|
Sezer'in
605 sayılı KHK'yi iadesi...
Memurların
meslekten ihracına ilişkin yeni düzenlemeler getiren 605 sayılı Kanun Hükmünde
Kararname (KHK) taslağının Cumhurbaşkanlığı'nda incelemesi sürerken, 31
Temmuz 2000 tarihinde Başbakanlık'tan ikinci bir açıklama yapıldı.
Bu
açıklama şöyle:
BAŞBAKANLIK BASIN MERKEZİNDEN
BİLDİRİLMİŞTİR.
Bazı basın organlarında,
yıkıcı ve bölücü faaliyetler ile Cumhuriyetin temel niteliklerine aykırı
faaliyetleri belirlenen memurlar ve diğer kamu görevlilerinin memuriyetten
ya da meslekten çıkarılmalarını öngören düzenlemelerin Kanun Hükmünde Kararnamelerle
(KHK) yapılamayacağı şeklinde görüşler ifade edilmesi nedeniyle kamuoyunun
doğru bilgilendirilmesi için aşağıdaki açıklamaların yapılması gerekli
görülmüştür.
Anayasanın 91 nci maddesinin
ilk fıkrasında "Türkiye Büyük Millet Meclisi, Bakanlar Kuruluna kanun
hükmünde kararname çıkarma yetkisi verebilir. Ancak sıkıyönetim ve Olağanüstü
haller saklı kalmak üzere, Anayasanın ikinci kısmının birinci ve ikinci
bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleri ile dördüncü
bölümünde yer alan siyasi haklar ve ödevler kanun hükmünde kararnamelerle
düzenlenemez" denilmektedir.
Anayasanın “Temel Haklar
ve Ödevler” başlıklı ikinci kısmının "Genel Hükümler" başlıklı
birinci bölümünde 12-16 ncı maddeler, "Kişinin Hakları ve Ödevleri"
başlıklı ikinci bölümünde 17-40 ncı maddeler ve "Siyasi Haklar ve ödevler"
başlıklı dördüncü bölümünde de 66-74 ncü maddeler yer almaktadır.
Oysa KHK ile düzenlenen konular
Anayasamızın “Cumhuriyetin Temel Organları" başlıklı Üçüncü Kısmının
"Yürütme"
başlıklı ikinci bölümünde "Kamu hizmeti görevlileriyle ilgili hükümleri"ni
düzenleyen 128 ,129, maddeleri ile 139 ve 140 ncı maddelerinde yer almaktadır.
Dolayısıyla, kamu görevlilerinin
disiplin hükümleri Anayasamızın 91 nci maddesine göre kanun hükmünde kararnamelerle
düzenlenemeyecek konular arasında yer almamaktadır ve kanun hükmünde kararnamelerle
düzenlenebilir.
Diğer taraftan, bugüne kadar
çeşitli Yetki Kanunlarına dayanılarak çıkarılan KHK’lerle ilgili uygulamalar
da bu yönde olmuştur. Örneğin, 1984, 1989, 1991 ve 1993 yıllarında çıkarılmış
bulunan 4 ayrı KHK’de memurlar ve diğer kamu görevlilerinin memuriyetten
veya meslekten çıkarılmalarına ilişkin düzenlemeler de yer almıştır.
1. Bu konudaki ilk düzenleme
1984 yılında çıkarılan 243 sayılı KHK’nin 26 ncı maddesi ile 657 sayılı
Devlet Memurları Kanununun "Disiplin Amiri ve Disiplin Cezaları"
başlıklı 125 nci maddesinin "Devlet Memurluğundan Çıkarma" başlıklı
(E) bendinde yer ajan ve Devlet Memurluğundan çıkarma cezasını gerektiren
11 fiilden birisini oluşturan (d) fıkrasında yapılan değişikliktir. Bu
değişiklikle "10 gün kesintisiz veya” ibaresi kaldırılarak, özürsüz
olarak göreve gelmeyen memurların memuriyetten çıkarılmaları kolaylaştırılmıştır.
Hazırlanmış olan KHK tasarısının 2 nci maddesi ile aynı Kanunun ayni maddesinin,
aynı bendinin bir başka fıkrasında düzenleme yapılarak "Yıkıcı veya
bölücü veya Cumhuriyetin niteliklerinden herhangi birisini değiştirmeye
veya ortadan kaldırmaya yönelik veya bu yasaklara aykırı faaliyetlerde
bulunmak" fiili Devlet memurluğundan çıkarılmayı gerektiren fiillere
eklenmektedir. Dolayısıyla hazırlanan KHT tasarısının 2 nci maddesi ile
1984 yılında çıkarılmış bulunan 243 sayılı KHK'nin 26 ncı maddesi aynı
kanunun aynı maddesinin, aynı bendinin iki ayrı fıkrasında düzenleme yapmaktadır.
2. Bu konudaki ikinci düzenleme,
1989 yılında çıkarılan 360 sayılı KHK’nin 4 ncü maddesi ile, 2802 Sayılı
Hakimler ve Savcılar Kanununun "Disiplin Cezaları, Görevden Uzaklaştırma"
başlıklı Altıncı Kısmının "Disiplin Cezaları" başlıklı Birinci Bölümünde
yer alan "Disiplin Cezaları" başlıklı 62 nci maddesinin Meslekten
Çıkarma Cezasına ilişkin son fıkrasında değişiklik yapılmış olmasıdır.
Hazırlanan KHK tasarısının
3 ncü maddesi ile, 2802 Sayılı Hakimler ve Savcılar Kanununun "Disiplin
Cezaları Görevden Uzaklaştırma" başlıklı Altıncı Kısmının "Disiplin
Cezaları" başlıklı Birinci Bölümünde yer alan bir başka maddesi olan
"Meslekten
Çıkarma Cezası" başlıklı 69 maddesinin son fıkrasında düzenleme yapılmaktadır.
Yapılan değişiklikle, meslekten çıkarma cezası verilmesi gerektiren haller
arasına yıkıcı veya bölücü faaliyetlerle Cumhuriyetin temel niteliklerine
aykırı faaliyetlerde bulunulması hali de eklenmiştir.
3.Yapılan üçüncü düzenleme,
1991 yılında çıkarılan 446 sayılı KHK'nin 2 nci maddesiyle 3466 Sayılı
Uzman Jandarma Kanununun "Özlük İşlemleri" başlıklı Üçüncü Bölümünde
yer alan "İlişik Kesme" başlıklı 16 ncı maddesinin (c) fıkrasının
"Askeri
Ceza Kanununun üçüncü bap beşinci faslında yer alan askeri itaat ve inkiyadı
bozan suçlardan herhangi birinden 6 aydan fazla şahsi hürriyeti bağlayıcı
cezaya mahkum olanlar" şeklinde değiştirilmesi suretiyle, bu durumda
olanların Jandarma Genel Komutanının onayı ile ilişiğinin kesilmesini öngören
düzenlemedir.
4.Yapılan dördüncü düzenleme
ise, 1993 yılında çıkarılan 499 sayılı KHK’nin 2 nci maddesiyle 926 Sayılı
Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununun 14 ncü maddesinde subaylığa
engel hali görülenlerin silahlı kuvvetlerinden ilişkilerinin kesilmesine
ilişkin koşullarda değişiklik yapılmasıdır.
Görülüyor ki, 1984,
1989, 1991 ve 1993 yıllarında çıkarılmış bulunan 4 ayrı KHK ile personel
kanunlarının memuriyetten veya meslekten çıkarma, ya da ilişik kesme gibi
kamu görevlerini sona erdiren disiplin hükümlerinde çeşitli düzenlemeler
yapılmış bulunmaktadır.
Öte yandan, Anayasa Mahkemesinin
1987 yılında hakim ve savcıların özlük haklarında KHK ile düzenleme yapılamayacağını
öngören bir iptal başvurusunu;
"Mahkemelerin bağımsızlığı
ile hakimlik ve savcılık teminatı açısından getirilen esaslarla hakim ve
savcılara tanınan hakların neler olduğu Anayasanın 138,139 ve 140 ncı maddelerinde
duraksamaya yer bırakmayacak bir açıklıkla belirtilmiştir. Bunların Anayasanın
ikinci kısmının birinci, ikinci ve dördüncü bölümlerinde yer alan ve kanun
hükmünde kararnamelerle düzenlenemeyeceği Anayasanın 91 nci maddesinde
açıklanan haklarla hiçbir ilgisi bulunmamaktadır." gerekçesi ile reddetmiş
olduğunu belirtmekte yarar vardır.
Sonuç olarak T.C. Anayasası
ve 4588 sayılı Yetki Kanunu uyarınca Anayasa Mahkemesinin belirtilen kararı
ve geçmiş dönem KHK uygulamaları da dikkate alınarak hazırlanan KHK tasarısının
anayasaya aykırılığından söz edilmemesi gerekir.
Basın kuruluşlarına saygı
ile duyurulur.
(8
AĞUSTOS 2000)
  |