BAŞKAN – Efendim, hükümet adına Adalet Bakanı Sayın Hikmet Sami Türk...
(DSP sıralarından alkışlar)
Buyurun
Sayın Türk.
ADALET
BAKANI HİKMET SAMİ TÜRK (Trabzon) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
29 Nisan 1999 Tarihine Kadar İşlenen Suçlardan Dolayı Şartla Salıverilmeye,
Dava Ve Cezaların Ertelenmesine Dair Kanun Tasarısı üzerinde gerek grupları
adına gerek şahsı adına söz alan bütün arkadaşlarıma katkıları için teşekkür
ediyorum.
Türkiye’de
cumhuriyetin ilanından itibaren çeşitli vesilelerle, af kanunları çıkarılmış
ya da şartla salıverilme veya erteleme uygulamaları yapılmıştır. Şimdi,
görüşmekte olduğumuz kanun tasarısı, doğrudan doğruya bir af kanunu değil,
fakat, 1991’de Terörle Mücadele Kanununun geçici maddeleriyle yapıldığı
gibi bir şartla salıverilme, aynı zamanda, 1997 Ve 1999 yıllarında basın
ve yayın yoluyla işlenmiş olan suçlar dolayısıyla dava ve cezaların ertelenmesinde
olduğu gibi, bir erteleme kanun niteliğindedir.
Yüce
Meclis, 1999 yılında, bir af paketi olarak adlandırabileceğimiz dört kanun
kabul etmişti. Bunlardan birincisi, 4450 sayılı Bazı Suç Failleri Hakkında
Uygulanacak Hükümlere Dair Kanunda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanundur.
Kamuoyunda bu kanun “pişmanlık yasası” olarak bilinmektedir. Kanun, daha
önce terör örgütlerinde yer almış olduğu halde sonradan faal nedamet duyarak
örgütleri hakkında bilgi veren kişilere, ya cezadan tamamen kurtulmak ya
da cezasında indirim yapılmak olanağını sağlamaktaydı.
İkinci
kanun, 4453 sayılı Bazı Suç ve Cezaların Affına İlişkin Kanundur. Bu kanun,
Sayın Cumhurbaşkanı tarafından bir kez daha görüşülmek üzere Türkiye Büyük
Millet Meclisine geri gönderilmişti. Bugün görüşmekte olduğumuz tasarı,
bu geri gönderilen kanunun yerini tutan bir kanun tasarısıdır.
Üçüncü
kanun, 4457 sayılı Basın ve Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava
ve Cezaların Ertelenmesine Dair Kanundu. Bu kanun da, bir maddesi, bir
süre önce Anayasa Mahkemesi tarafından bir ibaresiyle iptal edilmişti.
Şimdi görüşmekte olduğumuz kanun tasarısının bir maddesi de bu iptal sonucunda
ortaya çıkan boşluğun giderilmesini amaçlamaktadır.
Dördüncü
kanun, 4455 sayılı Memurlar ile Diğer Kamu Görevlilerinin Disiplin Cezalarının
Affı Hakkında Kanundur.
Bütün
bu kanunlar, Türkiye’de, son yirmibeş yılda, özellikle son onaltı yılda
yaşanmış olan olayların bir sonucu olarak, toplumda, bu olaylar sonucunda
ortaya çıkan dengesizlikler içinde işlenmiş olan suçlarla ilgili olarak
çıkarılmıştı.
Gerçekten,
Türkiye, son yirmibeş yıl içinde, çok büyük bir toplumsal değişimden geçmiştir.
Bu süre içinde, ülkemizde, kentleşme çoğu kez sağlıksız bir biçimde hızlanmıştır.
Son onaltı yıl içinde, ülkemiz, ayrılıkçı teröre karşı büyük bir mücadele
vermiştir. Terör olaylarının sonucu olarak, ülkemizde yoğun içgöçler yaşanmıştır.
Yine, bu son yirmibeş yıl, olanakları kıt olan ülkemizde, tüketimin aşırı
ölçüde kamçılandığı bir dönem olmuştur. İşte, bu ortamda, çeşitli suçlar
işlenmiştir.
Halen,
cezaevlerimiz, cumhuriyet tarihinin en yüksek doluluk rakamını yaşamaktadır.
Bu çeşit ortamlarda, başka ülkelerde olduğu gibi, bizde de, zaman zaman,
af ya da şartla salıverilme gibi uygulamalara gidilmiştir. İşte, şimdi,
burada yapılan da budur.
Terminoloji
konusunda, aslında, çok dikkatli olan bir arkadaşımız, burada, şartla salıverilme
değil, af söz konusu olduğunu ifade etti. Başka bir arkadaşımız da, bu
tasarının adında olduğu gibi, getirilenin bir şartla salıverilme olduğunu
belirtti. Aslında, af ve şartla salıverilme, bazı yönleri itibariyle birbirine
yaklaşan kurumlardır. Bilindiği gibi, genel af, bir suçla ilgili kamu davasını
ve cezayı, bütün hüküm ve sonuçlarıyla ortadan kaldırır; özel af ise, sadece
cezada indirim sağlar veya cezayı değiştirir. Oysa, şartla salıverilmede,
iyi hal gösteren hükümlüye bir fırsat tanınır, cezasının geri kalan kısmını,
ceza infaz kurumunda geçirmek yerine, salıverilerek, yeni bir başlangıç
yapma fırsatı verilir.
Yargı
kararıyla gerçekleşen şartla salıverilmede, iyi hal gösterme koşulu aranır;
ama, yasama organınca çıkarılan kanunlarla uygulamaya konulan şartla salıverilmedeyse,
tıpkı 1991’de Terörle Mücadele Kanununda yapıldığı gibi, iyi hal gösterme
koşulu aranmamaktadır. Ayrıca, bu çeşit kanunlarda, tutuklulara da bu haktan
yararlanma olanağı sağlanmaktadır.
Anayasa
Mahkememiz de, geçmişte, şartla salıvermeyle, affı karşılaştıran kararlarında,
afla, şartla salıverilme arasındaki bu ortak noktayı, yani, iyi hal gösterme
koşulunun aranmaması ve tutukluların da bu olanaktan yararlanmasını belirtmiştir.
İster
af olsun, ister şartla salıverme olsun, bunları çıkardığınız zaman, bazı
dengeleri çok dikkatli bir biçimde gerçekleştirmek durumundasınız. Her
şeyden önce, gerek afla gerek şartla salıverilmeyle, insanlara, bir yeni
başlangıç yapma fırsatı verilmektedir; bu, şartla salıverilmede çok açık
bir biçimde görülmektedir; çünkü, eğer salıverilen kişi, yeniden suç işleyecek
olursa, şartla salıverilme kararı geri alınacaktır.
İkincisi,
işlenmiş olan suçlardan dolayı toplumda mağdur olanlar vardır. Öyleyse,
mağdur olanları rencide etmeyecek, kamu vicdanını rencide etmeyecek bir
uygulama gerçekleştirilmelidir. Nihayet, bu, Anayasanın koyduğu ilkelere
uygun olmalıdır.
Şartla salıverme biçiminde
de olsa, herhalde, Anayasadaki af yetkisini kısıtlayan hükümlerin göz önünde
bulundurulmasında yarar vardır; yani, Anayasanın 87 nci maddesi, 169 uncu
maddesi gibi af konusunda kısıtlayıcı hükümler getiren maddeler de göz
önünde bulundurulmalıdır. Ayrıca, af, hakkaniyete, adalete uygun olmalıdır,
şartla salıverme, hakkaniyet ve adalet ilkelerine uygun olmalıdır. Görüşmekte
olduğumuz tasarı, bütün bunları sağlamayı amaçlamaktadır.
Şüphesiz, her kanun tasarısında
olduğu gibi bu kanun tasarısında da eleştirilebilecek noktalar bulunabilir;
ancak, bu eleştirileri bir ölçü içinde yapmakta yarar vardır. Oysa, söz
alan bazı arkadaşlarımız, Doğru Yol Partisinin sayın sözcüsü, bu noktalara
özen göstermemiştir. Aslında, hitabetiyle, Mecliste edebiyat örnekleri
veren bu arkadaşımız, bugünkü konuşmasında, ne yazık ki, ölçülü, dikkatli
ifadeler yerine, abartmalı ifadeleri tercih etmiştir; ama, bu, kendi takdiridir.
(DSP sıralarından alkışlar) Arkadaşımız, bunu, o kadar ileriye götürmüştür
ki, Meclis kürsüsünden, Anayasa Mahkemesinin nasıl hareket etmesi gerektiğini...
AHMET
İYİMAYA (Amasya)- Siz söylediniz Hocam!..
ADALET
BAKANI HİKMET SAMİ TÜRK (Devamla)- Cumhurbaşkanının ne yapması gerektiğini
dahi söyleyebilmiştir; yani, bu kürsüden, Anayasa Mahkemesine ve Sayın
Cumhurbaşkanına talimat verilmiştir. Bunu yadırgıyorum; çünkü, bu çok değerli
arkadaşımız da bilirler ki, Anayasamızın 138 inci maddesine göre, yargı
yetkisinin kullanılmasında, hiçbir makam, hiçbir merci, hiçbir kimse mahkemelere
emir ve talimat veremez, genelge gönderemez, telkinde dahi bulunamaz.
MUSTAFA
ÖRS (Burdur)- Mahkemelerin verdiği cezayı niye affediyorsunuz o zaman!..
ADALET
BAKANI HİKMET SAMİ TÜRK (Devamla)- Burada, bir arkadaşımız, getirilen tasarılarda
infaz rejimine tabi olanlarla ilgili bir düzenleme yapıldığını, oysa, infaz
rejiminde, herkesin eşit olduğunu belirtmiştir. Bu görüş, 1991 yılında
çıkarılan Terörle Mücadele Kanununun geçici maddelerindeki şartla salıverilme
bakımından, Anayasa Mahkememizce de, bazı kararlarında ifade edilmiştir.
Ancak, şunu göz önünde bulundurmakta yarar vardır: Doğrudan doğruya yasalarımız,
hürriyeti bağlayıcı cezaların türlerine göre farklı hükümler koymuştur.
Örneğin, Türk Ceza Kanununun 13 üncü maddesinde, 15 inci maddesinde, 21
inci, 22 nci ve 23 üncü maddelerinde, 70 inci maddesinde, ağır hapis, hapis
ve hafif hapis cezalarının yerine getirilmesiyle ilgili özel hükümler koymuştur.
Müebbet, ağır hapis cezasının yerine getirilmesi özel hükümlere konu olmuştur.
Bunlarla ilgili farklı infaz rejimleri vardır.
Ayrıca,
Cezaların İnfazı Hakkında Kanunda çeşitli hükümlerinde, bu arada, 8 inci
ve 9 uncu maddelerinde yine, kısa süreli hürriyeti bağlayıcı cezaların
yerine getirilmesi hakkında farklı hükümler koymuştur, müşahedeyle ilgili
hükümler koymuştur. 11 inci maddesinde, çocuk, kadın ve diğer hükümlülere
ait cezaların çektirilmesiyle ilgili hüküm koymuştur. Ayrıca, bilindiği
gibi, ülkemizde kadınların ve çocukların, cezalarını çekmeleri için özel
ceza infaz kurumları vardır. Ve yine, ülkemizde ceza infaz kurumları; açık,
yarı açık ve kapalı ceza infaz kurumları olarak sınıflandırılmaktadır.
Bütün bunlarda, cezaların infaz biçimi arasında farklılıklar söz konusudur.
Bundan
başka, Terörle Mücadele Kanununun 16 ncı maddesi ve Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle
Mücadele Kanununun 13 üncü maddesi, bu kanunlardan dolayı hüküm giyenlerin,
özel tip cezaevlerinde barındırılmalarını öngörmüştür.
Türk
mevzuatı böyle iken, cezalar türlerine göre, farklı biçimde infaz edilirken,
infaz rejiminde eşitlikten söz edilebilir mi?
Anayasa
Mahkememiz, çeşitli kararlarında eşitliğin, ancak, eşit konumda bulunanlar
arasında söz konusu olabileceğini, farklı durumda olanlar arasında, farklı
hükümler getirilebileceğini vurgulamıştır.
Şimdi,
burada, bazı suçlar bakımından istisnalar getirilmiştir. Onların, bu kanundaki
şartlı salıverilme veya ertelemeden yararlanmamaları öngörülmüştür. Aslında,
Anayasamız, doğrudan doğruya kendisi, bazı suçlar arasında ayırım yapmıştır.
İşte, bazı suçlardan dolayı, örneğin, Anayasanın 14 üncü maddesi kapsamına
giren fiillerden dolayı ya da Anayasanın 169 uncu maddesinde sözü edilen
orman yakma, ormanı yok etme fiillerinden dolayı af yetkisinin olmadığını
belirtmiştir. Bu, suçlar arasında, doğrudan doğruya Anayasa tarafından
bir ayırım yapılması demektir.
Böyle
olunca, yasa koyucunun, bir af kanununda veya bir şartla salıverilme veya
erteleme kanununda, suçların niteliğine göre, onların toplum bakımından
taşıdıkları tehlikeye ya da onların ahlakî kötülüğüne göre bir ayırım yapılmasında
Anayasaya aykırı herhangi bir durum söz konusu değildir.
Burada,
ayrıntılarla ilgili bazı eleştiriler de yapılmıştır. Örneğin, bu tasarıda,
Cezaların İnfazı Hakkında Kanunun ek 2 nci maddesinin uygulanmayacağının
belirtilmesi eleştiri konusu olmuştur. Bilindiği gibi, o maddede, iyi hal
gösteren hükümlüler hakkında, ayda 6 günlük bir indirim yapılması öngörülmektedir;
ama, gerek 1991’de çıkarılan Terörle Mücadele Kanununun geçici 1 inci ve
4 üncü maddesinde gerek bu kanunda, ek 2 nci maddenin uygulama alanı bulmayacağı
belirtilmiştir. Bunun nedeni açıktır; bir defa indirim yapılmaktadır, ikinci
bir indirime gerek görülmemektedir.
Bir
arkadaşımız, bu tasarı yasalaştığında, Anayasa Mahkemesinin iptal etme
olasılığından söz etti. Hiç kimsenin, Anayasa Mahkemesinin takdirine müdahalesi
söz konusu olamaz. Şüphesiz, bu konuda iptal davaları açıldığında, Anayasa
Mahkemesi en isabetli kararını verecektir; ancak, Anayasa Mahkemesinin,
geçmişteki kararlarına baktığımız zaman, aralarında Türk Ceza Kanununun
125 inci maddesi de bulunan bazı suçlardan dolayı, iptal istemlerini reddettiğini
görüyoruz. Burada da, özellikle, bölücübaşı bakımından iptal edilme olasılığı
dile getirilen 125 inci madde de istisna edilen maddeler arasındadır.
Ayrıca,
hukuk, sürekli bir evrim halindedir. Anayasa Mahkemesi de, zaman içinde,
çeşitli konularda farklı kararlar vermiştir. Bu konu da, Anayasa Mahkemesinin
önüne gittiği zaman, Anayasa Mahkemesi, şüphesiz kendi sorumluluğu içinde,
Anayasa hükümleri çerçevesinde en uygun kararı verecektir.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN
– Sayın Bakan, süreniz tamamlandı efendim; mikrofonunuzu açıyorum, lütfen
tamamlayın.
ADALET
BAKANI HİKMET SAMİ TÜRK (Devamla) – Son olarak, şahsı adına konuşan bir
arkadaşımız, Türk Ceza Kanununun, 240 ıncı maddesinin, şartla salıverilme
ve erteleme kapsamı dışında bırakılırken, 450 nci maddesinin üçüncü bendine
göre, işkenceyle adam öldürmenin, bu kanundan yararlandırıldığını söylemiştir.
Şimdi,
burada dikkatinizi çekmek isterim: Türk Ceza Kanununun 450 nci maddesinde
sıralanan adam öldürme türlerinin hepsi, bunlar arasında işkenceyle adam
öldürme de sadece bir cezayla cezalandırılır; bu da idam cezasıdır.
Şimdi,
bu kanunla, idam cezaları hakkında getirilen hüküm, sadece idam cezalarının
uygulanmayacağıdır. 1991 yılında da böyle bir hüküm getirilmişti; ama,
o zaman, idam cezaları on yıllık ağır hapse dönüştürülmüştü. Oysa, burada,
bu durumda bulunanların; Yani, idam cezası almış olanların tabi oldukları
kanun hükümlerinin uygulanacağı ifade edilmiştir. 243 üncü maddede yer
alan ve günümüzde artık insanlığa karşı bir suç olarak nitelendirilen işkence,
af kapsamı dışında bırakılmıştır. Türk toplumu, münferit olaylar biçiminde
de olsa, zaman zaman işkence olaylarını yaşamıştır; ama, Türk toplumu,
bu imajını silmek durumundadır; çünkü, Türk toplumu, işkencenin bir yüzkarası
olduğu inancındadır. Dolayısıyla, bu hükmün af kapsamı, şartla salıverilme
kapsamı dışında bırakılması kadar doğal ve milletimizin iradesine uygun
bir şey olamaz.
Yüce
Meclisi, saygıyla selamlıyorum. (DSP, MHP ve ANAP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN
– Teşekkür ederim Sayın Bakan.
Efendim,
şahsı adına ikinci söz, Eskişehir Milletvekili...
AHMET
İYİMAYA (Amasya) – Sayın Başkan, Sayın Bakanım, bizzat ismimden bahsetmedi;
ama, talimat verme yönünde bana bir isnatta bulundu; sataşma değil. O konuda,
çok kısa, 2 dakika...
BAŞKAN
– Efendim, Sayın Bakan, sizin de ifade etmiş olduğunuz gibi, isminizden
bahsetmedi; çok genel manada, konuşan bütün arkadaşlarımla ilgili bir...
AHMET
İYİMAYA (Amasya) – Ama, isnat var çok açık.
BAŞKAN
– Müsaade buyurur musunuz efendim...
AHMET
İYİMAYA (Amasya) – Buradan bir cümle...
HASAN
EKİNCİ (Artvin) – Sayın İyimaya’nın olduğu belli ama.
BAŞKAN
– Sayın İyimaya, Sayın Bakanın ifadesinde geçen talimatın, sizin konuşmanızın
içinde yer almamış olduğunu zapta geçirirsem, herhalde mesele hallolmuş
olacak. Çok teşekkür ediyorum.
Evet,
şahsı adına ikinci söz, Eskişehir Milletvekili Sayın Mehmet Sadri Yıldırım’a
aittir; buyurun efendim.
MEHMET
SADRİ YILDIRIM (Eskişehir) – Sayın Başkan, Sayın Arınç’a devrediyorum.
BAŞKAN
– Peki, efendim.
Şahsı
adına, Sayın Bülent Arınç konuşacaklar.
Buyurun
efendim. (FP sıralarından alkışlar)
BÜLENT
ARINÇ (Manisa) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; hepinizi saygıyla
selamlıyorum, çalışmalarımızın hayırlı olmasını diliyorum.
Toplumun
uzun süredir beklediği, üzerinde çok tartışılan bir konu, bugün kanunlaşmak
üzere. 564 sıra sayılı şartla salıverilme ve cezaların ertelenmesiyle ilgili
kanun tasarısının tümü üzerinde, şahsım adına söz aldım.
Değerli
arkadaşlarım, bu konu, iki yıldan beri Türkiye’nin gündemini işgal ediyor.
Bugün de, önümüze getirildi, üzerinde tartışıyoruz, değerli arkadaşlarımız
katkıda bulunuyorlar. Affın bir sosyal zaruret haline geldiğini kabul ettik;
konuşmalarımızda, bunları ifade ettik, Fazilet Partili arkadaşlarımız da
bu konuya temas ettiler; çünkü, af sosyal bir olaydır; çünkü, suçların
ekonomik, ahlakî ve sosyal sebepleri var. Bütün ülkelerde olduğu gibi,
zaman zaman af müessesesi çalışıyor. 1998’den bu yana, bu kanunun çıkması
için, hem milletvekili arkadaşlarımız hem sosyologlar hem hukukçular katkılarda
bulundular.
Geçtiğimiz
yıl, birbiri arkasına üç kanun çıktı: Bazı suç ve cezaların affı, memurların
disiplin cezaları, basın-yayın yoluyla işlenen suçlara getirilen ceza ertelemesi.
Bunlardan birisini Anayasa Mahkemesi bu yıl iptal etti. Birisi, geçen yıl
Sayın Cumhurbaşkanınca veto edildi. Tekrar çıkması gündemde kaldı; çünkü,
iktidar, bunu çıkarmaktan vazgeçmedi. O zaman şartlarımızı ortaya koyduk:
Eğer, bir af çıkacaksa, adil olmalıdır, eşit olmalıdır, objektif olmalıdır.
Af, toplumsal barışa katkı sağlamalıdır; halk kesimlerini, kamu vicdanını
tatmin etmelidir; mağdurları, haksızlığa ve zulme uğrayanları, kişilik
haklarına, mallarına, canlarına zarar verilenleri üzmemelidir. Düşünce
ve fikir suçluları mutlaka affedilmelidir. Demokrasinin standardı yükseltilmelidir
ve böylesine bir af, Parlamentoda bulunan bütün siyasî partilerin uzlaşmasıyla
çıkarılmalı, sorumluluk paylaşılmalıdır.
Geçen
yıldan bu yana, hükümet ortakları, zaman zaman bunu unuttular, zaman zaman
gündeme geldi; fakat, ne var ki, ne kendi aralarında temel prensipler üzerinde
konuşup anlaştılar ne muhalefetin katkısını istediler ne de düne kadar,
önümüze bir yazılı metin gelip, bunun üzerinde bir tartışma açıldı. Maalesef,
uzun süren tartışmalar, sadece, belli isimlere odaklandı. Kırcı’dan bahsedildi,
Abdullah Öcalan’dan bahsedildi, Sayın Erbakan zaman zaman hatıra geldi.
Birbirinden çok farklı konumlarda olmalarına rağmen, belli isimler üzerinde
münakaşaları odaklandırıp, dikkatleri başka taraflara çektiler.
Bundan
bir ay önce, bayramdan önce bu çıkacak diye söz verdiler. çok az bir zaman
kaldı; iki güne sığdırıldı, jet hızıyla Anayasa ve Adalet Komisyonlarından
geçti, tehditler, baskılar, şantajlar... Affedersiniz, maksadımı aşmış
olabilirim; ama, buna yol açabilecek birkısım davranışlarla, bugün yine
önümüze geldi.
Değerli
milletvekilleri, üzülerek söylüyorum, üzerinde tartışılmış ve uzlaşma sağlanmış
bir tasarıyı görüşmüyoruz; âdeta, Anadolu tabiriyle, defi bela kabilinden,
çıksın da, bir an evvel kurtulalım, ne olursa olsun, nasıl çıkarsa çıksın
kabilinden bir tasarı karşımızda bulunuyor.
Değerli
arkadaşlarım, bu, üzüntü vericidir. Çünkü, bu, kamu vicdanlarını tatmin
etmeyecekse, sadece çıkmış olması için bu gayretler gösteriliyorsa, bundan
hiçbir fayda görmemiz mümkün değildir.
Bakınız,
muhalefetin uzlaşması veya bu konu üzerinde fikir beyan etmesi ihmal edildi.
Oysa, bu getirilen tasarının 2 nci maddesinde, düşünce ve ifade özgürlüğünün
önündeki engeller ceza ertelemesi içerisine alınıyor. Geçtiğimiz yıl bu
kanun çıkarken, değişik önergelerle, bugün yazılı olan maddenin çıkarılması
gerektiği üzerinde durmuştuk; ancak, ısrar ettikleri, inat ettikleri için,
çok haklı olan bu taleplerimiz dikkate alınmamıştı. Bugün, 2 nci maddede
yazılı olan önergeyi, bakınız, geçtiğimiz yıl, sadece Bülent Arınç, Mehmet
Ali Şahin, Dengir Fırat, Yahya Akman ve arkadaşları vermemişler; aynı zamanda,
Anavatan Partisi Grubumuzdan Sayın Yalçın Bayır, Sayın Şamil Ayrım, Sayın
Pakdemirli, Sayın Sühan Özkan ve Sayın Miraç Akdoğan da vermişler. Kelimesiyle,
cümlesiyle aynı olan bu önerge, geçtiğimiz yıl, hükümet, sadece belli bir
sabit fikir etrafında durduğu için kabul görmemişti, bir yıl sonra bugün
önümüze getiriyorlar. Bundan Meclis kaybetmiştir, bundan hükümet kaybetmiştir,
bundan bir yıl içerisinde mağdur olan pek çok insan kaybetmiştir ki, bugün
telafi etmek durumundayız.
Değerli
arkadaşlarım, bu af tartışmalarının kimlerle olduğunu ve hangi eksende
olduğunu gazete haberlerinden öğrendik. Sağda solda uçuşan laflar var;
ama, ortada bir yazılı metin yok, sorumlu kişiler bulunmuyorlar görüşmelerde;
ama, yetkisi olmayan, çok fazla sorumluluğu olan bazı isimler, belli kesimlerin
direktifleriyle böyle bir tasarıyı hazırlıyorlar.
Biraz
evvel, Demokratik Sol Parti temsilcisi çok önemli bir gerçeği ifade etti
-kendisinin ifade etmiş olması önemlidir- “Bu af bize aittir” dedi; kendilerine
teşekkür ediyorum. Bütün bu partiler masumdurlar. Milliyetçi Hareket Partisinden,
ANAP’tan, Faziletten, DYP’ye kadar, iki yıldan bu yana, affı, ne programlarına
almışlardır ne konuşmuşlardır ne de çıkması için vaatte bulunmuşlardır;
ama, DSP, böyle bir affı -Sayın Genel Başkan Yardımcılarının ifadesiyle-
gündemine almış, hükümet ortaklarını kerhen mecbur etmiş, bugün de yine
bir dayatmayla önümüze getirmiştir.
O yüzden, bütün bu işin
sonucu -biraz evvel iktidar grubu partilerin sözcülerinin ifade ettiği
gibi- duygusal sözlerle affın faziletlerinden dem vurmak değil, önümüzdeki
tasarıyı tartışmaktır. Bunun içinde ne var, dışında ne var, içinde ne olması
gerekirdi, dışına hangisinin çıkması gerekirdi?.. Bütün bunları gözardı
ederek, kulakardı ederek, sadece zaman doldurmak için affın faziletlerinden,
duygusal biçimde dem vurmanın, önümüzde tartıştığımız tasarıyla hiçbir
ilgisi yok.
Bugün görüştüğümüz tasarının
özeti şudur: İşte!.. Memnun edilen bunlardır!.. Sayın Başbakan Ecevit,
Sayın Refikası Hanımefendiye “müjde, istediğin oldu” diyor. Biz de bunu
çıkarmak üzere buradayız!.. (FP ve DYP sıralarından alkışlar)
Değerli arkadaşlarım, ben
bundan üzüntü duyuyorum, böyle olmamalıydı. İktidar grubu partiler, temel
prensipler üzerinde, kamu vicdanını esas alarak çalışmalı, muhalefet partilerinin
düşüncelerine ortak olmalıydılar; bunu yapmadılar ne hükümet ortakları
ne Sayın Adalet Bakanı. İşin hukukî veçhesi bir tarafa, birtakım sipariş
edilen istekler üzerinde çalışma yaptı ve önümüze bir ucube geldi. Bugün
tartıştığımız bir hukuk ucubesidir. Dolayısıyla Sayın Diri’ye tekrar teşekkür
ediyorum; televizyonlarda milyonlarca insan bunu duymuştur. Bu af, önümüze
getirilen şekliyle, DSP’ye aittir. Varsa şerefi onlarındır, varsa vebali
de onlara ait olacaktır; bunu kabul edenlerle birlikte. (FP sıralarından
alkışlar)
Bu yüzden, bütün kamuoyuna
şunu söylüyorum: Bu aftan dolayı, cezaevindeki indirimlerden istifade ederek,
dışarıya çıkacak olan ne kadar, 450 mağduru varsa, mutlaka idam cezası
almak gerekmez, müebbet ağır hapse mahkum olmuşsa indirimden istifade edecektir,
10 kişiyi kesip doğrayan, derisini yüzen, vahşiyane, caniyane bir biçimde
öldüren insanlar, kime teşekkür edeceklerini iyi bilsinler, Sayın Diri’nin
konuşmasından sonra. Kız kaçıranlar, cebren ırza geçenler, 510’daki bankaları
soymakla bugün gazetelerde sütun sütun yazılanlar, 169, 435, 436, fuhşa
tahrik edenler, kadın pazarlayanlar, bu maddelerden kim istifade edecekse,
kime teşekkür edeceğini çok iyi bilmeli. (FP ve DYP sıralarından “Bravo”
sesleri, alkışlar)
Değerli
arkadaşlarım, bakınız, bugün yapılan şey, hepimizi üzmektedir. Komisyondaki
görüşmeleri izledim; siz de televizyonlardan takip ettiniz.
Sayın
Bakan, Adalet Komisyonu Başkanıyla görüşüyor -fısıltıyla değil, belki de
duyulması istendiği için- “eğer, bunda ısrar ederlerse, istifa edeceğim”
diyor. Nedir Sayın Bakanı duygulandıran, istifanın eşiğine getiren? Cezaevlerinde
adamlar öldürülüyor; bağırsakları dışarıda, 12 metre yukarıdan atılıyorlar;
cezaevleri barut fıçısı gibi, Sayın Bakanın aklına istifa gelmiyor. (FP
ve DYP sıralarından alkışlar) Bir taraftan, geçtiğimiz yıl çıkarılan af
kanunlarının birisi veto edildi, birisi iptal edildi, hiç umrunda değil,
istifa aklına gelmiyor. 450 mağdurlar, 10 adamı kesenler, annesinin önünde
çocuğunu, babasının önünde kızını kirletenler istifade edecek, istifa aklına
gelmiyor. (FP ve DYP sıralarından alkışlar)
İSMAİL
AYDINLI (İstanbul) – Yalan söylüyorsun! Sapıtma!
BÜLENT
ARINÇ (Devamla) - 243 üncü maddeden dolayı “işkence, insanlık suçudur”
deyip, duygusallık gösteriyor.
İSMAİL
AYDINLI (İstanbul) – Sen de mi işkencecilerden yanasın! (FP sıralarından
“otur yerine” sesleri)
BÜLENT
ARINÇ (Devamla) – Otur yerine!.. Otur, dinle beni! Sıkılmaz adam!
BAŞKAN
– Sayın Aydınlı!..
BÜLENT
ARINÇ (Devamla) – Yüreğin yetiyorsa burada konuş!..
İSMAİL
AYDINLI (İstanbul) – Terbiyesizlik yapma, adam gibi konuş!.. (FP sıralarından
gürültüler)
BAŞKAN
– Buyurun Sayıp Hatip, siz Genel Kurula hitap edin efendim.
BÜLENT
ARINÇ (Devamla) – Değerli arkadaşlarım...
İSMAİL
AYDINLI (İstanbul) – Doğru konuş!..
BÜLENT
ARINÇ (Devamla) – Sana vakit harcayacak değilim.
İSMAİL
AYDINLI (İstanbul) – Siz de mi işkencecilerden yanasınız?!.
MAHFUZ
GÜLER (Bingöl) – Söyleyemezsin öyle bir şeyi!.. Otur da dinle!
BAŞKAN-
Lütfen karşılıklı konuşmayın.
İSMAİL
AYDINLI (İstanbul) – Siz de işkencecilerden yanasınız!..
BAŞKAN
- Sayın Aydınlı, Genel Kurulun nezahetini bozmayın efendim.
BÜLENT
ARINÇ (Devamla) – Sayın Başkanım, ben, Sayın Aydınlı’ya cevap vermeyi çok
iyi
bilirim; ama, 10 dakikayla sınırlıyım burada.
İSMAİL
AYDINLI (İstanbul) – Ben daha iyi cevap veririm sana!..
BÜLENT
ARINÇ (Devamla) – Otur oturduğun yerde, görevini yap!
BAŞKAN
– Sayın Arınç, lütfen...
İSMAİL
AYDINLI (İstanbul) – İşkence tezgâhçısı!..
BÜLENT
ARINÇ (Devamla) – Saygısız olma!..
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
İSMAİL
AYDINLI (İstanbul) – İşkencecisiniz!..
BAŞKAN
– Sayın Aydınlı!..
Sayın
Arınç, mikrofonunuzu açıyorum; buyurun efendim.
BÜLENT
ARINÇ (Devamla) – İşkence, insanlık suçudur. İşkence, insanlık onuruna
karşı işlenmiş bir suçtur; ben, onu müdafaa etmiyorum, senin kısır aklın
bunu anlamaz. (FP ve DYP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)
Ben,
243 üncü maddeyi af kapsamında bırakırken, 448’i, annesini öldüreni, çocuğunu
öldüreni af kapsamı içerisine alan zihniyeti ortaya koyuyorum. 448’e, 449’a,
450’ye tepki göstermeyip, 243 ile burada zaman kaybettirenlere sesleniyorum.
Burada,
af kapsamı, indirim içerisine alınan öyle suçlar vardır ki, hiçbir vicdan
bunu kabul etmez, hiçbir akıl bunu kabul etmez, hiçbir hukuk bunu kabul
etmez. (FP ve DYP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Allah’tan korkun!
Biraz da insanlardan utanın! Yapacağımız şey, bunu değiştirmektir...
BAŞKAN
– Sayın Arınç, lütfen tamamlayın efendim.
BÜLENT
ARINÇ (Devamla) - ...önergelerle bunun üzerinde tartışmaktır. Sayın Bakan,
dayatmacı olmasın. Eğer önergelerle değişikliğe gidilmezse ve bu, bu şekliyle
çıkarsa, bu Meclisin bir ayıbı olur. Vicdanlar tatmin olmaz. Hukukun dediğini
yapalım; Kırcı’da da hukukun dediği olsun, işkencede de hukukun dediği
olsun; ama, hukukun dediği bir kenara, sadece belli isimler üzerinde tepkiler
göstermekle, vicdanları tatmin edecek bir af değil, daha çok kanatacak
bir yanlışlık yapmış oluruz.
Değerli
arkadaşlarım, vereceğimiz önergelerle, dikkatimizi çekmek istediğim konular
şunlar. Sayın Başkan sözümü kesecek tabiî olarak. 429, 431, 435, 436 ve
emniyeti hizmet sebebiyle suiistimal suçları, mutlaka kapsam dışına çıkarılmalıdır.
Değerli
arkadaşlarım, 240 ıncı madde; yani, memurların görevi suiistimal maddesi,
belediye başkanlarının, çalışan memurların potansiyel suçudur. Bu Meclis,
daha üç dört ay evvel 15 tane soruşturma dosyasıyla önümüze gelen ve hepsinde
Türk Ceza Kanununun 240 ıncı maddesi iddiasıyla gelen dosyaları aklamıştır.
Belli partilerin doğrudan ve dolaylı olarak...
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN
– Sayın Arınç, çok teşekkür ediyorum efendim.
2 dakika
sürenizden fazla kullandırdım...
BÜLENT
ARINÇ (Devamla) – Mikrofonu açarsanız...
BAŞKAN
– Açayım efendim; ama, lütfen, Genel Kurula teşekkür edin.
Buyurun.
BÜLENT
ARINÇ (Devamla) – Şimdi, bugün, 240 ıncı maddeyi, siyasetçiler hakkında
uygun görüp, dışarıdaki mağdur ve mazlum memurlar için bunu dışarıya atmak,
vicdanen doğru değildir. 230’u kabul edip, 240’ı dışarıda tutmak eşitlik
ilkesine de aykırıdır.
BAŞKAN
– Sayın Arınç...
BÜLENT
ARINÇ (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, diğerlerini belki önergeler üzerinde
konuşacağız.
İstirhamım
şudur: Yıllarca beklendi, istendi; Dağ fare doğurmasın. Şu tasarıyı mükemmel
hale getirelim. Baskılardan, dayatmalardan uzak, grup başkanvekilleriyle
bir saat bir araya gelsek, biz bu işi düzeltiriz. Buna ihtimal tanıyınız.
Zorlamayla bir yere varamayız. Millet bizden bunu bekliyor.
Vicdanlarınıza sesleniyorum;
hepinize başarılar diliyor, saygılar sunuyorum. (FP sıralarından “Bravo”
sesleri alkışlar, MHP ve DYP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum
Sayın Arınç.
AYDIN TÜMEN (Ankara) –
Sayın Başkan...
BAŞKAN – Buyurun Sayın
Tümen.
AYDIN TÜMEN (Ankara) –
Sayın Başkan, Sayın Arınç -konuşmasının büyük bir bölümünde- tamamen bir
ajitasyon ve duygu sömürüsüne yönelik bir girişten sonra, konuşmasının
son bölümünde, gerçek niyetini ve düşüncesini ortaya koymuştur. (FP sıralarından
gürültüler)
BÜLENT ARINÇ (Manisa) –
Hayır, hayır...
BAŞKAN – Bir dakika efendim,
bir dakika...
AYDIN TÜMEN (Ankara) –
Affa karşı olduğunu söyleyerek ve bu maddeyi, bu tasarıyı karalayarak...
Ama, en sonunda geldiği noktada, birtakım çevrelere -af kapsamına alınabilmesı
için nasıl çaba sarf ettiğini- burada, açıkça ortaya koymuştur. (DSP sıralarından
alkışlar, FP sıralarından gürültüler) Önergelerde de bunu göreceğiz ve
gerçek yürek, gerçek niyet burada ortaya çıkacak.
BAŞKAN- Efendim, teşekkür
ediyorum.
BÜLENT ARINÇ (Manisa) –
Sayın Başkan, ben ajitasyon yapmadım, görüşlerimi ifade ettim.
HALİL ÇALIK (Kocaeli) –
Yaptın işte, fevkalade yaptın.
BÜLENT ARINÇ (Manisa) –
Hazımsız olmayın!... Yüreğiniz yetiyorsa oradan değil kürsüden konuşun;
millet dinlesin.
BAŞKAN – Sayın Arınç, bir
grup başkanvekili bir açıklama yaptı; lütfen, siz de biraz toleranslı olun.
Çok teşekkür ederim.
EROL AL (İstanbul) – Yürek
sadece sizde mi var? (FP sıralarından gürültüler)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri,
lütfen karşılıklı konuşmayalım. Bakın, çok önemli bir kanun tasarısını
görüşüyoruz. Çok rica ediyorum...
Sayın Ilıcak, sorunuzu
Hükümete mi, yoksa Komisyona mı soracaksınız; onu öğrenmek zorundayım.
NAZLI ILICAK (İstanbul)
– Hükümete soracağım Sayın Başkan.
BAŞKAN – O zaman sorabilirsiniz
efendim.
Buyurun.
NAZLI ILICAK (İstanbul)
– Sayın Başkan, delaletinizle Sayın Bakana aşağıdaki soruları sormak istiyorum:
4453 sayılı Af Kanunu kapsamında
yer alan bazı suçlar, bugün görüştüğümüz 564 sayılı tasarının kapsamı dışında
bırakılmıştır; sözgelimi, Türk Ceza Kanununun 240 ıncı maddesi “görevi
suiistimal” acaba, o dönemde, Sayın Mesut Yılmaz hakkındaki dosyalar, 240
ıncı Maddeyle ilgili olduğu için mi af kapsamına alınmıştı; şimdi, niçin
af kapsamından çıkarıldı?
AYDIN
TÜMEN (Ankara) – Sayın Başkan, 240 ile ne istiyorlar sorar mısınız! Kimler
var 240’ta, söyleyin; açık konuşun!..
NAZLI
ILICAK (Devamla) - Sadece 240 ıncı madde değil, 4453 sayılı Af Kanunu kapsamında
yer almakla birlikte, bugün görüştüğümüz tasarı kapsamında...
BAŞKAN
– Sayın Ilıcak, lütfen, kısa ve özlü olarak sorularınızı yöneltin
NAZLI
ILICAK (Devamla) – Efendim, kısa soruyorum, müsaade ederseniz...
BAŞKAN
- Çünkü, soru sorma talebinde bulunan çok arkadaşımız var.
Buyurun.
NAZLI
ILICAK (Devamla) – Tamam, kısa soruyorum.
Sadece
240 ıncı madde değil; mesela, geçen af kapsamında bulunan 191, 192 nci
madde gibi, tehditle menfaat sağlama, bu defa af kapsamı dışında. Buna
mukabil, korkutarak faydalanma -498- veyahut fuhşa teşvik veya anasını
babasını öldüren, ceza indirimi içinde mütalaa edilmektedir.
Şimdi,
ben şunu soruyorum; bu örnekleri vermeden, bu soruyu soramam: Acaba, hangi
objektif kıstaslar uygulanmıştır? Objektif kıstasa dayanmadığına göre,
Anayasa Mahkemesinin kapsamı genişleteceği endişesini taşıyor musunuz?
Eğer, Anayasa Mahkemesi bu kapsamı genişletir ve ırza geçenlere, uyuşturuculara
da teşmil ederse, bölücülere de teşmil ederse, bu yaptığınız icraatın siyasî
sorumluluğunu taşıyarak istifa edecek misiniz?
Teşekkür
ederim. (FP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN
– Buyurun Sayın Bakan, cevap verebilirsiniz efendim.
ADALET
BAKANI HİKMET SAMİ TÜRK (Trabzon) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
4453 sayılı Kanun, bildiğiniz gibi, Sayın Cumhurbaşkanı tarafından, bir
kez daha görüşülmek üzere Meclise geri gönderilmişti. Şimdi görüşmekte
olduğumuz tasarı, farklı bir modele dayalı, yeni bir kanun tasarısıdır.
O nedenle, burada, bazı noktalarda örtüşme, bazı noktalarda farklı hükümler
bulunması doğaldır. Türk Ceza Kanununun 240 ıncı maddesi, bundan önceki
kanunda af kapsamı içinde olduğu halde, yeni tasarıda af kapsamı dışında
bırakılmıştır. O zaman, Sayın Ilıcak’ın da hatırlayacakları gibi, kendileri,
Bu maddenin af kapsamı içinde olmasını eleştirmişlerdi. Hatta, burada bana
yine yönelttikleri bir soruda, acaba, 240 ıncı maddenin af kapsamı içinde
olmasının eski Başbakan Sayın Yılmaz’ı kayırmak anlamına mı geldiğini sormuşlardı.
Ben, o zaman bunu cevaplandırmıştım; fakat, şimdi yapılan, Sayın Ilıcak’ın
o zamanki görüşleri doğrultusunda, o zamanki eleştirileri doğrultusunda,
o eleştiriler değerlendirilerek 240 ıncı maddenin af kapsamı dışında bırakılmasıdır.
AYŞE
NAZLI ILICAK (İstanbul) – O zaman Sayın Yılmaz’ın dosyaları vardı; onun
için koymuştunuz.
BAŞKAN
– Sayın Ilıcak, lütfen...
ADALET
BAKANI HİKMET SAMİ TÜRK (Trabzon) – Bu kez, Fazilet Partisi, 240 ıncı maddenin
af kapsamı içine alınması konusunda özel bir çaba içinde görülmektedir.
(DSP sıralarından alkışlar) Gerek Komisyondaki sözcüleri gerek bugün konuşanlar
gerek soruyu soran, böyle bir çaba içinde görülmektedir; bu da, Fazilet
Partisinin zaman içindeki tutumunda ortaya çıkan çelişkiyi ifade etmektedir.
Anayasa
Mahkemesinin bu konuda önüne gelecek davalarda nasıl bir karar vereceğini
kestirmek, o konuda herhangi bir şey söylemek bizim görevimiz değildir,
bizim yetkimiz de değildir. Biraz önce kürsüden de ifade ettiğim gibi,
hiç kimse, yargı yetkisinin görülmesinde mahkemelere talimat veremez, genelge
gönderemez, tavsiye ve telkinlerde bulunamaz.
AHMET
İYİMAYA (Amasya) – Görülen davalarda...
TURHAN
GÜVEN (İçel) – Ama, azledebilir.
ADALET
BAKANI HİKMET SAMİ TÜRK (Trabzon) – Yargı yetkisinin kullanılması bakımından...
AHMET
İYİMAYA (Amasya) – Anayasa Mahkemesinin kararı var o konuda; görülen davalarda...
TURHAN
GÜVEN (İçel) – Ama, hâkimi işten atmak kolay.
ADALET
BAKANI HİKMET SAMİ TÜRK (Trabzon) – Evet, o zaman, Sayın İyimaya da müdahale
ettiğine göre, demin, benim, sizin sözünüzü...
BAŞKAN
– Efendim, siz, Sayın Ilıcak’ın sorusunu cevaplayın; buyurun.
ADALET
BAKANI HİKMET SAMİ TÜRK (Trabzon) – ...yanlış yorumladığım iddianız karşısında,
tutanaklardaki sözlerinizin tamamen beni haklı kıldığını söylemek isterim.
Şimdi,
konu, Anayasa Mahkemesi önüne geldiği zaman, onu Anayasa hükümlerine uygun
olarak karar bağlamak, yüce mahkemenin yetkisindedir. Biz, ancak, geçmişteki
içtihatlarına bakarak Anayasa Mahkemesinin şimdiye kadarki tutumunu söyleyebiliriz.
Biraz önce ifade ettiğim gibi, Anayasa Mahkemesi, bazı suçlar bakımından
-bunlar arasında özellikle Türk Ceza Kanununun 125 inci maddesi, 202 nci
maddesi ve Kaçakçılığın Men ve Takibine Dair Kanun bakımından- bu kanunların
veya hükümlerin, şartlı salıvermek kapsamında farklı bir işleme tabi tutulmasının
eşitlik ilkesine aykırı olmayacağını; çünkü, bunlarda durumun farklı olduğunu
belirtmiştir. Öyle olunca, Anayasa Mahkemesinin, geçmişteki içtihadını,
bugün de yine değerlendireceği düşüncesindeyim. Diğer konularda, Anayasa
Mahkemesi, sanıyorum, infaz rejiminin bütün özelliklerini dikkate alarak
-eğer konu önüne gelirse- Anayasaya uygun kararı verecektir. Bundan hiç
kimsenin şüphesi olmasın.
BAŞKAN
– Teşekkür ediyorum.
İkinci
soru, Sayın Erbaş’ın.
Efendim,
size de sormak zorundayım; çünkü, bir İçtüzük hükmünü uygulamak zorundayım.
Sorunuzu hükümete mi, Komisyona mı yönelteceksiniz?
FETHULLAH
ERBAŞ (Van) – Hükümete soracağım.
BAŞKAN
– Mikrofonunuzu açıyorum; buyurun efendim.
FETHULLAH
ERBAŞ (Van) - Sayın Başkanım, aracılığınızla, Sayın Bakanımdan...
BAŞKAN
- Lütfen, çok kısa... Eğer sorunuz uzun olursa, Sayın Bakanın cevabı da,
biraz önce görüldüğü gibi uzun oluyor. Süremiz de, yine sizlerin almış
olduğu kararla 10 dakikayla sınırlı efendim.
Buyurun.
FETHULLAH
ERBAŞ (Van) – İçtüzük kurallarına uyacağım efendim.
Sayın
Bakanım, bu kanun, 23 Nisan 1999 tarihine kadar geçerli olduğuna göre,
aradan yirmi ay geçmiş, bu arada birçoğu tahliye edilmiştir. Bu süreyi,
öne çekmeyi düşünür müsünüz? Soru bir.
İkincisi,
Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki cezaevlerinin tamamında, şu anda, teşekkül
halindeki suçlar, 1918 Sayılı Kaçakçılığın Men ve Takibine Dair Kanundaki
suçlar ve 6136 sayılı Kanunla ilgili suçlardır ve şu anda, Van Cezaevinde
850 kişi yatmaktadır; bunlardan ,ancak 50 kişi bu kanun kapsamına girmektedir.
Bu saydığım kanunları da kapsam dahiline almayı düşünür müsünüz?
Teşekkür
ediyorum.
BAŞKAN
– Teşekkür ediyorum Sayın Erbaş.
Buyurun
Sayın Bakan; Sayın Erbaş’ın sorularını cevaplayabilirsiniz efendim.
ADALET
BAKANI HİKMET SAMİ TÜRK (Trabzon) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
kanunu kabul etmek Yüce Meclisin yetkisindedir. Biz, sadece, Yüce Meclise
bir tasarı sunmuş bulunuyoruz. 23 Nisan 1999 tarihi, bundan önce çıkmış
olan 4453 sayılı Kanunda da benimsenen tarihti. Ayrıca, yine, bundan önce
çıkarılan, Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Disiplin Cezalarının Affı
Hakkındaki Kanun ve 4454 sayılı Basın ve Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara
İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesine Dair Kanunda da benimsenen tarih,
bu tarihti; yani, 23 Nisan 1999 tarihine kadar işlenmiş olan suçlar, af
veya şartla salıverilme kapsamına alınmaktadır.
Bu tarih,
daha önce belirtilmiştir. Bunda değişiklik yapılması, daha yakın bir tarihe
çekilmesi, bu çeşit uygulamaların, af veya şartla salıverilme uygulamalarının,
toplumda suça teşvik edici bir faktör olarak ortaya çıkmasına neden olabilir.
O bakımdan, konulan tarihin, daha önce geri çevrilen, Türkiye Büyük Millet
Meclisine geri gönderilen bir kanun da olduğu dikkate alınırsa, korunmasında,
aynı tarihin bu kanunda da sürdürülmesinde yarar gördüğümü ifade etmek
isterim.
Kaçakçılığın
Men ve Takibi Hakkında Kanun, biraz önce de ifade ettiğim gibi, bu tasarıda
da, af kapsamı dışında bırakılmıştır. Bunda değişiklik yapılmasını gerektirecek
bir durum görmüyorum.
BAŞKAN
– Teşekkür ediyorum efendim.
Sayın
Yıldırım, Sayın Arınç, Sayın Çiçek, Sayın Seven, Sayın Ünal, Sayın Aydınlı
ve Sayın Aslan da, Sayın Bakandan soru sormak için talepte bulundular;
fakat, Genel Kurulumuzun almış olduğu karar gereğince bu soruları sordurma
imkânım yok.
Değerli
milletvekilleri, tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır. Maddelerine
geçilmesini oylarınıza sunacağım; ancak, oylamaya geçmeden önce bir açık
oylama talebi var; şimdi, bu talebi okutacağım ve önergede imzası bulunan
arkadaşlarımın Genel Kurul salonunda bulunup bulunmadıklarını arayacağım
ve daha sonra da gereğini yapacağım efendim:
Sayın Başkanlığa
Kanun
tasarısının maddelerine geçilmesi oylamasının açık oylama şeklinde yapılmasını
arz ederiz.
Turhan
Güven?.. Burada.
Nevzat
Ercan?.. Burada.
Ali
Rıza Gönül?.. Burada.
Ahmet
İyimaya?.. Burada.
Mehmet
Sadri Yıldırım?.. Burada.
Sebahattin
Karakelle?.. Burada.
Hacı
Filiz?...Yok.
SAFFET
ARIKAN BEDÜK (Ankara)– Tekabbül ediyorum Sayın Başkan.
BAŞKAN
– Tekabbül ediyorsunuz.
Erdoğan
Sezgin?.. Burada.
Ayfer
Yılmaz?.. Burada.
Salih
Çelen?.. Burada.
İsmet
Attila?.. Burada.
İlyas
Yılmazyıldız?.. Burada.
Necati
Yöndar?.. Burada.
Oğuz
Tezmen?.. Burada.
Hakkı
Töre?.. Burada.
M.
Sait Değer?.. Burada.
İlhan
Aytekin?.. Burada.
İbrahim
Konukoğlu?.. Burada.
Nurettin
Atik?.. Burada.
Yahya
Çevik?.. Burada.
Fetullah
Gültepe?.. Burada.
Değerli
milletvekilleri, açık oylamanın şekli hakkında Genel Kurulun kararını alacağım.
Açık
oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılması hususunu oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Oylama
için 2 dakika süre veriyorum ve oylama işlemini başlatıyorum.
(Elektronik
cihazla oylama yapıldı)
BAŞKAN
– Değerli milletvekilleri, 23 Nisan 1999 Tarihine Kadar İşlenen Suçlardan
Dolayı Şartla Salıverilmeye, Dava ve Cezaların Ertelenmesine Dair Kanun
Tasarısının maddelerine geçilmesinin yapılan açıkoylaması sonucunda, oylamaya
295 sayın milletvekili katılmış, kabul 237, ret 53, çekimser 5 oy kullanılmıştır.
Bu sonuçla, maddelerine geçilmesi kabul edilmiştir.
Saat
18.00’de toplanmak üzere, birleşime ara veriyorum efendim.
|