Türkiye'de yaşanan olaylar...
 Ana Sayfalar
BELGENET 
ARŞİV
BELGELER
DOSYALAR
KİM KİMDİR
.İlgili Sayfalar
YASA METNİ
NE ÖNGÖRÜYOR
SEZER'İN VETO GEREKÇESİ

ŞARTLA SALIVERİLME YASASI
TBMM Tutanakları... (2)
20 Aralık 2000
 
BAŞKAN - Madde üzerinde 18 adet önerge vardır.

Madde bir fıkra olduğundan, 4 önergeyi önce, geliş sıralarına göre okutacağım, sonra, aykırılıklarına göre işleme alacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 567 sıra sayılı Kanun Tasarısının 5/a bendindeki “219” ibaresinden sonra gelmek üzere “230” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz. 

Nevzat Ercan Ali Rıza Gönül Turhan Güven 

Sakarya Aydın İçel 

Mehmet Gözlükaya Ali Şevki ErekKadir Bozkurt 

Denizli Tokat Sinop 

Hakkı Töre Mehmet Sadri Yıldırım 

Hakkâri Eskişehir 

BAŞKAN- İkinci önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 567 sıra sayılı Kanun Tasarısının 1 inci maddesinin 3 numaralı bendinin b fıkrasında geçen “yürürlüğe girmesinden itibaren otuz gün içinde” ibaresinin “yürürlüğe girmesinden itibaren kırkbeş gün içinde” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz. 

Orhan Ocak Salih Dayıoğlu Abdülkadir Akcan 

Bursa İzmir Afyon 

Mehmet Hanifi Tiryaki Şamil Ayrım 

Gaziantep İstanbul

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan, 23 Nisan 1999 Tarihine Kadar İşlenen Suçlardan Dolayı Şartla Salıverilmeye Dava Cezaların Ertelenmesine Dair 08.12.2000 tarih ve 4610 Sayılı Kanunun 1 inci maddesinin ikinci bendinin sonuna aşağıdaki metnin eklenmesini arz ve teklif ederim. 

Ayşe Nazlı Ilıcak İstanbul 

Bu kanun yürürlüğe girdiği tarihten önce, şartla salıverilenlere, şartla salıverme tarihinden iki yıl, mükerrirlere ise, dört yıl içinde, iyi hal gösterdikleri takdirde, Türk Ceza Kanununun 121, 122 ve 123 üncü maddeleri gereğince memnu hakları iade edilir.
 
 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 567 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 1 inci maddesinin beşinci bendinin son cümlesine “çiftçilerin, esnaf ve sanatkârların kredi borçları faiz ve gecikme cezalarıyla birlikte, belediyelerin ise, sigorta prim ve vergi borçlarının faizleri affedilmiştir” hükmünün eklenmesini arz ve teklif ederiz. 

İlyas Yılmazyıldız Musa Konyar Yahya Çevik 

Balıkesir Ağrı Bitlis 

Saffet Kaya Mehmet Sadri Yıldırım Nevfel Şahin 

Ardahan Eskişehir Çanakkale 

Ahmet İyimaya Sevgi Esen Nevzat Ercan 

Amasya Kayseri Sakarya 

Ali Rıza Gönül Turhan Güven 

Aydın İçel 

BAŞKAN – Sayın milletvekiller, birleşime 04.50’ye kadar ara veriyorum. 

Kapanma Saati:04.32

YEDİNCİ OTURUM

Açılma Saati : 04.58

BAŞKAN : Başkanvekili Murat SÖKMENOĞLU

KÂTİP ÜYELER : Hüseyin ÇELİK (Van), Şadan ŞİMŞEK (Edirne)

-----0-----

BAŞKAN – 37 inci Birleşimin Yedinci Oturumunu açıyorum.

Görüşmelere kaldığımız yerden devam ediyoruz.

BAŞKAN – Komisyon ve Hükümet yerinde.

Önergeleri okutmuştuk. Şimdi, önergeleri aykırılıklarına göre okutup, işleme koyacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 567 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 1 inci maddesinin beşinci bendinin son cümlesine “çiftçilerin, esnaf ve sanatkârların kredi borçları, faiz ve gecikme cezalarıyla birlikte, belediyelerin ise sigorta prim ve vergi borçlarının faizleri affedilmiştir” hükmünün eklenmesini arz ve teklif ederiz. 

Musa Konyar (Ağrı) ve arkadaşları 

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu efendim? 

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI EMİN KARAA (Kütahya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan. 

BAŞKAN – Hükümet önergeye katılıyor mu? 

ADALET BAKANI HİKMET SAMİ TÜRK (Trabzon) – Katılmıyoruz. 

BAŞKAN – Konuşacak mısınız efendim? 

İLYAS YILMAZYILDIZ (Balıkesir) – Evet. 

BAŞKAN – Buyurun. (DYP sıralarından alkışlar) 

İLYAS YILMAZYILDIZ (Balıkesir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. 

Biz, Sayın Cumhurbaşkanının geri gönderme gerekçesinin son cümlesinde “böyle bir yasanın yayımlanması, devletin temeli adalettir inancını yok edecek, toplum düzenini bozacak ve yurttaşların adalete olan güvenini sarsacaktır diye, son derece veciz şekilde özetlediği gerekçeyle, bu af yasasına hiçbir şekilde katılmıyoruz. Zaten, sık sık, af, hukuk devletinin içini boşaltmaktadır; ancak, bu adaletsiz affın, acaba bir kısmında bir düzeltme yapabilir miyiz diye bir önerge verdik. Türkiye Esnaf ve Sanatkârlar Konfederasyonunun kayıtlarına göre, 1999 yılı içerisinde 60 000 esnaf, sanatkâr işyerini kapatmış; 2000 yılının ilk on ayında da 50 000’i aşmış.

Yine, Sayın Cumhurbaşkanı, burada, bu yasama yılının açılış konuşmasında, çiftçilerin yüzde 25 reel değer gelir kaybına uğradığını söylemişti.

Bir başka şey daha var, bunu özellikle göstermek istiyorum; Balıkesir’de yayınlanan bir gazete şu manşet var: “Başkan Tan’ın mallarına haciz.” Sayın hükümet de görsün, Sayın Bakanım da görsün. Sayın Başkan da “böbreğimi satacağım” diyor. Sebebi ne; sebebi, SSK’ya olan borçlarından dolayı ödeyememiş. Sırf Balıkesir değil, Gönen de var. Niye özellikle Balıkesir’i söylüyorum; çünkü, Balıkesir, Anavatan Partisinden bir belediye başkanına sahiptir. İktidarın belediye başkanı böbreğini satmak mecburiyetinde kalıyorsa, demek ki, bu hükümetin uygulamalarında yanlışlar var.

Bu gerekçeyle, hiç olmazsa belediye başkanlarımız sağlıklarını koruyabilsin, hizmet edebilsinler diye; hiç olmazsa çiftçilerimiz, esnafımız son derece ağır ekonomik koşullar altında yıpranmaları sebebiyle bir nebze olsun nefes alabilsinler diye, çiftçilerin, esnaf ve sanatkârların kredi borçları, faiz ve gecikme cezalarıyla birlikte, belediyelerin ise sigorta prim ve vergi borçlarının faizlerinin affedildiğine dair bir cümle eklemek istedik. Ümit ediyorum ki -burada, hepinize bu şikâyetler geliyor- bunu destekleyeceksiniz. Pek çok örnek var; 3 000 esnaf kepenk kapatmış, zekâta muhtaç olmuşlar... Bunları tek tek söylemeyeceğim.

Kalan iki dakikamda da, özellikle bir konuya değinmek istiyorum; Sayın Bakan, konuşmalarında, efendim, işte, şehit ailelerinin duygularını istismar ediyorsunuz diyor. Daha önceki konuşmamda söylemiştim; hiç kimse, görmek istemeyen kadar kör değildir, duymak istemeyen kadar sağır değildir; İbni Sina’nın sözü. Sayın Bakanın da, anlaşılıyor ki, hem gözleri kör olmuş hem kulakları sağır olmuş, her şeyden önce, vicdanı mühürlenmiştir; şehit ailelerinin ıstırabını anlamamakta ısrar ediyor. Bakın, soruyor, eğer, teröristleri affedecekseniz; eğer, bu teröristlerin başını affedecekseniz, niye dağlarda, benim çocuğumun canını almasına sebep oldunuz, şehit yaptınız diyor. Ne gerek vardı o zaman?..

Şimdi, bu konuda çok yazı var. Sayın Melih Aşık, köşesinde diyor ki; tamam inat ettiniz, bunu çıkardınız. Ahmet Necdet Sezer de, bunu, Anayasa Mahkemesine götürdü, kapsamını bir şekilde genişletti ve o istenmeyen neticeler çıktı. Mehmet Ali Ağca’dan Haluk Kırcı’sına, Apo’ya kadar hepsi affedildi. Bunun suçu, Sayın Ecevit, Bahçeli ve Yılmaz’ın mıdır, Anayasa Mahkemesinin midir; yoksa, Sezer’in midir? Hemen yakınımda oturan bir DSP’li milletvekili de cevap veriyor, diyor ki -sorum bu- Cumhurbaşkanı olur; Meclis olarak, böyle bir sonucun faturasını ona çıkarırız. İyi ama, bu, ahlaken doğru olur mu? Ahlaken doğru olmaz; ama, siyaseten doğru olur. Samimî bir cevap diyor.

İşte, Sayın Bakan da bunu biliyor. Biliyor; ama, kendisi de çok iyi bir bilim adamı; Türkiye’de, dünya çapında, hukukta kendini kabul ettirmiş anayasa profesörü. Bildiği bu gerçekleri, ne yazık ki, canım, bu affı ben mi istedim, kucağımda buldum diyecek kadar itiraf etmiş ve Cumhurbaşkanının, bütün iyi niyetine rağmen, söylediği hiçbir şey dikkate alınmamış.

İşte, hiç olmazsa, bu kadar adaletsiz affın, hiç olmazsa, çiftçi, esnaf gibi, belediye başkanlarımız gibi, hizmetini engelleyen borç batağından kurtarmak için, onların bu aldıkları kredilerin faizlerinin ve cezalarının affedilmesiyle ilgili bu önergemin kabulünü arz ederim.

Hepinize saygılar sunarım. (DYP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Komisyonun ve hükümetin katılmadığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir efendim.

İkinci önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan, 23 Nisan 1999 Tarihine Kadar İşlenen Suçlardan Dolayı Şartla Salıverilmeye Dava ve Cezaların Ertelenmesine Dair 08.12.2000 tarih ve 4610 sayılı Kanunun 1 inci maddesinin ikinci bendinin sonuna aşağıdaki metnin eklenmesini arz ve teklif ederim. 

A.Nazlı Ilıcak (İstanbul) ve arkadaşları. 

“Bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce, şartla salıverilenlere, şartla salıverme tarihinden iki yıl, mükerrirlere ise, dört yıl içinde, iyi hal gösterdikleri takdirde, Türk Ceza Kanununun 121, 122 ve 123 üncü maddeleri gereğince memnu hakları iade edilir” 

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu? 

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI EMİN KARAA (Kütahya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan. 

BAŞKAN – Hükümet önergeye katılıyor mu? 

ADALET BAKANI HİKMET SAMİ TÜRK (Trabzon) – Katılmıyoruz. 

BAŞKAN – Sayın Ilıcak, buyurun. 

AYŞE NAZLI ILICAK (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 567 sıra sayılı kanun tasarısının 1 inci maddesine ilişkin değişiklik önergem üzerinde söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum. 

Aslında, çok sayıda önerge vermiştim -5 tane- fakat, maalesef, 1 inci madde bir fıkra biçiminde düzenlendiği ve bu şekilde muhalefetin de sesi kesildiği için ancak 1 önergem kabul gördü. Ben, bunun sebebini daha önce Komisyonda Sayın Bakanımıza sormuştum, o da “biz, yasama ekonomisi yapıyoruz, yani zamandan tasarruf ediyoruz” demişti. Halbuki, bu ne biçim zamandan tasarruf; ondört ay önce bir Af Kanunu çıktı, geri döndü, geçen haftalarda yine bir daha çıkardık, yine geri döndü. Oysa, bu birbuçuk yıl içerisinde, uzlaşarak, anlaşarak, herkesin kabul edeceği ve vicdanlara da sinecek bir kanun çıkarmak mümkündü. 

Birbuçuk yıl önce yine bir geceyarısı bu af tasarısını kanunlaştırmıştık; şimdi yine geceyarısı çalışıyoruz. Acaba, bu bir tesadüf mü, yoksa milletten hicap duyulduğu için mi bu kanun tasarısı karanlıkta böylesine geçirilmek isteniyor?! Doğrusu, bu soruyu sormak istiyorum. 

Aslında, diğer önergelerim kabul görseydi, mesela bir Eşber Yağmurdereli meselesine çözüm getirmek; yani, kısa süreli, hürreyeti bağlayıcı bir ceza alan kişinin infazının tümüyle yanmamasını sağlamak.

168’in ikisinden mahkûm olanların ceza indiriminden yararlanmasını sağlamak üzere de bir değişiklik önergesi vermiştim. Pankart asıyorsunuz veyahut duvarlara afiş asıyorsunuz; böyle, çok sayıda genç var, binlerce kişi bu nedenle hapiste yatıyor ve maalesef, terör liderlerinin eline geçiyor, orada eğitiliyor ve yüzde yüz terörist olarak çıkıyorlar. Onların yararlanmasını sağlamak üzere bir önerge vermiştim; ama, tabiî, zaman darlığı ve bir tek fıkra olduğu için, o önergem de kabul görmedi.

Şimdi savunmakta olduğum önerge, memnu hakların iadesini süratlendiren bir önergedir; çünkü, bu kanundan, ilk aşamada 35 000 kişi yararlanacak, iyi halli olup olmadığına bakılmadan. Biz de diyoruz ki, hiç değilse, cezalarını çekenlere de bir imkân tanıyalım, hiç değilse, cezalarını çekenler, iyi halli oldukları takdirde, Türk Ceza Kanununun 121, 122 ve 123 üncü maddeleri gereğince, memnu haklarının iadesinden daha süratle yararlansınlar.

Değerli arkadaşlar, şimdi, şu tenkit yapılıyor kamuoyunda: Devlete karşı işlenen suçlar affedilmiyor... Elbette affedilemez; çünkü, Anayasanın 87 nci maddesi var, Anayasanın 14 üncü maddesi var; bunlar mani. Esasında ne yapmamız gerekirdi; önce, Ceza Yasasını değiştirerek, ayıplı demokrasiden kurtulmamız gerekirdi. Sonra, Anayasanın 87 nci ve 14 üncü maddelerini değiştirerek, yasama organının af yetkisinin sınırlarını genişletmemiz gerekirdi. Bütün bunlardan sonra, bu ayıplı demokrasiden de kurtulduktan sonra, yaraları sarmaya sıra gelecekti; ama, maalesef, bu yapılmamıştır. Niçin yapılmamıştır; çünkü, ülkemizde tabular vardır, ülkemizde konjonktür hazretleri vardır, ülkemizde vasiler vardır. Bu yüzden, ceza yasasını bir türlü değiştiremiyoruz; hep gündemde. Bu yüzden, bir türlü, Anayasayı daha demokratik bir anayasa haline getiremiyoruz. Bu yüzden, parti kapatma ayıbından kurtulamıyoruz. Tam tersine, aman, parti kapatmayı sakın zorlaştırmayın gibi telkinler alıyoruz ve maalesef, bu telkinlere açık duruyoruz. Aslında, Avrupa Birliğine girmemizin önündeki engel Kıbrıs değil, Yunanistan değil; devleti, milletin sahibi gibi gören zihniyet.

Değerli arkadaşlar, sözlerimi birkaç cümleyle tamamlamak istiyorum. Esasında, bu tasarıda iyi noktalar var; 2 nci madde iyi, 169 uncu madde iyi; fakat, hükümette, maalesef, iyi niyet yok.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Ilıcak, toparlar mısınız...

AYŞE NAZLI ILICAK (Devamla) – Burada “kanun, hükümetten geldiği gibi Komisyonumuzca kabul edilmiştir” denilmekte; yani, bembeyaz bir sayfa var. Burada da hiçbir önerge kabul görmüyor. Demek ki, bir iyi niyet yok. Aslında, Komisyonda, arkadaşlarımız, burada, diğer partilerden arkadaşlarımız önergelere destek vermeye çalıştılar; fakat, biraz önce de belirtildiği gibi, ikna odalarında ikna edildiler. Biz, ihtisas komisyonlarının ikna odalarıyla yönlendirilmesini değil, bilgiyle ve ortak akılla yönlendirilmesini talep ediyoruz.

Saygılar sunuyorum. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim efendim.

Komisyonun ve Hükümetin kabul etmediği önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 567 sıra sayılı kanun tasarısının 5/a bendindeki “219” ibaresinden sonra gelmek üzere “230” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

Nevzat Ercan (Sakarya) ve arkadaşları

BAŞKAN – Önergeye komisyon katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI EMİN KARAA (Kütahya) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükümet katılıyor mu?

ADALET BAKANI HİKMET SAMİ TÜRK (Trabzon) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Ercan?.. Yok.

Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

TCK’nunun 230 uncu hükmü, bürokrasi yolsuzluklarını cezalandıran bir hükümdür. Diğer yolsuzluk suçlarıyla bağlantılıdır. Söz gelimi, içi boşaltılan bankalara ilişkin denetim raporları üzerine işlem yapmayarak görevlerini ihmal eden bürokratlar ve –varsa- bakanlar, tasarıya göre affedilecektir. Yasama organı, siyasî yolsuzlukları örtecek bir af kuralına yol veremez. Bu tür kullar, temiz siyaset iddiasının içini boşaltır.

BAŞKAN – Komisyonun ve Hükümetin katılmadığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 567 sıra sayılı kanun tasarısının 1 inci maddesinin 3 numaralı bendinin (b) fıkrasında geçen “yürürlüğe girmesinden itibaren otuz gün içinde” ibaresinin “yürürlüğe girmesinden itibaren kırkbeş gün içinde” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Orhan Ocak (Bursa) ve arkadaşları

ORHAN OCAK (Bursa) – Önergemizi geri çekiyoruz efendim.

BAŞKAN – Efendim, Sayın Ocak önergesini geri çekti.

1 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 1 inci madde kabul edilmiştir.

2 nci maddeyi okutuyorum: 

MADDE2. – 28.8.1999 tarihli ve 4454 sayılı Basın ve Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesine Dair Kanunun 1 inci maddesinin Anayasa Mahkemesince bir bölümü iptal edilen birinci fıkrası aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmiştir. 

23 Nisan 1999 tarihine kadar sorumlu müdür sıfatı ile işlenmiş suçlar dahil, basın yoluyla veya sözlü veya görüntülü yayın araçlarıyla yahut miting, kongre, konferans, seminer, sempozyum, açık oturum veya panel gibi her türlü toplantılarda yapılan konuşmalarla işlenmiş olup; ilgili kanun maddesinde öngörülen şahsî hürriyeti bağlayıcı cezanın üst sınırı oniki yılı geçmeyen suçlardan dolayı oniki yıl veya daha az şahsî hürriyeti bağlayıcı bir cezaya mahkûm edilmiş bulunan kimselerin cezalarının infazı ertelenmiştir.

BAŞKAN – 2 inci madde üzerinde, Fazilet Partisi Grubu adına, Erzurum Milletvekili Fahrettin Kukaracı. (FP sıralarından alkışlar)

Buyurun efendim.

FP GRUBU ADINA FAHRETTİN KUKARACI (Erzurum) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; yeniden görüşülmekte olan 4610 sayılı Kanunun 2 nci maddesi üzerinde Grubum adına söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Muhterem milletvekilleri, çok kısa bir zaman önce bu kanun tasarısı Meclisimizde görüşülmüş ve sonuçlanmıştı; ancak, Sayın Cumhurbaşkanı, özellikle ve öncelikle, eşitlik ve adalet prensiplerine aykırı bulduğu bu kanunu iade etmek zorunda kalmıştır.

Toplumda iç huzur ve güveni sağlamak, barış ortamı tesis etmek amacıyla çıkarılmış olan bu kanun, iki yıldan beri yılan hikâyesine dönmüştür. Bu nedenle, toplumun huzur ve barışını temin etmek şöyle dursun, hem mağdurların hem mahkûmların hatta bütün milletin huzursuz olmasına neden olmuştur.

Af meselesinin iki tarafı keskin bir bıçak olduğu düşünülmeden, duygusal nedenlerle başlayan bu sorun büyüyerek bugünlere gelmiştir. Bunun sorumlusu, elbette bu hükümettir. Kanunu hazırlayan Adalet Bakanlığında yeterli ve yetenekli hukukçu olmadığını düşünmek, elbette haksızlık olacaktır. Çok saygı duyduğumuz Sayın Bakanımızın ilmî hüviyetinden ve uzmanlığından asla şüphemiz yoktur. O halde, neden bu tasarı iade edilmiştir; bunun cevabını aramak lazımdır.

Meclisimize intikal eden tasarı, bir virgül dahi değiştirilmeden komisyonlardan ve Genel Kurulumuzdan geçirilmiştir. Gerek komisyonlarda gerekse Genel Kurulda muhalefet, kanun tasarısının sakatlıklarını madde madde göstermiş, geçmişten örnekler vererek bu kanunun hukuka, Anayasaya, eşitlik ve adalet prensiplerine aykırı olduğunu ısrarla vurgulamıştır; ancak, parmak sayısı karşısında, maalesef, başarılı olamamıştır. Anlaşılan odur ki, iktidarı oluşturan üç partinin sayın liderleri, aralarında anlaştıkları konularda, kendi bakanlarının dahi fikrini alma ihtiyacı duymamışlar, uzman görüşüne itibar etmemişlerdir. Direktifle hareket eden bir oy çoğunluğuna sahip olmakla her istediklerini yapabileceklerini zannetmişlerdir. Muhalefetin bilgi ve birikiminden yararlanmadıkları gibi, Cumhurbaşkanından ve Anayasa Mahkemesinden dönen onlarca düzenlemeyi de dikkate almamışlardır. Hukukun üstünlüğüne inanmış bir Cumhurbaşkanının olduğunu da unutmuşlardır ve yanlış hesap, Çankaya’dan dönmüştür. Muhalefetin yardımına sırt çeviren, onun haklı düşünce ve taleplerine cevap vermeyen bu iktidar, her düzenlemesinde yara almakta, hata üstüne hata yapmaktadır. Buna rağmen, bu beceriksiz hükümetin ayakta kalması, her uygulamasını alkışlayan, çirkini güzel, yanlışı doğru, kötüyü iyi gösteren birkısım medya, etkin güç odakları ve rantiye kesimi sayesinde mümkün olmaktadır. Ancak, bunun ilânihaye devam etmeyeceği bilinmelidir ve işte, yolun sonu görülmeye başlamıştır. Bütün işaretler bunu göstermekte, düğmeye basan parmağın sahibi aranmaktadır.

Sayın milletvekilleri, görüşmekte olduğumuz 2 nci madde, Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmesi nedeniyle yeniden düzenlenmektedir.

Değerli arkadaşlarım, bu Kanun Meclisimizde görüşülürken, sözcülerimizin ısrarla, bu ertelemenin, sadece, basın yoluyla işlenmiş suçlara inhisar ettirilmesi Anayasanın eşitlik prensibine aykırıdır; bir suçun basın yoluyla işlenmiş olması, ağırlaştırma sebebidir demişler, bütün düşünce ve fikir suçlarının kapsam içine alınması gereğini ısrarla vurgulamışlardır; ancak, iktidar, muhalefete kulaklarını kapadığı için, yapılacak işi doğru yapmak mümkün olmamıştır.

Bu Kanun, Anayasa Mahkemesi tarafından dava konusu düzenlemeyle, düşünceye açıklama özgürlüğü bağlamında, basın yoluyla, yahut sözlü veya görüntülü yayın araçlarıyla işlenen suçlar yönünden, erteleme adı altında bir olanak getirilmiş; ancak, aynı tür suçların daha az cezayı gerektiren basın yoluyla yahut sözlü veya görüntülü yayın araçlarıyla işlenmemiş olanları, kapsam dışı bırakılmıştır. Aynı tür suçu işleyenler için farklı uygulama öngören bu düzenlemenin haklı bir nedeni bulunmadığı açıktır.Dava konusu düzenlemeyle, aynı tür suçun daha ağırını erteleme kapsamına alıp, hafif olanını bu olanaktan yararlandırmamanın adil olduğu ileri sürülemez gerekçesiyle, Anayasanın 2 nci ve 10 uncu maddesine aykırı bulunmuştur.

Şimdi, bu iptal kararıyla, üzerimize yüklenen bir görevi yerine getirmeye çalışıyoruz. Yeniden kimseyi affetmiyor veya cezasını ertelemiyoruz, sadece, geciktirilmiş olan adaleti sağlamaya çalışıyoruz. Tamamen ayrı bir kanunî düzenlemeyle bu boşluğun doldurulması daha uygun olacakken, Cumhurbaşkanının iade ettiği 4610 sayılı Kanunun içine monte edilmesi de, haklı gerekçesi bulunmayan bir uygulamadır. Bu husus dahi, tarafımızdan vurgulanmış olmasına rağmen, itibar görmemiştir. Huzurunuzu tekrar işgal ederek zaman, işgücü ve efor kaybına sebep olmaktadır.

Muhterem arkadaşlarım, kanunun gerekçesinde “çağdaş toplumların anayasalarında güvence altına alınan, düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü, demokratik toplumu oluşturan en temel unsurlardan biridir. Bu özgürlüğün kullanım yollarından biri de, basın yahut sözlü veya görüntülü yayın araçlarıdır. Bu araçların korunmaları asıl olup, basın ve yayın özgürlüğü önündeki engeller kaldırılarak, düşünceyi özgür kılmak hedeflenmektedir” denilmektedir.

Eğer, iktidar, bu gerekçede belirttiği, düşünceyi özgür kılma amacında samimi ise, tam zamanıdır. Hem Avrupa Birliği umdelerine, Kopenhag kritlerine uygun olarak gereken düzenlemeleri yapalım hem de yazar çizerini, ilim ve fikir, sanat ve siyaset adamlarını, bakan ve başbakanlarını, sırf düşüncelerinden dolayı mahkûm eden demokrasimizi, bu ayıptan kurtaralım.

Geliniz, değerli arkadaşlarım, düşünceyi suç olmaktan çıkaracak tüm tedbirleri alalım. Çağdaş dediğimiz ülke insanlarının sahip olduğu bu tabiî insan hakkını, kendi insanımızdan esirgemeyelim. Vehimlerimizi bir tarafa bırakıp, bize özgü şartlar anlayışından vazgeçelim. Bazı düşünceleri suç sayıp, bir kısım insanları mahkûm ettikten sonra, af veya ceza erteleme kanunları çıkarmak gibi bir garabetten kurtulalım.

Değerli arkadaşlarım, açığa vurulan düşünceler, ancak, suçu övmesi, şiddeti teşvik etmesi, toplum ahlakını bozması söz konusu olduğu zaman cezaya muhatap olmalıdır. Zaten, bunlar da, ceza kanunlarında, fikir değil, suç olarak nitelendirilmektedir. Lahey Adalet Divanı “ifade özgürlüğü, demokratik bir toplumun en esaslı temellerinden birini oluşturur. Bu özgürlük, toplumda sadece beğeni ve hoşgörüyle karşılanan bilgi veya düşüncelerin açığa vurulmasını değil, devleti veya halkın bir kesimini rahatsız eden, şoka uğratan bilgi veya fikirleri de kapsar. Çoğulculuğun, hoşgörü ve açıkfikirliliğin gereği olan bunlar olmaksızın, demokratik bir toplum düşünülemez” şeklinde karar vermiş, ifade özgürlüğünün kapsamını göstermiştir.

Değerli milletvekilleri, Galileo’nun dediği gibi, dünya dönmeye devam ediyor ve biz, onun hızını sınırlamaya muktedir değiliz. Korkularımızla etrafına duvar örmeye de çalışmış olsak, Türkiye’yi, dünyaya yine de kapatmamız mümkün olmayacaktır. Unutmayın ki, demir perdeler yırtılmış, Berlin duvarları yıkılmıştır. Düşünce sınır tanımaz. O nedenle, düşünenler hapsedilse de, düşünce hapsedilemez. Düşünceye kapı kapatılamaz. Açık toplumdan kimseye zarar gelmez; çünkü, ataların dediği gibi, açık yara kurt tutmaz. Türkiye’nin, düşünceyi yasaklamakla, çağdaş dünyada varacağı hiçbir yer olmadığı gibi, düşünceden korkması, çekinmesi için hiçbir neden de yoktur.

Bu duygularla, hepinizi saygılarımla selamlıyorum. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim efendim.

Şimdi, Doğru Yol Partisi Grubu adına, Trabzon Milletvekili Sayın Ali Naci Tuncer, buyurun efendim. (DYP sıralarından alkışlar)

DYP GRUBU ADINA ALİ NACİ TUNCER (Trabzon) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz Kanunun 2 nci maddesi üzerinde Grubum adına söz almış bulunuyorum; hepinizi Grubum ve şahsım adına selamlıyorum.

Saygıdeğer milletvekilleri, 2 nci maddeye başlamadan önce, Kanunun geneli hakkında anayasal kısa bir tahlil yapmak istiyorum. Af, devletin bir atıfetidir ve Yüce Meclise bu görevi, Anayasanın 87 nci maddesi vermiştir. Anayasanın 87 nci maddesi, Yüce Meclisin genel ve özel af çıkaracağını vurgulamıştır, istisnalarını da 14 üncü maddede koymuştur. Genel affın ne olduğu, Ceza Kanununun 97 nci maddesinde belirlenmektedir ve orada, genel affı, bir suçun bütün neticeleriyle ortadan kaldırılmasıdır diye tarif eder. 98 inci madde de, özel affı tarif etmektedir; özel afta cezadan birkısım indirim yapmak, cezanın yerine başka bir cezayı kaim etmek gibi, tadaden saymıştır.

Hukuk mevzuatımızda, şartlı salıverme ve tecil, infaz hukukunda, 647 sayılı Kanunda ve bir de Terörle Mücadele Kanununda mevcuttur ve bu, tamamen yargıyı ilgilendiren bir husustur. 1924 Anayasasının 26 ncı maddesinde buna benzer hükümler vardı. 1961 Anayasası kabul edilirken, 62 nci maddede ve Anayasa Komisyon raporunda şartlı salıvermenin, tecilin yargının görevi olduğunu, kuvvet ayrılığı nedeniyle yargının görevine yasamanın müdahale edemeyeceği nedeniyle Anayasadan çıkarılmış ve 62 nci maddeye konulmamıştır; 1982 Anayasası da, bu çerçevede yapılmıştır. Şimdi, biz, hukukta olmayan bir kurumu yaratıyoruz. Sayın Hocam, Bakanım, belki kızacak, ben, size anlatıyorum, yine anlamıyorsunuz diyecek. 1991’deki Anayasa Mahkemesi kararında bu belirlenmiştir diyecek. 1991 Anayasa Mahkemesi kararında, terör yasasındaki, daha ağırlı olarak infazla ilgili olan bir kısmı gündeme getirmiş ve onu Anayasaya aykırı bulmamıştır. Ayrıca, şimdi, önümüze gelen 2 nci maddenin konulmasına neden olan Anayasa Mahkemesinin bozma kararının azınlık oylarında bu hususa özellikle vurgulanmıştır ve biliyorsunuz, bu karar 6’ya 5 olarak çıkmıştır.

Saygıdeğer milletvekilleri, Anayasa Mahkemesince bozulan -kısa geçiyorum; çünkü, zamanım az- basın affıyla ilgili bir kısma anamuhalefet partisi gitmiş ve 1 inci maddenin bir cümlesinde anayasa eşitliğine aykırı bulmuş ve bozmuştur bunu. Bu müstakil bir kanun olarak gitmişti. Neden, şimdi, bu kanuna gelip monte edildi? Bu, bir teknik zaruretten miydi? Hayır, teknik zaruretten olsaydı buraya gelemezdi. Zira, kanunlarda bütünlük yoktur. Basın yasasında azamî 12 yıla kadar olan suçlar tecile veya şartlı salıverilmeye tabi tutuluyor, diğerinde 10 yıldan fazla dahi olsa 10 yıla indiriliyor. Peki, neden buraya getirilmiştir? Bir vefa borcu muydu; yoksa, bir şark kurnazlığı mıydı? Neden, vefa borcu dedim; hatırlayacaksınız, belki -sayın DSP’li arkadaşların çoğu genç, MHP’lilerin de bir kısmı geç, belki, 1973 affını hatırlayamazlar- şurada bir gazeteden alıntı gösteriyorum “af kesinleşti” diyor -Başbakan, Sayın Ecevit; Başbakan Yardımcısı, o zamanlar bir partinin genel başkanı olan Erbakan Hoca- ve “koalisyonu kurtaracak formülü MSP’liler buldu” diyor. Şimdi, acaba diyorum, o zamanın vefa borcu olarak mı buraya getirildi? O düşüncede değilim arkadaşlar. Buradaki gaye, bir eski genel başkanın mahkûm olmasına mâni olmaktır. Bugünkü partinin, tabiî, o partiyle hiçbir ilgisi yok; ama, eski genel başkanlarıdır, bir vefa borcudur, belki oy verebilirler düşüncesiyle, hükümet kendi gruplarına güvenemediği için, onların desteğini sağlamak için bunu yapmıştır.

Saygıdeğer milletvekilleri, affa bir zaruret var mıydı; kesinlikle yoktu. Kamuoyu yoklamalarında, yüzde 90’ın üzerinde halk buna karşı çıkmaktadır. Öyle bir kanun getiriyoruz ki, af kapsamına girerse, 14 üncü maddenin istisnalarını içine alamayacağı için, af kapsamında göstermiyoruz; bunu, şartlı salıverme ve tecile getiriyoruz. Anayasa Mahkemesi, Anayasanın 10 uncu maddesindeki eşitliğe aykırıdır diye bozarsa, dolayısıyla, onlar da -bu af değil; ama, kamuoyunda af olarak tanınan- bu kanun kapsamına girecektir.

Bugün, güvenlik güçleri ile makinelerle dışarı alamadığımız o teröristleri, bu yasayla dışarı bırakma imkânını sağlıyoruz. Zaruretimiz nedir arkadaşlar? Yasalar, kamunun huzuru için konulur; kamunun huzurunu bozacak bir yasaya, bu Yüce Meclisten okey vermememiz lazım. Mahkûmu dışarı alamıyoruz biz, makinelerle duvarları yıkıyoruz; şimdi,onları dışarı salıvereceğiz ve onlara dışarıda hâkim olacağız. İnfaz hukukunun ana umdelerinden biri, mahkûmu rehabilite edip, sağlıklı olarak cemiyete iade etmektir.

Biz, koğuşlarına giremedik; biz, bu insanlarımıza gardiyanlarımızı gönderemedik, öğretmenlerimizi gönderemedik, psikologlarımızı gönderemedik, neyi rehabilite edip de bunları dışarı çıkaracağız? Daha dün, askerimi şehit etmişler, nedir bu zaruret; bize de anlatın, biz de anlayalım, biz de oy verelim. (DYP sıralarından alkışlar)

Bunlara, bayramda, bayramın tadını tattıracaksınız, çocukları, kardeşleri ölenler de mezarlara gidecek, onlara ne vereceğiz saygıdeğer milletvekilleri?

Biz de bu topraklarda yaşıyoruz. Bir inatlaşmanın uğruna, toplumu bir kaosa sürüklemeyelim. Zaman da geçmedi. Fazilet Partisi temsilcisi arkadaşımız konuşurken “artık, ok, yaydan fırladı” dedi. Hayır, son dakikaya kadar, bu Meclis, bu kanun üzerinde, vicdanının sesini dinleyerek en isabetli kararı alabilir; hiçbir şey geçmemiştir.

Bu kadar insanı sokağa dökeceğiz, hangisinin işi, aşı var? Sayın Adalet Bakanı, bunları tahlil edip, bir rapor hazırladı mı, bir tedbir aldı mı? Sayın Hocam “böyle bir taahhüdüm yoktur” dedi. Sayın Hocam suallere cevap verirken kanunda olmayan hususları söyledi. Hocam, dersini çok iyi çalışan, öğrencisine de çok iyi öğreten bir hocadır, bu kanuna inanmadığı için çalışmadı.

“Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 126 ncı maddesine göre savcılar bırakabilir” dedi. Evet, bırakabilir; ama, kesinlikle suç mahiyeti olmayan, delil olmayan, takipsizlik kararı verilecek olan hallerde bırakır, bu yasayla ne ilgisi var?

Adlî sicil kanunlarında, 1973’te, herhangi nedenle icraya gitmiş, mal beyanında bulunmamış, bir gün hafif hapis almış bir mahkum, aftan istifade etti diye, şimdi, otuz yıl mahkumiyet almış, aftan istifade edemeyecek. Nereden bulacağız dedik? “Adlî sicilde vardır” dedi. Adlî sicilde böyle bir kayıt yok arkadaşlar. Ben, oranın iki sene genel müdürlüğünü yaptım ve kayıtların hepsini oraya geçtim. Demek ki, hocam, bu hususlara iyi çalışmadı; çünkü, buna inanmıyordu; Hocam, inandığını çok iyi getirir buraya. Benim hemşerimdir, yakın köylümdür, gayet iyi tanıyorum kendisini; ama, ne yazık ki, bazen insanlar, inanmadıkları şeylere de evet demek durumunda kalıyordur. Niye politika bizi bu duruma getiriyor? Okumuşsunuzdur Kenedy’nin Fazilet Mücadelesi adlı kitabında...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlar mısınız efendim, lütfen... 

ALİ NACİ TUNCER (Devamla) – Fazilet Mücadelesi adlı kitabında, politikayı, en erdemli bir meslek olarak gösteriyordu ve bu, dünyada da böyleydi; ama, biz ne hallere düştük. İnşallah bundan sonra, o erdemli mesleğe yakışır bir politika güderiz, inandığımız gibi oy veririz. 

Hepinize saygılar sunuyorum. (DYP ve FP sıralarından alkışlar) 

BAŞKAN – Şahıslar için, yine, Kura çekeceğim. 

Sakarya Milletvekili Sayın Nevzat Ercan, Denizli milletvekili Sayın Mehmet Gözlükaya. 

Sayın Ercan, siz mi konuşacaksınız efendim? 

NEVZAT ERCAN (Sakarya) – Söz hakkımı Sayın Çelen’e devrediyorum efendim. 

Sayın Çelen, buyurun efendim. (DYP sıralarından alkışlar)

SALİH ÇELEN (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, önceki konuşmamda da açıkladığım üzere, adı, ister af olsun, ister şartla tahliye olsun, ister tecil, ister erteleme olsun, biz, Doğru Yol Partisi olarak, bu af kanuna, başından sonuna kadar karşıyız. (DYP sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, neden karşıyız; 1974 yılında çıkarılan affın da, 1991 yılında çıkarılan affın da, af kapsamı dışında bırakılan istisnaî hükümleri, Anayasa Mahkemesi tarafından, Anayasanın eşitlik ilkesine aykırı bulunarak iptal edilmiş, af kapsamı genişletilmiştir.

Bakınız, hukukçu olmayanlar dahi anlayacaklardır, bu kanun iptal edilirse ne olur; bu kanunun 1 inci maddesinin birinci bendinde deniyor ki: İdam cezaları uygulanmaz. 2, 3, 4 üncü maddelerinde, bentlerinde özetle deniyor ki, on yıllık hapis cezaları affedilmiştir; şartla tahliye veya af. 5 inci maddesinde deniyor ki, Türk Ceza Kanununun şu, şu, şu bentlerinde sayılan, şu, şu, şu maddelerinde tarif edilen suçları işleyen kişiler, bu aftan istifade etmezler; istisna edilmişlerdir.

Anayasa Mahkemesi, bu kanunun 1 inci maddesinin beşinci bendini Anayasanın eşitlik ilkesine aykırı bulur da iptal ederse ne olur; Türkiye’de bulunan bütün mahkûmların idam cezaları infaz edilemez. Yani, af kanununun tamamından bütün mahkûmlar istifade eder. Ayrıca, bütün mahkûmların on yıllık hapis cezaları da affa uğramış olur.

Sayın Bakan diyor ki: Burada ucuz demagoji yapıyorsunuz. Hayır, Sayın Bakan, biz, burada ucuz demagoji yapmıyoruz. Eğer, bu kanunun 1 inci maddesinin beşinci bendi iptal edilirse, PKK da, Apo da...

BAŞKAN – Sayın Çelen, affedersiniz; görüştüğümüz madde 2 nci madde biliyorsunuz.

SALİH ÇELEN (Devamla) – Tamam efendim. 2 nci maddeyle ilgili de konuşacağım.

BAŞKAN – Lütfen...

SALİH ÇELEN (Devamla) – Bu kanun iptal edildiği zaman, 2 nci madde de iptal edilmiş olacaktır. 2 nci maddeyle ilgili olarak da af kapsamı genişletilecektir.

O yüzden, bu beşinci bent iptal edildiği takdirde, bundan, PKK da, bankaların içini boşaltanlar da, dolandırıcılar da, hırsızlar da, katiller de, hepsi istifade edecektir.

Sayın Bakanım, bu, bizim demagojimiz değil. Bu, Türk Milletinin endişesidir; bu, Doğru Yol Partisinin endişesidir; bu, Türkiye’nin en tepesinin endişesidir Sayın Cumhurbaşkanın dahi endişesidir. Sayın Cumhurbaşkanı, burada, demagoji mi yapıyor Sayın Bakan?! (DYP sıralarından alkışlar) Doğru Yol Partisi, işte, bu yüzden bu af kanununa karşıdır.

Dünkü gazetelerde Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Sayın Şandır’ın bir açıklaması vardı, orada, Anayasa Mahkemesinin affı genişletmesi endişesi karşısında, halkın devreye girmesini ve Apo’yu nasıl çıkarırsın diye hesap sormasını istemiştir; bunu önermiştir Sayın Şandır.

Sayın Şandır, sizi şu an göremiyorum; ama, orman mühendisi olmanıza rağmen, siz eğitimcisiniz; böyle yanlış eğitim mi veriyorsunuz?! Burada, biz, şayet, Anayasa aykırı kanun çıkarırsak, Türkiye Büyük Millet Meclisi Anayasaya aykırı kanun çıkarırsa, Anayasa Mahkemesi üyeleri, hâkimler, kanunu uygulamakla yükümlüdürler, Anayasanın kendilerine vermiş olduğu bir görevi yerine getireceklerdir. Çıkarmış olduğunuz kanun, kabul oyu vermiş olduğunuz kanun eğer Anayasaya aykırıysa, Anayasa Mahkemesi üyeleri bunu nasıl engellesinler, bunu engellemeleri mümkün mü Anayasa Mahkemesi üyelerinin?!.

Değerli milletvekilleri, diğer taraftan, kanun tasarısının geneli üzerinde, iktidar partisi mensupları, maalesef, söz dahi alamamışlardır. Neden alamamışlardır; kanunun geneli üzerindeki konuşmalarda, genel olarak, kanunun ne kadar gerekli olduğu, ne kadar elzem olduğu, Türk Milletinin bu kanuna ne kadar ihtiyacı olduğu...

BAŞKAN – Sayın Çelen, bu, 2 nci maddenin neresine giriyor Allahaşkına!

SALİH ÇELEN (Devamla) – Kanunun 2 nci maddesi de kanunun geneli üzerinde etkili değil midir efendim?!

BAŞKAN – Sayın Çelen, lütfen, 2 nci madde üzerinde konuşun,; sinirler gergin...

SALİH ÇELEN (Devamla) – Sayın Başkanım, ben, şimdi diyorum ki burada, iktidar partisi milletvekilleri, kanunun geneli üzerinde konuşmamışlardır, söz almamışlardır, alamamışlardır. Kanunun geneli üzerindeki konuşmalarda, 2 nci madde bu kapsamda değil midir efendim?!

BAŞKAN – Efendim, isterse alır isterse almaz; söz hakkı herkesin, Anayasal hakkını kullanıyor yani.

SALİH ÇELEN (Devamla) – Efendim, ben de diyorum ki, kanunun geneli üzerinde de, 2 nci maddesi üzerinde de iktidar partisi mensuplarının söz alamamış olmaları, bu kanunun gerekli olmadığını bilmeleri anlamına gelir.(DYP sıralarından alkışlar) Bu kanun eğer gerekliyse, neden söz alıp da Türk Milletine bu kürsüden bu kanunun ne kadar gerekli olduğunu anlatmamışlardır? İktidar partisi...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SALİH ÇELEN (Devamla) – Söz alamamalarından da bu kanunun gerekli olmadığına inandıklarını görüyoruz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (DYP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çelen.

Denizli Milletvekili Sayın Mehmet Gözlükaya, buyurun efendim. (DYP sıralarından alkışlar)

2 nci maddeyi konuşuyoruz biliyorsunuz.

MEHMET GÖZLÜKAYA (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2 nci madde üzerinde söz aldım; Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Bu yasanın doğru olan yeri yok da, 2 nci maddenin, belki, bir dereceye kadar doğruluğu tartışılabilir; ama, bu yasanın tümü, gerçekten bir hukuk ucubesidir, bu, bir inat yasasıdır. Hükümetin inadı.... Yani, yanlış yere yola çıktılar, bu yanlışlıktan cayamıyorlar ve inat ediyorlar. Bu yasayı, bu sabahın erken saatlerinde çıkarmaya çalışıyorlar.

Değerli arkadaşlarım, hükümetimiz, bu yasayı, belki, prestijini kurtarmak için çıkarmaya gayret ediyor, inat ediyor olabilir; ama, şunu gayet samimî olarak biliyoruz ki, bu yasa, ne hükümet ortaklarının ne Meclis üyesi arkadaşlarımızın -hangi partiden olursa olsun- içine sinmeyen, tasvip görmeyen, milletimizin de yüzde 93’ünün tepkisiyle, hayır oyuyla karşı karşıya olan bir yasadır.

Şimdi, köylü perişan olmuş, ekonomi felç olmuş, tüccar, memur, emekli, öğrenci sefil.

ORHAN BIÇAKÇIOĞLU (Trabzon) – Sayın Başkan, maddeye gelsin maddeye...

MEHMET GÖZLÜKAYA (Devamla) – İşsizler derseniz 10 milyonları geçmiş. Şimdi bu hükümetin prestiji mi var? Nereden gelmiş prestiji? (DYP sıralarından alkışlar)

Bu hükümetin yerine, bu ülkede konuşmaması gereken MİT konuşuyor, Cottarelli konuşuyor, asker konuşuyor, bugüne kadar bu hükümete kayıtsız şartsız destek veren oda başkanları konuşuyor, TÜSİAD konuşuyor. Bu hükümetin prestiji mi kalmış? Bunlar niye konuşsunlar? Bugüne kadar desteklemeye devam eden, Türkiye’yi güllük gülistanlık gösteren basın konuşuyor. Nerede bunun prestiji?

Değerli arkadaşlarım, partiler basılıyor, polisler şehit ediliyor, askerler şehit ediliyor ve polis sokakta. İşin en acı tarafı, erkekler ürkek olmuş, korkak olmuş. Nerede bu hükümetin prestiji?! (DYP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, gelin, yol yakınken, bu tasarıyı geri çekin; çünkü, Yüce Allah diyor ki: “Bana kul hakkıyla gelmeyin. Ben, bana olan borçlarınızı affederim; ama, kul hakkı olanlarla helallaşın.” Burada mağdurların ve Türk Milletinin hakkı vardır.

Onun için, gelin, bu yasayı çekin ve bu millet de, siz de, vicdan azabından kurtulun.

Saygılar sunuyorum. (DYP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Gözlükaya.

Efendim, soru-cevap kısmına geçiyoruz.

Sayın Paçacı, buyurun efendim.

MUSTAFA CİHAN PAÇACI (Ankara) – Sayın Başkan, delaletinizle, Sayın Bakandan, cevaplanması amacıyla aşağıdaki soruyu soruyorum.

Sayın Bakan, bizler milletin vekilleriyiz ve milletin hassasiyetlerini de dile getirmekle de yükümlüyüz. Bu hassasiyet içerisinde soruyorum: Bilindiği üzere, 312 nci maddenin değiştirilmesini öngören tasarının mimarı sizsiniz. Bu tasarıdan vazgeçip, af ile yetinmeyi, bir hukukçu bakan olarak nasıl açıklıyorsunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Paçacı.

Sayın Çelen, buyurun efendim.

SALİH ÇELEN (Antalya) –Sayın Başkanım, aracılığınızla Sayın Bakandan sormak istediğim soru şudur: Şimdi, Sayın Bakanım iki suçluyu ele alalım. Bir tanesi beş ayrı suçtan, beş ayrı mahkemeden ceza almış,5’er yıl, toplam 25 yıl. Bu kişi, Af Kanunundan istifade ettikten sonra ne kadar yatacaktır?

İkinci sorum; aynı suçları işleyip, aynı beş suçtan yargılanan; fakat, henüz yargılaması bitmemiş olan bir kişi, değişik şehirlerde yargılandığı takdirde, bu hangi suçlardan istifade edecektir, aftan nasıl etkilenecektir?

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Enginyurt, buyurun efendim.

CEMAL ENGİNYURT (Ordu) – Sayın Başkan, aracılığınızla Sayın Bakana sormak istiyorum; biraz önce Ali Naci Tuncer bey “politikacıların faziletli olması gerektiğini söyledi” çok yerinde bir tespit. Geçen defa bu şartlı salıverme oylanırken, başından sonuna kadar karşı oldukları af yasa tasarısına 83 milletvekilinden 42 tanesi ret vermiş, 4 tanesi kabul vermiş, 2 tanesi çekimser vermiş, bu faziletli politikanın neresine sığıyor?

BAŞKAN – Bunu Sayın Bakana sorulmamış addediyorum efendim, sual bana sorulmuştur.

Sayın Bakan, bunu sorulmamış addediyorum.

Sayın Başkan, buyurun efendim.

TURHAN GÜVEN (İçel) – Sayın Başkan, işin ciddiyeti kalmıyor efendim, bunları zabıtlardan çıkartılsın efendim. İşin ciddiyeti kalmıyor, evvela herkes bunu öğrensin.

AHMET İYİMAYA (Amasya) – Sayın Başkan, bu soruyu sorulmamış kabul edin.

BAŞKAN – Sorulmamış kabul ettim Sayın Güven; lütfen, siz müdahale etmeyin lütfen.

Sayın Güven, siz müdahale etmeyin efendim.

Sayın Güven söz istediğiniz, sizde sıra efendim.

Buyurun sorun efendim.

TURHAN GÜVEN (İçel) – Sayın Başkanım, bu kanun düzenlenirken 2 nci madde özellikle sorumlu müdür sıfatıyla işlenmiş suçlar diye başlarken, sözlü veya görüntülü yayın araçları, yahut miting, kongre, konferans, seminer, sempozyum, açıkoturum ve panel gibi demek suretiyle, izin alınmak suretiyle yapılan toplantılar mı kastediliyor? Yani, bunun dışında, bir kahvehanede bir sohbet anında yapılan konuşmalardan ötürü hakkında işlem yapılan ve hüküm giyen insanlar için de bu madde teşmil edilecek mi? Edilmeyecekse, sadece resmî izinle çalışılan ve yapılan toplantılar için mi geçerlidir? Ben onu sormak istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN- Teşekkür ederim.

Sayın Bedük, buyurun efendim.

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara)- Sayın Başkan, delaletinizle, Sayın Bakanıma şu sorumu tevdi ediyorum:

İnfaz, yargıyı ilgilendiren bir konudur. İnfaz sistemiyle ilgili getirilen bu şartlı tahliyenin, acaba yargıya müdahale anlamı yok mudur? Yasamanın yargıya müdahalesini bir hukukçu olarak nasıl değerlendiriyor?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN- Teşekkür ederim.

Sayın Yılmazyıldız, buyurun efendim.

İLYAS YILMAZYILDIZ (Balıkesir)- Sayın Başkan, Sayın Bakanın aşağıdaki sorularımı yanıtlamasını rica ediyorum.

Sayın Bakan, ısrarla, bu affın teröristbaşını kapsamayacağını, banka soyguncularını kapsamayacağını, genişletilmeyeceğini iddia etti. Eğer bir şekilde Anayasa Mahkemesi bu af kapsamını genişletirse, Sayın Bakan ve hükümet, sorumluluğu alıp istifa edecek mi?

Teşekkür ediyorum. (DYP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN- Böyle bir soru olmaz. Bu soruyu saymıyorum efendim. Cevap vermeyin Sayın Bakanım. (DYP sıralarından gürültüler)

Siz benim delaletimle soruyorsunuz efendim.

TURHAN GÜVEN (İçel)- Öbürünü saydınız mı?

BAŞKAN- Efendim, o da yanlış yapmış.

İLYAS YILMAZYILDIZ (Balıkesir)- Sayın Başkan, İçtüzüğe uygun bir sorudur bu.

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara)- Sayın Bakan biraz evvel “olmaz” dedi. Anayasa Mahkemesinin kararından bahsetti efendim. Yani, Anayasa Mahkemesini yönlendirici mahiyette açıklama yapan bir Sayın Bakana böyle bir soru tevcih edildiği zaman niye itiraz ediyorsunuz Sayın Başkan?

BAŞKAN- Sayın Bakan cevap verecek efendim.

Buyurun.

ADALET BAKANI HİKMET SAMİ TÜRK (Trabzon)- Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 20 nci Yasama Döneminde, Türk Ceza Kanununun bazı maddeleriyle Terörle Mücadele Kanununun bir maddesinin değiştirilmesi hakkında bir kanun tasarısı hazırlanmıştı. Bu tasarı, benim insan haklarından sorumlu Devlet Bakanlığım zamanında hazırlanmıştı; 312 nci madde konusunda da yeni bir düzenleme getirilmişti, bu doğrudur. O tasarı, milletvekili erken genel seçimi nedeniyle kadük olmuştur; ancak, bu dönem bir milletvekilimiz tarafından teklif olarak yenilenmiştir. Biz konuyu, şimdi, yeni Türk Ceza Kanunu tasarısı içinde ele alıyoruz. Hükümet olarak sunacağımız yeni düzenleme bu tasarı içerisinde olacaktır; ama, bir milletvekilimizin yenilemiş olduğu teklifi değerlendirmek ve kabul etmek Türkiye Büyük Millet Meclisinin takdirindedir.

Sayın Çelen’in sorusu aslında 1 inci maddeyle ilgilidir. 1 inci maddede, şartla salıverme bakımından, cezaların birleştirilmesi ve onun üzerinden 10 yıllık bir indirim yapılması söz konusudur. Kanunda öngörülen ertelemede ise davaların ertelenmesi, her bir suç bakımından ayrı ayrı değerlendirilecektir; ama, öngörülen süre içinde yeniden bir suç işlendiği takdirde, ertelenen suçların yargılama konusu olması ve ceza verilmesi ve onun sonucunda da bu cezaların birleştirilmesi, içtima ettirilmesi söz konusu olabilir.

Sayın Güven’in sorusuna gelince: 2 nci maddede “miting, kongre, konferans, seminer, sempozyum, açık oturum veya panel” örnek olarak verilmiştir.

TURHAN GÜVEN (İçel) – “... gibi...”

ADALET BAKANI HİKMET SAMİ TÜRK (Trabzon) – Daha sonra gelen “gibi” sözcüğü de bunu açıkça göstermektedir. Dolayısıyla, burada, izinli veya izinsiz her türlü toplantı kastedilmekdedir. Maddede açık olara, “her türlü toplantılarda” sözcüğüyle, bu durum belirtilmiştir.

Sayın Bedük’ün sorusuna geliyorum: Bizim hukukumuzda şartla salıverilme, infaz hukukunun önemli bir kurumudur; ancak, genel olarak yasayla da şartla salıverilmenin, infaz hukukunun, Cezaların İnfazı Hakkında Kanunda düzenlenen şeklinden farklı olarak; yani, iyi hal koşulu aranmaksızın işletilmesi, gerek 1991 yılında kabul edilen Terörle Mücadele Kanununda, gerek bu Kanunda öngörülmüştür.

Anayasa Mahkemesi, 1991 yılında, Terörle Mücadele Kanunu dolayısıyla bu şartla salıverilme ve af kavramlarını karşılaştırmıştır. Bunlar arasındaki karşılaştırmada, ortak noktaları ve farklı noktaları belirtmiş; sonunda, getirilen düzenlemenin bir şartla salıverilme olduğunu kabul etmiştir; ama, bunlarda, Anayasaya aykırı hiçbir yön görmemiştir.

Son soru kabul edilmediği için ona cevap vermiyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

İLYAS YILMAZYILDIZ (Balıkesir) – İçtüzüğe uygun soru soruyorum Sayın Başkan...

BAŞKAN – Efendim, var mı böyle bir şey?!

İLYAS YILMAZYILDIZ (Balıkesir) – Demagoji yapıyorsunuz diye burada milletvekillerini suçluyorlar.

Bunun sorumluluğunu alıp istifa edecekler mi etmeyecekler mi; yoksa, burada pişkin pişkin oturacaklar mı?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, madde üzerinde 4 adet önerge vardır; önergeleri, sahipleri geri aldığı için işleme koymuyorum.

2 nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Yeni geçici madde eklenmesine dair bir önerge vardır; önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 567 sıra sayılı Kanun Tasarısının 2 nci maddesinden sonra gelmek üzere, aşağıdaki geçici maddenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla. 

Nevzat Ercan Ali Rıza Gönül Turhan Güven 

Sakarya Aydın İçel 

Ahmet İyimaya Mehmet Gözlükaya Ali Şevki Erek 

Amasya Denizli Tokat 

Hakkı Töre Saffet Arıkan Bedük Kadir Bozkurt 

Hakkâri Ankara Sinop

GEÇİCİ MADDE 1.- 21.7.1953 tarihli, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun kapsamına giren amme alacakları ile 4.1.1961 tarihli, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu kapsamına giren ve 31.12.1999 tarihinden önceki dönemlere ait veya bu tarihe kadar beyan edilmesi gereken vergi, resim ve harçlara ilişkin olarak;

a) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibariyle vadesi geldiği halde ödenmemiş bulunan amme alacakları asıllarının tamamı ile bunlara bağlı gecikme zammı, gecikme faizi ve vergi cezaları ile diğer ceza mahiyetindeki amme alacaklarının yüzde 20’sinin; ilk taksiti bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihi izleyen aydan başlamak üzere 24 ayda üçer aylık dönemler itibariyle eşit taksitler halinde ödenmesi, ilk taksit ödeme süresinin son gününe kadar yazılı başvuruda bulunulması ve bu alacaklar için ihtilafa gidilmemesi veya ihtilaftan vazgeçilmesi şartıyla, gecikme zammı, gecikme faizi ve vergi cezaları ile diğer ceza mahiyetindeki amme alacaklarının kalan kısmının tahsilinden vazgeçilir. Borçlarını 6183 sayılı Kanunun 48 inci maddesi hükmüne göre ödemekte olan mükellefler de diledikleri takdirde bu madde hükmünden yararlanabilirler.

b) Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre ikmalen, re’sen veya idarece tarh edilmiş olup, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibariyle yargı mercileri nezdinde ihtilaflı hale getirilmiş ya da dava açma süresi geçmemiş bulunan vergi, resim ve harçların tamamı ile bunlara bağlı gecikme zammı, gecikme faizi ve vergi cezalarının yüzde 20’sinin; bu bentte belirtilen süre ve şekilde ödenmesi halinde, gecikme zammı, faizi ve vergi cezalarının kalan kısmının tahsilinden vazgeçilir. Bu takdirde, dava açılmaması ve açılmış bulunan davalardan vazgeçilmesi, buna ilişkin talebin başvuru süresi içinde yazılı olarak yapılması şarttır. Bu şekilde ödenen alacaklara maddenin yürürlüğe girdiği tarihten sonra herhangi bir zam veya faiz uygulanmaz. Tarhiyata ilişkin ihtilaflarda alacak asılları; tarhiyatın bulunduğu en son safhadaki tutar, ancak bu safhada bozma ya da terkin kararı bulunması halinde ilk tarhiyat tutarı esas alınarak belirlenir. Bu hüküm, maddenin yürürlüğe girdiği tarihe kadar uzlaşma talebinde bulunulmuş olup, uzlaşma günü verilmemiş veya uzlaşma günü verilmekle birlikte uzlaşma görüşmesi henüz yapılmamış alacaklar için de geçerlidir.Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibariyle tahakkuk etmemiş vergi, resim ve harç asıllarına ilişkin tarhiyatta, gecikme faizleri maddenin yürürlüğe girdiği tarihe kadar geçen süre için hesaplanır. Asılları kısmen veya tamamen ödenmiş bulunan fer’i alacaklar ile bir asla bağlı olsun veya olmasın ceza mahiyetindeki alacaklar için de bu bent hükümleri uygulanır. Vergi Usul Kanunu ve kapsamı dışındaki diğer amme alacaklarının tahsilat işlemlerinden dolayı meydana gelen ihtilaflarda da bu bentte belirtilen şekilde işlem yapılır.

c) Bu maddeye göre ödenmesi gereken taksitlerin ödeme süresi içerisinde hiç ödenmemesi ya da eksik ödenmesi halinde, alacağın tamamı muaccel olup ve cebren tahsil olunur. Ancak, amme borçlularının alacağın tamamını muaccel kılan taksit tutarını; taksit ödeme süresinin son gününden itibaren geçen süre için tecil faizi oranında hesaplanacak bir faiz ile birlikte rızaen ödemeleri şartıyla, madde hükümlerinden yararlanılmaya devam olunur ve ödeme süresi geçmemiş taksitler sürelerinde ödenir. Bu madde kapsamına giren alacakların maddede belirtilen şekillerde tamamen ödenmemiş olması halinde, ödenen tutar kadar madde hükümlerinden yararlanılır.

d) Devlete ait olup, vergi dairelerince tahsil olunan ve miktarı 5 milyon lirayı aşmayan asılları ödenmiş fer’i alacaklar ve cezalar ile aslı bu miktarı aşmayan amme alacaklarının, fer’ilerinin miktarına bakılmaksızın fer’ileri ile birlikte tahsilinden vazgeçilir. Tahsilinden vazgeçilecek amme alacakları nev’a ve dönemleri itibariyle ayrı ayrı dikkate alınır. Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce yapılan ödemeler her ne surette olursa olsun ret, iade ve mahsup edilemez. Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye, maddede belirtilen başvuru süresini gerektiğinde bir aya kadar uzatmaya Maliye Bakanlığı yetkilidir.

e) 17.7.1964 tarihli, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu ve 2.9.1971 tarihli, 1479 sayılı Esnaf ve Sanatkârlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu ile 17.10.1983 tarihli, 2926 sayılı Tarımda Kendi Adına ve Hesabına Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanununa göre prim, sosyal yardım zammı, idarî para cezası, gecikme zammı ve faiz borcu bulunan işverenler ile topluluk sigortasına ve isteğe bağlı sigortaya devam edenler ve sigortalılar ile ölen borçlu sigortalıların hak sahipleri; 31.12.1999 tarihine kadar tahakkuk etmiş olan prim ve sosyal yardım zammı borçlarının tamamı ile idarî para cezalarının ve bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihe kadarki gecikme zammı ve faizlerinin yüzde 20’sini, bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihi izleyen ay başından itibaren 24 ay içinde üçer aylık dönemler itibariyle eşit taksitler halinde ödedikleri takdirde, ilgili kurumların alacaklarından her birine ait kalan gecikme zammı ve faizleri ile idarî para cezalarının bakiyesi terkin edilir. Bu madde hükmünden yararlanmak üzere başvuranlardan taksitlerini süresi içinde ödemeyenlerin, süresinde ödenmeyen her bir taksiti bu kanunun uygulama süresinde rızaen tecil faiziyle birlikte ödemeleri halinde bu kanundan yararlanma hakları saklıdır.

f) Bu madde kapsamına girenlerden 31.12.1999 tarihine kadar tahakkuk etmiş prim, sosyal yardım zammı ile idarî para cezası bulunmayıp, sadece gecikme zammı ve faiz bulunanlar, bu borçlarının yüzde 20’sini bu maddede belirtilen süre ve şekilde ödemeleri halinde kalan borçları terkin edilir. Bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce tahsil edilmiş gecikme zammı ve faizleri iade ve mahsup edilmez.

g) Bu madde kapsamına girenlerden prim,sosyal yardım zammı ve idarî para cezası ile gecikme zammı ve faiz borçları için aleyhine icra takibi yapılanlar, yukarıdaki fıkralar hükümlerine göre hesaplanacak borçların bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihi takip eden aybaşından itibaren 24 aylık süre içinde ve üçer aylık dönemler itibariyle eşit taksitler halinde icra masraflarıyla birlikte icra müdürlüklerine veya kurumlara ödemeleri şartıyla, bu madde hükümlerinden yararlanabilirler. İcra takibine konu olan borcun yirmidörtte birini bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihi izleyen aybaşından itibaren bir ay içinde ödeyenlerin hacizleri kaldırılır. Bu süreler içerisinde icra takipleri ile ceza ve hukuk davlarına devam edilmez, bu davlara ilişkin kanunî süreler işlemez.”

BAŞKAN – Önergeye Komisyon katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI EMİN KARAA (Kütahya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükümet katılıyor mu efendim?

ADALET BAKANI HİKMET SAMİ TÜRK (Trabzon) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Komisyonun ve Hükümetin katılmadığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...

TURHAN GÜVEN (İçel) – Sayın Başkan, gerekçesini okutun.

BAŞKAN – Sayın Güven ifade etmek istemedim; ama, ifade edeyim: Geçen sefer bendeniz yoktum burada, bu önerge alelacele verilmiş. Bu, geçen seferkinin aynısı ve 850 kelime; ama, bunu okuttum, tabiî ki bir gerginlik olmasın diye. 

TURHAN GÜVEN (İçel) –. Bu bir madde tedvinidir, çiftçiyi, üreticiyi, esnafı kurtarma maddesidir, nefes aldırma maddesidir.

BAŞKAN – Okutuyorum efendim, ziyanı yok, 150 kelimeden bir şey çıkmaz. Peki efendim, doğrudur; ama, malumunuz siz daha iyi biliyorsunuz; 500 kelimeyi geçmemesi lazım.

TURHAN GÜVEN (İçel) - Geçebilir, olabilir efendim.

BAŞKAN – Ama, geçmiş; 800 kelime. Peki efendim...

TURHAN GÜVEN (İçel) - Komisyon 48 saat geçmeden görüşüyor da, biz bunu vermişiz çok mu?

BAŞKAN – Peki efendim.

Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Bilindiği gibi, son yıllarda ciddî ekonomik sorunlar yaşanmakta, ülkemizin sanayi ve ticaret hayatı olumsuz etkilenmektedir. Özellikle geçtiğimiz yıl Türk ekonomisinde yaşanan durgunluk ve daralma sonucunda millî gelir büyümeyip, aksine küçülmüştür. Toplumda gelir dağılımı bozulmuş ve işsizlik artmıştır. Yaşanan ekonomik sıkıntılardan dolayı sanayici, ticaret ve meslek erbabı, esnaf ve sanatkârlar, çiftçiler, dar ve sabit gelirliler başta olmak üzere, toplumun bütün kesimleri ciddî sorunlarla karşı karşıya kalmıştır.

Bunun sonucunda vergi mükellefleri tahakkuk eden vergilerini zamanında ödeyemez duruma düşmüşlerdir. Aynı şekilde SSK, Bağ-Kur ve tarım kesimi sosyal güvenlik kurumuna tabi işverenler ve sigortalılar da prim ödeme yükümlülüklerini aksatmak zorunda kalmışlardır.

Öte yandan, ekonomik sıkıntılardan dolayı ödeme zorluğu çeken söz konusu kesimler, fiskal ve parafiskal yükümlülüklerini yerine getirememekten dolayı aylık yüzde 12’ye, yıllık yüzde 144’e varan gecikme zammına maruz kalmışlardır. Böylece milyonlarla ifade edilebilecek vatandaşımız ağır bir vergi ve sigorta primi ve cezasından kaynaklanan borç yükü altına girmişler ve haciz uygulamaları sonucu ticarî faaliyetlerini idame ettiremez hale gelmişlerdir.

İşte, bu çarpık durumun giderilerek, vatandaşın devlete karşı ihtilaflı olmaktan çıkarılması, sosyal barışın temini ve bunlara tekrar ödeme kabiliyeti kazandırılarak, yükümlülüklerini yerine getirebilmeleri ve böylece ekonomik ve ticarî faaliyetlerini devam ettirebilmeleri imkânı sağlanmaktadır. Getirilen bu kolaylıklar sayesinde gerek vergi mükellefleri ve gerekse prim borcu olanlar, bir yandan birikmiş vergi ve sigorta primlerini taksitler halinde kolaylıkla ödeme imkânına kavuşacak, birikmiş gecikme zammı ve faizleri ile cezaların yüzde 80’inden kurtulmuş olacaklar; diğer yandan da, Hazine, birikmiş alacaklarını tahsil etme ve donmuş alacaklarını nakde dönüştürerek gelir elde etme imkânı sağlayacaktır.

Söz konusu önerge, bu amaçlara yöneliktir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

3 üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3.- Bu Kanun, yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
 
 

BAŞKAN – 3 üncü madde üzerinde, Doğru Yol Partisi Grubu adına Manisa Milletvekili Rıza Akçalı.

Sayın Rıza Akçalı, buyurun efendim. (DYP sıralarından alkışlar)
 

DYP GRUBU ADINA RIZA AKÇALI (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sabahın bu ilk ışıklarıyla beraber hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Milletvekillerimiz, bu saate kadar af yasasıyla ilgili konuştular, milletin kanaatlerini ifade etmeye gayret ettiler. Ben de, doğrudan doğruya millet ne diyor, size onlardan bir demet sunmak istiyorum. Elektronik posta yoluyla Meclisteki milletvekili arkadaşlarımızın hepsine gelen e-mailler var ve burada, vatandaşlar, aftan mağdur olanlar, aftan rahatsız olanlar düşüncelerini, kanaatlerini ifade ediyorlar. Bunlarla ilgili çok kısa birkaç tanesini sizlere sunmak istiyorum.

Orta Doğu Teknik Üniversitesinden bir grup öğretim üyesinin gönderdiği bir elektronik posta: “Allah bile kul hakkını affedemiyor. Hiç kimsenin, bana karşı işlenmiş bir suçu affetmeye hakkı olamaz. Devlet, sadece, kendisine karşı işlenmiş suçları affetmelidir. Bizler, yargılanmış ve hüküm giymiş insanların, cezalarını sonuna kadar çekmelerinin taraftarı insanlarız. Lütfen, sizler de bize yardımcı olunuz. Öğrenci aflarıyla kalitesiz işgücünü oluşturanların, imar aflarıyla da yaptıklarını geçen sene depremde, hep birlikte gördük. Bunların faturasını hep biz ödemedik mi? Polisimizin, jandarmamızın binbir güçlükle yakaladığı ve hatta, belki bizim huzurumuz uğruna, o esnada şehitler verdiği, hâkimimizin, yargıcımızın suçlu bulduğu ve dahi mahkûmken bile toplumun huzurunu bozmayı başarabilen bu canileri, ben, iyi bir vatandaş olarak büyüttüğümü düşündüğüm çocuklarımın yanında, oy verenler istiyor diye görmek istemiyorum. (DYP sıralarından alkışlar) Siz, değerli arkadaşlar, lütfen, bu kez, yine, katilleri, ırz düşmanlarını, aykırı insanları, tekrar aramıza salmalarına mani olun. Bu ülkenin her şeyine zaten inancını yitirmiş olan bizleri, adaletten de soğutmalarına karşı çıkın ve hâlâ, hür olduğuna inandığımız adaletten ellerini çekmelerini sağlayın. Uyuma Türkiye, ben uyuyamıyorum!” Evet, biz de uyuyamıyoruz. (DYP sıralarından alkışlar)

Yine, bir acılı anne “kızımın katilini kimse affedemez” başlığıyla bir başka e-mail göndermiş.

Yine, bir başka e-mailden “af yasası; bir kişi ‘af’ kelimesini telaffuz etti diye, cezaevlerinde yer kalmadı diye, cezaevlerinde tadilat yapılabilmesi için boşaltılması gerekir diye, mahkemelerde dosya sayısı milyonlara ulaştı, içinden çıkılamıyor diye, seçim yatırımı olsun diye, hele bazı kişilerin kayrılacağı kuşkularını toplayacak şekilde, çıkarılmamalıdır. Sonuçta, bir kez daha cezalandırılan, dürüst, namuslu ve mağdur olan bizler olacağız. Kendi oylarımızla seçtiğimiz siz milletvekillerimizin, dürüst yurttaşı ve toplum düzenini korumanızı, kargaşalık ve isyan yaratacak bu Af Yasasının bahsedildiği şekliyle kesinlikle geçmemesi için elinizden geleni yapmanızı istiyoruz –biz de bunu yapıyoruz- cezayı veren de devlet, affeden de devlet değildir. Devletimizin hukuk devleti olmasını istiyoruz. 

Saygılarımızla.” 

Daha pek çok var, bir tanesinden daha kısa bir metin okuyacağım: 

“Sonuç olarak, ülke gündemine yeniden getirilmekte olan af tasarısının hiç kimseye bir yararının olmayacağı, aksine, yurttaşların, devlete, yargıya ve adalete olan inancını zedeleyeceği, yurttaşlar arasında yeni kavgalara, öç alma eylemlerine neden olacağı ve bu şekilde toplumsal barışın daha çok zarar göreceği, yeni bir affın ileride de benzer af taleplerine zemin yaratacağı, aftan yararlanacak kişi sayısı ile söz konusu yasayla ilgisi bulunmayan toplumun diğer kesimlerinin sayısı kıyaslandığında, oluşacak toplumsal tepki nedeniyle af tasarısının siyasî partilere, seçim yönünden de, bir getirisinin olmayacağı hususları göz önüne alındığında, af tasarısının süratle ülke gündeminden uzaklaştırılması gerektiği açıktır. 

Af tasarısının yasalaşması halinde, yukarıda belirtilen sakıncalarının ve söz konusu tasarının vebalinin, söz konusu tasarıyı ülke gündemine getirenlerin ve yasalaşmasını sağlayanların üzerinde kalacağı şüphesizdir. 

Genel af tasarısıyla ilgili girişimlere destek olmayacağınızı umar, saygılar sunarım.” (DYP sıralarından alkışlar) 

Yine, Cumhuriyet Gazetesinde de yayımlanmış bir şiirin son üç satırını sizlere okumak istiyorum: 

“Gökten üç af düştü; 

Paylaştı yolsuzlar, soysuzlar, hırsızlar. 

Ülkem üzgün, herkesin yüreği sızlar” 

Değerli milletvekilleri, şimdi, bu katıksız, doğrudan doğruya Anadolu insanımızın kendi hissiyatları, düşünceleri ve Türkiye Büyük Millet Meclisine bakarak, ondan talep ettikleri, istedikleri.

Bunları, gecenin bu saatinde, daha doğrusu sabahın bu saatinde, bir kere daha vicdanlarımıza sorarak, bir kere daha, bu acılı insanların ne demek istediğini değerlendirerek, düşünerek, bir nefis muhasebesi yapmak gerekmez mi diye düşünüyorum.

Af yasasıyla ilgili kanun Meclisten çıktıktan sonra, Sayın Başbakan, gazetecilere verdiği beyanatta, cezaevlerindeki aşırı izdihamın da bu sayede önleneceğini ifade etmişti. Daha sonra, af yasası veto edildiğinde “hukuk, tamam; ama, sosyal durum da önemlidir” diye ifade etmişti. Aşağı yukarı 45 000 kişi civarında bu aftan faydalanacağını düşünsek, yakınlarını da 10’ar kişi olarak kabul etsek 450 000, hadi 20’şer kişi kabul ettik, 900 000... 60 milyonluk bir sosyal durumla, 900 000’lik bir sosyal durumun muhakemesinde, muhasebesinde, bu affın buradan çıkmaması lazım. Meclisin buradaki kanaatinin ve kararının, milletin vicdanıyla örtüşmesi lazım.

Bu arada, tabiî, af çıktıktan sonra, ne hikmetse, koro halinde “bu af, bizim affımız değil” şeklinde beyanlarla da karşılaştık. Hatta, işte, affın gerçek sahibi olan Rahşan Hanımın da, bir beyanatıyla, bir basın toplantısıyla “bu af, benim istediğim gibi bir af değil” şeklindeki beyanını da gördük.

Bunları okuyunca, bir sindirim probleminin tekrar nüksettiğini ben sandım, hissettim burada. Böyle bir sindirim rahatsızlığı olabilir, bu son derece de doğaldır. Bundan kurtulmanın yolu, tabiî, parti disiplini ve parti hegemonyası altında burada oy vermek mecburiyeti söz konusuysa, bu sindirim rahatsızlığı bahane edilerek, arkadaşlarımız, evlerine istirahata çekilebilirler. Hiç merak etmesinler, biz buradayız ve affın reddedilmesi konusunda arkadaşlarımızla birlikte oyumuzu kullanacağız. Bu rahatsızlık, bütün milleti de, sizler ve bizler adına memnun edecek bir rahatsızlık olur. Bunu bir kere daha düşünmenizi rica ediyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (DYP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim efendim.

Kura torbasını verir misiniz...

Sayın Turhan Güven...

TURHAN GÜVEN (İçel) – Benim yerime Sayın Kaya konuşacaklar.

BAŞKAN – Tekirdağ Milletvekili Sayın Nihan İlgün...

Nihan İlgün Bey yoklar.

Onun yerine başka bir tane daha çekiyorum: Amasya Milletvekili Sayın Ahmet İyimaya...

AHMET İYİMAYA (Amasya) – Benim yerime Sayın İlyas Yılmazyıldız konuşacaklar.

BAŞKAN – Peki.

Buyurun Sayın Kaya. (DYP sıralarından alkışlar)

SAFFET KAYA (Ardahan) – Sayın Başkanım, çok değerli milletvekili arkadaşlarım; bugünkü gündemimizde yaklaşık olarak 10 saattir süregelen af yasasıyla ilgili, Doğru Yol Partisi adına, tüm milletvekili arkadaşlarımızın özellikle vicdanına seslenerek, bu yasanın, gerçekten, Türkiye’nin sosyal barışına, toplumsal huzuruna çok büyük bir yara açacağını, buradan, hatip arkadaşlarımız gündeme getirdiler. Ben de, huzurunuzda bir kez daha, tüm değerli arkadaşlarımıza, buradan, halk adına, millet adına sesleniyorum, diyorum ki: Bu içinize sinmeyen, vicdanınıza sinmeyen bu yasayı, bugün, buradan lütfen çıkarmayın. İki yıldan beri süregelen ve iki Cumhurbaşkanımızın da sürekli olarak reddettiği, eşitlik ilkesine ters, hukuk normlarına ters olan bu yasanın, mutlak ve mutlak yeniden gözden geçirilmesi noktasında, Yüce Parlamentoya sevkinden halen daha ilham alamıyorsak, ülkeyi iyiye sürüklüyoruz diyebilmek mümkün değildir.

57 nci hükümete tekrar sesleniyorum, Sayın Başbakana sesleniyorum, Başbakan Yardımcılarına sesleniyorum, sayın bakanlara ve milletvekillerine sesleniyorum: Yanlış yoldan dönmek fazilettir, erdemdir; bu kararlılığı gösterin lütfen. (DYP sıralarından alkışlar) Bu kararlılık, toplumun bugün nabzını tutup, nefesini tuttuğu şu ortamda, şu saatlerde tüm milletvekillerinin vicdanlarına seslenerek buradan haykırıyorum: Yanlış yapıyorsunuz; yanlışınızdan dönmek, sizin erdeminiz olacaktır; ülkenin geleceği ve bekası için, mutlaka ve mutlaka vicdanî bir kararınız olacaktır. Bu kararınızı, bugün, gerçekten, tarihî oylama süresi içinde vermeniz en doğru bir usuldür.

Bugün, Rahşan Hanım, reddettiği bu Af Yasasına, hepimiz çok açık olarak gördük ki “bu yasa benim istediğim gibi çıkmadı, bu Af Yasası benim istediğim gibi değil” diyor ve yine liderlerimizden “bu yasayı biz tasvip etmedik, bu yasayı içimize sindiremiyoruz” diyorlar. Halen, daha, yine MHP’nin çok değerli hatiplerinden, burada, geçen, İçel milletvekilimizin hitap ettiği şekliyle, bu yasayı kabul etmiyoruz. Bu yasa, 1974 yılında ve geçmiş dönemde yaşandığı gibi, vatan hainlerinin affıdır.

Sayın Bakana da buradan sesleniyorum, Sayın Bakana da diyorum ki: Yarın, bu yasa, eğer Anayasa Mahkemesinde genişletilirse; yarın, bu yasa, eğer gerçekten teröristleri dışarıya salmak olursa.... Bugün cezaevlerinde iki şehit daha verdik ve oradaki vatandaşlarımız, hükümlülerimiz ve tutuklularımız öldü. Bunlardan ders alarak, halen daha bu yanlışımızı bertaraf etmenin yoluna gitmeyecek miyiz; bu tarihî sorumluluğu halen daha gözardı etmiş olacak mıyız diye, burada, huzurunuzda seslenmek istiyorum.

1974 yılında yapılan ve bugün vatan hainlerini gerçekten sokağa döken o yasa, Türkiye’yi ihtilallere götürmüştür. Türkiye’de kardeşin kardeşi vurmasına sebep olmuştur. Türkiye’yi kaosa sürüklemiştir. Halen daha 1974 yılında çıkarılan o aftan, bugünkü milletvekili arkadaşlarımızın vicdanları rahat mı acaba? 1974 yılında yaşanan bu olumsuz badireyi, ülke, çok büyük bir bedelle ödemedi mi? O bedeli, yine, Türkiye’nin gündemine ısıtarak getirmek, Türkiye’nin sosyal barışını, toplumsal barışını etkilemek acaba hangimizin vicdanıyla eşdeğer olacak?

Tüm milletvekili arkadaşlarımızın vicdanına sesleniyorum. Bakın, bu hükümet iki yıldan beri icraatlarında 204 tane yasa çıkardı. Çıkardığı 204 yasadan hiçbir tanesi –iddia ediyorum- kesinlikle bu ülkenin yararına olmamıştır. Acemi bir şoför olarak otobüsü bataklığa batırdınız ve sürekli olarak o otobüs o bataklıkta patinaj yaptıkça, ülkeyi de batırıyorsunuz, milleti de batırıyorsunuz.

İnat adına getirdiğiniz bu yasadan dönmeniz sizlerin vebalidir, tarihî vebalidir. Bu vebali, mutlaka ve mutlaka yerine getirmeniz, gerçekten, yarın, sizin, tarih nezdinde en ciddî vicdanî rahatlığınız olacaktır; ama, eğer, kamuoyunun istemediği, halkın istemediği ve halkın vicdanında derin yaralar açan bu af yasasını, vicdanlarınızla bağdaştırarak bugün kabul ederseniz, yarın, Türkiye’nin, gerçekten, büyük sıkıntılarla karşı karşıya geleceğini hepiniz çok iyi biliyorsunuz.

Bu mantıktan yola çıkarak, cezaevlerinden bugün yaşanan olaylarda... Biz, geçmiş dönemlerde cezaevlerine gönderdiğimiz hırsızları, teröristleri ıslah ettik de mi, o insanları affediyoruz; ıslak etmedik o insanları. Cezaevine gönderdiğimiz o insanlar teröristse, cezaevinde daha azılı terörist oldu; hırsızsa, daha çok hırsız oldu, profesyonel oldu ve o insanları 1974’te olduğu gibi sokağa saldığınız da...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Kaya, teşekkür edeceğinizi umut ediyorum efendim.

SAFFET KAYA (Devamla) – Sayın Başkan, tamamlayabilir miyim...

Bu yasanın, Yüce Parlamentodan çıkmamasını umuyor, Doğru Yol Partisi olarak bu yasaya ret oyu kullanacağımızı söylüyor; hepinize saygı sunuyorum. (DYP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim. Şahsınız adına aldınız sözü.

Şahsı adına Sayın Yılmazyıldız;buyurun.

İLYAS YILMAZYILDIZ (Balıkesir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Az önce, çok değerli bir konuşmacımız Sayın Akçalı, dedi ki “Türkiye uyumuyor, biz uyumuyoruz; siz de uyumayın.” Hakikaten, mağdur yakınları, mağdur aileleri uyumuyor, uykuları kaçmış; dolayısıyla, tekrar tekrar düşünmemiz gerekiyor bu yasa üzerinde. Ben az önce, Sayın Bakana sormak istemiştim, olabilir, siyasiler bir karar alır, kanun çıkarır, çıkardığı bu kanunun neticesinde de şunlar şunlar olur der... Nitekim, Sayın Bakanın, bu Af Yasasında polislerle ilgili bir konunun yer almaması için, istifa tehdidinde bulunduğu basında yer aldı; doğrudur yanlıştır, bilmiyorum, kendisi burada. Ben aynı şeyi sormak istiyorum, eğer bu Af Yasası Anayasa Mahkemesine gidip kapsamı genişletildiğinde, banka soyguncuları, hortumcular, tecavüzcüler, teröristler, ülkeyi yıkmaya çalışanlar, af kapsamına alındığı takdirde siyasî sorumluluğu alıp istifa edecek mi? (DYP sıralarından alkışlar)

Buraya çıkan hatipleri, soru soran milletvekillerini, millet adına kaygı duyan, milletin kaygılarını dile getiren hatipleri demagoji yapıyorsun gibi bir ifadeyle, bir Sayın Bakana hiç yakışmayacak bir ifadeyle itham etmesini de anlamak mümkün değil; ama, Sayın Bakan, ısrarla yaptığı hareketin, anayasa profesörü olduğu için, nereye gideceğini biliyor; bunu bildiği için de, bir türlü bu işin sorumluluğunu almak istemiyor. Eğer, öyle olmuş olsaydı “evet, bu yasa bunu kapsamaz, genişletilmez. Genişlerse, ben de istifa ediyorum; üstelik, siyasî hayattan da çekiliyorum” deyip, millete garantiyi vermesi lazımdı; ama, nerede o garanti?!. Nerede o yürek?!.(DYP sıralarından alkışlar)

Yine, söylüyorum, önerge verdik; tamam, bu Af Yasası çıkıyor, adil değil. Gösterdim, Balıkesir Belediye Başkanı Anavatan Partisinden seçilmiş, haciz gelmiş bütün mallarına.

MEHMET EMREHAN HALICI (Konya) – Balıkesir değil...

İLYAS YILMAZYILDIZ (Devamla) – Yine, bakıyoruz, belediye başkanı diyor ki: “Böbreğimi satacağım.” Yani, kendi belediye başkanınızı, böbreğini satmak mecburiyetinde bırakmışsınız.

Bakıyoruz, geçen yıl 60 000 esnaf, bu yıl ilk 10 ayda 50 000 esnaf kepenk kapatmış. Sayın Cumhurbaşkanının bu yılki Meclis açılış konuşmasında... Çiftçiler yüzde 25 reel kaybına uğramışlar. TÜSİAD diyor ki “kapatıyorum dükkânlarımı, bütün fabrikalarımı.” Nitekim, en son Sayın Bodur “Çanakkale Seramik Fabrikalarını 1 ay kapatıyorum, hiçbir şey satamıyorum” diyor.

İşte, bütün bunlara baktığımızda diyoruz ki, gelin, bu yasa kapsamıyla, hiç olmazsa çiftçilerin, esnafın aldığı kredilerin faizlerini affedelim; hiç olmazsa, belediyelerin aldığı borçları ve cezaları affedelim; hizmet edebilsinler.(DYP sıralarından alkışlar) Bunlar, sizin de belediye başkanlarınız; ama, ne yazık ki, maalesef, inadım inat, ille ben bunu böyle çıkaracağım.

HALİL ÇALIK (Kocaeli) – Bağırma...

TURHAN GÜVEN (İçel) – Uyandırıyor...

İLYAS YILMAZYILDIZ (Devamla) – Sayın Cumhurbaşkanı diyor ki, eğer, bu yasa, bu haliyle çıkarsa, devletin, temeli adalettir inancını yok edecek, toplum düzenini bozacak ve yurttaşların adalete olan güvenini sarsacaktır. Bunun hukuk bilgisine, adalet bilgisine güvendiğiniz için oy vermediniz mi; o halde, güvenerek oy verdiyseniz, şimdi dediğine niye itibar etmiyorsunuz?.. Niye; yoksa, bu toplumun huzurunu, güvenini sükûnunu bozmak mı istiyorsunuz? Yarın toplumda terör arttığı zaman, yarın soygunlar arttığı zaman, kime ne anlatacaksınız, nasıl anlatacaksınız?!

Değerli arkadaşlarım, bütün bunları... Eminim ki, pek çoğunuza telefonlar geliyordur, telefonlarına da, ısrarla, affın çıkmaması gerektiği konusunda mesajlar geliyordur. (MHP sıralarından gürültüler) Kapatırsanız, gelmez! Benim telefonlarım susmuyor. Neyse...

Bunun dışında, yine şu kadarını söylemek istiyorum. Televizyon programlarında, ısrarla, yine bu konular dile getirilmektedir. Gelin, bu affı reddedelim diyorum, hayırlı bir iş yapalım diyorum içerisinde bulunduğumuz mübarek aya uygun olarak.

Hepinize saygılar sunuyorum. (DYP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Soru kısmına geçiyoruz.

Sayın Enginyurt, buyurun.

CEMAL ENGİNYURT (Ordu) – Sayın Başkan, delaletinizle Sayın Bakanıma sormak istiyorum.

Muhalefet sözcüleri vicdanımıza seslendikçe, vicdanımızı dinlemek mecburiyetinde olduğumuzun farkına vardım ve hemen aklıma bir soru geldi, onu sormak istiyorum.

Köyden gelmediğim için, yani köylü olmadığım için, yalıda oturuyorum Boğazda. Yalı komşum, bir araziyi, hazine arazisini... (DYP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sorunuzu kesiyorum efendim... Sorunuzu kesiyorum Sayın Enginyurt.

Lütfen...

TURHAN GÜVEN (İçel) – Aynen Cemal’e yakışan bir soru!

BAŞKAN – Müsaade edin... Ben varım...

NURHAN TEKİNEL (Kastamonu) – Tam adamına göre bir soru!

BAŞKAN - Efendim, tamam... Kestim sorusunu...

Sayın Cezmi Polat, buyurun efendim.

CEZMİ POLAT (Erzurum) – Sayın Başkan, delaletinizle Sayın Bakana sormak istediğim sorularımı arz etmek istiyorum.

Terör akademisi haline dönüştürülen cezaevlerine yapılan operasyonlardan dolayı, başta hükümetimiz olmak üzere, zatıâlinizi tebrik ediyorum. Basın ve televizyonlardan öğrendiğimize göre, cezaevlerine silah, uyuşturucu ve cep telefonlarının infaz memurları tarafından sokulduğu veya menfaat karşılığı yaptıkları söylenmektedir; doğru mudur?

Bu personel, hangi iktidar döneminde göreve alınmıştır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Ben teşekkür ederim.

Sayın Bakan, buyurun efendim.

ADALET BAKANI HİKMET SAMİ TÜRK (Trabzon) – Görüşülmekte olan konuyla bu sorunun hiçbir ilgisi yoktur. Daha önce, cezaevlerinin durumu bir genel görüşme konusu olmuştu, bütün bunlar tartışılmıştı.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Soru kısmı da bitti efendim.

Önerge yok.

3 üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

4 üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE4. – Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – Madde üzerinde Doğru Yol Partisi Grubu adına Samsun Milletvekili Sayın Erdoğan Sezgin.

Buyurun. (DYP sıralarından alkışlar)

DYP GRUBU ADINA ERDOĞAN SEZGİN (Samsun) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; iyi sabahlar diliyorum ve yine, bu Mecliste affı konuşuyoruz. Yirmi ayı aşkın bir süreden beri Türkiye’de bir af serüveni yaşanmaktadır. Cezaevleri de dahil toplumun bütün katmanları bir gerilim içerisine girmiştir. Türkiye, sanki bir korku filmi, bir gerilim filmi seyreder hale gelmiştir. Siyasette bir ustalık vardır, gündem değiştirmek. Anladığımız ve gördüğümüz kadarıyla, görünen ve yaşanan olaylar bir gündem değişikliğinden ziyade, gerilimle, hırsla ve kinle bir yönetim tarzı sergilenmektedir. Bu gidiş, hiç kimsenin içine sinmeyen tehlikeli, kör bir gidiştir. Buna birkaç örnek vermek istiyorum.

Meclis, tatile girdiği zaman, memur kıyımı kanunu diye ifade edilen kanun hükmünde kararname getirdiniz. Cumhurbaşkanı tafsilatlı gerekçelerle reddetmesine rağmen, Sayın Başbakan, iki tane Sayın Başbakan Yardımcısı, Cumhurbaşkanının şahsına ve makamına söylemedik laf bırakmadılar; “burası Anayasa Mahkemesi Başkanlığı değil hâkim bey” vesaire. Hükümet ile Cumhurbaşkanı arasındaki gerilimin, bu affın geri çevrilmesiyle devam ettiğini üzülerek görmekteyiz.

Türkiye’nin önemli devlet kurumlarından biri olan Millî İstihbarat Teşkilatının Başkanına, devlet politikasını yönlendirecek şekilde talimat veriyorsunuz; bu kurum ile milletin arasını, daha önemlisi, gözbebeğimiz olan Silahlı Kuvvetlerin arasını açıyorsunuz. Bu, gerilim değil de, nedir?

Devletin bekası ve milletin huzuru için çıkardığınız kanun gücünde kararnameyi neden zamanında Meclise indirmiyorsunuz? Argümanlarınızı söylemek şartıyla, bu Meclis size hangi kanunda zorluk çıkardı? Neden, gözbebeğimiz olan Türk Silahlı Kuvvetlerini görüş belirtmek mecburiyetinde bırakıyorsunuz? Sizin bu politikalarınız yüzünden, Türkiye, artık, siyaseti arar hale geldi ve Türkiye’yi yüksek tansiyon hastası yaptınız.

Şimdi, bu af kanunu... Bir kere, Anayasanın 89 uncu maddesine göre, af yetkisi münhasıran Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiştir. Siz ne yaptınız; üç lider bir araya gelerek, bir metin üzerinde mutabık kalıp, parafe ettiğiniz metni Bakanlar Kuruluna imzalatarak, komisyonlara ve Meclis Genel Kuruluna indirdiniz. İşin bu şekli, gelişi bile, açıkça, Anayasa ihlalidir.

Şimdi, bu af kanunu komisyonlarda görüşüldü, bir virgülünü dahi değiştirmediniz. Şu anda, Meclis Genel Kurulunda görüşülüyor, yine aynı şey.. Bu Meclisi, bir siyasî heyet olarak ya kabul etmiyorsunuz ya da bu sıralarda oturanlar, kendilerini bir siyasî heyet olarak kabul etmiyorlar. Onun için Yüce Meclise sesleniyorum; bu kırmızı koltuklarda oturmanın bir mesuliyeti, bir vebali vardır. Bu koltuklar, demokrasilerde daimidir; ama, hiç kimse daimi değildir.

Ceza siyasetinde bir amaç vardır; o amaç, cezanın caydırıcı niteliğidir. İnfaz yasaları, ceza politikalarının sigortasıdır. Af çıkarabilirsiniz; ama, infaz sistemleriyle bu şekilde oynarsanız, devletin verdiği cezaların caydırıcılık vasfını elinizle heba etmiş olursunuz.

“Biz, cezaların on yıllık kısmını erteliyoruz” diyorsunuz. Bu, tamamen infazla ilgili husus olup, bir kere uygulanmaktadır. Bir kere uygulanan yasalara af yasası denilir. O nedenle bu yasa, örtülü af yasası niteliğindedir.

İnfaz hukukunda eşitlik vardır. Bu kanun, herkese eşit olarak uygulanır. Bu yasanın neresinde eşitlik?!

Bir önceki yasada af kapsamına aldığınız bazı maddeleri, bu en son getirdiğiniz yasada af kapsamı dışına çıkardınız. Türkiye’nin, iki ayda bu kadar kabulünde, konjonktüründe hangi değişiklikler oldu?

Sayın Cumhurbaşkanı, bu konuyu açık ve net bir şekilde ifade etmiştir, biz de çok kez ifade ettik; ama, siz ne diyorsunuz; Cumhurbaşkanının bu gerekçelerine, biz asla katılmayız ve hatta ikinci kez veto hakkı olmadığı için ve bundan kurtulmak için, kanunun virgülüne dokunmadan yine geçiriyorsunuz. İşte, bunun vebali, yalnız koalisyon partilerinin liderleri ve hükümete ait değil; siyasî heyet olan Türkiye Büyük Millet Meclisinin de vebali olacaktır. 

Diliyorum ve istiyorum ki, çıkardığınız bu af yasasının akıbeti 1974’te çıkarılan Sayın Ecevit’in affı gibi herkese şamil, üstü kapalı bir af olmasın ve bundan sonra bir hukuk reformu, bir değişim ve dönüşüm olmadan Türkiye bir daha bunları yaşamasın. 

Evet, bu af yasasıyla eşitlik sağlanmıştır. 1974 affı, Sayın Ecevit’in affı olarak anılır. 2000 yılının şu son günlerinde çıkarılan bu af yasası da, Sayın Bayan Ecevit’in affı olacak ve böylece, eşitlik, aile içerisinde sağlanmış olacaktır. 

Bu Yüce Parlamento huzurunda af kanununun teknik, hukukî, anayasal kurumlarıyla ne şekilde özdeşleştiğini değerli arkadaşlarım ifade ettiler, bunların hepsine katılıyorum. Türkiye’de, eğer, bu Türkiye Büyük Millet Meclisi gelen yasaların virgülüne dokunmadan bu şekilde geçirirse...

Bu, aynen şuna benziyor: IMF’nin ekonomik programı bir paket olarak önümüze geldi, sayın hükümet, bunu, bu konuya hiçbir katkısı olmadan harfiyen uygulamaya devam etmektedir. Bizim esas korkumuz, bu ekonomik paketin arkasından bir siyasî paketin geleceğiydi ve nitekim Türkiye’nin korktuğu da başına gelmiştir. Nice toplantısıyla her şey açıklığa kavuşmuştur. Daha dün bu kürsülerde, en kısa zamanda Avrupa Birliği nağmeleri söyleyen, nutuklar atanlar ve bu siyasî paketle birlikte kaybolup gitmişlerdir.

SEDAT ÇEVİK (Ankara) – Sayın Başkan, maddeyle ne alakası var bunların?! Demin soruyu kesmiştiniz...

ERDOĞAN SEZGİN (Devamla) - Onun için, paket programlara sakın ola ki inanmayın; iradenizi kullanın, aklınızı kullanın.

Bu yasanın hayırlara vesile olacağına sureti katiyede inanmıyorum; ama, temennim, devlete, millete, herkese hayırlı olsun.

Yüce Heyeti saygıyla selamlıyorum. (DYP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim efendim.

4 üncü madde üzerinde kişisel söz talebi?.. Yok.

4 üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir efendim.

HASAN EKİNCİ (Artvin) - Sayın Başkan, biraz da bu tarafa bak.

BAŞKAN – Hep gözüm sizde zaten. Başka bir yere bakmıyorum ki! Ben bakıyorum efendim, hiç korkmayın; hiç korkmayın Sayın Bakanım. Kimin uyuduğunu da gördüm, kim uyumuyor ona da baktım.

İçtüzüğün 86 ncı maddesine göre, aleyhte, Erzincan Milletvekili Sebahattin Karakelle.

Buyurun Sayın Karakelle. (DYP sıralarından alkışlar)

SEBAHATTİN KARAKELLE (Erzincan) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kamu vicdanında, kader mahkûmlarını affetme adı altında, canileri affetme yasa tasarısı olarak değerlendirilen af yasa tasarısının aleyhinde olmak üzere, söz almış bulunuyorum. Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyor, mimarı, Sayın Başbakanın eşlerinin olduğu af yasa tasarısına geçmeden, birçok ilkin sahibi olan hükümetten biraz söz etmek istiyorum.

Sayın Cumhurbaşkanımızın, hemen hemen bütün ilkleri, devletin halk nezdindeki itibarını yükseltirken, 57 nci hükümetin bütün ilkleri de, devletle milleti karşı karşıya getirmiştir.

Cumhuriyet tarihinde, ilk defa, hapishanelerden, basın yoluyla işlenen suçlar adı altında PKK’lılar salıverilerek, onların yerine, Atatürk’ün “milletin efendisi köylüdür” dediği çiftçileri mahkûm ettiniz.

Cumhuriyet tarihinde, ilk defa, bir sayın başbakanın eşleri, hükümete af talimatı veriyor; alınan talimat üzerine hazırlanan af yasa tasarısı, iki farklı cumhurbaşkanından sayfalar dolusu gerekçelerle veto ediliyor. Hükümet, Anayasaya uymak yerine, cumhurun başkanı olan Sayın Cumhurbaşkanımızla da âdeta restleşerek, Meclisin de gücünü kullanıp, Anayasa ile hukukun üstünlüğünü de çiğneyerek, ben yaptım oldu, ben ne dersem o olur mantığıyla, af yasa tasarısını, yangından mal kaçırırcasına, virgülüne dahi dokunmadan, vicdanlara da dinamit koyarak, gecenin karanlığından istifade ederek çıkarmaya çalışıyor.

MEHMET EMREHAN HALICI (Konya) – Sabah oldu, sabah!..

SEBAHATTİN KARAKELLE (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biz, bu milletin gözüyüz, gönlüyüz. Bu milletin aleyhine kararlar almak gibi bir lüksümüz olamaz. Ben, sizlerin vicdanlarınıza sesleniyorum; virgülüne dahi dokunma hakkınız olmayan bu affa evet demeye mahkûm değilsiniz; yoksa, bu süreçte, çok kullanıldığı gibi, kader mahkûmu durumuna düşersiniz.

Değerli arkadaşlar, evlat acısı çekmeyenler, şehit analarının feryadını anlayamazlar. Onlar, bakkaldan ekmek almak veya okula gitmek için yola çıkan ve sapık canilerce tecavüz edilerek vahşice öldürülen 9 yaşındaki Hüseyin Akbaş’ın, 14 yaşındaki Hatice Başar’ın anne ve babalarının feryadını da anlayamazlar. Onlar, Türkiye’yi ağlatan Yıldız hemşirenin, kucağında askeri ölen komutanın da feryadından anlamazlar. (DYP sıralarından alkışlar) Sayın Ecevitler, bunu, hep böyle yaparlar. 1974’te kader mahkûmlarından ziyade, bütün vatan hainlerini, ihanet çetelerini serbest bıraktılar. Bugün de, aynı film yine gösterimde. (DSP sıralarından gürültüler, DYP sıralarından “Dinle, dinle” sesleri) Tarih tekerrür ediyor. 1974 affına imza atanlar, iki adım ötesini göremediler...

MEHMET EMREHAN HALICI (Konya) – Amacımızı kimse bozamayacak...

BAŞKAN – Sayın Karakelle...

SEBAHATTİN KARAKELLE (Devamla) – Eli silahlı binlerce katili, yasadışı örgüt militanlarını sokağa salıverdiler.

BAŞKAN – Sayın Karakelle... Sayın Karakelle...

SEBAHATTİN KARAKELLE (Devamla) – Sonra, şehirlerde kurtarılmış bölgeler ilan edildi. (DSP sıralarından gürültüler)

Direklere, yasadışı örgütlerin orak-çekiçli bayrakları asıldı. Kimdi bunları yapanlar; afla cezaevinden çıkarılanlardı. 1974 affı, sonuçta 12 Eylülü getirmiştir. Şimdi, oy verdiğiniz affın neleri doğuracağını biliyor musunuz? İki adım ötesini görüyor musunuz?

İşte, 1974 affından hemen sonra Sayın Başbakanın hali; 16 Mayıs 1974 tarihli Milliyet Gazetesinde, Hasan Pulur “Olaylar ve İnsanlar” köşesinde, elleri çenesinde kara kara düşünen Sayın Başbakanın büyük fotoğrafını koymuş, altına da şunu yazmış:

MEHMET EMREHAN HALICI (Manisa) – Kendini bitiriyorsun, kendini...

BAŞKAN – Sayın Karakelle...

SEBAHATTİN KARAKELLE (Devamla) – “Alçaklara kar yağıyor üşümedin mi/ Sen bu işin sonunu düşünmedin mi?”

HASAN GÜLAY (Manisa) – Saygılı ol...

SEBAHATTİN KARAKELLE (Devamla) – Bugün de, 30 000 insanımızın katili Apo ve onun yandaşları affediliyor.(DSP sıralarından gürültüler)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Karakelle...

SEBAHATTİN KARAKELLE (Devamla) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; millet iradesini, hukukun üstünlüğünü, insan haklarını, Anayasamızı hiçe sayan, kamu vicdanını yaralayan bu af yasa tasarısını, gelin mimarına geri gönderelim. (DSP sıralarından gürültüler)

MEHMET EMREHAN HALICI (Konya) – Başkan, sözünü kesin bunun...

BAŞKAN – Efendim, müsaade edin, toparlıyor, bitiyor.

SEBAHATTİN KARAKELLE (Devamla) – Gelin, bu sefer, müjdeyi biz verelim; ama, farklı bir anaya, şehit analarına, mağdur analarına müjdeyi verelim.

Üstad Sezai Karakoç Hocamdan bir esintiyle...

BAŞKAN – Sayın Karakelle...

SEBAHATTİN KARAKELLE (Devamla) – ... bir kez daha vicdanlarınıza seslenmek istiyorum:

Siz sanıyorsunuz ki, Doğru Yol Partisi sussa mesele kalmayacak. Halbuki, biz sussak...

MEHMET EMREHAN HALICI (Konya) – Kendini bitiriyorsun, yeter...

BAŞKAN – Siz bir Divan üyesisiniz, sözünüzü kesmek istemiyorum. Toparlayın bitirin lütfen. Rica ederim... Beni çok müşkül duruma sokuyorsunuz.

SEBAHATTİN KARAKELLE (Devamla) – ... tarih susmayacak. Tarih sussa; tarih sussa, hakikat susmayacak. Siz sanıyorsunuz ki, bizden kurtulsanız, mesele kalmayacak.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Karakelle, lütfen... İstirham ediyorum efendim...

SEBAHATTİN KARAKELLE (Devamla) - Halbuki, bizden kurtulsanız, vicdan azabından kurtulamayacaksınız; vicdan azabından kurtulsanız, şehit analarının ahından kurtulamayacaksınız; şehit analarının ahından kurtulsanız, tarihin azabından kurtulamayacaksanız; tarihin azabından kurtulsanız, Allah’ın gazabından kurtulamayacaksınız.

Bu af yasa tasarısına ret oyu vereceğimi açıklıyor; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (DYP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim efendim.

Lehinde, İzmir Milletvekili Sayın Hayri Diri; buyurun. (DSP sıralarından alkışlar)

HAYRİ DİRİ (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Ne yazık ki, bugün, burada, altı saati aşkın bir süreden beri, bazı konuşmacılar, eşitlik ilkesi üzerine, Anayasa Mahkemesinin bazı kararlarını yok farz ederek, eksik beyanlarla, yanlış sözlerle, şehit kanları üzerine demagoji yapmışlar, mağdurların acılarını, siyasî istikrarları yüzünden, ağızlarında sakız yapmışlardır, duygu sömürüsü yapmışlardır. (DYP sıralarından sıra kapaklarına vurmalar, gürültüler; DSP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Efendim, lütfen... Sayın milletvekilleri...

HAYRİ DİRİ (Devamla) – Biz, yedi saat dinledik, siz de dinleyeceksiniz efendim, saygılı olacaksınız. (DYP sıralarından “Sen saygılı ol” sesleri)

BAŞKAN – Efendim, lütfen...

HAYRİ DİRİ (Devamla) – Değerli milletvekilleri, sürekli, bir iki örnek üzerinde duruluyor; onbinlerce, pişmanlık duyan kader mahkûmu gözardı ediliyor. Anayasa Mahkemesinin işlerine gelen kararları, işlerine geldiği gibi yorumlanıyor. 125 inci madde hakkında Anayasa Mahkemesinin 1991 yılında çıkan bir yasayla ilgili verdiği net bir karar var. Niçin bunu görmüyorsunuz?

ALİ RIZA GÖNÜL (Aydın) – Biz görüyoruz... Biz görüyoruz...

HAYRİ DİRİ (Devamla) - Yoksa, Anayasa Mahkemesi üyeleri sizden daha az mı vatansever? Asla, böyle bir şey olamaz.

TURHAN GÜVEN (İçel) – Karıştırma... 125 inci maddeyi nereden çıkardın?

HAYRİ DİRİ (Devamla) – Değerli milletvekilleri, hepimiz, mağdurlarımızın ve yakınlarının duygularını biliyoruz ve saygıyla karşılıyoruz. Ancak, gerçek dışı iddialarla kamuoyunu yanıltmak ve bu yasadan yararlanarak özgürlüklerine kavuşacak, yaptıklarından pişman olmuş...(DYP sıralarından gürültüler)

İLYAS YILMAZYILDIZ (Balıkesir) –Bırak demogoji yapmayı, burada demogoji yapıyorsun...

BAŞKAN – Lütfen efendim, hatibin sözünü lütfen kesmeyin efendim.

İLYAS YILMAZYILDIZ (Balıkesir) – Katilleri affediyorsunuz, hırsızları affediyorsunuz.

BAŞKAN – Sayın Yılmazyıldız lütfen efendim.

HAYRİ DİRİ (Devam) – Ancak, gerçekdışı iddialarla kamuoyunu yanıltmak ve bu yasadan yararlanarak özgürlüklerine kavuşacak, yaptıklarından pişman olmuş, onbinlerce kader mahkûmunu cani olarak göstermek gayretine bir anlam veremiyoruz. Bu şekilde davranarak pişman olmuş bu insanları, daha özgürlüklerine kavuşmadan dışlarsanız, kamuoyunu bu yönde etkilerseniz, ön yargılı bir toplum yaratmış olursunuz... (DYP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Lütfen efendim.

HAYRİ DİRİ (Devam) –Bu takdirde onları yeniden kazanmamız çok daha zor olur.

BAŞKAN – Bırakın efendim, hatip konuşsun...(DYP sıralarından gürültüler)

MUSTAFA KEMAL AYKURT (Denizli) – Devletin arabalarını yakıyorlar. Utan.

MUSTAFA GÜL (Isparta) – Böyle insan olmaz . Otur yerine...

BAŞKAN – Lütfen efendim... Sayın Gül, lütfen efendim.

HAYRİ DİRİ (Devamla) – Böyle bir durumda sizler kaybedersiniz, zaten her zaman kaybetmeye alışkınsınız; ama, toplum da kaybeder, o mahkûmlar da kaybeder. (DYP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Lütfen o pankartı indirim... Lütfen...

HAYRİ DİRİ (Devamla) – Değerli milletvekilleri,...

RAMAZAN GÜL (Isparta) – Terbiyesiz herif, otur yerine.

HARYİ DİRİ (Devamla) – Biz yedi saat dinledik, siz de dinleyin... (DYP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Lütfen efendim... Bir dakika efendim.

FETULLAH GÜLTEPE (Van) – Sayın Başkan, burası sokak değil, atın dışarı bunları, burasını sokak zannediyorlar.

BAŞKAN – Sayın Gültepe oturun... oturun lütfen...

HAYRİ DİRİ (Devamla) – Ben buraya milletin oyuyla geldim, kimse beni dışarı atamaz.

BAŞKAN – Oturun lütfen... Oturun lütfen dedim size...

Nerede sizin idare âmiriniz.

Sayın Gültepe, lütfen dedim.

Sayın hatip devam edin lütfen.

HAYRİ DİRİ (Devamla) – Değerli milletvekilleri, bugün toplumumuzun, sizler ve bizler yasa koyucunun önünde iki büyük... (DYP sıralarından gürültüler)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HAYRİ DİRİ (Devamla) –Toplumumuz huzur beklerken... (DYP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Lütfen efendim...

RAMAZAN GÜL (Isparta) – Katilleri affedemezsiniz.

HAYRİ DİRİ (Devamla) – ... Ama, işlediği suç nedeniyle...

BAŞKAN – Sayın Gül...

RAMAZAN GÜL (Isparta)- Onları affediyorsunuz.

BAŞKAN- Sayın Gül, lütfen... Sabahın seyrinde yakışmıyor size. Lütfen... (DYP sıralarından gürültüler)

RAMAZAN GÜL (Isparta)- 20 yaşındaki şehitlerin...

BAŞKAN- Lütfen efendim... Sayın Gül... (DSP sıralarından gürültüler) Siz de susar mısınız efendim. Lütfen...

HAYRİ DİRİ (Devamla)- Değerli milletvekilleri, bugün toplumumuz ve yasa koyucunun önünde iki büyük görev vardır. Toplumumuz, şartla salıverilen, yalnızca özgürlüklerine ve yuvalarına kavuşan; ama, işlediği suç nedeniyle, ceza süresinin dolması, bir de üzerine üç yılı daha, iyi halli geçirinceye kadar bazı haklarından mahrum kalan bu kişilerin ıslahına yardımcı olmak ve topluma kazandırmak için elinden geleni yapmalıdır. (DYP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN- Lütfen dedim.

NURHAN TEKİNEL (Kastamonu)- Kaç dakika konuşacak bu Sayın Başkan?

BAŞKAN- Sayın Karakelle’ye kaç dakika verdiysem, o kadar verdim.

NURHAN TEKİNEL (Kastamonu)- Ver... Ver...

HAYRİ DİRİ (Devamla)- Bunun için, bu kişilere kucak açmalı, kucak açmasını bilmeyenler ise, en azından farklı gözle bakmamalı, önyargılı davranmamalıdır.

NURHAN TEKİNEL (Kastamonu)- Konuşsun... Konuşsun... Konuştukça batıyorsunuz. Konuşsun...

BAŞKAN- Sayın Karakelle’ye kaç dakika verdiysem o kadar, arkadaşım.

NURHAN TEKİNEL (Kastamonu)- Olur... Olur... Konuşsun.

HAYRİ DİRİ (Devamla)- Hükümetimiz ve yasa koyucularımız ise, derhal, yıllarca haklı eleştirilere maruz kalan Türk Ceza Kanununu eleştirerek, çağdaş bir ceza yasası haline getirmeli, suç ve ceza arasındaki dengeyi sağlamalıdır.

NURHAN TEKİNEL (Kastamonu)- Ne kadar çok konuşursa, o kadar iyi olur.

HAYRİ DİRİ (Devamla)- Aynı şekilde, cezaların infazı hakkındaki yasa da, yeniden yapılandırılmalı, suçluları ıslah ve topluma kazandırma yönünde gerçekçi hükümler getirilmelidir.

BAŞKAN- Sayın Diri, oyunuzun rengini açıklar mısınız artık. Lütfen...

HAYRİ DİRİ (Devamla)- Türk halkı, merhametli olmasıyla tanınır.

NURHAN TEKİNEL (Kastamonu)- Uçurma!.. Uçurma!..

HAYRİ DİRİ (Devamla)- Halkımız, merhameti ve sağduyusu sayesinde, bu onbinlerce yurttaşımızı ailesine kavuşturmakla kalmayacak, onları topluma yeniden kazandıracaktır.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (DSP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN- Teşekkür ediyorum.

MUSTAFA GÜL (Elazığ)- Sayın Başkan, müsaade eder misiniz?

BAŞKAN- Sayın Mustafa Gül, lütfen...

MUSTAFA GÜL (Elazığ)- Sayın Başkan...

NURHAN TEKİNEL (Kastamonu)- Yeni âdet mi bu?

BAŞKAN- Lütfen efendim... Sayın Gül, lütfen...

Efendim, görüşülmekte olan 567 sıra sayılı kanun tasarısının tümünün oylamasının gizli oylamayla yapılmasına dair bir talep vardır. Bu talebi işleme koyamayacağımı maddelere geçerken ifade etmiştim, aynı gerekçeyle önergeyi işleme koymuyorum efendim.

Sayın milletvekilleri, tasarının tümünün oylamasının açık oylama şeklinde yapılması için bir önerge vardır; önergeyi okuyup önerge sahiplerinin salonda olup olmadıklarını tespit edeceğim.

Türkiye Büyük Millet meclisi Başkanlığına

567 sıra sayısıyla görüşülmekte olan kanun tasarısının tümünün oylamasının açık oylamayla yapılması talep olunur.

Saygılarımızla.

Turhan Güven?.. Burada.

Zeki Ertugay?.. Burada

Hacı Filiz?.. Burada.

Ali Rıza Gönül?.. Burada.

Mehmet Gözlükaya?.. Burada.

Bekir Aksoy?.. Burada.

Erdoğan Sezgin?.. Burada.

Mehmet Sadri Yıldırım?.. Burada.

Nurettin Atik?.. Burada.

Ramazan Gül?.. Burada.

Necati Yöndar?.. Burada.

Sebahattin Karakelle?.. Burada.

Nevzat Ercan?.. Burada.

Saffet Arıkan Bedük?.. Burada.

Nihan İlgün?.. Burada.

Murat Akın?.. Burada.

Mustafa Eren?.. Burada.

Kamer Genç?.. Burada.

Mehmet Gölhan?.. Burada.

Mehmet Salim Ensarioğlu?.. Burada.

Mehmet Ali Yavuz?.. Burada.

Açık oylamanın şekli hakkında Genel Kurulun kararını alacağım.

Açık oylamanın elektronik cihazla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul.edilmiştir; oylama elektronik cihazla yapılacaktır.

Oylama için 2 dakikalık süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

ALİ RIZA GÖNÜL (Aydın) – Sayın Başkan...  Şu ana kadar, milletin sesi olarak, Af Yasasına karşı millet için mücadele ettik; buna inanıyoruz; ama, iktidar ve iktidar partisi grupları, bizim bu haklı, milletin bu haklı sözlerine itibar etmedi. Vebal kendilerinindir, sorumluluk kendilerinindir. (DSP sıralarından sıra kapaklarına vurmalar, gürültüler; DYP milletvekilleri Genel Kurul salonunu terk etti) (DSP sıralarından alkışlar[!])

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri... Lütfen... Sayın milletvekilleri, görüşülmekte olan 567 sıra sayılı tasarının tümünün açıkoylamasına 369 milletvekili katılmış, 282 kabul, 85 ret, 2 çekinser oy kullanılmıştır; böylece, tasarı kanunlaşmıştır.

 

Önceki sayfa

KAYNAK: TBMM İNTERNET SİTESİ
(21 ARALIK 2000)
Geri
sayfa başı
Geldiğiniz sayfaya dönüş