Cumhurbaşkanlığı Basın Merkezi'nden yapılan açıklama
şöyle:
Türkiye Büyük Millet Meclisi'nce 08.12.2000 tarihinde kabul edilen,
4610 sayılı "23 Nisan 1999 Tarihine Kadar İşlenen Suçlardan Dolayı Şartla
Salıvermeye, Dava ve Cezaların Ertelenmesine Dair Kanun" Cumhurbaşkanı
Ahmet Necdet Sezer tarafından incelenerek, Anayasa'nın 104. maddesi gereğince
bir kez daha görüşülmek üzere Türkiye Büyük Meclisi Başkanlığı'na gönderilmiştir.
Söz konusu Yasa'nın Türkiye Büyük Meclisi Başkanlığı'na gönderilme gerekçeleri
aşağıda sunulmaktadır:
"1- Yasa'nın 1. maddesinin 1. fıkrası, 23 Nisan 1999 gününe kadar
işlenen suçlar nedeniyle verilen ölüm cezalarının yerine getirilmeyeceğine
ilişkindir. Aynı maddenin 2. fıkrasında, duraksamaya yol açacak, çelişkili
ve karmaşık bir düzenleme öngörülmektedir. Bu fıkranın birinci bendinde,
müebbet ağır hapis cezasına hükümlü olanların çekmeleri gereken toplam
cezalarından, şahsi hürriyeti bağlayıcı cezaya mahkum edilenlerin toplam
hükümlülük süresinden, bir defaya mahsus, on yıl indirileceği belirtilmektedir.
Aynı fıkranın ikinci bendinde, yapılan on yıllık indirimden sonra, ceza
süresi ya da hükümlülük süresi dolmuş olanların, iyi halli olup olmadıklarına
bakılmaksızın, derhal; tabi oldukları infaz hükümlerine göre çekmeleri
gereken toplam cezaları on yıldan fazla olanların ise, fazla olan cezalarını
çektikten sonra şartla salıverilecekleri kurala bağlanmıştır.
'Tabi oldukları infaz hükümlerine göre çekmeleri gereken toplam cezalardan'
söylemiyle, on yıllık indirim hesaba katılmadan şartla salıvermeden yararlanmak
için çekilmesi gerekli ceza süresinin amaçlandığı anlaşılmaktadır. Buna
göre, hükümlünün on yıllık ceza indiriminden başka, süresi dolduğunda,
ayrıca şartla salıvermeden de yararlanacağı, dolayısıyla on yıllık indirim
süresinin koşulsuz bir af niteliğinde olduğu sonucuna varılmaktadır. Ancak,
bu sonuç, on yıllık indirimle hükümlülük süresi dolmuş olanların şartsız
salıverilmeleri yerine şartla salıverilmelerinin öngörülmüş olmasıyla bağdaşmamaktadır.
Yasa'nın 1. maddesinin 4. fıkrasında, üst sınırı on yılı geçmeyen şahsi
hürriyeti bağlayıcı cezaları gerektiren suçlardan dolayı hakkında hazırlık
ya da son soruşturma açılmış ya da hüküm verilip de kesinleşmemiş sanıkların
davalarının açılmasının ya da kesin hükme bağlanmasının erteleneceği öngörülmüştür.
Yukarıda açıklanan duruma göre, Yasa'da üçlü bir sistem oluşturulduğu
anlaşılmaktadır:
(a) Hükümlülük sürelerinden on yıllık indirim yapılmasına karşın, çekmeleri
gereken cezalar on yıldan fazla olanlar, on yıllık indirimden yararlanacakları
gibi, çekilmesi gerekli ceza süresini tamamladıklarında, şartla salıvermeden
de yararlanacaklardır.
(b) On yıllık indirim yapıldıktan sonra hükümlülük süresi dolanlar,
maddeye göre hükümlülük süreleri dolmasına karşın şartla salıverme rejimine
tabi kılınacaktır.
(c) Cezanın üst sınırı on yılı geçmeyen bir suç nedeniyle haklarında
soruşturma başlatılanlar için de, dava açılması ya da davanın kesin hükme
bağlanması ertelenecektir.
İlk iki sistemde çekilmesi gerekli ceza süresinin kısaltılması, üçüncü
sistemde cezanın hiç çekilmemesi amaçlanmakla birlikte, bu sonuca, ilkinde,
afla; ikincisinde, ceza indirimi sonucu şartla salıvermeden yararlanmak
için çekilmesi gerekli ceza süresinde indirim yapılmasıyla; üçüncüsünde,
davaların ertelenmesine olanak sağlanarak ulaşılmak istenilmiştir.
2- 3713 sayılı Terörle Mücadele Yasası'nın, 08.04.1991 gününe
kadar işlenen suçların failleri açısından şartla salıvermeden yararlanabilmek
için çekilmesi gerekli ceza süresi konusunda suç türüne göre farklı düzenlemeler
öngörülmüş olması, Anayasa MahkemesiÕnce iptal nedeni sayılmıştır.
Anayasa Mahkemesi'nin 19.07.1991 günlü, E.1991/22, K.1991/15 sayılı
ve 19.09.2000 günlü, E.1999/39, K.2000/23 sayılı kararlarında şu değerlendirmeler
yapılmıştır:
Suçlu topluma uyum zorlukları gösteren ve uyumsuzluğunu suç işlemekle
açığa vuran kimsedir. Cezanın caydırıcılığı ve suçlunun toplumla uyum sağlayabilmesi,
başka bir deyişle topluma yeniden kazandırılması, ceza politikasının temel
ilkesini oluşturur. Toplumun suça verdiği önem ve suçun ağırlığı, cezanın
farklılaştırılmasına ya da ağırlaştırılmasına esas olur. Bu husus, devletin
cezalandırma politikasına uygun olarak yasakoyucunun bu konudaki değerlendirmesine
ve takdirine göre belirlenir.
Yasakoyucu kuşkusuz, Anayasa'nın ve ceza hukukunun temel ilkelerine
bağlı kalmak koşuluyla cezalandırmada güdülen amacı da gözeterek hangi
eylemlerin suç sayılacağını ve bunlara verilecek cezanın türü ve süresi
ile artırım ve indirim nedenlerini saptayabileceği gibi, kimi suçları işleyenler
için 'şartla salıverme' ve 'erteleme' adı altında düzenlemeler de öngörebilir.
Şartla salıverme, cezanın çektirilmesinin kişiselleştirilmesi, başka
bir deyişle cezaevindeki tutum ve davranışlarıyla toplama uyum sağlayabileceği
izlenimini veren hükümlünün ödüllendirilmesidir.
Şartla salıverme infaz hukuku ile ilgili bir kavramdır.Cezanın infazı,
işlenen suçun türüne bağlı olmaksızın, suçlunun topluma uyum sağlamasını
ve topluma yeniden kazandırılmasını amaçlar.
Bu amacın gerçekleştirilmesi, suça bağlı olmadan ayrı bir programın
uygulanmasını gerektirir. Tüm çabalar, suçlunun uyumsuzluğuna neden olan
psikolojik, çevresel, sosyal ve kişisel etkenlerin belirli bir infaz programı
içinde giderilerek, suça yeniden yönelmesini önlemektir. Bu program, suça
göre değil, suçlunun infaz süresince gösterdiği davranışlarına ve gözlenen
iyi durumuna göre düzenlenecektir. Bu da infazın, mahkumların işledikleri
suçlara göre bir ayırıma gidilmeden, aynı esaslara ve belirli bir programa
göre yapılmasını ve sonuçlarının gözlenmesini gerektirir. Aynı süre ceza
alan iki hükümlüden birinin, sırf suçunun türü nedeniyle daha uzun ceza
çektikten sonra şartla salıverilmesi, cezaların farklı çektirilmesi sonucunu
doğurmakta ve bu iki mahkum arasında eşitsizliğe neden olmaktadır.
Böylece, infaz süresince eşit ve aynı durumda bulunan mahkumlar arasında
ayırım yapılması, Anayasa'nın, hukuk devleti ve yasa önünde eşitlik ilkelerine
uygun düşmemektedir.
Aynı gerekçelerin bu Yasa yönünden de geçerli olması söz konusudur.
Anayasa'nın 87. maddesinde, 14. maddedeki eylemlerden dolayı hüküm giyenler
ayrık olmak üzere, genel ve özel af ilanına karar vermek yetkisinin Türkiye
Büyük Millet Meclisi'ne ilişkin olduğu belirtilmiştir. Affın kapsamını
belirlemek, kimi suçları işleyenleri aftan yararlandırırken, kimilerini
ayrık tutmak ya da daha az yararlandırmak yasa koyucunun takdirine bırakılmıştır.
Ancak, bu yetki kullanılırken, Cumhuriyetin nitelikleri arasında sayılan
'toplumun huzuru', 'adalet anlayışı' ve 'hukuk devleti' kavramlarının ve
herkesin yasalar önünde eşit olup, kimseye ayrıcalık tanınamayacağı ilkesinin
gözden uzak tutulmaması, affın, adil ve dengeli sonuçlar vermesine, suçtan
zarar görenlerin olabildiğince incitilmemesine ve yapılan düzenlemenin
Anayasa'ya uygun olmasına özen gösterilmesi gerekmektedir.
Buna karşın, Yasa'nın, aşağıdaki hukuka aykırı ve çelişkili kuralları
kapsadığı görülmektedir:
a- Yasa'nın 1. maddesinin 5. fıkrasının (a) bendinde, Anayasa'nın 14.
maddesi kapsamında olması nedeniyle affedilmeyecek suç niteliğinde olan
Türk Ceza Yasası'nın 125-157, 161, 162, 168, 171 ve 172. maddeleri ayrık
tutulmuştur.
Ancak, 3713 sayılı Terörle Mücadele Yasası'nın, Cumhuriyet'in niteliklerini,
siyasal, sosyal ve ekonomik düzeninin değiştirmeyi, Devlet'in ülkesi ve
ulusuyla bölünmez bütünlüğünü bozmayı amaçlayan örgütleri kuranların, yönetenlerin
ve Devlet'in ülkesi ve ulusuyla bölünmez bütünlüğünü bozmayı hedef alan
propaganda yapanların cezalandırılmasını öngören kuralları ayrıklık kapsamına
alınmamıştır.
b- Yasa'daki önemli bir çelişki, eylemlerin ağırlığı nedeniyle kamu
düzenini bozup, kamu vicdanını incitici nitelikte olan ve karşılığında
idam cezası öngörülen Türk Ceza Yasası'nın 450. maddesi; müebbet ağır hapis
cezası öngörülen 374, 382, 439, 449 ve 499. maddeleri; 24-30 yıl ağır hapis
cezası öngörülen 448, 451, 452, 468, 470,471, 497. maddelerinin yasa kapsamına
alınmasına karşılık, Türk Ceza YasasıÕnın, birinci fıkrasında yedi günden
altı aya, ikinci fıkrasında altı aydan iki yıla kadar hapis cezası, üçüncü
fıkrasında yalnızca para yaptırımı öngörülen tehdit suçuna ilişkin 191.;
ilk fıkrasında iki aydan altı aya kadar, ikinci fıkrasında bir yıldan üç
yıla kadar hapis cezası öngörülen firara ilişkin 298. maddeleri gibi kısa
süreli hürriyeti bağlayıcı yaptırım öngören Türk Ceza Yasası'nın çok sayıda
kuralı kapsam dışında bırakılmıştır.
c- Yasa'daki bir başka çelişki, benzer nitelikte suçları birlikte kapsam
dışında tutması ya da kapsam içine alması gerekirken, farklı uygulamalar
öngörülmüş olmasıdır.
Türk Ceza Yasası'nın, ırza geçme ya da ırza tesaddi eylemleri nedeniyle
mağdurun ölümüne sebebiyet veren faile müebbet ağır hapis cezası öngörülen
418. maddesi kapsam dışında bırakılırken, kaçırılan kimsenin ölümüne neden
olanlar için müebbet ağır hapis cezası yaptırımı öngörülen 439. maddeye
aykırı davrananların, Yasa'dan yararlanmaları sağlanmıştır.
Yine, Türk Ceza Yasası'nın 240. maddesi kapsam dışında olduğu için memuriyet
görevini kötüye kullananlar aftan yararlanamayacak; buna karşılık, nüfuz
ve tesir altında karar veren yargıçlar, 233. madde kapsamı içinde olduğu
için Yasa'dan yararlanabileceklerdir.
Yasa'da, buna benzer çelişkiler içeren pek çok örnek vardır.
3- Yasa'nın 1. maddesinin 4. bendinde, üst sınırı on yılı geçmeyen
cezaları gerektiren suçlarda, dava açılması ve kesin hükme bağlanması ertelenmekte;
ancak, ilgililere istemeleri durumunda, yargılanmalarının sürdürülüp aklanmaları
olanağı tanınmamaktadır.
4- Yasa'nın 1. maddesinin 4. fıkrasının birinci bendinde, davanın
açılması ve kesin hükme bağlanmasının erteleneceği; ikinci bendinde de,
yeniden başka bir suç işlenmesi durumunda erteleme konusu suç için dava
açılacağı ya da daha önce açılmış bulunan davanın sürdürüleceği belirtilmiştir.
Kapsamdaki tüm suçlar yönünden Yasa'da öngörülen 'davanın ertelenmesi'
kavramı hukukumuza ilk kez getirilmektedir. Ancak, Yasa'da, 'davanın ertelenmesi'nin
koşulları belirlenmemiş, diğer yasa kurallarıyla uyumu gözetilmemiştir.
Bu nedenle düzenleme, uygulamada farklılıklar ve eşitsizlikler yaratabilecektir.
Bu da yargıya büyük yük getirecek ve adalete duyulan güvenin yıpranmasına
neden olacaktır.
Ayrıca, 'davanın ertelenmesi', Yasa'nın diğer düzenlemeleri ile de uyum
içinde bulunmamaktadır. Gerçekten, Yasa'nın 1. maddesinin 2. fıkrasında,
hükümlülük süresi toplamından 10 yıl indirim yapılması öngörülürken, 4.
fıkrasında, bir kişi hakkında, suçlama ile ilgili maddelerdeki ceza süreleri
toplamına bir sınırlama getirilmeden açılan davaların tümünün ertelenmesi
olanağı yaratılmaktadır. Böylece kural, davası erken biten ve hükmü kesinleşen
aleyhine sonuç doğuracaktır.
5- Yasa'nın 1. maddesinin 9. fıkrasında, haklarında yakalama,
tutuklama ya da mahkumiyet kararı bulunup da firar halinde olanların madde
hükmünden yararlanmaları bir ay içinde 'resmi mercilere başvurup teslim
olma' koşuluna bağlanmıştır.
Bu kural, Türk Ceza Yasası'nın 229. maddesi uyarınca yalnızca sorgusunun
yapılması için hakkında gıyabi tutuklama kararı verilen ve bu durumdan
haberi olmaması nedeniyle altı aylık mahkumiyeti bulunan ve belki de beraat
edebilecek kişinin, bir ay içinde başvurmadığı için Yasa'dan yararlanamamasına
neden olacaktır.
6- Yasa'nın 1. maddesinin 6. fıkrasında, daha önce şartla salıverme
hükümlerinden yararlandığı halde yeniden suç işleyerek hüküm giyenler ile
daha önce çıkarılmış bir aftan yararlananların, madde hükümlerinden yararlanamayacakları
belirtilmiştir.
Geçmişte birkaç günlük cezayı gerektiren bir suçtan dolayı şartla salıverme
ya da af hükümlerinden yararlananların, bu Yasa hükümlerinden yararlanamamaları
hukuka uygun düşmemektedir.
Ayrıca, iyi halli olmamaları nedeniyle şartla sarılvermeden yararlanamayanlar
Yasa kapsamına girerken bu kuralla, iyi halli olmaları nedeniyle şartla
salıverilenler YasaÕdan yararlanamamaktadır. Olumsuzluğun ödüllendirildiği
bir haksızlık ortaya çıkmaktadır
7- Yasa'nın 1. maddesinin 5. fıkrasının (a) ve (b) bentlerinde,
Türk Ceza Yasası ile Askeri Ceza Yasası'nda öngörülen suçlardan kapsam
dışında bırakılanlar belirtilmiştir.
Yasa'nın 1. maddesinin 5. fıkrasının (a) bendinde,Türk Ceza Yasası'nın
240. maddesinde düzenlenen görevi kötüye kullanma suçu kapsam dışında bırakılmıştır.
Ne var ki, görevi savsaklama ya da görevi kötüye kullanma suçunu askeri
suç durumuna getiren Askeri Ceza Yasası'nın 144. maddesi, YasaÕnın 1. maddesinin
5. fıkrasının (b) bendinde, Askeri Ceza Yasası ile ilgili kapsam dışı bırakılan
maddeler arasında sayılmadığından, askeri yargıya bağlı kişelerin işledikleri
görevi kötüye kullanma suçu kapsama alınmış olmaktadır.
Türk Ceza Yasası'nın 456. maddesinde düzenlenen 'müessir fiil' ve 452.
maddesinde düzenlenen 'kastı aşan adam öldürme' suçları 4610 sayılı Yasa
kapsamına alınmıştır.
Buna koşut olarak, Askeri Ceza Yasası'nın 117. maddesinde düzenlenen
'kasta müessir fiil' suçu Yasa kapsamına alınmıştır. Ancak, Türk Ceza Yasası'nın
'müessir fiilin' nitelikli durumlarını düzenleyen 456. maddesinin 2 ve
3. fıkraları ile Askeri Ceza Yasası'nın 'kastı aşan adam öldürmeyi' düzenleyen
118. maddeleri kapsam dışı bırakılmıştır.
8- Yasa'da kapsam dışında bırakılanlar yönünden nasıl bir ölçüt
kullanıldığı ya da değerlendirme yapıldığı saptanamamıştır. Yapılan incelemede,
ceza süresi, hukuksal yarar, ihlal edilen değer ve konu yönünden bir sıralama
ya da tercih ölçütüne rastlanılamamıştır. Böylece, Yasa'da hukuk devleti
ve eşitlik ilkesine aykırı düzenlemelere yer verilmiştir.
Ayrıca, yasakoyucunun suç türünden, suçlunun kişiliğinden ayrı, kesinleşmiş
hükümden önceki evreye dönük suça ve suçluya göre uygulanma öngörmesi şartla
salıverme ve erteleme kavramlarının hukuksal nitelikleri ile bağdaşmamaktadır.
Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında Yasa, Anayasa'nın eşitlik ilkesine,
hukuka, adalete, toplum huzurunu sağlamaya yönelik değildir ve toplum vicdanını
incitecek içeriktedir. Cezaevlerinin mevcudunun azaltılması gibi hukuksal
değerden yoksun düşüncelerle af yetkisinin kullanılması, toplumda adalete
ve yasalara duyulan güveni azaltır.
Böyle bir yasanın yayımlanması 'Devletin temeli adalettir' inancını
yok edecek, toplum düzenini bozacak ve yurttaşların adalete olan güvenini
sarsacaktır.
Bu nedenle, 4610 sayılı Yasa yayımlanmayarak, Anayasa'nın 104. maddesi
gereğince Türkiye Büyük Millet MeclisiÕnce bir kez daha görüşülmek üzere
ekte geri gönderilmiştir."
|