Türkiye'de yaşanan olaylar...
 Ana Sayfalar
BELGENET 
ARŞİV
BELGELER
DOSYALAR
KİM KİMDİR
.İlgili Sayfalar
NE ÖNGÖRÜYOR
1999'DA VETO EDİLEN YASA
VETO GEREKÇESİ

ŞARTLA SALIVERİLME YASASI
TBMM Tutanakları... (2)
8 Aralık 2000
 
 
 
BAŞKAN – Efendim, Demokratik Sol Parti Grubu adına, İzmir Milletvekili Sayın Hayri Diri; buyurun. (DSP sıralarından alkışlar) 

Buyurun Sayın Diri. (DSP sıralarından alkışlar) 

DSP GRUBU ADINA HARİ DİRİ (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 23 Nisan 1999 Tarihe Kadar İşlenen Suçlardan Dolayı Şartla Salıverilmeye, Dava ve Cezaların Ertelenmesine Dair Kanun Tasarısı hakkında Demokratik Sol Parti Grubu adına söz almış buluyorum. Sözlerime başlarken, Yüce Meclisi ve izleyenleri saygıyla selamlıyorum. 

Bilindiği gibi, af, Türkiye’nin gündemine ilk defa, Demokratik Sol Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Örgüt Kurulu Başkanı Sayın Rahşan Ecevit’in önerisinin Demokratik Sol Partinin Parti Meclisinde oybirliğiyle kabul edilmesi sonucu, 18 Temmuz 1998 tarihinde girmişti. (DSP sıralarından alkışlar; FP ve DYP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar [!]) O günkü koalisyonu oluşturan liderler arasında ise, ilk defa 25 Temmuz 1998 tarihinde görüşülmüştür. O günden bu yana, iki yılı aşkın bir zaman geçti; çeşitli görüşler ortaya atıldı, yazıldı, çizildi, konuşuldu, üzerinden bir de seçim geçti. Seçimlerden sonra, bir af tasarısı da Mecliste kabul edildi; ama, Cumhurbaşkanı tarafından onaylanmayarak Meclise iade edildi. Peki, neydi Demokratik Sol Partinin gündeme getirdiği affın kapsamı? Kimler içindi af? 

MAHFUZ GÜLER (Bingöl) – Hırsızlar için!.. 

HAYRİ DİRİ (Devamla) – Adaletsiz gelir dağılımının yol açtığı yoksulluk ve işsizlik, ahlakî değerlerdeki aşınma... 

ALİ RIZA GÖNÜL (Aydın) – Sizin eseriniz... 

HAYRİ DİRİ (Devamla) - ...sağlıksız kentleşme, aşırı tüketimin körüklenmesi, evlere kadar giren şiddet filmleri ve silahlanmanın yaygınlaşması sonucu suç eğilimi artmış, sonuç olarak da, yoksulluğun verdiği çaresizlik yüzünden, düzen bozukluğu yüzünden, birçok kimse suça sürüklenmiş ve hapse atılmıştı. Demokratik Sol Parti, kısaca kader kurbanları olarak nitelendirilenler için af istiyordu. Yoksa, af karşıtı olan kişilerin, kasıtlı olarak, kamuoyunu rahatsız etmek için yaymaya kalkıştıkları, kamu vicdanını rahatsız edecek, cebren ırza geçme gibi, zimmet gibi, uyuşturucu ticareti gibi, devleti dolandırma gibi hiçbir suçun affını, hiçbir DSP’li düşünemez. Yıllardan bu yana, Türk siyasî tarihinde, doğruluk ve dürüstlük abidesi olmuş Sayın Ecevitler ise asla düşünemezler. (DSP sıralarından alkışlar) 

Bugün, bazı kişiler, tasarıyı tartışırken bilerek veya bilmeyerek önüne gelenin bu yasadan yararlanacağını söylüyorlar; ama, bunu söylerken de, tasarı metnini açıp okuma zahmetine dahi katlanamıyorlar. Ne getiriyor peki sayın üç liderin uzlaşısı sonucu önümüze gelen tasarı? Öncelikle, yasadan faydalanma şartı, suç tarihinin 23 Nisan 1999 tarihinden önce olmasını gerektiriyor; yani, gerek suç tarihi itibariyle gerekse birazdan ele alacağım istisnalar nedeniyle, son günlerde, hükümetimizin kararlı adımlarla son vermeye çalıştığı devleti soyanlar bu tasarı yasalaşırsa yararlanamayacaklardır. Tasarıda ölüm cezalarının yerine getirilmeyeceği hükmü getirilmiştir. Zaten, Türkiye’de uzun yıllardan beri ölüm cezaları yerine getirilmiyor. Efendim, ondan falanca da yararlanabilirmiş. 

Sayın milletvekilleri, bunu söyleyenler, önce tasarının 1 inci maddesinin beşinci fıkrasına baksınlar, sonra da hafızalarını yenilesinler. Bu konuda, Anayasa Mahkemesinin 1991 yılında çıkan bir yasayla ilgili kararı çok net ve açık değil mi? O gün, bu suçları kapsam dışı bırakan yüksek mahkeme, niçin, bugün dahil edecek? Hukukta eşitlik ilkesinin ancak eşit statüde olanlar için geçerli olduğu genel prensip değil mi? Yoksa, Anayasa Mahkemesi üyeleri bu ülkenin birliğini, bütünlüğünü, menfaatlarını bizden az mı düşündüğü yönünde şüphe var? Asla... Tasarı, istisnalar dışındaki diğer suçlara da on yıllık bir indirim getiriyor; ancak, şartlı salıverme şeklinde olduğundan, aynı zamanda bu kişilerin suçlardan uzak kalmalarını da sağlıyor; yani, cezadaki aslî unsurlardan biri olan ıslah edilmeye de katkıda bulunuyor. Şimdi, bazı çevreler diyor ki “efendim, af dediniz, şartlı tahliye getirdiniz, bu, af değil ki.” Soruyorum size sayın milletvekilleri, cezaevlerindeki onbinlerce mahkûm aftan ne anlıyor? demir parmaklıklar arkasından kurtulmak, çoluğuna çocuğuna kavuşmak, sıcak yuvasında çoluk çocuğuyla birlikte bir tas yemeği paylaşmak. Peki, mahkûm yakınları aftan ne anlıyor; hasretin bitmesi, yeni bir hayat mücadelesinin başlaması. 

MEHMET ÖZYOL (Adıyaman) – Anası babası öldürülenler ne anlıyor?.. 

HAYRi DİRİ (Devamla) – Hiçbir mahkûm veya mahkûm yakını, af deyince bundan başka bir şey düşünmüyor. (FP ve DYP sıralarından “mağdur olanlar ne anlıyor” sesleri) İşte bu tasarı da, onbinlerce mahkûma, yüzbinlere varan mahkûm yakınlarına bu olanağı sağlıyor; üstüne üstlük, onların ıslah olmasına da katkıda bulunuyor, suçtan uzak tutuyor. 

Tasarının 1 inci maddesinin beşinci fıkrasında ise, tasarı yasalaştığı takdirde bu yasadan yararlanmayacak olan kişiler sayılmış durumda. Devletimizi bölmeye kalkan, banka hortumlayan, devletimizi soyan, kamu vicdanını rahatsız edecek suç işleyenler kapsam dışında bırakılmış; ama, en önemlisi ise, geçtiğimiz gün bir büyük gazetenin başyazarının söylediğinin aksine, 1 inci maddenin altıncı fıkrasıyla, suç işlemeyi alışkanlık haline getirmiş olanlar, yani, daha önce şartlı salıverme hükümlerinden yararlandığı halde yeniden suç işleyenler ile bir aftan yararlananlar bu yasa hükümlerinden yararlanmıyor. Yani, bir defa ıslah olmamış kişiler yeniden ödüllendirilmiyor. 

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; son günlerde, bilhassa trafik suçu mağdurlarının haklı feryatları vardır; ancak, bu feryatları sona erdirmenin çözümü affa karşı çıkmak değil, yasal düzenlemeyle, trafik suçlarının ve de Türk Ceza Kanununun tamamında suç ve ceza dengesinin daha adaletli bir yapıya kavuşturulmasıdır. Hiçbir trafik suçuna, yasalarımız gereği, bir iki yıldan fazla ceza verilmemektedir. Bu tasarı 23 Nisan 1999 tarihine kadar işlenen suçları kapsadığından, o gün dört yıl ceza alan birisi, infaz yasasına göre, 7.12.2000 tarihinde, yani dün akşam saat 17.00’de tahliye olmuştur. Özetle, trafik suçundan bu yasayla serbest kalacak olan yok denilecek kadar azdır; çünkü, çoğu, cezalarını çekip tahliye olmuşlardır. 

Yine, iddia edilenin aksine, bu tasarı yasalaştığı takdirde, 15 yaşından küçük suç işleyen hiçbir kimse, cezaevinde kalmayacaktır; çünkü, zaten, onlara, Türk Ceza Kanunu gereği, çok düşük cezalar verilmektedir. 

Ayrıca, Türk Ceza Kanununun 169 uncu maddesi af kapsamına alınarak, doğu ve güneydoğudaki birçok mağdur vatandaşımız, bu tasarıdan yararlanacak, bir sosyal yara sarılmış olacaktır. Çünkü, bu insanların tamamı, can korkusuyla, çoluk çocuklarının namusunu korumak amacıyla bu suçu işlemeye itilmişlerdir. O ortamla karşı karşıya kalan birçok kişi, aynı şeyi yapmak zorunda kalır. 

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu tasarı yasalaştıktan sonra üzerimize düşen, çağdaş bir ceza yasası ve ceza infaz yasası çıkarmaktır. Umuyorum ki, hükümetimiz, en kısa zamanda, bu konudaki çalışmayı da Yüce Meclise sunacak ve hep birlikte yasallaştıracağız. 

Tasarının 2 nci maddesi ise, 28.8.1999 tarihli 4454 sayılı Yasanın bir bölümü, Anayasa Mahkemesince iptal edildiği için, birinci fıkrasının yeniden düzenlenmesi şeklindedir. 

Tasarının tüm ulusumuza hayırlı olması dileğiyle, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (DSP sıralarından alkışlar) 

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Diri. 

Tasarının tümü üzerinde son söz, Anavatan Partisi Grubu adına, Denizli Milletvekili Sayın Beyhan Aslana’a aittir. 

Buyurun Sayın Aslan. (ANAP sıralarından alkışlar) 

ANAP GRUBU ADINA BEYHAN ASLAN (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 23 Nisan 1999 Tarihine Kadar İşlenen Suçlardan Dolayı Şartla Salıvermeye, Dava ve Cezaların Ertelenmesine Dair Kanun Tasarısı üzerinde Anavatan Partisi Grubu adına söz aldım; şahsım ve Grubum adına, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. 

Değerli milletvekilleri, ceza hukukçularının, anayasa hukukçularının, sosyologların en çok tartıştıkları konu aftır. Tarihin her döneminde tartışılmıştır. Af öncesi ve sonrası, bu tartışmaların dozu, özellikle artmıştır. Affa karşı olanlar demişler ki “af, cezaların caydırıcılığını, etkinliğini kökünden yok eder, yargının vermiş olduğu kararları zayıflatır, zedeler; suç kışkırtıcılığı yapar; cezaların kesinliğine ilişkin güveni sarsar; ceza verme ve bunun infazı ahlakî bir amaç taşır; af, bu amacı ortadan kaldırır; mahkeme kararlarının itibarını düşürür; af, yarardan çok zarar getirir; af, affa layık olanla olmayanı ayırt etmekte zorluk çıkarır. Affa taraftar olanlar da, affetmenin, toplumdaki kin duygularını ortadan kaldırdığını, haksızlık ve adlî hataları yok ettiğini, suçluları birer günahkâr, birer hain, kendilerinden intikam alınmaları gereken birer varlık olarak görmek yerine, bunların topluma kazandırılmalarında toplumun menfaatı olduğunu söylerler. Af, geçmişin unutulması ve geleceğe bakılmasıdır derler. Af, bir huzur ve barış aracıdır. Af, dünün yaralarını kapatıp, geleceğe dönük bir hayatın başlama noktasıdır diye ifade ederler. 

Tarihe baktığımız zaman af, daha çok hareketli toplumlarda tartışılmış, sağlıklı toplumlarda çok az tartışılmış. 21 nci Yüzyılda, bana göre, affı tartışan ülke de kalmamış. İşte, bu nedenledir ki, bu tartıştığımız af, bu konuştuğumuz af, en büyük dileğimdir ki, son af olsun. 

Değerli milletvekilleri, ülkemizdeki af uygulamalarına baktığımızda, af, çok sık uygulanmıştır. Af yasası çıkaran ülkelerin başında Fransa ve Türkiye geliyor. Fransa, ortalama 7 yılda bir, hemen hemen her cumhurbaşkanı seçiminden sonra af çıkarmış, Türkiye ise, 1921’den bu yana 45 kez af çıkarmış. Bu afların az kısmı genel, büyük kısmı da özeldir; ama, ne yazık ki, bugün görüştüğümüz af, maalesef 45 inci aftır. Bu, sağlıklı bir yapıyı bize göstermiyor; ama, buna mukabil, İsviçre, İskandinavya ve İngiltere mevzuatlarında af yoktur; affa hiç başvurmayan ülkelerdir. bazı ülkelerin mevzuatlarında af varsa bile, bunlar, çok yıllar sonrası, çok önemli toplumsal değişimlerde affa başvurmaktadırlar. 

Af kanunu, çok düşünülmesi, çok irdelenmesi gereken bir konudur. Biz, maalesef, çok sık başvurduk, bu noktayı tercih ettik. Sık sık af yasaları çıkararak, sık sık bu yola başvurarak af müessesesini eskittik. Affın, bu müessesenin yeniden gözden geçirilmesinde hem Anayasamız açısından hem Türk Ceza Yasası açısından fayda mülahaza ediyorum. 

Toplum düzeninin eksikliklerini, aksaklıklarını, bozukluklarını, eğer, af yok edecekse, af, fevkalade faydalı bir iştir. Affın, o zaman fevkalade önemli yararı olur. Devlet, suç işlemeyi önleyici, aftan yararlananların tekrar cezaevine dönmesini engelleyici tedbirleri almak zorundadır. Önemli olan affetmek değil; suçu ortadan kaldırmaktır. Sosyal, siyasal ve ekonomik koşulları suç işlemeyi engelleyici şekilde oluşturmadıkça, sosyal ve caydırıcı tedbirleri almadıkça, insanları suça iten yapının koşullarını ortadan kaldırtmadıkça, af çıkarsak da yararı olmaz. Bize düşen görev bu koşulları ortadan kaldırmaktır. 

Demokratik ülkeler mevzuatlarında affı çok çeşitli şekillerde düzenlemişlerdir. Bizde ise af, ceza ve anayasa hukukunda yer almıştır. Anayasamızın 87 nci maddesi affetme yetkisini yasama organına bırakmış, yine Anayasamızın 87 nci maddesinin 14 üncü maddeye yollamasıyla da, yine Anayasamızın 169 uncu maddesi gereği orman suçlarının affı da mümkün olmayan suçlardandır. 

Af yasalarının bir özelliği vardır. Toplumlarda dalgalanmalara sebebiyet vermemesi, suça teşvik unsuru olmaması için gizlilik içerisinde görüşülür. Acilen çıkarılması gereken yasalardandır. Halbuki, biz, affı, birbuçuk yıldır ağızlarda sakız gibi çiğnedik. Küçük bir kartopu iken yuvarlana yuvarlana karşımıza dağ gibi bir problem çıktı, bir kar dağı çıktı. Bu problemler oluştu; ama, bu kâr dağını aşmak, bu problemleri çözmek, bu problemler yumağını çözmek, yine, bu Parlamentonun işidir. Artık, ok, yaydan çıkmıştır. Af çıksın mı çıkmasın mı diye tartışmak yerine, topluma, bu meseleyi kestirip atmak noktasında cevap vermek durumundayız. Affı çıkarmak ve affı, gündemden çıkarıp, Türkiye’nin gerçek gündemini bu Mecliste konuşmak durumundayız. 

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüştüğümüz tasarı nedir? Adı “Şartla Salıverilmeye, Dava ve Cezaların Ertelenmesine Dair Kanun Tasarısı” da olsa, istisna dışında kalan suçlar dışında örtülü bir aftır; şarta bağlı örtülü bir aftır. Hukukî sonuçları itibariyle aftan farklıdır. Af, bütün sonuçlarıyla birlikte cezayı kaldırır, sanığı suç işlemeden önceki haline getirir. Elimizdeki tasarıda, sabıka kayıtları devam edecektir. Sanık takiptedir. Erteleme konusu suç, aynı cinsten ya da bir başka suç işlendiği takdirde, cezası ertelenmemiş sayılacaktır. Yani, bir noktada, bu yasadan faydalananlar için bir otokontrol sistemi mevcuttur. Burada, suçu önleyici bir tedbir olarak bu şartın konulması fevkalade isabetlidir. 

Ayrıca, daha önce şartla salıverilme hükümlerinden yararlandığı halde, yeniden hüküm giyenlerle, daha önce çıkarılmış aftan yararlananlar bu madde hükümlerinden yararlanamayacaklardır. Şartla salıverilmede kesin hüküm söz konusudur. Bize göre, kesin hüküm almamış olup da, aftan yararlananlar, yine, bu yasadan faydalanmalıdırlar. Çünkü, iddia makamı henüz dava açmışken bir af çıkarsa, onun berat etme ihtimali yok mudur? Berat etmesi muhtemel bir kişiye “sen daha önce bir aftan faydalandın” diyebilir miyiz? Bu nedenle, Sayın Bakanıma da arz ettim, Adalet Komisyonunda da arz ettim, mutlaka, aftan yararlanmış olma şartının “kesin hükümle” şeklinde ifade edilmesinin, teknik bir düzenleme açısından gerekli olduğunu tahmin ediyorum. Ayrıca, bu, hâkimlerimize uygulamada kolaylık sağlayacaktır. Kesin hüküm aramak kolaydır; ama, yıllar öncesinin çıkmış bir affından yararlanmış bir sanığın iddianamelerini, dosyalarını nereden bulacağız; ben zannediyorum ki, adliyedeki bu dosyaların bir kısmı belki de kâğıt fabrikalarına bile gitmiş olabilir. Bu nedenle, bu kesin hüküm ifadesi fevkalade önemlidir; çünkü, savcının verdiği karar, yargı kararı değildir, ulaştığı bir sonuçtur; savcı isteyecek, hâkim karar verecektir. Henüz savcı istemiş; ama, hâkim karar vermemişse, bu safhada çıkan af yasasından da adam faydalanmışsa, şimdi, biz, bunu aftan yararlandırmazsak, bu, büyük bir yanlışlık olur diye düşünüyorum ve bunu Sayın Bakanımın da takdirine arz ediyorum. 

Yasa tasarısında, Türk Ceza Kanununun 93 adet maddesi istisna dışıdır. Toplumumuzun hassas olduğu bazı suçlar ve kamu düzeni ile kamu güvenliğini ilgilendiren bazı suçlar bu yasadan faydalanamıyor. Peki, bu suçlar sayılırken, objektiflik yapılmış mıdır, objektif kriterler, hukukî değerlendirmeler, teknik yaklaşım olmuş mudur noktasına geldiğimiz zaman -ben, şahsî kanaatimi söylüyorum- olmamıştır; ama, bu istisnalar yapılmıştır. Bazı çok küçük, bazı çok basit suçlar da af kapsamına alınabilirdi, bazı çok ağır suçlar da istisna dışında bırakılabilirdi. 

Tasarıda istisna dışında bırakılan suçlarda 10 yıl indirilmekte; bu indirim her bir cezadan değil, aynı zamanda ya da ayrı ayrı zamanlarda bile olsa, toplam cezadan indirilmektedir. Dosyanın aşamasına göre, bu işlem, ya savcılıklarca ya hâkimliklerce ya da Yargıtayca yapılacaktır. Cezanın üst sınırı 10 yılın üstündeyse, konu, yine davası görülecek, karar verilecek, bilahara bu yasadan faydalandırılacak; ama, 10 yılın altındaysa, azamî haddi 10 yıl ise, o zaman, davası görülmeden bu sanıkların tahliye imkânı da sağlanacaktır. 

Türkiye Büyük Millet Meclisinin en önemli işleri arasında gördüğüm ve bu af yasasıyla da, bana göre, en önemli konu, bizim, 14 üncü maddede kapsam dışı olan 312 nci ve 169 uncu maddelerdir; bunlara erteleme gelmektedir. Ben, burada seslenmek istiyorum, bir mesaj vermek istiyorum: Türkün tarihinde ırk ayrımı yoktur. Türkler, hiçbir zaman, tarihinin hiçbir döneminde etnik milliyetçilik yapmamışlardır; ama, kendisine karşı etnik milliyetçilik yapanları da affetmemişlerdir. 

Tarihi çevir, hoşgörü, saygı ve sevgi bulursun. Üniter bir devlette, bölünmez bir ülkede yaşamak isteyen herkese, bu ülkede yer vardır. Ayyıldızlı Bayrağın gölgesine sığınmak isteyen, birlikte yaşama arzusu içinde olan herkes kardeştir. Barış adına, kardeşlik adına, yeni hayatlar, yeni ümitler adına, bu Yüce Meclis, yardım ve yataklık suçlarını ertelemiştir. Bu fırsat, müspet yönde değerlendirilmelidir, barışa katkı sağlamalıdır. Güneydoğu halkının, bundan böyle, bırakın yardım ve yataklığı, bir destanî dirençle, terör örgütünün yok olmasına katkı sağlayacağına inancımız tamdır. 

Demokrasi, insan hakları, özgürlükler, hukukun üstünlüğü üzerine kurulmuş mamur ve müreffeh Türkiye’yi, birlikte inşa edeceğiz. Batı’ya yürüyüşümüze birlikte hız vereceğiz. Küresel değerlere birlikte ulaşacağız. 

Değerli milletvekilleri, cezaevlerimiz tıka basa doludur. Cezaevlerimizin fizikî şartlar açısından yeterli olmadığı malumunuzdur. Maalesef, cezaevlerimizin kişiye müteselsil suç işlemeye itici bir ortamı mevcuttur. Bırakın ıslahı, cezaevi, âdeta, suçlu üretir bir mekanizma haline gelmiştir. Hele, siyasî tutuklu ve hükümlülerin kaldığı cezaevleri ve koğuşlar örgüt kampları niteliğindedir. Buralarda, maalesef, otorite boşluğu vardır; son cezaevleri isyanları da bunu göstermiştir. 

Cezaevleri hakkındaki genel görüşmede, bu konu, detayıyla Meclisimizde tartışıldı. Ancak, şunu ifade etmek istiyorum ki, F tipi cezaevine karşı çıkanlar, yemekleri protesto edenler, açlık grevine gidenler, cezaevlerinin yeniden örgüt kampı olmasını isteyenlerdir; oraya, yeniden, silah sokmak isteyen, esrar sokmak isteyen, eroin sokmak isteyen, Türkiye’yi kaosa sürüklemek isteyen hain güçlerdir; bunu açıkça ifade etmeyi de kendime bir borç biliyorum. 

Adalet Bakanlığımızın, yeni cezaevi yapılması ve yapılan cezaevlerinin fizikî şartlarını iyileştirici yöndeki gayretlerini takdirle karşılıyorum ve Adalet Bakanlığı bütçesi için, arkadaşlarımızın cömert olmalarını, diğer bütçelerden farklı olarak, bu kanayan yaraya parmak basmalarını özellikle istirham ediyorum. 

Cezaevlerindeki fizikî mekân, cezaevlerindeki mahkûm ve hükümlülerin sosyal ve psikolojik şartları, onların ıslah olması, topluma yeniden kazandırılması amacını gerçekleştirmek noktasında, mutlaka, iyileştirilmelidir ki, bu da, yapılıyor. 

Değerli milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin en önemli işlerinden biri de, hukuk mevzuatımızı çağdaş normlara ulaştırmaktır. Hukuk dünyamız, üniversitelerimiz, mahkemelerimiz, bizden, bir aftan ziyade, mevzuatımızın çağdaş düzeye ulaşmasını da bekliyor, bu noktada tedbirler alınmasını bekliyor. Hantal değil, dinamik bir mevzuata ihtiyacımız olduğunun idraki içerisinde olmalıyız. 

İnsanoğlunun vicdanında, şuurunda en köklü ve içten duygu, adalet duygusudur. Bir ülkede, adaletten, yargıdan kaygı duyulmamalıdır; çünkü, yargı, son çözüm yeridir. Ne var ki, ülkemizde yargı yorgundur, yargı bunalmıştır; yargıya para gerekli, fizikî yapı, personel gerekli; özlük hakları ve güvencede maddî kaygı duymayan yargıçlar ve adliye memurları gerekli. 

Değerli milletvekilleri, demokrasi kervanına geç katıldık, ağır aksak ilerliyoruz. Bize düşen, demokrasimizin standardını yükseltmektir. Çağımızın insan hakları çağı olduğunun idraki içerisinde, fikrî suçlar konusunda, demokrasi ve cumhuriyeti yok etmek kastı hariç, yeni düzenlemeler getirmeliyiz. Fikir suçlarının affını tartışacağımıza, mevzuatımızı tartışmalıyız, iyileştirmeliyiz; bütün bu iyileştirmeden sonra, hiç ama hiç, affı tartışmamalıyız. 

Biz, belki, bu yolu katederken, daha çok çileler, ıstıraplar, acılar çekebiliriz; ama, demokrasimizin ağır aksak olduğunu kabul edelim, standardımızın düşük olduğunu kabul edelim, mevzuatımızın gerek Avrupa Birliği standartları açısından ve gerekse insan hakları standardı açısından düşük olduğunu kabul edelim ve bu konuda adımlar atmaktan da yılmadan, korkmadan üzerine gidelim. 

Değerli milletvekilleri, ceza hukukumuzda yeni ve çağdaş müesseseleri görmek istiyoruz, ceza hukukumuza yeni ve çağdaş müesseseleri taşımak zorundayız. Ceza hukukumuzun en önemli eksiği -ki, diğer ülkelerin ceza hukuklarında vardır, bizde yoktur- suç mağdurları himayesiz kalmıştır. Bizim ceza hukukumuzda bu müesseseye ihtiyaç vardır. Uygulamada, suç mağdurları tamamen himayesizdir. Hele, sanık yakalanmamışsa, suç delilleri toplanmamışsa, mağduriyet iyice artar. Faili meçhul cinayetlerin sanıkları yakalanmadığı zaman, bu mağduriyetler kat kat artıyor, acı ve ıstırap veriyor. İşte, ceza davaları görülürken, suç mağdurlarının mutlak suretle tazminatla desteklenmesi ve ancak tazminat ödendiği takdirde cezaların indirim maddelerinden yararlanması gerekeceği konusu, mutlaka ceza kanunumuza taşınmalıdır ve yeni ceza kanunu çalışmalarında da bu konuların dikkate alınacağını, yeni müesseselerin ceza hukukumuza getirileceğine dair inancım tamdır. 

Ben, bu tasarının, hayırlı olmasını diliyorum; ancak, mevzuatı tümüyle yenileyip, demokrasi standartlarımızı yükseltip, insan hakları çağına ulaşmanın idraki içerisinde olmanın şuuruyla önümüzdeki dönemde her açıdan kendimizi yenileyelim. Cezaevlerinin, adliyelerin fiziki şartlarını oluşturalım ve bir daha, ama bir daha gelin şu affı konuşmayalım. Bu son af olsun diyorum ve diyorum ki, gelin Anayasanın 87 nci maddesini hep beraber değiştirelim. Af yetkisini Türkiye Büyük Millet Meclisinin üzerinden alalım, sadece diğer ülkelerde olduğu gibi, Cumhurbaşkanının özel af yetkisi kalsın. Gelin bu Anayasa değişikliğini yapalım ve bu tartışmalara son verelim; ama, bunu yapmak için de hukukî mevzuatımızı da düzeltmemiz gerekiyor. Modern mevzuatımızın arkasından, gelin, Anayasamızın bu 87 nci maddesini düzeltelim ve af yetkisini alalım ya da eğer mutlaka kalmak istiyorsa, Anayasanın 87 nci maddesi kalacaksa, bu Mecliste af yetkisi, bu Meclisin bünyesinde olacaksa, gelin o zaman Meclis karar alır, ama referanduma gidilir diyelim ve buna millet karar versin. 

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) 

BAŞKAN – Buyurun Sayın Aslan. 

BEYHAN ASLAN (Devamla) – Ben, tekrar ifade ediyorum ki, şu noktadan itibaren bu af çıkmalıdır, çözüm yoktur, çare yoktur; çünkü, problem büyümüştür, bu problemi çözmek bizlerin işidir. 

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (ANAP, DSP ve MHP sıralarından alkışlar) 

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Aslan. 

Değerli milletvekilleri, gruplar adına, yapılan görüşmeler tamamlanmıştır. 

Şimdi, şahsı adına, Antalya Milletvekili Sayın Salih Çelen; buyurun efendim. (DYP sıralarından alkışlar) 

SALİH ÇELEN (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekillerim; 23 Nisan 1999 Tarihine Kadar İşlenen Suçlardan Dolayı Şartla Salıverilmeye, 

Dava ve Cezaların Ertelenmesine Dair Kanun Tasarısının tümü üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum. 

Değerli milletvekilleri, öncelikle ifade etmek isterim ki, biz, Doğru Yol Partisi olarak, adı, ister şartla salıverilme olsun ister erteleme, tecil olsun isterse de kamuoyunun bildiği gibi, af kanunu olsun, adı her ne ise, biz bu kanuna Doğru Yol Partisi olarak başından sonuna kadar karşıyız. (DYP sıralarından alkışlar) 

Değerli milletvekilleri, komisyon çalışmalarında, ben ve değerli Doğru Yol Partili milletvekili arkadaşlarım, af kanunu tasarısının getirildiği ilk günden itibaren çizgimizde hiçbir kırıklık olmaksızın affa karşı olduğumuzu bildirdik ve bu durum tutanaklarla sabittir. Savaş, ihtilal gibi fevkalade önemli hiçbir hadisenin ertesi olmayan bu dönemde af çıkarılmasının yersiz olduğunu; kaldı ki, milletimizin tamamına yakın bir bölümünün de bu kanuna icazet vermediğini, tasvip etmediğini bildiğimizden affa karşı olduğumuzu her fırsatta Doğru Yol Partisi olarak dile getirdik. 

Değerli milletvekilleri, af çıkarmak için hiçbir sebep olmadığı gibi, şu an çıkarılacak af kanununun bir yararı da yoktur. 1974 yılında çıkarılan af, bu ülkeye yarar değil zarar getirmiştir. 1974 yılında da, 1991 yılında da çıkarılan af kanunlarının istisna hükümleri, bir başka deyişle, af kapsamı dışında bırakılan suçlara ilişkin hükümler, Anayasa Mahkemesince, Anayasanın eşitlik ilkesine aykırı bulunarak iptal edilmiştir. 

1982 Anayasası halen yürürlüktedir. 1991 yılında çıkarılan af yasasını 1982 Anayasasının eşitlik ilkesine aykırı bulan Anayasa Mahkemesinin, şu an çıkarılacak olan af kanununu da, yine aynı ilkeye, Anayasanın eşitlik ilkesine aykırı bularak af kapsamını genişletmesi pekala mümkündür. 

Sayın Bakana Anayasa Komisyonunda sordum. Dedim ki, Anayasamız hâlâ aynı Anayasadır, 1982 Anayasası, hâlâ aynı şekilde durmaktadır. 1991 yılında çıkarılan Af Kanunu, Anayasa Mahkemesince 1982 Anayasasına aykırı bulunduğuna göre, Anayasanın eşitlik ilkesine aykırı bulunduğuna göre, bugün dahi çıkaracağınız af kanununun yine aynı Anayasaya aykırı olması 

pekâlâ mümkündür. Bu şartlarda, Anayasa Mahkemesinin, af kanununu genişletmesi halinde; yani, 5 inci maddede anılan istisna hükümleri iptal etmesi halinde, bundan kimlerin yararlanacağını değerlendirdiniz mi, incelediniz mi diye sordum. Sayın Bakan da, bana cevaben, Anayasa Mahkemesinin kararlarının sürekli olarak aynı kalmayacağını, zaman içerisinde değişebileceğini, Anayasa Mahkemesinin görüşünü değiştirebileceğini ifade etmişlerdir. 

Şimdi, ben, burada sorarım sizlere -bunun sonuçları fevkalade ağır olacaktır- Anayasa Mahkemesinin görüş değiştirmesi ihtimaline binaen, Türkiye Büyük Millet Meclisinin kanun çıkarması kadar yanlış bir şey olabilir mi? Bir başka deyişle, mahkemenin eski görüşünü devam ettirmesi halinde, bunun sonuçlarının neler olacağı değerlendirilmiş midir? Ben söyleyeyim size değerli milletvekilleri; bölücübaşına ve PKK’ya af çıkarıyoruz demektir. 

Değerli arkadaşlar, kimse kendini kandırmasın; bu kanun tasarısı, üstü örtülü bir şekilde, PKK’nın affedilmesine dair kanun tasarısıdır; bu kanun tasarısı, 30 000 kişinin katili bölücübaşının affedilmesine dair kanun tasarısıdır. Doğru Yol Partisi, işte, bu nedenlerle, çıkarılmak istenen bu af kanununa karşıdır ve af kanun tasarısına kırmızı oy kullanacaktır. 

Değerli milletvekilleri, Doğru Yol Partisi ve Doğru Yol Partisinin temsil etmiş olduğu misyon, milletimizi böylesine yaralayan bir siyasî hareket içerisinde hiçbir zaman olmamıştır; basit siyasî hesaplar içerisine de asla girmemiştir. Milletimizin istemediği, içine sindirmediği bir kanunu, asla, pazarlık konusu yapmamıştır Doğru Yol Partisi. 

Demin de ifade ettiğim üzere, Sayın Başbakan, 1974’te çıkardığı afla, sokakları açık cezaevine, ülkeyi kan gölüne çevirmiş; Anavatan Partisi de, 1991 yılında, benzer bir şekilde af çıkarmıştır. Bu iki partimiz, zaten, af çıkarmaya alışkındır, meyyaldir. Şimdi de, yanlarına, bir başka partimizi de aldılar; elele vererek, milletimize rağmen, milletimizin hiç istemediği, hiçbir zaman istemediği bu uğursuz kanunu çıkarmaya çalışmaktadırlar. 

Bir kez daha uyarıyorum; hatadan dönmek erdemdir. Gelin, bu kanun tasarısını geri çekin; gelin, milletimizin sesine kulak verin; gelin, milletimizden aldığınız vekâlete sadık kalın ve milletimizin istemediği bu kanunu çıkarmayın, milletimizden aldığınız oylara ihanet etmeyin. 

Değerli milletvekilleri, burada suçluları affediyorsunuz; peki, bu suçluların zarar verdiği mağdurları hiç mi düşünmüyorsunuz? Mütecavizi affederken ırzına geçileni hiç mi düşünmüyorsunuz? (DSP sıralarından “onlar yok” sesleri) Hırsızı affederken canın yongası malı çalınanı hiç mi düşünmüyorsunuz? Katili affederken katilin bıraktığı yetimi, gözü yaşlı anneyi, dul eşi hiç mi düşünmüyorsunuz? Yatı, katı, özel uçağı olduğu halde borcunu ödemeyeni, kestiği çekleri karşılıksız bırakanı affederken alacağını tahsil edemeyen mağduru hiç mi düşünmüyorsunuz? Kamu vicdanında oluşan bu haklı kaygıları hiç mi düşünmüyorsunuz? 

MEHMET EMREHAN HALICI (Konya) – Onlar affedilmiyor, onlar yok. 

SALİH ÇELEN (Devamla) – Şimdi hükümete sesleniyorum; başarılı ekonomik programınızla uğraşırken, gecelik faizleri yüzde binlere çıkarırken, bunlarla meşgulken ya da bankanın içinin birilerine hortumlanmasını seyrederken herhalde bunları düşünmeye imkân bulamadınız. Onun için, yangından mal kaçırırcasına çıkarmaya çalıştığınız bu af kanunuyla suçluları affedip işin içinden sıyrılacağınızı düşünüyorsunuz. 

Siz, bankaların içi boşaltılırken gözcülük yapmakla görevli olanları, bankaların içini boşaltmama görevi olanları, bankaları boşalttıranları affedeceksiniz; ama, bu millet sizi asla affetmeyecektir. (DYP ve FP sıralarından alkışlar) 

Nasıl ki, mahkûmların cezaevinden kaçmasını engellemek için cezaevinin kapısında gardiyan varsa bankaların da içinin boşaltılmaması için görevlendirilmiş kişiler vardır, devlet memurları, bürokratlar vardır, siyasiler, bakanlar vardır. 

Şimdi Türk Ceza Kanununun 230 uncu maddesini af kapsamına almakla, yani istisnaya almamakla siz bankaların içini boşalttıranları affediyorsunuz, kendinizi affediyorsunuz, bürokratları affediyorsunuz. Buna ne hakkınız var? (DYP sıralarından alkışlar) 

EROL AL (İstanbul) – Doğru konuş!.. 

SALİH ÇELEN (Devamla) – Türk Ceza Kanununun 230 uncu maddesini af kapsamına almıyor musunuz? (DSP sıralarından gürültüler) 

EROL AL (İstanbul) – Ne alakası var? 

SALİH ÇELEN (Devamla) – 230 uncu madde görevi ihmal suçudur. Bankaların içini boşaltanları affetmiyor musunuz? Boşaltanlara göz yumuyorsunuz. Türk Ceza Kanununun 230 uncu maddesini istisna dışında tutarak bankaların içini boşaltanları engelleme görevi olanları, yani görevini ihmal edenleri affediyorsunuz. Buna ne hakkınız var? (DYP ve FP sıralarından alkışlar, DSP sıralarından gürültüler) 

Çok açık söylüyorum; Türk Ceza Kanununun 230 uncu maddesini af kapsamına aldınız, affediyorsunuz. Buna hakkınız yok, millet sizi affetmeyecektir! 

EROL AL (İstanbul) – Bilmediğin konuları konuşma... 

SALİH ÇELEN (Devamla) – Millet sizi affetmeyecektir!.. 

MAHMUT ERDİR (Eskişehir) – Seni... 

SALİH ÇELEN (Devamla) – Buna hiçbir hakkınız yok! 

Değerli milletvekilleri, şayet bu af kanunu çıkarsa, şayet bankacıları ve banka boşalttıranları affederseniz, bu gece rahat uyuyamazsınız. 

MAHMUT ERDİR (Eskişehir) – Yok öyle bir şey! 

SALİH ÇELEN (Devamla) – Bu gece rahat uyuyamazsınız.(DYP sıralarından alkışlar) 

Geliniz, bu vebali almayın; geliniz, bu kanun tasarısını geri çekiniz.(DYP sıralarından alkışlar) 

Burada, özellikle MHP’li milletvekili arkadaşlarıma sesleniyorum: Amacım milletvekili arkadaşlarımı üzmek, tahrik etmek veya onlara sataşmak değildir; ancak, Anayasa Mahkemesi affı genişletecek mahiyette bir iptal kararı verirse, bu aftan PKK’lılar ve bölücübaşı istifade ederse, ne yapacaksınız? 

İSMAİL AYDINLI (İstanbul) – Kışkırtma!.. Kışkırtma!.. 

SALİH ÇELEN (Devamla) – “Affeden Anayasa Mahkemesidir” diyebilecek misiniz ya da bunu dışarıya söyleseniz, vicdanınız rahat, gönlünüz ferah olabilecek mi ya da bunu yarın çocuklarınıza nasıl izah edebileceksiniz ya da 8 askerimizi şehit edenler, Ümraniye’de 5 işçimizi gözünü kırpmadan, sırf siyasî görüşleri nedeniyle işkence yaparak vahşice öldürenler ya da Adana’da 6 öğretmeni katledenler, devletin bir bakanını dahi öldürenler, on yıl yatıp çıktıkları halde, kamuoyunun büyük tepkisine rağmen, affın, Meclis gündemine girmesini sağlayan “her suç için ayrı ayrı ceza indirimi yapılır” ilkesine, sırf malum bir şahıs da yararlanacak diye karşı çıkmış ve dediğini yaptırmış olmasını nasıl izah edeceksiniz; adalet bu mudur?! (DYP sıralarından “bravo” sesleri, alkışlar) 

Değerli milletvekilleri, Doğru Yol Partisinin görüşü, af kanunu kesinlikle çıkmamalıdır. Doğru Yol Partisi, affa, kesinlikle karşıdır; ama, af çıkaracaksanız bile, affın da bir adaleti olmalıdır. Adaleti olmayan bu affı çıkaranlar, bilsinler ki, tarih önünde hesap vereceklerdir. 

Değerli arkadaşlar, adaleti olmayan bu af kanunu tasarısı, kendi içerisinde de çelişkilerle doludur. Milletin muhalefetine rağmen, çıkarılmaya çalışıldığı için olacak ki, kamuoyunda tartışılmasından korkan Sayın Başbakan, Sayın Başbakan Yardımcılarım ve değerli bakanların rüzgar gibi getirip rüzgar gibi geçirmeye çalıştıkları bu af kanunu, örneğin ırza geçen mütecavizi... 

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) 

BAŞKAN –Sayın Çelen, mikrofonu açıyorum, lütfen konuşmanızı tamamlayın efendim. 

Buyurun. 

SALİH ÇELEN (Devamla) – Irza geçen mütecavizi, “vahim suçtur” deyip af kapsamına almazken, ırzına geçtikten sonra mağduru öldüreni af kapsamına almamaktadır. Buradan diyebilir miyiz acaba, aceleye getirilen bu af kanunuyla, asıl suça değil, suçun ağırlaştırılmış şekline af getiriyoruz. Siz getiriyorsunuz tabiî ki, Doğru Yol Partisi karşı çıkıyor. 

Ya da bir başka örnek; Türk Ceza Kanununun 243 üncü maddesi, vahim bir suç olarak görülüp, af kapsamına alınmadığı halde, hatta, Sayın Bakan “polislerimize af getirilirse, 243 üncü madde af kapsamına alınırsa, istifa ederim” derken, Türk Ceza Kanunun 450/3 üncü maddesinde ifade edilen öldürmek fiili, eğer, işkence sonucu yapılmışsa, işte, bu öldürenleri affediyoruz. Burada adalet nerededir sorarım size. 

Değerli milletvekilleri, ben, burada sözlerimi daha fazla uzatmıyorum; bundan sonraki maddelerde daha görüşeceğiz, laf atmanızı bekliyoruz; hepinize saygılarımı sunuyorum. (DYP ve FP sıralarından alkışlar) 

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Çelen. 

 

Önceki sayfa   I  Sonraki Sayfa

(8 ARALIK 2000)
Geri
sayfa başı
Geldiğiniz sayfaya dönüş