soruyu Değerli Başbakanımızın Muhterem Eşinin bir demecine indirgeme yaparak, cevaplandıramayız. Bir kişinin iradesi, bu kadar yoğun bir sonucu asla doğuramaz. Buna inanamıyorum; aksi takdirde, bu tür izahlar bir romantizmden başka bir şey değildir. Af ısrarının iki önemli sebebinin dışında çok çok sebepleri var; önemliyi ikinci sıraya alıyorum. Birinci sebep, bugün cezaevleri, suç planlarının yapıldığı, komutların verildiği iç karargâh haline dönmüştür. Cezaevlerinde devlet egemenliği değil, çete egemenliği vardır. Kronik olmayan ama, kronikleşme istidadı taşıyan bu problemi, ancak, mahkûmları ve tutukluları boşaltma yoluyla geçici olarak çözebiliriz anlayışı, af ısrarının temel nedenlerinden birisidir. Gerekçede bunun yer almaması tamamen yasamadaki bir maniplasyondur. 

İkincisi önemli, arkadaşlar; bakınız, Türkiye çok önemli bir süreç yaşıyor. Tarihin aklıyla olayları okuyun; Türkiye, şu süreci hiçbir zaman yaşamadı; bürokratının, siyasetçinin, sermayenin, medyanın âdeta, kirlilikte kısmen buluştuğu ve temizleme, tafraları atma süreci yeni yaşanıyor. 

Ben, yıllarca savunma mesleğinde çalıştım, avukatlık yaptım. Bir kısım kişiler hakkında davalar açıldı; orada her dosyada her bir delil meteor görevini görebilecektir .Şimdi adları belli olmayan failler, şimdi suçları gizlenen kişiler, o meteor delillerle ortaya çıkarılabilecek ve eğer, af duvarıyla, Bizans duvarıyla öne geçme olmasa, bu temizlik operasyonu akim kalabilecektir. Bugün affı isteyen en büyük odak, en büyük adres budur arkadaşlar. 

Değerli arkadaşlar, affın zamanı mı? Ne birinci kanunun görüşülmesinde zamanlama vardı, deprem afetini yaşadık, ne bugün. Bakın, “hesaplaşma günü” demiştim. Kime uzanırsa uzansın -bana, ona, şuna- yolsuzlukların uzandığı haritalara ve adrese” hareket günü” demiştim. İtalya’yı düşünün; aynı süreci yaşadılar, 5 000 kişi suçlandı arkadaşlar. Gazeteci suçlandı, işadamı suçlandı, bürokrat suçlandı, akademisyen suçlandı... 1 800 kişinin odadan kaydı silindi. Siyasilerin, Meclisin üçte 1’i sorguya alındı ve bir temizlik operasyonu yapıldı. 

Arkadaşlar, yapacağımız iş, bu yasayı durdurmak ve temiz Türkiye, temiz siyaset, seçilenlere emir vermeyen sermaye, seçilmişlerin üzerinde giyotin gibi durmayan bürokrasi, kirli bürokrasi gibi sorunları çözmek zamanıdır. O konudaki altyapıları, o konudaki kanunları, o konudaki gizliliği kısmen kaldıracak kanunları, her zaman girişimlerimizle desteklemeye hazırız; getirin, imzaya hazırız. 

Arkadaşlar, bu kanunla, kirlerin siyasal uzantılarının açığa çıkmasının önüne geçiliyor; bu kanunla, sermayenin hortum sahnesinin açığa çıkmasının önüne geçiliyor; bu kanunla, siyasete hükmeden kirli bürokrasinin, ortak bürokrasinin açığa çıkmasının önüne geçiliyor. Geliniz -28 Şubat sürecinin hâlâ acısını yaşadığımız birlikte- 28 Şubat sürecinin ortaya koyduğu, beslediği, büyüttüğü, türedi zenginleri ortaya çıkarmak için bu af kanununu durduralım, reformu yapalım. (DYP sıralarından alkışlar)Geliniz, Parlamentoya aritmetik düzen müdahalesi yaparak kendi iktidarını gerçekleştirmeye çalışan, şu kara havuzların damgasını bildiğimiz siyah ellerinin ortaya çıkması için bir reform yapalım, mevzuat altyapısını yapalım. Arkadaşlar, buna evet demek, korkuya hayır demektir; buna evet demek, diyete hayır demektir. 

Sevgili arkadaşlar, Cumhurbaşkanımızın, Anayasa Mahkememizin, bu kanunda önemli rolünün olduğunu düşünüyorum. Anayasanın en birinci bekçisi Parlamentodur. 104 üncü maddeye göre, Cumhurbaşkanıdır ve ilgili maddelere göre Anayasa Mahkemesidir. Bugüne kadar Anayasa Mahkemesi, sadece eşitlik ilkesi veya diğer yan ilkeler bakımından bu kanunu bozmuştur. 

Dikkatlerinize arz ediyorum; Anayasanın 2 nci maddesi, cumhuriyetin değişmezlerini sıralıyor; bunlardan birisi hukuk devletidir, hukuk devleti de laiklik gibi, hukuk devleti de sosyallik gibi, hukuk devleti de diğer ilkeler gibi değişmez bir ilkedir. Bir asırda yüz, yarım asırda elli af çıkaran bir devletin, bir sistemin hukuku tahrip edilmiş demektir. Bugün yapılmakta olan, cumhuriyetin değiştirilemez olan bu ilkesinin içinin boşaltılmasıdır. Anayasanın 87 nci maddesinde millete tanınan bu af yetkisi, Parlamentoca keyfî olarak hiçbir zaman kullanılamaz. Onun için, Anayasa Mahkemesinin, denetim sırasında, cumhuriyetin değişmez ilkeleri bakımından, bu affı sorgulaması gerekir, Cumhurbaşkanımızın veto etmesi gerekir ve yürürlüğü durdurarak, Türk’ün ve Türk hukukunun kara lekesi olan bu girişime dur demesi gerekir. 

Arkadaşlar, yine yapmamız gerekenler var, yine şu anda aftan evvel yapmamız gerekenler var: Geliniz, siyasî organların ve siyaseti etkileyen organların elinde bir simit olan bu af hükmünü Anayasal bir düzene getirelim, bir disipline edelim. 

1- Af sebebe bağlı olur diyelim, bunu karara bağlayalım. 

2- Afta mutlaka referanduma gidilmeli, halk oylaması yapılmalı diyelim, bunu karara bağlayalım. 

Devlete karşı olan suçlar affedilmez. Hiçbir devlet, insanının üzerinde ve insanının hakkının üzerinde tepinemez arkadaşlar. Benim malıma ve canıma yönelen suçu devlet affedecek, kendisine yönelen suçu affetmeyecek; eşitsizliğin anası, herhangi bir ana değil, Anayasadır, Anayasanın bu hükmünü değiştirelim. Geliniz -siyasetten ders almıyoruz- bir tecrübeden yararlanalım, 1974 affını ilmen inceleyelim, bir parlamento enstitüsü kuralım, hukuk fakültelerinden, sosyoloji enstitülerinden yararlanalım... 

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) 

BAŞKAN – Sayın İyimaya, mikrofonunuzu açıyorum; makul bir süre içinde lütfen tamamlayın. 

Buyurun. 

AHMET İYİMAYA (Devamla) – Sağ olun. 

Niçin kurtarılmış bölgeler üretti 1974 affı; bunu soralım. Niçin kutuplaşmalar yaratıldı ve 12 Eylüle gelindi, affın bundaki etkisi nedir; onu sorgulayalım. Sayın Başbakanımızı Ardahan’a sokmayan iradeyi, anarşiyi sorgulayalım ve o dönemin af kahramanı olan partilerin sandıktaki müeyyidelerini sorgulayalım... 

Ha, illa af mı çıkaracağız... Popülizmi sevmeyen bir arkadaşınızım, popülizme bir santim yaklaşmak istemeyen bir arkadaşınızım, illa af çıkaracaksanız; hortumlanan bankalarda, banka hortumları yoluyla Hazineye verdirdiğiniz zararın yüzde 1’ini çiftçiye transfer edin, esnafa transfer edin, köylüye transfer edin, faizlerini bozun, faizlerini ortadan kaldırın; af bu. (DYP sıralarından alkışlar) 

SALİH SÜMER (Diyarbakır) – Çiftçiye yok! 

AHMET İYİMAYA (Devamla) – Sevgili Başkanım, 2 dakika içerisinde bitireceğim. 

Değerli arkadaşlar, bugünlerde Cemal Paşa’nın Meşrutiyet dönemindeki o ilginç hatırasını, 1913-1922 Türkiyesini okuyorum: “Almanya ile savaş kararını gizli aldık; Enver Paşa, ben ve Talat Paşa birlikte aldık; Sadrazama dahi bildirmedik ve bütün gizli kararları böyle alıyoruz” deniliyordu. 

Şimdi, enteresan bir olay yaşıyor Türkiye. Anayasal olmayan bir organ ortaya çıkıyor, bir liderler toplantısı; hükümet de by-pass ediliyor, Parlamento da by-pass ediliyor ve bayramda mutlaka af çıkacak deniliyor. 

Sevgili arkadaşlarım, ben, eleştiriyi kişi bazında katiyen sevmem; ama, demokrat bir ruh, Parlamentoya saygı göstermek zorundadır. Bu Parlamento bu affı reddedebilir de, kabul edebilir de, reddettiği zaman bayramda çıkmaz; ama, bayramda çıktığı zaman da, Parlamento üzerindeki çeşitli yorumların akıbetini bizler paylaşmakla karşı karşıya kalırız diye düşünüyorum. 

Değerli arkadaşlar, bu kanun tasarısı, suçluyu ve hükümlüyü ödüllendirme kanun tasarısıdır. Bu kanun tasarısı, milleti cezalandırma kanun tasarısıdır ve bu kanun tasarısı, Türk siyasî merkezinin, millî irade merkezinin temsil kabiliyetinin zaafa uğratıldığının teşhirini sağlayan siyasal bir belgedir. 

Saygılar sunuyorum, hürmetler ediyorum; kırmızı oy kullanıyorum. (DYP ve FP sıralarından alkışlar) 

BAŞKAN- Teşekkür ediyorum Sayın İyimaya. 

Gruplar adına ikinci söz, Fazilet Partisi Grubu adına, Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Mustafa Kamalak’a aittir. 

Sayın Kamalak’ın mikrofonunu açmadan önce, tasarının tümü üzerinde şahısları adına vaki söz taleplerinin hepsi aynı anda yapılmıştır Divana; dolayısıyla, Divan olarak, sayın milletvekili arkadaşlarımız arasında bir tefrik yapmamız madden mümkün olmamaktadır. 

Şimdi, şahsı adına söz talebinde bulunan değerli arkadaşlarımın isimlerini Yüce Heyetinize arz edeceğim ve müsaade buyurursanız, Divan kâtipleriyle beraber bir kura çekeceğim Sayın Kamalak konuşurken ve daha sonra, bu kura sonucuna göre çıkan arkadaşlarıma da sırasıyla, iki arkadaşıma söz vereceğim ve aynı zamanda, şahsı adına söz talebinde bulunan arkadaşlarım konusunda Yüce Heyetinizi de bilgilendirmiş olacağım. 

Tasarının tümü üzerinde şahsı adına söz talebinde bulunan arkadaşlarımın isimlerini Yüce Heyetinize arz ediyorum: 

Sayın Yasin Hatiboğlu, Sayın Bülent Arınç, Sayın Turhan Güven, Sayın Nevzat Ercan, Sayın Ali Rıza Gönül, Sayın Mustafa Örs, Sayın Mehmet Gölhan, Sayın Mehmet Sadri Yıldırım. 

Evet, buraya kadar olan arkadaşlarım öncelikle ve aynı anda söz talep etmişlerdir. Şimdi, bu arkadaşlarım arasında Divan kâtibi arkadaşlarımızla beraber kura çekeceğim. 

Fazilet Partisi Grubunun görüşlerini ifade etmek üzere Sayın Kamalak; buyurun. (FP sıralarından alkışlar) 

FP GRUBU ADINA MUSTAFA KAMALAK (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, Sayın Divan, değerli milletvekilleri; konuşmama başlarken, hepinizi hürmetle selamlıyorum. 

Değerli arkadaşlarım, şu an, çok önemli, Türkiye için önemli, Meclisimiz için önemli olan bir tasarıyı görüşmek üzere toplanmış bulunuyoruz. Bütün eleştirilere, engellemelere rağmen, biraz sonra, bu tasarının kanunlaşacağı anlaşılıyor. Netice itibariyle tasarı, siz değerli milletvekillerinin, yani, Yüce Meclisimizin ve Türkiye Cumhuriyetinin eseri olacak, kanunu olacaktır. Bu münasebetle, tasarının, mümkün mertebe düzgün bir şekilde kanunlaşabilmesi için, bazı hususları, teknik ve hukukî açıdan takdirlerinize arz edeceğim. 

1- Tasarının başlığı. 

Değerli arkadaşlarım, her şeyden önce tasarının başlığı, muhtevasına uygun değildir; çünkü, tasarı “23 Nisan 1999 Tarihine Kadar İşlenen Suçlardan Dolayı Şartla Salıverilmeye, Dava ve Cezaların Ertelenmesine Dair Kanun Tasarısı” başlığını taşıdığı halde, kısaca, Basın Af Kanunu diye bilinen, 28.8.1999 tarih ve 4454 sayılı Kanunda da değişiklik yapmaktadır. Bu münasebetle, başlık, muhtevaya uymamaktadır, başlığın muhtevaya uygun biçimde değiştirilmesi gerekir. 

2- Tasarının niteliği. 

Değerli arkadaşlarım, tasarı, niteliği itibariyle, hukuken bir af tasarısı değil, bir şartlı tahliye tasarısıdır. Anayasa Mahkemesi, birçok kararında, şartlı tahliye kanunlarının birer af kanunu olmadığını vurgulamıştır. 

3- Tasarının mahiyeti. 

Değerli arkadaşlarım, tasarı, elinizdeki metinden de anlaşılacağı gibi, yürürlük ve yürütme maddeleri dışında 2 temel maddeden oluşmaktadır. 2 nci madde, Anayasa Mahkemesinin 19.9.2000 tarihli, 2000/23 karar ve 1999/39 esas sayılı kararı gereğince, 4454 Sayılı Kanunda değişiklik yapan bir maddedir. Bu münasebetle, 2 nci madde için söylenecek fazla bir şey yoktur. 

Tasarının 1 inci maddesine gelince; bu maddenin birçok bakımdan düzeltilmesi gerekir. 

Değerli arkadaşlarım, tasarı, biraz önce arz ettiğim gibi, hepimizin eseri olacaktır, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin bir kanunu olacaktır. O münasebetle, 1 inci maddede yer alan bazı hususların, hem teknik bakımdan hem de Anayasa açısından mutlaka düzeltilmesi gerekir. Şöyle ki: 

1- Maddenin kapsadığı dönem, her şeyden önce, amaca uygun değildir; çünkü, tasarı 23 Nisan 1999 tarihine kadar işlenmiş olan bazı suçları kapsamaktadır. Halbuki, o tarihten bu yana 1,5 yılı aşkın bir zaman geçmiştir. Bu münasebetle, kapsam döneminin biraz daha berilere çekilmesi gerektiği kanaatindeyim. 

Tasarının 1 inci maddesi, birçok bakımdan Anayasaya aykırıdır. Mesela, 1 inci maddenin ikinci bendinde yer alan “on yıl” ifadesi ve içtima hükümlerinin uygulanmış bulunması, eşitlik ilkesine aykırıdır; çünkü, bu Meclis, 4454 sayılı Kanunu çıkarırken, içtima hükümlerini uygulamamıştır ve ayrıca, süre olarak da on yılı değil, oniki yılı baz olarak almıştır. 

Değerli arkadaşlarım, tasarının 1 inci maddesinin beşinci bendi de, yine birçok bakımdan Anayasaya, eşitlik ilkesine, hukuk devleti kavramına aykırıdır. Şöyle ki, bilindiği gibi, hem hukukun temel kavramlarına hem de Anayasamıza göre herkes masumdur, masundur. Eğer, bir kimse, bu ilkeyi; yani, masumiyet ve masuniyet kuralını ihlal edecek olursa, bunlar için devlet, ihlalin derecesine göre çeşitli ceza normları öngörebilir. Bu normları ihlal eden kimseye, malumlarınız olduğu üzere “sanık” denir. Sanıklar için normda farklılık olabilir; ama, sanıklar için hüküm verildiği zaman, artık sanık yeni bir statüye geçer; mahkûm yahut hükümlü statüsüne geçer; artık orada, hepsi bu statüyü, mahkûm yahut hükümlü statüsünü taşır. 

Devlet, aynı statüde bulunan bütün mahkûmlara eşit muamele yapmak mecburiyetindedir. Aksi takdirde, hem hukuk devleti ilkesini hem de Anayasanın 10 uncu maddesinde ifadesini bulan eşitlik kuralını ihlal etmiş olur. 

Değerli arkadaşlarım, şimdi, bakılım ne gibi farklılıklar var: Burada, yani 1 inci maddenin beşinci bendinde, devlet kendisine karşı son derece hassas, son derece duyarlıdır; tabiri caizse, kendisine söz söyletmemektedir; ama, vatandaşlar üzerinden, maalesef, bol bol indirim yapabilmektedir. Mesela, TCK’nun 125 ilâ 157 nci maddeleri arasında yer alan 143 üncü maddeye göre, yabancı bir derneğin şubesini Türkiye’de izinsiz olarak açan bir kimseye onbeş güne kadar hapis cezası verilebilir. Bu, kapsam dışıdır; yani, onbeş günlük ceza, bu tasarının kapsamı dışındadır; şartla tahliyeden, sanık yahut mahkûm istifade edemeyecektir. Buna karşılık, adam öldüren kapsam içindedir; o istifade edebilecektir. 

Değerli arkadaşlarım, Türk Ceza Kanununun 191 inci maddesi, basit tehdidi düzenler ve altı aya kadar cezayı öngörür. Bu tasarıya göre, 191 inci madde, yani tehdit suçu kapsam dışıdır. Buna karşılık, öldürmek kapsam içidir. 

Değerli arkadaşlarım, yani, devlet, sakın tehdit etme, vur, öldür mü diyor?! Elinizdeki tasarı açık. Tehdit, tekraren arz ediyorum, kapsam dışı, adam öldürmek kapsam içidir. Yine, bunun gibi, onbeş yaşından küçükleri kandırarak fuhşa teşvik edenler, misalen arz ediyorum; yani, 435 inci madde kapsam içidir. Böyle hukuk olmaz... Bu maddelerin, kanaatimce, yeniden düzenlenmesi lazım. 

Yine, Türk Ceza Kanununun 146 ncı maddesine göre, devleti tehdit ettiği, şu veya bu sebeple, ama, gerekçe ne olursa olsun, 146 ncı maddeye göre bir kez idam cezası alan kapsam dışıdır. Buna karşılık, Türk Ceza Kanununun 450 nci maddesine göre, planlayarak, tasarlayarak, yani, taammüden 4-5 kişiyi öldüren, bu sebeple de 4-5 defa idama mahkûm olan kapsam içindedir. 

Değerli arkadaşlarım, elimizi vicdanımıza koyalım. Bunu, hukuk bakımından, Anayasa açısından doğru buluyor muyuz?! Doğru bulmuyorsak, ne olur düzeltelim. Bu tasarı, hepimizin eseri olacaktır. Tekraren arz ediyorum, düzeltelim. Biliyorum, biraz sonra kanunlaşacaktır; ama, ne olur, düzgün bir kanun olsun, Anayasaya aykırı düşmeyen bir kanun olsun, eşitlik prensiplerine, adalet ilkelerine uygun bir kanun olsun. Bakın, Anayasanın değiştirilmesi dahi teklif edilemeyen, edilemeyecek olan hukuk devletine, hukuk devleti ilkesine açıkça aykırı olan bir kanunun akıbetini, sanıyorum, tahmin etmek fazla zor değildir. 

Değerli arkadaşlarım, eşitlik ilkesiyle ilgili olarak, Anayasa Mahkemesi kararından bir iki cümleyi yüksek takdirlerinize arz etmek istiyorum: “Eşitlik ilkesinin amacı, aynı durumda bulunan kişilerin yasalar karşısında aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak, ayırım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemektir.” 

Değerli arkadaşlarım, 1 inci madde birçok bentleriyle ayırım yapmıyor mu? Böylece, eşitlik kuralını ihlal etmiyor mu? Devam ediyor yüksek mahkeme “eşitlik temeline dayanan adil bir hukuk düzeni kurmak, hukuk devletinin en önemli işlevlerinden biri olduğundan, hukuksal eşitlik sağlanmadan hukuk devleti ilkesinin gerçekleşmeyeceği açıktır” ve devam ediyor yüksek mahkeme “yasa koyucu, kuşkusuz Anayasanın ve ceza hukukunun temel ilkelerine bağlı kalmak koşuluyla, cezalandırmada güdülen amacı da gözeterek, hangi eylemlerin suç sayılacağını ve bunlara verilecek cezanın türü ve miktarıyla artırım ve indirim nedenlerini saptayabileceği gibi –yani Türk Ceza Kanununda olduğu gibi- kimi suçları işleyenler için erteleme adı altında bir düzenleme de öngörebilir. Ancak, böyle bir düzenleme yapılması durumunda, eşitlik ilkesi, bundan aynı durumda bulunan herkesin eşit olarak yararlandırılması gerekir.” 

Değerli arkadaşlarım, peki, bir kanun çıkarıyoruz, adı şartlı tahliye ve bu kanunu da sanık yahut mahkûm statüsündeki insanlar için çıkarıyoruz; yani aynı statüdeki; ama, tasarı ortada. 

Şunu kabullenebiliyor muyuz: İdamlığı kapsama alırken, tehdidi kapsam dışı tutmayı Gerçekten hukuken kabullenebiliyor muyuz; hayır. O halde düzeltelim, elbirliğiyle düzeltelim. Tekraren ve tekraren arz ediyorum: İktidarıyla muhalefetiyle, bu kanun yüce milletin eseri olacaktır, ricam odur; düzgün bir kanun olsun. 

Değerli arkadaşlarım, sonra, tasarının 1 nci maddesinin 6, 7 ve 8 inci bentlerinin de metinden çıkarılması lazım; çünkü, bu bentler de hem hukuk devleti ilkesine hem de eşitlik kuralına aykırıdır. Neden; bakın, 6 ncı bent diyor ki: “Daha önce şartla salıverilme hükümlerinden yararlandığı halde yeniden suç işleyerek hüküm giyenler ile daha önce çıkarılmış bir aftan yararlananlar, bu madde hükümlerinden yararlanamazlar” Niçin?! Niçin yararlanamayacak?! Ha, daha önce şartlı tahliyeden istifade ettiği için, o kuralı ihlal ettiğinden dolayı, cezaevine dönmüşse yeniden suç işlemiştir; o indirim imkânını kaybetmiştir, o hakkı kaybetmiştir; mükerrerlik yoktur. Ee, şu an, diğer suç işleyenlere aynı hakkı veriyoruz, ondan niçin esirgiyoruz?! 

Ayrıca, aynı bendin ikinci kısmında “daha önce çıkarılmış bir aftan yararlananlar, bu madde hükümlerinden yararlanamazlar” deniliyor; niçin?! Daha önce gayrimeşru bir haktan mı istifade etmiş ki?! Şartlar oluşmuş, ortam müsait hale gelmiş, Yüce Meclis de durumu değerlendirmiş, mahkûm yahut sanıklar için böyle bir af kanununun yahut erteleme kanununun çıkarılmasını uygun bulmuş... O sanık yahut mahkûm da, Yüce Meclisin iradesine uygun olarak o hakkı kullanmış. Aradan zaman geçmiş, o insanımız cezaevinde –demek ki, o günün şartlarında indirim miktarı yetmemiş- şu an yeni koşullar oluşmuş, Yüce Meclis, Türkiye’deki gelişmeleri, ortamı değerlendirmiş, yeni bir kanun çıkarıyor. Bu kanundan niye istifade etmesin? Hangi hukuk kuralını ihlal etmiş ki, biz, siz, o vatandaşı, o sanık yahut mahkûmu kapsam dışında tutuyoruz? 

Değerli arkadaşlarım, yedinci bentte deniliyor ki “bu maddeden yararlanacaklar hakkında 647 sayılı Cezaların İnfazı Hakkında Kanunun Ek 2 nci maddesindeki indirim hükümleri uygulanmaz.” Ek 2 nci maddede deniliyor ki, devlet, mahkûm olan vatandaşına demiş ki “eğer, sen cezaevinde rahat durursan, yaramazlık yapmazsan, buranın disiplinini bozmazsan, senin mahkûmiyet sürenden, her bir ay itibariyle 6 günlük indirim yaparım, bu sana özel.” O vatandaş da devletin sesine, Meclisin çıkardığı kanunu uygun davranmış. Yani, özel bir hak vermişsiniz. Şu anda, herkese teşmil edebileceğiniz bir kanun çıkarıyorsunuz. Peki, o insandan, özel olarak verdiğiniz bu hakkı niye esirgiyorsunuz? Bu hakkı esirgemek, hukuk devleti ilkesine aykırı düşmez mi? Takdirlerinize bırakıyorum. 

Sekizinci bentte, bu kanunun yayımı tarihinden sonra, cezaevinin disiplinini bozucu hareketlerinden dolayı disiplin cezası alanlar, o ceza kalkmadan bu madde hükümlerinden istifade edemez deniliyor. 

Değerli arkadaşlarım, maddî anlamda, ceza, ceza kanunlarında öngörülür ve bağımsız mahkemelerce verilir. Halbuki, disiplin suçları, idarenin cezalandırdığı fiillerdir. Bunlar, yargının cezalandırdığı fiiller değil. Şimdi, idare, cezaevinde disiplini bozdu diye, bir kimseye disiplin cezası verdiği takdirde -kendisi verecek- kendisi kaldırmadığı takdirde, o vatandaş, o mahkûm, on yıl daha cezaevinde kalacaktır. 

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) 

BAŞKAN – Buyurun efendim, açıyorum mikrofonunuzu. Lütfen tamamlayın. 

MUSTAFA KAMALAK (Devamla) – Teşekkür ederim Değerli Başkanım. 

Sebep, idarenin bizzat verip de kaldırmadığı disiplin cezasıdır. 

Değerli arkadaşlarım, kanaatimce, böyle bir uygulamayı, hem hukuk devleti bakımından hem de Anayasanın 38 inci maddesinde ifadesini bulan suç ve cezaların kanunîliği ilkesine uygun bulmak, herhalde doğru değildir. 

Değerli arkadaşlarım, söylenecek çok söz var; ama, sürem doldu. Burada, öyle sanıyorum, hiçbir polemiğe girmeden, bütünüyle teknik konuları dikkatlerinize arz ettim. Takdir Yüce Meclisimizindir. 

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (FP sıralarından alkışlar) 

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kamalak. 

Efendim, tasarının tümü üzerinde, şahsı adına, biraz önce ifade etmiş olduğum husustan dolayı çekmiş olduğum kura sonunda, birinci söz, Aydın Milletvekili Sayın Ali Rıza Gönül’e aittir. 

Buyurun efendim. 

ALİ RIZA GÖNÜL (Aydın) – Sayın Başkan, ben, söz hakkımı Sayın Salih Çelen arkadaşıma vermek istiyorum. 

BAŞKAN - Buyurun Sayın Çelen. 

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Diğer partilerin görüşü yok mu Sayın Başkan? 

BAŞKAN – Efendim, diğer gruplar konuşacaklar mı? 

Şu anda Başkanlığa intikal eden bir söz talebi var. 

Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun görüşlerini, Sayın Mehmet Şandır ifade edecekler. 

Buyurun efendim. (MHP sıralarından alkışlar) 

MHP GRUBU ADINA MEHMET ŞANDIR (Hatay) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz kanun tasarısı üzerinde, Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun görüşlerini sunmak üzere söz aldım; muhterem heyetinizi, saygı ve sevgiyle selamlıyorum. 

Değerli milletvekilleri, görüşmekte olduğumuz kanun tasarısı, benden önce konuşan değerli hatiplerin de ifade ettikleri gibi, gerçekten, ülkemizi ve toplumu çok yakından ilgilendiren, çok önemli bir konuda verilmiş bir kanun tasarısıdır. 

Bu kanun tasarısıyla ilgili söylenebilecek birçok şey vardır. Bu tasarının, mutlaka detayı vardır. Bu detayda katılamayacağımız, bu detayda farklı düşüneceğimiz hususlar olabilir. Bu kanun tasarısının bir hikâyesi vardır; bu konuyu irdeleyebiliriz, tartışabiliriz; buradan hareketle, birtakım tenkitler ortaya koyabiliriz. Bu kanun tasarısının bir gerçeği vardır, bir gerekliliği vardır; bunlarda da farklı şeyler söyleyebiliriz. Çok sevdiğiniz –bir anlamda- sahibi vardır; bunu da istismar edebiliriz; bu da istismar edilebilir. İfade ettiğiniz, etmediğiniz, eksiklikleri, yanlışlıkları, doğruları olabilir, vardır. Hatta, birazdan ifade edeceğim, bu Parlamentoyu çok sıkıntıya sokan cümlelerle, beyanlarla ifade ettiğiniz ihtimaller de vardır. Bu soruların, bu hususların her birine verilecek farklı cevaplar, farklı izahlar da vardır, değerlendirmeler vardır. Tabiî ki, söylediklerimizde doğrular olabilir, eksiklikler, yanlışlıklar olabilir. Her birimiz, kendi bakış açılarımıza göre, kendi programlarımıza göre, kendi hesaplarımıza göre, bu kanun tasarısını, demin söylediğim kriterlerde farklı değerlendirebiliriz; bazen beraber, bazen örtüşür, bazen karşı karşıya gelebiliriz. Bu konularda uzun uzun konuşabiliriz; televizyonlarda konuşabiliriz, panellerde konuşabiliriz; ama, bunun bir sonu olmalı değil mi; bir nokta konulmalı değil mi? Meselenin bütünü nedir diye sorulmalı değil mi? Meselenin bugün ulaştığı boyut, şu son noktadaki tahlili yapılmalı değil mi? Bu Parlamento, burada konuşan herkes, şu soruyu sormalı değil mi: Biz ne yapmalıyız? Bu meselenin bugün ulaştığı bu son noktada, bu Parlamento, bu milletvekilleri ne yapmalı? Bu soruları sormayacak mıyız veya ne zaman soracağız? Bu meseleyi konuşarak, problemi çözdüğümüzü mü zannediyoruz? Görevimizi yapmış olabiliyor muyuz böyle; bu meselede yanlışları ifade ederek, arkasında birtakım niyetler, birtakım senaryolar arayarak, bu meselede eksiklikleri, yanlışlıkları, çok da, belki, doğru cümlelerle ifade ederek, bu meseledeki görevimizi yapmış olabiliyor muyuz? 

MUSTAFA ÖRS (Burdur) – Affın neresi görev?! 

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Sorumluluklarımız nedir diye sormayacak mıyız? Değerli milletvekilleri, siyaset, çözüm mü üretmeli, sorun mu üretmeli; bu soruyu sormayacak mıyız? Ulaşmak istediğim nokta şu: Af meselesi, bu toplumun önünde bir problem haline gelmiş midir gelmemiş midir, bu problemi kim çözecektir? 

MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Kim getirdi? 

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Kim getirdiyse getirdi; ama, siyaset... 

MUSTAFA ÖRS (Burdur) – Milletin gündeminde af yok; yok öyle bir şey. 

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, siyasetin, toplumun önünde, nereden kaynaklanırsa kaynaklansın, oluşmuş sorunları çözmek sorumluluğu bulunmuyor mu? Siz, doğruları söyleyerek, doğruları söylediğinizi zannederek toplumu rahatlattığınızı mı zannediyorsunuz, bu mudur siyaset, bu mudur görev yapmak? Biz diyoruz ki, bu problem, bu mesele, Türk toplumunun önünde sorun haline gelmişse, bu, mutlaka çözülmelidir; mesele budur. 

Yine, bir şeye dikkatinizi çekmek istiyorum. Belki, toplumun çok küçük bir kesimini ilgilendiriyordu bu problem; ama, bugün, maalesef, üzerinde tartışa tartışa, konuşa konuşa -tabiî, ifade etmem gerekir- bugüne kadar da bekleterek, meseleyi, toplumun tüm kesimleri için bir problem haline getirdik. Bu Parlamentonun görevi bu değildir. Siyasetin görevi, sorunları çözmektir; sorunları kartopu gibi büyütüp, kangren haline getirmek, toplumun ayrışmasını, cepheleşmesini sağlamak değildir. Maalesef, bu meselede durum bu noktaya gelmiştir. Bu meselede, ben doğruları söyledim diye sorumluluktan kaçamayız. 

Değerli milletvekilleri, maalesef, bu konuda tüm kesimler gerekli sorumluluğu da göstermiyorlar. Anketler yapılıyor toplumda “katılanlar, katılmayanlar” diye. Hatta, fallar açılıyor “iptal edilir mi, edilmez mi” diye. Senaryolar yazılıyor “arkasında kimler var” diye. Bu bakış açısıyla toplumu huzura kavuşturamayız. 

Şimdi ulaştığımız bir nokta var, bir ortak payda var; bu sorunu çözelim. İnşallah, bugün, bu sorunu çözeceğiz. Biz, Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu hassasiyetlerle; yani, toplumun önünde problem haline gelmiş, ertelenmesi, bir gün bile ertelenmesi yanlış olacak bu sorunu ertelemeden çözelim. Bu hassasiyetle, bu kanun tasarısını destekliyoruz ve bugün, buradan çıkmasını, inşallah sağlayacağız. 

Değerli milletvekilleri, Türkiye’nin gündemi, hepinizin de malumu, çok sıkışık. Bu sıkışık gündemi geçebilmek için toplumun desteğine ihtiyacımız var. Biz, toplumun önüne problem koyarak, şu sebep, bu sebep, onları ayrıştırarak, onların gelecekten umudunu, güvenini kırarak, ülkemizin, hükümetimizin, devletimizin, çok acil, hayatî düzeyde ihtiyacı olan toplum desteğini engellememiz çok yanlış olacaktır. O sebeple, bu konuya son nokta konulmalı, siyaset görevini yapmalıdır. 

Milliyetçi Hareket Partisi olarak, biz, baştan bu yana, bu tasarıya, bu af konusuna şu hassasiyetlerle yaklaştık. Af, topluma söz verilmiştir; şu şekilde verilmiştir, bu şekilde verilmiştir; ama, siyaset topluma angaje olmuştur af vereceğim diye. Bize düşen hadise, bunu, en adil şekilde tanzim etmek ve bu beklentiyi karşılamaktır. 

Milliyetçi Hareket Partisi olarak, biz, geçen dönemde de bu meseleye bu hassasiyetle yaklaştık. Yoksa, af kanunu, af meselesi, Milliyetçi Hareket Partisinin topluma bir sözü, bir taahhüdü değildi; ama, madem taahhüt edildi, siyaset, sorumlu siyaset, birbirimizin eksiğini öne çıkararak değil, gerekirse birbirimizin eksiğini tamamlayarak topluma huzur vermelidir hassasiyetimizle, verilmiş olan bu sözün arkasında durduk ve geçen dönem, af kanununu her kurulda destekledik ve buradan çıktı... 

MEHMET ÖZYOL (Adıyaman) – Eksiği tamamlamadınız ki! 

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Onun için, şimdi de, bu af kanunu bir an önce çıkmalıdır; birinci hassasiyetimiz budur. Ülkenin gündeminden düşmelidir. 

İkinci hassasiyetimiz, ister şartlı salıverilme ister erteleme olsun ister af kanunu olsun, her halükârda, afla ilgili mevzuatımızdaki, kanunlarımızdaki kısıtlamalara uyularak çıkmalıdır. Şartlı salıverilme de olsa, Anayasada Türkiye Büyük Millet Meclisinin görevlerinin tarif edildiği maddelerdeki ve Türkiye Cumhuriyeti Devletinin varlığının koruyucusu olan 14 üncü maddedeki hassasiyetlere bağlı kalınarak tanzim edilmelidir. Milliyetçi Hareket Partisi olarak, biz, baştan bu yana bu hassasiyetimizi ifade ettik. Yine, aynı hassasiyetteyiz. 

Bir diğer husus, af kanunu toplum vicdanını da yaralamamalıdır. Af, bir atıfettir. Af, toplum huzuruna, sosyal huzura katkıda bulunmalıdır. Bizim insanımız affetmeyi sever. Gönül arzular ki, devletimiz de affetsin. Bu da tanzim edilsin; ama, bugünkü kanunlara göre yapılamayanı, arzunun ötesinde bir iddiayla ortaya koymak çok doğru değil. Ama, yapılabilen nedir; bu kanunlara bağlı kalarak, kısıtlayıcı kanunlara bağlı kalarak, toplumun vicdanını yaralamadan, adalet duygusunu zayıflatmadan af kanunu tanzim edilmelidir. Milliyetçi Hareket Partisinin bir diğer hassasiyeti budur. 

Tabiî, bir şeyi daha söylemek lazım. Bu toplum onbeş yıl süren bir gergin ortamdan geliyor. Artık toplum barışmalı, artık kucaklaşmalı, artık birbirimizi affetmeliyiz; devlet, siyaset, buna öncülük yapmalı. Biz toplumda insanlarımıza demeliyiz ki, lütfen, birbirinizi affediniz. Biz, buna, öncülük etmeliyiz; ama, her halükârda toplumu, kamu vicdanını yaralayıcı, bilinen, üzerinde mutabık kalınmış birtakım suçlar da affedilmemelidir. Buna da bağlı kalarak bu af kanunu tanzim edilsin istedik, şimdi de öyle istiyoruz. 

Tabiî ki, bir hususu daha belirtmem gerekiyor. Af çıkarma yetkisi, kanunlarımızda bellidir. Kanun koyucunun takdir yetkisine bir başka kurumun veya kişinin müdahale etmesine açık kapı bırakılmadan tanzim edilmelidir. Buna dikkat etmeliyiz. Siyaset kendi görevini başkasına plase etmemeli, başkasına havale etmemeli, böyle bir şey yapılmamalıdır. Geçmişte bunun örnekleri oluğu için ifade ediyorum. Tekrar ifade ediyorum. Kanun koyucunun takdir yetkisine müdahale kapısı açık bırakılmamalıdır af kanunu tanzim edilirken. 

Tabiî, buradan, hemen bir şey ifade etmek lazım. Burada, birtakım beyanlar oluyor. Maalesef, temsil yetkisi olan değerli milletvekillerimizin beyanları oluyor. Bu af kanununu, Anayasa Mahkemesi iptal eder... Böyle bir şeyi söylemek, böyle bir şeyi kabul etmek, gerçekten, zaaftır, siyaset için zaaftır. 

AHMET İYİMAYA (Amasya) – Niye zaaf olsun?! 

MUSTAFA ÖRS (Burdur) – Anayasadan bahsediyoruz... 

TURHAN GÜVEN (İçel) – Siz yanlış biliyorsunuz... 

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, siyaset görevini yapmalıdır, görevini bir başkasına havale etmemelidir. Siyaset hassasiyetlerini ortaya koymuştur. Bu hassasiyetleri, bu toplumun tüm kişileri ve kurumları göstermek durumundadır. Siz, bir başka kurumu ilzam edecek şekilde bu hassasiyetleri göstermeyeceğini nasıl söylersiniz; böyle bir şey söylemek size ne kazandırır? Biz iddia ediyoruz, siyasî irade, bu kanunu tanzim eden irade, hassasiyetlerini, kanunlara bağlı kalarak kamu vicdanına karşı hassasiyet göstererek tanzim etmiştir, inisiyatiflerini koymuştur ve bu inisiyatife, bu hassasiyete diğer kurumlar da katılacaktır; bunu, böyle ifade etmek, böyle beklemek gerekmektedir. 

Değerli milletvekilleri, bir hassasiyetimi daha ifade etmek istiyorum: Af kanunları tanzim edilirken, toplumun veya bu konunun muhatabı olan mümkün olabilen en geniş ölçekte insanı kapsayacak, insanın ıstırabına cevap verecek şekilde tanzim edilmeliydi. Yanlış bilmiyorsam, geçen dönem tanzim edilen af kanunu, 60 00’e yakın insanın affını kapsıyordu; bu defa bunu daralttık. 

TURHAN GÜVEN (İçel) – 30 000’i zaten çıktı. 

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Buradan bir şey daha söylemek istiyorum: Özellikle, af kanunu gibi meselelerde, tanzim ederken, hassasiyetlerimizi korkularımız sınırlamamalıdır. Birtakım korkularımızla, toplumun veya bu konunun muhataplarının tamamına sunmamız gereken bu af denilen hadiseyi, atıfeti, birinden kıskanıp bir diğerine vermek, toplum içerisinde beklenilen huzuru, endişe ederim ki sağlamaz. 

İSMET ATTİLA (Afyon) – Mağdurlar ne olacak?.. 

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Onun için, bu metinde, maalesef, bu endişeleri taşımaktayız. 

Bir diğer şeyi daha söylemem gerekiyor: Af kanunu, birikmiş birtakım problemleri çözmeliydi, daha önce yapılan birtakım yanlışları da telafi etmeliydi; maalesef, yapmamıştır. 1991 yılında çıkarılan Terörle Mücadele Yasasının infazla ilgili kısımlarındaki uygulamaların yanlışlıklarını aynen muhafaza ederek devam etmektedir. Böylelikle, toplumda bir kesim insan, bu tanzimden dolayı kırgın kalacaktır. Bu, bir kayıp olmuştur; bu Parlamento, bu hükümet, bu yanlışı düzeltmelidir diye düşünüyorum. Bu konudan dolayı, bu toplum içerisinde bir kişi bile muğber kalmamalıdır diye düşünüyorum. 

İSMET ATTİLA (Afyon) – Önerge verin o zaman. 

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Değerli milletvekilleri, tabiî ki, bu metin, bu tasarı bir yerlerde hazırlanmıştır. Biz arzu ederiz ki, bu tasarıda birtakım eksik gördüğümüz hatta yanlış bildiğimiz hususlar, burada önergelerle düzeltilsin, tamamlansın. Bu yol açılmalıdır. Bunu, biz de istiyoruz. 

TURHAN GÜVEN (İçel) – Niye önerge vermediniz dün akşam?! 

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Değerli milletvekilleri, bu kanun metninde -tabiî ki söylemem lazım- bizim de tatmin olmadığımız hususlar vardır. Beni bağışlayın, topluma söz veren biz değiliz; bu yanlışlıklardan, bu meselenin bu noktaya gelmesinden Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz sorum değiliz. Tanzim eden biz değiliz, tanzim noktasında bizim katkılarımız çok fazla talep edilmemiştir. Bundan biz sorumlu değiliz. Daha iyi olsun diye tartışmalar çok fazla yapılamamıştır, bunlar üzüntülerimiz. 

İSMET ATTİLA (Afyon) – Oy verme, önerge ver o zaman. 

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Tabiî ki, bulunduğumuz noktadan meseleyi değerlendiriyoruz. Diyoruz ki, toplumun önünde aciliyet kesp eden, ertelenmemesi gereken, topluma problem olan, toplumum ayrışmasına, hatta cepheleşmesine, Türkiye’nin gündemini tıkama istidadı gösteren bu problem bir şekilde ve hemen çözülmelidir. İşte, bu zorunluluktan dolayı, biz, tüm endişelerimiz, tüm itirazlarımıza rağmen, bu metni destekleyeceğiz. 

Milliyetçi Hareket Partisi olarak, bu bayramda, önümüzdeki bayramda, bir çocuğun bile, içerinden, hapishaneden gelecek babasına kavuşmanın sevincini yaşamasını, kazanımımız olarak, kazanç olarak görmekteyiz. (DYP sıralarından gürültüler) 

NEVZAT ERCAN (Sakarya) – Mezardakiler ne olacak?! 

BAŞKAN – Müdahale etmeyin efendim.... 

NEVZAT ERCAN (Sakarya) – Bayramda mezar ziyaretleri olacak; onlar ne olacak, ne diyeceksiniz yani onlara?! 

BAŞKAN – Sayın Hatip, siz buyurun efendim... Siz, Genel Kurula hitap edin... 

MEHMET ŞANDIR (Devamla) –Sayın milletvekilleri... 

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) 

MUSTAFA ÖRS (Burdur) – Millet de dinliyor sizi... Millet de dinliyor... 

BAŞKAN - Lütfen... Efendim, lütfen... 

İSMET ATTİLA (Afyon) – Mağdurlar ne olacak?! 

BAŞKAN - Açacağım mikrofonunuzu, lütfen, tamamlayınız Sayın Şandır. 

Buyurun efendim. 

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Sayın milletvekilleri, siz de biliyorsunuz, siz de inanıyorsunuz; bu milletin gönlü, tüm bunları kaldıracak kadar geniştir, sevgiyle doludur; Kendilerine yanlış yapanları da affedecek kadar ganidir. Siz, ondan endişelenmeyiniz lütfen. Siz de gönlünüzü hoş tutun, insanlarımızı affedin, affedelim ki, yeni yanlışlıklar yapılmasın; biz, bunu istiyoruz. 

TURHAN GÜVEN (İçel) – Cenabı Hak affeder... 

MEHMET ŞANDIR (Devamla) - ...ve bu duygularla... 

TURHAN GÜVEN (İçel) – Siz nasıl affediyorsunuz?! 

MEHMET ŞANDIR (Devamla) - ...yine tekrarlıyorum; bayramda, mübarek bayramda, bir tek çocuğun yüzünün gülmesi bile bir kazanımdır; bunu, bu milletten kıskanmayınız. (FP ve DYP sıralarından gürültüler) 

ALİ RIZA GÖNÜL (Aydın) – Ağlayanları ne yapacaksınız?! 

İSMET ATTİLA (Afyon) – Mağdurlar ne olacak?! 

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Bunu kıskanmayınız, size de tavsiye ederim, insanları sevindiriniz. 

OĞUZ TEZMEN (Bursa) – Zorlama kendini... 

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Size de tavsiye ederim, insanları sevindiriniz. 

BAŞKAN – Sayın Şandır, lütfen, siz, Genel Kurula dönerek hitap edin efendim. 

Buyurun. 

MEHMET ŞANDIR (Devamla) –Değerli milletvekilleri... 

TEVHİT KARAKAYA (Erzincan) – Apo ne olacak, Apo?! 

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Değerli milletvekilleri, gelin, şu mübarek günde hep beraber dua edelim. Bu af kanunu tasarısı, ülkemize faydalı olsun, hayırlı sonuçlar getirsin, sevgiyi, mutluluğu, barışı getirsin; gelin, buna dua edelim, beddua etmek size bir şey kazandırmaz. (FP ve DYP sıralarından gürültüler) Menfisini söylemek size bir şey kazandırmaz. Adına konuşmaya çalıştığınız o vatandaşlar sizi ibretle seyrediyorlar. 

MEHMET ÖZYOL (Adıyaman) – Vatandaş sözünü söyleyecek size. 

MEHMET ŞANDIR (Devamla) - Biz, affedelim diyoruz; siz, affetmeyin diyorsunuz; bunu, size yakıştıramıyorum. 

Hepinize saygılar sunarım; sağ olun. (MHP sıralarından alkışlar) 

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Şandır.

 

Sonraki sayfa

KAYNAK: TBMM İNTERNET SİTESİ
(8 ARALIK 2000)
Geri
sayfa başı
Geldiğiniz sayfaya dönüş